2012-06-20 - 14:39
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Sadık Yakut başkanlığında toplandı. TBMM Genel Kurulu'nda görüşülen Türkiye İnsan Hakları Kurumu Tasarısı'nın 17 maddesi kabul edildi.
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Sadık Yakut başkanlığında toplandı.
Yakut, Genel Kurul'da gündeme geçilmeden önce 3 milletvekiline söz verdi.
AK Parti Adıyaman Milletvekili Muhammed Murtaza Yetiş, ''Dünya Mülteciler Günü'' dolayısıyla yaptığı gündemdışı konuşmada, savaş, baskıcı ve otoriter rejimler, etnik çatışmalar, doğal afetler ve çevresel etkenlerin her geçen gün mülteci akınlarını artırdığını söyledi.
Dünyada 42 milyon insanın yerlerinden zorla uzaklaştırıldığını belirten Yetiş, artık adı mültecilikle özdeşleşmiş halkların oluştuğunu, bunlar arasında Filistin ve Somali'nin bulunduğunu kaydetti. Yetiş, Türkiye'de bin 500 Kafkas ve Çeçen bulunduğunu ve zor şartlar altında yaşamlarını sürdürdüklerine işaret ederek, ''Esed zulmünden kaçarak ülkemize sığınan Suriyeli mültecilere gösterdiğimiz yardımseverliği, bu halklara da göstereceğiz'' dedi.
CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt da Kars ve Ardahan'da kapatılan bazı ilçe adliyeleriyle ilgili gündemdışı konuşmasında, ''Bu insanlar adalet için Ulgar Dağı'ndan nasıl geçecek? Hangi tasarrufa göre böyle bir karar alındığını anlamak mümkün değil. Açılacak yeni kapılar nedeniyle sınır bölgelerinde kapatılan adliyeler geri açılmalı. Bu gidişle Ardahan 10 yıl sonra ilçeye dönüşecek'' görüşünü ifade etti.
MHP Isparta Milletvekili Nevzat Korkmaz ise itfaiye çalışanlarının sorunlarına ayırdığı gündemdışı konuşmada, mevzuatta itfaiye teşkilatı ve mensuplarının yer almadığını, asker ve polisler gibi meslek sınıfı olmak istediklerini belirtti. Yüksek yaşam riskine karşı itfaiye çalışanlarına verilen maaşların yetersiz olduğunu belirten Korkmaz, yangına müdahaleye korunmasız kıyafetlerle gönderildiklerini anlattı.
Genel Kurulu'da, gündemdışı konuşmaların ardından, CHP'nin, sendikalarla ilgili işkollarının belirlenmesi sürecine ilişkin verdiği araştırma önergesinin, bugün ele alınması önerisi görüşüldü.
CHP İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi, Toplu İş İlişkileri Kanun Tasarısı'nın ne zaman çıkacağını sordu.
Bu yasa biran önce Meclis'e gelmezse, Meclis'in görevini yapmamış olacağını belirten Çelebi, ''Bu yasayı ivedilikle görüşelim'' dedi.
BDP Muş Milletvekili Demir Çelik, aylardır toplu sözleşmeyi yapamayan emekçilerin beklentilerinin yerine getirilmesi gerektiğini söyledi.
CHP'nin önerisi reddedildi.
Genel Kurul'da daha sonra Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanun Tasarısı'nın görüşmelerine başlandı.
TBMM Genel Kurulu'nda ''Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı üzerinde MHP Grubu adına konuşan Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, kurumun insanı ve insani değerleri araştıracağını ve teminat alacağını belirterek, bu nedenle bağımsız nitelikte olması gerektiğini söyledi.
Halaçoğlu, kurumun, üyelerin seçimindeki hatalı uygulamalar nedeniyle bağımsız olmayacağını savunarak, komisyonda bu konuda gerekli uyarılarda bulunduklarını ancak iktidarın bildiğini okuduğunu ve tasarının özünü değiştirmediğini ifade etti.
Kurum üyelerini Bakanlar Kurulu'nun atayacağını ve görevden alacağını, inisiyatifin de Başbakan'da olacağını belirten Halaçoğlu, ''Bu yapıda bir kurum nasıl baskı altına olmadan çalışacak- İhtiyaç olan böyle bir kurumu daha doğmadan öldürüyorsunuz. İktidar, kendisine kadro sağlamaktan öte anlam taşımayan yeni bir kurum oluşturuyor'' dedi.
CHP Grubu adına konuşan İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, kürsüye ''2002-2012 yılları arasında toplumsal olaylara müdahalelerde yaşamını yitirenlerle'' ilgili istatistiki verileri içeren bir tabloyla geldi. Başkanvekili Sadık Yakut'un ''Pankartta ne var bilmemiz gerekir'' demesi üzerine Tanrıkulu, tabloyu kendisine gösterdi. Tanrıkulu, tabloyu kürsünün önüne koyarak konuşmasına başladı.
Türkiye'de yaşanan olaylar nedeniyle etkin bir insan hakları kurumu kurulmasının önemli olduğunu ifade eden Tanrıkulu, ancak getirilen düzenlemenin üzüntü verici olduğunu dile getirdi. Tanrıkulu, ''Ne yazık ki iktidar partisi bu tasarıyla gündemimize yeni bir sezaryen vakası getirmiştir. Başbakan sezaryena karşı olduğunu söylüyor ama tüm icraatlarını sezaryenle getiriyor. AKP'nin sezaryenle aldığı her demokrasi bebeği ölü doğuyor. Bu kurum da şimdiden ölü doğmaya mahkumdur. AKP'nin amacı insan hakları ihlallerini araştıran, önlem alan bir kurum oluşturmak değil, ekim ayında çıkacak ilerleme raporu nedeniyle AB'nin güzünü boyamaktır'' dedi.
Ömrünü insan hakları mücadelesine adayan biri olarak bu alanda atılacak her adımı desteklemekten uzak duramayacağını vurgulayan Tanrıkulu, ancak bizzat tasarının kendisinin insan haklarını riske sokacağını ileri sürdü.
