2010-06-23 - 19:11
104. BAB-I ALİ TOPLANTILARI...
TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Levent'teki Mövenpick Otelde düzenlenen ''Bab-ı Ali Toplantıları''nda, ''Egemenliğin Kaynağı ve Kullanımı'' konulu konuşmasında, hayatının önemli bir bölümünün Bab-ı Ali'de geçtiğini, avukatlık ve memurluk mesleğini Bab-ı Ali Nuruosmaniye'de yaptığını anlattı.
TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Anayasa
değişikliğiyle ilgili iptal başvurusuna ilişkin ''Umuyorum ve diliyorum ki,
2008'de ortaya konan hatadan dönülür, yasama organının Anayasa ile çizilen
sınırlarına girilmez, Anayasa değişikliğiyle ilgili Meclisin egemenlik hakkı
ihlal edilmez'' dedi.

Şahin, Levent'teki Mövenpick Otelde düzenlenen ''Bab-ı Ali
Toplantıları''nda, ''Egemenliğin Kaynağı ve Kullanımı'' konulu konuşmasında,
hayatının önemli bir bölümünün Bab-ı Ali'de geçtiğini, avukatlık ve memurluk
mesleğini Bab-ı Ali Nuruosmaniye'de yaptığını anlattı.

Bab-ı Ali'de bu toplantıların yapılacağı uygun mekanların bulunduğunu
belirten Şahin, bu etkinliğin orada yapılmasının daha şık olacağını düşündüğünü
söyledi.

Şahin, 20 yıldır devam eden Bab-ı Ali toplantılarının önemli bir düşünce
etkinliği olduğunu dile getirerek, bu tür etkinliklerin Türkiye'de sivil toplumun
gelişmesine katkı sağlayacağına inandığını aktardı.

Egemenliğin kaynağına bakıldığında, ilk olarak hukuk ve siyasal bilim
alanında değil ilahiyat alanına ait olduğunun görüleceğini kaydeden Şahin, çünkü
insanlığın ilk yıllarında egemenliğin kaynağının bir tek kişide toplandığını
anlattı.

İlk dönemlerde bu egemenlik hakkının başkalarıyla bölüşülmediğini ifade
eden Şahin, Ortaçağ'dan sonra insanlığın bazı şeyleri daha çok irdeleme imkanı
bulduğunda birtakım monarşik yönetimlerin başında bulunan kişilerin kullandığı
egemenlik hakkı konusunda ciddi tartışmalar yaşandığını ve insanoğlunun ''bu
artık böyle gitmez'' demeye başladığını söyledi.

Şahin, bu konuda en büyük değişim ve dönüşümün Fransız İhtilali ile
olduğunu, egemenliğin kaynağı ve kullanımının bu dönemden sonra değiştiğini
anımsatarak, Fransız devrimiyle birlikte egemenliğin kaynağının millet ve bunu
millet adına kullanacak mercinin de parlamento olduğu ilkesinin kabul edildiğini
kaydetti.

Şahin, Osmanlı İmparatorluğunda ise egemenliğin kaynağının padişah
olduğunu ve son zamanlara kadar da egemenliğin kullanımında bir bölüşmeye
rastlanmadığını belirterek, ''Tarihimizde egemenliğin kaynağındaki en önemli
değişiklik Kurtuluş mücadelemizde gerçekleşmiştir. Kurtuluş mücadelemiz milletin
egemenliğinden harekete geçilerek kazanılmıştır, Mustafa Kemal Atatürk Samsun'a
çıktığında mücadelesinin millet egemenliği fikrine dayalı olacağını açıklayarak
çıkmıştır'' diye konuştu.

TBMM'nin 23 Nisan 1920'de açılmasıyla milli egemenlik anlayışının
kurumsallaştığını söyleyen Şahin, bu yıl TBMM olarak Meclisin açılışının 90.
yılını kutladıklarını, bunu bir güne de sığdırmadıklarını, bir yıl boyunca farklı
etkinliklerle halkla birlikte kutladıklarını kaydetti.

Şahin, 1923'te önemli iki değişiklik yapıldığını, Cumhuriyetin ilan
edildiğini ve Cumhurbaşkanlığı kurumunun oluşturulduğunu hatırlatarak, bu şekilde
meclis hükümeti sisteminden parlamento sistemine yönelik bir adım atıldığını
söyledi.

