2011-10-18 - 16:16
TBMM GENEL KURULU...
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Güldal Mumcu başkanlığında toplandı.
TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu, ''TBMM bir anayasa yapmak sorumluluğu altına girmişse, her şeyden önce, Türkiye Cumhuriyeti'nin yine Atatürk'ün belirlediği kurucu felsefesini yansıtan temel ilkeleri, başta değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek ilk üç madde olmak üzere korumak zorundadır'' dedi.

TBMM Genel Kurulu, Mumcu başkanlığında toplandı. ''Gündeme geçmeden önce bazı düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum'' diyen Mumcu, parlamentoların, yargı ve yürütme organlarının uygulayacağı yasaları yapan yerler olduğunu vurguladı. Parlamentoların, aynı zamanda yürütme organının denetlendiği yerler olduğunu anlatan Mumcu, şunları kaydetti:

''Parlamentonun yargıyla birlikte yerine getirdiği bu işlev, yürütme erkini elinde bulunduranların keyfiliğe, diktatörlüğe yönelmesini önlemek açısından özellikle önemlidir. İnsanlığın demokrasi uğrunda verdiği mücadelenin bu noktaya kolayca geldiği söylenemez. Ortaçağ'ın iktidar sahipleri olan krallar, padişahlar, kendilerini 'tanrının yeryüzündeki temsilcisi' olarak görmüşler; kendilerine itaatsizliği de 'tanrıya itaatsizlik' olarak nitelemişlerdir.

Bu zorbalıklara karşı mücadele son derece zorlu, kanlı, acımasız olmuştur. ''Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır. Yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Tanrı'yı kullanırlar' sözleriyle ünlü İtalyan düşünür, Gökbilimci ve din adamı Bruno, bu düşünceleri ve sözleri yüzünden zamanın engizisyon mahkemesince 1600 yılında Roma'da yakılarak öldürülmek suretiyle cezalandırılmıştır. Gerçekleri dile getirmenin bedeli, günümüzde Bruno'nun akıbeti olmamalıdır; parlamentoların da düşüncelerin ve gerçeklerin özgürce dile getirilebildiği yer olması gerekir. Günümüzde, gücünü tanrıdan aldıklarını söyleyen ve iktidarları babadan oğula geçen krallar, sultanlar yoktur; ama onların yerine, Fransız siyaset bilimci Maurice Duverger'in deyimiyle 'seçimle gelen krallar' da gelmemelidir.''

Mumcu, ''Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir'' sözünün, kesinlikle ''egemenlik kayıtsız şartsız seçimle gelen sultanlarındır'' anlamına gelmeyeceğini ifade etti.

Güldal Mumcu, Parlamento ve siyasetin birincil görevinin, halkın en iyi koşullarda yaşamasını, yoksulluğun önlenmesini, kimsenin kimseye muhtaç olmamasını sağlayacak düzenlemeleri yapmak olduğunu belirterek, ''Bu düzenlemeler yapılırken, sadaka anlayışından değil, yurttaşlık hakkı anlayışından, sosyal devlet anlayışından hareket etmek gerekir. Çünkü ünlü bir yazarın sözleriyle, (Sadaka vermekten duyulan haz, mağrur, ahlaksız bir hazdır. Sadaka, vereni de alanı da bozar. Üstelik amacına da varamaz; çünkü sadece yoksulluğu kökleştirir)'' dedi.

Meclisin önünde bir anayasa yapma görevi bulunduğuna işaret eden Mumcu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan TBMM bir anayasa yapmak sorumluluğu altına girmişse, her şeyden önce, Türkiye Cumhuriyeti'nin yine Atatürk'ün belirlediği kurucu felsefesini yansıtan temel ilkeleri, başta değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek ilk üç madde olmak üzere korumak zorundadır. TBMM olarak özgürlükçü, demokrat bir anayasa yapmak niyetine gerçekten sahipsek bunun en iyi göstergesi, başta TCK olmak üzere, yasalarımızdaki antidemokratik düzenlemeleri temizlemek olacaktır. Bu antidemokratik unsurların temizlenmesi, uzlaşma komisyonunun çalışmalarına da engel değildir. Bu çerçevede, yargıyı yeniden düzenleyen son Anayasa değişikliklerinin, demokrasinin olmazsa olmazı sayılması gereken kuvvetler ayrılığı ilkesi ve demokrasi ile bağdaşıp bağdaşmadığını önemle dikkatlerinize sunarım.''