Tasarının hazırlık sürecinde ilgili kesimlerin görüşünün alınmadığını ifade eden Tanrıkulu, AK Parti sıralarına dönerek, ''Sizler majestelerinin insan hakları kurumunu yapmaya çalışıyorsunuz. Böyle kurum olmaz. Sizi denetleyen kurumların bağımsız, şeffaf, katılımcı olmasına özen göstereceksiniz. İnsan hakları ihlallerini devlet, hükümet yapar. Onun atadığı kişilerden oluşacak kurum, nasıl katılımcı, şeffaf olacak ve denetleyecek'' diye konuştu.
Tasarının geri çekilmesini isteyen Tanrıkulu, Kurumun Paris ve BM ilkelerine uygun oluşturulması gerektiğini söyledi. Tanrıkulu, ''Top gelecek yine elinizde patlayacak. Bu ateş topudur. Bakanlar Kurulu'nun atadığı insan hakları kurumu olur mu- Bunu kimse yemez. Dünya da biz de vatandaşlar da yemez'' görüşünü savundu.
Tanrıkulu, AK Parti iktidarı döneminde her alanda temel insan hakları ihlallerini yaşandığını, ''Hitler'in ''Kavgam'' adlı kitabı bu iktidar döneminde rekor satış yaptı. Hitler ve Saddam gazla anılıyor. Emin olun AKP iktidarı da biber gazıyla anılacak'' dedi.
BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü de tasarının yasalaşması ya da yasalaşmamasının mağdurlar açısından önemi olmadığını belirterek, ''Yapılan, sanki az sayıda devlet kurumu varmış gibi Hükümet'e bağlı yeni bir kurum kurmaktan ibarettir. Hükümetin bir organı olarak Hükümete karşı yakınmayacaktır'' görüşünü ifade etti.
İnsan hakları alanında kurulacak kurumun öncelikle bağımsız olması gereğine işaret eden Kürkçü, tasarının geri çekilerek yeniden yazılmasının mümkün olduğunu söyledi. İnsan hakları alınında mücadele etmeye devam edeceklerini belirten Kürkcü, tasarının her yerde Türkiye'nin yüzüne vurulacağını ileri sürdü.
Türkiye'de insan hakları ihlallerinin kaynağı ve merkezinin devlete bağlı kolluk güçleri olduğunu savunan Kürkcü, ''Yürütülen güvenlik siyasetlerinin yol açtığı ihlallerinin doğrudan doğruya bağımsız insan hakları kuruluşlarınca ele alınmasın diye hükümete bağlı insan hakları kurumu oluşturuluyor. Tasarı böyle yasalaşırsa İçişleri Bakanlığı müfettişleri, polis amirleri ve ağır ceza reislerini bu kurumda üye olarak görebileceğiz. İhlalleri örtmekle görevli kişilerin atanmayacağına dair garanti yok. Böylece hükümetin insan hakları kurumuna sahip olacağız. Oluk oluk kan akan bir ülkede 'insan hakları yerinde gidiyor' diyen bir kurum kurmakla kimi kandırabilirsiniz?'' dedi.
TBMM Genel Kurulu'da, Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı'nın görüşmeleri sürüyor.
Tasarının tümü üzerinde AK Parti grubu adına konuşan İzmir Milletvekili Hamza Dağ, partisinin iktidarı döneminde bir çok alanda icraat yapıldığını, koalisyon dönemlerinde kaybedilen zamanın geri kazanıldığını söyledi.
Demokratikleşmeyle ilgili yasal düzenlemeleri anımsatan Dağ, ''Türkiye bugün her alanda olduğu gibi temel hak ve özgürlükler alanında da 2002'ye göre çok iyi bir noktadadır'' dedi.
Dağ, yeni anayasa ile insan haklarının sağlam bir zemine oturtulacağını ve Türkiye'nin önünde lider ülke olma yolunda hiç bir engel kalmayacağını ifade etti.
Tasarıyla ilgili bilgi veren Dağ, bağımsız çalışılabilmesini sağlamak amacıyla, kurul üyelerine de hakimlik teminatı gibi güvenceler getirildiğini söyledi.
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün, ''İlk kez böyle bir kurum kuruluyor. Eksiğiyle gediğiyle de olsa önemli bir kurum olacak'' dedi.
Türkiye'de insan hakları konusunda önemli gelişmeler olduğunu ifade eden Üstün, bu konuda yapılan çalışmalarla ilgili bilgi verdi.
Haziran ayında insan haklarıyla ilgili önemli tasarıların yasalaştığını belirten Üstün, kurumun Paris Prensipleri'ne uygun olarak kurulduğunu ifade etti.
Üstün, Kurumun, Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvurunun almasıyla birlikte çalışmalarına başlayacağını belirtti.
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, AK Parti hükümetleri olarak en temel hassasiyetlerinin insan hakları olduğunu kaydetti.
''Genel manada AK Parti dönemi bir demokratikleşme dönemidir'' ifadesini kullanan Atalay, ''İnsan hakları bizim medeniyetimizin özüdür'' dedi.
Haziran ayında insan haklarıyla ilgili önemli yasaların görüşüldüğünü belirten Atalay, bu kurumun isminin bile bu alanda Türkiye'nin hassasiyetlerini ifade ettiğini söyledi.
Kanunun yürürlük tarihinin, Anayasa Mahkemesi'nin ilk bireysel başvuruları almaya başlayacağı tarih olduğunu belirten Atalay, ''Önemli olan ilkeler, atanan kişilerin nitelikleri ve çalışması. Kendimizi aldatmak için bu kurumları kurmuyoruz. Biz, insan hakları alanında daha fazla mesafe almak için bu kurumları kuruyoruz. Eğer siz emrinizdeki kuruluşa ehil olmayan birini getirirseniz, kendinizi başarısız yaparsınız. Bu, kendini aldatmaktır. Biz iyi işler yapmak ve başarılı olmak istiyoruz'' diye konuştu.
CHP Sivas Milletvekili Malik Ejder Özdemir, Mardin cezaevinde 20 kişilik koğuşta 62 kişinin kaldığını belirterek, ''Bu iktidarın insan hakları konusunda konuşmaya hakkı yoktur'' dedi.
