2013-12-10 - 15:34
TBMM GENEL KURULU...
TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanı Cemil Çiçek başkanlığında toplandı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ile 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısı'nın sunumunu yaptı.
TBMM Genel Kurulu'nda 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın görüşülmesinin öncesinde usul tartışması açan BDP, muhalefet şerhinden Anayasa'ya aykırı ifadelerin çıkarılmasına itirazlarını sürdürdü.

CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay'ın yemin etmesinin ardından söz alan BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Balbay'ın özgürlüğüne kavuşmasından duydukları memnuniyeti dile getirdi ve tutuklu 6 BDP'li milletvekilinin de aynı şekilde göreve başlamasını beklediklerini söyledi.

BDP'li Kaplan'ın talebi üzerine açılan usul tartışmasında söz alan Kaplan, dün TBMM Genel Kurulu'nun bütçe tasarısının TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nun raporundaki muhalefet şerhlerinden bazı ifadelerin çıkarılmasına karar verildiğini anımsattı.

Birleşimi yöneten TBMM Başkanı Cemil Çiçek de en yetkili organın TBMM Genel Kurulu olduğunu belirterek, "Genel Kurul'un kararını uygulamak durumundayız" dedi.

Bu sırada Kaplan, CHP milletvekillerinin Balbay'ı tebrik etmesini, kürsünün arkasındaki basamağa oturarak bekledi.

Muhalefet şerhlerinin yok sayılamayacağını savunan Kaplan, dün Genel Kurul'un yeni bir şerh yazılmasına karar verdiğini, ancak bu konuda Meclis Başkanlığı'nın kendilerine yazı göndermediğini ifade etti. Kaplan, muhalefet şerhlerinden "Kürdistan" ifadelerinin çıkarıldığı raporun sansürlü, diğerinin hakiki rapor olduğunu öne sürdü. Kaplan, bazı ifadelerin çıkarıldığı komisyon raporunu göstererek, "Siz bu raporu bize nasıl dağıtabilirsiniz? Bir partinin fikrini, hak ve hürriyetlerini yok ederseniz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne dava edeceğiz. Uluslararası mahkemede fikir özgürlüğünün ne olduğunu göstereceğiz" diyerek, sonradan basılan raporu yere fırlattı.

AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, konunun dün TBMM Genel Kurulu'nda enine boyuna değerlendirildiğini ve bir karar verildiğini söyledi.

Anayasa'ya sadakat yemini etmiş milletvekillerinin her icraatının, her sözünün, her kararının Anayasa'ya uygun olması gerektiğinin altını çizen Canikli, "Anayasaya aykırı bir işlem tesisi kesinlikle söz konusu olamaz, olmamalıdır" diye konuştu.

Bir partinin muhalefet şerhinde yer alan ifadelerin Anayasa'nın tümüne uygun olması gerektiğini kaydeden Canikli, "Uygun olmadığı takdirde bu Meclis, bu irade bunu düzeltir. Dün yapılan işlem budur" dedi.

Canikli, bugün dağıtılan raporun geçerli olduğunu ifade ederek, TBMM Genel Kurulu'nun kararı doğrultusunda raporun yeniden basılmasında en ufak bir hukuki boşluğun, sıkıntının söz konusu olmadığını söyledi.

BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık ise tartışmanın muhalefet şerhlerindeki "Kürt" ve "Kürdistan" ifadeleri üzerine çıktığını ifade etti.

Sakık, bu sırada kendisine laf atan ve oğlunu bombalı terör saldırısında kaybeden AK Parti Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat'a "Acının keyfini yaşayan kadın, sus sen" dedi. Sakık'ın bu sözlerine AK Parti'li milletvekilleri tepki gösterdi.

AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal ise, "(Anayasayı kabul etmiyorum, hiçe sayıyorum) diyerek, TBMM İçtüzüğüne ve yasaya aykırı işlemler yapamazsınız. 'Kürdistan'ı inkar ediyorlar' diye seçim malzemesi oluşturmak istiyorsanız, bu sizin sorununuz. Kimse bunun üzerinden şaibe oluşturmaya kalkmasın" dedi.

BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken'in sataşma iddiasıyla söz istemine TBMM Başkanı Cemil Çiçek olumlu yanıt vermedi.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in bütçe sunumuna başlamasıyla birlikte BDP ve HDP'li milletvekilleri Genel Kurul'dan ayrıldı.

Genel Kurul'da yemin eden CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay'a milletvekilerinin tebrikleri sürüyor.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye'nin 2002 yılından beri uyguladığı sağlıklı ekonomi politikalarıyla dünya ülkeleri arasında orta gelir grubunun üst sıralarında yer aldığını belirterek, "Hedefimiz 2014-2016 Orta Vadeli Program (OVP) dönemi sonunda yüksek gelir grubu ülkeler arasında yer almaktır. 2014 yılı bütçemiz de bu anlayışla hazırlanmıştır" dedi.

Şimşek, TBMM Genel Kurulu'nda, 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısı'nın sunumunu yaptı.

2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı?nın Plan ve Bütçe Komisyonu?ndaki görüşmelerini tamamlandığını hatırlatan Şimşek, bu tasarıların son şeklini alarak Genel Kurula getirilmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.

İktidara geldikleri ilk dönemde Türkiye'nin ağır bir krizin etkisi altında olduğunu hatırlatan Şimşek, özellikle kamu maliyesinin ağır bir borç yükü altında ezildiğini ifade etti.

Bakan Şimşek, bu durumun, özel kesimin önünde önemli bir engel oluşturduğunu anımsatarak, şunları kaydetti:

"Maliye politikası önceliklerini borç yükünü azaltmak, ekonomide güven ortamını sağlayarak yüksek istihdam ve sürdürülebilir büyüme ortamına geçmek olarak belirledik. Böylece kamu borç yükü hızla düşerken ekonomide yüksek büyüme ortamı sağlanmış, enflasyon ve faiz oranları hızla düşmüştür. Diğer taraftan sağlanan güven ortamı uluslararası yatırımcıların ülkemize olan ilgisini artırmış ve doğrudan yatırımlar, Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyelerine ulaşmıştır.

Türkiye, 2002 yılından beri uyguladığı sağlıklı ekonomi politikalarıyla dünya ülkeleri arasında orta gelir grubunun üst sıralarında yer almaktadır. Hedefimiz 2014-2016 Orta Vadeli Program (OVP) dönemi sonunda yüksek gelir grubu ülkeler arasında yer almaktır. 2014 yılı bütçemiz de bu anlayışla hazırlanmıştır. Hükümetimiz bu hedefler çerçevesinde başta enerji ve ulaştırma olmak üzere fiziki altyapının güçlendirilmesi, ekonomide verimliliğin ve katma değerin artırılması amacıyla başta eğitim olmak üzere Ar-Ge faaliyetlerinin desteklenmesine ve iş ortamının geliştirilmesine öncelik vermektedir."

Sunumunda, küresel ekonomi hakkında da bilgi veren Şimşek, küresel ekonomide ılımlı toparlanmanın devam ettiğini ancak aşağı yönlü risklerin de önemini koruduğunu ifade etti.

Şimşek, başta ABD'de olmak üzere gelişmiş ülkelerde ekonomik büyüme ivme kazanırken mali ve yapısal kırılganlıkların büyümeyi sınırladığını bildirdi.

Gelişmekte olan ülkelerde ise büyümenin yavaşladığına işaret eden Şimşek, IMF ve OECD'nin, 2013 yılı küresel büyüme tahminlerini 0,7 puan aşağı yönlü revize ettiğini belirtti.

Kriz sonrası dönemde küresel ekonominin itici gücü olan gelişmekte olan ekonomilerde ise büyümenin ivme kaybettiğinin altını çizen Şimşek, bu doğrultuda gelişmekte olan ülkelerin de 2013 büyüme tahmininin 1,1 puan aşağı yönlü revize edildiğini söyledi.