TBMM olarak daha demokratik anayasa için çaba harcarken, ''KHK'lerle ülke yönetmenin, yasama yetkisinin yürütme tarafından gaspı demek'' olduğunu ileri süren Mumcu, ''Çünkü darbe dönemlerinin zihniyetinin bir ürünü olması nedeniyle zaten antidemokratik olan bu kararnameler, TBMM'nin onayına da sunulmamaktadır. Bu durumun demokrasi için yarattığı tehlikeyi, daha demokratik anayasa yapmaya hazırlanan siz değerli üyelerin dikkatine sunuyorum'' dedi.

Terörün bir insanlık suçu olduğunu herkesin kabul ettiğini, ama birilerinin de bu insanlık suçunu işlemeye devam ettiğini kaydeden Mumcu, ''Öyleyse bu suçu kimlerin işlediği kadar, kimlerin desteklediğini de artık düşünmek ve görmek zorundayız. Sadece ülkemizde değil, bütün dünyada insanları etnik ve dinsel kimlikleri üzerinden teröre teşvik edenler ve hele bundan nemalananlar, en masum ve en basit ifadeyle, insanlığa karşı suç işlemektedirler. Günümüz dünyasında, insanlık, insan olma yolunda ilerlemeyi, gerçekten insan olmayı mı seçecektir, yoksa insanlıktan gittikçe uzaklaşmayı mı?.. İnsanlığın geleceği bu sorunun yanıtına bağlıdır'' diye konuştu.

Mumcu, Gazi Meclisin Kurtuluş Savaşı'nın en şiddetli günlerinde, ''önce Ordu'' taleplerine rağmen Mustafa Kemal Atatürk'ün ''Önce Meclis, sonra Ordu'' anlayışıyla oluştuğunu belirterek, TBMM'nin, Mustafa Kemal Atatürk'ün, Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarken ortaya koyduğu kuruluş felsefesine aykırı hiçbir işleme onay vermemesi gerektiğini söyledi.

Güldal Mumcu, sözlerini, ''Türkiye elbette daha demokrat, daha özgür, daha güzel günler görecektir. Ülkenin en yetkili organı, tüm sorunların çözüm yeri olarak bu Meclis de elbette bu doğrultuda üzerine düşeni yapacaktır. Ama asla silah tehdidi altında değil!'' diyerek tamamladı.

Mumcu'nun konuşmasına bazı AK Parti'li milletvekilleri tepki gösterdi.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, görevinden istifa eden iki hakimin de YARSAV'a üye ve daha önce etkinliklerinde görev almış hakimler olduğunu belirterek, ''Bu ülkede biten şey; millet iradesine geçit vermeyen vesayet sistemidir, seçkinleri kollayıp kimsesizleri mağdur eden, üstünlerin hukuku anlayışıdır'' dedi.

TBMM Genel Kurulunda, ''Yargı bağımsızlığı yeni HSYK yapılanması'' konulu gündemdışı konuşma yapan CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, ''Geçen gün bir yargıç istifa etti, 25 yıl daha çalışabilirdi. Bir diğeri ise dün istifa etti. Mesleğinden koparıldı, kopartıldı. 18 yıl daha görev yapabilirdi'' dedi.

Tedbir olan tutuklamanın, şüpheli ile yargıç arasında hesaplaşmaya dönüştüğünü belirten Tarhan, ''Yargılanan herkese terörist muamelesi yapıp, 'sen suçunu bilirsin, yat içeride' diyen, demokratik itiraz hakkını kullananları tutuklayan zihniyete tepkiydi bunlar'' diye konuştu.