Özdemir, ''Cemaate gücünüz yetmez, özel yetkili mahkemeleri kaldırmazsanız. Onların en son yargıladıkları sanıklar siz ve başbakan olacak ama gücünüz yetmiyor'' diye konuştu.
AK Parti'liler tepki gösterince Özdemir, ''Tehdit etmiyorum, ben adalet istiyorum. Bu tablodan utanmıyorsunuz, alın bütün hizmetlerini başınıza çalın'' dedi.
Özdemir ile AK Partili'ler arasında tartışmanın sürmesi üzerine TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, birleşime ara verdi. Tartışma, arada da sürdü.
Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler sırasında, BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, kişisel söz haklarının dağıtımıyla ilgili Başkanlık Divanı'nın tutumunu eleştirdi. Kaplan, sahte imzayla kanun üzerinde kişisel söz hakkı başvurusu yapıldığını, bağımsız blok milletvekillerinin konuşamadığını savundu.
AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, konuşmalarla ilgili bütün normların İçtüzük'te yazılı olduğunu belirterek, sahte imzayla başvuru yapılmasının söz konusu olmadığını söyledi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı'nın geneli üzerindeki milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Beşir Atalay, ''Dağlıca'da ihmal var mı?'' sorusuna, hain bir terör saldırısı yaşandığını belirterek, dün bölgeye giderek bilgi aldığını hatırlattı.
Atalay, ''Dün orada Genelkurmay Başkanı ve arkadaşları teferruatıyla dinledik. Olayı yaşayan ve yerindeki arkadaşlarla görüştüm. Bu tür olaylar inceleniyor. Bu Silahlı Kuvvetler'in kendi sorumluluğu içinde. Ama bizim oradan aldığımız ve size söyleyebileceğim, oradaki askerlerimiz doğrusu başarılı bir mücadele vermişler. Gece yarısı 03.00-03.30'da olmuş saldırı. Çok ciddi çarpışma... Ben orada dinlediğim, askerlerimizin başarılı mücadele verdiği kanaatine vardım. Diğer boyutları araştırılıyor'' diye konuştu.
Beşir Atalay, 3. ve 4. yargı paketlerinin önemli olduğuna işaret ederek, ''Her ikisi de demokratikleşme paketleri ve yargıyı hızlandıran unsurlar içeriyor. 4. paket henüz tasarı haline gelmedi. Bizim düşüncemiz; şiddet ile düşünceyi mümkün olabildiğince ayırmak. Şiddet taşımayan düşüncenin ifadesini daha da mümkün kılma anlamında çalışmalar var'' dedi.
İstanbul Fatih'te bir kişinin polisler tarafından dövülmesiyle ilgili soruya karşılık Atalay, şöyle konuştu:
''Bir çok yerde yanlışlıklar, hukuksuzluklara olabilir. Ben de İstanbul'da dün gece olan olayı izledim. O onaylanacak bir şey değil, gereği yapılır. Zaten İçişleri Bakanlığı hemen müfettiş görevlendirdi. İşkence suçunun cezası şu anda çok ağır. Yeni pakette zamanaşımını da kaldırıyoruz. Cezası çok ağır ve kasten yaralama cezası öngörüldü, paraya çevrilemez, tecil edilemez. Bu vesileyle ifade edeyim; son 2 yılda Türkiye'den işkenceden dolayı hiç dava açılmamıştır. Ne Türkiye'den ne AİHM'e giden dava olmuştur. Çünkü cezası çok ağırlaştırıldı. Bunlarla ilgili gereken yapılır, yanlışlıkların üstü örtülmez.''
Atalay, Türkiye İnsan Hakları Kurumu'nun ilişkili kurum olacağını, gerçek ve bağımsız kurum olarak görev yapacağını belirtti.
Özel yetkili mahkemelerle ilgili Adalet Bakanlığı sorumluluğunda bir çalışma yapıldığını ifade eden Atalay, ''O konuda Başbakanımızın, Hükümetin aldığı karar ve kararlılık var. O çalışma devam ediyor'' dedi.
Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi'nin ve konuyla ilgili politikaların devam ettiğini anlatan Atalay, şunları kaydetti:
''Terörle mücadelenin pek çok boyutu vardır. Birisi güvenlik, onun dışında tabii sosyal, siyasi, hukuki pek çok boyutu var. Bu kararlılıkla sürdürülüyor. Bugüne kadar sürdürdüğümüz çalışmaların da sorumlusu olarak hepsini bugün de olsa yaparım, savunurum. Bizim bütün derdimiz, Türkiye'yi terörden kurtarmak, huzur ve kardeşlik içinde ülkede hayatı sürdürmek. Taviz vermeyeceğimiz şeyler vardır; ülkemizin, milletimizin birliği, bütünlüğü ve hukuk içinde olmak. Bizim bütün mücadelemiz bu çerçevede yürür. Bu sorunları çözmek için aynı kararlılıkla çalışmalarımızı sürdürüyoruz, sürdüreceğiz.''
Atalay, terörle mücadele konusunda kurumlar arasında irtibat, güven, koordinasyonun en etkili dönemini yaşadığını söyledi.
Tasarının geneli üzerindeki görüşmeler tamamlanarak maddelerine geçilmesi kabul edildi.
Temel kanun olarak görüşülen tasarının 1. bölümü üzerinde söz alan CHP Ankara Milletvekili Levent Gök, ''Benim elimdeki veriler Sayın Bakan'ın verdiklerinden farklı. 2011 yılında Türkiye ile ilgili AİHM'e yapılan başvurularda en çok ihlal edilen yüzde 28 ile adil yargılanma, yüzde 25 ile işkence ve kötü muamele geliyor. Üstelik bu Başbakanlık raporlarından alınmış bilgidir'' dedi.
MHP İstanbul Milletvekili Atilla Kaya da bölüm üzerinde yaptığı konuşmada, Türkiye'de ''Kafka romanını andıran'' olaylar yaşandığını ifade ederek, ''Kafka bugün yaşasa ve Silivri yargılamalarını okusa eminim bunu yırtardı'' görüşünü savundu.
