2011-02-22 - 10:00
TBMM Genel Sekreterliğinin, Avrupa Hukuk ve Yasama Akademisi (EALL) ile birlikte yürütmekte olduğu "Yasama Sürecinin Güçlendirilmesi Projesi" kapsamında düzenlenen "Sivil Toplum Kuruluşlarının Yasama Sürecine Etkin Katılımı ve Görüş alma: Bir Model Arayışı" Konferansının ikinci günündeki üçüncü oturum başladı.
TBMM Genel Sekreterliğinin, Avrupa Hukuk ve Yasama Akademisi (EALL) ile birlikte yürütmekte olduğu "Yasama Sürecinin Güçlendirilmesi Projesi" kapsamında düzenlenen "Sivil Toplum Kuruluşlarının Yasama Sürecine Etkin Katılımı ve Görüş alma: Bir Model Arayışı" Konferansı bugün İstanbul Yıldız Şale Köşkü'nde başladı.
MATRA Projesi'nin (TBMM'de Yasama Sürecinin Güçlendirilmesi) Sivil Toplum Kuruluşlarının Yasama Sürecine Katılımının Güçlendirilmesi ayağını oluşturacak olan Konferans, TBMM Kanunlar ve Kararlar Müdür Yardımcısı ve Proje Koordinatörü Fahri Bakırcı'nın Proje ve Konferans hakkında yaptığı bilgilendirme konuşması ile başladı. Ardından TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil ve TBMM Genel Sekreteri Sadettin Kalkan birer konuşma gerçekleştirdi.
Bakırcı, konuşmasında Hollanda Dışişleri Bakanlığı ile ortaklaşa yürütülen Projenin neyi amaçladığına ve kapsamına açıklık getirdi. Dünyada ve ülkemizde yasama konusunun önemli bir olgu olduğuna değinen Bakırcı çalışma ile yasama sürecinde teorik ile pratiği bir araya getirerek özel bir yapı oluşturabilmeyi hedeflediklerini belirtti. Yasamayı güçlendirme noktasında eğitim çalışmalarına önem verildiğini ve bu konuda bir Yasama Akademisi kurulması fikrinin oluştuğunu ifade eden Bakırcı, İç tüzüğün değiştirilmesi ve geliştirilmesi ile yeni içtüzüğün hazırlanması noktasında da proje kapsamında çalıştıklarını söyledi. Bir başka aşamanın STK'ların yasama sürecine katılımının güçlendirilmesi olduğunu vurgulayan Bakırcı düzenledikleri Konferansla bunu amaçladıklarını belirterek Konferans sonucunda herkesin fikirlerini söylediği ve uzlaştığı bir ortak model oluşacağını umduklarını vurguladı.
TBMM Genel Sekreteri Sadettin Kalkan,Toplantının kapsamına ilişkin olarak Konferansın konusu içine giren birkaç kavram ile ilgili kısa açıklamalar yaptı.
Bu kavramlardan birisinin yasama süreci kavramı olduğunu belirten Kalkan, bu kavramın ilk bakışta TBMM'deki kanun yapım sürecini ifade ediyor gibi göründüğünü ancak bu kavramın TBMM'deki yasama süreciyle birlikte, çok daha fazlasını ifade eden bir kavram olduğunu ifade etti. Bakanlıklar düzeyindeki kanun tasarısı hazırlama aşamasının da kanun yapım sürecinin içerisine girdiğini belirten Kalkan, kanunların yapılmasından sonraki uygulama aşamasının da yasama sürecinin içine girdiğini söyledi. Kalkan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu toplantıya sadece sivil toplum kuruluşları ile TBMM temsilcileri değil Başbakanlık ve bakanlıklardan da temsilciler davet edilmiştir. Bu bürokratik katılım "yasama süreci"nin geniş anlamda yorumlanmasının gerekli olduğunu göstermektedir. Bu açıdan sivil toplum kuruluşlarının yasama sürecine etkin katılımından söz edildiğinde bu kuruluşların TBMM'yi aşan bir katılımda bulunmaları gereği ortaya çıkmaktadır. İkinci kavram ve önemli kavram STK kavramıdır. Bir başka deyişle sürece katılacak STK'nın doğru tespit edilmesidir. STK kavramı doğru tanımlanmadığı takdirde STK katılımından beklenen yararın sağlanamaması riski bulunmaktadır. STK'ların yasama sürecine etkin katılımı bir süreçtir ve bu sürecin bir çok farklı aşaması ve yönü bulunmaktadır. "
'Görünürde sivil toplum katılımı sağlanmış olabilir ancak bu katılım yasa yapım sürecini etkilemiyorsa, burada etkin sivil toplum katılımından söz
etmek mümkün değildir'' diyen Kalkan, şunları kaydetti:
'' Bazen sivil toplum kuruluşlarının katılımının yasal bir dayanağı olmasa bile, sivil toplum katılımının sağlandığı ve bu katılımın sonuç doğurduğu
da gözlenebilmektedir. TBMM İçtüzüğünde, sivil toplum katılımına ilişkin herhangi bir kural olmamakla birlikte, sivil toplum kuruluşlarının bir çok komisyon toplantısına çağrıldıklarını, dinlendiklerini ve kararları da etkilediklerini biliyoruz. Ancak bunun beklenen düzeyde, etkili bir katılım olduğunu söylemek şimdilik güçtür.
