2012-11-20 - 12:22
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 1924 yılında 1 yılda gerçekleştirilen ihracatı, bugün 5 saatte gerçekleştirdiklerini belirterek, ''Biz Cumhuriyete slogan atarak sahip çıkanlardan değiliz. Milliyetçiliğe hamaset yaparak sahip çıkanlardan değiliz. Cumhuriyete de milliyetçiliğe de 1 yılda yapılan ihracatı, 5 saatte yapma başarısını göstererek sahip çıkıyoruz'' dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 1924 yılında 1 yılda gerçekleştirilen ihracatı, bugün 5 saatte gerçekleştirdiklerini belirterek, ''Biz Cumhuriyete slogan atarak sahip çıkanlardan değiliz. Milliyetçiliğe hamaset yaparak sahip çıkanlardan değiliz. Cumhuriyete de milliyetçiliğe de 1 yılda yapılan ihracatı, 5 saatte yapma başarısını göstererek sahip çıkıyoruz'' dedi.
Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Şemdinli'de şehit edilen 5 asker için Allah'tan rahmet, aileleri ve yakınları için sabır diledi.
Hicri yıl başının da hayırlara, barış ve huzura vesile olmasını temenni eden Erdoğan, ayrıca Muharrem ayı boyunca yapılacak ibadetlerin, tutulacak oruçların Allah katında kabul görmesini dileyerek, ''Bir Muharrem ayında Kerbela'da şehit edilen Hazreti Hüseyin efendimizi ve ehlibeyti de rahmet ve minnetle yad ediyorum'' dedi.
Hükümet ve AK Parti adına önemli bir yıl dönümünün ertesinde bulunduklarını belirten Erdoğan, dün itibariyle AK Parti Hükümeti'nin görevdeki 10. yılını tamamladığını anımsattı. 10 yıl boyunca Hükümet'te görev alan, hizmet üreten herkese teşekkür eden Erdoğan, şunları söyledi:
''İlk Hükümetimizin Başbakanı olan, şu anda Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül ve kabinesine, sonrasında şahsımın Başbakanlığında teşekkül etmiş 59, 60 ve 61. hükümetlerdeki tüm kabine arkadaşlarıma, milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Elbette ki aziz milletimize, bize olan güvenlerinden, teveccühlerinden, her seçimde artan oy oranıyla bize verdikleri güçlü destekten dolayı ayrıca teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.
Allah'ın izniyle, milletimizin desteği ile inşallah bu hizmet kervanı daha nice on yıllar, emin adımlarla, kararlılıkla yürümeye devam edecek. İlk etapta hedef 2023. Öncelikle 2023 hedeflerini inşallah tutturacak, milletimize 2023 gururunu inşallah yaşatacak, onunla birlikte de 2071'in zeminini şimdiden hazırlamaya devam edeceğiz.
Ben 30 Eylül'deki büyük kongremizde de ifade ettim. Bu dava, geçmişi olmayan, köksüz, temelsiz bir dava değildir. Bu, millete hizmet etme, gönüler kazanma davasıdır. 11 yıl önce yoktan kurulmuş bir partinin, 10 yıl önce iktidar görevini yoktan devralmış bir partinin davası değildir. Medeniyet değerlerimizden ilhamını alarak yükselen bu dava, 1071'de Malazgirt Ovası'nda, 1299'da Sögüt'te, 1923'te Ankara'da sürekli büyüyerek, güçlenerek, toprağa daha güçlü kök salarak, bu günlere erişmiş bir davadır.
Bu köklü dava, köklü bir çınarın dalları olarak, inşallah kıyamete kadar da onur, gurur, iftiharla taşınacak bir davadır. Biz bu ulu davanın sancağını Hükümet olarak 19 Kasım 2002'de milletimizden emanet aldık. O sancağı, 10 yıl boyunca çok yüksek burçlara diktik. İnşallah o sancağı namusumuz, şerefimiz, onurumuz gibi muhafaza edecek, yüceltecek ve Allah'ın izni, milletimizin takdiri ile 2023 burçlarına da hep birlikte dikeceğiz.''
Kızılcahamam İstişare Toplantısı'nda 10 yılın bilançosunu kısmen de olsa paylaştığını belirten Erdoğan, ''10 yılda yaptığımız hizmetler, ülkeye kazandırdığımız eserler ve yatırımlar, gerçekleştirdiğimiz reformlar öyle bir solukta, hatta bir kaç saatte anlatılacak gibi değil. Hamd olsun, 10 yılda onlarca yılın eksiklerini telafi ettik. Yeni ve kalıcı projelerle Türkiye'ye çok farklı istikamet kazandırdık'' dedi.