Tasarıyı, ''ilk düğmesi yanlış iliklenen gömleğe'' benzeten Kaya, kurulacak kurumun kendisinden beklenen işlevi yerine getiremeyeceğini savundu.
BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan da bölüm üzerinde konuşurken, devletin bizatihi kendisinin ''hak gaspçısı'' konumunda olduğunu ileri sürerek, ''12 Eylül paşalarından dümeni devralan Hükümet'in 30 yıl önceki uygulamaları aratmadığını'' söyledi. Buldan, ''ABD'de McCarty, Almanya'da Hitler faşizmi nasıl lanetleniyorsa, AKP'nin bugünkü uygulamaları da utançla anılacak'' dedi.
Öte yandan, CHP Eskişehir Milletvekili Süheyl Batum, tasarının görüşmeleri sürürken Genel Kurul'a gömlekle geldi. Bir grup milletvekiliyle arka sıralarda sohbet eden Batum, kavasın uyarısı üzerine elinde taşıdığı ceketini giyerek CHP sıralarına oturdu.
Atalay, bir milletvekilinin, ''bir gazetecinin gündeme getirdiği Oslo mutabakatıyla'' ilgili sorusu üzerine, ''Yanlış, aslı astarı olmayan iddialardır. Esasen mutabakat diye de bir şey yoktur, öyle bir belge de konu da yoktur. Sözü edilen manada bir mutabakat belgesi, şuna karar verilmiş buna karar verilmiş, öyle bir şey söz konusu değil'' diye konuştu.
MHP Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın, ''Başbakan 'ben gönderdim' diyor sen 'yok' diyorsun'' demesi üzerine, Atalay ile Uzunırmak arasında bir süre tartışma yaşandı. Atalay, şunları söyledi:
''Biz hep dürüstüz. İnanın inanmayın, biz açık ve dürüstüz. Ne yaparsak söyleriz. Biz hep doğruyu söyleriz. Hiç yalan söylemeyiz. Allah, yalan söyleyenin iflahını söksün, Allah kahretsin. Biz ne siyaset için ne şahsi meseleler için yalan söyleriz. Yaptığımızı açıkça yaparız. Başbakan'ın açıklamalarını siz istediğiniz gibi anlamaya devam edin. Ülkemiz için neyi yaparsak açık yaparız, sorumluluğunu yükleniriz. Hiç kimseden çekinmeyiz, korkmayız. Yaptığımız neyse ülkemiz içindir, bugün olsa yine yaparız, hepsini yine yaparız.''
BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, 1. bölüm içinde 2. maddede verdiği değişiklik önergesi üzerinde konuşurken, tutuklu bulunan BDP Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan'ın 13 Haziran'da kendisine gönderdiği ve ''Urfa Cezaevi'nin durumunu anlattığı'' mektubun bugün eline geçtiğini söyledi.
Mektubu gösteren Kaplan, ''İşte 13 canın ölümünden sonra gelen mektup'' diyerek mikrofona geçirdi. Kaplan, ''İşte Türkiye'de insan haklarının sembolü budur. Eğer insanlarımız yanarak ölüyorsa, insan hakları ihlalleri konusunda Türkiye'ye ağır ithamlar yapılıyorsa ve bunların karşısında susuluyorsa yaşananlarda herkesin payı var ama en çok iktidarın payı var'' diye konuştu.
Konuşmasını bitiren Kaplan yerine otururken Başkanvekili Sadık Yakut, ''Lütfen mektubu alın. Dile getirdiniz, tutanaklara geçti. Burası milletin kürsüsü, gösteri yeri değil'' dedi.
Mektubu almadan yerine oturan Kaplan'ın ''Burası insan haklarını hatırlatma yeridir'' demesine Yakut, ''Kimse burayı gösteri yeri olarak kullanamaz'' karşılığını verdi.
Genel Kurul'da görevli Kavas, Kaplan'ın mektubunu alarak Başkanlık Divanı'na bıraktı.
TBMM Genel Kurulu'nda, Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı'nın birinci bölümü kabul edildi.
Kabul edilen maddelere göre, Türkiye İnsan Hakları Kurumu, kamu tüzel kişiliğine haiz, idari ve mali özerkliğe sahip ve özel bütçeli olacak.
Başbakanlıkla ilişkili olacak kurumun merkezi Ankara'da bulunacak.
Kurum, işkence ve kötü muamele ile mücadele etmek, şikayet ve başvuruları incelemek, araştırmak; insan haklarının korunmasına, geliştirilmesine ve ihlallerin önlenmesine yönelik çalışmalar yapmakla görevli ve yetkili olacak.
Kurum, inceleme, araştırma, ziyaret ve başvuruları inceleme görevi esnasında bir suçun işlendiğini öğrenirse, işlem yapılabilmesi için gerekli gördüğünde ihbar ve şikayette bulunabilecek.
Devletin güvenliğine karşı suç işleyenler; zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, ihaleye fesat karıştırma, kaçakçılık suçlarından mahkum olanlar ile görevini devamlı yapmasına engel olabilecek akıl hastalığı bulunanlar kurul üyesi olamayacak.
Türkiye İnsan Hakları Kurulu, kurumun karar organını oluşturacak. Kurul, biri başkan, biri ikinci başkan olmak üzere 11 üyeden oluşacak.
Kurul üyelerinden ikisi insan hakları alanında uzmanlaşmış kişiler arasından Cumhurbaşkanı'nca; 7'si Bakanlar Kurulu'nca seçilecek. Bir üye, öğretim üyeleri arasından Yükseköğretim Kurulu'nca; bir üye de 10 yıl avukatlık yapan avukatlar arasından baro başkanlarınca seçilecek.
Kurul Başkanı, ikinci başkan ve üyelerin süreleri dolmadan herhangi bir nedenle görevlerine son verilemeyecek.
Görevleriyle ilgili olarak suç işlediği ileri sürülen başkan, ikinci başkan ve üyeler yakalanamayacak, üstleri ve konutları aranamayacak, sorguya çekilemeyecek.
