2013-10-03 - 15:57
TBMM GENEL KURULU...
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı başkanlığında toplandı. Genel Kurul'da, Suriye'ye ilişkin hükümete verilen yetkinin süresinin bir yıl daha uzatılmasını öngören Başbakanlık Tezkeresi kabul edildi.
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı başkanlığında toplandı. Trabzonlu olduğunu belirten Bahçekapılı, Trabzonspor'a, UEFA Avrupa Ligi'nde başarı diledi.

Dünya Öğretmenler Günü dolayısıyla gündem dışı söz alan AK Parti Siirt Milletvekili Osman Ören, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana toplumun şekillenmesinde, ülkenin gelişmesinde her türlü fedakarlık beklenen öğretmenlere fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmeleri için gerekli ortamın sağlanamadığını ifade etti.

OECD'nin 2013 raporlarına göre öğretmen açığında bütün gayretlere rağmen Türkiye'nin hala ilk sıralarda olduğunu ifade eden Ören, AK Parti hükümeti olarak Eylül ayında 40 bin civarında öğretmen alımıyla bu açığı kapatmaya yönelik çok önemli bir adım attıklarını söyledi. Ören, "İnşallah bundan sonraki öğretmen alımlarıyla öğretmen açığını kapatmaya çalışacağız" dedi.

Hükümet olarak öğretmenlerin sorunlarını gidermeye yönelik çalışmaları anlatan Ören, demoratik açılım paketinde yer alan anadil ve başörtüsü gibi eğitim ve öğretimin önündeki engellerin ortadan kaldırılmasını da önemli gelişmeler olarak niteledi.

Gündemdışı söz alan CHP İstanbul Milletvekili İhsan Özkes de Camiler Haftası'nın kutlandığı bu günlerde büyük bir haksızlığın ve eşitsizliğin önüne geçmek için cemevlerinin yasallaşmasına dair bir kanun teklifi verdiğini söyledi.

Özkes, toplumsal barışın tesisi için cemevlerinin yasal statüye kavuşması gerektiğini ifade ederek, "Alevilerin vergilerinin de içinde bulunduğu ve Alevilerin 'haram olsun' dedikleri Diyanet bütçesi ancak cemevlerinin yasal statüye kavuşmasıyla helal haram tartışmasından uzak kalacaktır" diye konuştu.

Özkes, siyasetçilerin ellerini din görevlilerinin üzerinden çekmesi gerektiğini belirtti.

MHP Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, gündemdışı konuşmasında, Dünya Türk Günü'nü kutlayarak, "Türk milleti, Türk dünyası gerçeği demokratikleşme paketleriyle dayatılan kimlik olarak suçlansa da etnik ve mezhep temelinde ayrıştırılmaya çalışılsa da ülkeyi yönetenler tarafından ısrarla telaffuz edilmese de bütün dünyanın kabul ettiği ve değer verdiği bir realitedir" dedi.

Şandır, yaklaşık 8 yıldır yaptığı MHP Grup Başkanvekilliği görevini Yusuf Halaçoğlu'na devrettiğini belirterek, "Bana bu şerefli görevi emanet eden sayın Genel Başkanıma, destek olan grubum üyesi milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ederim" dedi.

Görevi sırasında kırdığı ve üzdüğü arkadaşlarından da helallik isteyen Şandır, Bahçekapılı'ya da kürsüye çok yakıştığını söyledi ve değerli katkılar vereceğini söyledi.

Genel Kurul'da, Suriye'ye ilişkin hükümete verilen yetkinin süresinin bir yıl daha uzatılmasını öngören Başbakanlık Tezkeresi üzerinde görüşmeler başladı.

Tezkere, Suriye'ye ilişkin, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve buna imkan sağlayan gerekli düzenlemelerin hükümet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için hükümete verilen yetkinin süresinin bir yıl daha uzatılmasını öngörüyor.

Başbakanlık Tezkeresi üzerine ilk sözü, MHP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş aldı.

MHP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, partisinin milli savunma mekanizmalarını etkinleştirmek namına ve hükümetin bu maksadı aşmaması kaydıyla Suriye Tezkeresi'ne destek verdiğini söyledi.