Erdoğan, şöyle devam etti:
''Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. Eğer 10 yıl önceki Türkiye'nin manzarası, hali, şartları unutulursa, bugün nerede olduğumuz, nereden nereye geldiğimiz iyi anlaşılamaz. Eğer bu ülkeyi nereden aldığımızı, nereye ulaştırdığımızı milletimize her fırsatta anlatmaz, hatırlatmazsak, bugün vardığımız noktadan geriye gitmek mukadder olur. Bu noktada özelikle gençlere büyük görev düşüyor. Gençler de bizim için büyük önem arz ediyor.
2002 yılında 8, 10, 15 yaşında olan çocuklar, bugün 18, 20, 25 yaşında gençler oldu. Bugün 20-25 yaş altındaki gençlerimiz 2002 öncesi Türkiye'de çocuklardı. Bu gençlerimiz o günün siyasi ve ekonomik manzarasını tam olarak hatırlamıyor, bilmiyor olabilirler. 20-25 yaş üzeri vatandaşlarımız, Türkiye'nin nereden nereye geldiğini yaşayarak gördüler. Ama bu yaş altı gençlerimize Türkiye'nin hangi badirelerden, engellerden geçip, hangi zor şartlardan çıkıp bugünlere ulaştığını, bizim her fırsatta anlatmamız gerekiyor.
Kıyaslamayı sadece bugün ile 2002 arasında yapmak da yanıltıcı, eksik olacak. Özellikle AK Parti hükümetlerine haksızlık olacaktır. Zira AK Parti hükümetleri, Türkiye'yi sadece 2002'ye nazaran değil, Cumhuriyet tarihimizin, o 79 yılık sürecine nazaran farklı bir konuma yükseltmiş, tarihi nitelikte başarılar elde etmiş, 79 yılda ulaşılamayan seviyelere ulaştırmıştır.
Cumhuriyetimizin kurulduğu yıl, 1923'te, Türkiye'nin toplam ihracatı 51 milyon dolardı. 1924'te Türkiye'nin toplam ihracatı 82 milyon dolardı. 79 sene sonra, 2002 yılında Türkiye'nin ihracatı 36 milyar dolar. Bugün, geriye dönük 12 aylık ihracatımız 148 milyar doları aşmış durumda.
1924 yılında, 1 yılda gerçekleştirdiğimiz ihracatı, şu anda biz 5 saatte gerçekleştiriyoruz. Biz Cumhuriyete slogan atarak sahip çıkanlardan değiliz. Biz milliyetçiliğe hamaset yaparak sahip çıkanlardan değiliz. Biz Cumhuriyete de milliyetçiliğe de işte bir tek rakam üzerinde örnek veriyorum; 1 yılda yapılan ihracatı, 5 saatte yapma başarısını göstererek sahip çıkıyoruz. 'Biz Cumhuriyet tarihinin rekorlarını elde ettik' deyince CHP'si, MHP'si hop oturup, hop kalkıyor. Neden rahatsız oluyorsunuz- Neden mutlu olmuyorsunuz, iftihar etmiyorsunuz- Biz, bu Cumhuriyete neler kattığımızı anlatıyoruz. Biz şehitlerimizin bize emanet ettiği bu ülkeye neler kazandırdığımızı anlatıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti'ni hangi seviyeden aldığımızı, bugün hangi seviyeye taşıdığımızı örneklerle, somut eserle, hizmetlerle, kıyaslarla açık ve net şekilde ortaya koyuyoruz.''
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş dönemindeki şartlarını ve imkanlarını çok iyi bildiklerini ifade eden Erdoğan, ''Mesele, onlarca yıldır diğer partilerin, iktidarların başaramadığını AK Parti'nin başarmış olmasıdır. Yoksa kıyasımız, kuruluş aşamasındaki Cumhuriyet iktidarının performansını değerlendirmek değil. Mesele, özelikle çok partili hayata geçtiğimiz dönemden bu yana iktidara gelen partilerin bir çoğundan daha fazla hizmet ederek, yatırım yaparak, reformlar gerçekleştirerek, Türkiye Cumhuriyeti'ni nasıl daha ilerilere taşıdığımızdır. Bunu söylemeyelim mi- Bunu, Cumhuriyetle bir hesaplaşma olarak görmek, böyle lanse etmek, bu şekilde istismara dönüştürmek, kifayetsiz muhterislikten başka hiçbir şey değildir'' diye konuştu.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sulh, özgürlük ve bağımsızlık içinde yaşamak için her ihtimale karşı, orduyu, savunma sanayini geliştirmeye, güçlendirmeye, sulhu devam ettirmek için en güçlü şekilde harbe hazır olmaya devam edeceklerini bildirdi.
Erdoğan, partisinin TBMM Grubu'nda, savunma sanayindeki gelişmelere değindi. Erdoğan, sadece bir sektör üzerinden Cumhuriyet'in nereden nereye, hangi seviyeye geldiğini paylaşmak istediğini belirtti.
