2014-10-01 - 15:15
TBMM Başkanı Cemil Çiçek, 24. Dönem 5. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı açış konuşmasında, 5. Yasama Yılı'nın, ülke ve millet için hayırlı, sağlıklı ve başarılı bir yıl olmasını diledi.
TBMM Başkanı Cemil Çiçek, 24. Dönem 5. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı açış konuşmasında, 5. Yasama Yılı'nın, ülke ve millet için hayırlı, sağlıklı ve başarılı bir yıl olmasını diledi.
TBMM Başkanı Cemil Çiçek, havanın yeteri kadar nemlendiğini; Türkiye'nin, yağmur damlaları yerine kan damlalarının döküldüğü, felaket ve cehalet bulutlarının gökyüzünün tümünü kapladığı, kıyametin koptuğu yeryüzünün ortasında olduğunu belirterek, "Çok şükür ülkemiz; Kafkaslar'da, Ukrayna'da, Ortadoğu'da, dört bir yanımızdaki bu kan ve ateş çemberi içinde huzurlu sığınaktır" dedi.
Cemil Çiçek, Meclis'in ilk başkanı, Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, Meclis'e başkanlık eden, üye olarak bulunan bütün devlet ve siyaset adamlarını, aziz şehitleri, kahraman gazileri ve Meclis çalışanlarını rahmet, minnet ve şükranla andı; Soma'da ve başka işyerlerinde hayatını kaybeden vatandaşlara Allah'tan rahmet, ailelerine başsağlığı diledi.
TBMM'nin 94 yıldır milleti gururla temsil eden, Cumhuriyet'in kurucu iradesi ve kurulduğu günden beri, millet iradesinin en yüksek dereceden tecelli ettiği kutsal mekan olduğunu belirten Çiçek, "TBMM, demokratik meşruiyetin merkezidir. Türk milletinin, bağımsızlık, Cumhuriyet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve demokrasi başta olmak üzere, en önemli kazanımlarında en büyük pay sahibidir. Ülke ve millet olarak bugün nelere sahipsek bunda TBMM'nin her türlü takdirin üzerinde çabası, üstün gayreti ve çalışması vardır" dedi.
Çiçek, şöyle konuştu:
"Aziz Atatürk'ün bize hedef olarak gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmamızdaki yoğun çabaların, yasal düzenlemelerin ve köklü reformların onurunu yaşayan da bu Meclis'tir. TBMM, demokrasimizin kalbidir. Milli mücadelemizi yürüten ve yöneten en temel, en vazgeçilmez kurumdur. Çünkü dünyada örneği olmayan Gazi Meclis'tir. Bütün bunlardan ve daha başkaca sebeplerden dolayı bu kutsal çatı altında görev yapmak, üye olarak bulunmak hepimiz için en büyük bahtiyarlıktır. Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en değerli mirastır. Onurumuz büyüktür, ancak buna karşılık sorumluluğumuz da büyüktür, ağırdır.
TBMM, bugüne kadar bu onurla, bu gururla sorumluluk duygusunu derinden hissederek üzerine düşenleri yapma gayreti içerisindedir. Eksiğimiz olmuştur, yanlışlarımız olmuştur, üzüldüğümüz, 'keşke olmasaydı, keşke yapmasaydık' dediğimiz anlar da olmuştur. Ama yine de milletimize olan borcumuzu bir nebze de olsa ödemek için gece gündüz demeden çalıştık. 5. Yasama Yılı da bu dönemin son yılıdır. Yine aynı gayretle çalışacağız."
TBMM Başkanı Çiçek, 24. Yasama Yılı'nda 973 tasarı, 2 bin 372 teklif sunulduğunu, bunlardan 443'ünün kanunlaştığını, ayrıca 77 adet de Meclis kararı alındığını söyledi. 4. Yasama Yılı'nda bin 474 sözlü soru önergesi verildiğini, bu önergelerden 65'inin cevaplanabildiğini belirten Çiçek, 22 bin 63 yazılı soru önergesinden 9 bin 470'ine cevap verildiğini bildirdi. Cemil Çiçek, "Meclis Araştırma önergesi sayısı 810'dur, 24 önerge kabul edilmiştir. 10 Genel Görüşme, 9 gensoru bu dönemde başkanlıkça işleme konulmuştur. 8 Meclis Soruşturma önergesi verilmiş olup, 4'ü reddedilmiş, biri kabul edilmiş, bir önerge yeteri sayı olmadığı için düşmüş ve geri alınmıştır" diye konuştu.
Genel Kurul'un, son yıl yaptığı 139 birleşimde yaklaşık 795 saat çalıştığını belirten Çiçek, "Bu son yasama yılında da bir yandan gündemindeki konuları görüşerek karara bağlayacak, diğer yandan en etkili şekilde parlamenter diplomasinin imkanlarını kullanarak içeride ve dışarıda katıldığı tüm faaliyetlerde milletimizin hukukunu, hak ve menfaatlerini korumaya devam edecektir" dedi.
