2014-01-16 - 16:20
TBMM GENEL KURULU...
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Güldal Mumcu başkanlığında toplandı. Aden Körfezi'nde görev yapan TSK unsurlarının görev süresinin 10 Şubat'tan itibaren bir yıl daha uzatılmasını öngören Başbakanlık Tezkeresi TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi.
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Güldal Mumcu başkanlığında toplandı.

AK Parti Zonguldak Miletvekili Özcan Ulupınar, "4 Ocak Büyük Madenci Yürüyüşü" hakkında yaptığı gündemdışı konuşmada, yerin yüzlerce metre altında çalışan işçilerin özverilerinin takdire değer olduğunu söyledi. Ulupınar, TTK'da işçi açıklarına da dikkati çekerek, giderilmesi için çalışmaların sürdüğünü söyledi.

MHP Tokat Milletvekili Reşat Doğru da küresel ısınmanın çevre ve insan hayatındaki etkileri konusundaki gündem dışı konuşmasında Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda küresel ısınmaya en fazla maruz kalacak ve etkilenecek ülkeler arasında olduğunu anlattı.

Doğru'nun konuşması üzerine söz alan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, küresel ısınma ve iklim değişikliklerinin dünyanın önemli meseleleri arasında yer aldığını belirtti. Bu sorunun bir ülkenin tek başına çözebileceği bir konu olmadığının altını çizen Eroğlu, küresel işbirliğinin gerekliliğini vurguladı.

Türkiye'nin küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda uluslararası alanda üzerine düşen sorumlulukları yerine getirme gayreti içinde olduğunu ifade eden Eroğlu, sanayileşmekte olan bir ülke olarak Türkiye'nin sera gazı azaltım hedefindeki özel durumunu uluslararası platformlarda gündeme getirdiklerini ve bu durumun kabul gördüğünü bildirdi. Türkiye'nin durumunun benzer ülkelerden çok daha iyi bir seviye olduğunu kaydeden Eroğlu, "Türkiye hızlı bir büyüme süreci içindederi. Yıllık ortalama enerji ihtiyacımızdaki artış yüzde 7 ile yüzde 8 mertebesindedir. Kalkınma sürecinde ülkemizin uzun vadeli enerji ihtiyacının artması da normaldir" dedi.

Her alanda çevre duyarlılığı içinde hareket ettiklerinin altını çizen Eroğlu, "Ülke olarak kalkınmamızı sekteye uğratmadan çevre ile uyumlu, uygulamalar yolundayız" diye konuştu.

Bakanlıklarının iklim değişikliği ve küresel ısınmanın sonuçlarına yönelik önlem ve çalışmaları hakkında bilgi veren Bakan Eroğlu, mücadelenin en önemli unsurlarından birini de ormanlar olduğunu söyledi. Eroğlu, "Orman alanlarımızı artırmak maksadıyla Cumhuriyet tarihinin en büyük ağaçlandırma seferberliğini başlattık. Bunu başarıyla tamamladık. 11 yılda 3 milyardan fazla fidan dikerek, orman alanlarımızı 900 bin hektar artırdık" ifadelerini kullandı. Eroğlu, uluslararası teşkilatların Türkiye'deki ağaçlandırma çalışmalarını takdir ettiklerini, bunun gurur verici bir durum olduğunu da aktardı.

Eroğlu, muhalefet sıralarından kesilen ağaçlarla ilgili laf atılması üzerine, bunun çok cüzi bir rakam olduğunu ve zorunluluktan dolayı kesildiklerini söyledi.

