2010-05-25 - 12:09
MHP TBMM GRUP TOPLANTISI...
Partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Bundan sonra siyasi gelişmelerin seyri nasıl olursa olsun AKP'den kurtuluş için geriye sayım başlamıştır. Kaçış yolu yoktur'' dedi.
Partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Bundan
sonra siyasi gelişmelerin seyri nasıl olursa olsun AKP'den kurtuluş için geriye
sayım başlamıştır. Kaçış yolu yoktur'' dedi.

Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Karadon maden
ocağında meydana gelen grizu patlaması sonucu 30 işçinin hayatını kaybetmesinin
herkesi derinden üzdüğünü kaydetti.

Bu olayın nedenlerinin idari, teknik ve hukuki tüm boyutlarıyla
araştırılarak sorumlularının ve sorun alanlarının ortaya çıkarılması gerektiğini
ifade eden Bahçeli, ''Devlet, hakkın rahmetine kavuşan işçi kardeşlerimizin
yakınlarının mağdur olmaması için her türlü tedbiri devreye sokmalıdır'' dedi.

Anayasa değişiklik paketinin kabulü sırasında, AK Parti'li
milletvekillerinin ''birbirleriyle sarmaş dolaş olurken, dışarıda ağır sorunların
milleti çaresizlik sarmalına mahkumiyete devam ettiğini'' savunan Bahçeli, ''Bu
aşamadan sonra bundan önceki görüşleri ne olursa olsun herkes yapılacak
referandumun sonucuna saygı duymak mecburiyetindedir'' diye konuştu.

CHP'nin Anayasa Mahkemesine başvurduğunu, bunun ''tıpkı AKP anayasa
değişikliklerinin tek taraflı olarak onaylanması kadar meşru ve yasal olduğu''
görüşünü savunan Bahçeli, ''Ancak, bundan önceki girişimlerin sonuçlarına
bakarsak, Anayasa Mahkemesine müracaatlardan karar aşamasına kadar geçen
süreçlerin iktidar zihniyetine siyasi yığınak oluşturduğu görülecektir'' dedi.

Bahçeli, ''Anayasa Mahkemesinden çıkacak muhtemel bir iptal kararının
neden olacağı yeni istismar sahaları ve kutuplaştırma vasıtaları, yaklaşan genel
seçim

Türkiye'nin uzun zamandır erken genel seçimin bütün şartlarını taşıdığını
ileri süren Bahçeli, ''Bundan sonra siyasi gelişmelerin seyri nasıl olursa olsun
AKP'den kurtuluş için geriye sayım başlamıştır. Kaçış yolu yoktur'' diye
konuştu.

Anayasa görüşmeleri sırasında MHP'li milletvekillerinin doğru bildiğini,
doğru üslupla ve doğru yöntemlerle sonuna kadar inançla savunduğunu anlatan
Bahçeli, ''Her görüşmenin sonunda yapılan oylamada hür iradenizi ortaya koydunuz
ve hiçbir fire vermeden 'hayır' kararınızı tarihin tanıklığına emanet ettiniz.
Milletimiz için verdiğiniz mücadele, siyasetimizin geleceği için gösterdiğiniz
kararlılık unutulmayacaktır. Hepinizle iftihar ediyorum. Hepinize partim ve
şahsım adına teşekkür ediyorum'' dedi.

Bahçeli, şunları kaydetti:

''En zor anlarımızda bile duvar diplerinden sürünerek geçenlerin, yer
altına sinerek bizi görmezden gelenlerin, şimdi darbe karşıtlığımızı ve
acılarımızı kullanarak şerefli geçmişimize atıflarda bulunmaya çalışmaları tam
bir iki yüzlülük ve alçaklıktır.

