2012-10-02 - 17:00
Üstün yetenekli çocukların keşfi eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve Türkiye'nin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamların sağlanması amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, AK Parti İstanbul Milletvekili Halide İncekara başkanlığında toplandı.
Üstün yetenekli çocukların keşfi eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve Türkiye'nin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamların sağlanması amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, AK Parti İstanbul Milletvekili Halide İncekara başkanlığında toplandı.
Komisyon Başkanı Halide İncekara, Komisyon toplantısında bugüne kadar yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Komisyonun çalışma süresinin 2 Kasım 2012 Cuma günü tamamlanacağını hatırlatan Komisyon Başkanı İncekara, Komisyonun bugüne kadar 16 kurum ve kuruluşu ziyaret ettiğini söyledi.
Komisyon Başkanı Halide İncekara, sözlerinde şunları kaydetti:
"19 Nisan 2012 tarihinde Ankara'da Ankara Fen Lisesi, Yasemin Karakaya Bilim Sanat Merkezi'nde,25 Nisan 2012 tarihinde Ankara Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda, 2-3-4 Mayıs 2012 tarihlerinde Gebze'de Türk Eğitim Vakfı İnanç Türkeş Özel Lisesi (TEVİTÖL), Yalova'da Yalova Termal Fen Lisesi ve Yalova Bilim Sanat Merkezi, İstanbul'da ise İstanbul Bilim Sanat Merkezi, İstanbul Atatürk Fen Lisesi, Tekden Koleji, Beşiktaş Bilim Sanat Merkezi, Beyazıt Ford Otosan İlköğretim Okulu, Pera Güzel Sanatlar Lisesi ve Bayrampaşa Bilim Merkezi'nde, 17 Mayıs 2012 tarihinde Feza Gürsey Bilim Merkezi'nde, 24 Mayıs 2012 tarihinde TED Ankara Koleji'nde, 28 Haziran 2012 tarihinde ÖSYM'de incelemelerde bulunulmuştur.
Komisyonumuz, 31.05.2012 Perşembe günü bir basın toplantısı düzenlemiştir.
Komisyonumuz bu güne kadar 21 toplantı yapmıştır. Bu toplantılara, 12 akademisyen, 10 bürokrat, 2 sivil toplum kuruluşu temsilcisi davet edilmiş ve bilgi alınmıştır.
05.04.2012 Tarihli 1. Toplantıda Başkanlık Divanı seçimi yapılmış, akabinde Komisyonun çalışmaları için gerekli kararlar alınmıştır.
11.04.2012 Tarihli 2. Toplantıda Komisyonun çalışma süreci, haftada kaç gün ve hangi saatlerde toplanacağı, konuşma süreleri, toplantıya katılım konuları karara bağlanmıştır.
17.04.2012 Tarihli 3. Toplantıda MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. Hakan Sarı özetle, Millî eğitimin yeni yapılanması sürecinde Özel Eğitim Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğünde Özel Yeteneklerin Geliştirilmesi Grup Başkanlığının kurulduğunu, Özel Yeteneklerin Geliştirilmesi Grup Başkanlığının üstün yetenekli çocukların eğitimleri, bunlarla ilgili programlarının geliştirilmesi, en üst düzeydeki modellerin uyarlanması, bu çocukların okul öncesinden başlanarak hayat boyu eğitimi de göz önüne alınarak ülkemize kazandırılması ve bu çocuklardan sadece ülkemizin değil diğer ülkelerin de en iyi şekilde yararlanmalarının sağlanması konusunda çalışmalar yaptığını, Türkiye genelinde şu anda 16.000 rehber öğretmen olmasına karşın 42.500 okulun olduğunu, rehber öğretmenlerin sayısının yetersiz olduğunu, BİLSEM'lere giden öğrencilerin daha sonraki evrelerde takip edilmediğini, bu nedenle öğrencilerin hangi işi yaptıkları ya da nerede okuduklarıyla ilgili verilere rastlamanın mümkün olmadığını ifade etmiştir.
Aynı toplantıda Prof. Dr. Necate Baykoç Dönmez özetle, Bilim sanat merkezlerinin sayılarının arttırılması, Sınıf atlama sisteminin geliştirilmesi, Üstün yetenekli çocuklara burs verilmesi, BİLSEM'lerin geliştirilerek korunması ve sayılarının arttırılması gerektiğini ifade etmiştir.
18.04.2012 Tarihli 4. Toplantıda Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşegül Ataman özetle, Toplumda "Bunlar zaten 'üstün' bunlara ilave bir eğitim verirsek bir elit sınıfı yaratmış oluruz." düşüncesinin hâkim olduğunu, Üstün yeteneklilerin ayrı bir eğiti kurumunda eğitilmesini desteklemediğini, Üstün yetenekli çocukların öğretmenlerinin yüksek lisans düzeyinde yetiştirilmesi gerektiğini, bu nedenle konu ile ilgili tezsiz yüksek lisans imkânlarının arttırılması gerektiğini, Sınıf sisteminden vazgeçilip ders sistemiyle çocuğun kendi hızında yürümesini sağlayacak bir sistem oluşturulması gerektiğini, Üniversite öğrenimi öncesinde üstün yetenekli olduğu tespit edilen çocuklarla diğerlerinin aynı üniversite sınavına girmesinin haksızlık oluşturduğunu, bu çocukların üniversite öncesinde aldıkları fazla derslerin kredilendirilmesi gerektiğini, Normal çocuklarla üstün yetenekli çocukların birlikte eğitilmelerinin normal çocukların seviyesini yukarı çekeceğini, Fen Liselerinin niteliğinin değiştirilmesi ve lise türlerinin sayısının azalması gerektiğini ifade etmiştir.