Küresel ısınmanın doğurduğu kuraklık konusuna da değinen Eroğlu, şöyle konuştu:

"Türkiye sulak bir bölgede değil, yarı kurak iklim bölgesinde. Yani Türkiye su zengini bir ülke değil, su fakiri de değil ama sınırlı imkanlarla, çok iyi yönettiği zaman suyu kendisine yetecek bir ülke. Yağış bölgelere ve mevsimlere göre çok değişiyor. Dolayısıyla yapacağımız şey şudur; Türkiye'de bu yüzden barajların yapılması keyiften değil, teknik bir zaruretten kaynaklanıyor. Pek çok ülkede su sıkıntısı var ama bizde kuraklığa rağmen hiçbir şehirde su sıkıntısı yok. Sular akıyor. Akmaya devam edecek. Bundan daha iyi bir su yönetimi olur mu? Sulamada sıkıntı olmayacak. Bir de size şu müjdeyi vereyim, yağışlar da geliyor Allah'a şükür."

Eroğlu, 2000 ve 2007 yıllarında kuraklık yaşandığını, ancak alının önlemler ile su sıkıntısı çekilmediğini ifade ederek, "Şimdi gelen bir kuraklık var, 2014 yılında. Yani Türkiye'de zaman zaman kuraklık oluyor. yapacağımız şey kuraklıklara, sel baskınlarına karşı mücadele etmek. Bu konuda fikirler varsa bunları birleştirmek" dedi.

CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey de dış politika konusunda gündem dışı söz alarak, hükümet politikalarını eleştirdi.

Türkiye'nin iktidarın oyun tahtasına döndüğünü ileri süren Pavey, "Tarihimiz boyunca hiç görülmemiş, akıl dışı, siyasi, sosyal, ekonomik, hukuk anlamında pespayelik içindeyiz. Devlet aklını tarikatlara emanet edip, ülkemizi Pakistanizme teslim ettiniz" iddiasında bulundu.

İktidarın Suriye politikasını da eleştiren Pavey, "Suriye politikanız iflas etti. Öngörmezliğinizle hayal edemediğiniz bir durumdasınız. Suriye politikanız trajik bir maskaralığa dönüştü. Sizi bu güzel havalar mahvetti diye düşünüyorum. Bu azametli ihtişam mahvetti. Bu çakma özgüven içinde bulunduğunuz karmaşayı örtmeye yetmiyor. Unutmayın ki Titanik de batıncaya kadar dünyanın en güzel gemisiydi " dedi.

AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş Pavey'in konuşmasında sataşma olduğu gerekçesiyle söz aldı.

Elitaş, "Gülümseyerek şiddetli, acımasız bir şekilde eleştiri yapmak, herhalde sizin seviyenizi artıracak bir noktada değildir" dedi.

Bu sırada Elitaş'ın sözlerine CHP sıralarındaki bazı milletvekillerinden tepki geldi.

Suriye'de bir zulüm katliam yaşandığını ifade eden Elitaş, Türkiye'nin bu insanlara yardımda bulunduğunu, o insanları kendi topraklarında misafir ettiğini söyledi. Elitaş, "Sanki, Esad'ın halkına yaptığı zulümleri, AK Parti iktidarının yaptığını göstermek, pespaye bir düşünceden başka bir şey değildir. Yazıklar olsun. yardım etmeyi pespaye siyaset diye söylemek pespaye düşünceden başka bir şey değildir" diye konuştu.

CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi de sataşma nedeniyle söz alarak, Türkiye'nin 10 yıl önce dış politikada komşularıyla herhangi bir sorununun bulunmadığını, dünyanın sayılı ülkelerinden biri olduğunu, bugün ise herkesle kavgalı hale geldiğini iddia etti. Hamzaçebi, "Hiç kimse Suriye'deki zarar gören halka yardım etmeyelim demiyor ama sizin medeniyetlerin buluştuğu kent olan Hatay'ı karmakarışık etmeye hakkınız yoktur. Bizim eleştirdiğimiz budur. Amaç diktatörlüklere sahip çıkmaksa Sudanlı El Beşir'i de kırmızı halılarla Türkiye'de karşılamıştınız" dedi.

Genel Kurul'da, daha sonra Aden Körfezi'nde görev yapan TSK unsurlarının görev süresinin bir yıl daha uzatılmasını öngören Başbakanlık Tezkeresi'nin görüşmelerine geçildi.