Osmanlı Devleti'nin 20. yüzyılın başlarında, hemen her yönden çok şiddetli saldırılara maruz kaldığını, Birinci Dünya Savaşı'nda ağır yenilgiler alarak dağıldığını anımsatan Erdoğan, Kurtuluş Savaşı'nı aynı şekilde çok büyük yokluk, yoksulluk, mahrumiyet içinde verdiklerini anlattı. Erdoğan, Trablus, Filistin, Çanakkale, Sarıkamış, Bingazi'de askerler için soğan ekmeğin, emsali olmayan lüks gıda anlamına geldiğini belirtti. Sarıkamış'ta günlerce ağzına bir lokma almayan, düşmana, soğuğa ek olarak açlıkla da savaşan bir Mehmetçiğin bulunduğunu ifade eden Erdoğan, peksimet, buğday tanelerinden yapılan kavurganın, cephelerde askerin günlerce yediği değişmez besin kaynağı olduğunu kaydetti. Erdoğan, Yemen'de ise bunu bile bulamayan, çölde nadiren rastladığı otu kaynatarak karnını doyurmaya çalışan, düşman ve açlığa ek olarak sıtmaya karşı savaş veren askerlerin bulunduğunu belirtti. Erdoğan, Medine'de kuşatma altındaki askerlerin, çekirge yiyerek ayakta kaldığını vurguladı.
Erdoğan, Fevzi Çakmak'ın, Birinci Dünya Savaşı'nda ordunun durumuyla ilgili, ''Üçüncü Ordu'da nakliye araçlarının büyük bölümünü kağnıların oluşturduğu, bir merminin İstanbul'dan yola çıkıp cepheye gelmesi üzerinden 2-3 ay geçtiği, Sivas ile Bayburt arasındaki yolun yaklaşık 300 kilometre olduğu, kağnılarla 15 günde alınabildiği'' bilgisini verdiğini belirtti.
Bu millet ve bu askerin, böyle çok zor şartlar altında, insan üstü gayret göstererek vatanını savunduğunu dile getiren Erdoğan, ''Bütün bu yaşananlar hiç unutamayacağımız dersler verdi bize. Yolu, treni, gemisi, uçağı olmayan bir ülkenin refahını da güvenliğini de sağlaması mümkün olmaz. Askerini giydiremeyen, doyuramayan bir milletin bağımsızlığından söz edilemez. Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları, bu gerçeği bildiği, bizzat yaşadıkları için Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra özellikle savunma sanayinde, büyük yatırımların fikri altyapısını oluşturdular. Ne yazık ki özellikle Gazi'nin vefatından sonra sadece ve sadece kıskançlık, çekememezlik nedeniyle Türkiye'de büyük projeler akamete uğratılmış, büyük fikir ve planlar sümenaltı edilmiştir'' diye konuştu.
AK Parti Sivas Milletvekili Nursuna Memecan'ın dedesi Nuri Demirağ'ın, ulaştırma, özellikle havacılık alanında, döneminin de ilerisinde projelerinin Gazi Mustafa Kemal'in talimatına rağmen dönemin öngörüsüz, kifayetsiz, muhterisleri tarafından engellendiğini belirten Erdoğan, bu nedenle çok büyük proje ve yatırımların önünün kesildiğini, yurt dışından uçak siparişleri alındığını ve bunların engellendiğini anlattı.
Erdoğan, AK Parti Hükümetleri olarak bu tabloyu, son 10 yılda tamamen tersine çevirdiklerini ifade ederek, son 10 yıllık dönemde savunma sistemleri ihtiyaçlarının yurt içinden karşılanma oranını 2 kat artırarak, yüzde 54'e ulaştırdıklarını bildirdi. Erdoğan, geriye kalan yüzde 46'sının da Türkiye'den ve ülke sanayinden, özel sektörden tedarik edilmesi için teşviklerini sürdürdüklerini söyledi.
Aynı dönem içinde savunma ve havacılık sanayi sektörünün cirosunun 4 kat, savunma sanayi ürünlerinin ihracatının 4,5 kat, savunma sanayinde yıllık araştırma, geliştirme harcamalarının ise 14 kat kat arttığını belirten Erdoğan, dönemlerinde ASELSAN ve TUSAŞ'ın, dünyada en büyük 100 savunma sanayi şirketi arasında giren iki Türk şirketi olma başarısını gösterdiğini anımsattı.
Erdoğan, şu anda Türkiye'nin savunma sanayi şirketlerinin, yurt dışına zırhı araç, hava savunma sistemleri, roket sistemleri, simülatörler, sahil güvenlik gemileri, askeri haberleşme sistemleri, komuta kontrol sistemleri ve yazılımları ihraç etmeye başladığını anlattı.
Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Silahlı Kuvvetleri'nin bütün modern silah ve teçhizat ihtiyaçlarının öncelikli olarak kendi savunma sanayimiz tarafından üretilmesi yönünde çok önemli adımlar attık, büyük mesafeler katettik. Tabii atacağımız daha çok önemli adımlar var. Ülkemizde milli sermayemizin ürettiği, mini insansız hava aracı sistemlerinin seri üretimi süratle devam ediyor. Bugüne kadar Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hizmetine 164 insansız uçak ve 4 insansız helikopter sunuldu. ANKA adını verdiğimiz insansız hava aracımızın tasarım ve prototip imalatını tamamladık. 100 saatin üzerinde testleri başarıyla gerçekleştirdi. Geliştirme programının başarıyla tamamlanmasıyla bu kategoride, insansız hava aracı geliştirebilen dünyadaki bir kaç ülke arasında yer alacağız. Fırtına ve Panter obüsleri, uzun menzilli roketler artık ülkemizde üretilebiliyor. Türkiye'nin ilk milli korvet savaş gemisi olan ve tamamen ülkemizde tasarlanarak inşa edilen MİLGEM savaş gemisini, 2008'de denize indirdik. Artık Deniz Kuvvetleri'nin ihtiyacı olan bütün gemiler, ülkemizde özel sektör tersanelerinde inşa edilebiliyor. Bu kapsamda yeni tip karakol botları, sahil güvenlik arama, kurtarma gemisi ve tank çıkarma gemileri de denize indirilerek, göreve başladı. Ülkemizde tasarlanan ATAK helikopteri de artık Türkiye'de üretiliyor. 2013'te seri üretime başlıyoruz. Helikopterlerin uçuş testlerini 2011'de başlandı, yerinde izledim, o büyük başarıyı görmenin mutluluğunu yaşadım. 2013 içinde bu helikopterlerin, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne teslimatına başlamayı planladık. Bu arada Göktürk 2 uydumuzun üretimini tamamladık. Yıl sonunda bu uydumuzu Çin'den uzaya fırlatacağız.
Geçtiğimiz dönemlerde yurtdışında yaptırılan uçak modernizasyonları da artık ülkemizde yapılır hale geldi. Başta F-16'lar olmak üzere, F-4, C-130, T-38 uçaklarımız ile Skorzy helikopterlerimiz artık ülkemiz sanayisi tarafından modernize edilebiliyor. Geçtiğimiz dönemlerde yurt dışı firmalar eliyle yaptırılan tank modernizasyonları da milli firmalarımız tarafından üstleniyor. Biz gelmeden önce tanklar İsrail'de modernize ediliyordu ama artık Türkiye'de...''
Erdoğan, özellikle Leopar tanklarının modernizasyonlarının, Türkiye'de gerçekleştirilen atış kontrol sistemleriyle, Türkiye'de yapıldığını anlattı. Erdoğan, son yıllarda önemi artan mayın ve el yapımı patlayıcılara karşı korumalı araç ihtiyacı kapsamında Türkiye'de geliştiren kirpi aracının, Kara Kuvvetleri'nde kullanılmaya başlandığını söyledi.
Başbakan Erdoğan, radar teknolojilerine dayalı bir gözlem uydusunun, milli teknolojilerle geliştirilmesi için çalışmalara başladıklarını belirtti.
Sakarya'da geçen hafta gerçekleştirdikleri bir törenle savunma sanayinde bir ilki daha başardıklarını dile getiren Erdoğan, Türkiye'nin ilk milli ana muharebe tankının tasarım ve prototip üretimini tamamladıklarını söyledi.
Erdoğan, 29 Temmuz 2008'de Altay Projesi'nin imza törenini gerçekleştirdiklerini, savunma sanayi için tarihi bir adım attıklarını ifade ederek, geçen hafta Sakarya'da attıkları imzanın, verdikleri kararın adeta ete kemiğe bürünerek, sahneye çıkışına sahneye çıkışına şahit olduklarını, milletçe bunun gururunu yaşadıklarını kaydetti.
Türkiye'nin, Altay Projesi ile son derece yüksek teknolojileri bünyesinde barındıran, ana muharebe tanklarını tasarlayıp, üretebilen sınırlı sayıdaki ülkeler arasına girdiğini belirten Erdoğan, Altay tankının ilk prototipleri üzerinde 2013 yılı boyunca testlerin yapılacağını dile getirdi.
Erdoğan, detaylı, zorlu test süreçlerinin başarıyla tamamlanması sonrasında seri üretim faaliyetlerinin, zaman kaybetmeksizin 2013 sonu itibariyle başlatılacağını bildirerek, projeyi başarıyla ilerleten özel sektör, kamu kuruluşlara, savunma sanayinin tüm taraflarına, mühendis, teknisyen ve işçilere şükranlarını sundu.