Cemil Çiçek, şunları kaydetti:
"Şunu hepimiz biliyor ve inanıyoruz ki; tüm sorunlarımızın tartışılmasında, çözüm arayışlarında ve çözüme kavuşturulmasında TBMM en meşru platformdur ve en önemli teminattır. Değerini korumak ve onun itibarını en üst seviyede tutmak da bizim görev ve sorumluluğumuzdur. Yakın coğrafyamıza baktığımızda ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Yanıbaşımızda insanlık suçu işleniyor, insanlığa karşı suç işleniyor. Vahşetin, hunharlığın, cinnetin ve cinayetlerin her türlüsü var. Terör örgütleri; işittiğimiz, işitmediğimiz terör örgütleri, insanlık tarihinin en kanlı eylemlerini fütursuzca gerçekleştiriyor. Telafer'de, Kerkük'te, Irak'ta, Somali'de, Halep'de ve daha bir çok yerde kan dökmeye devam ediyor. Kadın, çocuk, yaşlı demeden oluk oluk kan döküyor, kin kusuyor.
Milyonlarca insan yerinden yurdundan edilmiş, bir insanlık dramı yaşıyor. Hepsini hiçbir ayrım yapmadan lanetliyor, nefretle kınıyoruz. Uluslararası toplum ve kuruluşların, en başta BM'nin çok acil karar vermesi lazım. Bu kuruluşlar bunun için vardır, bugünler için vardır. Bu kan daha fazla akmamalı, bu insanlar daha fazla acı çekmemeli. Kim ne yapacaksa, yeni yüzbinler hayatını kaybetmeden bir an evvel yapmalıdır. Fitne, fesat ateşi bir an evvel söndürülmelidir. Bu şenaati işleyenler, ne insandır ne de Müslümandır."
Çiçek, çok zor ve çok sıkıntılı bir dönemden geçildiğini ifade ederek, "Çok şükür ülkemiz; Kafkaslar'da, Ukrayna'da, Ortadoğu'da, dört bir yanımızdaki bu kan ve ateş çemberi içinde huzurlu bir sığınaktır. Bu huzuru devam ettirmek bizim elimizdedir. Tüm bireyler olarak birbirimizin kıymetini daha iyi bilelim. Birimizin varlığını, diğerimizin yokluğunda aramayalım" diye konuştu.
Fikri ve ve sair farklılıkların olduğunu ve bunun da tabii olduğunu işaret eden Çiçek, "Ama bu farklılıklar birbirimize saygıya, barışa ve kardeşliğe engel değildir. Bugüne kadar önümüze çıkarılan bunca zorluğa ve fitneye rağmen birer birer bin olduk, yüz bin olduk, milyonlar olduk ve büyük bir millet olduk. Hep birlikte tertemiz bir kültür ve medeniyet inşa ettik" dedi.
Cemil Çiçek, sözlerini şöyle tamamladı:
"(Bir taşla duvar olmayacağını) en iyi biz biliriz. Milletimizin derin irfanından süzülerek, hikmete ve hayat pratiğine dönüşen şu sözler hepimize çok şey ifade etmektedir: 'Omuzlarımızda bir yudum suyun, yedi adım yolun hakkı vardır.' 'Bizim kötümüz elin iyisinden yeğdir.' 'Bulut geçerken hava nemlenirmiş.' Bölgemizde hava yeteri kadar nemlenmiştir. Yağmur damlaları yerine kan damlalarının döküldüğü, felaket ve cehalet bulutlarının gökyüzünün tümünü kapladığı, kaostan da öte adeta kıyametin koptuğu yeryüzünün tam da ortasındayız. O nedenledir ki birbirimize her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır.
Birbirimizi daha iyi anlamaya, konuşmaya, diyaloğa, dayanışmaya, kucaklaşmaya ve kardeşliğe ihtiyacımız var. Ve yine halk irfanında ifade edildiği şekliyle, dirlik nerede ise varlık oradadır. Dirliğin olmadığı yerde, devlet de yoktur. Burası hepimizin ebedi vatanıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de kıyamete dek yaşayacak devletimizdir. Allah milletimize ve devletimize zeval vermesin. Dirliğimiz azıp birliğimiz bozulmasın."
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son günlerde sergilenen, çözüm sürecini sabote etmeye yönelik tahrik girişimlerinin, sadece bu girişimlerin sahiplerine zarar vereceğini belirterek, "Siyasi partilerimiz, şiddetle aralarına mesafe koymalı, peşin hükümlü ve önyargılı olmaktan kurtulmalı, kararsızlığı bir kenara bırakarak, çözümün tarafında, çözüme katkı sunmanın mücadelesi içinde olmalıdır" dedi.