AK Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır, Aden Körfezi'nde görev yapan Türk donanma unsurlarının 2009'dan bu yana 26 operasyonda 179 deniz haydutunu etkisiz hale getirdiğini söyledi.

Aden Körfezi'nde görev yapan TSK unsurlarının görev süresinin bir yıl daha uzatılmasını öngören Başbakanlık Tezkeresi'nin TBMM Genel Kurulu'ndaki görüşmelerinde konuşan Bozkır, Aden körfezinden geçen gemilerin dünya ticaretinde 1.8 trilyon dolarlık hacim etkisi olduğunu belirtti.

Aden Körfezi'nden 2013'te bin 168 Türk bayraklı ya da Türkiye ile bağlantılı gemi geçtiğini kaydeden Bozkır, bölgede korsanlığın azalmakla beraber güvenlik sorununun devam ettiğini söyledi.

Bölgedeki Türk donanmasına ait fırkateynlerin, Türk ve Türkiye bağlantılı ticaret gemileriyle Kızılay adına bölgeye giden gemilerin güvenli geçişi için her türlü önlemi aldığının altını çizen Bozkır, "Türk görev gücünün göreve başladığı 2009'dan bu yana 26 operasyonda 179 deniz haydudu etkisiz hale getirildi, saldırı girişimleri engellendi. Çeşitli ülkelere ait gemilere koruma ve refakat sağlandı. Saldırı girişimleri engellendi" diye konuştu. Bozkır, 2010 yılının Mart ayından beri Türk bayraklı ya da bağlantılı ticari gemi kaçırılmadığını, son bir yılda da herhangi bir saldırı yaşanmadığını kaydetti.

Türkiye'nin deniz haydutluğuyla mücadelede uluslararası işbirliğine özel önem atfettiğinin altını çizen Bozkır, Türkiye'nin bu yöndeki çalışmalara aktif olarak katıldığını belirtti.

Bölgedeki sorunların kaynağının batılı sömürgecilerin çizdiği sınırlardan, iç savaş ve kabile savaşlarından kaynaklandığına işaret eden Bozkır, "Türkiye, tarihte ve günümüzde batı sömürgeci anlayışını hiçbir zaman benimsemedi. Türkiye bölgede istikrar ve barış hedeflemektedir. Siyasi ve ekonomik ilişkiler, ortak tarih ve kültür zemininde her geçen gün gelişmektedir" diye konuştu.

CHP Adana Milletvekili Faruk Loğoğlu, Büyükelçiler Konferansı'nda konuşan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun AK Parti iktidarının yasakları kaldıran ve hesap veren bir iktidar olduğunu söylediğini belirterek, "Sayın Davutoğlu'nu dinlediğinizde, bu bakan hangi ülkenin Dışişleri Bakanı diye sadece hayret değil, dehşet içinde kalmamak mümkün değil" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın büyükelçilere, "17 Aralık operasyonunun hükümete yönelik darbe girişimi olduğunu anlatmaları" talimatı verdiğini savunan Loğoğlu, "Sayın Başbakan'ın yolsuzluk ve rüşvet konusunun üstünü örtmek için büyükelçileri alet etmesini çok yakışıksız buluyorum" şeklinde konuştu.

Suriye politikasını eleştiren Loğoğlu, hükümetin politikalarını Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in gitmesi üzerine kurduğunu söyledi. Loğoğlu, "AKP hala 'Esad'ın gitmesi için cephane gönderirim; bunu TIR ile gönderirim, otobüsle gönderirim, insani yardım malzemesi kisvesi altında gönderirim' diye savaşı körükleyen, oradaki insanların ıstırabını artıran bir çizgide ısrar ediyor. Bu nasıl komşuluktur, bu nasıl insanlık anlayışıdır, bu nasıl hukuk anlayışıdır?" diye konuştu.

