2016-10-11 - 15:41
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, merkezi Irak hükümetine seslenerek, "Başika'da bizim askerlemizin bulunması sıradan bir olay değildir. Irak halkının güvencesi için Başika'da bizim askerlerimiz bulunuyor. Dolayısıyla buradan size ulaşan bazı söylemlerin iticiliğine kapılıp Başika'daki askerlerimizin Irak'ı terk etmesini istemeyiniz. Onlar aynı zamanda sizin güvenceniz." dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, merkezi Irak hükümetine seslenerek, "Başika'da bizim askerlemizin bulunması sıradan bir olay değildir. Irak halkının güvencesi için Başika'da bizim askerlerimiz bulunuyor. Dolayısıyla buradan size ulaşan bazı söylemlerin iticiliğine kapılıp Başika'daki askerlerimizin Irak'ı terk etmesini istemeyiniz. Onlar aynı zamanda sizin güvenceniz." dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin Grup Toplantısı'nda, bugün Muharrem ayının 10. günü olduğunu hatırlattı.
Bugünün, İslam dünyasında yaşanan derin yarılmanın kilometre taşlarından biri olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, "Sevgili Peygamberimizin torununun ve 72 Ehli Beyt yandaşının Kerbela'da şehit edildiği gündür ve 1377 yıldır İslam dünyası bu acıyı yaşıyor." ifadesini kullandı.
Hazreti Hüseyin'in makam, mal mülk peşinde olmadığını, Yezid'in zulmüne karşı direndiği için şehadet şerbeti içtiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, o nedenle bugünün İslam tarihinin önemli günlerinden biri olduğunu bildirdi. Kılıçdaroğlu, "Acıları unutmayacağız ama geleceğe umutla bakmayı da ihmal etmeyeceğiz." dedi.
Hakkari Şemdinli'deki terör saldırısında şehit olan askerlerin isimlerini tek tek okuyan Kılıçdaroğlu, her zaman teröre karşı olduklarını belirtti.
Her şehit olayından sonra hükümet yetkililerinin "köklerini kazıyacağız, yeni tedbirler alacağız" şeklinde açıklamalar yaptığına işaret eden Kılıçdaroğlu, "Ne yapacaksanız bir an önce yapın. Her türlü desteği verdik, neden bu şehitlerin arkası kesilmiyor? Neden kararlı bir tavır takınılmıyor?" ifadesini kullandı.
Genelkurmay Başkanlığının açıklamasına göre son bir aydaki şehit sayısının 88 olduğunu vurgulayan Kemal Kılıçdaroğlu, hükümetin 2002'de terörsüz bir Türkiye devraldığını, ancak şimdi ülkenin bir terör batağının içinde olduğunu ileri sürdü.
İktidarın kendilerinden sürekli olarak "iyi şeyler yapıyorlar" demesini beklediğini aktaran Kılıçdaroğlu, "Biz konuşmazsak vatandaşın dertlerini kim seslendirecek?" sorusunu yöneltti.
Kılıçdaroğlu, PKK'lı teröristlerin AK Parti'nin Van Özalp İlçe Başkan Yardımcısı Aydın Muştu ile Diyarbakır Dicle İlçe Başkanı Deryan Aktert'i öldürdüğünü anımsatarak, "Başta Binali Yıldırım olmak üzere AK Parti'nin bütün camiasına CHP Grubundan başsağlığı dileklerimizi gönderiyoruz. Teröre karşıyız, kimden gelirse gelsin. Dolayısıyla Dicle İlçe Başkanının hayatını kaybetmesi de hepimizin ortak derdidir. Birlikte mücadele etmek hepimizin ortak görevidir." diye konuştu.
Bu sabah erken saatlerde Doğan Haber Ajansı'nın Tunceli'de görev yapan muhabirinin evinde arama yapıldığını belirten Kılıçdaroğlu, "Toplantı ve yürüyüşü haberleştirmek ne zamandan beri suç olmaya başladı? Gazeteciyi suçlamak bizim haber alma hakkımızı kısıtlamak demektir." ifadesini kullandı.
Kılıçdaroğlu, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Garı'nda iki canlı bombanın kendini patlatması sonucu 101 vatandaşın hayatını kaybettiğini, dün de bu saldırının yıl dönümü olduğunu vurguladı.
Ölenleri anmak için olay yerine giden ailelerin biber gazı, cop ve şiddetle karşılaştığına değinen Kılıçdaroğlu, "Bir annenin kendi çocuğunun öldüğü yere karanfil bırakması suç mu? Biz bu ayıbı ortadan kaldırmak için daha ne kadar bekleyeceğiz? Bu ülkeye demokrasi, hoşgörü ne zaman gelecek?" dedi.
