2008-03-18 - 15:20
CHP GRUP TOPLANTISI...
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, AK Parti iktidarının, cumhurbaşkanı seçimi sürecinde iddialaşma yolunu seçtiğini, ardından da dayatmacı üslubunu sürdürdüğünü savunarak, gelinen noktada uzlaşmanın öneminin ve değerinin her noktada hissedildiğini söyledi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, AK Parti
iktidarının, cumhurbaşkanı seçimi sürecinde iddialaşma yolunu seçtiğini,
ardından da dayatmacı üslubunu sürdürdüğünü savunarak, gelinen noktada
uzlaşmanın öneminin ve değerinin her noktada hissedildiğini söyledi.
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada bugün
Çanakkale Zaferi'nin 93. yıldönümü olduğunu hatırlatarak, 1. Dünya
Savaşı'nda yeni bir cephe açma girişiminin Türk askerinin kararlı
mücadelesi sonucu başarısızlıkla sonuçlandığını belirtti.
Bu zaferleri yaratanlara derin minnet ve şükran duygularını dile getiren
Baykal, ''Türkiye, Çanakkale Savaşlarıyla Sarı Paşa'sını keşfetmiştir.
Yenilmiş bir imparatorluğun, bütün cephelerde savaş kaybeden bir ordunun
içinden pırıl pırıl, iddialı büyük bir askerin yükselmekte olduğu,
Anafartalar Harekatı ile tarihin kaydı içine girmiştir'' diye konuştu.
Çanakkale Savaşlarında büyük fedakarlıklar yapıldığını kaydeden Baykal,
''Bu bizim iftihar dünyamızın önemli bir parçasıdır. Gurur duyuyoruz.
Geleceğe; böyle bir savaşı arkasında bırakmış bir toplum olmanın güveni
içinde daha bir iddiayla, güvenle, inançla yaklaşıyoruz'' dedi.
Baykal, ülke gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, iki
haftalık süreç değerlendirildiğinde çok hızlı akan bir gündemle karşı
karşıya kalındığına dikkati çekti. İki
hafta önce askeri harekatın konuşulduğunu, bir hafta sonra harekatın
sona erdirilmesiyle farklı bir tartışma yaşandığını, hemen
arkasından ise türbanla ilgili anayasa değişikliğinin onaylandığını
hatırlatan Baykal, son olarak da AK Parti ile ilgili kapatma davasının
büyük bir olay olarak hukuk ve siyaset dünyasında öne çıktığını anlattı.
Bu dava olmasaydı Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı üzerindeki tartışmaların
ülke gündeminde önemli bir yer tutmaya devam edeceğini ifade eden
Baykal, sendikaların geçtiğimiz Cuma günü gerçekleştirdikleri eylemi ve
iktidarın bu konudaki tepkisini anımsattı.
Baykal, gergin bir sürecin içinden geçilirken kapatma davasının gündeme
geldiğini belirterek, aslında çalışanların sorunlarıyla ilgili güvenilir
düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunu, terörle mücadele konusunda yapılması
gerekenler bulunduğunu ve Türkiye'nin yaklaşan büyük bir ekonomik
çalkantıya hazırlıklı hale getirilmesi gerektiğine dikkati çekti.

-''ÇATIŞMACI ÜSLUP''-

Seçimlerden bu yana toplumun bir türlü rahat nefes alamadığını belirten
Baykal, önce cumhurbaşkanlığı tartışmalarının yaşandığını, iktidarın bu
konuyu bir çatışma, iddialaşma, inatlaşma, kamplaşma konusu haline
getirdiğini savunarak, şöyle devam etti:
''Seçimlerden hemen sonra cumhurbaşkanlığı seçimi, iktidarın iddialaşma
ve toplumu köşeye sıkıştırması anlayışının parçası haline dönüştü.
Cumhurbaşkanı seçiminden sonra her şey normalleşir diye umut ediyorduk,
bu da olmadı. Çünkü çatışmayla cumhurbaşkanını seçtirdiğini gören
iktidar, diğer sorunlar karşısında da aynı meydan okuma, çatışmacı
üslubu takip etmeye devam etti. 'Çoğunluk bizde uzlaşmaya ne gerek var?
Biz ne istersek onu kabul ettiririz' anlayışı içinde siyaset yapmak
iktidarın işine geldi. Türbanla ilgili anayasa değişikliği de aynı
yaklaşımla gündeme getirildi. İktidarın Sosyal Güvenlik Yasa
Tasarısı'ndaki üslubu da ''dediğim dedik, güç bende, istediğimi kabul
ettirim, ne haliniz varsa görün' anlayışıyla şekillendi.''

