2010-10-26 - 12:14
AK PARTİ TBMM GRUP TOPLANTISI...
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Cumhuriyeti zayıf bir varlık olarak görüp, kendisine durumdan vazife çıkararak demokrasiye müdahale edenlerin cumhuriyete en büyük zararı verenler olduğunu ifade ederek, ''Cumhuriyetin sahibi olmak noktasında hiç kimsenin hiç kimseye üstünlüğü yoktur ve olmaz'' dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında
yaptığı konuşmada, Cumhuriyeti zayıf bir varlık olarak görüp, kendisine durumdan vazife
çıkararak demokrasiye müdahale edenlerin cumhuriyete en büyük zararı verenler
olduğunu ifade ederek, ''Cumhuriyetin sahibi olmak noktasında hiç kimsenin hiç
kimseye üstünlüğü yoktur ve olmaz'' dedi.

Erdoğan, cumhuriyetin erdemli bir yönetim biçimi, erdemli bir toplum inşa etmek için ortaya konmuş bir
irade ve vizyonunu sonucu olduğunu kaydetti. Erdoğan, ''Bu iradeye zincir vurmak,
otoriter eğilimlere ve bunlar vasıtasıyla baskı almak isteyen yönetimler bu
milletten her zaman gereken dersi almışlardır. Aynı şekilde bu iradeyi vesayet
almak, küçümsemek, yok etmek isteyen karanlık odaklar, çeteler ve zümrelerle de
her zaman milletimizden gereken cevabı almışlardır'' diye konuştu.

İstiklal ve demokrasinin milletin değiştirilemeyecek karakteri haline
geldiğini ifade eden Erdoğan, cumhuriyetin milletin karakterine en uygun yönetim
biçimi olduğunu söyledi.

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Cumhuriyetin kuruluşundan nice zaman sonra ortaya çıkan, tarihine ve
coğrafyasına yabancılaşmış zümrenin tamamen aksine, Cumhuriyet, sözde elitler
tarafından, yani seçkinleri kendilerinden menkul belli bir zümre tarafından
değil; bizzat bu millet tarafından bu milletin tüm unsurları tarafından
kurulmuştur. Dolayısıyla Cumhuriyet asla ve asla belli bir zümrenin, belli bir
kitlenin, belli bir grubun rejime değil, bu milletin rejimidir. Sahibi de
yalnızca bu aziz millettir.''

Cumhuriyetin ilanı öncesinde bu toprakların çok büyük acılara şahit
olduğunu anlatan Erdoğan, Cumhuriyetin 87 yıllık süreçte güçlenerek, büyüyerek
her alanda önemli mesafeler kaydettiğini, Cumhuriyet öncesi korkuları geçersiz
kıldığını kaydetti.

Erdoğan, Cumhuriyet öncesi ayrışma, çatışma korkusunun bugün bir tehdit
ve sindirme aracı olarak görülmesinin ''Cumhuriyete ve onun ideallerine tamamen
ters ve aykırı olduğunu'' ifade ederek, şöyle konuştu:

''Cumhuriyeti zayıf bir varlık olarak görüp, kendisine durumdan vazife
çıkararak demokrasiye müdahale edenler, tarihimiz boyunca her zaman
Cumhuriyetimize en büyük zararı verenler oldular. Ülkenin birliğini ve
bütünlüğünün tehdit altında olduğu bahanesiyle demokrasiye gölge düşürenler,
siyaseti ve siyasetçiye devre dışı bırakmaya çalışanlar ekonomiye de dış
politikaya da iç politikaya da en büyük kötülüğü yaptılar. Cumhuriyeti korumak
adına, aslında onlar bir korku cumhuriyeti oluşturdular. Tehlikede olan
cumhuriyet rejimi değil, bu korkulardan nemalanan çevrelerin imtiyazları oldu.

Cumhuriyetin sahibi olmak noktasında hiç kimsenin hiç kimseye üstünlüğü
yoktur ve olmaz. Bu ülkenin bürokratı, hakimi, savcısı, askeri, polisi ne kadar
bu cumhuriyetin sahibi ise bu ülkenin işçisi, köylüsü, esnafı, sanatkarı,
sokaktaki vatandaşı da bu cumhuriyetin en az o kadar sahibidir ve
sevdalısıdır.''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Cumhuriyetin ''Sözde elitler tarafından değil bizzat millet tarafından
kurulduğunu'' bildirdi.