Erdoğan, ''Bu millet inandı mı mı başarır. İnandık ve başardık. İnşallah bu tankları kullanma ihtiyacı hissetmeyiz. İnşallah savunma sanayimiz sayesinde ürettiğimiz tüm o silahları kullanma gereği ortaya çıkmaz. Ancak sulh içinde yaşamak, özgürlük ve bağımsızlık içinde yaşamak için her ihtimale karşı, biz ordumuzu, savunma sanayimizi geliştirmeye, güçlendirmeye, sulhu devam ettirmek için en güçlü şekilde harbe hazır olmaya da devam edeceğiz'' dedi.
*** HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DÖKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Şemdinli'de şehit edilen 5 asker için Allah'tan rahmet, aileleri ve yakınları için sabır diledi.
Hicri yıl başının da hayırlara, barış ve huzura vesile olmasını temenni eden Erdoğan, ayrıca Muharrem ayı boyunca yapılacak ibadetlerin, tutulacak oruçların Allah katında kabul görmesini dileyerek, ''Bir Muharrem ayında Kerbela'da şehit edilen Hazreti Hüseyin efendimizi ve ehlibeyti de rahmet ve minnetle yad ediyorum'' dedi.
Hükümet ve AK Parti adına önemli bir yıl dönümünün ertesinde bulunduklarını belirten Erdoğan, dün itibariyle AK Parti Hükümeti'nin görevdeki 10. yılını tamamladığını anımsattı. 10 yıl boyunca Hükümet'te görev alan, hizmet üreten herkese teşekkür eden Erdoğan, şunları söyledi:
''İlk Hükümetimizin Başbakanı olan, şu anda Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül ve kabinesine, sonrasında şahsımın Başbakanlığında teşekkül etmiş 59, 60 ve 61. hükümetlerdeki tüm kabine arkadaşlarıma, milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Elbette ki aziz milletimize, bize olan güvenlerinden, teveccühlerinden, her seçimde artan oy oranıyla bize verdikleri güçlü destekten dolayı ayrıca teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.
Allah'ın izniyle, milletimizin desteği ile inşallah bu hizmet kervanı daha nice on yıllar, emin adımlarla, kararlılıkla yürümeye devam edecek. İlk etapta hedef 2023. Öncelikle 2023 hedeflerini inşallah tutturacak, milletimize 2023 gururunu inşallah yaşatacak, onunla birlikte de 2071'in zeminini şimdiden hazırlamaya devam edeceğiz.
Ben 30 Eylül'deki büyük kongremizde de ifade ettim. Bu dava, geçmişi olmayan, köksüz, temelsiz bir dava değildir. Bu, millete hizmet etme, gönüler kazanma davasıdır. 11 yıl önce yoktan kurulmuş bir partinin, 10 yıl önce iktidar görevini yoktan devralmış bir partinin davası değildir. Medeniyet değerlerimizden ilhamını alarak yükselen bu dava, 1071'de Malazgirt Ovası'nda, 1299'da Sögüt'te, 1923'te Ankara'da sürekli büyüyerek, güçlenerek, toprağa daha güçlü kök salarak, bu günlere erişmiş bir davadır.
Bu köklü dava, köklü bir çınarın dalları olarak, inşallah kıyamete kadar da onur, gurur, iftiharla taşınacak bir davadır. Biz bu ulu davanın sancağını Hükümet olarak 19 Kasım 2002'de milletimizden emanet aldık. O sancağı, 10 yıl boyunca çok yüksek burçlara diktik. İnşallah o sancağı namusumuz, şerefimiz, onurumuz gibi muhafaza edecek, yüceltecek ve Allah'ın izni, milletimizin takdiri ile 2023 burçlarına da hep birlikte dikeceğiz.''
Kızılcahamam İstişare Toplantısı'nda 10 yılın bilançosunu kısmen de olsa paylaştığını belirten Erdoğan, ''10 yılda yaptığımız hizmetler, ülkeye kazandırdığımız eserler ve yatırımlar, gerçekleştirdiğimiz reformlar öyle bir solukta, hatta bir kaç saatte anlatılacak gibi değil. Hamd olsun, 10 yılda onlarca yılın eksiklerini telafi ettik. Yeni ve kalıcı projelerle Türkiye'ye çok farklı istikamet kazandırdık'' dedi.
Erdoğan, şöyle devam etti:
''Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. Eğer 10 yıl önceki Türkiye'nin manzarası, hali, şartları unutulursa, bugün nerede olduğumuz, nereden nereye geldiğimiz iyi anlaşılamaz. Eğer bu ülkeyi nereden aldığımızı, nereye ulaştırdığımızı milletimize her fırsatta anlatmaz, hatırlatmazsak, bugün vardığımız noktadan geriye gitmek mukadder olur. Bu noktada özelikle gençlere büyük görev düşüyor. Gençler de bizim için büyük önem arz ediyor.
