2010-04-27 - 15:26
CHP TBMM GRUP TOPLANTISI...
Partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Bu kadar hassas bir konuda (bedelli askerlik) insanlarda beklenti yaratarak, 'ben sizin gibi düşünüyorum' mesajını vermeye yönelmenin, devlet adamlığı anlayışı ile bağdaşır tarafı var mı? O görüşmede mi öğrendin olmayacağını? Bildiğin halde, 'olabilir' diye söylerken, hangi amacın peşinde koşuyordun?'' diye sordu.
Partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada CHP Genel Başkanı Deniz Baykal,
''Bu kadar hassas bir konuda (bedelli askerlik) insanlarda beklenti yaratarak, 'ben sizin
gibi düşünüyorum' mesajını vermeye yönelmenin, devlet adamlığı anlayışı ile
bağdaşır tarafı var mı? O görüşmede mi öğrendin olmayacağını? Bildiğin halde,
'olabilir' diye söylerken, hangi amacın peşinde koşuyordun?'' diye sordu.

Baykal, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, çok yoğun
tartışmaların içinden geçildiğini söyledi.

Türkiye'nin yıllardır, tarım ve hayvancılıkta yanlış politikalar
izlediğini hep dile getirdiklerini anlatan Deniz Baykal, hükümetin, et
fiyatlarının tavan yapmasından sonra müdahale etme kararı aldığını belirtti.
Baykal, hükümetin bu konuyu günübirlik, anlık tedbirlerle ele alamayacağını ifade
ederek, ''Et fiyatları son dönemde roket gibi fırlamıştır'' dedi.

Baykal, et fiyatlarının azaltılması için Et ve Balık Kurumuna et ithal
etme yetkisi verildiğini, ancak bunun soruna kalıcı çözüm olmayacağını ifade
ederek, ''Yapılması gereken iş; Et ve Balık Kurumuna et ithalatı yapma talimatı
vermeden önce hayvancılığı ayağa kaldırmak için gerçekten hayvancılığa destek
olacak bir destekleme politikasını ilan etmektir'' dedi.

Deniz Baykal, ''et ithalatı yapılmasının, hayvancılık yapan insanlara en
büyük darbeyi vuracağını'' savunarak, ''Senin ithal edeceğin et fiyatının çok
üstünde, onlar o hayvanları aldılar'' diye konuştu. Baykal, et ithalatı yapmak
yerine canlı hayvan ithalatı yaparak bunların besicilere verilmesi gerektiğini
söyledi.

CHP Genel Başkanı Baykal, ''Türkiye'de hayvancılığı desteklemek,
besiciliği geliştirmek, onları ezdirmemek için bu devletin kurduğu Et ve Balık
Kurumu, şimdi besicileri tahrip etmek için ithalat ajanı gibi kullanılıyor'' diye
konuştu.

Konuşmasında, bedelli askerlik konusunda yaşanan tartışmalara da değinen
Baykal, bu konunun her yıl mutlaka gündeme geldiğini söyledi.

Başbakan ve bakanların bu konuyu bütün boyutlarıyla öğrenmiş ve bilmiş
olmaları gerektiğini ifade eden Baykal, yaklaşan seçim ve referandum öncesinde bu
konunun ''bir çözüme bağlamak imkanı var'' denilerek gündeme getirildiğini ve
insanların umutlandırıldığını kaydetti.

Baykal, şöyle konuştu:

''Sen 8 yıldır Başbakansın, olayı biliyorsun. Bu konuda bir uygulama
imkanı var mı, yok mu? Sen bunu bilmiyorsan, bu kadar hassas bir konuda
insanlarda beklenti yaratarak, 'ben sizin gibi düşünüyorum, ben böyle yapmak
istiyorum' mesajını vermeye yönelmenin, devlet adamlığı anlayışı ile bağdaşır
tarafı var mı? Umut verildi, sonra 'olmayacağı anlaşıldı' denildi. Şimdi mi
öğrendin olmayacağını, o görüşmede mi öğrendin olmayacağını? O zamana kadar
bilmiyor muydun? Bildiğin halde, 'olabilir' diye söylerken, hangi amacın peşinde
koşuyordun? Bu da bu iktidarın siyaset üslubu anlayışı bakımından çok tipik bir
örnek oldu.''