Saldırıyı gerçekleştiren örgütün DEAŞ olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, bu örgüte Türkiye'deki 70 ilden militan katıldığını bildirdi.
Türkiye'nin iyi yönetilmediğini savunan Kılıçdaroğlu, ülkenin dış politikada önemli bir yol ayrımına geldiğine değindi.
Musul'a bir operasyon yapılacağını öne süren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Ne demektir Musul operasyonu? IŞİD sonrası Ortadoğu ile ilgili yeni stratejiler demektir ve Türkiye'nin bu konuda son derece dikkatli bir dil kullanması lazım. Ama üzülerek ifade ediyorum, Sayın Erdoğan Dubai merkezli bir televizyona verdiği demeçle mezhep endeksli dış politikayı gündeme getirdi. Bunun üzerine Irak merkezi yönetimi Türk askerinin Başika'dan çekilmesini istedi." görüşüne yer verdi.
Dış politikanın iç politika malzemesi yapılamayacağının ve kullanılan dile çok dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Merkezi Irak yönetimine CHP'nin Genel Başkanı olarak seslenmek istiyorum; Irak'ın toprak bütünlüğünü her dönem savunduk, savunmaya devam edeceğiz. Irak'ın kaderini Irak halkının belirlemesi gerektiğini söyledik, söylemeye devam edeceğiz. 'Ortak kültürümüz, tarihimiz var' dedik, söylemeye de devam edeceğiz. Başika'da bizim askerlemizin bulunması sıradan bir olay değildir. Irak halkının güvencesi için Başika'da bizim askerlerimiz bulunuyor. Dolayısıyla buradan size ulaşan bazı söylemlerin iticiliğine kapılıp Başika'daki askerlerimizin Irak'ı terk etmesini istemeyiniz. Onlar aynı zamanda sizin güvenceniz. Elbette ki Irak'ın iç sorunu bittikten sonra elbette ki askerlerimiz geriye çekilecektir. Ama biz Musul'da, Kerkük'te ve diğer Irak bölgelerinde terörün ayıklanmasını ve IŞİD'in o bölgeden çıkmasını istiyoruz. Bize bir görev düştü, evet sizin isteğiniz üzerine oraya geldik ve dolayısıyla görevimizi yapmaya izin veriniz. Biz Irak halkıyla dost olmaya ve dostluğumuzu sürdürmeye kararlıyız."
Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin bir Dışişleri Bakanı olduğunu, dışişleriyle ilgili bir konuda bu bakanın konuşması gerektiğini, Dışişleri Bakanı yoksa sorumluluğun Başbakanda olduğunu ve onun konuşması gerektiğini ifade etti.
Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmeleri yaptı:
"Neden Cumhurbaşkanı ve hangi gerekçeyle konuşur? Enerji konferansı yapılıyor, Başbakan yok ortada. İki başbakan var. Bir resmi Başbakan Sayın Binali Yıldırım, bir de gölge Başbakan Berat Albayrak. Kim Başbakan bu ülkede? Sayın Binali Yıldırım'a çok iyi niyetlerle şunu söylemek isterim; koltuğunuzun hakkını verin ve yetkilerinizi başkalarıyla paylaşmayın. Aksi halde siz kan kaybediyorsunuz. Eğer Musul'la ilgili birinin konuşması gerekiyorsa konuşacak kişi Dışişleri Bakanı, Başbakandır. Neden başkası konuşuyor?"
Türkiye'nin uluslararası arenada terörle, darbeyle, tutuklu gazeteciler ve üniversitelerden atılan hocalarla anıldığını ileri süren Kılıçdaroğlu, ekonominin halinin ise kötü olduğunu söyledi.
Laleli ve Kapalı Çarşı esnafından örnekler veren ve esnafın kan kaybettiğini belirten Kılıçdaroğlu, dükkanların bir bir kapandığını iddia etti.
Kılıçdaroğlu, çiftçinin de halinin perişan olduğuna dikkati çeken Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Ben şimdi özellikle AK Pari'ye oy veren saygıdeğer yurttaşlarıma seslenmek istiyorum; 14 yıldır iktidarda olmalarına katkı verdiniz. Ama bütün başarısızlıklarını belli gruplara yükleme konusunda ciddi bir beceri sergilediler. Dönem geldi 'biz bunu yapmayacaktık ama bizi PKK kandırdı. Bizi FETÖ kandırdı. Bizi Esad kandırdı. Kaddafi bizi kandırdı...' Ama siz çıkıp şu soruyu sormadınız, 'biz size oy verdik her gelen sizi kandırsın diye mi?' Kandırılan bir iktidar Türkiye'yi yönetebilir mi? Oy verenlere sesleniyorum; elinizi vicdanınıza koyun ve ona göre düşünün. Artık Türkiye bu kadar ağır bir yükü taşıyamıyor. 14 yıldır 'FETÖ'den bizim haberimiz yoktu' diyorlardı değil mi? Buradan açıkladım MGK kararını. Hepsinin altında kapı gibi imzası var."