-KIDEM TAZMİNATI-

Baykal, iktidarın yaklaşımı sonucu sendikaların eylem kararı aldığını ve
ortamın gerginleştiğini belirterek, şöyle devam etti:
''Uzlaşmanın önemi ve gerekliliği, toplumun bunca deneyimi yaşandıktan
sonra artık ortaya çıkmış olmalıdır. İktidar sosyal güvenlikle ilgili en
ağır suçlamaları yaptığı, sendikacıları yalancılıkla itham ettiği halde,
yasayı geri çekmek noktasına gelmiştir. Bu ders çok daha başlangıçta
alınmalıydı. Türkiye keşke cumhurbaşkanlığı seçimini uzlaşmayla
yapabilseydi bugün bambaşka bir noktada olurdu. Keşke Türkiye, anayasa
değişikliği konusuna böyle dayatmacı bir yaklaşımla girmemiş olsaydı.
Uzlaşmanın önemi, değeri kendini her noktada hissettirmektedir. Bugün,
dayatmacı üslubun Türkiye'nin önümüzdeki dönemi için ne gibi sorunlar,
sıkıntılar yaratacağı her halde çok daha iyi anlaşılıyor''
Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısına yönelik eleştirilerini yineleyen
Baykal, bunun dışında sosyal güvenlik sisteminin ana direklerinden
birisi olan kıdem tazminatı konusunda da yeni bir anlayışın yürürlüğe
konulmak üzere olduğunu söyledi.
Baykal, ''Kıdem tazminatı, özel sigorta kuruluşlarına yansıtılarak
sosyal güvenlik bir anlamda özelleştirmek üzeredir. Bunun yıpratıcı
sonuçlarını çok dikkatle incelemek, irdelemek zorundayız''dedi.
Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı'ndan bazı örnekler vererek çalışanlar
açısından çok ağır hak kayıplarının söz konusu olacağını anlatan Baykal,
''Çalışanların hakları kısıtlanıyor, mali yükümlülükleri artırılıyor ve
yanlış bir sosyal güvenlik politikası izlenmesinin bedeli çalışanların
sırtına yükleniyor. Devlet ekonomiye olan hakimiyetini yeterince
korumadığı için bunun bedelini çalışanlardan tahsil etmeye çalışıyor''
diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye'de
bir siyasi partinin, halktan önemli destek almış, iktidarda da bulunan
bir siyasi partinin kapatılması talebini haklı kılacak gerekçelerle dava
açılmış olmasını ''Demokrasi tökezlemesi'' olarak değerlendirerek, ''Bu
tablo, bu demokrasi tökezlemesi bizi derinden üzmüştür'' dedi.
Baykal, CHP TBMM Grup Toplantısında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının,
AK Parti hakkında açtığı kapatma davası değerlendirdi. ''Hiç kuşku yok,
bu, çok önemli bir gelişmedir'' diyen Baykal, şöyle konuştu:
''Böyle bir tablonun ortaya çıkması hepimizi derinden üzmüştür.
Türkiye'de bir siyasi partinin, halktan önemli destek almış, iktidarda
da bulunan bir siyasi partinin kapatılması talebini haklı kılacak
gerekçelerle yetkili Başsavcı tarafından kapatılması talebiyle Anayasa
Mahkemesine dava açılmış olması, hiç kuşku yok ki bir demokrasi
tökezlemesidir. Böyle bir olaydan memnuniyet duymak mümkün değildir.
Böyle bir olayı sevinçle karşılamak kesinlikle mümkün değildir. Bu
hepimiz için derin bir üzüntü kaynağıdır. Demokrasilerde bir siyasi
partinin kapatılması zorunluluğunun ortaya çıkması hepimiz için üzüntü
vericidir.''
Bir siyasi partinin kapatılmasının ve siyasi yasak getirilmesinin ne
demek olduğunu bilen insanlar olduklarını ifade eden Baykal, ''Üstelik
CHP'nin kapatılması için ortada ne başsavcı iddianamesi, ne yargı
süreci, ne de makul herhangi bir gerekçe söz konusu değildi. Sadece
ihtilal yapmış 5 kişinin keyfi ve kişisel kararları ve tatminleriyle
partimiz kapatılmıştır'' dedi.
Bu acıyı yaşadıklarını, mahkeme önüne çıkamadan, suçlamaları dinleme ve
cevap verme fırsatını bulamadan, ''dediğim dedik'' anlayışı içinde tek
taraflı bir emirnameyle partilerinin kapatıldığını anlatan Baykal,
''Biz, parti kapatılmasının ne demek olduğunu, o acıyı hepimiz çok iyi
biliriz'' diye konuştu.
Baykal, ortada suç yokken, yolsuzluk, haksızlık ve hukuksuzluk iddiası
yokken, sadece ''Birileri uygun gördü'' diye, seçilmiş bazı kişilere
siyaset yapma yasağı getirilmesinin ne demek olduğunu da kendi
yaşamlarından bildiklerini ifade ederek, ''O nedenle hiçbir siyasi
partinin kapatılmasından mutluluk duymayız. Hiçbir siyasetçiye hak
yasağı getirilmesinden sevinç duymayız. Bundan derin üzüntü duyuyorum.
Bu üzüntümüzün ciddiyetini ve samimiyetini, herkesin çok iyi anlamasını
istiyorum'' dedi.