CHP Genel Başkanı Baykal, Van'da CHP'ye yapılan saldırı konusunu da
gündeme getirdi.

Olayın hemen ardından, ''saldırının organize bir hareket, AK
Parti'lilerin işin içinde, saldırıyı yapanların uzantılarının Ankara'da olduğunu
söylediklerini'', ancak ''hükümetin bu görüşlerine aldırış etmediğini'' söyleyen
Baykal, hükümetin, ancak Samsun'da Ahmet Türk'e, Kayseri'de Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'a yapılan saldırının ardından bu olayı araştırmaya
karar verdiğini kaydetti.

Baykal, hükümetin, bu olaylardan sonra, Van'da CHP'ye yapılan saldırı ile
ilgili olarak, ''Biz yanlış değerlendirme yaptık'' dediğini ifade ederek,
İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin yaptığı inceleme sonucunda, ''Bu iş organize,
AKP'liler bu işin içinde, emniyet yetersiz kaldı'' dediğini söyledi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal,
milletvekillerine, Anayasa değişikliği teklifinde, ''CHP'lisi, AKP'lisi,
bağımsızı, başka partilere mensup olan arkadaşlarımız el ele vereceğiz ve bu
şartlarla, bu dayatmalarla, bu olmaz diyeceğiz. Bunu referanduma taşımadan, bu
aşamada beraber yapmalıyız'' çağrısında bulundu.

Baykal, partisinin TBMM Grubunda Anayasa değişikliği teklifine ilişkin
değerlendirmelerde bulundu.

Sıraların üzerinde uyuyan milletvekilleri, koridorda perişan olan
insanlar, üslubun giderek kontrolden çıkmaya başlaması, kavgalar ve sürtüşmelerin
görüldüğünü belirten Baykal, TBMM'nin vakarına, onuruna, şerefine uygun düşmeyen
bir müzakere biçiminin parlamentoya dayatıldığını savundu.

Baykal, bu şekilde pişirilen bir aşı, hapı milletin nasıl içeceğini,
benimseyeceğini, bu mayadan ortaya çıkan sonucun milletin ne ölçüde hayrına
olacağını sordu.

Anayasa değişikliğinde amacın ne olduğunun açıkça görüldüğünü, bu konuda
yaratılmak istenen olumlu izlenimin balon gibi söndüğünü ifade eden Baykal,
yapılanların, ''şeytan ayrıntıda gizlidir, ayrıntıyı saklama, temel unsurları
gözden çıkarma anlayışıyla'' olduğunun ortaya çıktığını öne sürdü. Baykal, her
aşamada bir yanlışlık ve çarpıklığın, ''paçalardan aka aka geldiğini'' savundu.

Baykal, Anayasa değişikliği projesinin, Türkiye'nin Anayasa değişikliğine
ihtiyaç verecek bir proje olmadığını belirterek, ''Bu Anayasa değişikliği
projesi, AKP'nin Anayasa değişikliği projesidir. Bu değişikliğin yanında hiç
kimse, CHP, MHP, BDP, diğer partiler, önde gelen hukukçular, saygın kurumlar
yoktur. T.C Anayasası değil, RTE Anayasasıdır. Yanında kimse yok'' diye
konuştu.

Değişiklik teklifine göre, Anayasa Mahkemesinin üye sayısının 17'ye
çıkarıldığını, 3'ünü Meclisin, 14'ünü Cumhurbaşkanının seçeceğini anımsatan
Baykal, ''Meclisin seçeceği 3 kişinin, AKP'nin zihniyetinin bir temsilcisi olmama
ihtimali yüzde kaç?'' sorusunu yöneltti.

Baykal, bunu AK Parti'nin seçeceğini öne sürerek, ''Affedersiniz AKP
değil, Recep Tayyip Erdoğan seçiyor. Recep Bey'in tayin ettiği 3 üye. Al sana
demokrasi, al sana hukuk'' görüşünü savundu. Rıza Türmen'in, ''17 kişilik Anayasa
Mahkemesinin 10'unun AK Parti'nin damgasını taşıyacağını'' söylediğine işaret
eden Baykal, ''Sayın Türmen, nerede 10 tane, 17'si...'' dedi.