MİT'in Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun sultası altında ikinci araç olarak kullanılan müessese haline geldiğini savunan Loğoğlu, "Bu, MİT'i zayıflatan, MİT'in itibarını düşüren ve MİT'i görev dışı alanlara iten çok sakıncalı durumdur. MİT kendisine ait olmayan işlere koşulursa, Türkiye'nin güvenliği bire bir etkilenir" dedi.

MHP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, uluslararası ticarette önemli yer tutan Aden Körfezi'nde istikrara ihtiyaç olduğunu ifade ederek, "Aden Körfezi'nin istikrarsızlığı, uluslararası ticarete ağır fatura getirir" dedi.

Somali'nin komşu ülkelerle ilişkilerinin sorunlu olduğuna, bölgede kabile savaşları yaşandığına dikkati çeken Türkeş, insani yardımları olumlu karşıladıklarını dile getirdi. Türkeş, bölgeye istikrar getirecek politikalara ihtiyaç olduğunu ifade ederek, "Somali artık sadece insani yardım istemiyor. Afrika'nın, Somali'nin bizden beklediği bu mudur? Yol yapmak, hastane açmak elbette olumludur ama asıl tıkanıklık giderilmedikçe bunlar nafile olacak. Yarın çıkacak iç savaşta bunların hepsi yerle bir olacak" diye konuştu.

Aden Körfezi'nde görev yapan deniz kuvvetlerinin komutanı Tümamiral Ahmet Sinan Ertuğrul'un Balyoz Davası'nda sanık olduğunu anlatan Türkeş, "Yurda dönünce tutuklanacak ve yargılanacak" şeklinde konuştu.

Tümgeneral Ertuğrul hakkında önce takipsizlik kararı verildiğini ve görevlendirilerek Aden Körfezi'ne gönderildiğini belirten Türkeş, ek iddianameyle "hükümeti ortadan kaldırmaya eksik teşebbüs" suçundan hakkında dava açıldığını kaydetti. Türkeş, "Bu görevleri verdiğiniz insanlara bunları yapıyorsunuz" diye konuştu.

AK Parti hükümetinin dış politikada tutarsız olduğunu savunan Türkeş, "Mevcut AKP yönetimi, devletimizin kurum ve kuruluşlarını parçalara ayırmaya çalışırken, başka ülkeleri beslemeye yeltenecek durumda değildir. İmparatorluklar yadigarı olan Türkiye Cumhuriyeti Devletini yolsuzluk, rüşvet ve hukuksuzluk skandallarıyla sallayan iktidar yapısının Afrika'ya vereceği hiçbir ufuk sahibi olumlu proje olamaz. Dünyaya ders vermeden önce kendinize bakacaksınız" dedi.

BDP Hakkari Milletvekili Adil Zozani de korsan faaliyetlerin bölgenin kaynaklarını kullanan ticari gemileri hedef aldığını söyledi.

Türkiye'nin uluslararası deniz gücünde görev almasını eleştiren Zozani, "Uluslararası tekellerin sömürü çarkını korumak üzere Aden Körfezi'nde jandarmalık yapıyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti'ne düşen görev uluslararası tekele jandarmalık yapmak değildir" dedi.

Aden Körfezi'nde görev yapan TSK unsurlarının görev süresinin 10 Şubat'tan itibaren bir yıl daha uzatılmasını öngören Başbakanlık Tezkeresi TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi.

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, TBMM Genel Kurulu'nda, Aden Körfezi'nde görev yapan TSK unsurlarının görev süresinin bir yıl daha uzatılmasını öngören Başbakanlık Tezkeresi'nin görüşmeleri sırasında hükümet adına yaptığı konuşmada, son yıllarda artan ticaret hacimine ve buna paralel deniz yoluyla yapılan ticaretin önemine değindi.

Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 90'ının deniz yoluyla yapıldığını bildiren Yılmaz, deniz ve seyir güvenliğinin sağlanmasının öncelikli olduğunu belirtti. Önemli su yolu geçişlerinde deniz haydutluğunun yarattığı sorunlara dikkati çeken Yılmaz, bu yönü nedeniyle uluslararası toplumun gündeminde olduğunu kaydetti. Siyasi istikrarsızlık ve fakirlik gibi nedenlerden kaynaklanan bu saldırıların uluslararası ticareti ve seyrüsefer emniyetini ciddi şekilde tehdit ettiğini vurgulayan Yılmaz, deniz haydutluğunun sebep olduğu ekonomik zararın her yıl milyarlarca doları bulduğunu, Somali ve Afrika ülkelerine yapılan insani yardımların deniz yoluyla intikalinin de güçleştiğini söyledi.

Deniz haydutluğunun uluslararası bir suç olarak tanımlandığını hatırlatan Yılmaz, bu temel hukuki çerçeveye uygun olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Somali geçici hükümetiyle işbirliği içinde BM üyesi ülkelere gerekli tüm önlemlerin alınması bakımından yetki verdiğini ifade etti. BM Güvenlik Konseyi'nin ilk kez 2008 yılında aldığı ve her yıl uzattığı kararlarla uluslararası toplumun deniz haydutluğuyla eşgüdüm içerisinde mücadele yapmasının meşruiyet zeminin güçlendirildiğini kaydeden Yılmaz, "Hiçbir ülke tek başına bu deniz haydutluğu ile başedemez. Dolayısıyla uluslararası işbirliği şarttır, uluslararası güçlerin birleştirilmesi, birarada hareket edebilecek şekilde yapılandırılması da gereklidir" dedi.

Söz konusu bölgenin Türk ticaret gemilerinin de önemli geçiş güzergahlarından olduğuna dikkati çeken Yılmaz, "(Aden Körfezi'nde ne işiniz var) denildiğinde; muhakkak ki uluslararası toplum içinde bir görünülürlük ve BM'nin sorumlu bir üyesi olarak üzerimize düşen dünyada barış ve esenliği sağlama yolunda katkıda bulunmamız beklenebilir, biz bunu yerine getireceğiz ama bunun yanında ülkemizin de ticaret yollarının yüzde 20'si burada gerçekleşmekte. Dolayısıyla buranın esenliğe kavuşması doğrudan ülkemizin menfaatinedir" diye konuştu.

Yılmaz, bölgede aynı gerekçe ile Türkiye dışında 30'dan fazla ülke bulunduğunu da söyledi.

Somali'de kuraklık nedeniyle yaşanan açlık tehlikesine karşı Türk Kızılayı adına insani yardım taşıyan gemilere de bölgede görevlendirilen fırkateynlerin refakat ettiğini ve emniyetli bir şekilde varış limanına intikalinin sağlandığını anlatan Yılmaz, şöyle devam etti:

"Bölgede görev yapan fırkateynlerimiz tarafından deniz haydutlarına karşı son bir yıl içinde toplam 6 deniz haydutu, Temmuz 2009 tarihinden bugüne kadar icra edilen 29 harekatta ise toplam 179 deniz haydutu yetkililere teslim edilmiş, çeşitli ülkelere ait gemilere korunma ve refakat sağlanmış ve yapılan saldırı girişimleri de engellenmiştir. Alınan tedbirler bölgedeki diğer komutanlık ve mahalli makamlar ile yürütülen koordinasyonlar neticesinde son bir yıl içerisinde toplam 27 yabancı bayraklı geminin saldırıya uğramasına rağmen Mart 2010 tarihinden bugüne kadar Türk bayraklı hiçbir ticari gemiye saldırı vuku bulmamıştır.