-''İNÖNÜ, İKTİDARI HALK OYUYLA KAYBETMEYİ ŞEREF SAYDI''-

Üzüntülerinin kişisel deneyim ve duygularından kaynaklanmadığını anlatan
Baykal, şöyle konuştu:
''Bu tablo, bu demokrasi tökezlemesi bizi derinden üzmüştür. Niçin
üzmüştür? Çünkü, biz, çağdaş anlamda demokrasiyi, hukuka saygılı,
anayasanın özünü kavramış, anayasanın ilkeleriyle uyumlu, insan
haklarına saygılı, çağdaş bir demokrasiyi Türkiye'de yaşama geçirmek
için yola çıkmış insanlarız. Siyasi mücadelemizin hedefinde bu var. 1950
yılında Genel Başkanımız İsmet İnönü, Türkiye'de demokratik süreci
harekete geçirmek için milli mücadeleyle geldiği iktidarı, halk oyuyla
kaybetmeyi şeref saymıştır, bunu gerçekleştiren insandır.
Onun ve bütün CHP'lilerin de özlemi, Türkiye'de demokrasinin sağlıklı
işlemesidir. Biz, kendimizin iktidarda olup olmasından daha çok,
Türkiye'de demokrasinin ama yozlaşmış demokrasinin değil; gerçek
demokrasinin, hukuka saygılı demokrasinin sağlıklı şekilde işleyip
işlemediğine önem veririz. Eğer gerçek demokrasi sağlıklı şekilde
işliyorsa, Türkiye'de bu bizim zaferimizdir. Bu bizim Türkiye'yi
değiştirme, çağdaşlaştırma, demokrasiye taşıma mücadelemizin başarıya
ulaştığının bir ifadesidir. Bundan mutluluk duyarız. Son iddianameyle
bir önemli siyasi partinin kapatılması talebinin resmen yapılır olması,
bizi Türkiye'de demokrasiyi maalesef arzu ettiğimiz gibi rayına
oturtamadığımızı, bir demokrasi sorunuyla karşı karşıya olduğumuzu
göstermesi açısından da ayrıca üzmüştür.''