Aynı toplantıda Hacettepe Üniversitesi Çocuk Ve Ergen Sağlığı Ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ferhunde Öktem özetle, Çocukların "üstün yetenekli" diye nitelendirilmesinin çocukların sağlığı üzerinde olumsuz etkilerinin olabileceğini, Zekânın standart bir tanımının olmadığını, her ekolün kendine özgü bir zekâ tanımının olduğunu, Zekâ testlerinin tek bir zekâyı ölçtüğünü, bu nedenle bu testler yapılan tanılamalarda dikkatli olunması gerektiğini, Çocuklara verilecek değerler eğitiminin önemli olduğunu, Öğretmen olma ölçütlerinin değişmesi gerektiğini, Psikologların eğitim ve öğretim hayatında daha yoğun şekilde kullanılması gerektiğini, ifade etmiştir.
24.04.2012 Tarihli 5. Toplantıda Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Uğur Sak özetle,Üstün yetenekli çocukların eğitimi ile ilgili dünya genelinde bilinen 27 farklı türde eğitim programı olduğunu, Her devletin kendi toplumlarındaki üstün yetenekli dilimini kendi ekonomik gelişmişliklerine göre belirlediğini, her ülkenin kendi modelini oluşturması gerektiğini, Türkiye'de üstün yetenekli çocukların ailelerinin örgütlen(e)mediğini, Özel sektörün üstün yetenekli eğitimine dâhil edilmesi gerektiğini, Dünyada uygulanan modeller içerisinde en başarılı üç programın sırasıyla, özel okul, özel sınıf ve mentorluk programı olduğunu ifade etmiştir.
26.04.2012 Tarihli 6. Toplantıda Maltepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ümit Davaslıgil özetle, Modern eğitim sistemlerinde öğrencilerin kapasiteleri ölçüsünde eğitim verildiğini, farklılaştırma yapıldığını, Üstün Bilim, Sanat, Spor, Araştırma ve Geliştirme Akademisi'nin bir üst kurul şeklinde kurularak üstün yetenekli eğitiminde koordinatör olması gerektiğini,Üstün yeteneklilere verilen değerler eğitiminin çok önemli olduğunu, Üstün yetenekli çocukların öğretmenlerinin sözleşmeli olmasının ve teşviklerle desteklenmelerinin yerinde olacağını ifade etmiştir.
Aynı toplantıda İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Serap Emir özetle, İstanbul-Beyazıt-Ford Otosan İlköğretim okulunda Milli Eğitim Bakanlığı müfredatının farklılaştırılarak uygulandığını, bu uygulamanın 2 sınıfta yapıldığını, sınıfların yarısının üstün yetenekli diğer yarısının normal öğrencilerden oluştuğunu, bu deneyimde bazı sorunlar yaşanmakla beraber ortaya bir model konulduğunu ifade etmiştir.
09.05.2012 Tarihli 7. Toplantıda Gençlik ve Spor Bakanlığı-Spor Genel Müdür Yardımcısı Tamer Taşpınar özetle,Bakanlıkça tespit edilen başarılı sporcuların üniversiteye gitmek istemesi nedeniyle spor çalışmalarını bıraktıklarını, Sınav sisteminin spor yeteneği olan kişilerin gelişimini olumsuz etkilediğini, Okullarda verilen Beden Eğitimi dersinin amacının sporcu yetiştirmek değil öğrencilere spor kültürünün aşılanması olduğunu ifade etmiştir.
Aynı Toplantıya Katılan Çocuk Vakfı Başkanı Mustafa Ruhi Şirin özetle, Eğitim sistemimizin çocukların yeteneklerini eşitlediğini, normalleştirdiğini, Bilim Sanat Merkezlerinin proje odaklı çalışmadığını, Üstün yetenekli çocuklarla ilgili projelerin bürokrasiye takıldığını, bu nedenle konu ile ilgili bir ilerleme sağlanamadığını, Kurumlarımızın çocuğun iyilik hâli endeksi, doğduğu ortam, sosyal, kültürel çevresi, ailesinin güvence durumu, güvenliği, ailenin işsizliği, yaşadığı coğrafyanın zorlukları gibi bilgileri gösteren çocuk bilgi göstergelerinin bulunmadığını, Üstün yetenekli çocuklarla ilgili yapılacak eğitim projelerinde erken çocukluğa vurgu yapılması ve okul öncesi eğitimin artması gerektiğini, üniversitelerde bu konularda çalışmaların olması gerektiğini, IQ ile çocukların tanılanması döneminin sona erdiğini, çoklu yetenek anlayışına dayalı bir tanılama ve eğitim sisteminin getirilmesi gerektiğini, Üstün yetenekli çocukların için hem örgün hem de yaygın eğitim sisteminin getirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
10.05.2012 Tarihli 8. Toplantıda Hacettepe Üniversitesi Nörometrika Teknoloji Geliştirme Merkezinden Prof. Dr. Sirel Karakaş özetle, Yeteneğin tek bir ölçekle ölçmenin doğru olmadığını, Zekâ testlerinde çocukların kaygı, heyecan gibi nedenlerle gerçek zekâ seviyelerini gösteremeyebileceklerini, Nöropsikolojik testler kullanılarak zekânın ölçümünde önemli ölçüde başarı sağlanabileceği, WISC-R testlerinin tüm dezavantajlarına rağmen kullanılabileceğini ancak bunun yanında beyni de ele alan teknolojilerin kullanılması gerektiğini ifade etmiştir.