Erdoğan, TBMM'nin 24. Dönem, 5. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla Meclis Genel Kurulu'nda cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk kez hitap etti.
Erdoğan, 12 Haziran 2011'deki genel seçimlerin ardından Meclis'in, son derece özverili, gayretli, başarılı bir performans sergilediğini ifade etti. Erdoğan, ülkenin ve milletin ihtiyaç duyduğu çok önemli tasarı ve teklifleri yasalaştırdıkları için milletvekillerine teşekkür etti.
Kürsüden, milletin kürsüsünden, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğrudan halkın oylarıyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak hitap etmenin heyecanını yaşadığını belirten Erdoğan, "Bu aziz millet, her seferinde, büyük bir vakarla sandık başına giderek, her türlü meseleye son noktayı koymasını bilmiş; o engin ferasetini ve basiretini her seferinde sandıkta müşahhas hale getirmiştir" dedi.
Erdoğan, TBMM'ye cumhurbaşkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesi imkanını getiren 2007'deki anayasa değişikliği nedeniyle şükranlarını sundu. Erdoğan, 10 Ağustos'ta sandık başına giden ve ilk kez Cumhurbaşkanını sandıkta belirleyen millete de teşekkür etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"28 gün sonra 91 yılını dolduracak olan Türkiye Cumhuriyeti, milletçe hepimizin gurur duyacağı bir demokratik olgunluğa erişmiş, hemen arkamızda yazan, 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ibaresi, en güzel şekilde tecelli etmeye başlamıştır. Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi, geçmişte hemen her cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan tartışmaları ortadan kaldırmıştır. Seçilmiş bir Cumhurbaşkanı ve seçilmiş bir Hükümet, şu anda olduğu gibi, uyum ve koordinasyon içinde Türkiye için hizmet üretmeye devam edecektir. Ulaştığımız bu demokratik seviye de hiç kuşkusuz ülkemiz ve milletimiz için hem gurur, hem de umut kaynağıdır.
Türkiye, sadece son 3 yıl içinde, 3 seçime şahit olmuştur. 12 Haziran 2011 seçimleri, 30 Mart ve 10 Ağustos seçimleri, büyük bir katılımla, büyük bir heyecanla, milletin demokratik olgunluğuyla tecelli etmiş; milletin iradesi son derece şeffaf bir şekilde sandığa yansımıştır. Bugün şurası artık tartışmaya mahal bırakmayacak derecede belirgin hale gelmiştir: Sandık, her meselenin çözüm yeridir. Milletin kararı, mukadderat dahilinde her kararın üzerindedir. TBMM'yi şekillendirecek yegane vasıta, sandıktır. Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerini takdir ve tayin edecek yegane vasıta, aynı şekilde sandıktır. TBMM'ye istikamet çizmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerini tayin etmek, tenzil etmek için sandık dışındaki her yol, her yöntem gayri meşrudur. Türkiye'de sandığın yolu, seçmek ve seçilmek isteyen herkes için açıktır. Çok partili siyasi tarihimize bakıldığında, gayret eden, emek sarf eden, uzun soluklu mücadele verebilen, kendisini millete anlatabilen her siyasi görüşün, her siyasi partinin, sandıktan çıktığı, TBMM'de temsil edildiği görülecektir."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle son yıllarda yapılan seçimlerin, milletin, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilecek en güçlü hakem olduğunu çok net bir biçimde gösterdiğini söyledi.
Milletin mümeyyiz olduğunu, asla vasilere, velilere ihtiyacı bulunmadığını belirten Erdoğan, "Millet bilmez, millet anlamaz, millet karar veremez" bu tür yaklaşımlarla, kendilerine, kendilerinden menkul vasi ve veli vazifesi yükleyenlerin döneminin, geri gelmemek üzere kapandığını vurguladı.
Erdoğan, "Nasıl ki millet, kendisi için vasi ve veli kabul etmiyorsa, siyasetin de vesayetten kendisini tamamen kurtarması artık kaçınılamaz bir gereklilik halini almıştır" dedi.
Şiddetin, silahların, güç odaklarının vesayetinde bir siyaset anlayışının, yeni Türkiye'nin istikametine denk düşmeyen bir siyaset anlayışı olduğunu dile getiren Erdoğan, siyasetin, en az bu aziz millet kadar cesur ve yürekli olması, üzerindeki tüm baskıları, üzerindeki tüm vesayet mekanizmalarını mutlaka bertaraf etmesi gerektiğini vurguladı.
Millete ve ülkeye ait her sorunun çözüm yerinin TBMM; çözüm aracının da siyaset olduğuna işaret eden Erdoğan, sorunlara, siyasetin, Meclis'in dışında çözüm aramanın, milli iradeye karşı apaçık bir hürmetsizlik olduğunu kaydetti.