-HUKUK İLE SİYASET ÇATIŞMASI-

Baykal, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının AK Parti hakkında hazırladığı
iddianamede, anayasal hukuk düzeni ile iktidarın uygulamaları arasında
çok derin çelişkiler olduğu, var olan hukuk sistemi karşısında iktidarın
uygulamaların kabul edilemez bir noktaya geldiğinin hukuken tespit
edildiğini savunarak, gereği yapılsın diye Anayasa Mahkemesinin önüne
konulduğunu söyledi. Ortaya bir çatışma çıktığını anlatan Baykal, şöyle
devam etti:
''Hukukun kuralları ile siyasetin ortaya koyduğu sonucun birbiriyle
çatışır durumda olduğu, en azından bu iddianamede kendisini gösteriyor.
Bu iddianamenin yarın Anayasa Mahkemesi tarafından nasıl
değerlendirileceğini bilmiyoruz. Ama böyle bir iddianamenin ciddi,
sağlam delillerle, hukuki mülahazalarla hazırlanıp ortaya konulmuş
olması, hukuk ile Yargıtay Başsavcılığının gözünde siyasetin ortaya
koyduğu sonuç arasında bir çatışmanın, çelişkinin bulunduğunu bize
gösteriyor.
Bu çelişkiyi, kimse çarpıtmasın. Bu çelişki, hukuk ile milli irade
çelişkisi değildir. Bu çelişki, hukuk ile demokrasi çelişkisi de
değildir. O nedenle siyaset çelişkisi diyorum. Türkiye'deki siyasetin
ortaya koyduğu sonuç ile hukukumuzun, anayasamızın talepleri arasında
çok derin, ciddi bir çatışmanın bulunduğu, iddianamede kendisini
gösteriyor. Bu üzüntü verici bir olaydır.''
Çatışmanın arkasında ne olduğuna bakmak gerektiğini ifade eden Baykal,
''Kimse bu çatışmayı hukuk, milli iradeye karşı diye çarpıtmaya
kalkışmasın. Milli irade başka bir olay. Milli irade milletin tümümün
ortak iradesi, çoğunluğun iradesi değil. Burada söz konusu olan
siyasetin ortaya koyduğu bir parlamento çoğunluğunu yöneten kadronun
siyasi uygulamaları ile Türkiye'de anayasamızın, hukukun talepleri
arasında bir çelişki ortaya çıkmıştır. Üzüntü verici bir çelişkidir.
Olmaması gerekir. Başka ülkelerde olmuyor. Bizde olmuş...Ama bu, hukuk
ile demokrasinin, hukuk ile milli iradenin çelişkisi değildir. Hukuk ile
seçim sonucunda ortaya çıkmış parlamento çoğunluğunu yöneten siyasi
kadronun siyasi talepleri arasındaki çelişkidir.''

-''SORUN KALKIYOR MU?''-

Bu çelişkinin olmaması için savcının iddianame hazırlamamasını öneren
bulunduğunu anımsatan Baykal, şöyle dedi:
''Savcı böyle bir iddianame ortaya koymadığı zaman Türkiye'de demokrasi
kurtuluyor mu? Sorun kalkıyor mu? Sorun bundan ibaretse, herhangi bir
savcının kişisel, sübjektif duygularından, değerlerinden, anlayışından
kaynaklanan; sevgilerinden, sempatilerinden, husumetlerinden,
düşmanlıklarından kaynaklanan bir tablo varsa, o zaman Türkiye'de
demokrasi sorunu yok. O sorunu çok kolay çözeriz. Bir başsavcının kendi
kişisel kaprisiyle Türkiye'de demokrasi sorunu yaratması mümkün olur mu?
Şu andaki tablo bu mu? Başsavcının kişiliğinden kaynaklanan bir olay mı
karşı karşıyayız? Keşke öyle olsa. O zaman demokrasi sorunu olmaz. Hep
beraber o savcının hakkından gelmenin yolunu buluruz.''
Olayın farklı olduğunu belirten Baykal, olay tarihi bir süreç içinde
görüldüğü zaman manzaranın ortaya çıktığını söyledi. Baykal, ''Bu, bir
değil, iki değil, üç değil... Dört bu, dört. Dördüncü kez, bu olayla
karşı karşıyayız. Hangi savcının hatası?'' diye konuştu.
Baykal, ortada çok açık, objektif bir çatışma bulunduğunu savunarak,
''Çatışmanın bir tarafından bizim anayasamızın talepleri var. Çatışmanın
öbür tarafında Türkiye siyasetin ortaya koyduğu bir siyasi partinin,
bazen iktidarda bazen iktidarda değil, yönetimin uygulamaları, anlayışı,
zihniyeti, faaliyetleri var. Bu ikisi çatışıyor birbiriyle'' dedi.
''Bu çatışmanın temelinde ne var?'' diye soran Baykal, ''Bu çatışmanın
temelinde, anayasamızın dinin siyasette kullanılmasını yasaklayan
anlayışı var. Laiklik değimiz bu. Dini, dince kutsal sayılan simgeleri,
siyasette kullanmayı anayasamız, hukukumuz uygun görmüyor'' diye konuştu.
Bunun çok doğal ve yaygın bir uygulama olmadığını, hele Türkiye'nin bir
parçası olduğunu İslam dünyasında böyle bir ilkeyi uygulayan başka bir
ülke olmadığını anlatan Baykal, ama İslam dünyasında Türkiye'nin
demokrasi düzeyine ulaşan başka bir ülke de olmadığını kaydetti. ''Niye
acaba?'' diyen soran Baykal, ''Demokraside bugün geldiğimiz düzeye
gelmemizi sağlayan temel ilkelerin başında, siyasetle inançları, dini
birbirinden ayrı düşünmeyi talep eden bu anayasa anlayışımızın hiç mi
katkısı, rolü yok?'' dedi.