Aynı Toplantıya katılan Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yaşar ÖZBAY özetle, Farklılaştırılmış eğitim verilmesi gerektiğini, Farklı seviyedeki çocuklar için farklı okulların açılmasının pedagojik temelinin olmadığını, çocukların akranlarından ayrı bir eğitime tabi tutulmalarının duygusal gelişimlerini olumsuz etkileyeceğini, Farklılaşmış bir eğitimi yürütmek için eğitim sisteminin sınıf tabanlı değil de ders ve içerik tabanlı olarak yapılandırılması gerektiğini ifade etmiştir.
15.05.2012 Tarihli 9. Toplantıda Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Emine Nilgün Metin özetle, Çocukların her alanda üstün yetenekli olmasının mümkün olmadığını, çocuğun yetenekli olduğu alanda hızlı bir gelişme kaydederken diğer alanlarda akranlarıyla aynı seviyede olabileceğini, Tek bir özelliğe bakarak çocuğun üstün yetenekli olup olmadığına karar verilemeyeceğini ifade etmiştir.
16.05.2012 Tarihli 10. Toplantıda Prof. Dr. Necate Baykoç Dönmez özetle, Üstün yetenekli çocukların normal akranlarıyla birlikte eğitim görürken farklarına varılmaması durumunda psikolojik sorunlarla karşı karşıya kalabileceklerini, Çocuk gelişim uzmanlarının çocukları küçük yaşlardan itibaren izleyebilmesi için aile hekimleriyle birlikte çalışmaları ve sayılarının arttırılması gerektiğini, Üstün yetenekli çocukların tanılanmadan sonra izlenmeleri gerektiği, hangi okula gittikleri ya da hangi işte çalıştıklarının izlenmesinin faydalı olacağını ifade etmiştir.
Aynı Toplantıya katılan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Füsun Akarsu özetle, Okullarımızda çocuklarla ilgili gözlem ve farklı ölçmelerin çocukların dosyasında toplama geleneğinin olmadığını, Çocuklar için en ideal eğitim sisteminin çocuğun ihtiyacına göre bireyselleştirilmiş, farklılaştırılmış ve çocuğun kendi hızında, kendi temposunda kendi gittiği yere kadar gitmesine zemin hazırlayan eğitim olduğunu, Finlandiya, İsveç ve Norveç'te gibi ülkelerde eğitimin tüm çocuklar için üst düzeyde tutulduğunu bu nedenle üstün yetenekli çocuklar için özel eğitim programları izlemeye gerek duymadıklarını, Üstün yetenekli çocukların yetenekleri doğrultusunda eğitilmesi için aşama aşama daha üst düzey eğitim kurumlarına/merkezlerine yönlendirilmeleri gerektiğini, Türkiye'de üstün yetenekli çocukların haklarını savunacak bir baskı grubu oluşturulamadığını, Etiketlenmeyi engellemek için çocukları sınıflamak yerine, tanılamayı çocuk bazında, kişi bazında yapmak yerine yetenekler ve özellikler bazında yapmak gerektiğini, böylelikle çocuğun değil çocuğun yaptığı işin tanılanacağını, Üstün yetenekli olarak görülen çocukların yeteneklerinin geliştirilmesi için "ileri düzey öğrenme ortamları" adında kurumların kurulması gerektiğini, bu kurumların sadece okul içinde değil mümkün olan her yerde kurulabileceğini ifade etmiştir.
22.05.2012 Tarihli 11. Toplantıda Millî Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. Emin Karip özetle, Merkezi müfredat uygulamasının ortalama bir zekâya hitap ettiğini, engelli öğrencilerle üstün zekâlı çocukların bu eğitim sisteminde dezavantajlı duruma düştüğünü, Ülkemizdeki müfredat sorununu aşmak için TÜBİTAK ve YÖK gibi kurumlarla birlikte çalıştıklarını, Bazı ülkelerde çocukların üniversiteye gitmeden üniversite dersleri aldıklarını, ülkemizde de buna benzer bir sistemin getirilmesinin gerektiğini, Ülkemizde "sınıf atlatma" yönteminin uygulandığını, çocuğun kendisinden büyük çocuklarla birlikte derse katılmasının bazı dezavantajları olabileceğini bu nedenle zenginleştirme ve farklılaştırma yöntemlerinden oluşan karma bir yöntemin uygulanmasının daha yerinde olacağını, Çocukların özellikle okulun ilk yıllarında az ders yükünün olması gerektiğini, çocuğun seçmeli derslerle kendisini geliştirmesine olanak sağlanması gerektiğini ifade etmiştir.
23.05.2012 Tarihli 12. Toplantıda Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürü Prof. Dr. Erol Erdinç özetle, Üstün yetenekli olarak tanılanmış ve devlet yardımıyla yurt dışına gönderilmiş yetenekli sanatçıların Türkiye'de konservatuarlarda çalışmadıklarını, bu yüzden bu ülkeye bir katkılarının olmadığını, "Üstün yetenekli çocuk" ifadesinin kullanılmasının uygun olmadığını, bu ifadenin çocuklar arasında ayırım yaptığını, Sadece büyük şehirlerin değil tüm ülke genelindeki çocukların taranarak üstün yetenekli çocukların tespit edilmesi gerektiğini, Üstün yetenekli çocuğu yurt dışına göndermek yerine ülkemizde eğitim kurumlarının kurulmasını ve bu çocukların buralarda eğitilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
29.05.2012 Tarihli 13. Toplantıda Kalkınma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Ahmet Yaman ile Eğitim ve Kültür Dairesi Başkanı Ahmet Alper EĞE özetle, Bir projenin Kalkınma ajansları tarafından desteklenmesi için KOBİ veya sanayi projesi olması gerekmediğini ifade etmiştir.