Erdoğan, medya, sivil toplum örgütleri, sendikalar, dernekler ve vakıfların, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olduğunu dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yine hiç şüphesiz, anayasa ve yasalar çerçevesinde yapılan gösteri ve protestolar, her zeminde dile getirilen eleştiriler, demokrasinin olmazsa olmazıdır. Ancak bu mekanizmalar, siyaseti esir almazlar, siyaseti yok saymazlar, kendilerini TBMM'nin, milli iradenin, yani sandığın üzerinde göremezler. Siyaset, sokaklarda hakimiyet kurmak ve milli iradeyi boğmak isteyen şiddete boyun eğerse, bu şiddeti kutsar ve teşvik ederse, en başta kendi varlığını inkar etmiş demektir.
Sorunları Meclis içinde, siyaset zemininde, ya da millete giderek sandık yoluyla çözmek varken, terörden, şiddetten, sokak eylemlerinden, siyaset dışı güç odaklarından medet umanlar, kendilerini yok saymak gibi bir acziyetin içine girerler. Esasen geçmişte Türkiye bunu maalesef yaşamıştır. Sandıktan umudunu kesenler, sokak eylemlerine umut bağlamış, siyaset dışı kurumları sözüm ona vazifeye davet etmişlerdir. Ortaya çıkan sonuçları hepimiz gördük, yaşadık ve tecrübe ettik. Siyasetin dışından çözüm arayışları, ülkemize çok ağır bedeller ödetti ve on yıllar boyunca faturası ödenen çok ağır enkazlar bıraktı. Siyaseti ve milli iradeyi tehdit eden terör ve şiddet eylemleri karşısında, en başta ve en cesur şekilde önce siyasetçinin durması, önce siyasetçinin ve siyasi partilerin buna karşı çıkması gerekir. Elinde silahla cinayet işleyen şebekeleri öven ve destekleyen bir siyaset anlayışı, kendisini inkar eden bir siyaset anlayışıdır. Küçük çocukların eline taş vererek şiddeti körükleyen bir siyaset anlayışı, hiç şüphesiz acziyet ifade eden bir siyaset anlayışıdır. Ülkenin huzur ve güvenliği için canını ortaya koyan güvenlik güçlerine taş fırlatan bir siyaset anlayışı, aslında kendisini küçülten bir siyaset anlayışıdır. Aynı şekilde, sokak eylemlerini, vandallığı, yakıp yıkmayı, hakareti teşvik eden, eylemcilerin önünde polise taş fırlatan, polise hakaret eden bir siyaset anlayışı da kendisini inkar eden, aslında çaresizlik sergileyen bir siyaset anlayışıdır."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'deki her meselenin çözüm ve karar yerinin, TBMM, çözüm aracı ve karar mekanizmasının da siyaset olduğunu dile getirdi.
TBMM, siyasi partiler ve tek tek milletvekillerinin, Meclis'in ve siyasetin saygınlığını korumakla mükellef olduğunu vurgulayan Erdoğan, bundan sonra da Meclis'in ve siyasetin saygınlığının en üst seviyede muhafaza edileceğine inandığını anlattı.
Erdoğan, yakın siyasi tarih ve tecrübelerinin, demokrasi ve en geniş anlamda özgürlük ortamının, Türkiye'nin varlığını ve birliğini tehdit eden değil, tam tersine Türkiye'yi güçlendiren mekanizmalar olduğunu söyledi.
Erdoğan, Türkiye'nin, bütün eski korkularının üzerine cesaretle gittiğini, yasak ve kısıtlamaları cesaretle kaldırdığını, bu sayede hem ekonomisini büyüttüğünü hem toplumsal huzuru tesis ettiğini hem de dünyadaki itibarına itibar kattığını söyledi.
Özellikle son 12 yıl içinde, kaldırılan her yasağın, her kısıtlamanın, toplumda huzurun artmasına zemin hazırladığına işaret eden Erdoğan, atılan her demokratikleşme adımının, toplumun farklı kesimlerini birbirine daha da yaklaştırdığını söyledi. Erdoğan, cesaretle üzerine gidilen her hassas mesele, 77 milyonun birliğini, bütünlüğünü, kardeşliğini daha da pekiştirtiğini belirtti.
Erdoğan, demokrasinin standartları yükseldikçe, özgürlük alanları genişledikçe, kardeşlikleri güç kazandıkça, ekonominin de buna paralel büyüdüğünü ifade ederek, Türkiye'nin bu sayede 12 yıl içinde yıllık ortalama yüzde 5 büyüme oranını yakalayabildiğini anımsattı.
Erdoğan, Türkiye?nin, korkarak, çekinerek, tereddüt ederek varabileceği hiçbir seviye, yakalayabileceği hiçbir hedef olmadığını ifade ederek, bölünme, parçalanma, iç çatışma gibi senaryoların, yersiz ve anlamsız korkular olduğunun, yakın tarihte açık bir şekilde görüldüğünü söyledi.