MHP Grubu adına söz alan Türkeş, AK Parti iktidarının Suriye'deki iç savaşa ilk günden itibaren gereğinden fazla angaje olduğunu ileri sürdü. Hükümetin Suriye konusunda yanlış bir politika uyguladığını savunan Türkeş, bunun Başbakanlık Tezkeresi'ne de yansıdığını söyledi. Geçen yıl sunulan tezkere ile bu yıl sunulan tezkere arasında ciddi farklılıklar olduğunu belirten Türkeş, "Geçen yılki son derece faydalıydı. Bugün şartlar değişti. Günümüz Suriye manzarasına bakın. ABD ve Rusya ikilisi asgari müzakare şartlarında anlaştı. Suriye'ye yönelik askeri müdahale seçeneği ortadan kalktı. Ortadoğu'da oyun kurucu olacağı iddiasıyla yola çıkan AKP, G-20 zirvesinde de tespit edildiği gibi uluslararası platformda tecrit edildi" diye konuştu.

Hükümetin sürdürdüğü dış politikanın meşruiyetini yitirdiğini öne süren Loğoğlu, AK Parti'nin, "hayal bulutlarından gerçeğin sert zeminine düştüğünü" iddia etti.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun sürdürdüğü siyaset sonucu Türkiye'nin Suriye sınırının "El-Kaide ve PKK" olmak üzere iki azılı terör grubu tarafından paylaşıldığını iddia etti.

Tezkerenin gerekçelerinde "Suriye kaynaklı saldırılar" ifadesinin yer aldığına dikkati çeken Türkeş, "Türkiye-Suriye sınırında tek bir Esad yanlısı yapı kaldı mı? Sınırımızın diğer tarafında, bir kısmı insanlıktan nasibini almamış terörist gruplar, diğer kısmı ise müzakere yürüttüğünüz bebek katillerinin ellerinde. Hangi Suriye saldırılarından bahsediyorsunuz?" diye konuştu.

Suriye'de kimyasal silah kullanılmasına da değinen Türkeş, "Bu kimyasal silahı kullananlar ya sizin müttefikleriniz ise?" diye sordu. Tuğrul Türkeş, Türkiye'nin Suriye politikasının, bu ülkenin toprak bütünlüğünü korumak olduğunu ifade etti.

Türkeş, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

"Milliyetçi Hareket Partisi, milli refleksin biricik teminatı ve temsilcisidir. Vatanımız doğrudan bir saldırı tehdidiyle karşılaşmadıkça, tavrımız bellidir ve barıştan yanadır. Şayet AKP iktidarı bunun haricinde bir inisiyatif kullanmak isterse, kendi kaderini tayin etmiş olacak ve yalnız yürüyecektir. Bu bağlamda, Milliyetçi Hareket Partisi tezkereye, milli savunma mekanizmalarımızı etkinleştirmek namına ve hükümetin bu maksadı aşmaması kaydıyla destek vermektedir."

CHP Adana Milletvekili Faruk Loğoğlu da Suriye?de iç savaşın sona erdirilmesi için uluslararası platformlarda diplomatik çabalar hızlanmışken, AK Parti iktidarının "bir savaş tezkeresi" sunduğunu ileri sürdü. Loğoğlu, Hükümetin "sorumsuz" Suriye politikasının, Türkiye'yi savaşın eşiğine getirdiğini iddia etti.

Türkiye-Suriye sınırının, terör örgütlerinin geçiş noktası haline geldiğini belirten Loğoğlu, şunları söyledi:

"El Kaide başta olmak üzere dünyanın en tehlikeli terör örgütleri ülkemizin yeni komşuları ve konukları haline gelmiştir. AKP?nin Suriye siyaseti, Türkiye?nin Ortadoğu politikasında savrulmalara da yol açmıştır. Türkiye, silahlı unsurları himaye eden ve komşu ülkedeki iç savaşa taraf olan bir ülke konumuna girmiştir. Türkiye bölgesinde yalnızlaşmıştır. Türkiye?nin dostları artık Hamas, Müslüman Kardeşler ve El Kaide çizgisindeki örgütlerdir.

AKP Hükümeti?nin bu felaketi halkımıza "değerli yalnızlık? gibi anlamsız yakıştırmalarla satmaya çalışması ayıptır, utanç vericidir. Türkiye, AKP?nin sayesinde bugün terör ithal eden, terör örgütleriyle içli dışlı ilişkiler içinde olan bir ülke konumundadır. Defalarca sorduğumuz halde AKP Hükümeti, Nusra cephesinin bir terör örgütü olduğunu niçin kabul etmemektedir?