Elbette ki siyasete dışarıdan müdahalenin eleştirisinde, reddiyesinde ve
hesaba çekilmesinde zaman aşımı veya tarihin akışı gibi bahaneleri benimsemeyiz.
Ancak, otuz yıl önce nasıl büyük mağduriyetlere neden olduğunu yaşayarak
bildiğimiz bir dönemi mahkum edeceğiz derken, Türkiyemizin ve büyük Türk
milletinin geleceğini de AKP eliyle bölünmeye, çürümeye, parçalanmaya, ayrışmaya
ve kargaşaya mahkûm edemeyiz.

Açılım denen yıkımdan vazgeçildiğine dair bir işaret görmeden,
kimliklerin tahrikine yönelik ihanet arayışları son bulmadan, sözde tarihi
sorgulama adına konulan tuzaklara düşemeyiz. Geçmişle hesaplaşacağız derken
milletimizin geleceğini kaybedemeyiz. Kimse, milliyetçi hareketten bedeli ne
olursa olsun böylesi bir oyunda figüran olmasını bekleyemez.''

Dış politika konusunda da iktidara eleştiriler yönelten Bahçeli, ''AKP
zihniyetinin Kıbrıs, Irak, Ermenistan, Yunanistan gibi alanlarda taviz üstüne
taviz vererek veya vermeye hazır olduğunu ilan ederek yürüttüğü tek taraflı
ilişki modelinin geldiği ve ulaştığı yer ortadadır'' diye konuştu.

Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Ekümenik Patrikhane tanımından rahatsızlık duymamak, Heybeliada Ruhban
Okulunu açma teşebbüsleri, cemaati bile olmayan tarihi Ermeni kiliselerini onarıp
ibadete ve ayine açma hevesleri, tarihi hadiselerde ecdadı faşizan olmakla
suçlamak bu düşkünlüğün yapı taşlarıdır.

Buna şimdi de İran ile ilişkilerimiz dahil olmuş, Türkiye küresel gücün
kendisine verdiği ev ödevini yapmaya soyunmuştur. Kısa vadede olumlu gibi
görünmesine rağmen, orta ve uzun vadede İran ile ilişkilerimizi çıkmaza sokacak
bu gelişmenin arkasındaki oyunu görmek lazımdır.

Elbette kalıcı ve güven verici bağımsız kararlarla, gereken hallerde
arabulucu olmak, barış ve dostluğun devamında rol oynamak gerekebilir ve
olmalıdır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, yine baştan beri ifade
ettiğimiz başkent Ankara merkezli bir vizyonun kararlarımıza yön vermiş
olmasıdır. Komşu bir ülkede üretim aşamasına yaklaşılmış nükleer silaha karşı
çıkmak başka bir gerekçedir, bunu küresel gücün talebi ve baskısı ile yapmak
başka bir sonuçtur.

İran'da henüz olgunlaşma sürecine giren nükleer silah aşamasını önlemeye
diplomasiyle çabalamak ayrı bir gelişmedir, buna karşılık aynı mesafede olan
İsrail'in sahip olduğu nükleer silahlara gözyummak farklı bir bakıştır.

Özellikle Irak'ın işgalinden sonraki gelişmelerin ABD üzerindeki
tahribatı, Afganistan'da küresel gücün yaşadığı büyük zorluklar bu ülkenin İran
üzerindeki yaptırımlarını zayıflatmış ve geciktirmiştir. Komşumuzdaki bir nükleer
silahın varlığı tabidir ki bizim için de bir tehdit unsuru olacaktır. Ancak
ABD'nin kaygısı ne Türk milleti ne de bölge güvenliğidir. Maksat mütecaviz bir
İran'a karşı İsrail'e güvenlik kuşağı oluşturmaktır.''

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Yüksek
işsizlik, Başbakan Erdoğan ve yol arkadaşlarının eseri olarak hatırlanacaktır''
dedi.

Bahçeli, partisinin TBMM'deki grup toplantısında yaptığı konuşmada,
''siyasetteki çalkantı, toplumdaki erozyon, ahlaktaki yozlaşma, değerlerdeki
zedelenme hallerinin ekonomik ilişkilere de doğrudan doğruya sirayet ettiğini''
söyledi.