Farklı dil ve lehçelerde konuşmanın, yayın yapmanın, propaganda yapmanın önünün açıldığını anımsatan Erdoğan, Türkiye'nin bölünmediğini, daha da güçlendiğini vurguladı.
*** HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
TBMM Başkanı Cemil Çiçek, havanın yeteri kadar nemlendiğini; Türkiye'nin, yağmur damlaları yerine kan damlalarının döküldüğü, felaket ve cehalet bulutlarının gökyüzünün tümünü kapladığı, kıyametin koptuğu yeryüzünün ortasında olduğunu belirterek, "Çok şükür ülkemiz; Kafkaslar'da, Ukrayna'da, Ortadoğu'da, dört bir yanımızdaki bu kan ve ateş çemberi içinde huzurlu sığınaktır" dedi.
Cemil Çiçek, Meclis'in ilk başkanı, Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, Meclis'e başkanlık eden, üye olarak bulunan bütün devlet ve siyaset adamlarını, aziz şehitleri, kahraman gazileri ve Meclis çalışanlarını rahmet, minnet ve şükranla andı; Soma'da ve başka işyerlerinde hayatını kaybeden vatandaşlara Allah'tan rahmet, ailelerine başsağlığı diledi.
TBMM'nin 94 yıldır milleti gururla temsil eden, Cumhuriyet'in kurucu iradesi ve kurulduğu günden beri, millet iradesinin en yüksek dereceden tecelli ettiği kutsal mekan olduğunu belirten Çiçek, "TBMM, demokratik meşruiyetin merkezidir. Türk milletinin, bağımsızlık, Cumhuriyet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve demokrasi başta olmak üzere, en önemli kazanımlarında en büyük pay sahibidir. Ülke ve millet olarak bugün nelere sahipsek bunda TBMM'nin her türlü takdirin üzerinde çabası, üstün gayreti ve çalışması vardır" dedi.
Çiçek, şöyle konuştu:
"Aziz Atatürk'ün bize hedef olarak gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmamızdaki yoğun çabaların, yasal düzenlemelerin ve köklü reformların onurunu yaşayan da bu Meclis'tir. TBMM, demokrasimizin kalbidir. Milli mücadelemizi yürüten ve yöneten en temel, en vazgeçilmez kurumdur. Çünkü dünyada örneği olmayan Gazi Meclis'tir. Bütün bunlardan ve daha başkaca sebeplerden dolayı bu kutsal çatı altında görev yapmak, üye olarak bulunmak hepimiz için en büyük bahtiyarlıktır. Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en değerli mirastır. Onurumuz büyüktür, ancak buna karşılık sorumluluğumuz da büyüktür, ağırdır.
TBMM, bugüne kadar bu onurla, bu gururla sorumluluk duygusunu derinden hissederek üzerine düşenleri yapma gayreti içerisindedir. Eksiğimiz olmuştur, yanlışlarımız olmuştur, üzüldüğümüz, 'keşke olmasaydı, keşke yapmasaydık' dediğimiz anlar da olmuştur. Ama yine de milletimize olan borcumuzu bir nebze de olsa ödemek için gece gündüz demeden çalıştık. 5. Yasama Yılı da bu dönemin son yılıdır. Yine aynı gayretle çalışacağız."
TBMM Başkanı Çiçek, 24. Yasama Yılı'nda 973 tasarı, 2 bin 372 teklif sunulduğunu, bunlardan 443'ünün kanunlaştığını, ayrıca 77 adet de Meclis kararı alındığını söyledi. 4. Yasama Yılı'nda bin 474 sözlü soru önergesi verildiğini, bu önergelerden 65'inin cevaplanabildiğini belirten Çiçek, 22 bin 63 yazılı soru önergesinden 9 bin 470'ine cevap verildiğini bildirdi. Cemil Çiçek, "Meclis Araştırma önergesi sayısı 810'dur, 24 önerge kabul edilmiştir. 10 Genel Görüşme, 9 gensoru bu dönemde başkanlıkça işleme konulmuştur. 8 Meclis Soruşturma önergesi verilmiş olup, 4'ü reddedilmiş, biri kabul edilmiş, bir önerge yeteri sayı olmadığı için düşmüş ve geri alınmıştır" diye konuştu.
Genel Kurul'un, son yıl yaptığı 139 birleşimde yaklaşık 795 saat çalıştığını belirten Çiçek, "Bu son yasama yılında da bir yandan gündemindeki konuları görüşerek karara bağlayacak, diğer yandan en etkili şekilde parlamenter diplomasinin imkanlarını kullanarak içeride ve dışarıda katıldığı tüm faaliyetlerde milletimizin hukukunu, hak ve menfaatlerini korumaya devam edecektir" dedi.