Konuyla ilgili İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu'nun soru önergesi verdiğini ve hükümetin ne yaptığını sorduğunu aktaran Kemal Kılıçdaroğlu, o dönemin Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler'in verdiği cevapta, "Söz konusu MGK kararını hayata geçirme yönünde hükümetimiz dönemde herhangi bir Bakanlar Kurulu kararı alınmamıştır, herhangi bir adım atılmamıştır." dediğini ifade etti.
"Nasıl oldu da sizi kandırdılar o zaman?" sorusunu yönelten Kılıçdaroğlu, "Aslında bunu Erdoğan gayet güzel bir dille anlatıyor; 'Aynı menzile farklı yollardan gidiyorduk biz' diyor. Aynı menzile farklı yollardan gidiyorsanız, zaten bir işlem yapamazsınız. Zaten yok hükmünde sayarsınız. Ne oldu? Aynı menzile giderken rekabet içinde biri diğerini yok etmeye çalıştı. Biri galip geldi, diğeri mahkum pozisyonunda. O zaman senin FETÖ'den bir farkın yoktur." değerlendirmesini yaptı.
Kılıçdaroğlu, Hükümet yetkililerinin Türkiye'de bir darbe olduğunu kimseye anlatamamaktan dert yandığını belirterek, şunları kaydetti:
"Anlatamazsınız. Üniversitelerden hocaları attınız mı? Attınız. Binlerce öğretmeni işinden ettiniz mi? Ettiniz. Yüzlerce gazeteciyi işinden edip hapse attınız mı? Attınız. Yüzlerce iş adamının mal varlığına el koydunumuz mu? Koydunuz. Gaziantep'te el konulan bir fabrikanın işçileri iki aydır maaş alamıyor. Diyorlar ki 'mağdur edebiyatı yapmayın'. Peki o işçinin hakkını kim savunacak?"
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Bir darbe fırsatçılığı yapıp, karşı darbe yapıyorlar. 'Türkiye'de darbe olduğunu anlatamıyoruz' diyorlar. Sen bu tutumla devam edersen, Türkiye'de senin darbe yaptığını zaten bütün dünya anlayacak." dedi.
Kılıçdaroğlu, TBMM'den kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi alındığını, anayasa hükmünde kararname çıkarıldığını söyledi.
İl, ilçelerde binlerce mağdur olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, şimdi hakimlere, "Sakın ola ki aksi yönde karar verme." diye gözdağı verildiğini ileri sürdü.
Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan tarafından kendisi hakkında dava açıldığına değinerek, "Bugün internet sitelerine düşen bir haber vardı; benim hakkımda da 2 yıl 8 aylık bir dava açılmış, savcı iddianame düzenlemiş. 2 yıl 8 ay değil, 2 bin 800 yıllık iddianame düzenlemezsen adam değilsin. Sanıyorlar ki korkacağız." ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu, suçun şahsi olmaktan çıkarılarak, kolektif suç haline getirildiğini, kişi suçlanırken, eşinin, çocuklarının da suçlandığını söyledi.
"Bütün aile aç kalacak" denildiğini ileri süren Kılıçdaroğlu, "Bütün aile aç kalır mı, yoksulluğa, açlığa mahkum etmek dünyanın neresinde var? Bütün o mazlumlara, bütün o çocukların tamamına sahip çıkacağım, sözüm sözdür. Hapishaneler tıka basa dolu, ciddi işkence, kötü muamele iddiaları var." dedi.
Başbakan Binali Yıldırım'a bu tür iddiaları söylediğini anlatan Kılıçdaroğlu, Anadolu Ajansının görüntülerini hatırlattı. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun cezaevi alt komisyonu, cezaevlerini gezsin, işkence, kötü muamele olup olmadığına baksınlar. Yoksa, rapor yazsınlar. Siz de başbakan olarak raporu alın, 'Kapı gibi rapor var, bu raporun altında her partiden milletvekili imzası var. Hapishanelerde işkence ve kötü muamele yoktur.' deyin. Ama bunu yapamıyorlar, cesaret edemiyorlar. Çünkü hapishanelerde işkence de kötü muamele de var.