AKP?nin dayanaksız iddiasının tam aksine, CHP?nin Suriye?de çatışan taraflardan birisini desteklemek gibi bir siyaseti hiçbir zaman olmamıştır. Ama akan kanı durdurma ve çatışmaları sona erdirme gayretiyle tarafların hepsiyle görüşmüştür. CHP, yurtta kutuplaşma, bölgede savaş siyasetinin değil, 'Yurtta barış, dünyada barış' yaklaşımının temsilcisidir.

Suriye politikasını değiştirmesini beklediğimiz Hükümet, tam tersine, karşımıza bir savaş tezkeresiyle çıkma pişkinliğini gösterebilmektedir"

Suriye?de devam eden iç savaşın bölgesel ölçekte yarattığı en büyük sorunun Suriyeli sığınmacılar olduğunu kaydeden Loğoğlu, "Esad?ın iki-üç haftada devrileceği varsayımına dayanan Suriye politikası, ülkemizi korkunç bir insanlık dramıyla ve güvenlik sorunuyla baş başa bırakmıştır. Sığınmacılar bugün sadece kamplarda değil, Türkiye?nin her yerinde boy göstermektedirler. Kimi iyi ama büyük çoğunluğu insanlığa yakışmayan koşullarda yaşamlarını idame ettirmeye çalışmaktadırlar.Türkiye, giderek artan bu yükü hangi kaynaklarla ve nasıl göğüsleyecektir? Suriyeli kadınların satıldıkları, çocukların Suriye?deki savaş sahalarına sürüldükleri, bir çoklarının ucuz işgücü olarak sömürüldüklerine ilişkin haberler sizin vicdanlarınızda hiç iz bırakmaz mı?" diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun "Türkiye hiçbir zaman savaş çağrısı yapmadı" ifadesini anımsatan Loğoğlu, bu ifadeyi, halkın zekasına ve hatırlama gücüne yapılmış bir hakaret olarak kabul ettiğini söyledi.

Tezkeredeki gerekçeyi de eleştiren Loğoğlu, "Suriye rejiminin kimyasal silah kullandığına yönelik keskin ifadeler vardır. AKP Hükümeti hangi kanıtlara dayanarak kimyasal silah kullanımı konusunda çatışan taraflardan birini işaret etmektedir?" diye konuştu.

Loğoğlu, partisinin tezkere için olumsuz oy kullanacağını kaydetti.

TBMM Genel Kurulu'nda, Suriye'ye ilişkin hükümete verilen yetkinin süresinin bir yıl daha uzatılmasını öngören Başbakanlık Tezkeresi üzerinde Hükümet adına konuşan Yılmaz, Suriye'nin, dünyada en fazla kimyasal silah stoğuna sahip ülkelerden biri olduğunu ifade etti.

Suriye politikası nedeniyle Türkiye'nin dışlandığına ilişkin eleştirilere yanıt veren Yılmaz, Türkiye'nin, Suriye ile ilgili olan bütün politik süreçlerin tam merkezinde olduğunu vurguladı.

Yılmaz, 16 Şubat 2012 tarihinde BM Genel Kurul'nda Suriye ile ilgili alınan kararda, Türkiye'nin de bulunduğu 137 ülkenin Suriye Hükümeti'ni kınadığını, yalnızca 12 ret olduğunu anımsatarak, "Şimdi burada da 12 reddin yanında olanlar var bir de 137'den yana olanlar var. Hiç şüpheniz olmasın ki 137, 12'den büyüktür. Yine 3 Ağustos 2012 tarihinde BM Genel Kurulu'nda Suriye ile ilgili alınmış kararda, bizim de dahil olduğumuz 133 kabul, 12 ret var. 12 ret mi Suriye politikasında yalnız, 133 ülkenin yanında olan mı?" diye konuştu.

İsmet Yılmaz, 15 Mayıs 2012 tarihinde BM Genel Kurulu'nda, Suriye ile ilgili kararda, Türkiye'nin de bulunduğu 107 kabul, 12 ret bulunduğunu anımsatarak, "Rusya ya da Suriye'yi destekleyen Çin'in veto hakkına sahip olaraktan BM'yi felç etmesi, Suriye'deki, dünyanın daha bir çok yerindeki vahşetin devamına neden olmaktadır" dedi.

Salondan gelen bazı eleştirilere karşılık veren Yılmaz, "Masum insanı öldüren; adı El-Kaide olsun, adı El-Nusra olsun, adı PKK olsun, adı ne olursa olsun hepsi terör örgütüdür. Hiçbir masum öldürmeyi, biz bir diğerini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz Beşar Esed'in yanında da olmadık, Beşar Esed'in yanına gidenlere rehberlik de etmedik. Eğer Beşar Esed'in yanında durursanız kimin kimyasal silah kullandığını görmezsiniz" ifadelerini kullandı.