Cemil Çiçek, şunları kaydetti:
"Şunu hepimiz biliyor ve inanıyoruz ki; tüm sorunlarımızın tartışılmasında, çözüm arayışlarında ve çözüme kavuşturulmasında TBMM en meşru platformdur ve en önemli teminattır. Değerini korumak ve onun itibarını en üst seviyede tutmak da bizim görev ve sorumluluğumuzdur. Yakın coğrafyamıza baktığımızda ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Yanıbaşımızda insanlık suçu işleniyor, insanlığa karşı suç işleniyor. Vahşetin, hunharlığın, cinnetin ve cinayetlerin her türlüsü var. Terör örgütleri; işittiğimiz, işitmediğimiz terör örgütleri, insanlık tarihinin en kanlı eylemlerini fütursuzca gerçekleştiriyor. Telafer'de, Kerkük'te, Irak'ta, Somali'de, Halep'de ve daha bir çok yerde kan dökmeye devam ediyor. Kadın, çocuk, yaşlı demeden oluk oluk kan döküyor, kin kusuyor.
Milyonlarca insan yerinden yurdundan edilmiş, bir insanlık dramı yaşıyor. Hepsini hiçbir ayrım yapmadan lanetliyor, nefretle kınıyoruz. Uluslararası toplum ve kuruluşların, en başta BM'nin çok acil karar vermesi lazım. Bu kuruluşlar bunun için vardır, bugünler için vardır. Bu kan daha fazla akmamalı, bu insanlar daha fazla acı çekmemeli. Kim ne yapacaksa, yeni yüzbinler hayatını kaybetmeden bir an evvel yapmalıdır. Fitne, fesat ateşi bir an evvel söndürülmelidir. Bu şenaati işleyenler, ne insandır ne de Müslümandır."
Çiçek, çok zor ve çok sıkıntılı bir dönemden geçildiğini ifade ederek, "Çok şükür ülkemiz; Kafkaslar'da, Ukrayna'da, Ortadoğu'da, dört bir yanımızdaki bu kan ve ateş çemberi içinde huzurlu bir sığınaktır. Bu huzuru devam ettirmek bizim elimizdedir. Tüm bireyler olarak birbirimizin kıymetini daha iyi bilelim. Birimizin varlığını, diğerimizin yokluğunda aramayalım" diye konuştu.
Fikri ve ve sair farklılıkların olduğunu ve bunun da tabii olduğunu işaret eden Çiçek, "Ama bu farklılıklar birbirimize saygıya, barışa ve kardeşliğe engel değildir. Bugüne kadar önümüze çıkarılan bunca zorluğa ve fitneye rağmen birer birer bin olduk, yüz bin olduk, milyonlar olduk ve büyük bir millet olduk. Hep birlikte tertemiz bir kültür ve medeniyet inşa ettik" dedi.
Cemil Çiçek, sözlerini şöyle tamamladı:
"(Bir taşla duvar olmayacağını) en iyi biz biliriz. Milletimizin derin irfanından süzülerek, hikmete ve hayat pratiğine dönüşen şu sözler hepimize çok şey ifade etmektedir: 'Omuzlarımızda bir yudum suyun, yedi adım yolun hakkı vardır.' 'Bizim kötümüz elin iyisinden yeğdir.' 'Bulut geçerken hava nemlenirmiş.' Bölgemizde hava yeteri kadar nemlenmiştir. Yağmur damlaları yerine kan damlalarının döküldüğü, felaket ve cehalet bulutlarının gökyüzünün tümünü kapladığı, kaostan da öte adeta kıyametin koptuğu yeryüzünün tam da ortasındayız. O nedenledir ki birbirimize her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır.
Birbirimizi daha iyi anlamaya, konuşmaya, diyaloğa, dayanışmaya, kucaklaşmaya ve kardeşliğe ihtiyacımız var. Ve yine halk irfanında ifade edildiği şekliyle, dirlik nerede ise varlık oradadır. Dirliğin olmadığı yerde, devlet de yoktur. Burası hepimizin ebedi vatanıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de kıyamete dek yaşayacak devletimizdir. Allah milletimize ve devletimize zeval vermesin. Dirliğimiz azıp birliğimiz bozulmasın."
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son günlerde sergilenen, çözüm sürecini sabote etmeye yönelik tahrik girişimlerinin, sadece bu girişimlerin sahiplerine zarar vereceğini belirterek, "Siyasi partilerimiz, şiddetle aralarına mesafe koymalı, peşin hükümlü ve önyargılı olmaktan kurtulmalı, kararsızlığı bir kenara bırakarak, çözümün tarafında, çözüme katkı sunmanın mücadelesi içinde olmalıdır" dedi.
Erdoğan, TBMM'nin 24. Dönem, 5. Yasama Yılı'nın açılışı dolayısıyla Meclis Genel Kurulu'nda cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk kez hitap etti.