Ben bunu söylemeyeceğim de kim söyleyecek. Askerlerin yaptığı 12 Eylül darbe sonrasında, darbecilerin en çok korktuğu işkence iddialarıydı. Bütün hapishaneleri açarlar, dışarıdan gelenler, hapishaneleri işkence var mı yok mu diye gezerdi. 3 yatakta 7-8 kişinin yattığı koğuşlar var. Diyorlar ki, 'Ey Kılıçdaroğlu Yenikapı ruhu ne oldu?' Ben bunların tamamını Yenikapı'da anlattım. Demek ki sen beni dinlememişsin. Ben insan haklarını, demokrasiyi, özgürlükleri, mazlumun hakkını savunuyorum. Benim inancıma göre zalime teslim olmayız. Zulmün karşısında susan dilsiz şeytandır. Ben şeytan değilim, şeytan sensin."
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, birçok ağır olay bulunduğunu, bunların hepsinin dile getirilmesi gerektiğini anlattı.
Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Halit Çevik'in, 21 Temmuz 2016'da BM'ye, "Ülkemizde darbe girişimi oldu, 90 gün süreyle OHAL yetkisi aldık. Bizim de imzaladığımız Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi var. Bu sözleşmenin 13 maddesini, OHAL süresince askıya alıyoruz" diye bir dilekçe verdiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, bu maddelerden ikisinin tutulanlara insani biçimde davranmak ve adil yargılama olduğunu belirtti.
Kılıçdaroğlu, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin, "OHAL kapsamında hapse alınanlara kesinlikle insan gibi davranmayacağım, işkence yapacağım, adil yargılamayacağım" dediğini iddia ederek, sonra da kendilerine "Yenikapı ruhu var sakın sesinizi çıkarmayın" denildiğini savundu. Kılıçdaroğlu, "Biz bunu söylemeyip de kim söyleyecek, biz demokrasiyi, insan haklarını savunmayacağız da kim savunacak?" diye sordu.
Neden gazetecilerin hapse atıldığı, üniversite hocalarının işine son verildiği sorularını yönelten Kılıçdaroğlu, "Bize, 'mağdur edebiyatı yapmayın' diyorlar. Bizim yaptığımız edebiyat değildir. 16 günlük bebeği annesinden koparırsanız bu edebiyat değildir ey Binali Yıldırım. Sen de çoluk çocuk sahibisin. Dön eşine sor bakayım, o çocuk nedir, o anne için o çocuk nedir? Yargılanmadan, hakim karar vermeden bir adamı nasıl mahkum, suçlu ilan edebilirsin, yarın beraat ederse ne olacak?" değerlendirmesinde bulundu.
Kılıçdaroğlu, en baştan beri darbeye karşı olduklarını dile getirerek, Meclis'i bombalayanların, askerleri, vatandaşı, emniyette 47 polisi öldürenlerin yakalanıp, adaletin önüne çıkarılmasını, hesap sorulmasını istedi. Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Ama kardeşim sen böyle yapmıyorsun, dönüyorsun vatandaştan hesap soruyorsun. Şu anda bütün Türkiye genelinde 1 milyonu aşkın mağdur var. OHAL öncesi üniversitede hocalar bildiri yayınlamışlar, fırsatçılık yapıp onları da terör örgütü kapsamında üniversiteden atıyorsunuz. Niye atıyorsun, mahkum oldular mı; hayır. Bazıları yargılanıyor bazıları yargılanmıyor. Yarın bunlar beraat etse ne olacak, bunların aileleri, çoluk çocuğu yok mu? Biz mağdurların hakkını korumak zorundayız. Zulme meyletmeyeceğiz. Bu bizim inancımız ve siyasal görüşümüz itibarıyla böyledir. Zulme karşı duracağız."