-''HUKUK KRİZİ DEĞİL''-

Baykal, ''Canım, bu kadar önemli değil. Madem bu kadar ısrar var,
kaldırıverelim bu ilkeyi...'' denildiğini de anımsatarak, şunları
kaydetti:
''Bu kriz, hukuk krizi değil. Bu, bizim anayasamızın temelindeki din ile
siyaseti ayırmayı talep eden temel anlayışın, Türkiye'yi yönetenler
tarafından hazmedilememiş olmasından, sindirilememiş olmasından
kaynaklanan bir krizdir. Kaldırdığınız zaman ne olur? Bunu oraya
koymuşlar. Koyanlar da 'şu ilke değiştirilemez ne olur, değiştirilmesini
dahi teklif etmeyin. Sakın ha, el atmayın buna' demişler. Hata mı
yapmışlar? Bu olmasa, Türkiye bugünkü noktaya gelir miydi? Şimdi bunu
kaldırırsak nereye gider, bunu bilen, bunun hesabını verebilecek olan,
sorumluluğunu üstlenecek olan var mı? İnsanlar, olayın bu boyutunu
görmemeye çalışıyorlar.''
Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, AK Parti hakkında
açılan kapatma davasını değerlendirdi.
Türkiye'deki sorunun; siyasetçi sorunu olduğunu savunan Baykal, ''Sorun,
bir yandan anayasayı kabul etmiş, içine sindirmiş, anayasanın temel
ilkelerini benimsemiş ve Mecliste bu anayasayı koruyacağına yemin etmiş
olup da öbür yandan, bu anayasanın içini boşaltmaya yönelik sistemli
çabaları, kendilerini takiyye mantığıyla haklı göstererek, sürdürme
çabasında olan siyasetçilerden kaynaklı bir sorundur'' diye konuştu.
''Bu sorun neyle çözülür?'' diye soran Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ya bu ülkeyi bırakacağız, 'laiklik kalksın o zaman' Laikliğe yönelik
tahribatı makul kabul edilebilir gördüğünüz andan itibaren, o zaten
kendiliğinden ortaya çıkacak. Ya da artık topluma, anayasaya karşı, bu
aldatmaca tavrını götürenlere karşı gerekli reaksiyonu hep beraber
üsteleneceğiz. Bir toplum, böyle sorunlarla karşılaştığı zaman, ilk
çözümünü siyaset bulacaktır. Ortada yanlış, ülkenin geleceğini tehlikeye
sokan, demokrasi krizinin temellerini atan bir süreç işlemeye
başlamışsa, bazı siyasetçi ve bazı siyasi kuruluşların bunu görmesi,
ilgili siyasetçileri ve toplumu uyarması beklenir.''
Baykal, 3 Kasım 2002 seçimlerinin hemen ardından, 5 Kasımda AK Parti
Genel Merkezini ziyaret ederek, ''Sakın ha Türkiye'nin anayasal
düzeninin temelleriyle oynamayın'' uyarısında bulunduklarını, Temmuz
2005'te de ''Bu gidiş iyi değildir'' dediklerini anlattı. Baykal, son
seçimlerde yüzde 46,5 oy alan kadronun, söz dinlemez hale geldiğini,
''Her şeyi dayatmayla götürürüm'' duygusuna girdiğini, yeni bir anayasa
yapma çabalarının gündeme geldiğini söyledi.
-''HUKUK, HAREKETE GEÇME GEREĞİ DUYDU''-