Bu nedenle yakın zaman önce kurulan İçtüzük Uzlaşma Komisyonu tarafından hazırlanan İçtüzük taslağında bu konunun da düzenlendiğini görmekteyiz. Taslakta ilgili sivil toplum kuruluşlarının, ilgili komisyon toplantılarına çağrılması ve temsilcilerine söz verilmesi bir zorunluluk haline getirilmiştir.
Bugün gerçekleştirilmekte olan bu toplantı bu noktalara bir bakış açısı getirecektir. Bugün aramızda çeşitli ülkelerden konuşmacılar var, ve her biri kendi ülkesindeki ve başka ülkelerdeki deneyimlerini aktaracak. Ülkemizden de çok deneyimli ve saygın STK'lar var. Onlarda ülkemiz deneyimini ve karşılaştıkları sorunları anlatacaktır. Değişik ülke modelleri dikkate alınarak bu sorunların nasıl çözüleceği konusunda tartışmalar yapılacaktır.
Bu nedenle ben bu toplantıda bulunan katılımcılardan fikirlerini ortaya koymalarını ve toplantı sonucunda ortaya çıkacak model üzerinde çalışmalarını sürdürmelerini bekliyorum."
TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil ise konuşmasında yasama sürecinin içersinde bir yasama bir de yasa yapma görevinin olduğunu vurguladı. Her ülkede olduğu gibi Türkiye'de de kesintiye uğramakla birlikte demokrasi deneyimlerinin yaşandığını ve birikim oluşturulduğunu belirten Pakdil yasaların günün koşullarına göre Parlamentolardan çıkarıldığını ve zamanla her alanda olduğu gibi yasalarda da değişiklik yapılmasının zorunluluk haline geldiğini söyledi. Siyasi partilerin, ilgili kurumların ve sivil toplum kuruluşlarının bu noktada önemlilik arz ettiğini ifade eden Pakdil, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Günün şartlarına uygun yasaların çıkarılmasından yana olan davranış gösteren kurumlar olduğu gibi aynı şekilde uygulanmasını isteyen statükocu siyasi davranışlarda bulunmaktadır. O yüzden orta modeli bulmak gerekmektedir. Bu çerçevede bu konferans gibi geniş ve çeşitlilik arz eden
katılımların sağlandığı çalışmaların önemi büyüktür. Sivil toplu kuruluşları sürekli kendilerini geliştiren kurumlardır. Sivil toplum kuruluşlarının gerçek anlamda sivil toplumu temsil etmeleri gerekmektedir. Dünya gittikçe vatandaş odaklı bir yönetime doğru ilerlemektedir. Vatandaş kanunlara uyacak doğrudur. Ancak dünyadaki evrensel hukuku kapsayan ve buna uyan bütün gelişmelerin yer aldığı kanunlar olmalıdır. Bu kapsamda STK'ların etkin katılımının önemi büyüktür. Bu proje ile amaçlanan budur. Yurtdışından gelen konuklarımızla bu konferans ile fikir alışverişinde bulunulacak ve başarılı bir süreç gerçekleştirilecektir. Bu yapılan çalışmalar sonrasında Türkiye'nin diğer ülkelere sağlayacağı katkıların daha da artacağı kanaatindeyim."