Anayasa Mahkemesi uzmanı Prof. Dr. Andrew Arato'nun açıklamalarına
dikkati çeken Baykal, Arato'nun, yeni oluşacak Anayasa Mahkemesi ile Anayasanın
değiştirilemez maddelerinin, çok rahatlıkla değiştirilebilir hale gelebileceğine
işaret ettiğini anımsattı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, kendilerinin, şark kurnazlığı yaptığını
söylediğini belirten Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Şark mı garp mı bilmiyorum ama kurnazlık, önce 2002'de milletvekili
olup, bu Anayasa üzerine 'namusum ve şerefim üzerine' yemin ettikten sonra,
Anayasanın özünü böyle tahrip etmekle kendini gösteriyor. Kurnazlığın daniskası
bu. Anayasaya yemin edeceksin, sonra kökünü kazıyacaksın, temelini ortadan
kaldıracaksın. Yapılan bu. Buna kurnazlık lafı çok az gelir de şu sırada
kurnazlık lafı piyasada, onunla yetinelim. Bir başka kurnazlık da Arato'nun
dikkati çektiği, önce Anayasa Mahkemesini etkisizleştirip, devreden çıkarıp,
sonra Anayasanın değiştirilemez maddeleri değiştirmenin şartlarını yaratıp,
Türkiye'nin Anayasal düzeni, devleti, tarihiyle hesaplaşmayı o noktada getirme
projesi. Bu da bir kurnazlıktır, şark mı cenup mu takdirini Sayın Başbakan'a
bırakıyorum.

1. tur bitmeden bu Anayasa projesi, siyaseten çürümüştür. Yanında kimse
yok, böyle Anayasa olmaz. Yavaş yavaş parlamentoda kendini gösteren sayısal tablo
bir anlam taşıyor. Bıçak sırtı denge içinde, 'asgari rakamı yakaladık,
yakalıyoruz' diye her türlü önlemi alıp, 19 kişiye bir yönetici... Böyle bir
Anayasa değişikliği milletimizin arzularına cevap verebilir mi? AKP milletvekili
içinden arkadaşlarımızdan da buna alet olmamayı, yanlış olduğunu görerek,
gereğini yapmaya kararlı olanların bulunduğunu memnuniyetle görüyorum.''

Baykal, Meclisin en şerefli sayfalarından birinin, 2003'te 1 Mart
tezkeresine hayır diyerek, CHP'lisi, AK Parti'lisiyle Türkiye'ye sahip çıkılması
olduğunu yineledi.

Yine buna ihtiyaç olduğunu, kriz karşısında Meclisin tekrar haysiyet
şahlanması gerçekleştirmesine ihtiyaç bulunduğunu vurgulayan Baykal, ''Tekrar,
CHP'lisi, AKP'lisi, bağımsızı, başka partilere mensup olan arkadaşlarımız el ele
vereceğiz ve bu şartlarla, bu dayatmalarla, bu olmaz diyeceğiz. Bunu referanduma
taşımadan, bu aşamada beraber yapmalıyız. Bunun yapılması, milletimize çok büyük
bir şeref, TBMM'ye tarihi bir şeref kazandıracaktır. Tarihimize yakışan, içimizde
olduğuna inana geldiğimiz haysiyetli, şerefli duruş bir kez daha ortaya
çıkacaktır'' diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İngiltere'nin
2. Dünya Savaşı sırasındaki Başbakanı Winston Churchill'in, Hitler'e karşı,
''Dağda, derede, denizde, ovada, sonuna kadar mücadele edeceğiz'' dediğine işaret
ederek, kendilerinin de Anayasa değişikliği teklifindeki 3 maddeye karşı,
parlamentoda, referandumda, Anayasa Mahkemesinde sonuna kadar mücadele
edeceklerini söyledi.

Baykal, partisinin TBMM Grubunda, Anayasa değişikliği teklifine ilişkin
değerlendirmelerini sürdürdü. CHP'nin, Anayasa değişikliğini, Anayasa Mahkemesine
götürmeyeceğine söz vermesi halinde, paketin ikiye ayrılmasına rıza
gösterecekleri önerisinin getirildiğini ifade eden Baykal, bunun, ''3 madde
Anayasaya aykırı biliyoruz'' anlamına geldiğini savundu. Baykal, Anayasaya aykırı
değilse, ''İstediğin kadar git, bir an önce git, mahkeme bu konuda kararı alsın
mutluluk duyarız'' denileceğini ifade etti.