AK Parti hükümetinin önem ve önceliğinde olmayan ekonomik sorunların,
sosyal ve siyasal olumsuzluklarla birleşince endişe verici bir istikrarsızlık
kaynağı haline geldiğini savunan Bahçeli, ''Yakın tarihimiz bunların örnekleriyle
doludur'' diye konuştu.

''Buna rağmen, her şeyin iyi olduğuna dair sakat görüşü sürekli gündemde
tutarak, ikiyüzlü ve yalan bataklığına saplanan mevcut siyasi zihniyet kadar,
demokrasi tarihimizdeki hiçbir hükümet bu denli gerçeklerle bağını
koparmamıştır'' diyen Bahçeli, şöyle devam etti:

''AKP hükümeti, beceriksizliklerinin gerekçesini kendi dışındaki
faktörlere yüklemiş, olağan gelişmelerden kaynaklanan pozitif ilerlemeleri ise
başarı diye kendisine mal etmiştir. Bu siyasi çaresizliği ve kurnazlığı,
ekonomide biriken ve yığılan sorunlara yönelik tutum ve değerlendirmelerinde
fazlasıyla görmek mümkün olmuştur. Geçtiğimiz yıldaki tesirinden dolayı,
milletimizi çok zor şartlar altında bırakan ekonomik krizin; geri püskürtülmesi
için doğru, düzgün ve kararlı adımlar atılamadığı hepimizce malumdur.
Sokaklardaki insanımızın çaresiz bakışlarında ve çektiği ıstırapların merkezinde,
AKP hükümetinin vurdumduymazlığı ve krizi ciddiye almaması vardır ve görmek
isteyenleri çok hazin örnekler vatanımızın her köşesinde beklemektedir.
Tarlalarında hayallerini bırakan, kapanan iş yerlerinde umutlarını yitiren,
cebinde parası olmadığından marketlere girecek gücünü kaybeden vatandaşlarımızın
içler acısı hallerinin müsebbibi, elbette AKP zihniyetinden başkası değildir.''

İşsizliğin, en büyük sorun olarak ortada olduğunu ifade eden Bahçeli,
sorunun ağırlığından hiçbir şey kaybetmediğini söyledi.

Resmi olarak yüzde 14,4 oranında bulunan işsizliğin izah edilecek ve
anlatılacak hiçbir tarafı bulunmadığını savunan Bahçeli, ''Başarısızlık ortadadır
ve yüksek işsizlik Başbakan Erdoğan ve yol arkadaşlarının eseri olarak
hatırlanacaktır. Dünyanın hiçbir yerinde işsizlik karşısında pes etmiş bir
iktidar yoktur. Çaresizliğini itiraf eden, bu sorunun üstesinden gelemeyeceğini
ikrar eden bir hükümet de bulunmamaktadır'' diye konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, madencilerin toprak altında kalmasını
doğal gördüğünü öne süren Bahçeli, ''Değişik vesilelerle, 'herkese iş bulunacak
diye bir kaide yoktur' diyerek de milyonlarca vatandaşımızı tek kelimeyle
sefalete itmeyi doğal görmüştür' dedi.

Ülkede, resmi rakamlara göre 3 milyon 564 bine yakın işsiz bulunduğunu
ifade eden Bahçeli, sözlerine şöyle devam etti:

''Ülkemizde, işsizliğin açtığı derin yaraya mazeret arayışları 'ne
yapalım, işsizlik başka ülkelerde de var' bahaneleri olsa olsa siyasi ahlaktan
nasibini alamamışların bir yerlere sığınma telaşıdır. Daha da vahimi, iş
aramayıp, çalışmaya hazır olanlarla birlikte 6 milyona yaklaşan işsiz sayımızın
azaltılması yönünde fantezi teklifler dışında, hükümet tarafından hiçbir değerli
çözüm, katkı ve ekonomik hamle yapılmamıştır. Başbakan Erdoğan'ın yakınları
arasında işsizlik sorununu yaşayan bulunmadığından kendisinin bu konuyla ilgili
bir gündemi de yoktur.