Erdoğan, cuma günü Cumhuriyetin 87. yıl dönümünün kutlanacağını anımsattı.
Cumhuriyetin 87. yıl dönümünü kutlayan Erdoğan, ''Başta Cumhuriyetimizin kurucusu
Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere kuruluş kararını alan TBMM'nin tüm üyelerini,
Kurtuluş Savaşımızın tüm gazi ve şehitlerini şükranla yad ediyorum'' diye konuştu.

Cumhuriyet konusunda değerlendirmeler yapan Erdoğan, Kurtuluş Savaşı ile
birlikte destani bir süreç yaşandığını ifade etti.

''Biz, tarihi geleneği, kimliği olan köklü bir milletin ve medeniyetin
mensuplarıyız'' diyen Erdoğan, etnik kökenleri, mezhepleri, coğrafyaları ifade
eden kelime ve kavramların millet tarifinde yetersiz kaldığını vurguladı.

Erdoğan, ''Bizi ortak tarihimiz en güzel şekilde tarif eder. Bizi ortak
medeniyetimiz, ortak ideallerimiz tarif eder. Ağrı'da İshak Paşa Sarayı,
Diyarbakır'da Ulu Cami, Erzurum'da Çifte Minareli Medrese, Sivas'ta Divriği Ulu
Cami, Konya'da Karatay Medresesi, Edirne'de Selimiye, Ankara'da Hacı Bayram-ı
Veli, İstanbul'da Sultanahmet, Süleymaniye, Topkapı bizim bir millet olarak
yeryüzüne attığımız imzalardır, nişanlardır'' diye konuştu.

Şehitliklerde Türkiye'nin doğusunun da batısının da görüldüğünü, vatanın
dört bir yanından gelip çarpışmış, karavanasını paylaşmış, yan yana şehit düşmüş
yüz binlerce millet evladının bulunduğunu ifade eden Erdoğan, Cumhuriyetin böyle
bir birlik mefkuresi üzerine inşa edildiğini kaydetti.

Cumhuriyet kuruluş felsefesinin her unsuru kucaklayan TBMM'nin iradesi
ile şekillendiğini vurgulayan Erdoğan, Cumhuriyetin milletin istiklal aşkının
açık bir tezahürü olduğunu söyledi.

Başbakan Erdoğan, Cumhuriyetin erdemli bir yönetim biçimi ve erdemli bir
toplum inşa etme irade ve vizyonunun sonucu olduğunu dile getirerek, şöyle devam
etti:

''Bu iradeye zincir vurmak, otoriter eğilimler ve bunlar vasıtasıyla bu
iradeyi baskı altına isteyen yönetimler, bu milleten her zaman gereken dersi
almışlardır. Aynı şekilde bu iradeyi vesayet altına almak, küçümsemek, yok etmek
isteyen karanlık odaklar, çeteler, zümreler de her zaman milletimizden gereken
cevabı almışlardır. İstiklal, hürriyet ve demokrasi bu milletin
değiştirilemeyecek karakteri haline gelmiştir. Cumhuriyet ve demokrasi, bu yüzden
milletimizin karakterine ve engin tarihi birikimine en uygun yönetim biçimidir.
Cumhuriyetin kuruluşundan nice zaman sonra ortaya çıkan, tarihine ve coğrafyasına
yabancılaşmış zümrenin tamamen aksine Cumhuriyet, sözde elitler tarafından, yani
seçkinlikleri kendilerinden menkul belli bir zümre tarafından değil bizzat bu
millet tarafından, bu milletin tüm unsurları tarafından kurulmuştur. Dolayısıyla,
Cumhuriyet asla ve asla belli bir zümrenin, belli bir kitlenin, belli bir grubun
rejimi değil, bu milletin rejimidir. Sahibi de bu aziz millettir.''

''Bu millet seninle gurur duyuyor'' sloganları eşliğinde konuşmasını
sürdüren Erdoğan, Cumhuriyet öncesinde ülke topraklarının çok büyük acılara şahit
olduğunu, Osmanlı Devleti'nin her cephede aldığı yenilgiler sonucu çok büyük
toprak parçalarını kaybettiğini vurguladı.