Önümüzdeki dönemde küresel ekonomik görünümü olumsuz etkileyebilecek 4 temel riskin bulunduğunu aktaran Şimşek, şöyle devam etti:

"Bunlar; genişletici para politikalarından çıkışın iyi yönetilememesi, gelişmiş ülkelerde mali sorunlar ve zayıf iç talebin büyümeyi sınırlaması, gelişmekte olan ülkelerde büyümenin daha da zayıflaması ve jeopolitik gerginliklerin tırmanmasıdır. Bu risklerden en önemlisi genişletici para politikalarından çıkış kaynaklıdır. Bu sürecin doğuracağı olumsuz etkiler ise muhtemelen en çok gelişmekte olan ekonomilerde hissedilecektir. Ancak gelişmekte olan ülkeler makro finansal dengeler açısından 1990'lı yıllara göre daha sağlam ve dış şoklara karşı daha dirençlidirler."

Sunumunda, Türkiye ekonomisini de değerlendiren Şimşek, ekonominin bu yıl da dengeli ve ılımlı büyümesini sürdürdüğünü söyledi.

Türkiye ekonomisinin, yılın ilk 3 çeyreğinde iç talebin katkısıyla yüzde 4 gibi azımsanamayacak bir oranda büyüdüğüne dikkati çeken Şimşek, şöyle konuştu:

"Böylece küresel kriz öncesi seviyeye göre reel anlamda Türkiye, yüzde 19,4'lük bir büyüme kaydetmiştir. Aynı dönemde gelişmekte olan Avrupa ülkelerinde büyüme yüzde 6,9 ile sınırlı kalmıştır. Yani Türkiye, kendi bölgesinde benzer şartlardan etkilenen gelişmekte olan Avrupa ülkelerine oranla neredeyse 3 katlık bir performans ortaya koymuştur. Avro Bölgesi ise aynı dönemde yüzde 2,4'lük bir daralma söz konusudur. 2014-2016 OVP'sinde Türkiye ekonomisinin 2013 yılında yüzde 3,6 civarında büyüyeceğini tahmin etmiştik. Bugün açıklanan büyüme rakamları, 2013 yılının tamamında OVP tahminin rahatlıkla yakalayacağımızı hatta bu tahminin üzerine çıkabileceğimizi göstermektedir. Ayrıca 2013 yılı büyüme tahminleri, Çin hariç gelişmekte olan ülkeler için öngörülen yüzde 3,2'nin üzerindedir. Olumsuz dış konjonktür ve sıkılaşan finansal koşullar göz önünde bulundurulduğunda bu, iyi bir performanstır."

Orta vadede cari açığı kontrol altında tutarak, sürdürülebilir ve sağlıklı bir büyüme politikası izleyeceklerini anlatan Şimşek, bu çerçevede büyümenin önümüzdeki yıl yüzde 4, 2015 ve 2016'da ise yüzde 5 olarak gerçekleşmesini beklediklerini ifade etti.

Şimşek, önümüzdeki süreçte, yüksek istihdam oluşturma kapasitesi, ihtiyatlı ve esnek para politikası, sağlam kamu mali dengeleri, güçlü bankacılık sektörü, sağlıklı hanehalkı bilançoları ve kapsamlı makro ihtiyati tedbirlerin, sürdürülebilir büyümeyi destekleyici ve şoklara karşı Türkiye'yi dirençli kılan faktörler olacağını kaydetti.

Küresel kriz sonrası dönemde oluşturdukları güçlü istihdamın, iç talebi ve dolayısıyla büyümeyi desteklediğini belirten Şimşek, birçok ülke istihdam oluşturmakta zorlanırken, Türkiye?de Mart 2009'dan bu yana 4,7 milyon kişiye ilave istihdam sağlandığını bildirdi.