Milletvekillerine ''Silivri'ye giden var mı aranızda? Yoktur çünkü, ilgi alanınıza girmiyor bunlar'' diyen Tarhan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Biz biliyoruz ki 12 Eylül 1980 darbesinin simgesi Mamak ve Diyarbakır cezaevleriydi. 12 Eylül 2010 darbesinin simgesi ise Silivri cezaevidir. Post modern darbe dönemlerinin, post modern işkence metotları uygulanıyor orada. Halkın seçtiği ve 1,5 milyon kişinin oy verdiği 8 milletvekili bugün tutuklu ve tutsak, tutulmuşlar ve görevlerini yapamaz hale getirilmişler. Henüz suç işlendiklerini kimse söyleyemez. Yargılanmalarına kimsenin bir şey diyeceği yok. Ama 1,5 milyon insanın iradesi bugün hapistedir. Demokrasiyi iyi halli bir mahkuma dönüştürmeye çalışmaktasınız. Buna ilk karşı çıkması gerekenler halkın temsilcileridir, topyekün bu Meclistir. Bu sahte devaları kimin yönetip yönlendirdiği artık bir sır değil, hepimiz biliyoruz. Adalet ve demokrasi kılığına girse de aslında diktatörlük, diktatörlüktür. Kim yarattı bu canavarı, kimin cebine koydu? Yeni HSYK kimin hizmetinde? İktidara dokunan Deniz Feneri soruşturmasında görevini yapan savcıları türlü komplolarla yıldıran, saldıran kimin yargısıdır? Bugün dosyanın suç vasfını değiştirmeye çalışıyorlar. Düşünenler için tutukluluk süresini dünya rekoruna 10 yıla, canice cinayet işleyenleri sokağa salanlar kimin yargısıdır?''

Tarhan'ın gündemdışı konuşmasını Hükümet adına yanıtlayan Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Türk yargısının geçmişten süregelen sorunlarını sistematik çözüme kavuşturulması amacıyla 2009 yılında ''Yargı Reformu Stratejisi'' adı altında bir plan hazırlandığını, bunun sadece Adalet Bakanlığının değil tüm paydaşların görüşü alınarak yapıldığını anlattı.

Belgenin, Bakanlar Kurulunda ve Avrupa Komisyonu tarafından olumlu bulunduğunu hatırlatan Ergin, 2 yılda yapılan faaliyetlerle eylem planının yüzde 67'sinin gerçekleştirildiğini ifade etti. AB'nin 2011 Yılı İlerleme Raporunda yeni HSYK ile ilgili güzel tespitleri bulunduğuna işaret eden Ergin, bu tespitlerden örnekler sundu. Ergin, raporda özetle ''Yargı alanında ilerleme kaydedilmiştir, HSYK ile Anayasa Mahkemesine ilişkin düzenlemeyle yargı bağımsızlığı, tarafsızlığında ilerleme kaydedilmiştir. Yargının etkililiği geliştirilmesi ve mahkemelerin artan iş yükü üstesinden gelinmesi için yeni adımlar atılmıştır'' denildiğini kaydetti.

Ergin, tespitlerin, Türkiye'deki iç siyasetin getirdiği atmosferle yapılan tespitler olmadığını, hem muhalefet hem Hükümet hem de yüksek yargının temsilcilerini dinlediklerini ve daha sonra kendi raporlarını kaleme aldıklarını ifade ederek, ''2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle oluşturulan yeni yargı sisteminin gelişim çizgisini birlikte izliyoruz. Sayın Tarhan, iki hakimin istifa ettiğini söylüyor. İstifa eden iki hakim de YARSAV'a üye ve daha önce etkinliklerinde görev almış hakimler'' dedi.

CHP milletvekillerinin tepki göstermesi üzerine Ergin, kendisine laf atan milletvekillerine, '' Yanlışsa düzeltirsiniz, ben Genel Kurulu ve kamuoyunu bilgilendirmeye çalışıyorum. YARSAV'a üyeliği bir eksiklik, nakısa olarak söylemiyorum. Siz kürsüden konuşurken biz dikkatlice dinledik. Lütfen konuştuklarınızın cevabını dinlemeye tahammül gösterin. Bu kürsüde sadece iddia, itham edeceksiniz ama cevabını dinlemeyeceksiniz. Bu kürsüden söylediğiniz diktatörlüklerden kalan bir alışkanlıktır'' diye konuştu.