30.05.2012 Tarihli 14. Toplantıda Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ülker Akkutay özetle, Enderun'a getirilen çocukların Türk-İslam kültürüyle yetiştirildiklerini, ancak seçilme aşamasında Türkçe bilen ve İslamiyet konusunda bilgiye sahip çocukların devşirilmediğini, Enderun sisteminden örnekler alınabileceğini ifade etmiştir.
05.06.2012 Tarihli 15. Toplantıda TÜBİTAK Bilim İnsanı Destekleme Daire Başkanı Prof. Dr. Şemsettin TÜRKÖZ özetle, TÜBİTAK Bilim İnsanı Destekleme Dairesi tarafından desteklenmek için bir yaş sınırının olmadığını, Bu daire tarafından verilen bursların karşılıksız olarak ve üstün "başarı" gösteren öğrencilere verildiğini, İlk ve ortaöğretim düzeyinde yarışma programları ve bilim olimpiyatları düzenlediklerini, bilim olimpiyatları vasıtasıyla bilime meraklı öğrencilere eğitim verdirdiklerini ve proje yapmaya, araştırmaya meraklı olan öğrencilere proje yarışmaları düzenlediklerini, Başarılı öğrencileri lisans düzeyinde burslar verdiklerini, bu bursların yüksek lisans ve doktorada da devam ettiğini, Her alanda yüksek lisans ve doktora bursu verilmediğini, hangi alanlarda burs verileceğinin Bilim Kurulu tarafından belirlendiğini ifade etmiştir.
06.06.2012 Tarihli 16. Toplantıda Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ziya Selçuk özetle, IQ'ye verilen önemin abartıldığını, IQ'nün başarılı olmada sadece bir faktör olduğunu, başarının sadece IQ ile sağlanamayacağını, Zekâ testlerini uygulamanın zararlarının olabileceğini, IQ'sü yüksek çıkan çocuklardan beklentilerin arttığını, düşük çıkanlardan ise olumsuz beklentilerin ortaya çıktığını, Zekânın gelişmesinde hamilelik döneminin çok önemli olduğunu ancak günümüzde bunun ihmal edildiğini, Türkiye'de öğretmen, aile gibi çevrenin üstün yetenekliler konusunda bilgi sahibi olmamasından dolayı çocuklara doğru şekilde yaklaşmadıklarını, Üstün çocukların eğitimi için atılacak ilk adımın ulusal bir eğitim planı hazırlamak olduğunu ifade etmiştir.
07.06.2012 Tarihli 17. Toplantıda YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan ÇETİNSAYA ve YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Şişman özetle, Üstün yetenekliler konusunun iki binli yılların ortasından itibaren önem kazandığını, komisyon çalışmalarının kendilerine yol gösterici olacağını, Türkiye'de özel eğitim denilince zihin engellilerin akla geldiğini, bu nedenle bunlara odaklı bir özel eğitim olduğunu, Üstün zekâlılar eğitimi için İstanbul Üniversitesi Eğitim Fakültesi ve Maltepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi olmak üzere 2 bölüm bulunduğunu, Bütün eğitim fakültelerinin müfredatında iki saatlik "üstün zekâlılar özel eğitimi" isimli bir ders olduğunu, Üstün zekâlıların eğitimi alanında 2 doktora programı olduğunu, İstanbul'daki programın öğretim üyesi yetersizliği nedeniyle kapandığını, Anadolu Üniversitesinde ise doktora programının devam ettiğini, Üstün yeteneklilere karşı duyarlılığın her öğretmene kazandırılması gerektiğini "Üstün Zekâlılar öğretmenliği" diye bir bölüm olmasının doğru olmadığını ifade etmişlerdir.
20.06.2012 Tarihli 18. Toplantıda ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir özetle, Uygulanan test sınavlarının doğru bir ölçme aracı olmadığını, açık uçlu sorularla farklı becerilerin ölçülmesini sağlayacak sınavların yapılmasının daha doğru olacağını, ancak bunun zaman ve altyapı gerektirdiğini, ÖSYM'nin yeniden organize olduğunu, gerekirse zekâ testleri hazırlayabileceklerini ifade etmiştir.
Aynı Toplantıya Katılan MEB Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü-Ölçme Değerlendirme ve Yerleştirme Grup Başkanı Dr. Nurcan ATEŞOK Deveci özetle, Üstün zekâlı çocuklarla ilgili konuların -ölçme dâhil- Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Genel Müdürlüğünün çalışma alanına girdiğini, Öğretmenlerin durumlarının ölçülmesi için ölçme aracı geliştirmediklerini, öğretmenlerin başarısını ölçmediklerini, ancak öğretmenleri eğitimden geçirildiklerini, Merkezi sınavların da zamanla ortadan kalkacağını ifade etmiştir.
21.06.2012 Tarihli 19. Toplantıda Prof. Dr. Üstün Ergüder özetle, Eğitim sistemimizin herkesi ortalama olmaya ittiğini, bazı alanlarda işlerinin lokomotifi olabilecek yetenekleri normalleştirdiğimizi, Üstün yeteneklilerin akranlarından soyutlanarak ayrı bir eğitim verilmesi yerine birlikte eğitimin yapılması gerektiğini, böylece sınıftaki herkesin başarısının artacağını, Eğitim sisteminin okulda verilen bilgiyi almaya yönelik olduğunu, öğrenciye bilgiyi nasıl kullanacağını öğretmediğini, Okullarda öğrencilere daha aktif görevler, inisiyatif verilmesi gerektiğini, Eğitim sisteminde yeni bir düzenlemenin ilk önce pilot uygulamalarla başlaması gerektiğini, Üstün yeteneklilerin istihdamının düşünülmemesi gerektiğini, yetenekleri doğrultusunda yetişmeleri durumunda özel ya da kamusal alanlarda kolaylıkla istihdam edilebileceklerini ifade etmiştir. 27.06.2012 Tarihli 20. Toplantıda raporun içeriğine dair görüş alışverişinde bulunulmuştur."