İnsan hakları ihlaline maruz kaldığını iddia eden gerçek kişiler ile tüzel kişiler kuruma başvurabilecek.
****HABERİN TAMAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ****
Yakut, Genel Kurul'da gündeme geçilmeden önce 3 milletvekiline söz verdi.
AK Parti Adıyaman Milletvekili Muhammed Murtaza Yetiş, ''Dünya Mülteciler Günü'' dolayısıyla yaptığı gündemdışı konuşmada, savaş, baskıcı ve otoriter rejimler, etnik çatışmalar, doğal afetler ve çevresel etkenlerin her geçen gün mülteci akınlarını artırdığını söyledi.
Dünyada 42 milyon insanın yerlerinden zorla uzaklaştırıldığını belirten Yetiş, artık adı mültecilikle özdeşleşmiş halkların oluştuğunu, bunlar arasında Filistin ve Somali'nin bulunduğunu kaydetti. Yetiş, Türkiye'de bin 500 Kafkas ve Çeçen bulunduğunu ve zor şartlar altında yaşamlarını sürdürdüklerine işaret ederek, ''Esed zulmünden kaçarak ülkemize sığınan Suriyeli mültecilere gösterdiğimiz yardımseverliği, bu halklara da göstereceğiz'' dedi.
CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt da Kars ve Ardahan'da kapatılan bazı ilçe adliyeleriyle ilgili gündemdışı konuşmasında, ''Bu insanlar adalet için Ulgar Dağı'ndan nasıl geçecek? Hangi tasarrufa göre böyle bir karar alındığını anlamak mümkün değil. Açılacak yeni kapılar nedeniyle sınır bölgelerinde kapatılan adliyeler geri açılmalı. Bu gidişle Ardahan 10 yıl sonra ilçeye dönüşecek'' görüşünü ifade etti.
MHP Isparta Milletvekili Nevzat Korkmaz ise itfaiye çalışanlarının sorunlarına ayırdığı gündemdışı konuşmada, mevzuatta itfaiye teşkilatı ve mensuplarının yer almadığını, asker ve polisler gibi meslek sınıfı olmak istediklerini belirtti. Yüksek yaşam riskine karşı itfaiye çalışanlarına verilen maaşların yetersiz olduğunu belirten Korkmaz, yangına müdahaleye korunmasız kıyafetlerle gönderildiklerini anlattı.
Genel Kurulu'da, gündemdışı konuşmaların ardından, CHP'nin, sendikalarla ilgili işkollarının belirlenmesi sürecine ilişkin verdiği araştırma önergesinin, bugün ele alınması önerisi görüşüldü.
CHP İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi, Toplu İş İlişkileri Kanun Tasarısı'nın ne zaman çıkacağını sordu.
Bu yasa biran önce Meclis'e gelmezse, Meclis'in görevini yapmamış olacağını belirten Çelebi, ''Bu yasayı ivedilikle görüşelim'' dedi.
BDP Muş Milletvekili Demir Çelik, aylardır toplu sözleşmeyi yapamayan emekçilerin beklentilerinin yerine getirilmesi gerektiğini söyledi.
CHP'nin önerisi reddedildi.
Genel Kurul'da daha sonra Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanun Tasarısı'nın görüşmelerine başlandı.
TBMM Genel Kurulu'nda ''Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı üzerinde MHP Grubu adına konuşan Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, kurumun insanı ve insani değerleri araştıracağını ve teminat alacağını belirterek, bu nedenle bağımsız nitelikte olması gerektiğini söyledi.
Halaçoğlu, kurumun, üyelerin seçimindeki hatalı uygulamalar nedeniyle bağımsız olmayacağını savunarak, komisyonda bu konuda gerekli uyarılarda bulunduklarını ancak iktidarın bildiğini okuduğunu ve tasarının özünü değiştirmediğini ifade etti.
Kurum üyelerini Bakanlar Kurulu'nun atayacağını ve görevden alacağını, inisiyatifin de Başbakan'da olacağını belirten Halaçoğlu, ''Bu yapıda bir kurum nasıl baskı altına olmadan çalışacak- İhtiyaç olan böyle bir kurumu daha doğmadan öldürüyorsunuz. İktidar, kendisine kadro sağlamaktan öte anlam taşımayan yeni bir kurum oluşturuyor'' dedi.
CHP Grubu adına konuşan İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, kürsüye ''2002-2012 yılları arasında toplumsal olaylara müdahalelerde yaşamını yitirenlerle'' ilgili istatistiki verileri içeren bir tabloyla geldi. Başkanvekili Sadık Yakut'un ''Pankartta ne var bilmemiz gerekir'' demesi üzerine Tanrıkulu, tabloyu kendisine gösterdi. Tanrıkulu, tabloyu kürsünün önüne koyarak konuşmasına başladı.
Türkiye'de yaşanan olaylar nedeniyle etkin bir insan hakları kurumu kurulmasının önemli olduğunu ifade eden Tanrıkulu, ancak getirilen düzenlemenin üzüntü verici olduğunu dile getirdi. Tanrıkulu, ''Ne yazık ki iktidar partisi bu tasarıyla gündemimize yeni bir sezaryen vakası getirmiştir. Başbakan sezaryena karşı olduğunu söylüyor ama tüm icraatlarını sezaryenle getiriyor. AKP'nin sezaryenle aldığı her demokrasi bebeği ölü doğuyor. Bu kurum da şimdiden ölü doğmaya mahkumdur. AKP'nin amacı insan hakları ihlallerini araştıran, önlem alan bir kurum oluşturmak değil, ekim ayında çıkacak ilerleme raporu nedeniyle AB'nin güzünü boyamaktır'' dedi.
Ömrünü insan hakları mücadelesine adayan biri olarak bu alanda atılacak her adımı desteklemekten uzak duramayacağını vurgulayan Tanrıkulu, ancak bizzat tasarının kendisinin insan haklarını riske sokacağını ileri sürdü.