Kılıçdaroğlu, ciddi vakaların bulunduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:
"101 vatandaşımız canlı bombayla hayatını kaybetti, PKK terör örgütü her gün can alıyor, askerlerimiz şehit oluyor, bir anne çocuğunu askere nasıl gönderiyor, geceleri uyuyor mu uyumuyor mu? 8 aylık hamile kadını alıyorsunuz, şeker hastası kişiyi alıyorsunuz içeriye. İlacını verin bari. Bir darbe fırsatçılığı yapıp, karşı darbe yapıyorlar. 'Türkiye'de darbe olduğunu anlatamıyoruz' diyorlar. Sen bu tutumla devam edersen, Türkiye'de senin darbe yaptığını zaten bütün dünya anlayacak. Biz demokrasinin gereği olarak sizi uyarıyoruz, yanlış yapıyorsunuz. PKK'da da Gülen olayında da yanlış yaptığınızı söyledik. Şimdi haklılığımız ortaya çıkıyor ama milyonlarca mağdur var, binlerce insan hayatını kaybediyor. Yazık günah değil mi? Darbecilerle elbette mücadele edin, darbeye elbette karşıyız. Ama bankaya para yatırdı diye birisini devlet memurluğundan atacaksın, o bankaya izin veren siyasetçiyi koruyacaksın. Olmaz. Darbe fırsatçılığı yapıp, eğitim sistemini dinamitleyeceksin, proje okullarını alt üst edeceksin, öğretmenlerin her birini bir tarafa süreceksin. Veliler, çocuklarımız ayakta, öğretmenlerine sahip çıkıyor. Çocukların öğretmenlerine sahip çıktığı kadar sen de öğretmenlerine sahip çık, bu bizim, Cumhuriyetin öğretmeni."
Kılıçdaroğlu, partisinin Grup Toplantısı'nda, bugün Muharrem ayının 10. günü olduğunu hatırlattı.
Bugünün, İslam dünyasında yaşanan derin yarılmanın kilometre taşlarından biri olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, "Sevgili Peygamberimizin torununun ve 72 Ehli Beyt yandaşının Kerbela'da şehit edildiği gündür ve 1377 yıldır İslam dünyası bu acıyı yaşıyor." ifadesini kullandı.
Hazreti Hüseyin'in makam, mal mülk peşinde olmadığını, Yezid'in zulmüne karşı direndiği için şehadet şerbeti içtiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, o nedenle bugünün İslam tarihinin önemli günlerinden biri olduğunu bildirdi. Kılıçdaroğlu, "Acıları unutmayacağız ama geleceğe umutla bakmayı da ihmal etmeyeceğiz." dedi.
Hakkari Şemdinli'deki terör saldırısında şehit olan askerlerin isimlerini tek tek okuyan Kılıçdaroğlu, her zaman teröre karşı olduklarını belirtti.
Her şehit olayından sonra hükümet yetkililerinin "köklerini kazıyacağız, yeni tedbirler alacağız" şeklinde açıklamalar yaptığına işaret eden Kılıçdaroğlu, "Ne yapacaksanız bir an önce yapın. Her türlü desteği verdik, neden bu şehitlerin arkası kesilmiyor? Neden kararlı bir tavır takınılmıyor?" ifadesini kullandı.
Genelkurmay Başkanlığının açıklamasına göre son bir aydaki şehit sayısının 88 olduğunu vurgulayan Kemal Kılıçdaroğlu, hükümetin 2002'de terörsüz bir Türkiye devraldığını, ancak şimdi ülkenin bir terör batağının içinde olduğunu ileri sürdü.
İktidarın kendilerinden sürekli olarak "iyi şeyler yapıyorlar" demesini beklediğini aktaran Kılıçdaroğlu, "Biz konuşmazsak vatandaşın dertlerini kim seslendirecek?" sorusunu yöneltti.
Kılıçdaroğlu, PKK'lı teröristlerin AK Parti'nin Van Özalp İlçe Başkan Yardımcısı Aydın Muştu ile Diyarbakır Dicle İlçe Başkanı Deryan Aktert'i öldürdüğünü anımsatarak, "Başta Binali Yıldırım olmak üzere AK Parti'nin bütün camiasına CHP Grubundan başsağlığı dileklerimizi gönderiyoruz. Teröre karşıyız, kimden gelirse gelsin. Dolayısıyla Dicle İlçe Başkanının hayatını kaybetmesi de hepimizin ortak derdidir. Birlikte mücadele etmek hepimizin ortak görevidir." diye konuştu.
Bu sabah erken saatlerde Doğan Haber Ajansı'nın Tunceli'de görev yapan muhabirinin evinde arama yapıldığını belirten Kılıçdaroğlu, "Toplantı ve yürüyüşü haberleştirmek ne zamandan beri suç olmaya başladı? Gazeteciyi suçlamak bizim haber alma hakkımızı kısıtlamak demektir." ifadesini kullandı.
Kılıçdaroğlu, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Garı'nda iki canlı bombanın kendini patlatması sonucu 101 vatandaşın hayatını kaybettiğini, dün de bu saldırının yıl dönümü olduğunu vurguladı.