Nasıl olsa ülkemiz bütün kaynaklarıyla AKP hanedanını beslemekte ve
palazlandırmaktadır. Çiftçimiz köyünde Başbakan Erdoğan daha çok gezsin, yesin,
içsin diye çalışmaktadır. Esnafımız, AKP'nin bıyığı yeni terleyenlerinin iş
kurmaları, ticaret yapmaları için olmayan kazançlarının vergilerini vermektedir.
Emeklimiz, işçimiz yandaşların daha çok ihale alması için çile çekmektedir. Bu
ahlaksız ve en ufak olumlu tarafı olmayan yozlaşmış zihniyetin işsizimizin
derdini anlaması ve yanında olması mümkün değildir.''

Bahçeli, partisinin işsizliğin giderilmesine yönelik tekliflerinden
bazılarını şöyle sıraladı:

''-İşsizlikle mücadelenin esası, istihdam odaklı sürdürülebilir büyümenin
gerçekleştirilmesine, istihdam edilebilirlik düzeyinin yükseltilmesine ve
girişimci odaklı piyasasının tesis edilmesine bağlı olmalıdır.

Ülkemizin sahip olduğu bütün üretim faktörlerinin etkin ve verimli bir
şekilde, en üst düzeyde üretim sürecine dahil edileceği ve tam istihdamı esas
alan Milli Ekonomi Programı uygulamaya konulmalıdır.

Rant ekonomisinden yatırım-üretim-istihdamı sürekli artırmayı öngören
üretim ekonomisine geçilmelidir.

Özel teşebbüssün uzun vadeli yatırım kararları alabileceği yatırım
iklimi oluşturulmalı, küçük ve orta ölçekli işletmeler desteklenerek, doğrudan
yabancı sermayenin katma değer ve istihdam yaratmak üzere yapacağı yatırımlar
özendirilmelidir.

Ekonomik önlemlerin yanı sıra iş gücü piyasası tedbirleriyle birlikte
sosyal politikalar da gözden geçirilmelidir.

İşsizlik ödeneklerinin ve sosyal yardımların kapsamının genişletilmesi
yoluyla, sosyal güvenlik ağları güçlendirilmeli, iş arayanların iş bulmasına
yardım edecek aktif iş gücü piyasası programlarına yönelik kaynaklar
artırılmalıdır.

Yatırımı ve verimliliği teşvik etmeyi amaçlayan uygun kredi imkanlarının
sunulması sağlanmalı ve iş gücü sektörler arası gözden geçirmeyle yeniden
yapılandırılmalıdır.''

''Türkiye ekonomisinin dalgalı bir denizde kaptansız ve pusulasız şekilde
akıntıların ve esen rüzgarın yönüne göre yol aldığını ve felaketine biraz daha
yaklaştığını'' ileri süren Bahçeli, ''Bir de bunun üzerine küresel ekonomideki
kriz tufanı eklendiğinde, ne kadar büyük sorunlarla yüz yüze kalındığı daha iyi
anlaşılabilecektir'' dedi.

Yunanistan başta olmak üzere, AB'nin kriz sarmalına girmesinin gelecek
dönemlerin çok sıkıntılı geçeceğini gösterdiğini ifade eden Bahçeli, şunları
söyledi:

''İhracatımızdaki payı yüzde 45,7 olan AB'nin, ekonomik sorunlarının
katlanması ve içinden çıkılmaz düzeye ulaşması halinde Türkiye'nin dış dengesi
bundan olumsuz etkilenecektir. Nitekim bunun belirtileri görülmüş ve etkili
olmaya başlamıştır. Bu kapsamda, ithalatın ihracattan daha çok ve hızlı artması
dış açığı yükseltmiş ve eski bir yaranın kanamasına neden olmuştur. Özellikle
gelişmiş ülkelerin yeni sorunlarla karşılaşmaları ve bunların gittikçe büyümesi,
dış talep vasıtasıyla gelişmekte olan ülkeleri de etkisi altına alabileceğini
göstermektedir.