2002 yılında 8, 10, 15 yaşında olan çocuklar, bugün 18, 20, 25 yaşında gençler oldu. Bugün 20-25 yaş altındaki gençlerimiz 2002 öncesi Türkiye'de çocuklardı. Bu gençlerimiz o günün siyasi ve ekonomik manzarasını tam olarak hatırlamıyor, bilmiyor olabilirler. 20-25 yaş üzeri vatandaşlarımız, Türkiye'nin nereden nereye geldiğini yaşayarak gördüler. Ama bu yaş altı gençlerimize Türkiye'nin hangi badirelerden, engellerden geçip, hangi zor şartlardan çıkıp bugünlere ulaştığını, bizim her fırsatta anlatmamız gerekiyor.
Kıyaslamayı sadece bugün ile 2002 arasında yapmak da yanıltıcı, eksik olacak. Özellikle AK Parti hükümetlerine haksızlık olacaktır. Zira AK Parti hükümetleri, Türkiye'yi sadece 2002'ye nazaran değil, Cumhuriyet tarihimizin, o 79 yılık sürecine nazaran farklı bir konuma yükseltmiş, tarihi nitelikte başarılar elde etmiş, 79 yılda ulaşılamayan seviyelere ulaştırmıştır.
Cumhuriyetimizin kurulduğu yıl, 1923'te, Türkiye'nin toplam ihracatı 51 milyon dolardı. 1924'te Türkiye'nin toplam ihracatı 82 milyon dolardı. 79 sene sonra, 2002 yılında Türkiye'nin ihracatı 36 milyar dolar. Bugün, geriye dönük 12 aylık ihracatımız 148 milyar doları aşmış durumda.
1924 yılında, 1 yılda gerçekleştirdiğimiz ihracatı, şu anda biz 5 saatte gerçekleştiriyoruz. Biz Cumhuriyete slogan atarak sahip çıkanlardan değiliz. Biz milliyetçiliğe hamaset yaparak sahip çıkanlardan değiliz. Biz Cumhuriyete de milliyetçiliğe de işte bir tek rakam üzerinde örnek veriyorum; 1 yılda yapılan ihracatı, 5 saatte yapma başarısını göstererek sahip çıkıyoruz. 'Biz Cumhuriyet tarihinin rekorlarını elde ettik' deyince CHP'si, MHP'si hop oturup, hop kalkıyor. Neden rahatsız oluyorsunuz- Neden mutlu olmuyorsunuz, iftihar etmiyorsunuz- Biz, bu Cumhuriyete neler kattığımızı anlatıyoruz. Biz şehitlerimizin bize emanet ettiği bu ülkeye neler kazandırdığımızı anlatıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti'ni hangi seviyeden aldığımızı, bugün hangi seviyeye taşıdığımızı örneklerle, somut eserle, hizmetlerle, kıyaslarla açık ve net şekilde ortaya koyuyoruz.''
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş dönemindeki şartlarını ve imkanlarını çok iyi bildiklerini ifade eden Erdoğan, ''Mesele, onlarca yıldır diğer partilerin, iktidarların başaramadığını AK Parti'nin başarmış olmasıdır. Yoksa kıyasımız, kuruluş aşamasındaki Cumhuriyet iktidarının performansını değerlendirmek değil. Mesele, özelikle çok partili hayata geçtiğimiz dönemden bu yana iktidara gelen partilerin bir çoğundan daha fazla hizmet ederek, yatırım yaparak, reformlar gerçekleştirerek, Türkiye Cumhuriyeti'ni nasıl daha ilerilere taşıdığımızdır. Bunu söylemeyelim mi- Bunu, Cumhuriyetle bir hesaplaşma olarak görmek, böyle lanse etmek, bu şekilde istismara dönüştürmek, kifayetsiz muhterislikten başka hiçbir şey değildir'' diye konuştu.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sulh, özgürlük ve bağımsızlık içinde yaşamak için her ihtimale karşı, orduyu, savunma sanayini geliştirmeye, güçlendirmeye, sulhu devam ettirmek için en güçlü şekilde harbe hazır olmaya devam edeceklerini bildirdi.
Erdoğan, partisinin TBMM Grubu'nda, savunma sanayindeki gelişmelere değindi. Erdoğan, sadece bir sektör üzerinden Cumhuriyet'in nereden nereye, hangi seviyeye geldiğini paylaşmak istediğini belirtti.