Ölenleri anmak için olay yerine giden ailelerin biber gazı, cop ve şiddetle karşılaştığına değinen Kılıçdaroğlu, "Bir annenin kendi çocuğunun öldüğü yere karanfil bırakması suç mu? Biz bu ayıbı ortadan kaldırmak için daha ne kadar bekleyeceğiz? Bu ülkeye demokrasi, hoşgörü ne zaman gelecek?" dedi.
Saldırıyı gerçekleştiren örgütün DEAŞ olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, bu örgüte Türkiye'deki 70 ilden militan katıldığını bildirdi.
Türkiye'nin iyi yönetilmediğini savunan Kılıçdaroğlu, ülkenin dış politikada önemli bir yol ayrımına geldiğine değindi.
Musul'a bir operasyon yapılacağını öne süren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Ne demektir Musul operasyonu? IŞİD sonrası Ortadoğu ile ilgili yeni stratejiler demektir ve Türkiye'nin bu konuda son derece dikkatli bir dil kullanması lazım. Ama üzülerek ifade ediyorum, Sayın Erdoğan Dubai merkezli bir televizyona verdiği demeçle mezhep endeksli dış politikayı gündeme getirdi. Bunun üzerine Irak merkezi yönetimi Türk askerinin Başika'dan çekilmesini istedi." görüşüne yer verdi.
Dış politikanın iç politika malzemesi yapılamayacağının ve kullanılan dile çok dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Merkezi Irak yönetimine CHP'nin Genel Başkanı olarak seslenmek istiyorum; Irak'ın toprak bütünlüğünü her dönem savunduk, savunmaya devam edeceğiz. Irak'ın kaderini Irak halkının belirlemesi gerektiğini söyledik, söylemeye devam edeceğiz. 'Ortak kültürümüz, tarihimiz var' dedik, söylemeye de devam edeceğiz. Başika'da bizim askerlemizin bulunması sıradan bir olay değildir. Irak halkının güvencesi için Başika'da bizim askerlerimiz bulunuyor. Dolayısıyla buradan size ulaşan bazı söylemlerin iticiliğine kapılıp Başika'daki askerlerimizin Irak'ı terk etmesini istemeyiniz. Onlar aynı zamanda sizin güvenceniz. Elbette ki Irak'ın iç sorunu bittikten sonra elbette ki askerlerimiz geriye çekilecektir. Ama biz Musul'da, Kerkük'te ve diğer Irak bölgelerinde terörün ayıklanmasını ve IŞİD'in o bölgeden çıkmasını istiyoruz. Bize bir görev düştü, evet sizin isteğiniz üzerine oraya geldik ve dolayısıyla görevimizi yapmaya izin veriniz. Biz Irak halkıyla dost olmaya ve dostluğumuzu sürdürmeye kararlıyız."
Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin bir Dışişleri Bakanı olduğunu, dışişleriyle ilgili bir konuda bu bakanın konuşması gerektiğini, Dışişleri Bakanı yoksa sorumluluğun Başbakanda olduğunu ve onun konuşması gerektiğini ifade etti.
Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmeleri yaptı:
"Neden Cumhurbaşkanı ve hangi gerekçeyle konuşur? Enerji konferansı yapılıyor, Başbakan yok ortada. İki başbakan var. Bir resmi Başbakan Sayın Binali Yıldırım, bir de gölge Başbakan Berat Albayrak. Kim Başbakan bu ülkede? Sayın Binali Yıldırım'a çok iyi niyetlerle şunu söylemek isterim; koltuğunuzun hakkını verin ve yetkilerinizi başkalarıyla paylaşmayın. Aksi halde siz kan kaybediyorsunuz. Eğer Musul'la ilgili birinin konuşması gerekiyorsa konuşacak kişi Dışişleri Bakanı, Başbakandır. Neden başkası konuşuyor?"
Türkiye'nin uluslararası arenada terörle, darbeyle, tutuklu gazeteciler ve üniversitelerden atılan hocalarla anıldığını ileri süren Kılıçdaroğlu, ekonominin halinin ise kötü olduğunu söyledi.
Laleli ve Kapalı Çarşı esnafından örnekler veren ve esnafın kan kaybettiğini belirten Kılıçdaroğlu, dükkanların bir bir kapandığını iddia etti.