Yasalar, gerekli aşamalardan geçtikten sonra yasalaştığı zaman toplumun onlara uyum sağlaması gerekir çünkü başka bir hal toplumda kanunsuzluğu ortaya çıkarır'' diyen Pakdil şöyle devam etti:
''Şunu bilmek gerekir ki bazen sivil toplum kuruluşları da durağan hale gelebilirler veya temsil ettikleri bir kısım kurumlar içerisine yeni
katılımcıların gelmesi engellenebilir. O zaman sadece çok dar bir kapsamdaki bir kısım düşünceleri temsil ediyor olurlarsa, bütün o alandaki sivil toplumun hepsini temsil etme durumları ortadan kalkar. Dolayısıyla, burada sivil toplum kuruluşlarının da gerçek anlamda sivil toplumu temsil etmesi gerekir. Eğer onlar gerçek anlamda sivil toplumu temsil ediyorlarsa, o zaman tabi ki bu süreç içindeki düşünce ve görüşleri son derece mühimdir.''
Çıkan yasaların halkı ilgilendirdiğini, dolayısıyla halkın yönetime birinci dereceden katkısının olması gerektiğini anlatan Pakdil, ''Gelişmiş
demokrasilerin anlamı da budur. Türkiye'nin bu anlamda atacağı adımlar vardır ama ülkemizde yapılan çalışmaları da gözardı etmek mümkün değildir'' görüşünü paylaştı.
Dünyanın hızla değiştiğini, her ülkenin diğer ülkelerin kazanımlarından istifade edeceği hususların bulunduğunu dile getiren Pakdil, ''Sivil toplum
kuruluşlarının, toplumun bütün katmanlarına gerektiği şekilde sirayet ederek, onları kendi şemsiyeleri altına alarak daha çok katılımcı bir hüviyet kazanmaları gerekir. Çünkü ne kadar çok büyük bir kitleyi temsil ediyorlarsa sesleri o kadar kuvvetli çıkacaktır, bu yasaların yasalaşma sürecinde o kadar etkin katkılarda bulunacaklardır'' şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından Konferansın I. Oturumuna geçildi. Oturumda Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneğinden Sevna Somuncuoğlu ve Polonya Sivil Toplum Kuruluşları adına Grzegorz Makowski sunumlarını gerçekleştirdi."
Sevna Somuncuoğlu Sivil Toplum Kuruluşlarının parlamentoya etkin katılımının demokrasinin kökleşmesi için çok önemli bir adım olduğunu belirterek, yasama sürecine katılım bağlamında kadın hareketlerinin gelişimini değerlendirdi.
Grezegorz Makowski ise Polonya'da sivil toplum örgütlerinin karar alma süreçlerine ve yasamaya katılma konusunun yakından takip edildiğini belirtti ve sivil diyalog olgusunun önemine değinerek bu proje kapsamındaki deneyim paylaşımlarının çalışmalar açısından ilham verici olacağını vurguladı. İleride AB bağlamında birlikte hareket edebileceğimizi düşündüğünü belirten Makowski sivil diyalogun çok popüler bir konsept olduğunu ve AB'de adı çok geçen bir konsept olduğunu söyledi.
Konferansın II. oturumunda Hollanda Tilburg Üniversitesi Öğretim Üyesi Koenvan Aeken ve Avrupa Avukatlar Birliği Yönetim Kurulu üyesi Dace L. Luters söz alarak görüş alma metodları ve eski- yeni demokrasilerde sivil toplum kuruluşlarının karar alma süreçlerine katılımlarını irdeleyerek Almanya ve Letonya örnekleri ile deneyimlerini aktardılar. Sivil toplum kuruluşları kapsamında oluşturulan sistem değerlendirilirken Letonya'nın sivil toplum kuruluşlarının sürece katılımı konusunda Almanya'ya göre daha resmileştirilmiş bir sisteme sahip olduğu vurgulandı. Almanya'da STK'ların daha güçlü ve büyük olduğu ancak yinede hangi STK'ların sürece dahil edileceğinin Bakanlıkların takdir yetkisinde olduğu belirtildi.Parlamentolar aşamasında STK'ların daha fazla etkisi olduğu belirtildi.
Türkiye küçük Millet Meclisleri adına Konferansa katılan Şanar Yurdatapan 'sivil toplumla devletin ilişkileri nasıl olmalı' konusunda yapılan değerlendirmelere değindi. Türkiye küçük Millet Meclisleri olarak katıldıkları süreç ve çalışmaların değerlendirmesini yaptı. Anılan çalışmanın birbirini tamamlayan üç boyuttan oluştuğunu belirten Yurdatapan bu boyutların Türkiye küçük Millet Meclisleri, TBMM Ortak Çalışma Grupları ve Sivil Anayasa Çalışmaları olduğunu vurguladı.