Yılmaz, Suriye Tezkeresi'nin kabul edildiği geçen yıl ile bugünkü şartların farklı olduğunu, bu yılın sığınmacı sayısı, can kaybı, kaçakçılığın artması, kimyasal silah tehdidi açısından daha çarpıcı hale geldiğini ifade etti. İsmet Yılmaz, "Ülkemiz açısından tehdit ve risklerin arttığı bir ortamda Meclis'e sunulan tezkerenin kabul edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Tezkerenin gerekliliğine olan ihtiyaç, 4 Ekim 2012'den bu yana azalmamış, artmıştır. Bu nedenle Yüce Meclis'in onayına sunduğumuz tezkereye destek verilmesi ülke çıkarlarının korunmasına katkı sağlayacaktır. Biz savaş istemiyoruz, mevcut savaşın durdurulmasını istiyoruz" diye konuştu.

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, "Ulusal güvenliğimize menfi etkisi olabilecek her türlü gelişmelere karşı ülkemizin temel hak ve menfaatlerinin korunması için gereken tedbirleri aldık, bundan sonra da almaya devam edeceğiz" dedi.

Yılmaz, TBMM Genel Kurulu'nda, Suriye'ye ilişkin hükümete verilen yetkinin süresinin 1 yıl daha uzatılmasını öngören Başbakanlık Tezkeresi'nin görüşülmesi sırasında yaptığı konuşmada,Türk vatandaşları ve sınır güvenliğinin Suriye kaynaklı tehlike ve saldırılar karşısında korunmasına yönelik etkin tedbirler alınması zaruretini ortaya çıkaran tehdidin bugün de artarak geçerliliğini koruduğunu söyledi.

Tezkerenin alındığı ortamda mevcut olan menfi şartların hiçbirisinde iyileşme görülmediğini, mevcut risk ve tehditlerin arttığını ifade eden Yılmaz, geçen süre içinde Suriye'de Esed rejiminin şiddet ve yıkım politikası sonucunda ölen insan sayısının 150 bine, Suriye'den diğer ülkelere sığınan insan sayısının 2.1 milyona ve yerlerinden edilmiş kişilerin sayısının ise 5 milyona yaklaştığını kaydetti.

Yaşanan insanlık dramının sadece Suriye'nin değil, aynı zamanda bölgenin de güvenlik ve istikrarını olumsuz yönde etkilediğini belirten Yılmaz, rejimin saldırgan politikalarının oluşturduğu ortamın Türkiye bakımından ciddi bir ulusal güvenlik meselesi haline geldiğini vurguladı.

Suriye'deki kimyasal saldırıya değinen Yılmaz, çoğu çocuk yaklaşık 1.400 masum insanın ölümüne yol açan saldırının BM'nin yetkilendirdiği heyet tarafından incelendiğini ve inceleme heyetinin raporunda Suriye'de kimsayasal silah kullanıldığının, uluslararası hukukun ihlal edildiğinin bir kez daha teyit edildiğini söyledi.

Rusya ile ABD arasında Suriye'nin elindeki kimyasal silahların ve kimyasal silah üretiminde kullanılan tesislerin en kısa süre içerisinde ve en seri şekilde uluslararası denetim altında imha edilmesi hususunda mutabakata varıldığını anımsatan Yılmaz, bu anlaşmanın Suriye'nin bir daha kimyasal silah saldırısında bulunmasını ve kimyasal silahların terörist grupların eline geçmesini engelleyebilmesi bakımından önemli olduğuna işaret etti.

Bu anlaşmaya uluslararası hukuk çerçevesinde hayatiyet kazandırmak için BM Güvenlik Konseyi'nden karar çıkarıldığını anımsatan Yılmaz, şöyle devam etti:

"Bu silahların en kısa zamanda kesin olarak ve doğrulanabilir bir şekilde imhasını elbetteki desteklemekteyiz. Ancak unutulmamalıdır ki Suriye'deki vahşet kimyasal silah kullanılmasıyla başlamadığı gibi bu silahların imhasıyla da sona ermeyecektir. BM Güvenlik Konseyi'nin söz konusu kararında da belirtildiği üzere kimyasal silah saldırısının sorumlularının hesap vermesi sağlanacak, Suriye'dek trajediyi bitirecek, akan kanı durduracak her türlü çabayı ülke olarak desteklemeye devam edeceğiz.