Şimşek, aynı dönemde Avro Bölgesi'nde 2,2 milyon istihdam kaybı yaşandığına dikkati çekerek, "Türkiye, 2009-2013 döneminde ortalama yıllık yüzde 4,8 olan istihdam artış oranıyla IMF'de istihdam verisi açıklanan 35 ülke arasında birinci sırada yer almaktadır. Ayrıca bu yıl ve gelecek yıl OECD'de en fazla istihdam artışı görülecek 3. ülke olacaktır." dedi.

Uzun vadede işsizlik oranlarını düşük tek hanelere indirmek ve işgücüne katılımı gelişmiş ülkeler seviyesine çıkarmak için işgücü piyasasında esnekliğin ve işgücünün niteliğinin artmasının şart olduğunu vurgulayan Şimşek, şunları söyledi:

"Türkiye, işgücü piyasası esneklik göstergeleri açısından OECD ülkeleri arasında en son sıradadır. Türkiye'de haftalık 48,9 saat olan ortalama çalışma süresi diğer OECD ülkeleri ortalamasının yaklaşık 11 saat üzerindedir. Ülkemizde çalışma süresi OECD ortalamasına denk olsaydı milyonlarca ilave istihdamın önü açılırdı. İşsizliğin azaltılması amacıyla aktif işgücü politikalarını artırarak uygulamaya devam ediyoruz. 2007 yılında bu programlardan yararlanan kişi sayısı yaklaşık 23 bin iken 2012 yılında yaklaşık 465 bine yükselmiştir. Önümüzdeki dönemde aktif işgücü politikalarını daha da etkin bir şekilde kullanacağız. İşgücü piyasasındaki yapısal sorunların çözülmesine yönelik Ulusal İstihdam Stratejisi'ni taraflarla uzlaşma sağlayarak uygulamaya koymayı ümit ediyoruz."

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, hükümetleri döneminde uygulanan yapısal reformlar ve sağlıklı makroekonomik politikalar sayesinde son 11 yılda büyük başarılara imza attıklarını belirterek, "1923-2002 döneminde ortalama yüzde 4,5 büyüyen ekonomimiz AK Parti hükümetleri döneminde, son 60 yılın en büyük küresel krizine rağmen ortalama yüzde 5,1 büyümüştür" dedi.

Şimşek, TBMM Genel Kurulu'nda, 2014 yılı bütçesi üzerinde yaptığı sunumda, sıkı para politikası ve makro ihtiyati tedbirlerin etkisiyle enflasyonun yıl sonunda yüzde 6,8'e, önümüzdeki yıl ise yüzde 5,3'e gerileyeceğini tahmin ettiklerini söyledi. Mehmet Şimşek, amaçlarının orta ve uzun vadede ürün ve hizmet piyasalarında rekabet ortamını daha da iyileştirerek enflasyonu düşük tek hanelerde istikrara kavuşturmak olduğunu ifade etti.

Uyguladıkları ihtiyatlı maliye politikaları sayesinde genel devlet bütçe açığının GSYH'ye oranını son 11 yılda yaklaşık 10 puan azaltarak 2013 yılında yüzde 1'e indirmiş olacaklarını belirten Şimşek, "Böylelikle 2013 yılında genel devlet açığının GSYH'ya oranı, OECD ülkeleri için öngörülen yüzde 4,8'lik açığın yaklaşık beşte biri, Mastricht Kriteri'nin ise üçte biri kadar olacaktır. Genel devlet bütçe açığının GSYH'ye oranını 2016 yılında yüzde 0,5'e indirmeyi hedefliyoruz" diye konuştu.