Tasarının hazırlık sürecinde ilgili kesimlerin görüşünün alınmadığını ifade eden Tanrıkulu, AK Parti sıralarına dönerek, ''Sizler majestelerinin insan hakları kurumunu yapmaya çalışıyorsunuz. Böyle kurum olmaz. Sizi denetleyen kurumların bağımsız, şeffaf, katılımcı olmasına özen göstereceksiniz. İnsan hakları ihlallerini devlet, hükümet yapar. Onun atadığı kişilerden oluşacak kurum, nasıl katılımcı, şeffaf olacak ve denetleyecek'' diye konuştu.
Tasarının geri çekilmesini isteyen Tanrıkulu, Kurumun Paris ve BM ilkelerine uygun oluşturulması gerektiğini söyledi. Tanrıkulu, ''Top gelecek yine elinizde patlayacak. Bu ateş topudur. Bakanlar Kurulu'nun atadığı insan hakları kurumu olur mu- Bunu kimse yemez. Dünya da biz de vatandaşlar da yemez'' görüşünü savundu.
Tanrıkulu, AK Parti iktidarı döneminde her alanda temel insan hakları ihlallerini yaşandığını, ''Hitler'in ''Kavgam'' adlı kitabı bu iktidar döneminde rekor satış yaptı. Hitler ve Saddam gazla anılıyor. Emin olun AKP iktidarı da biber gazıyla anılacak'' dedi.
BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü de tasarının yasalaşması ya da yasalaşmamasının mağdurlar açısından önemi olmadığını belirterek, ''Yapılan, sanki az sayıda devlet kurumu varmış gibi Hükümet'e bağlı yeni bir kurum kurmaktan ibarettir. Hükümetin bir organı olarak Hükümete karşı yakınmayacaktır'' görüşünü ifade etti.
İnsan hakları alanında kurulacak kurumun öncelikle bağımsız olması gereğine işaret eden Kürkçü, tasarının geri çekilerek yeniden yazılmasının mümkün olduğunu söyledi. İnsan hakları alınında mücadele etmeye devam edeceklerini belirten Kürkcü, tasarının her yerde Türkiye'nin yüzüne vurulacağını ileri sürdü.
Türkiye'de insan hakları ihlallerinin kaynağı ve merkezinin devlete bağlı kolluk güçleri olduğunu savunan Kürkcü, ''Yürütülen güvenlik siyasetlerinin yol açtığı ihlallerinin doğrudan doğruya bağımsız insan hakları kuruluşlarınca ele alınmasın diye hükümete bağlı insan hakları kurumu oluşturuluyor. Tasarı böyle yasalaşırsa İçişleri Bakanlığı müfettişleri, polis amirleri ve ağır ceza reislerini bu kurumda üye olarak görebileceğiz. İhlalleri örtmekle görevli kişilerin atanmayacağına dair garanti yok. Böylece hükümetin insan hakları kurumuna sahip olacağız. Oluk oluk kan akan bir ülkede 'insan hakları yerinde gidiyor' diyen bir kurum kurmakla kimi kandırabilirsiniz?'' dedi.
TBMM Genel Kurulu'da, Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı'nın görüşmeleri sürüyor.
Tasarının tümü üzerinde AK Parti grubu adına konuşan İzmir Milletvekili Hamza Dağ, partisinin iktidarı döneminde bir çok alanda icraat yapıldığını, koalisyon dönemlerinde kaybedilen zamanın geri kazanıldığını söyledi.
Demokratikleşmeyle ilgili yasal düzenlemeleri anımsatan Dağ, ''Türkiye bugün her alanda olduğu gibi temel hak ve özgürlükler alanında da 2002'ye göre çok iyi bir noktadadır'' dedi.
Dağ, yeni anayasa ile insan haklarının sağlam bir zemine oturtulacağını ve Türkiye'nin önünde lider ülke olma yolunda hiç bir engel kalmayacağını ifade etti.
Tasarıyla ilgili bilgi veren Dağ, bağımsız çalışılabilmesini sağlamak amacıyla, kurul üyelerine de hakimlik teminatı gibi güvenceler getirildiğini söyledi.
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün, ''İlk kez böyle bir kurum kuruluyor. Eksiğiyle gediğiyle de olsa önemli bir kurum olacak'' dedi.
Türkiye'de insan hakları konusunda önemli gelişmeler olduğunu ifade eden Üstün, bu konuda yapılan çalışmalarla ilgili bilgi verdi.
Haziran ayında insan haklarıyla ilgili önemli tasarıların yasalaştığını belirten Üstün, kurumun Paris Prensipleri'ne uygun olarak kurulduğunu ifade etti.
Üstün, Kurumun, Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvurunun almasıyla birlikte çalışmalarına başlayacağını belirtti.
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, AK Parti hükümetleri olarak en temel hassasiyetlerinin insan hakları olduğunu kaydetti.
''Genel manada AK Parti dönemi bir demokratikleşme dönemidir'' ifadesini kullanan Atalay, ''İnsan hakları bizim medeniyetimizin özüdür'' dedi.
Haziran ayında insan haklarıyla ilgili önemli yasaların görüşüldüğünü belirten Atalay, bu kurumun isminin bile bu alanda Türkiye'nin hassasiyetlerini ifade ettiğini söyledi.
Kanunun yürürlük tarihinin, Anayasa Mahkemesi'nin ilk bireysel başvuruları almaya başlayacağı tarih olduğunu belirten Atalay, ''Önemli olan ilkeler, atanan kişilerin nitelikleri ve çalışması. Kendimizi aldatmak için bu kurumları kurmuyoruz. Biz, insan hakları alanında daha fazla mesafe almak için bu kurumları kuruyoruz. Eğer siz emrinizdeki kuruluşa ehil olmayan birini getirirseniz, kendinizi başarısız yaparsınız. Bu, kendini aldatmaktır. Biz iyi işler yapmak ve başarılı olmak istiyoruz'' diye konuştu.
CHP Sivas Milletvekili Malik Ejder Özdemir, Mardin cezaevinde 20 kişilik koğuşta 62 kişinin kaldığını belirterek, ''Bu iktidarın insan hakları konusunda konuşmaya hakkı yoktur'' dedi.