Alper Durmaz
Komisyon Başkanı Halide İncekara, Komisyon toplantısında bugüne kadar yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Komisyonun çalışma süresinin 2 Kasım 2012 Cuma günü tamamlanacağını hatırlatan Komisyon Başkanı İncekara, Komisyonun bugüne kadar 16 kurum ve kuruluşu ziyaret ettiğini söyledi.
Komisyon Başkanı Halide İncekara, sözlerinde şunları kaydetti:
"19 Nisan 2012 tarihinde Ankara'da Ankara Fen Lisesi, Yasemin Karakaya Bilim Sanat Merkezi'nde,25 Nisan 2012 tarihinde Ankara Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda, 2-3-4 Mayıs 2012 tarihlerinde Gebze'de Türk Eğitim Vakfı İnanç Türkeş Özel Lisesi (TEVİTÖL), Yalova'da Yalova Termal Fen Lisesi ve Yalova Bilim Sanat Merkezi, İstanbul'da ise İstanbul Bilim Sanat Merkezi, İstanbul Atatürk Fen Lisesi, Tekden Koleji, Beşiktaş Bilim Sanat Merkezi, Beyazıt Ford Otosan İlköğretim Okulu, Pera Güzel Sanatlar Lisesi ve Bayrampaşa Bilim Merkezi'nde, 17 Mayıs 2012 tarihinde Feza Gürsey Bilim Merkezi'nde, 24 Mayıs 2012 tarihinde TED Ankara Koleji'nde, 28 Haziran 2012 tarihinde ÖSYM'de incelemelerde bulunulmuştur.
Komisyonumuz, 31.05.2012 Perşembe günü bir basın toplantısı düzenlemiştir.
Komisyonumuz bu güne kadar 21 toplantı yapmıştır. Bu toplantılara, 12 akademisyen, 10 bürokrat, 2 sivil toplum kuruluşu temsilcisi davet edilmiş ve bilgi alınmıştır.
05.04.2012 Tarihli 1. Toplantıda Başkanlık Divanı seçimi yapılmış, akabinde Komisyonun çalışmaları için gerekli kararlar alınmıştır.
11.04.2012 Tarihli 2. Toplantıda Komisyonun çalışma süreci, haftada kaç gün ve hangi saatlerde toplanacağı, konuşma süreleri, toplantıya katılım konuları karara bağlanmıştır.
17.04.2012 Tarihli 3. Toplantıda MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. Hakan Sarı özetle, Millî eğitimin yeni yapılanması sürecinde Özel Eğitim Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğünde Özel Yeteneklerin Geliştirilmesi Grup Başkanlığının kurulduğunu, Özel Yeteneklerin Geliştirilmesi Grup Başkanlığının üstün yetenekli çocukların eğitimleri, bunlarla ilgili programlarının geliştirilmesi, en üst düzeydeki modellerin uyarlanması, bu çocukların okul öncesinden başlanarak hayat boyu eğitimi de göz önüne alınarak ülkemize kazandırılması ve bu çocuklardan sadece ülkemizin değil diğer ülkelerin de en iyi şekilde yararlanmalarının sağlanması konusunda çalışmalar yaptığını, Türkiye genelinde şu anda 16.000 rehber öğretmen olmasına karşın 42.500 okulun olduğunu, rehber öğretmenlerin sayısının yetersiz olduğunu, BİLSEM'lere giden öğrencilerin daha sonraki evrelerde takip edilmediğini, bu nedenle öğrencilerin hangi işi yaptıkları ya da nerede okuduklarıyla ilgili verilere rastlamanın mümkün olmadığını ifade etmiştir.
Aynı toplantıda Prof. Dr. Necate Baykoç Dönmez özetle, Bilim sanat merkezlerinin sayılarının arttırılması, Sınıf atlama sisteminin geliştirilmesi, Üstün yetenekli çocuklara burs verilmesi, BİLSEM'lerin geliştirilerek korunması ve sayılarının arttırılması gerektiğini ifade etmiştir.
18.04.2012 Tarihli 4. Toplantıda Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşegül Ataman özetle, Toplumda "Bunlar zaten 'üstün' bunlara ilave bir eğitim verirsek bir elit sınıfı yaratmış oluruz." düşüncesinin hâkim olduğunu, Üstün yeteneklilerin ayrı bir eğiti kurumunda eğitilmesini desteklemediğini, Üstün yetenekli çocukların öğretmenlerinin yüksek lisans düzeyinde yetiştirilmesi gerektiğini, bu nedenle konu ile ilgili tezsiz yüksek lisans imkânlarının arttırılması gerektiğini, Sınıf sisteminden vazgeçilip ders sistemiyle çocuğun kendi hızında yürümesini sağlayacak bir sistem oluşturulması gerektiğini, Üniversite öğrenimi öncesinde üstün yetenekli olduğu tespit edilen çocuklarla diğerlerinin aynı üniversite sınavına girmesinin haksızlık oluşturduğunu, bu çocukların üniversite öncesinde aldıkları fazla derslerin kredilendirilmesi gerektiğini, Normal çocuklarla üstün yetenekli çocukların birlikte eğitilmelerinin normal çocukların seviyesini yukarı çekeceğini, Fen Liselerinin niteliğinin değiştirilmesi ve lise türlerinin sayısının azalması gerektiğini ifade etmiştir.