Akın akın Anadolu'ya göçler yaşandığını belirten Erdoğan, şunları
söyledi:

''Cumhuriyetimiz 87 yıl içinde güçlenerek, büyüyerek, ekonomide, dış
politikada, demokratikleşmede önemli mesafeler kat ederek, Cumhuriyet öncesi
korkuların tamamını artık geride bırakmış, geçersiz kılmıştır. Cumhuriyetin ilanı
öncesine ait olan bölünme korkusunun, çatışma korkusunun bugün bile bir tehdit ve
sindirme aracı olarak görülmesi Cumhuriyetimize ve onun ideallerine tamamen
terstir, aykırıdır. Cumhuriyeti zayıf bir varlık olarak görüp, kendisine durumdan
vazife çıkarıp, demokrasiye müdahale edenler, tarihimiz boyunca her zaman
Cumhuriyetimize en büyük zararı verenler oldular. Ülkenin birliğinin ve
bütünlüğünün tehdit altında olduğu bahanesiyle demokrasiye gölge düşürenler,
siyaseti ve siyasetçiyi devre dışı bırakmaya çalışanlar ekonomiye de dış
politikaya da iç politikaya da en büyük kötülüğü yaptılar. Cumhuriyeti korumak
adına aslında onlar bir korku cumhuriyeti oluşturdular. Tehlikede olan Cumhuriyet
rejimi değil bu korkulardan nemalanan çevrelerin imtiyazları oldu. Cumhuriyetin
sahibi olmak noktasında hiç kimsenin hiç kimseye üstünlüğü yoktur ve olamaz. Bu
ülkenin bürokratı, hakimi, savcısı, askeri, polisi ne kadar bu Cumhuriyetin
sahibi ise bu ülkenin işçisi, köylüsü, esnafı, sanatkarı, sokaktaki vatandaşı da
bu Cumhuriyetin en az o kadar sahibidir ve sevdalısıdır.

2010 yılında Türkiye'nin kalkınmasını, ilerlemesini, içerde ve dışarda
güçlenmesini en önemlisi de daha demokratik ve özgür bir ülke olmasını Cumhuriyet
için bir tehdit gibi gören ve gösterenler, Cumhuriyetin temel felsefesinden
nasibi alamayanlardır. Hiç kimse şahsi veya zümrevi hırslarını, beklentilerini,
makam ve ikbal heveslerini bu milletin çıkarlarının, bu milletin bekasının
üzerine koyamaz. Böyle bir tavır içinde olamaz. Cumhura rağmen, cumhurun düşünce
ve hissiyatına rağmen cumhuriyetçilik yapılamaz. Halka rağmen, halkın iradesine
rağmen halkçılık yapılamaz. Cumhuriyeti sevmenin, korumanın göstergesi onu
yüceltmektir, muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkaracak politikaları
hayata geçirmektir.''

Türkiye Cumhuriyeti'nin geçmişle kıyaslanmayacak şekilde ilerlediğini,
kalkındığını, dünya genelinde takdir edilen, övülen, örnek gösterilen, saygı
duyulan ve itibar edilen bir konuma ulaştığını belirten Erdoğan, ''Ankara'dan
çıkamayanlar bunu hissedemezler. Sadece bedenen değil, zihnen çıkamayanlar da
bunu hissedemezler'' dedi.

Hedeflerinin Türkiye'yi, Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yıl dönümünde
dünyanın en gelişmiş 10 ülkesi arasına sokmak olduğunu ifade eden Erdoğan,
''Cumhuriyetimizin çağdaşlaşma hedeflerini hayata geçiren, Cumhuriyetin itibarını
yükseltecek dış politikayı ortaya koyan, Cumhuriyeti ileri demokrasi ile
güçlendiren iktidar, AK Parti iktidarıdır'' diye konuştu.

Erdoğan, Atatürk'ün ''Cumhuriyet rejimi demek demokrasi sistemi ile
devlet şekli demektir'' dediğini kaydederek, Cumhuriyetin ve demokrasinin
icaplarını uygulamaya koyan iktidarın kendi iktidarları olduğunu belirtti.

Başbakan, ''Cumhuriyeti halktan ve milli iradeden, onun değerleri ve
beklentilerinden kopuk olarak yücelttiğini zannedenler büyük bir yanlışın ve
yalnızlığın içinde olmuşlardır. Aziz milletimiz geçen dönemlerde bazı
iktidarların sergiledikleri yanlış uygulamalara rağmen Cumhuriyeti bağrına
basmış, en geniş anlamda kabullenmiştir. Milletimiz her sandık başına gittiğinde
bu Cumhuriyet idealine oy vermiş, bu ülkeyi yükselteceğine inandığı kadroları
özellikle iktidara taşımıştır. Milletimizin iktidarımıza gösterdiği teveccüh işte
bu sorumluluk bilincinin, sahiplenme duygusunun bir sonucudur'' diye konuştu.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, hiç kimsenin demokrasi ve cumhuriyet üzerinde kendince vesayet
kuramayacağını, hukuk dışı operasyonlara girişemeyeceğini belirterek, ''Biz bir
kabile devleti değiliz. Biz, köksüz bir devlet değiliz'' dedi.
Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''Hiç kimsenin,
her şeyi milletten daha fazla bildiğini iddia ederek, bu ülkeyi siyaset
kurumundan daha fazla önemsediğini söyleyemeyeceğini'' belirtti.