Ergin, bir hakimin ''yargı bitti'' diye istifa ettiğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bakın bu ülkede biten bir şey var, bitenin ne olduğunu sizinle paylaşmak istiyorum. Bu ülkede biten bir şey var. Bu ülkede biten şey; millet iradesine geçit vermeyen vesayet sistemidir. Bu ülkede biten şey; seçkinleri kollayıp kimsesizleri mağdur eden, üstünlerin hukuku anlayışıdır. Bu ülkede biten şey; yargı kalemiz diyenlerin ideolojik hegemonyasıdır. Bu ülkede biten şey; 'onama mı, bozma mı istersin' anlayışıyla yürütülen çirkin ve çarpık ilişkilerdir. Bu ülkede biten şey; yüksek yargıda ideolojik bildiriler ve açıklamalardan işini yapmaya zaman bulamayan anlayıştır, başka bir şey değildir. Ve bu ülkede biten şey; darbe hazırlığı içinde olanlardan icazet alan, darbe sonrası darbecileri ayakta alkışlayan anlayıştır. Bu ülkede biten şey; adalet değil, adalet adına yıllardır milletin ensesinde boza pişirme, darbecileri desteklemedir.''

Son 50 yılda Avrupa'nın tümünde kapatılan siyasi partilerin toplamının 4'ü, 5'i geçmediğini belirten Ergin, ancak Türkiye'de son 50 yılda 25'in üzerinde siyasi partinin kapatıldığını söyledi. Ergin, ''Bu ülkede biten şey; bakkal dükkanı kapatır gibi parti kapatma anlayışıdır. Eski Adalet bakanlarının incilerini buraya dökmek mümkün; 'Bu kadroları örgütüme vermeyip milliyetçilere mi verecektim?' diyen örnekler ortada'' dedi.

Ergin, bir ağır ceza mahkemesi başkanının ''Vallahi eğer böyle giderse, yine tehditvari şey yapacaksa ben çekip gidip Bakanlığa her şeyi söyleyeceğim. 2-3 kilo uyuşturucu yakalanmış bilmem ne baronunu tahliye edeceğim. Nerede görülmüş şey bu'' diyerek bir avukata, bir başka avukatı şikayet ettiğini söyledi. Ergin, ''Bu avukatlar da eski bir adalet bakanı kanalıyla mahkemeye baskı yaptığı iddia edilen avukatlar... Bu ülkede biten adalet değil, bu şekilde kuşatılmışlık duygusudur, bu şekildeki baskılardır'' diye konuştu.

Devam eden soruşturmalarda savcıların görevden alındığı eleştirilerine işaret eden Ergin, geçmişte İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının bir tasarrufta bulunarak, Balyoz soruşturmasını yürüten iki savcının yetkilerini alarak başka savcıları görevlendirdiğini, ancak YARSAV ve Tarhan'ın bu tasarrufu eleştirmediğini söyledi.

Ergin, ''Bu ülkede soruşturma savcılarının değiştirilmesi, dosyaların ellerinden alınması bir tek Deniz Feneri savcıları için uygulanmış değil. Kadı ki Balyoz savcıları görevden alınırken, haklarında en küçük bir iddia, tahkikat, soruşturma, inceleme yoktu. Bugün bu eleştiriyi yapanlardan hiç ses çıkmadı. Neden acaba? onlar savcı değil miydi, onlar soruşturma yapmıyor muydu? Yoksa onlar alınmasını istediğiniz kişiler miydi, onun için mi sustunuz, konuşmadınız?'' diye sordu.