Kılıçdaroğlu, çiftçinin de halinin perişan olduğuna dikkati çeken Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Ben şimdi özellikle AK Pari'ye oy veren saygıdeğer yurttaşlarıma seslenmek istiyorum; 14 yıldır iktidarda olmalarına katkı verdiniz. Ama bütün başarısızlıklarını belli gruplara yükleme konusunda ciddi bir beceri sergilediler. Dönem geldi 'biz bunu yapmayacaktık ama bizi PKK kandırdı. Bizi FETÖ kandırdı. Bizi Esad kandırdı. Kaddafi bizi kandırdı...' Ama siz çıkıp şu soruyu sormadınız, 'biz size oy verdik her gelen sizi kandırsın diye mi?' Kandırılan bir iktidar Türkiye'yi yönetebilir mi? Oy verenlere sesleniyorum; elinizi vicdanınıza koyun ve ona göre düşünün. Artık Türkiye bu kadar ağır bir yükü taşıyamıyor. 14 yıldır 'FETÖ'den bizim haberimiz yoktu' diyorlardı değil mi? Buradan açıkladım MGK kararını. Hepsinin altında kapı gibi imzası var."
Konuyla ilgili İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu'nun soru önergesi verdiğini ve hükümetin ne yaptığını sorduğunu aktaran Kemal Kılıçdaroğlu, o dönemin Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler'in verdiği cevapta, "Söz konusu MGK kararını hayata geçirme yönünde hükümetimiz dönemde herhangi bir Bakanlar Kurulu kararı alınmamıştır, herhangi bir adım atılmamıştır." dediğini ifade etti.
"Nasıl oldu da sizi kandırdılar o zaman?" sorusunu yönelten Kılıçdaroğlu, "Aslında bunu Erdoğan gayet güzel bir dille anlatıyor; 'Aynı menzile farklı yollardan gidiyorduk biz' diyor. Aynı menzile farklı yollardan gidiyorsanız, zaten bir işlem yapamazsınız. Zaten yok hükmünde sayarsınız. Ne oldu? Aynı menzile giderken rekabet içinde biri diğerini yok etmeye çalıştı. Biri galip geldi, diğeri mahkum pozisyonunda. O zaman senin FETÖ'den bir farkın yoktur." değerlendirmesini yaptı.
Kılıçdaroğlu, Hükümet yetkililerinin Türkiye'de bir darbe olduğunu kimseye anlatamamaktan dert yandığını belirterek, şunları kaydetti:
"Anlatamazsınız. Üniversitelerden hocaları attınız mı? Attınız. Binlerce öğretmeni işinden ettiniz mi? Ettiniz. Yüzlerce gazeteciyi işinden edip hapse attınız mı? Attınız. Yüzlerce iş adamının mal varlığına el koydunumuz mu? Koydunuz. Gaziantep'te el konulan bir fabrikanın işçileri iki aydır maaş alamıyor. Diyorlar ki 'mağdur edebiyatı yapmayın'. Peki o işçinin hakkını kim savunacak?"
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Bir darbe fırsatçılığı yapıp, karşı darbe yapıyorlar. 'Türkiye'de darbe olduğunu anlatamıyoruz' diyorlar. Sen bu tutumla devam edersen, Türkiye'de senin darbe yaptığını zaten bütün dünya anlayacak." dedi.
Kılıçdaroğlu, TBMM'den kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi alındığını, anayasa hükmünde kararname çıkarıldığını söyledi.
İl, ilçelerde binlerce mağdur olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, şimdi hakimlere, "Sakın ola ki aksi yönde karar verme." diye gözdağı verildiğini ileri sürdü.
Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan tarafından kendisi hakkında dava açıldığına değinerek, "Bugün internet sitelerine düşen bir haber vardı; benim hakkımda da 2 yıl 8 aylık bir dava açılmış, savcı iddianame düzenlemiş. 2 yıl 8 ay değil, 2 bin 800 yıllık iddianame düzenlemezsen adam değilsin. Sanıyorlar ki korkacağız." ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu, suçun şahsi olmaktan çıkarılarak, kolektif suç haline getirildiğini, kişi suçlanırken, eşinin, çocuklarının da suçlandığını söyledi.
"Bütün aile aç kalacak" denildiğini ileri süren Kılıçdaroğlu, "Bütün aile aç kalır mı, yoksulluğa, açlığa mahkum etmek dünyanın neresinde var? Bütün o mazlumlara, bütün o çocukların tamamına sahip çıkacağım, sözüm sözdür. Hapishaneler tıka basa dolu, ciddi işkence, kötü muamele iddiaları var." dedi.
Başbakan Binali Yıldırım'a bu tür iddiaları söylediğini anlatan Kılıçdaroğlu, Anadolu Ajansının görüntülerini hatırlattı. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun cezaevi alt komisyonu, cezaevlerini gezsin, işkence, kötü muamele olup olmadığına baksınlar. Yoksa, rapor yazsınlar. Siz de başbakan olarak raporu alın, 'Kapı gibi rapor var, bu raporun altında her partiden milletvekili imzası var. Hapishanelerde işkence ve kötü muamele yoktur.' deyin. Ama bunu yapamıyorlar, cesaret edemiyorlar. Çünkü hapishanelerde işkence de kötü muamele de var.