Erdoğan, 12 Haziran 2011'deki genel seçimlerin ardından Meclis'in, son derece özverili, gayretli, başarılı bir performans sergilediğini ifade etti. Erdoğan, ülkenin ve milletin ihtiyaç duyduğu çok önemli tasarı ve teklifleri yasalaştırdıkları için milletvekillerine teşekkür etti.
Kürsüden, milletin kürsüsünden, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğrudan halkın oylarıyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak hitap etmenin heyecanını yaşadığını belirten Erdoğan, "Bu aziz millet, her seferinde, büyük bir vakarla sandık başına giderek, her türlü meseleye son noktayı koymasını bilmiş; o engin ferasetini ve basiretini her seferinde sandıkta müşahhas hale getirmiştir" dedi.
Erdoğan, TBMM'ye cumhurbaşkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesi imkanını getiren 2007'deki anayasa değişikliği nedeniyle şükranlarını sundu. Erdoğan, 10 Ağustos'ta sandık başına giden ve ilk kez Cumhurbaşkanını sandıkta belirleyen millete de teşekkür etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"28 gün sonra 91 yılını dolduracak olan Türkiye Cumhuriyeti, milletçe hepimizin gurur duyacağı bir demokratik olgunluğa erişmiş, hemen arkamızda yazan, 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ibaresi, en güzel şekilde tecelli etmeye başlamıştır. Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi, geçmişte hemen her cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan tartışmaları ortadan kaldırmıştır. Seçilmiş bir Cumhurbaşkanı ve seçilmiş bir Hükümet, şu anda olduğu gibi, uyum ve koordinasyon içinde Türkiye için hizmet üretmeye devam edecektir. Ulaştığımız bu demokratik seviye de hiç kuşkusuz ülkemiz ve milletimiz için hem gurur, hem de umut kaynağıdır.
Türkiye, sadece son 3 yıl içinde, 3 seçime şahit olmuştur. 12 Haziran 2011 seçimleri, 30 Mart ve 10 Ağustos seçimleri, büyük bir katılımla, büyük bir heyecanla, milletin demokratik olgunluğuyla tecelli etmiş; milletin iradesi son derece şeffaf bir şekilde sandığa yansımıştır. Bugün şurası artık tartışmaya mahal bırakmayacak derecede belirgin hale gelmiştir: Sandık, her meselenin çözüm yeridir. Milletin kararı, mukadderat dahilinde her kararın üzerindedir. TBMM'yi şekillendirecek yegane vasıta, sandıktır. Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerini takdir ve tayin edecek yegane vasıta, aynı şekilde sandıktır. TBMM'ye istikamet çizmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerini tayin etmek, tenzil etmek için sandık dışındaki her yol, her yöntem gayri meşrudur. Türkiye'de sandığın yolu, seçmek ve seçilmek isteyen herkes için açıktır. Çok partili siyasi tarihimize bakıldığında, gayret eden, emek sarf eden, uzun soluklu mücadele verebilen, kendisini millete anlatabilen her siyasi görüşün, her siyasi partinin, sandıktan çıktığı, TBMM'de temsil edildiği görülecektir."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle son yıllarda yapılan seçimlerin, milletin, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilecek en güçlü hakem olduğunu çok net bir biçimde gösterdiğini söyledi.
Milletin mümeyyiz olduğunu, asla vasilere, velilere ihtiyacı bulunmadığını belirten Erdoğan, "Millet bilmez, millet anlamaz, millet karar veremez" bu tür yaklaşımlarla, kendilerine, kendilerinden menkul vasi ve veli vazifesi yükleyenlerin döneminin, geri gelmemek üzere kapandığını vurguladı.
Erdoğan, "Nasıl ki millet, kendisi için vasi ve veli kabul etmiyorsa, siyasetin de vesayetten kendisini tamamen kurtarması artık kaçınılamaz bir gereklilik halini almıştır" dedi.
Şiddetin, silahların, güç odaklarının vesayetinde bir siyaset anlayışının, yeni Türkiye'nin istikametine denk düşmeyen bir siyaset anlayışı olduğunu dile getiren Erdoğan, siyasetin, en az bu aziz millet kadar cesur ve yürekli olması, üzerindeki tüm baskıları, üzerindeki tüm vesayet mekanizmalarını mutlaka bertaraf etmesi gerektiğini vurguladı.
Millete ve ülkeye ait her sorunun çözüm yerinin TBMM; çözüm aracının da siyaset olduğuna işaret eden Erdoğan, sorunlara, siyasetin, Meclis'in dışında çözüm aramanın, milli iradeye karşı apaçık bir hürmetsizlik olduğunu kaydetti.