Deniz Feneri savcıları hakkında şikayet üzerine HSYK'nın inceleme ve gerek görülürse soruşturmaya geçme kararı bulunduğunu belirten Ergin, şunları söyledi:

''Adalet Bakanı bu soruşturmaya niçin izin verdi diye sordular. 12 Eylül referandumundan sonra oluşan HSYK 3. Dairesi, göreve başladıktan sonra 812 inceleme ve gerekli görülmesi halinde soruşturmaya geçilmesi kararı vermiştir. 812 karar Adalet Bakanı oluruna sunulmuş. Bakan hepsine olur vermiş, iddia varsa araştırılsın, incelensin, gerçekler ortaya çıksın, kimse gerçeklerden kaçmasın diye. 811'ine olur verip, 812'ncisi görüşülürken; bunlar Deniz Feneri iddiasını soruşturanlardır, bunlar önemli iddiaları inceliyorlar. Bu iddialar incelenirken bir kısım siyasi partilerin temsilcileri de adliyede mekik dokuyor, savcılarla sık sık görüşmeler yapıyor. Bu soruşturma inceleme iznini vermemesi gerekiyor öyle mi? 811'inde nasıl davrandıysak, 812'ncisi için de aynısını verdik. Bu olayda Adalet Bakanlığının dahli, Kurulun verdiği karara karşı olur vermekten ibarettir. Bunun dışındakilerin tamamı, gazete haberlerine dayalı, gerçeği yansıtmayan bilgilerdir.''

Ülkede güven veren adalet sisteminin gerçekleşmesi için yoğun çalışmaların devam ettiğini ifade eden Ergin, ''Allah'ın izniyle 1,5-2 yıldan uzun süren yargılanmalardan, uzun tutukluklardan artık bahsetme imkanı kalmayacaktır. Bunu kendimize amaç edindik. Milletin adalet beklentisini karşılamak üzere her türlü çalışmayı yapıyoruz'' açıklamasında bulundu.

Konuşmasının sonunda, Başkanvekili Mumcu'nun değerlendirmede bulunduğunu hatırlatan Ergin, ''Sayın Başkana şunu hatırlatmak istiyorum; sadaka veren ve alanlara ilişkin yakışık almayan sözler söyledi, yargıya yönelik telkinlerde bulundu, Hükümeti eleştiren değerlendirmeler yaptı. Bu eleştirilerin hepsi yapılabilir. Ama kusura bakmayın sayın Başkan, o kürsüden yapılamaz bunlar. Buradan yaparsınız. Orada oturan Başkan, Genel Kurulu tarafsız yönetmek zorundadır'' dedi.

Mumcu, bu sözlere, ''Benim yaptığım değerlendirmeler bir hukuk devletinde olması gereken unsurlardır. TBMM'nin koruması gereken onuru hakkındadır'' diye karşılık verdi.

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce de söz alarak, ''Kenan Evren'in maaşına zam yapan sizsiniz. Muhtıra verenlere trilyonluk araç alan sizsiniz. Asıl darbe, Meclis açıkken Kanun Hükmünde Kararname çıkarmaktır. Hükümet, sizi devre dışı bırakarak Ekim'de kanun hükmünde kararname çıkardı'' dedi.

İnce, Ergenekon sanıklarını Silivri'de ziyaret eden CHP milletvekillerinin listesini kendisinin imzaladığını belirterek, ''Sayın Bahçekapılı'ya sesleniyorum: Yarın basın toplantısı düzenleyelim, ben Silivri'ye giden CHP'li milletvekillerinin, siz de Deniz Fenerine giden milletvekillerinizi açıklayın. Silivri'de yatanlar düşünce suçlusudur ama Deniz Feneri sanıkları öyle değil. Sizin adınız ak, bizim alnımız ak'' diye konuştu.

AK Parti Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı da ''Sayın İnce o her zamanki klasiklerini oynamaya devam ediyor'' dedi.

Sincan cezaevinde yatan arkadaşlarını ziyaret ettiğini belirten Bahçekapılı, ''Onlar benim arkadaşlarım, dostlarım, onları tabii ki ziyaret edeceğim. Siz dostluk, arkadaşlık nedir bilir misiniz? Önce dostluk ve arkadaşlığın ne olduğunu öğrenin. Dün gittim gene giderim Sincan'a'' ifadelerini kullandı.