TBMM Genel Sekreterliğinin, Avrupa Hukuk ve Yasama Akademisi (EALL) ile birlikte yürütmekte olduğu "Yasama Sürecinin Güçlendirilmesi Projesi" kapsamında düzenlenen "Sivil Toplum Kuruluşlarının Yasama Sürecine Etkin Katılımı ve Görüş alma: Bir Model Arayışı" Konferansının ikinci günündeki III. oturumunda ilk olarak Macaristan Meclisi?nde görev yapan aynı zamanda proje sorumlusu ve öğretim görevlisi olan Zoltan Horvath söz aldı. Horvath, sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği alanında Macaristan'daki deneyimlerini paylaştı. Horvath, STK?ların yasama sürecine katılımındaki yasal altyapıya, Macaristan Ulusal Meclisi'ne ve STK?lar ile ilişkilere, Avrupa?ya katılım açısından kamuoyunu aydınlatmak nezdinde Macaristan Parlamentosunun yaptığı çalışmalara değindi.
Macaristan?ın 40 yıllık bir süreçten sonra bağımsızlığına kavuştuğunu ve kendi kendini yöneten bir yapıya kavuştuğunu belirten Horvath, bu sürecin sonunda kamu yönetiminde bir reform gerçekleştiğini söyledi. Bu reformla birlikte STK?ların oluştuğuna ve giderek geliştiğine değinen Horvath 90?lı yıllarda STK?ların yasama sürecine katılımlarını belirleyen mevzuatlar hazırlandığını, oluşturulan yasal sisteminse STK?ların yapısını belirlediğini ifade etti. Şu anda 65 binden fazla birbirinden farklı STK?nın bulunduğunun altını çizen Horvath bu STK?ların faaliyetlerinin de geliştirilen mevzuat ve kanunlarla belirlendiğini vurguladı.
STK?ların yasama sürecine katılımlarının belirli bir süreci gerektirdiğini ve aşama aşama gelişme sağlandığını söyleyen Horvath,bu projenin ve gerçekleştirilmekte olan Konferansın bilgi ve deneyim alışverişi anlamında önemli bir paylaşım olduğunu belirtti.
İkinci katılımcı Koen van Aeken kanun yapım sürecinde paydaş görüşlerinin alınması ve istişare konusundaki sunumunu gerçekleştirdi. Görüş çarpışmasının gerekli olduğunu söyleyen Aeken bu bağlamda istişarenin zorunluluğuna dikkat çekti. Mevzuat yapımında istişare yönteminin kullanılması gerekliliğine değinen Aeken şunları vurguladı:
?En iyi uygulamalar başka ülkelerin başarılı deneyimlerinden yararlanmak, uluslar arası kuruluşların fikirlerini değerlendirmek ve amprik kaynakların irdelenmesi ile gerçekleşebilir. Katılım süreci içerisinde gerçekleştirilecek istişarenin kapsayıcı ve dengeli olması, paydaşların hepsinin iyi tanımlanması, ilgili bütün STK?ları temsil eden bir istişarenin gerçekleşmesi çalışmanın başarısı için önemlidir. Mevzuat yapım sürecinde kamuoyuna net açıklayıcı bilgiler verilmeli ve net cevaplar alınmalıdır. Deneyimlerimizden şunu öğrendik ki emir-komuta yöntemi ile yasa taslağı halka öylesine sunulursa çok başarılı olmayan bir çalışma ortaya çıkar. Ne istenildiği açıkça ortaya konulduğunda bu size olan güveni de beraberinde getirecektir.?
Gündem Çocuk Derneği?nden Konferansa katılan Emrah Kırımsoy, dernek olarak yasama sürecine katılım bağlamında kendi iç deneyimlerini aktardı. Katılımın içselleştirilmesi gerektiğini belirterek bunu tarafların karşılıklı olarak birbirini dinlemesi, diyalog amaçlı iletişim ve müzakere süreci olarak ifade edebileceklerini söyledi. Model arayışı içerisine girilmeden önce ilkelerin belirlenmesinin yerinde olacağını söyleyen Kırımsoy, şeffaflık ilkesinin önemi üzerinde durarak karar verici merciinin belgelere ulaşımının kolaylaştırılması gerekliliğinin altını çizdi. Kırımsoy ayrıca, yöntem uygulama konusunda yönlendiricilik beklentilerini dile getirdi ve geribildirimin önemli olduğunu vurguladı.