Bu itibarla çoğalan dış açık ve bunun sonucunda katlanan cari açık
Türkiye ekonomisi için hayra alamet göstergeler değildir. Özellikle yabancı
sermayenin ani karar değişiklikleri ve dış finansmanda karşılaşılabilecek
problemler ülkemizi zora sokacak yeni bir sürecin kapısını aralayabilecektir.
Bunların yanı sıra geçtiğimiz yılın sonlarına doğru yapılan kamu fiyat
ayarlamaları ve vergi zamları, izleyen süreçte gıda ve emtia fiyatlarındaki
artışlar, enflasyon canavarının gözlerini yeniden açmasına neden olmuştur. Stok
birikiminin sınırlı düzeyde olması da Türkiye ekonomisinde toplam talepteki
belirsizliğin devam ettiğini teyit etmektedir. Dış ve iç talepteki derin zaaflar
sanayi sektöründen hizmetler sektörüne kadar her sektöre yayılmış, bu da doğrudan
doğruya yeni iş sahalarının açılmasına mani olmuştur.

Vatandaşlarımız yeterli geliri olmadığından harcama yapamamakta ve
ekonomik faaliyetlerin canlanması mümkün olmamaktadır. Bütün bu gerçekler ortada
iken, ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısının Türkiye ekonomisinin parmakla
gösterildiğini iddia edebilmesi şayet akıl tutulması değilse siyasi basiretin
iflasıdır. Türkiye ekonomisinin 2008 yılında içine girdiği çözülme ve çöküş
süreci geçtiğimiz yıl doruk noktaya ulaşmıştır.''

Bahçeli, ''hükümetin en büyük dayanağının derecelendirme kuruluşlarının
verdikleri notlar olduğunu'' ifade etti.

''Geçmişte derecelendirme kuruluşlarından bazılarının, Yunanistan
ekonomisi alarm verirken, bu ülkeye olumlu not vermeleri aslında bu şirketlerin
öngörülerinde nasıl bir isabetsizlik içinde olduğunu açıklıkla kanıtlamıştır''
diye konuşan Bahçeli, şunları kaydetti:
''Ayrıca geride kalan günlerde, ekonominin yönetiminden sorumlu Başbakan
Yardımcısının bir tespiti bizim için son derece dikkat çekici olmuştur. Bu zat,
uluslararası göstergelere bakıldığında, Türkiye'de günlük bir doların altında
geliri olan vatandaşımızın kalmadığını ve iki doların altında bulunanların ise
hemen hemen olmadığını vurgulamıştır. Elbette bu sözler, her anlamda sorunlu ve
endişe vericidir. Türkiye'de bulunan, Türkiye'de görev yapan ve Türk milletinin
oyuyla seçilen siyasi bir iktidarın, ülkemizin ağırlaşan yoksulluk sorunun
üstünü, uluslar arası raporlarla örtmeye çalışması ve bunu da marifetmiş gibi
sunması tam bir sorumsuzluk ve kendini bilmezliğin ifşası olmuştur.

Eğer AKP hükümeti, vatandaşlarımızın durumunun ne olduğunu sokaklardan,
çarşılardan, pazarlardan ve hanelerden değil de yalnızca uluslararası raporlardan
öğreniyorsa, milli kurum ve kurallara ihtiyaç kalmamış demektir. Böylesi siyasi
zihniyete göre bağımsızlığımızın bir anlamı da olmayacaktır. Her şeyi yabancı
güçlerin tercih ve kararlarına teslim edersiniz olur biter. Anlayış budur, mantık
bu yöndedir. Tokatlının gündemi, Ağrılının beklentisi, Nevşehirlinin sorunları,
Muğlalının talepleri Amerikan ve Avrupalı şirketlerin vereceği karne notları ile
mi karşılanacaktır?''

Bahçeli, Süper Lig'de şampiyon olan Bursaspor'un oyuncuları, yöneticileri
ve taraftarlarını da kutladı.

(12.09)