Başbakan Erdoğan, ''Hiç kimse demokrasi üzerinde, cumhuriyet üzerinde
kendince vesayet kuramaz. Hukuk dışı operasyonlara girişemez. Biz bir kabile
devleti değiliz. Biz, köksüz bir devlet değiliz. Biz, binlerce yıl içinde oluşmuş
bir devlet geleneğini tebarüz etmiş, anayasası, yasası, kuralları, gelenekleri
olan bir ülkeyiz. Bir devletiz ve bir milletiz'' diye konuştu.

''Bizden önceki nesiller de bizim neslimiz de korkuların egemen olduğu,
sindirme politikalarının en ağır şekilde uygulandığı süreçlerde yetiştik'' diyen
Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Konuşmak yasaklandı, düşünceleri ifade etmek yasaklandı, şiir okumak
yasaklandı, yazmak yasaklandı, gazete çıkarmak yasaklandı, eleştirmek yasaklandı.
Kitapların hatta şarkıların, türkülerin yasaklandığı dönemler oldu bu ülkede.
Kimler? İşte o tek partili dönemin olduğu dönemler. Yani CHP zihniyetinin iktidar
olduğu dönemler. Bunları belki şu anda o dönemi yaşamayan kuşaklar olarak bizler
bilmiyor olabiliriz fakat tarihin o arşivlerindeki bu kayıtları, bunu çok açık,
net belgelerle ortaya koyuyor. Şimdi bu belgeleri önümüze getiriyorlar. O
belgeleri gördükçe o zaman tarihimizin hakikaten ne kadar zor sınavlardan
geçtiğini görüyoruz. Ama artık biz o geçmişe asla dönemeyiz. Artık biz o modern
Türkiye'nin inşallah yeni temel taşlarını oluşturuyoruz. Ve bu o geçmişin o
köklü, sağlam temel taşları üzerinde yükselen bir Türkiye, yeniden büyük Türkiye.
Göreve geldiğimizde 26. sıradan teslim alıp, 17. sıraya çıkardığımız bir Türkiye
var. Şimdi bunu hazmedemiyoruz, 17'yi ilk 10'a çıkarmanın gayreti
içerisindeyiz.''

Erdoğan, 1940'lı yıllarda Ankara'nın Ulus semtine ''kılık kıyafeti uygun
değil'' diye kasketli gariban köylülerin, yani ulusun, milletin girmesinin
yasaklandığını ifade eden Erdoğan, salondakilerin alkışlamaları üzerine ''Bunu
alkışlamayalım, buna üzülelim'' dedi. Erdoğan, ''Sakal yasaklandı, bıyık
yasaklandı. Aynen şimdi olduğu gibi üniversite kapılarında genç kızların
başörtüsü yasaklandı. Darbe yapanların eleştirilmesi yasaklandı. Bu ülkenin
gerçeklerini, bu ülkenin sorunlarını dile getirmek, konuşmak yasaklandı. Bu
yasakları koyanlar ve uygulayanlar, Cumhuriyeti koruma ve kollama bahanesinin
arkasına sığınıyorlardı. Cumhuriyeti, cumhurdan, halktan koruyarak belli bir
zümrenin hakimiyeti altına almak isteyen bu çarpık anlayışla sadece bu kavrama
haksızlık etmekle kalmadılar. Türkiye'nin gelişimine de set çektiler'' diye
konuştu.

Başbakan Erdoğan, ''Cumhuriyeti korumak, rejime sahip çıkma bahanesinin
arkasına sığınarak onlar aslında Cumhuriyeti küçülttüler. Halka yabancılaştılar.
Bugün Cumhuriyet cumhurla kucaklaşmaktadır. Farkımız budur'' dedi.

Cumhuriyetin bugün halkla birlikte yüceldiğini ve ileri hedeflere doğru
yürüdüğünü söyleyen Erdoğan, ''Çözümsüz gibi görünen sorunları çözecek güç ve
kudrete sahip olduklarını cümle aleme gösterdiklerini'' belirtti.