Konferansa Pozitif Yaşam Derneği adına katılan Murat Köylü derneklerinin çalışmaları ve yöntemleri hakkında bilgilendirmede bulundu. Ardından soru-cevap ve katılımcıların fikir ve görüşlerini aktardığı -genel değerlendirme- bölümüyle konferans sona erdi.
(10.00)
MATRA Projesi'nin (TBMM'de Yasama Sürecinin Güçlendirilmesi) Sivil Toplum Kuruluşlarının Yasama Sürecine Katılımının Güçlendirilmesi ayağını oluşturacak olan Konferans, TBMM Kanunlar ve Kararlar Müdür Yardımcısı ve Proje Koordinatörü Fahri Bakırcı'nın Proje ve Konferans hakkında yaptığı bilgilendirme konuşması ile başladı. Ardından TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil ve TBMM Genel Sekreteri Sadettin Kalkan birer konuşma gerçekleştirdi.
Bakırcı, konuşmasında Hollanda Dışişleri Bakanlığı ile ortaklaşa yürütülen Projenin neyi amaçladığına ve kapsamına açıklık getirdi. Dünyada ve ülkemizde yasama konusunun önemli bir olgu olduğuna değinen Bakırcı çalışma ile yasama sürecinde teorik ile pratiği bir araya getirerek özel bir yapı oluşturabilmeyi hedeflediklerini belirtti. Yasamayı güçlendirme noktasında eğitim çalışmalarına önem verildiğini ve bu konuda bir Yasama Akademisi kurulması fikrinin oluştuğunu ifade eden Bakırcı, İç tüzüğün değiştirilmesi ve geliştirilmesi ile yeni içtüzüğün hazırlanması noktasında da proje kapsamında çalıştıklarını söyledi. Bir başka aşamanın STK'ların yasama sürecine katılımının güçlendirilmesi olduğunu vurgulayan Bakırcı düzenledikleri Konferansla bunu amaçladıklarını belirterek Konferans sonucunda herkesin fikirlerini söylediği ve uzlaştığı bir ortak model oluşacağını umduklarını vurguladı.
TBMM Genel Sekreteri Sadettin Kalkan,Toplantının kapsamına ilişkin olarak Konferansın konusu içine giren birkaç kavram ile ilgili kısa açıklamalar yaptı.
Bu kavramlardan birisinin yasama süreci kavramı olduğunu belirten Kalkan, bu kavramın ilk bakışta TBMM'deki kanun yapım sürecini ifade ediyor gibi göründüğünü ancak bu kavramın TBMM'deki yasama süreciyle birlikte, çok daha fazlasını ifade eden bir kavram olduğunu ifade etti. Bakanlıklar düzeyindeki kanun tasarısı hazırlama aşamasının da kanun yapım sürecinin içerisine girdiğini belirten Kalkan, kanunların yapılmasından sonraki uygulama aşamasının da yasama sürecinin içine girdiğini söyledi. Kalkan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu toplantıya sadece sivil toplum kuruluşları ile TBMM temsilcileri değil Başbakanlık ve bakanlıklardan da temsilciler davet edilmiştir. Bu bürokratik katılım "yasama süreci"nin geniş anlamda yorumlanmasının gerekli olduğunu göstermektedir. Bu açıdan sivil toplum kuruluşlarının yasama sürecine etkin katılımından söz edildiğinde bu kuruluşların TBMM'yi aşan bir katılımda bulunmaları gereği ortaya çıkmaktadır. İkinci kavram ve önemli kavram STK kavramıdır. Bir başka deyişle sürece katılacak STK'nın doğru tespit edilmesidir. STK kavramı doğru tanımlanmadığı takdirde STK katılımından beklenen yararın sağlanamaması riski bulunmaktadır. STK'ların yasama sürecine etkin katılımı bir süreçtir ve bu sürecin bir çok farklı aşaması ve yönü bulunmaktadır. "
'Görünürde sivil toplum katılımı sağlanmış olabilir ancak bu katılım yasa yapım sürecini etkilemiyorsa, burada etkin sivil toplum katılımından söz
etmek mümkün değildir'' diyen Kalkan, şunları kaydetti:
'' Bazen sivil toplum kuruluşlarının katılımının yasal bir dayanağı olmasa bile, sivil toplum katılımının sağlandığı ve bu katılımın sonuç doğurduğu
da gözlenebilmektedir. TBMM İçtüzüğünde, sivil toplum katılımına ilişkin herhangi bir kural olmamakla birlikte, sivil toplum kuruluşlarının bir çok komisyon toplantısına çağrıldıklarını, dinlendiklerini ve kararları da etkilediklerini biliyoruz. Ancak bunun beklenen düzeyde, etkili bir katılım olduğunu söylemek şimdilik güçtür.