Aynı toplantıda Hacettepe Üniversitesi Çocuk Ve Ergen Sağlığı Ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ferhunde Öktem özetle, Çocukların "üstün yetenekli" diye nitelendirilmesinin çocukların sağlığı üzerinde olumsuz etkilerinin olabileceğini, Zekânın standart bir tanımının olmadığını, her ekolün kendine özgü bir zekâ tanımının olduğunu, Zekâ testlerinin tek bir zekâyı ölçtüğünü, bu nedenle bu testler yapılan tanılamalarda dikkatli olunması gerektiğini, Çocuklara verilecek değerler eğitiminin önemli olduğunu, Öğretmen olma ölçütlerinin değişmesi gerektiğini, Psikologların eğitim ve öğretim hayatında daha yoğun şekilde kullanılması gerektiğini, ifade etmiştir.
24.04.2012 Tarihli 5. Toplantıda Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Uğur Sak özetle,Üstün yetenekli çocukların eğitimi ile ilgili dünya genelinde bilinen 27 farklı türde eğitim programı olduğunu, Her devletin kendi toplumlarındaki üstün yetenekli dilimini kendi ekonomik gelişmişliklerine göre belirlediğini, her ülkenin kendi modelini oluşturması gerektiğini, Türkiye'de üstün yetenekli çocukların ailelerinin örgütlen(e)mediğini, Özel sektörün üstün yetenekli eğitimine dâhil edilmesi gerektiğini, Dünyada uygulanan modeller içerisinde en başarılı üç programın sırasıyla, özel okul, özel sınıf ve mentorluk programı olduğunu ifade etmiştir.
26.04.2012 Tarihli 6. Toplantıda Maltepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ümit Davaslıgil özetle, Modern eğitim sistemlerinde öğrencilerin kapasiteleri ölçüsünde eğitim verildiğini, farklılaştırma yapıldığını, Üstün Bilim, Sanat, Spor, Araştırma ve Geliştirme Akademisi'nin bir üst kurul şeklinde kurularak üstün yetenekli eğitiminde koordinatör olması gerektiğini,Üstün yeteneklilere verilen değerler eğitiminin çok önemli olduğunu, Üstün yetenekli çocukların öğretmenlerinin sözleşmeli olmasının ve teşviklerle desteklenmelerinin yerinde olacağını ifade etmiştir.
Aynı toplantıda İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Serap Emir özetle, İstanbul-Beyazıt-Ford Otosan İlköğretim okulunda Milli Eğitim Bakanlığı müfredatının farklılaştırılarak uygulandığını, bu uygulamanın 2 sınıfta yapıldığını, sınıfların yarısının üstün yetenekli diğer yarısının normal öğrencilerden oluştuğunu, bu deneyimde bazı sorunlar yaşanmakla beraber ortaya bir model konulduğunu ifade etmiştir.
09.05.2012 Tarihli 7. Toplantıda Gençlik ve Spor Bakanlığı-Spor Genel Müdür Yardımcısı Tamer Taşpınar özetle,Bakanlıkça tespit edilen başarılı sporcuların üniversiteye gitmek istemesi nedeniyle spor çalışmalarını bıraktıklarını, Sınav sisteminin spor yeteneği olan kişilerin gelişimini olumsuz etkilediğini, Okullarda verilen Beden Eğitimi dersinin amacının sporcu yetiştirmek değil öğrencilere spor kültürünün aşılanması olduğunu ifade etmiştir.
Aynı Toplantıya Katılan Çocuk Vakfı Başkanı Mustafa Ruhi Şirin özetle, Eğitim sistemimizin çocukların yeteneklerini eşitlediğini, normalleştirdiğini, Bilim Sanat Merkezlerinin proje odaklı çalışmadığını, Üstün yetenekli çocuklarla ilgili projelerin bürokrasiye takıldığını, bu nedenle konu ile ilgili bir ilerleme sağlanamadığını, Kurumlarımızın çocuğun iyilik hâli endeksi, doğduğu ortam, sosyal, kültürel çevresi, ailesinin güvence durumu, güvenliği, ailenin işsizliği, yaşadığı coğrafyanın zorlukları gibi bilgileri gösteren çocuk bilgi göstergelerinin bulunmadığını, Üstün yetenekli çocuklarla ilgili yapılacak eğitim projelerinde erken çocukluğa vurgu yapılması ve okul öncesi eğitimin artması gerektiğini, üniversitelerde bu konularda çalışmaların olması gerektiğini, IQ ile çocukların tanılanması döneminin sona erdiğini, çoklu yetenek anlayışına dayalı bir tanılama ve eğitim sisteminin getirilmesi gerektiğini, Üstün yetenekli çocukların için hem örgün hem de yaygın eğitim sisteminin getirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
10.05.2012 Tarihli 8. Toplantıda Hacettepe Üniversitesi Nörometrika Teknoloji Geliştirme Merkezinden Prof. Dr. Sirel Karakaş özetle, Yeteneğin tek bir ölçekle ölçmenin doğru olmadığını, Zekâ testlerinde çocukların kaygı, heyecan gibi nedenlerle gerçek zekâ seviyelerini gösteremeyebileceklerini, Nöropsikolojik testler kullanılarak zekânın ölçümünde önemli ölçüde başarı sağlanabileceği, WISC-R testlerinin tüm dezavantajlarına rağmen kullanılabileceğini ancak bunun yanında beyni de ele alan teknolojilerin kullanılması gerektiğini ifade etmiştir.
Aynı Toplantıya katılan Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yaşar ÖZBAY özetle, Farklılaştırılmış eğitim verilmesi gerektiğini, Farklı seviyedeki çocuklar için farklı okulların açılmasının pedagojik temelinin olmadığını, çocukların akranlarından ayrı bir eğitime tabi tutulmalarının duygusal gelişimlerini olumsuz etkileyeceğini, Farklılaşmış bir eğitimi yürütmek için eğitim sisteminin sınıf tabanlı değil de ders ve içerik tabanlı olarak yapılandırılması gerektiğini ifade etmiştir.
15.05.2012 Tarihli 9. Toplantıda Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Emine Nilgün Metin özetle, Çocukların her alanda üstün yetenekli olmasının mümkün olmadığını, çocuğun yetenekli olduğu alanda hızlı bir gelişme kaydederken diğer alanlarda akranlarıyla aynı seviyede olabileceğini, Tek bir özelliğe bakarak çocuğun üstün yetenekli olup olmadığına karar verilemeyeceğini ifade etmiştir.
16.05.2012 Tarihli 10. Toplantıda Prof. Dr. Necate Baykoç Dönmez özetle, Üstün yetenekli çocukların normal akranlarıyla birlikte eğitim görürken farklarına varılmaması durumunda psikolojik sorunlarla karşı karşıya kalabileceklerini, Çocuk gelişim uzmanlarının çocukları küçük yaşlardan itibaren izleyebilmesi için aile hekimleriyle birlikte çalışmaları ve sayılarının arttırılması gerektiğini, Üstün yetenekli çocukların tanılanmadan sonra izlenmeleri gerektiği, hangi okula gittikleri ya da hangi işte çalıştıklarının izlenmesinin faydalı olacağını ifade etmiştir.
Aynı Toplantıya katılan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Füsun Akarsu özetle, Okullarımızda çocuklarla ilgili gözlem ve farklı ölçmelerin çocukların dosyasında toplama geleneğinin olmadığını, Çocuklar için en ideal eğitim sisteminin çocuğun ihtiyacına göre bireyselleştirilmiş, farklılaştırılmış ve çocuğun kendi hızında, kendi temposunda kendi gittiği yere kadar gitmesine zemin hazırlayan eğitim olduğunu, Finlandiya, İsveç ve Norveç'te gibi ülkelerde eğitimin tüm çocuklar için üst düzeyde tutulduğunu bu nedenle üstün yetenekli çocuklar için özel eğitim programları izlemeye gerek duymadıklarını, Üstün yetenekli çocukların yetenekleri doğrultusunda eğitilmesi için aşama aşama daha üst düzey eğitim kurumlarına/merkezlerine yönlendirilmeleri gerektiğini, Türkiye'de üstün yetenekli çocukların haklarını savunacak bir baskı grubu oluşturulamadığını, Etiketlenmeyi engellemek için çocukları sınıflamak yerine, tanılamayı çocuk bazında, kişi bazında yapmak yerine yetenekler ve özellikler bazında yapmak gerektiğini, böylelikle çocuğun değil çocuğun yaptığı işin tanılanacağını, Üstün yetenekli olarak görülen çocukların yeteneklerinin geliştirilmesi için "ileri düzey öğrenme ortamları" adında kurumların kurulması gerektiğini, bu kurumların sadece okul içinde değil mümkün olan her yerde kurulabileceğini ifade etmiştir.
22.05.2012 Tarihli 11. Toplantıda Millî Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. Emin Karip özetle, Merkezi müfredat uygulamasının ortalama bir zekâya hitap ettiğini, engelli öğrencilerle üstün zekâlı çocukların bu eğitim sisteminde dezavantajlı duruma düştüğünü, Ülkemizdeki müfredat sorununu aşmak için TÜBİTAK ve YÖK gibi kurumlarla birlikte çalıştıklarını, Bazı ülkelerde çocukların üniversiteye gitmeden üniversite dersleri aldıklarını, ülkemizde de buna benzer bir sistemin getirilmesinin gerektiğini, Ülkemizde "sınıf atlatma" yönteminin uygulandığını, çocuğun kendisinden büyük çocuklarla birlikte derse katılmasının bazı dezavantajları olabileceğini bu nedenle zenginleştirme ve farklılaştırma yöntemlerinden oluşan karma bir yöntemin uygulanmasının daha yerinde olacağını, Çocukların özellikle okulun ilk yıllarında az ders yükünün olması gerektiğini, çocuğun seçmeli derslerle kendisini geliştirmesine olanak sağlanması gerektiğini ifade etmiştir.
23.05.2012 Tarihli 12. Toplantıda Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürü Prof. Dr. Erol Erdinç özetle, Üstün yetenekli olarak tanılanmış ve devlet yardımıyla yurt dışına gönderilmiş yetenekli sanatçıların Türkiye'de konservatuarlarda çalışmadıklarını, bu yüzden bu ülkeye bir katkılarının olmadığını, "Üstün yetenekli çocuk" ifadesinin kullanılmasının uygun olmadığını, bu ifadenin çocuklar arasında ayırım yaptığını, Sadece büyük şehirlerin değil tüm ülke genelindeki çocukların taranarak üstün yetenekli çocukların tespit edilmesi gerektiğini, Üstün yetenekli çocuğu yurt dışına göndermek yerine ülkemizde eğitim kurumlarının kurulmasını ve bu çocukların buralarda eğitilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
29.05.2012 Tarihli 13. Toplantıda Kalkınma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Ahmet Yaman ile Eğitim ve Kültür Dairesi Başkanı Ahmet Alper EĞE özetle, Bir projenin Kalkınma ajansları tarafından desteklenmesi için KOBİ veya sanayi projesi olması gerekmediğini ifade etmiştir.
30.05.2012 Tarihli 14. Toplantıda Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ülker Akkutay özetle, Enderun'a getirilen çocukların Türk-İslam kültürüyle yetiştirildiklerini, ancak seçilme aşamasında Türkçe bilen ve İslamiyet konusunda bilgiye sahip çocukların devşirilmediğini, Enderun sisteminden örnekler alınabileceğini ifade etmiştir.