Dünyada konuşulan bir Türkiye gerçeğinin var olduğunu anlatan Başbakan
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Eskiden başımıza gelen her musibetin ardında hep bir dış mihrak
arardık. Hep öyle adresler verirdik. İçeride öcüyle, dışarıda dış mihrak ile hep
korkutulurduk. Anlayış buydu. Statükonun devamı bu korku ile temin edilirdi,
siyaset kurumu bu korku dili ile rehin alınırdı, siyaset kurumu, bu korkular ve
evhamlar üzerinden itibarsız hale getirilirdi. Çaresiz ve iktidarsız koalisyon
hükümetleri bu korku dili ile hareketsiz bırakılırdı. Artık biliyoruz ve öğrendik
ki o savunmacı anlayış bizi içimize kapalı hale getiren, bizi sürekli savunma
hattında tutan ve özgüvenimizi yaralayan sakat bir anlayıştı.''

Erdoğan, şimdi tam bir özgüvenle muhataplarla eşit ilişkiler kurularak
anlatımlar yapıldığını kaydederek, ''AK Parti iktidarındaki Türkiye eski Türkiye
değildir. 8 yıl önce iktidara yürürken 3Y ile kıyasıya mücadele edeceğimizi
söyledik. Yolsuzluğun, yoksulluğun ve onlar kadar önemli olan yasakların artık
kaderi olmadığını bu ülke için söyledik. Sözümüzü tutarak bu 3Y ile mücadele
ettik, ediyoruz. Yolsuzluk ve yoksullukla olduğu kadar yasaklarla da mücadelemiz
sürüyor'' dedi.

Tam demokratikleşme yolunda ifade özgürlüğü adına birçok engeli ortadan
kaldırdıklarını, günlük yaşamı etkileyen, vatandaşa hayatı zehir eden, onların
hür iradelerini ipotek altına alan, Türkiye'nin imajını ve itibarını zedeleyen
nice yasağa son verdiklerini kaydeden Erdoğan, ''Şimdi soruyorum; lütfen herkes
elini vicdanına koysun ve bu soruyu öyle yanıtlasın. Cumhuriyetimiz, bugün 8 yıl
öncesine göre daha mı zayıftır, yoksa tam tersine daha mı güçlüdür? Bütün siyasi
anlayışlardan, mantıklardan soyutlanarak başını iki elinin arasına alsın, nasıl
olsa benim yanımda değil, şöyle bir düşünsün. 'Ya gerçekten 8 yıl önce neydik,
bugün neyiz' diye bir sorsun kendine. Türkiye Cumhuriyeti, 8 yıl öncesine göre
bugün dünya nazarında daha itibarlı mıdır, yoksa itibar mı kaybetmiştir. Bunu da
kendine sorsun'' diye konuştu.

''Türkiye'nin ayyıldızlı bayrağı, Türkiye Cumhuriyeti'nin pasaportu, Türk
Lirası 8 yıl öncesine göre bugün daha mı değerlidir yoksa değer mi
kaybetmiştir?'' sorusunu yönelten Erdoğan, şunları kaydetti:

''8 yıl öncesine göre Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşları geleceğe daha
bir umutla mı bakıyor, yoksa tersi mi? Şöyle yollarında dolaşan arabaların
sayısına baktığımız zaman daha tenha duble yollar mı var yoksa yolların adeta
ihtiyaca cevap veremez hale geldiği bir Türkiye mi var?

Kaldırdığımız her yasağın ardından korkuların ne kadar yersiz ve gereksiz
olduğu ortaya çıktı. Ama biz o yasakları kaldırırken nasıl kıyametler koptuğunu
hatırlayın. Paralarda bile Türk Lirası'nın o altı sıfırını atacağımız zaman
birilerinin o köşelerinde ne tür yazılar yazdığını ve şu anda da bulundukları
yerden ne tür hakaretler ettiklerini düşünün. O zaman 'özür dileyeceğiz'
diyenler, ne bu özrü dileyebilmişlerdir ne de paramızın kazandığı o onur
sayesinde nasıl ayakta durduklarını hissetmişlerdir. Paradan altı sıfır atılması
durumunda enflasyonun patlayacağını söylediler. Attık altı sıfırı ne oldu? Her
şey ortada'' dedi.

* * * HABERİN DEVAMINA "İLGİLİ DÖKÜMANLAR" KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ * * *

(12.14)