Bu nedenle yakın zaman önce kurulan İçtüzük Uzlaşma Komisyonu tarafından hazırlanan İçtüzük taslağında bu konunun da düzenlendiğini görmekteyiz. Taslakta ilgili sivil toplum kuruluşlarının, ilgili komisyon toplantılarına çağrılması ve temsilcilerine söz verilmesi bir zorunluluk haline getirilmiştir.
Bugün gerçekleştirilmekte olan bu toplantı bu noktalara bir bakış açısı getirecektir. Bugün aramızda çeşitli ülkelerden konuşmacılar var, ve her biri kendi ülkesindeki ve başka ülkelerdeki deneyimlerini aktaracak. Ülkemizden de çok deneyimli ve saygın STK'lar var. Onlarda ülkemiz deneyimini ve karşılaştıkları sorunları anlatacaktır. Değişik ülke modelleri dikkate alınarak bu sorunların nasıl çözüleceği konusunda tartışmalar yapılacaktır.
Bu nedenle ben bu toplantıda bulunan katılımcılardan fikirlerini ortaya koymalarını ve toplantı sonucunda ortaya çıkacak model üzerinde çalışmalarını sürdürmelerini bekliyorum."
TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil ise konuşmasında yasama sürecinin içersinde bir yasama bir de yasa yapma görevinin olduğunu vurguladı. Her ülkede olduğu gibi Türkiye'de de kesintiye uğramakla birlikte demokrasi deneyimlerinin yaşandığını ve birikim oluşturulduğunu belirten Pakdil yasaların günün koşullarına göre Parlamentolardan çıkarıldığını ve zamanla her alanda olduğu gibi yasalarda da değişiklik yapılmasının zorunluluk haline geldiğini söyledi. Siyasi partilerin, ilgili kurumların ve sivil toplum kuruluşlarının bu noktada önemlilik arz ettiğini ifade eden Pakdil, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Günün şartlarına uygun yasaların çıkarılmasından yana olan davranış gösteren kurumlar olduğu gibi aynı şekilde uygulanmasını isteyen statükocu siyasi davranışlarda bulunmaktadır. O yüzden orta modeli bulmak gerekmektedir. Bu çerçevede bu konferans gibi geniş ve çeşitlilik arz eden
katılımların sağlandığı çalışmaların önemi büyüktür. Sivil toplu kuruluşları sürekli kendilerini geliştiren kurumlardır. Sivil toplum kuruluşlarının gerçek anlamda sivil toplumu temsil etmeleri gerekmektedir. Dünya gittikçe vatandaş odaklı bir yönetime doğru ilerlemektedir. Vatandaş kanunlara uyacak doğrudur. Ancak dünyadaki evrensel hukuku kapsayan ve buna uyan bütün gelişmelerin yer aldığı kanunlar olmalıdır. Bu kapsamda STK'ların etkin katılımının önemi büyüktür. Bu proje ile amaçlanan budur. Yurtdışından gelen konuklarımızla bu konferans ile fikir alışverişinde bulunulacak ve başarılı bir süreç gerçekleştirilecektir. Bu yapılan çalışmalar sonrasında Türkiye'nin diğer ülkelere sağlayacağı katkıların daha da artacağı kanaatindeyim."
Yasalar, gerekli aşamalardan geçtikten sonra yasalaştığı zaman toplumun onlara uyum sağlaması gerekir çünkü başka bir hal toplumda kanunsuzluğu ortaya çıkarır'' diyen Pakdil şöyle devam etti:
''Şunu bilmek gerekir ki bazen sivil toplum kuruluşları da durağan hale gelebilirler veya temsil ettikleri bir kısım kurumlar içerisine yeni
katılımcıların gelmesi engellenebilir. O zaman sadece çok dar bir kapsamdaki bir kısım düşünceleri temsil ediyor olurlarsa, bütün o alandaki sivil toplumun hepsini temsil etme durumları ortadan kalkar. Dolayısıyla, burada sivil toplum kuruluşlarının da gerçek anlamda sivil toplumu temsil etmesi gerekir. Eğer onlar gerçek anlamda sivil toplumu temsil ediyorlarsa, o zaman tabi ki bu süreç içindeki düşünce ve görüşleri son derece mühimdir.''