AK Parti Adıyaman Milletvekili Murtaza Yetiş, Dünya Yoksulluk Günü; MHP Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz da Ceyhan enerji ihtisas bölgesinin sorunları hakkında gündemdışı konuşma yaptı.

CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Genel Kurula fenerle gelerek ön sıralara oturdu.

BDP'nin, ''şüpheli asker ölümlerinin'' belirlenmesi için Meclis Araştırması açılması amacıyla verdiği önergenin, bugün görüşülmesini içeren grup önerisi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilmedi.

BDP, Danışma Kurulunun toplanamaması üzerine verdiği önerinin, lehinde söz alan BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, 23. Dönemde buna benzer yüzlerce önerge verdiklerini ancak, kabul edilmediğini söyledi.

''Her yeni bir gün uyandığımızda yeni bir askerin, kaza kurşunu ya da işkence sonucu öldüğünü duyuyoruz'' iddiasında bulunan Sakık, ''Uğur Kantar'ın, Kıbrıs'ta askerliğini yaparken disiplin koğuşunda gördüğü işkence sonucu kaldırıldığı GATA'da hayatını kaybettiğini'' ileri sürdü.

Sakık, kimsenin kendilerini tehdit edemeyeceğini ifade ederek, ''Aha buradayız biz. Öyle televizyonlardan tehdit etmeyin. Biz kavga etmek için gelmedik, barış için geldik ancak haddini bilmeyen milletvekillerine haddini de bildiririz'' diye konuştu.

Kendisine laf atan AK Parti'lilere de Sakık, ''Siz çıkıp onları terbiye edeceksiniz. O tetikçileri biz çok iyi tanırız. Dolaşmadıkları, gitmedikleri kapı ve parti kalmadı'' dedi.

BDP'li Sakık, laf atan AK Parti Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat'a da ''Siz hiç konuşmayın. Gasbettiğiniz bir koltukta oturuyorsunuz. YSK'nın hilesi ile orada oturan bir milletvekilisiniz. Siz en son konuşacak kişisiniz'' diye seslendi.

AK Parti İstanbul Milletvekili Halide İncekara da önerinin aleyhinde yaptığı konuşmada, ''Ana acısının Türkü, Kürdü olmaz'' dedi.

BDP'ye, ''Yüreklilik testi yapılacaksa, bu işten en zararlı çıkan siz olursunuz. Yürek ve cesaret bizde'' diye seslenen İncekara, ''Bu ekip var ya bu ekip, 2002'den değil, 1990'lı yıllardan beri ip boynunda siyaset yapmaktadır. Korkarak, ürkerek değil... İmza kağıdını alamadan buraya yemin etmeye giremedin sen. Şimdi karşıma çıkıp da yürek, cesaret dersi vermeyin'' diye konuştu.

İncekara, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun, asker ocağındaki hak ihlallerinin araştırılması için alt komisyon kurduğunu ifade etti.

Önerinin lehinde konuşan BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, geçen dönem bu konuda çok sayıda araştırma önergesi verdiklerini anımsatarak, ''İnsan hakları, kışlanın kapısından içeri girecek mi, girmeyecek mi? temel konumuz bu olmalıdır'' görüşünü dile getirdi.

Kaplan, Kulp, Lice ve Bingöl arasındaki bölgede; bir astsubay, uzatmalı çavuş ve kaymakamın kaçırıldığını belirterek, ''Hükümet ne yaptı?'' sorusunu yöneltti.

AK Parti'li Eronat'ın insan hakları komisyonunda ''BDP'nin Şırnak'ta nasıl oy aldığını biliyoruz'' dediğini ifade eden Kaplan, ''Biz de sizin nasıl milletvekili olduğunuzu biliyoruz'' diye konuştu.

Yerinden söz alan Eronat, BDP'nin, milletvekili olamayacağını bile bile Hatip Dicle'yi aday gösterdiğini söyledi.

(16.16)