Suriye'ye karşı hükümet olarak izlediğimiz politikamızın temel dayanağı Suriye'nin egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünün korunarak, Suriye halkının meşru haklarının karşılanmasıdır. Bu suretle Suriye halkının acıları dinecek ve bölge yeniden istikrara kavuşacaktır. Kendi halkı ve komşularıyla barışık, toprak bütünlüğünü ve egemenliğini koruyan bir Suriye bizim için de bölge için de önemlidir. Suriye'de yaşanan olayların bir an evvel son bulmasına barış ve istikrar ortamının yeniden sağlanmasına, halkın meşru taleplerini karşılayan siyasi sürecin en kısa sürede başlamasına ve Suriye'nin egemenlik, toprak bütünlüğü ve ulusal birliğinin muhafazasına yönelik çalışmalara katkı sağlamaya devam edeceğiz."

Yılmaz, Türkiye'nin Suriye ile ilgili toplantıların, süreçlerin dışında olmadığını, bizzat bu süreçlerin tam merkezinde bulunduğunu ifade ederek, Türkiye'nin Suriye kaynaklı gelişmeler karşısında maruz kaldığı güvenlik risklerinin Türkiye'nin sınırlarına dayanmış insanlarla sınırlı olmadığını söyledi.

Söz konusu durumun, sınır bölgesinde yaşayan vatandaşların güvenliğini de tehdit eden bir düzeye ulaştığını belirten Yılmaz, Suriye tarafından uluslarrarası hava sahasında uçak düşürülmesi sonucunda 2 pilotun şehit olduğunu, Şanlıurfa'nın Akçakale ilçesinde 5 Türk vatandaşının hayatını kaybettiğini, Cilvegözü'nde bomba yüklü bir aracın patlaması sonucunda 4'ü Türk vatandaşı 13 kişinin hayatını kaybettiğini, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde Suriye rejiminin istihbarat birimleriyle bağlantılı terör saldırısında 52 vatandaşın öldüğünü, 100'ün üzerinde vatandaşın yaraladığını anımsattı.

Yılmaz, Suriye tarafından sınır boyunca açılan ateş sonucu Türkiye'ye düşen top, havan topu, roket gibi mühimmat sayısının 20 Eylül 2012 tarihinden bu yana 69'a ulaştığını bildirdi.

Yılmaz, iç savaş nedeniyle ekonomik krizle karşı karşıya kalan Suriye'de kaçakçılığın ciddi bir gelir kapısı haline geldiğini, TSK mensupları ile Suriye'deki kaçakçılar arasında yaşanan silahlı çatışmaların sınır güvenliğinin yanı sıra ülke ekonomisi bakımından da ilave riskler oluşturduğunu söyledi.

Evrensel değerleri yok sayan uluslararası normlara aykırı her türlü yöntemi, silahı kullanmaktan çekinmeyen Suriye'deki Esed rejiminin Ortadoğu'daki hassas dengeler üzerine kurulu göreli istikrar ortamını daha da kırılgan hale getirdiğini kaydeden Yılmaz, şunları söyledi:

"911 kilometre uzunluğunda sınıra sahip olduğumuz komşu ülke Suriye'de yaşanan gelişmeler terör örgütlerine ve illegal yapılara sığınak oluşturmaktadır. Suriye halkının demokratik talep ve beklentileriyle herhangi bir ilgisi bulunmayan bu terör örgütlerinin sivil unsurlara karşı gerçekleştirdiği eylemler rejime karşı mücadele eden muhalif grupların meşru hak ve arayışlarına uluslararası toplumun nezdinde de gölge düşürmektedir. Hükümet olarak en önemli önceliğimiz vatandaşlarımızın ve ülkemizin güvenliğidir. Bir vatandaşımızın dahi hayatını kaybetmesini veya yaralanmasını doğal kabul etmek mümkün değildir. Ulusal güvenliğimize menfi etkisi olabilecek her türlü gelişmelere karşı ülkemizin temel hak ve menfaatlerinin korunması için gereken tedbirleri aldık, bundan sonra da almaya devam edeceğiz. Biz yardım ettiğimiz kimsenin kimliğine bakmayız, mağdurun kimliği sorulmaz. Biz savaş istemiyoruz, mevcut savaşı durdurmak istiyoruz ."

***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***