Osmanlı Devleti'nin 20. yüzyılın başlarında, hemen her yönden çok şiddetli saldırılara maruz kaldığını, Birinci Dünya Savaşı'nda ağır yenilgiler alarak dağıldığını anımsatan Erdoğan, Kurtuluş Savaşı'nı aynı şekilde çok büyük yokluk, yoksulluk, mahrumiyet içinde verdiklerini anlattı. Erdoğan, Trablus, Filistin, Çanakkale, Sarıkamış, Bingazi'de askerler için soğan ekmeğin, emsali olmayan lüks gıda anlamına geldiğini belirtti. Sarıkamış'ta günlerce ağzına bir lokma almayan, düşmana, soğuğa ek olarak açlıkla da savaşan bir Mehmetçiğin bulunduğunu ifade eden Erdoğan, peksimet, buğday tanelerinden yapılan kavurganın, cephelerde askerin günlerce yediği değişmez besin kaynağı olduğunu kaydetti. Erdoğan, Yemen'de ise bunu bile bulamayan, çölde nadiren rastladığı otu kaynatarak karnını doyurmaya çalışan, düşman ve açlığa ek olarak sıtmaya karşı savaş veren askerlerin bulunduğunu belirtti. Erdoğan, Medine'de kuşatma altındaki askerlerin, çekirge yiyerek ayakta kaldığını vurguladı.
Erdoğan, Fevzi Çakmak'ın, Birinci Dünya Savaşı'nda ordunun durumuyla ilgili, ''Üçüncü Ordu'da nakliye araçlarının büyük bölümünü kağnıların oluşturduğu, bir merminin İstanbul'dan yola çıkıp cepheye gelmesi üzerinden 2-3 ay geçtiği, Sivas ile Bayburt arasındaki yolun yaklaşık 300 kilometre olduğu, kağnılarla 15 günde alınabildiği'' bilgisini verdiğini belirtti.
Bu millet ve bu askerin, böyle çok zor şartlar altında, insan üstü gayret göstererek vatanını savunduğunu dile getiren Erdoğan, ''Bütün bu yaşananlar hiç unutamayacağımız dersler verdi bize. Yolu, treni, gemisi, uçağı olmayan bir ülkenin refahını da güvenliğini de sağlaması mümkün olmaz. Askerini giydiremeyen, doyuramayan bir milletin bağımsızlığından söz edilemez. Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları, bu gerçeği bildiği, bizzat yaşadıkları için Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra özellikle savunma sanayinde, büyük yatırımların fikri altyapısını oluşturdular. Ne yazık ki özellikle Gazi'nin vefatından sonra sadece ve sadece kıskançlık, çekememezlik nedeniyle Türkiye'de büyük projeler akamete uğratılmış, büyük fikir ve planlar sümenaltı edilmiştir'' diye konuştu.
AK Parti Sivas Milletvekili Nursuna Memecan'ın dedesi Nuri Demirağ'ın, ulaştırma, özellikle havacılık alanında, döneminin de ilerisinde projelerinin Gazi Mustafa Kemal'in talimatına rağmen dönemin öngörüsüz, kifayetsiz, muhterisleri tarafından engellendiğini belirten Erdoğan, bu nedenle çok büyük proje ve yatırımların önünün kesildiğini, yurt dışından uçak siparişleri alındığını ve bunların engellendiğini anlattı.
Erdoğan, AK Parti Hükümetleri olarak bu tabloyu, son 10 yılda tamamen tersine çevirdiklerini ifade ederek, son 10 yıllık dönemde savunma sistemleri ihtiyaçlarının yurt içinden karşılanma oranını 2 kat artırarak, yüzde 54'e ulaştırdıklarını bildirdi. Erdoğan, geriye kalan yüzde 46'sının da Türkiye'den ve ülke sanayinden, özel sektörden tedarik edilmesi için teşviklerini sürdürdüklerini söyledi.
Aynı dönem içinde savunma ve havacılık sanayi sektörünün cirosunun 4 kat, savunma sanayi ürünlerinin ihracatının 4,5 kat, savunma sanayinde yıllık araştırma, geliştirme harcamalarının ise 14 kat kat arttığını belirten Erdoğan, dönemlerinde ASELSAN ve TUSAŞ'ın, dünyada en büyük 100 savunma sanayi şirketi arasında giren iki Türk şirketi olma başarısını gösterdiğini anımsattı.
Erdoğan, şu anda Türkiye'nin savunma sanayi şirketlerinin, yurt dışına zırhı araç, hava savunma sistemleri, roket sistemleri, simülatörler, sahil güvenlik gemileri, askeri haberleşme sistemleri, komuta kontrol sistemleri ve yazılımları ihraç etmeye başladığını anlattı.
Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Silahlı Kuvvetleri'nin bütün modern silah ve teçhizat ihtiyaçlarının öncelikli olarak kendi savunma sanayimiz tarafından üretilmesi yönünde çok önemli adımlar attık, büyük mesafeler katettik. Tabii atacağımız daha çok önemli adımlar var. Ülkemizde milli sermayemizin ürettiği, mini insansız hava aracı sistemlerinin seri üretimi süratle devam ediyor. Bugüne kadar Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hizmetine 164 insansız uçak ve 4 insansız helikopter sunuldu. ANKA adını verdiğimiz insansız hava aracımızın tasarım ve prototip imalatını tamamladık. 100 saatin üzerinde testleri başarıyla gerçekleştirdi. Geliştirme programının başarıyla tamamlanmasıyla bu kategoride, insansız hava aracı geliştirebilen dünyadaki bir kaç ülke arasında yer alacağız. Fırtına ve Panter obüsleri, uzun menzilli roketler artık ülkemizde üretilebiliyor. Türkiye'nin ilk milli korvet savaş gemisi olan ve tamamen ülkemizde tasarlanarak inşa edilen MİLGEM savaş gemisini, 2008'de denize indirdik. Artık Deniz Kuvvetleri'nin ihtiyacı olan bütün gemiler, ülkemizde özel sektör tersanelerinde inşa edilebiliyor. Bu kapsamda yeni tip karakol botları, sahil güvenlik arama, kurtarma gemisi ve tank çıkarma gemileri de denize indirilerek, göreve başladı. Ülkemizde tasarlanan ATAK helikopteri de artık Türkiye'de üretiliyor. 2013'te seri üretime başlıyoruz. Helikopterlerin uçuş testlerini 2011'de başlandı, yerinde izledim, o büyük başarıyı görmenin mutluluğunu yaşadım. 2013 içinde bu helikopterlerin, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne teslimatına başlamayı planladık. Bu arada Göktürk 2 uydumuzun üretimini tamamladık. Yıl sonunda bu uydumuzu Çin'den uzaya fırlatacağız.
Geçtiğimiz dönemlerde yurtdışında yaptırılan uçak modernizasyonları da artık ülkemizde yapılır hale geldi. Başta F-16'lar olmak üzere, F-4, C-130, T-38 uçaklarımız ile Skorzy helikopterlerimiz artık ülkemiz sanayisi tarafından modernize edilebiliyor. Geçtiğimiz dönemlerde yurt dışı firmalar eliyle yaptırılan tank modernizasyonları da milli firmalarımız tarafından üstleniyor. Biz gelmeden önce tanklar İsrail'de modernize ediliyordu ama artık Türkiye'de...''
Erdoğan, özellikle Leopar tanklarının modernizasyonlarının, Türkiye'de gerçekleştirilen atış kontrol sistemleriyle, Türkiye'de yapıldığını anlattı. Erdoğan, son yıllarda önemi artan mayın ve el yapımı patlayıcılara karşı korumalı araç ihtiyacı kapsamında Türkiye'de geliştiren kirpi aracının, Kara Kuvvetleri'nde kullanılmaya başlandığını söyledi.
Başbakan Erdoğan, radar teknolojilerine dayalı bir gözlem uydusunun, milli teknolojilerle geliştirilmesi için çalışmalara başladıklarını belirtti.
Sakarya'da geçen hafta gerçekleştirdikleri bir törenle savunma sanayinde bir ilki daha başardıklarını dile getiren Erdoğan, Türkiye'nin ilk milli ana muharebe tankının tasarım ve prototip üretimini tamamladıklarını söyledi.
Erdoğan, 29 Temmuz 2008'de Altay Projesi'nin imza törenini gerçekleştirdiklerini, savunma sanayi için tarihi bir adım attıklarını ifade ederek, geçen hafta Sakarya'da attıkları imzanın, verdikleri kararın adeta ete kemiğe bürünerek, sahneye çıkışına sahneye çıkışına şahit olduklarını, milletçe bunun gururunu yaşadıklarını kaydetti.
Türkiye'nin, Altay Projesi ile son derece yüksek teknolojileri bünyesinde barındıran, ana muharebe tanklarını tasarlayıp, üretebilen sınırlı sayıdaki ülkeler arasına girdiğini belirten Erdoğan, Altay tankının ilk prototipleri üzerinde 2013 yılı boyunca testlerin yapılacağını dile getirdi.
Erdoğan, detaylı, zorlu test süreçlerinin başarıyla tamamlanması sonrasında seri üretim faaliyetlerinin, zaman kaybetmeksizin 2013 sonu itibariyle başlatılacağını bildirerek, projeyi başarıyla ilerleten özel sektör, kamu kuruluşlara, savunma sanayinin tüm taraflarına, mühendis, teknisyen ve işçilere şükranlarını sundu.
Erdoğan, ''Bu millet inandı mı mı başarır. İnandık ve başardık. İnşallah bu tankları kullanma ihtiyacı hissetmeyiz. İnşallah savunma sanayimiz sayesinde ürettiğimiz tüm o silahları kullanma gereği ortaya çıkmaz. Ancak sulh içinde yaşamak, özgürlük ve bağımsızlık içinde yaşamak için her ihtimale karşı, biz ordumuzu, savunma sanayimizi geliştirmeye, güçlendirmeye, sulhu devam ettirmek için en güçlü şekilde harbe hazır olmaya da devam edeceğiz'' dedi.
*** HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DÖKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