Bugünün gelinen noktada, hukukun harekete geçme gereği duyduğunu ifade
eden Baykal, siyasetin görevini yaptığını ancak işlemediğini belirtti.
Baykal, ''Eğer hukukun görevini yapması engellenirse, bir ülkenin
rejiminin temellerini korumakla yükümlü olan hukuk da işlemezse,
işletilmezse, işleyemezse sanmayın ki sorun çözülmüş olacak'' dedi.
Siyasetin, hukukun subap olduğunu dile getiren Baykal, siyasetin
işlemediği yerde hukukun olduğunu kaydetti. ''Hukuk işlemezse ne var?''
diye soran Baykal, bazılarının, ''Teslimiyet var, teslim, tutsak
alacağız'' dediğini bildirdi. Baykal, bunun, Türkiye ve esir alanlar
için iyi olmadığını vurguladı.

-''SİYASETÇİNİN ZAAFLARINI KAPATACAK ANAYASA''-

Baykal, Türkiye'nin buraya gelmesinden hiç mutluluk duymadığını,
Türkiye'yi buraya getirenleri de haklı görmediklerini dile getirdi.
''Demokrasi ile hukuk çatışırsa, hukuku biz kendimize göre yaparız''
denildiğini belirten Baykal, parti ve kişilerin gelip-geçtiğini söyledi.
Baykal, kişiler ve partilerin, gelip-geçmemek için kendilerine göre
hukuk yapmaları halinde, bu grubun ve ülkenin, çok ağır bedel ödemek
zorunda kalacağını belirtti. Baykal, kimsenin, kendisini bu kadar
önemsememesini, herkesin, yaptığı işin yanlışlığını görmesini istedi.
Baykal, hiçbir anayasa ve yasanın, siyasetçinin işlevini
üstlenemeyeceğini, siyasetçinin zaaflarını kapatacak bir anayasa ve
yasanın mümkün olmadığını vurguladı.
-DTP İLE İLGİLİ DAVANIN ARDINDAN GELEN AÇIKLAMALAR-

Baykal, DTP'nin kapatılması talebi üzerine Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın, ''Yargıya intikal etmiş bir konuda konuşmak yanlış olur''
dediğini ifade ederek, Erdoğan'ın, o zaman bunu söylerken, şimdi yargıya
en büyük hakareti yaptığını öne sürdü.
Meclis Başkanı Köksal Toptan'a, AK Parti'ye yönelik kapatma davasına
ilişkin açıklamalarını yakıştıramadığını belirten Baykal, Toptan'ın ''23
Nisanda ben çocuklara ne söyleyeceğim'' dediğini anımsattı. Baykal, ''23
Nisanda çocuklara, bu memlekette anayasa, hukuk işler diyeceksin''
görüşünü savundu.
Toptan'ın DTP ile ilgili davada, ''Türkiye bir hukuk devletidir. Anayasa
Mahkemesinin en doğru kararı vereceğine inanıyorum. Herkes hukuka
güvensin, müsterih olsun'' açıklamasında bulunduğunu belirten Baykal,
şöyle devam etti:
''DTP ile ilgili böyle olacak da AKP ile ilgili niye olmayacak? Meclis
Başkanı'na, 23 Nisanda gelen yabancı öğrencilerden biri 'Daha önce bir
parti Anayasa Mahkemesine verildiğinde böyle söylemiştiniz, şimdi böyle
söylüyorsunuz. Bunu nasıl izah edeceksiniz?' diye sorsa, ne diyecek?
Adalet Bakanı, 'Yargıya intikal eden bir konu hakkında yorum yapmam
uygun olmaz. Ancak şunu söyleyebilirim: Siyasilerin, kendilerini,
davranış biçimlerini kontrol etmelerinin yararı vardır' diyor.
DTP'lilerin kendilerini, davranış biçimlerini denetlemelerinde yarar var
da AKP yönetiminin, kendisini, davranış biçimini denetlemesinde yarar
yok mu?