Aynı şekilde AB tanımlı borç stoğunun GSYH'ye oranını ile kamu net borç stoğunun GSYH'ye oranını da son 11 yılda ciddi oranda azalttıklarını anlatan Şimşek, şunları kaydetti:

"Böylece Türkiye Cumhuriyeti, uluslararası piyasalardan alacaklı konuma geçmiştir. AK Parti hükümetleri öncesinde hem borcun faizi hem de faiz giderlerinin vergi gelirleri içindeki payı çok yüksekti. 2002 yılında reel faiz oranları yüzde 25,4, faiz giderlerinin vergi gelirlerine oranı ise yüzde 85,7 seviyesindeydi. Siyasi istikrar, mali disiplin, yapısal reformlar ve fiyat istikrarı sayesinde reel faiz son 5 yıldır düşük tek hanelerde seyretmektedir. Faiz giderlerinin vergi gelirlerine oranının ise 2013 yılında yüzde 15,5'e düşeceği tahmin edilmektedir. Bu oran, 1980'li yıllardan bu yana elde edilen en düşük oran olacaktır."

Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından birinin cari açık olduğunu dile getiren Şimşek, makro finansal istikrarı korumak için cari açığı kontrol edilebilir seviyelerde tutmanın şart olduğunu söyledi.

İç talep eksenli büyümeye rağmen bu yıl cari açıkta kayda değer bir bozulmanın olmadığının altını çizen Şimşek, orta vadede küresel ekonominin daha hızlı büyümesi ve komşu ülkelerin siyasi istikrara kavuşmasının, dış ticaret dengelerini olumlu yönde etkileyeceğini ifade etti. Şimşek, "Bu çerçevede 2012 yılında yüzde 6,1 olan cari açığın GSYH'ye oranının bu yıl yüzde 7,1'e yükseleceğini, 2014 yılında ise yüzde 6,4'e ineceğini tahmin ediyoruz" dedi.

Küresel kriz sonrası dönemde, Türkiye'nin en büyük ticaret ortağı olan AB'deki zayıf iç talebin, ihracatı olumsuz yönde etkilediğini anlatan Şimşek, ancak bu etkinin, ürün ve pazar çeşitlendirmesi çalışmaları sayesinde sınırlı olduğunu söyledi.

Şimşek, Türkiye'nin sağlam kamu mali dengeleri, sağlıklı bankacılık sektörü, güçlü hanehalkı bilançosu ile aldıkları makro ihtiyati tedbirlerin, cari açık kaynaklı risklerin yönetilmesinde önemli bir rol oynadığını vurguladı.

Son yıllarda düşük faiz ve krediye erişimin kolaylaşması ile birlikte hanehalkı borçluluk oranlarında hızlı bir artış yaşandığına işaret eden Şimşek, buna karşın Türkiye'de hanehalkı borcunun GSYH'ye oranı yüzde 23 ile Avro Bölgesi ortalaması olan yüzde 65'in yaklaşık üçte biri düzeyinde olduğunu kaydetti. Şimşek, "Ayrıca hanehalkının faiz riski sınırlıdır, kur riski ise bulunmamaktadır. Son düzenlemelerle de kredi kartı kullanımı ve aşırı tüketime yönelik sınırlamalar getirmiş bulunuyoruz" dedi.

Reel sektörün durumuna ilişkin de bilgi veren Şimşek, yatırımlardaki artışa paralel olarak reel sektörün yükümlülüklerinin de bu dönemde arttığını söyledi. Şimşek, şu ifadeleri kullandı:

"Ancak, reel sektörün toplam borcunun GSYH'ye oranı yüzde 51 ile AB ortalamaları civarındadır. Üzerinde sıkça durulan dış borç konusuna gelince, reel sektörün dış borcundaki artış, neredeyse ekonomik büyümeye paralel olarak gerçekleşmiştir. 2002 yılında reel sektörün dış borcunun GSYH'ye oranı yüzde 13,4 iken 2013 yılının 2. çeyreği itibarıyla yüzde 14,7 olarak gerçekleşmiştir. Ayrıca reel sektörün 93 milyar dolarlık döviz varlığı dikkate alındığında bu oran, oldukça yönetilebilir düzeydedir.