Özdemir, ''Cemaate gücünüz yetmez, özel yetkili mahkemeleri kaldırmazsanız. Onların en son yargıladıkları sanıklar siz ve başbakan olacak ama gücünüz yetmiyor'' diye konuştu.
AK Parti'liler tepki gösterince Özdemir, ''Tehdit etmiyorum, ben adalet istiyorum. Bu tablodan utanmıyorsunuz, alın bütün hizmetlerini başınıza çalın'' dedi.
Özdemir ile AK Partili'ler arasında tartışmanın sürmesi üzerine TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, birleşime ara verdi. Tartışma, arada da sürdü.
Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler sırasında, BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, kişisel söz haklarının dağıtımıyla ilgili Başkanlık Divanı'nın tutumunu eleştirdi. Kaplan, sahte imzayla kanun üzerinde kişisel söz hakkı başvurusu yapıldığını, bağımsız blok milletvekillerinin konuşamadığını savundu.
AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, konuşmalarla ilgili bütün normların İçtüzük'te yazılı olduğunu belirterek, sahte imzayla başvuru yapılmasının söz konusu olmadığını söyledi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı'nın geneli üzerindeki milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Beşir Atalay, ''Dağlıca'da ihmal var mı?'' sorusuna, hain bir terör saldırısı yaşandığını belirterek, dün bölgeye giderek bilgi aldığını hatırlattı.
Atalay, ''Dün orada Genelkurmay Başkanı ve arkadaşları teferruatıyla dinledik. Olayı yaşayan ve yerindeki arkadaşlarla görüştüm. Bu tür olaylar inceleniyor. Bu Silahlı Kuvvetler'in kendi sorumluluğu içinde. Ama bizim oradan aldığımız ve size söyleyebileceğim, oradaki askerlerimiz doğrusu başarılı bir mücadele vermişler. Gece yarısı 03.00-03.30'da olmuş saldırı. Çok ciddi çarpışma... Ben orada dinlediğim, askerlerimizin başarılı mücadele verdiği kanaatine vardım. Diğer boyutları araştırılıyor'' diye konuştu.
Beşir Atalay, 3. ve 4. yargı paketlerinin önemli olduğuna işaret ederek, ''Her ikisi de demokratikleşme paketleri ve yargıyı hızlandıran unsurlar içeriyor. 4. paket henüz tasarı haline gelmedi. Bizim düşüncemiz; şiddet ile düşünceyi mümkün olabildiğince ayırmak. Şiddet taşımayan düşüncenin ifadesini daha da mümkün kılma anlamında çalışmalar var'' dedi.
İstanbul Fatih'te bir kişinin polisler tarafından dövülmesiyle ilgili soruya karşılık Atalay, şöyle konuştu:
''Bir çok yerde yanlışlıklar, hukuksuzluklara olabilir. Ben de İstanbul'da dün gece olan olayı izledim. O onaylanacak bir şey değil, gereği yapılır. Zaten İçişleri Bakanlığı hemen müfettiş görevlendirdi. İşkence suçunun cezası şu anda çok ağır. Yeni pakette zamanaşımını da kaldırıyoruz. Cezası çok ağır ve kasten yaralama cezası öngörüldü, paraya çevrilemez, tecil edilemez. Bu vesileyle ifade edeyim; son 2 yılda Türkiye'den işkenceden dolayı hiç dava açılmamıştır. Ne Türkiye'den ne AİHM'e giden dava olmuştur. Çünkü cezası çok ağırlaştırıldı. Bunlarla ilgili gereken yapılır, yanlışlıkların üstü örtülmez.''
Atalay, Türkiye İnsan Hakları Kurumu'nun ilişkili kurum olacağını, gerçek ve bağımsız kurum olarak görev yapacağını belirtti.
Özel yetkili mahkemelerle ilgili Adalet Bakanlığı sorumluluğunda bir çalışma yapıldığını ifade eden Atalay, ''O konuda Başbakanımızın, Hükümetin aldığı karar ve kararlılık var. O çalışma devam ediyor'' dedi.
Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi'nin ve konuyla ilgili politikaların devam ettiğini anlatan Atalay, şunları kaydetti:
''Terörle mücadelenin pek çok boyutu vardır. Birisi güvenlik, onun dışında tabii sosyal, siyasi, hukuki pek çok boyutu var. Bu kararlılıkla sürdürülüyor. Bugüne kadar sürdürdüğümüz çalışmaların da sorumlusu olarak hepsini bugün de olsa yaparım, savunurum. Bizim bütün derdimiz, Türkiye'yi terörden kurtarmak, huzur ve kardeşlik içinde ülkede hayatı sürdürmek. Taviz vermeyeceğimiz şeyler vardır; ülkemizin, milletimizin birliği, bütünlüğü ve hukuk içinde olmak. Bizim bütün mücadelemiz bu çerçevede yürür. Bu sorunları çözmek için aynı kararlılıkla çalışmalarımızı sürdürüyoruz, sürdüreceğiz.''
Atalay, terörle mücadele konusunda kurumlar arasında irtibat, güven, koordinasyonun en etkili dönemini yaşadığını söyledi.
Tasarının geneli üzerindeki görüşmeler tamamlanarak maddelerine geçilmesi kabul edildi.
Temel kanun olarak görüşülen tasarının 1. bölümü üzerinde söz alan CHP Ankara Milletvekili Levent Gök, ''Benim elimdeki veriler Sayın Bakan'ın verdiklerinden farklı. 2011 yılında Türkiye ile ilgili AİHM'e yapılan başvurularda en çok ihlal edilen yüzde 28 ile adil yargılanma, yüzde 25 ile işkence ve kötü muamele geliyor. Üstelik bu Başbakanlık raporlarından alınmış bilgidir'' dedi.
MHP İstanbul Milletvekili Atilla Kaya da bölüm üzerinde yaptığı konuşmada, Türkiye'de ''Kafka romanını andıran'' olaylar yaşandığını ifade ederek, ''Kafka bugün yaşasa ve Silivri yargılamalarını okusa eminim bunu yırtardı'' görüşünü savundu.