Baykal, ''Bir iktidar ki Bakanıyla, Başbakanıyla yaptığı işin Anayasaya
aykırı olduğunu bilir ve Anayasa Mahkemesine bu işin götürülmemesini, bir talep
olarak ifade etme ihtiyacını hisseder. Bunu anlamakta çok büyük sıkıntı
çekiyorum. Benim siyaset anlayışımda, kimsenin hakkını, hukukunu siyasi pazarlık
yapma anlayışı olamaz. Biz size, 'Mecliste oy vermeyin' diyor muyuz?'' diye
konuştu.

Anayasa Mahkemesine, keyiflerinden değil, Anayasaya saygı duydukları için
gittiklerini belirten Baykal, iktidarın, hukuk anlayışının oturmadığını öne
sürdü. Baykal, sorunun da buradan kaynaklandığını, iktidarın hukuk ve denetim
istemediğini savundu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 23 Nisanda koltuğuna oturan çocuğa,
''Artık yetki senin, ister as, ister kes'' dediğini kaydeden Baykal, ''İyi ki as
ve keste kaldı. 'İstersen Sivas'taki olaylar gibi yak da' diyebilirdi. Başbakan
as, kes demiş; keser döner sap döner, gün olur hesap döner. Başbakan bunu da
unutmasın'' dedi.

CHP'ye, ''Anayasa Mahkemesine başvurmayın'' denildiğini ifade eden
Baykal, ''Senin bana bu teklifi yapmaya ne hakkın var?'' diye sordu.

''Bu etik değil. Ahlaksız teklif'' diyen Baykal, şunları kaydetti:

''Anayasanın bana tanıdığı hakkımı kullanmamı sen nasıl pazarlık konusu
yapmaya cüret edersin. Sen, milletin hukuku üzerinde pazarlık yapmaya
kalkıyorsun. Bir de yüzü kızarmadan bize 'Sen de Anayasa Mahkemesine gitmeyiver'
diyor. Böyle bir sözün telaffuz edilmesini büyük üzüntüyle karşılıyorum. Dünyada
'aman Anayasa Mahkemesine gitmeyin' diyen kaç tane Adalet Bakanı vardır? Şu
garabete bakın.

3 maddeye karşı biz bütün gücümüzle, imkanlarımızla sonuna kadar mücadele
edeceğiz. 2. Dünya Savaşı'nda Churchill Hitler'e karşı, 'Dağda, derede, denizde,
ovada, sonuna kadar mücadele edeceğiz' demişti. Biz de 3 maddeye karşı,
parlamentoda, referandumda, Anayasa Mahkemesinde sonuna kadar mücadele
edeceğiz.''

ABD Başkanı Barack Obama'nın 24 Nisan konuşmasına da yer veren Baykal,
Türkiye'nin Ermenistan açılımının, diğer açılımlarda olduğu gibi ''fiyaskoya''
dönüştüğünü savundu.

Obama'nın açıklaması karşısında, Başbakan Erdoğan'ın memnuniyetini ifade
ettiğini, Dışişleri Bakanlığının ise ''esefle'' karşıladığını belirten Baykal,
''Hadi bedelli askerlik konusunda Genelkurmay ile koordinasyonun yok. ABD'nin bu
değerlendirmesine karşı takınacak tavır konusunda da mı Dışişleri Bakanı ile
koordinasyonun yok?'' dedi.

Baykal, Başbakan Erdoğan'ın iç politika yaptığını, Dışişleri Bakanlığının
ise Türkiye'nin tezlerini dile getirdiğini vurgulayarak, ''Başbakan iç politika
yapacağım diye, durum düzeliyor mesajını içeriye vermesi lazım. 'Biz başarılı
olduk, engelleri yumuşattık, dünyayı ikna ediyoruz' diyebilmek için gerçekler
buna elverişli olmadığı halde Obama'nın avukatlığını üstlenerek, Türk kamuoyuna
karşı Obama'nın avukatlığını yapıyor. Biz Obama'nın Türkiye'ye karşı avukatlığını
değil, Türkiye'nin dünyaya karşı avukatlığını yapmasını bekliyoruz'' diye
konuştu.

(15.26)