2011-01-26 - 10:06
TBMM İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU...
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde oluşturulan alt komisyonun ''İsviçre raporunda'', ''İsviçre'de yabancıların ve farklı dinden olanların haklarını kısıtlayıcı referandumların, İsviçre Halk Partisi'nin korkulara hitap eden yanlış politikalarının uzantısı olduğu'' kaydedildi.
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu
bünyesinde oluşturulan alt komisyonun ''İsviçre raporunda'', ''İsviçre'de
yabancıların ve farklı dinden olanların haklarını kısıtlayıcı referandumların,
İsviçre Halk Partisi'nin korkulara hitap eden yanlış politikalarının uzantısı
olduğu'' kaydedildi.

Komisyon Başkanı Zafer Üskül ve alt komisyon üyeleri, 29 Kasım-3 Aralık
2010 tarihleri arasında İsviçre'de çeşitli görüşmelerde bulundu.

Alt komisyonun yaptığı görüşmeler sonunda hazırladığı raporda;
''İsviçre'de referandumlar, entegrasyon, yabancıların sorunları, Türk toplumunun
yaşadığı sıkıntılar'' konularında görüş alışverişlerinde bulunulduğu ve bazı
cezaevlerinin ziyaret edildiği belirtildi.

İsviçre'de minare yapılmasının yasaklanmasına ve suç işleyen yabancıların
sınır dışı edilmesine dair referandumların, yabancı düşmanlığını körüklediği ve
hemen her milletten yabancı insanın yaşadığı İsviçre'nin imajını zedelediği ifade
edilen raporda, ''İsviçre'li yetkililer ve Türk toplumu temsilcileri,
referandumlardan çıkan sonuçların üzüntü verici olduğunu ifade etmişlerdir''
denildi.

Gerek parlamenterler gerekse federal yetkililerin, ''referandumlardan
çıkan sonuçlardan üzüntü duysalar da İsviçre Anayasası'na göre halk
girişimleriyle gerçekleştirilen referandumları uluslararası yükümlülükler
haricinde engellemenin mümkün olmadığı, halkın tercihlerine saygılı olmak
gerektiği görüşünde birleştikleri'' vurgulanan raporda, şu görüşlere yer
verildi:

''Ancak, halk iradesinin yansıtılmasının doğrudan aracı olan
referandumlar, politik hedeflerini gerçekleştirmek isteyenlerin aracı haline de
dönüşebilmektedir. Nitekim minare yapımına ve yabancıların sınır dışı edilmesine
ilişkin referandumların propaganda süreci halkın daha doğru tercihte bulunmasını
sağlayacak, açıklayıcı ve bilgilendirici bir süreçten ziyade, Müslümanları ve
yabancıları rencide eden bir süreç olmuş ve yabancı düşmanlığı körüklenerek
sonuca ulaşılmıştır. Öyle görünüyor ki İsviçre'de yabancıların ve farklı dinden
olanların haklarını kısıtlayıcı referandumlar, İsviçre Halk Partisi'nin korkulara
hitap eden yanlış politikalarının uzantılarıdır. Bu yüzden İsviçre temel hak ve
özgürlükleri zedeleyici referandumları engellemenin bir yolunu bulmalıdır.

İsviçre gibi çok sayıda yabancının bulunduğu ülkelerde, yabancıların
kimliklerini kaybedeceği, yerli toplumların da yabancıların topluma hakim olacağı
korkuları nedeniyle, yerli toplumla yabancı toplum arasında uyum sorunu olabilir.
Bu korkuları gidermenin yolu toplumların birbirlerini anlamaları ve tanımalarını
sağlayacak entegrasyonu sağlamaktır. Bu noktada entegrasyonun, hem yerli toplumun
yabancılara hem de yabancıların yerli topluma uyum sağlaması olarak iki boyutlu
olduğu görülür. Avrupa'da Türklerin yoğun olarak yaşadığı ülkelere bakıldığında,
entegrasyonun başlıca sorunlardan biri olduğu görülmektedir. Fakat entegrasyon
konusunda tüm sorumluluk genelde yabancılara yüklenerek, yabancıların dil
öğrenemediği ve yaşadığı topluma uyum sağlayamadığı belirtilmektedir. Entegrasyon
konusunda yabancıların suçlanabilmesi için yerli toplumların üzerine düşen
sorumluluğu yerine getirmiş olması gerekir.

Her ne kadar İsviçre'de çok kültürlü, çok dilli ve çok milletli yapının
avantajı sayesinde Türk toplumunda ciddi entegrasyon sorunu görülmese de
İsviçre'de istihdam, eğitim, sağlık hizmetleri ve topluma yönelik mal ve
hizmetlerin sağlanmasında yabancılara karşı ayrımcılık yapılması, aslında yerli
toplumun yabancılara tam olarak uyum sağlayamadığını da göstermektedir. Bu
noktada İsviçre'de ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını sağlayacak projeler hayat
geçirilmelidir.''

Raporda, İsviçre'de yaşayan Türk toplumunun en önemli sorununun, Türkçe
eğitimi konusunda yaşanan kurumsal aksaklık olduğu kaydedildi. İsviçre'li
makamların Türk toplumunun anadil eğitimini federal düzeyde çözümlemeleri
gerektiği ifade edilen raporda, Türkiye'nin İsviçre'de bir milli eğitim
müşavirini görevlendirmesi gerektiği bildirildi.

İsviçre'de ziyaret edilen 3 ceza infaz kurumunun, fiziki ve yaşam
koşulları açısından iyi durumda olduğu ifade edilen raporda, ''Buna karşın,
cezası infaz edilen ancak tedavi edilmesi gereken bir hükümlümün tedavisinin
sağlık kuruluşlarınca kabul edilmediği için bir ceza infaz kurumunda
gerçekleştirilmesi insan haklarına aykırıdır'' denildi. Uluslararası belgelerde
belirtilen hasta haklarına göre, hastaların tedavi olacakları kuruluşu seçme
özgürlüğüne sahip olduğu belirtildi.

Raporda, Türkiye'de insan hakları alanında meydana gelen gelişmelerin,
ülkeler hakkında raporlar hazırlayarak dünyada insan hakları ile ilgili
gelişmeleri takip eden Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği'nin de dikkatini
çektiği kaydedilerek, ''Komiser Yardımcısı ile yapılan görüşmede, Türkiye'de son
yıllarda insan haklarına ilişkin mevzuat değişiklikleri, gelecekte yapılması
öngörülen düzenlemeler ve Türkiye'de insan haklarının genel durumu üzerinde
durulmuştur. Türkiye'nin insan hakları alanındaki hızlı ilerlemesinin
uluslararası toplum tarafından da gözlendiği ve uluslararası alanda ülkemizin
saygın bir ülke konumunda olduğu görülmüştür'' ifadelerine yer verildi.

(10.05)