Kuvvetler birliği ilkesi yerine kuvvetler ayrılığı ilkesinin 1961'de
mevzuata girdiğini, artık Meclisin yasama, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulunun
yürütme ve bağımsız yargı kurumlarının ise yargı görevini millet adına
yürüttüğünü ifade eden Şahin, 1982 Anayasası'nın egemenliğin kullanımı ve kaynağı
konusunda 1961'e göre farklı bir şey getirmediğini, ancak ilk defa Anayasa
değişikleriyle ilgili olarak halk oylaması mekanizmasına yer verdiğini
kaydetti.

Şahin, Anayasa mahkemelerinin 2. Dünya Savaşı'ndan sonra özellikle batılı
ülkelerde ihdas edildiğini, Türkiye'de de daha sonraki Anayasa değişiklikleriyle
oluşturulduğunu aktardı.

Yüksek Mahkemenin, TBMM'nin yasama görevini yerine getirirken kanun,
kanun hükmünde kararname, Meclis İçtüzüğü'yle ilgili açılan iptal davalarını
esastan ve şekilden incelediğini, Anayasa değişikliklerini ise 148. maddeye göre
şekilden incelediğini dile getiren Şahin, çünkü TBMM'nin millet adına yasama
görevini yerine getirdiğini ve bu görevin mutlak olduğunu kaydetti.

Şahin, ''Anayasa değişiklerinde Anayasa Mahkemesinin şekil bakımından
incelemesinin ne olduğunu herkes biliyor. Bir defa Anayasa değişikliklerinde
teklif ve karar yeter sayılarındaki nitelikli çoğunluk oluşmuş mu, 184 imzayla
verilmiş mi, 330, 367 ve üstünde parlamentodan geçmiş mi, iki defa görüşülmüş
mü?'' dedi.

Ancak 2008'de Yüksek Mahkemenin, bir Anayasa değişikliğiyle ilgili
verdiği kararda esasa girerek yapılan değişikliği iptal ettiğini dile getiren
Şahin, bu durumun sadece Türkiye içinde değil, dışında da yoğun tartışmalara
neden olduğunu aktardı.

Şahin, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''TBMM'nin milleti adına yasama görevine sınır getirme ve ona ortak olma
anlamına gelecek bir yaklaşımın veya iptal kararının millet iradesiyle uyuşmadığı
kanaatindeyim. Anayasanın 148. maddesi, 'Sadece şekil bakımından incelenmelidir,
esasa girilemez' demişse ve Yüksek Mahkeme 2008'de verdiği bir kararla bunu aşıp
esasa girerek iptal kararı vermişse, bu TBMM'nin millet adına kullandığı Anayasa
değişikliğiyle ilgili egemenlik hakkına bir tecavüz olarak
değerlendirilebilir.''

Kuvvetler arasında sınırların çizildiğine dikkati çeken Şahin, sözlerini
şöyle tamamladı:

''Yargı organı, sınırları çizilen Meclisle ilgili bu alana girerek
Meclisin Anayasa değişikliğiyle ilgili egemenlik hakkını zedeleyecek veya ona
ortak olacak anlamına gelen bir karar vermişse, bunun irdelenmesi ve bu hatadan
mutlaka dönülmesi gerekir. TBMM Başkanı olarak TBMM'nin millet adına egemenlik
hakkını kullanırken bu egemenlik hakkına bu veya şu şekilde yapılacak tecavüzleri
doğru bulmam söz konusu değil. Yüksek Mahkemenin önünde yeni bir Anayasa
değişikliği davası var. Yüksek Mahkeme şimdi bunu incelemektedir. Umuyorum ve
diliyorum ki, 2008'de ortaya konan hatadan dönülür, yasama organının Anayasa ile
çizilen sınırlarına girilmez, Anayasa değişikliğiyle ilgili Meclisin egemenlik
hakkı ihlal edilmez. Yüksek mahkemenin beklenen iptal kararı sebebiyle, TBMM'den
geçen ve referanduma gitmesi Yüksek Seçim Kurulunca da yürütülen Anayasa
değişikliği konusunda Meclisin bu alanla ilgili egemenlik hakkını zedeleyici bir
karar vermeyeceğini temenni ediyorum ve diliyorum. Gerçekten millet adına
egemenlik hakkının kullanan yürütme, yargı, yasamanın mutlaka birbirlerinin
alanına girmemesi ve bu medeni iş bölümünü Anayasa'da belirtilen ilkeler
çerçevesinde yerine getirmesi gerekir. Aksi halde bir çatışma sorunları içinden
çıkılmaz bir hale getirebilir.'' (19.11)