05.06.2012 Tarihli 15. Toplantıda TÜBİTAK Bilim İnsanı Destekleme Daire Başkanı Prof. Dr. Şemsettin TÜRKÖZ özetle, TÜBİTAK Bilim İnsanı Destekleme Dairesi tarafından desteklenmek için bir yaş sınırının olmadığını, Bu daire tarafından verilen bursların karşılıksız olarak ve üstün "başarı" gösteren öğrencilere verildiğini, İlk ve ortaöğretim düzeyinde yarışma programları ve bilim olimpiyatları düzenlediklerini, bilim olimpiyatları vasıtasıyla bilime meraklı öğrencilere eğitim verdirdiklerini ve proje yapmaya, araştırmaya meraklı olan öğrencilere proje yarışmaları düzenlediklerini, Başarılı öğrencileri lisans düzeyinde burslar verdiklerini, bu bursların yüksek lisans ve doktorada da devam ettiğini, Her alanda yüksek lisans ve doktora bursu verilmediğini, hangi alanlarda burs verileceğinin Bilim Kurulu tarafından belirlendiğini ifade etmiştir.
06.06.2012 Tarihli 16. Toplantıda Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ziya Selçuk özetle, IQ'ye verilen önemin abartıldığını, IQ'nün başarılı olmada sadece bir faktör olduğunu, başarının sadece IQ ile sağlanamayacağını, Zekâ testlerini uygulamanın zararlarının olabileceğini, IQ'sü yüksek çıkan çocuklardan beklentilerin arttığını, düşük çıkanlardan ise olumsuz beklentilerin ortaya çıktığını, Zekânın gelişmesinde hamilelik döneminin çok önemli olduğunu ancak günümüzde bunun ihmal edildiğini, Türkiye'de öğretmen, aile gibi çevrenin üstün yetenekliler konusunda bilgi sahibi olmamasından dolayı çocuklara doğru şekilde yaklaşmadıklarını, Üstün çocukların eğitimi için atılacak ilk adımın ulusal bir eğitim planı hazırlamak olduğunu ifade etmiştir.
07.06.2012 Tarihli 17. Toplantıda YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan ÇETİNSAYA ve YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Şişman özetle, Üstün yetenekliler konusunun iki binli yılların ortasından itibaren önem kazandığını, komisyon çalışmalarının kendilerine yol gösterici olacağını, Türkiye'de özel eğitim denilince zihin engellilerin akla geldiğini, bu nedenle bunlara odaklı bir özel eğitim olduğunu, Üstün zekâlılar eğitimi için İstanbul Üniversitesi Eğitim Fakültesi ve Maltepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi olmak üzere 2 bölüm bulunduğunu, Bütün eğitim fakültelerinin müfredatında iki saatlik "üstün zekâlılar özel eğitimi" isimli bir ders olduğunu, Üstün zekâlıların eğitimi alanında 2 doktora programı olduğunu, İstanbul'daki programın öğretim üyesi yetersizliği nedeniyle kapandığını, Anadolu Üniversitesinde ise doktora programının devam ettiğini, Üstün yeteneklilere karşı duyarlılığın her öğretmene kazandırılması gerektiğini "Üstün Zekâlılar öğretmenliği" diye bir bölüm olmasının doğru olmadığını ifade etmişlerdir.
20.06.2012 Tarihli 18. Toplantıda ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir özetle, Uygulanan test sınavlarının doğru bir ölçme aracı olmadığını, açık uçlu sorularla farklı becerilerin ölçülmesini sağlayacak sınavların yapılmasının daha doğru olacağını, ancak bunun zaman ve altyapı gerektirdiğini, ÖSYM'nin yeniden organize olduğunu, gerekirse zekâ testleri hazırlayabileceklerini ifade etmiştir.
Aynı Toplantıya Katılan MEB Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü-Ölçme Değerlendirme ve Yerleştirme Grup Başkanı Dr. Nurcan ATEŞOK Deveci özetle, Üstün zekâlı çocuklarla ilgili konuların -ölçme dâhil- Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Genel Müdürlüğünün çalışma alanına girdiğini, Öğretmenlerin durumlarının ölçülmesi için ölçme aracı geliştirmediklerini, öğretmenlerin başarısını ölçmediklerini, ancak öğretmenleri eğitimden geçirildiklerini, Merkezi sınavların da zamanla ortadan kalkacağını ifade etmiştir.
21.06.2012 Tarihli 19. Toplantıda Prof. Dr. Üstün Ergüder özetle, Eğitim sistemimizin herkesi ortalama olmaya ittiğini, bazı alanlarda işlerinin lokomotifi olabilecek yetenekleri normalleştirdiğimizi, Üstün yeteneklilerin akranlarından soyutlanarak ayrı bir eğitim verilmesi yerine birlikte eğitimin yapılması gerektiğini, böylece sınıftaki herkesin başarısının artacağını, Eğitim sisteminin okulda verilen bilgiyi almaya yönelik olduğunu, öğrenciye bilgiyi nasıl kullanacağını öğretmediğini, Okullarda öğrencilere daha aktif görevler, inisiyatif verilmesi gerektiğini, Eğitim sisteminde yeni bir düzenlemenin ilk önce pilot uygulamalarla başlaması gerektiğini, Üstün yeteneklilerin istihdamının düşünülmemesi gerektiğini, yetenekleri doğrultusunda yetişmeleri durumunda özel ya da kamusal alanlarda kolaylıkla istihdam edilebileceklerini ifade etmiştir. 27.06.2012 Tarihli 20. Toplantıda raporun içeriğine dair görüş alışverişinde bulunulmuştur."
Alper Durmaz