Aden Körfezi ve Somali açıklarında deniz haydutluğu eylemleri devam etmekte ve bundan Türk ve Türk bağlantılı ticaret gemilerinin zarar görme ihtimali mevcuttur. Stratejik önemi her geçen gün artan bölgeye yönelik politikamız doğrultusunda ulusal çıkarlarımızın yanı sıra bölgedeki ve uluslararası alandaki etkinliğimiz ve görünülürlüğümüz açısından varlık göstermeye devam etmemiz ulusal çıkarlarımız açısından bir zorunluluktur. Türkiye gerek tek başına bir güç olarak gerekse üyesi bulunduğu uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla geniş bir yelpazede barışçıl, ilkeli ve etkin bir güvenlik politikası izlemektedir. Bu kapsamda ülkemiz deniz haydutluğu ile mücadelede de uluslararası toplumun müşterek hareket etmesini uluslararası tedbirlerin alınmasını ve bunun uygulanmasını talep etmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bu göreve katılması her şeyden önce BM'nin talebidir."

Tezkereye ilişkin, "Bu eylemlerde kullanılan maddi gücü Somali'deki yoksul insanlara verseniz" şeklindeki eleştirilere de yanıt veren Yılmaz, şunları kaydetti:

"Bizim Somali'ye vermiş olduğumuz insani ve ekonomik kalkınma ve güvenlik sektörüne yapmış olduğumuz yardım miktarı 310 milyon ABD dolarının üzerindedir. Bu harekata katıldığımız andan bugüne kadar harcanılan para bunun kat kat altındadır. 80 milyon ABD doları civarındadır. Dolayısıyla biz Türkiye olarak hem Somali'ye hem Afrika'daki yoksullara, gariplere, mazlumlara ülke olarak yardımlarımızı yapıyoruz. Türkiye'nin dış yardımı kimi rakamlara göre 3 milyar ABD dolarına ulaşmıştır ama ama 2,5 milyar ABD dolarının üzeridir ki dünyadaki herhalde 4 büyük yardım eden ülke arasından, ABD, Avrupa Birliği gibi ülkelerin hepsini, Türkiye 4'üncü sırada gelmektedir. Türkiye dış politikada hiçbir ülkenin politikasını uygulama durumunda değildir. Her ne uyguluyorsak bu ülkenin, bu milletin menfaati, çıkarlarını savunuyoruz, onların sesi oluyoruz. Bundan dolayı da milletimiz bize yetki veriyor, eğer bu politikamızdan rahatsız olursa millet bizden bu vekalet görevini alır.

Anayasa'nın 92'nci maddesi gereğince, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının 10 Şubat 2009 tarihli ve 934 sayılı TBMM kararıyla belirlenen ilke ve esaslar dahilinde başlatılan ve son olarak 1031 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi kararlarıyla 5 Şubat 2013 tarihinden itibaren bir yıl süreyle uzatılan deniz haydutluğu ve silahlı soygunla mücadele görevinin Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları ve mücavir bölgelerinde, Hint Okyanusu'nda 10 Şubat 2014 tarihinden itibaren bir yıl süreyle bir kez daha uzatılması için gerekli yetkinin verilmesi hususunda, huzurlarınızda olan hükümet tezkeresine destek vermenizi talep ediyorum."

AK Parti Gaziantep Milletvekili Ali Şahin de tezkereye ilişkin şahsı adına söz alarak, bir konuşma yaptı.

Görüşmelerin ardından Aden Körfezi ve Somali açıklarında görev yapan Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının görev süresinin 1 yıl daha uzatılmasını öngören Başbakanlık Tezkeresi, TBMM Genel Kurulu'nda oylanarak kabul edildi.

Tezkere, Türk Silahlı Kuvvetleri Deniz unsurlarının, Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde konuşlandırılması suretiyle, bölgede seyreden Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafazası ve korsanlık-deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemlerine karşı uluslararası toplumca yürütülen müşterek mücadele harekatına aktif katılımda bulunulmasını sağlıyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının bölgede görev yapmasına izin veren TBMM kararının süresi son olarak 5 Şubat 2013 tarihinde, 10 Şubat 2014 tarihinde son bulmak üzere bir yıl daha uzatılmıştı.

***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***