Çıkan yasaların halkı ilgilendirdiğini, dolayısıyla halkın yönetime birinci dereceden katkısının olması gerektiğini anlatan Pakdil, ''Gelişmiş
demokrasilerin anlamı da budur. Türkiye'nin bu anlamda atacağı adımlar vardır ama ülkemizde yapılan çalışmaları da gözardı etmek mümkün değildir'' görüşünü paylaştı.
Dünyanın hızla değiştiğini, her ülkenin diğer ülkelerin kazanımlarından istifade edeceği hususların bulunduğunu dile getiren Pakdil, ''Sivil toplum
kuruluşlarının, toplumun bütün katmanlarına gerektiği şekilde sirayet ederek, onları kendi şemsiyeleri altına alarak daha çok katılımcı bir hüviyet kazanmaları gerekir. Çünkü ne kadar çok büyük bir kitleyi temsil ediyorlarsa sesleri o kadar kuvvetli çıkacaktır, bu yasaların yasalaşma sürecinde o kadar etkin katkılarda bulunacaklardır'' şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından Konferansın I. Oturumuna geçildi. Oturumda Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneğinden Sevna Somuncuoğlu ve Polonya Sivil Toplum Kuruluşları adına Grzegorz Makowski sunumlarını gerçekleştirdi."
Sevna Somuncuoğlu Sivil Toplum Kuruluşlarının parlamentoya etkin katılımının demokrasinin kökleşmesi için çok önemli bir adım olduğunu belirterek, yasama sürecine katılım bağlamında kadın hareketlerinin gelişimini değerlendirdi.
Grezegorz Makowski ise Polonya'da sivil toplum örgütlerinin karar alma süreçlerine ve yasamaya katılma konusunun yakından takip edildiğini belirtti ve sivil diyalog olgusunun önemine değinerek bu proje kapsamındaki deneyim paylaşımlarının çalışmalar açısından ilham verici olacağını vurguladı. İleride AB bağlamında birlikte hareket edebileceğimizi düşündüğünü belirten Makowski sivil diyalogun çok popüler bir konsept olduğunu ve AB'de adı çok geçen bir konsept olduğunu söyledi.
Konferansın II. oturumunda Hollanda Tilburg Üniversitesi Öğretim Üyesi Koenvan Aeken ve Avrupa Avukatlar Birliği Yönetim Kurulu üyesi Dace L. Luters söz alarak görüş alma metodları ve eski- yeni demokrasilerde sivil toplum kuruluşlarının karar alma süreçlerine katılımlarını irdeleyerek Almanya ve Letonya örnekleri ile deneyimlerini aktardılar. Sivil toplum kuruluşları kapsamında oluşturulan sistem değerlendirilirken Letonya'nın sivil toplum kuruluşlarının sürece katılımı konusunda Almanya'ya göre daha resmileştirilmiş bir sisteme sahip olduğu vurgulandı. Almanya'da STK'ların daha güçlü ve büyük olduğu ancak yinede hangi STK'ların sürece dahil edileceğinin Bakanlıkların takdir yetkisinde olduğu belirtildi.Parlamentolar aşamasında STK'ların daha fazla etkisi olduğu belirtildi.
Türkiye küçük Millet Meclisleri adına Konferansa katılan Şanar Yurdatapan 'sivil toplumla devletin ilişkileri nasıl olmalı' konusunda yapılan değerlendirmelere değindi. Türkiye küçük Millet Meclisleri olarak katıldıkları süreç ve çalışmaların değerlendirmesini yaptı. Anılan çalışmanın birbirini tamamlayan üç boyuttan oluştuğunu belirten Yurdatapan bu boyutların Türkiye küçük Millet Meclisleri, TBMM Ortak Çalışma Grupları ve Sivil Anayasa Çalışmaları olduğunu vurguladı.