Daha önceki bütçe konuşmalarımda da ifade ettiğim gibi konjonktürel etkilerin yanı sıra cari açığın yapısal boyutu da önemlidir. Bu çerçevede hükümetimiz, cari açığın orta ve uzun vadede azaltılması için gerekli tedbirleri almaktadır. Bu bağlamda; tasarruf oranlarının artırılması, enerjide dışa bağımlılığın azaltılması ve katma değer zincirinde yukarı çıkılması temel önceliklerimizdir."

Enerjide dışa bağımlılığın, cari açığın temel unsurlarından biri olduğuna dikkati çeken Şimşek, Türkiye'nin birincil enerji kaynakları bakımından yüzde 72 oranında dışa bağımlı olduğunu ifade etti.

Şimşek, enerji ithalatının cari işlemler açığındaki en önemli kalem olduğuna işaret ederek, "Eylül ayında 12 aylık enerji ithalatı, 56,9 milyar dolar ile cari açığın neredeyse tamamına denk gelmektedir" dedi.

Hükümetleri döneminde enerjide dışa bağımlılığımızı azaltmak amacıyla yerli, yenilenebilir ve aynı zamanda çevre dostu enerjiler üzerinde çalıştıklarını aktaran Şimşek, bu yöndeki özel sektör yatırımlarını da teşvik ettiklerini söyledi.

Türkiye?yi katma değer zincirinde yukarıya taşıma yolunda önemli adımlar attıklarını belirten Şimşek, 2002 yılından 2012 yılına Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki payının neredeyse 2 katına çıktığını, patent başvurularının 6 kat artarak 11 bin 599'a ulaştığını, marka başvurularının üçe katlanarak 111 bini geçtiğini ve endüstriyel tasarım başvurularının 2 katına çıkarak 44 bin 220'ye ulaştığını bildirdi.

Şimşek, böylece ülkede düşük teknoloji yoğun üretim ve ihracat azalırken, ortanın üstü teknoloji yoğun üretim ve ihracatın arttığını kaydetti.

Geçen yıl yapılan ihracatın kilogramının 1,58 dolar olduğuna işaret eden Şimşek, 2004 yılında uygulama konulan Turquality kapsamındaki markalarla yapılan ihracatın ortalama kilogram fiyatının ise 3,28 dolar olduğunu ifade etti.

Şimşek, şöyle devam etti:

"Hükümetlerimiz döneminde uygulanan yapısal reformlar ve sağlıklı makroekonomik politikalar sayesinde son 11 yılda büyük başarılara imza attık. 1923-2002 döneminde ortalama yüzde 4,5 büyüyen ekonomimiz AK Parti hükümetleri döneminde, son 60 yılın en büyük küresel krizine rağmen ortalama yüzde 5,1 büyümüştür. İlave 0,6 puanlık büyüme azımsanacak bir rakam değildir. Zira 1923 yılından bu yana yılda ortalama yüzde 5,1 büyümüş olsaydık 2013 yılında GSYH 1,3 trilyon dolara, kişi başına GSYH ise 16 bin 970 dolara ulaşmış olabilirdi.

Hükümetlerimiz döneminde kişi başına GSYH reel bazda 1,4, satın alma gücü paritesine göre 2,1 kat, dolar bazlı nominal olarak ise 3 kat artış göstermiştir. Böylece Türkiye gelişmiş ülkelerle arayı hızla kapatmaya başlamıştır."

Bakan Mehmet Şimşek, 1980-2002 döneminde ülkeye yönelik doğrudan küresel yatırım girişi 14,8 milyar dolar iken, sağladıkları istikrar ve güven ortamı ile bu rakamın 2003'ten bu yana 132 milyar dolar olarak gerçekleştiğine dikkati çekerek, "Bütün bu gelişmeler verimliliği ve inovasyonu artıracak, Türkiye'nin uzun vadeli büyümesini olumlu etkileyecektir. Tabi ki geldiğimiz yerden memnun değiliz, daha katedeceğimiz çok mesafe var ama Türkiye'nin başarılarının da takdir edilmesi lazım" diye konuştu.

***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ***