2010-12-28 - 15:34
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, İstanbul
Başakşehir'deki izinsiz gösteride cemevine yönelik saldırıyı değerlendirdi.
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,
iktidarın, elindeki kolluk gücünü en küçük muhalefet karşısında bile kullanmaktan
geri durmadığını ileri sürdü.
Demirtaş, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, İstanbul
Başakşehir'deki izinsiz gösteride cemevine yönelik saldırıyı değerlendirdi.
Saldırıyı kınadıklarını belirten Demirtaş, bu saldırının partileri ile
irtibatlandırılmasını hakaret saydıklarını ifade etti.
Sorumluların en kısa sürede ortaya çıkarılmasını isteyen Demirtaş,
''Oraya yapılan saldırı, Maraş'ta, Çorum'da Sivas'ta Gazi Mahallesi'nde oynanan
oyunların bir kez daha sahneye konulması girişimidir'' dedi.
Demirtaş, DİSK'in düzenlediği bir etkinlikte Genel Başkan Süleyman Çelebi
ve yöneticilerine yönelik sert müdahaleyi de kınadıklarını söyledi. Selahattin
Demirtaş, iktidarın, elindeki kolluk gücünü, kendisine yönelik en küçük
muhalefete dahi kullanmaktan geri durmadığını savundu.
Slikozis hastalarının sorunlarına da değinen Demirtaş, bu konuda kanun
teklifleri hazırladıklarını, araştırma önergeleri sunduklarını, ancak hükümetin
herhangi olumlu bir adım atmadığını ileri sürdü. Demirtaş, söz konusu kişilerin,
çalıştıkları işten dolayı malul olmalarına rağmen emeklilik taleplerinin kabul
edimlediğini söyledi.
Sinema ve dizi setlerinde çalışan işçilerinin mağduriyetlerinin de çözüme
kavuşturulmadığını belirten Demirtaş, 90 dakikaya varan dizilerin çekimleri için
set işçilerinin günde 18 saat çalışmak zorunda kaldıklarını ifade etti.
Bütçenin, siyasal planların ekonomik göstergesi olduğunu belirten
Demirtaş, buna göre değerlendirildiğinde, AK Parti'nin 2011 yılında tek bir
demokratik projesi olmadığını öne sürdü.
Demirtaş, bölgeler arası ekonomik dengesizliğin, ''bölge içi
dengesizliklere hatta mahalleler arası dengesizliklere'' kadar ilerlediğini ifade
etti. İstanbul'u örnek veren Demirtaş, ''Bağcılar'da oturup hayatı boyunca boğazı
görmeyen insanlarımız var ama Şişli'de bir çorap için servet ödeyecek
vatandaşlarımız da var'' dedi.
Yoksulluğun çok fazla derinleştiğini, insanların eğitim harcamalarına
ancak gelirlerinin yüzde 1'ini ayırabildiğini, sınıf mevcudu 90'a varan okullar
olduğunu belirten Demirtaş, ''Bu şartlarda iki dilde eğitim olsa ne olur beş
dilde eğitim olsa ne olur?'' diye konuştu.
Zenginlerin her yıl daha da zenginleştiğini ve ekonomik özerkliklerini
ilan ettiklerini ifade eden Demirtaş, şöyle devam etti:
''Halk, 'yoksul ve zengin' diye bölünmüş zaten. Buna ses çıkaran da yok.
Sermaye kesimi özerkliğini ilan etmiş, onlara karşı neden kıyamet
koparmıyorsunuz? Asıl ülkenin bölünmesi budur işte.
Tarım ve hayvancılık sektörünü Başbakan anlata anlata bitiremiyor.
Kendileri 'çiftçinin evine misafir oluyormuş da muhalefet misafir olmadığı için
bilmiyormuş.' Ben söyleyeyim, bugünlerde çiftçinin evine misafir olan bir tek
kişi var, o da icra memuru. Başka misafir yok.''
Türkiye'de her bir bölgenin kendi yerel kaynaklarını, merkezi hükümetin
koordinesinde kullanarak ekonomik sorunlarını çözebileceğini iddia eden Demirtaş,
bu nedenle demokratik özerklik projesinin işsizliğe de çare olabileceğini öne
sürdü.
Yerinden yönetim modelinin Türkiye'nin geciktirebileceği bir öneri
olmadığını ileri süren Demirtaş, şöyle devam etti:
''72 milyonluk Türkiye, sadece Başbakan'ın iki dudağının arasından
yönetilemez. Artık herkes yönetime katılmak istiyor. Özerkliğe karşı çıkanlara
soruyorum, acaba hayatınız boyunca oy vermek dışında bir kez bile yönetime
katıldınız mı?
Biz sorun çözülsün istiyoruz ama hükümetin böyle bir derdi yok. Peki
Kürtler ne yapacak, taş atmak, slogan atmak yasak, pankart açmak yasak, yürüyüş
yapmak, yumurta atmak, dağa çıkmak yasak, siyaset yasak gazete, kitap basmak
yasak. Biri de çıksın ne yapacağımız söylesin o halde.
Sayın Başbakan sanatçılarla, sporcularla, yazarlarla, rektörlerle açılım
için toplantılar yaptı. İşin asıl muhatabı, sorunu yaşayanın geliştirdiği çözüm
önerileri 'çirkin tezgah ve provokasyon' olarak değerlendiriliyor. İsmi Kürt
sorunu, Kürdün kendisi öneri yapıyor, buna provokasyon diyorsun. Böyle bir
anlayışla nasıl çözülecek bu sorun. Bir ülkenin Başbakanı, alacağı oyu ülkesinden
daha değerli görebilir mi? Ben iddia ediyorum, ben bu ülke canımı veririm, sen
neyini verirsin Sayın Başbakan?
'Demokratik süreci baltaladınız' deniyor. Ben merak ediyorum, nasıl bir
süreç yürüyordu ki baltalaşım olduk? Ortada proje ya da süreç yok ki
baltalansın.''
Demirtaş, Genelkurmay Başkanlığının partilerine yönelik olarak bildiri
yayımladığında hükümetin ses çıkarmadığını savunarak ''İddia ediyorum,
Genelkurmay bildirisi, hükümetin bilgisi ve onayı dahilinde yapılmıştır. Eline
geçirdiği vesayeti bile muhaliflerine karşı kullanan bir hükümet anlayışı var''
dedi.
Selahattin Demirtaş, 1993 yılında yayımlanan ''İkinci Cumhuriyet
Tartışmaları' adlı bir kitapta, Erdoğan ile yapılmış bir röportaja yer
verildiğini belirterek, Erdoğan'ın bu röportajda, ''Kürtlerin ayrı yaşaması
istemesi halinde, Osmanlı eyaletler sistemi benzeri bir şey yapılabileceğini''
söylediğini iddia etti.
Demirtaş, ''Kimse çıkıp sana tezgahçı, provokatör, bölücü dememiş,
demişse de yanlış yapmış. Çözüm önerisi sunmuşsunuz. Tabii o gün Başbakan
değildi. Bugün Başbakan. Bu değişti yalnızca. Yoksa Kürtler aynı Kürtler, Türkiye
aynı Türkiye. Değişen, 'Recep Tayyip Erdoğan' başına 'Başbakan' sıfatı geldi''
diye konuştu.
Seçim barajının antidemokratik olduğunu ancak Başbakan Erdoğan'ın, seçim
barajını kendilerinin getirmediğini söylediğini belirten Demirtaş, ''(Biz
getirmedik, biz kaldırmayız) diye bir anlayış olur mu? O zaman önümüzdeki
seçimlerde Kenan Evren'i getirin Başbakan yapın o kaldırsın seçim barajını, çünkü
o koydu barajı'' dedi.
Hükümetin özelleştirme politikasını da eleştiren Demirtaş, Erdoğan'ın,
''Ben bu ülkede ameliyata izin vermem'' dediğini anımsatarak, ''Ülkenin çeyreğini
satmışsın zaten. Parayla satmışsın. Ameliyat budur işte. Sen ameliyatı yapmışsın,
üstelik organları satmışsın'' diye konuştu.
(15.34)
iktidarın, elindeki kolluk gücünü en küçük muhalefet karşısında bile kullanmaktan
geri durmadığını ileri sürdü.
Demirtaş, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, İstanbul
Başakşehir'deki izinsiz gösteride cemevine yönelik saldırıyı değerlendirdi.
Saldırıyı kınadıklarını belirten Demirtaş, bu saldırının partileri ile
irtibatlandırılmasını hakaret saydıklarını ifade etti.
Sorumluların en kısa sürede ortaya çıkarılmasını isteyen Demirtaş,
''Oraya yapılan saldırı, Maraş'ta, Çorum'da Sivas'ta Gazi Mahallesi'nde oynanan
oyunların bir kez daha sahneye konulması girişimidir'' dedi.
Demirtaş, DİSK'in düzenlediği bir etkinlikte Genel Başkan Süleyman Çelebi
ve yöneticilerine yönelik sert müdahaleyi de kınadıklarını söyledi. Selahattin
Demirtaş, iktidarın, elindeki kolluk gücünü, kendisine yönelik en küçük
muhalefete dahi kullanmaktan geri durmadığını savundu.
Slikozis hastalarının sorunlarına da değinen Demirtaş, bu konuda kanun
teklifleri hazırladıklarını, araştırma önergeleri sunduklarını, ancak hükümetin
herhangi olumlu bir adım atmadığını ileri sürdü. Demirtaş, söz konusu kişilerin,
çalıştıkları işten dolayı malul olmalarına rağmen emeklilik taleplerinin kabul
edimlediğini söyledi.
Sinema ve dizi setlerinde çalışan işçilerinin mağduriyetlerinin de çözüme
kavuşturulmadığını belirten Demirtaş, 90 dakikaya varan dizilerin çekimleri için
set işçilerinin günde 18 saat çalışmak zorunda kaldıklarını ifade etti.
Bütçenin, siyasal planların ekonomik göstergesi olduğunu belirten
Demirtaş, buna göre değerlendirildiğinde, AK Parti'nin 2011 yılında tek bir
demokratik projesi olmadığını öne sürdü.
Demirtaş, bölgeler arası ekonomik dengesizliğin, ''bölge içi
dengesizliklere hatta mahalleler arası dengesizliklere'' kadar ilerlediğini ifade
etti. İstanbul'u örnek veren Demirtaş, ''Bağcılar'da oturup hayatı boyunca boğazı
görmeyen insanlarımız var ama Şişli'de bir çorap için servet ödeyecek
vatandaşlarımız da var'' dedi.
Yoksulluğun çok fazla derinleştiğini, insanların eğitim harcamalarına
ancak gelirlerinin yüzde 1'ini ayırabildiğini, sınıf mevcudu 90'a varan okullar
olduğunu belirten Demirtaş, ''Bu şartlarda iki dilde eğitim olsa ne olur beş
dilde eğitim olsa ne olur?'' diye konuştu.
Zenginlerin her yıl daha da zenginleştiğini ve ekonomik özerkliklerini
ilan ettiklerini ifade eden Demirtaş, şöyle devam etti:
''Halk, 'yoksul ve zengin' diye bölünmüş zaten. Buna ses çıkaran da yok.
Sermaye kesimi özerkliğini ilan etmiş, onlara karşı neden kıyamet
koparmıyorsunuz? Asıl ülkenin bölünmesi budur işte.
Tarım ve hayvancılık sektörünü Başbakan anlata anlata bitiremiyor.
Kendileri 'çiftçinin evine misafir oluyormuş da muhalefet misafir olmadığı için
bilmiyormuş.' Ben söyleyeyim, bugünlerde çiftçinin evine misafir olan bir tek
kişi var, o da icra memuru. Başka misafir yok.''
Türkiye'de her bir bölgenin kendi yerel kaynaklarını, merkezi hükümetin
koordinesinde kullanarak ekonomik sorunlarını çözebileceğini iddia eden Demirtaş,
bu nedenle demokratik özerklik projesinin işsizliğe de çare olabileceğini öne
sürdü.
Yerinden yönetim modelinin Türkiye'nin geciktirebileceği bir öneri
olmadığını ileri süren Demirtaş, şöyle devam etti:
''72 milyonluk Türkiye, sadece Başbakan'ın iki dudağının arasından
yönetilemez. Artık herkes yönetime katılmak istiyor. Özerkliğe karşı çıkanlara
soruyorum, acaba hayatınız boyunca oy vermek dışında bir kez bile yönetime
katıldınız mı?
Biz sorun çözülsün istiyoruz ama hükümetin böyle bir derdi yok. Peki
Kürtler ne yapacak, taş atmak, slogan atmak yasak, pankart açmak yasak, yürüyüş
yapmak, yumurta atmak, dağa çıkmak yasak, siyaset yasak gazete, kitap basmak
yasak. Biri de çıksın ne yapacağımız söylesin o halde.
Sayın Başbakan sanatçılarla, sporcularla, yazarlarla, rektörlerle açılım
için toplantılar yaptı. İşin asıl muhatabı, sorunu yaşayanın geliştirdiği çözüm
önerileri 'çirkin tezgah ve provokasyon' olarak değerlendiriliyor. İsmi Kürt
sorunu, Kürdün kendisi öneri yapıyor, buna provokasyon diyorsun. Böyle bir
anlayışla nasıl çözülecek bu sorun. Bir ülkenin Başbakanı, alacağı oyu ülkesinden
daha değerli görebilir mi? Ben iddia ediyorum, ben bu ülke canımı veririm, sen
neyini verirsin Sayın Başbakan?
'Demokratik süreci baltaladınız' deniyor. Ben merak ediyorum, nasıl bir
süreç yürüyordu ki baltalaşım olduk? Ortada proje ya da süreç yok ki
baltalansın.''
Demirtaş, Genelkurmay Başkanlığının partilerine yönelik olarak bildiri
yayımladığında hükümetin ses çıkarmadığını savunarak ''İddia ediyorum,
Genelkurmay bildirisi, hükümetin bilgisi ve onayı dahilinde yapılmıştır. Eline
geçirdiği vesayeti bile muhaliflerine karşı kullanan bir hükümet anlayışı var''
dedi.
Selahattin Demirtaş, 1993 yılında yayımlanan ''İkinci Cumhuriyet
Tartışmaları' adlı bir kitapta, Erdoğan ile yapılmış bir röportaja yer
verildiğini belirterek, Erdoğan'ın bu röportajda, ''Kürtlerin ayrı yaşaması
istemesi halinde, Osmanlı eyaletler sistemi benzeri bir şey yapılabileceğini''
söylediğini iddia etti.
Demirtaş, ''Kimse çıkıp sana tezgahçı, provokatör, bölücü dememiş,
demişse de yanlış yapmış. Çözüm önerisi sunmuşsunuz. Tabii o gün Başbakan
değildi. Bugün Başbakan. Bu değişti yalnızca. Yoksa Kürtler aynı Kürtler, Türkiye
aynı Türkiye. Değişen, 'Recep Tayyip Erdoğan' başına 'Başbakan' sıfatı geldi''
diye konuştu.
Seçim barajının antidemokratik olduğunu ancak Başbakan Erdoğan'ın, seçim
barajını kendilerinin getirmediğini söylediğini belirten Demirtaş, ''(Biz
getirmedik, biz kaldırmayız) diye bir anlayış olur mu? O zaman önümüzdeki
seçimlerde Kenan Evren'i getirin Başbakan yapın o kaldırsın seçim barajını, çünkü
o koydu barajı'' dedi.
Hükümetin özelleştirme politikasını da eleştiren Demirtaş, Erdoğan'ın,
''Ben bu ülkede ameliyata izin vermem'' dediğini anımsatarak, ''Ülkenin çeyreğini
satmışsın zaten. Parayla satmışsın. Ameliyat budur işte. Sen ameliyatı yapmışsın,
üstelik organları satmışsın'' diye konuştu.
(15.34)