TBMM Genel Sekreterliğinin, Avrupa Hukuk ve Yasama Akademisi (EALL) ile birlikte yürütmekte olduğu "Yasama Sürecinin Güçlendirilmesi Projesi" kapsamında düzenlenen "Sivil Toplum Kuruluşlarının Yasama Sürecine Etkin Katılımı ve Görüş alma: Bir Model Arayışı" Konferansının ikinci günündeki III. oturumunda ilk olarak Macaristan Meclisi?nde görev yapan aynı zamanda proje sorumlusu ve öğretim görevlisi olan Zoltan Horvath söz aldı. Horvath, sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği alanında Macaristan'daki deneyimlerini paylaştı. Horvath, STK?ların yasama sürecine katılımındaki yasal altyapıya, Macaristan Ulusal Meclisi'ne ve STK?lar ile ilişkilere, Avrupa?ya katılım açısından kamuoyunu aydınlatmak nezdinde Macaristan Parlamentosunun yaptığı çalışmalara değindi.
Macaristan?ın 40 yıllık bir süreçten sonra bağımsızlığına kavuştuğunu ve kendi kendini yöneten bir yapıya kavuştuğunu belirten Horvath, bu sürecin sonunda kamu yönetiminde bir reform gerçekleştiğini söyledi. Bu reformla birlikte STK?ların oluştuğuna ve giderek geliştiğine değinen Horvath 90?lı yıllarda STK?ların yasama sürecine katılımlarını belirleyen mevzuatlar hazırlandığını, oluşturulan yasal sisteminse STK?ların yapısını belirlediğini ifade etti. Şu anda 65 binden fazla birbirinden farklı STK?nın bulunduğunun altını çizen Horvath bu STK?ların faaliyetlerinin de geliştirilen mevzuat ve kanunlarla belirlendiğini vurguladı.
STK?ların yasama sürecine katılımlarının belirli bir süreci gerektirdiğini ve aşama aşama gelişme sağlandığını söyleyen Horvath,bu projenin ve gerçekleştirilmekte olan Konferansın bilgi ve deneyim alışverişi anlamında önemli bir paylaşım olduğunu belirtti.
İkinci katılımcı Koen van Aeken kanun yapım sürecinde paydaş görüşlerinin alınması ve istişare konusundaki sunumunu gerçekleştirdi. Görüş çarpışmasının gerekli olduğunu söyleyen Aeken bu bağlamda istişarenin zorunluluğuna dikkat çekti. Mevzuat yapımında istişare yönteminin kullanılması gerekliliğine değinen Aeken şunları vurguladı:
?En iyi uygulamalar başka ülkelerin başarılı deneyimlerinden yararlanmak, uluslar arası kuruluşların fikirlerini değerlendirmek ve amprik kaynakların irdelenmesi ile gerçekleşebilir. Katılım süreci içerisinde gerçekleştirilecek istişarenin kapsayıcı ve dengeli olması, paydaşların hepsinin iyi tanımlanması, ilgili bütün STK?ları temsil eden bir istişarenin gerçekleşmesi çalışmanın başarısı için önemlidir. Mevzuat yapım sürecinde kamuoyuna net açıklayıcı bilgiler verilmeli ve net cevaplar alınmalıdır. Deneyimlerimizden şunu öğrendik ki emir-komuta yöntemi ile yasa taslağı halka öylesine sunulursa çok başarılı olmayan bir çalışma ortaya çıkar. Ne istenildiği açıkça ortaya konulduğunda bu size olan güveni de beraberinde getirecektir.?
Gündem Çocuk Derneği?nden Konferansa katılan Emrah Kırımsoy, dernek olarak yasama sürecine katılım bağlamında kendi iç deneyimlerini aktardı. Katılımın içselleştirilmesi gerektiğini belirterek bunu tarafların karşılıklı olarak birbirini dinlemesi, diyalog amaçlı iletişim ve müzakere süreci olarak ifade edebileceklerini söyledi. Model arayışı içerisine girilmeden önce ilkelerin belirlenmesinin yerinde olacağını söyleyen Kırımsoy, şeffaflık ilkesinin önemi üzerinde durarak karar verici merciinin belgelere ulaşımının kolaylaştırılması gerekliliğinin altını çizdi. Kırımsoy ayrıca, yöntem uygulama konusunda yönlendiricilik beklentilerini dile getirdi ve geribildirimin önemli olduğunu vurguladı.
Konferansa Pozitif Yaşam Derneği adına katılan Murat Köylü derneklerinin çalışmaları ve yöntemleri hakkında bilgilendirmede bulundu. Ardından soru-cevap ve katılımcıların fikir ve görüşlerini aktardığı -genel değerlendirme- bölümüyle konferans sona erdi.
(10.00)