Erdoğan, medya, sivil toplum örgütleri, sendikalar, dernekler ve vakıfların, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olduğunu dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yine hiç şüphesiz, anayasa ve yasalar çerçevesinde yapılan gösteri ve protestolar, her zeminde dile getirilen eleştiriler, demokrasinin olmazsa olmazıdır. Ancak bu mekanizmalar, siyaseti esir almazlar, siyaseti yok saymazlar, kendilerini TBMM'nin, milli iradenin, yani sandığın üzerinde göremezler. Siyaset, sokaklarda hakimiyet kurmak ve milli iradeyi boğmak isteyen şiddete boyun eğerse, bu şiddeti kutsar ve teşvik ederse, en başta kendi varlığını inkar etmiş demektir.
Sorunları Meclis içinde, siyaset zemininde, ya da millete giderek sandık yoluyla çözmek varken, terörden, şiddetten, sokak eylemlerinden, siyaset dışı güç odaklarından medet umanlar, kendilerini yok saymak gibi bir acziyetin içine girerler. Esasen geçmişte Türkiye bunu maalesef yaşamıştır. Sandıktan umudunu kesenler, sokak eylemlerine umut bağlamış, siyaset dışı kurumları sözüm ona vazifeye davet etmişlerdir. Ortaya çıkan sonuçları hepimiz gördük, yaşadık ve tecrübe ettik. Siyasetin dışından çözüm arayışları, ülkemize çok ağır bedeller ödetti ve on yıllar boyunca faturası ödenen çok ağır enkazlar bıraktı. Siyaseti ve milli iradeyi tehdit eden terör ve şiddet eylemleri karşısında, en başta ve en cesur şekilde önce siyasetçinin durması, önce siyasetçinin ve siyasi partilerin buna karşı çıkması gerekir. Elinde silahla cinayet işleyen şebekeleri öven ve destekleyen bir siyaset anlayışı, kendisini inkar eden bir siyaset anlayışıdır. Küçük çocukların eline taş vererek şiddeti körükleyen bir siyaset anlayışı, hiç şüphesiz acziyet ifade eden bir siyaset anlayışıdır. Ülkenin huzur ve güvenliği için canını ortaya koyan güvenlik güçlerine taş fırlatan bir siyaset anlayışı, aslında kendisini küçülten bir siyaset anlayışıdır. Aynı şekilde, sokak eylemlerini, vandallığı, yakıp yıkmayı, hakareti teşvik eden, eylemcilerin önünde polise taş fırlatan, polise hakaret eden bir siyaset anlayışı da kendisini inkar eden, aslında çaresizlik sergileyen bir siyaset anlayışıdır."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'deki her meselenin çözüm ve karar yerinin, TBMM, çözüm aracı ve karar mekanizmasının da siyaset olduğunu dile getirdi.
TBMM, siyasi partiler ve tek tek milletvekillerinin, Meclis'in ve siyasetin saygınlığını korumakla mükellef olduğunu vurgulayan Erdoğan, bundan sonra da Meclis'in ve siyasetin saygınlığının en üst seviyede muhafaza edileceğine inandığını anlattı.
Erdoğan, yakın siyasi tarih ve tecrübelerinin, demokrasi ve en geniş anlamda özgürlük ortamının, Türkiye'nin varlığını ve birliğini tehdit eden değil, tam tersine Türkiye'yi güçlendiren mekanizmalar olduğunu söyledi.
Erdoğan, Türkiye'nin, bütün eski korkularının üzerine cesaretle gittiğini, yasak ve kısıtlamaları cesaretle kaldırdığını, bu sayede hem ekonomisini büyüttüğünü hem toplumsal huzuru tesis ettiğini hem de dünyadaki itibarına itibar kattığını söyledi.
Özellikle son 12 yıl içinde, kaldırılan her yasağın, her kısıtlamanın, toplumda huzurun artmasına zemin hazırladığına işaret eden Erdoğan, atılan her demokratikleşme adımının, toplumun farklı kesimlerini birbirine daha da yaklaştırdığını söyledi. Erdoğan, cesaretle üzerine gidilen her hassas mesele, 77 milyonun birliğini, bütünlüğünü, kardeşliğini daha da pekiştirtiğini belirtti.
Erdoğan, demokrasinin standartları yükseldikçe, özgürlük alanları genişledikçe, kardeşlikleri güç kazandıkça, ekonominin de buna paralel büyüdüğünü ifade ederek, Türkiye'nin bu sayede 12 yıl içinde yıllık ortalama yüzde 5 büyüme oranını yakalayabildiğini anımsattı.
Erdoğan, Türkiye?nin, korkarak, çekinerek, tereddüt ederek varabileceği hiçbir seviye, yakalayabileceği hiçbir hedef olmadığını ifade ederek, bölünme, parçalanma, iç çatışma gibi senaryoların, yersiz ve anlamsız korkular olduğunun, yakın tarihte açık bir şekilde görüldüğünü söyledi.
Farklı dil ve lehçelerde konuşmanın, yayın yapmanın, propaganda yapmanın önünün açıldığını anımsatan Erdoğan, Türkiye'nin bölünmediğini, daha da güçlendiğini vurguladı.
*** HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