Tasarıyı, ''ilk düğmesi yanlış iliklenen gömleğe'' benzeten Kaya, kurulacak kurumun kendisinden beklenen işlevi yerine getiremeyeceğini savundu.
BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan da bölüm üzerinde konuşurken, devletin bizatihi kendisinin ''hak gaspçısı'' konumunda olduğunu ileri sürerek, ''12 Eylül paşalarından dümeni devralan Hükümet'in 30 yıl önceki uygulamaları aratmadığını'' söyledi. Buldan, ''ABD'de McCarty, Almanya'da Hitler faşizmi nasıl lanetleniyorsa, AKP'nin bugünkü uygulamaları da utançla anılacak'' dedi.
Öte yandan, CHP Eskişehir Milletvekili Süheyl Batum, tasarının görüşmeleri sürürken Genel Kurul'a gömlekle geldi. Bir grup milletvekiliyle arka sıralarda sohbet eden Batum, kavasın uyarısı üzerine elinde taşıdığı ceketini giyerek CHP sıralarına oturdu.
Atalay, bir milletvekilinin, ''bir gazetecinin gündeme getirdiği Oslo mutabakatıyla'' ilgili sorusu üzerine, ''Yanlış, aslı astarı olmayan iddialardır. Esasen mutabakat diye de bir şey yoktur, öyle bir belge de konu da yoktur. Sözü edilen manada bir mutabakat belgesi, şuna karar verilmiş buna karar verilmiş, öyle bir şey söz konusu değil'' diye konuştu.
MHP Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın, ''Başbakan 'ben gönderdim' diyor sen 'yok' diyorsun'' demesi üzerine, Atalay ile Uzunırmak arasında bir süre tartışma yaşandı. Atalay, şunları söyledi:
''Biz hep dürüstüz. İnanın inanmayın, biz açık ve dürüstüz. Ne yaparsak söyleriz. Biz hep doğruyu söyleriz. Hiç yalan söylemeyiz. Allah, yalan söyleyenin iflahını söksün, Allah kahretsin. Biz ne siyaset için ne şahsi meseleler için yalan söyleriz. Yaptığımızı açıkça yaparız. Başbakan'ın açıklamalarını siz istediğiniz gibi anlamaya devam edin. Ülkemiz için neyi yaparsak açık yaparız, sorumluluğunu yükleniriz. Hiç kimseden çekinmeyiz, korkmayız. Yaptığımız neyse ülkemiz içindir, bugün olsa yine yaparız, hepsini yine yaparız.''
BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, 1. bölüm içinde 2. maddede verdiği değişiklik önergesi üzerinde konuşurken, tutuklu bulunan BDP Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan'ın 13 Haziran'da kendisine gönderdiği ve ''Urfa Cezaevi'nin durumunu anlattığı'' mektubun bugün eline geçtiğini söyledi.
Mektubu gösteren Kaplan, ''İşte 13 canın ölümünden sonra gelen mektup'' diyerek mikrofona geçirdi. Kaplan, ''İşte Türkiye'de insan haklarının sembolü budur. Eğer insanlarımız yanarak ölüyorsa, insan hakları ihlalleri konusunda Türkiye'ye ağır ithamlar yapılıyorsa ve bunların karşısında susuluyorsa yaşananlarda herkesin payı var ama en çok iktidarın payı var'' diye konuştu.
Konuşmasını bitiren Kaplan yerine otururken Başkanvekili Sadık Yakut, ''Lütfen mektubu alın. Dile getirdiniz, tutanaklara geçti. Burası milletin kürsüsü, gösteri yeri değil'' dedi.
Mektubu almadan yerine oturan Kaplan'ın ''Burası insan haklarını hatırlatma yeridir'' demesine Yakut, ''Kimse burayı gösteri yeri olarak kullanamaz'' karşılığını verdi.
Genel Kurul'da görevli Kavas, Kaplan'ın mektubunu alarak Başkanlık Divanı'na bıraktı.
TBMM Genel Kurulu'nda, Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı'nın birinci bölümü kabul edildi.
Kabul edilen maddelere göre, Türkiye İnsan Hakları Kurumu, kamu tüzel kişiliğine haiz, idari ve mali özerkliğe sahip ve özel bütçeli olacak.
Başbakanlıkla ilişkili olacak kurumun merkezi Ankara'da bulunacak.
Kurum, işkence ve kötü muamele ile mücadele etmek, şikayet ve başvuruları incelemek, araştırmak; insan haklarının korunmasına, geliştirilmesine ve ihlallerin önlenmesine yönelik çalışmalar yapmakla görevli ve yetkili olacak.
Kurum, inceleme, araştırma, ziyaret ve başvuruları inceleme görevi esnasında bir suçun işlendiğini öğrenirse, işlem yapılabilmesi için gerekli gördüğünde ihbar ve şikayette bulunabilecek.
Devletin güvenliğine karşı suç işleyenler; zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, ihaleye fesat karıştırma, kaçakçılık suçlarından mahkum olanlar ile görevini devamlı yapmasına engel olabilecek akıl hastalığı bulunanlar kurul üyesi olamayacak.
Türkiye İnsan Hakları Kurulu, kurumun karar organını oluşturacak. Kurul, biri başkan, biri ikinci başkan olmak üzere 11 üyeden oluşacak.
Kurul üyelerinden ikisi insan hakları alanında uzmanlaşmış kişiler arasından Cumhurbaşkanı'nca; 7'si Bakanlar Kurulu'nca seçilecek. Bir üye, öğretim üyeleri arasından Yükseköğretim Kurulu'nca; bir üye de 10 yıl avukatlık yapan avukatlar arasından baro başkanlarınca seçilecek.
Kurul Başkanı, ikinci başkan ve üyelerin süreleri dolmadan herhangi bir nedenle görevlerine son verilemeyecek.
Görevleriyle ilgili olarak suç işlediği ileri sürülen başkan, ikinci başkan ve üyeler yakalanamayacak, üstleri ve konutları aranamayacak, sorguya çekilemeyecek.
İnsan hakları ihlaline maruz kaldığını iddia eden gerçek kişiler ile tüzel kişiler kuruma başvurabilecek.
****HABERİN TAMAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ****