Ben bunu söylemeyeceğim de kim söyleyecek. Askerlerin yaptığı 12 Eylül darbe sonrasında, darbecilerin en çok korktuğu işkence iddialarıydı. Bütün hapishaneleri açarlar, dışarıdan gelenler, hapishaneleri işkence var mı yok mu diye gezerdi. 3 yatakta 7-8 kişinin yattığı koğuşlar var. Diyorlar ki, 'Ey Kılıçdaroğlu Yenikapı ruhu ne oldu?' Ben bunların tamamını Yenikapı'da anlattım. Demek ki sen beni dinlememişsin. Ben insan haklarını, demokrasiyi, özgürlükleri, mazlumun hakkını savunuyorum. Benim inancıma göre zalime teslim olmayız. Zulmün karşısında susan dilsiz şeytandır. Ben şeytan değilim, şeytan sensin."
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, birçok ağır olay bulunduğunu, bunların hepsinin dile getirilmesi gerektiğini anlattı.
Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Halit Çevik'in, 21 Temmuz 2016'da BM'ye, "Ülkemizde darbe girişimi oldu, 90 gün süreyle OHAL yetkisi aldık. Bizim de imzaladığımız Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi var. Bu sözleşmenin 13 maddesini, OHAL süresince askıya alıyoruz" diye bir dilekçe verdiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, bu maddelerden ikisinin tutulanlara insani biçimde davranmak ve adil yargılama olduğunu belirtti.
Kılıçdaroğlu, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin, "OHAL kapsamında hapse alınanlara kesinlikle insan gibi davranmayacağım, işkence yapacağım, adil yargılamayacağım" dediğini iddia ederek, sonra da kendilerine "Yenikapı ruhu var sakın sesinizi çıkarmayın" denildiğini savundu. Kılıçdaroğlu, "Biz bunu söylemeyip de kim söyleyecek, biz demokrasiyi, insan haklarını savunmayacağız da kim savunacak?" diye sordu.
Neden gazetecilerin hapse atıldığı, üniversite hocalarının işine son verildiği sorularını yönelten Kılıçdaroğlu, "Bize, 'mağdur edebiyatı yapmayın' diyorlar. Bizim yaptığımız edebiyat değildir. 16 günlük bebeği annesinden koparırsanız bu edebiyat değildir ey Binali Yıldırım. Sen de çoluk çocuk sahibisin. Dön eşine sor bakayım, o çocuk nedir, o anne için o çocuk nedir? Yargılanmadan, hakim karar vermeden bir adamı nasıl mahkum, suçlu ilan edebilirsin, yarın beraat ederse ne olacak?" değerlendirmesinde bulundu.
Kılıçdaroğlu, en baştan beri darbeye karşı olduklarını dile getirerek, Meclis'i bombalayanların, askerleri, vatandaşı, emniyette 47 polisi öldürenlerin yakalanıp, adaletin önüne çıkarılmasını, hesap sorulmasını istedi. Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Ama kardeşim sen böyle yapmıyorsun, dönüyorsun vatandaştan hesap soruyorsun. Şu anda bütün Türkiye genelinde 1 milyonu aşkın mağdur var. OHAL öncesi üniversitede hocalar bildiri yayınlamışlar, fırsatçılık yapıp onları da terör örgütü kapsamında üniversiteden atıyorsunuz. Niye atıyorsun, mahkum oldular mı; hayır. Bazıları yargılanıyor bazıları yargılanmıyor. Yarın bunlar beraat etse ne olacak, bunların aileleri, çoluk çocuğu yok mu? Biz mağdurların hakkını korumak zorundayız. Zulme meyletmeyeceğiz. Bu bizim inancımız ve siyasal görüşümüz itibarıyla böyledir. Zulme karşı duracağız."
Kılıçdaroğlu, ciddi vakaların bulunduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:
"101 vatandaşımız canlı bombayla hayatını kaybetti, PKK terör örgütü her gün can alıyor, askerlerimiz şehit oluyor, bir anne çocuğunu askere nasıl gönderiyor, geceleri uyuyor mu uyumuyor mu? 8 aylık hamile kadını alıyorsunuz, şeker hastası kişiyi alıyorsunuz içeriye. İlacını verin bari. Bir darbe fırsatçılığı yapıp, karşı darbe yapıyorlar. 'Türkiye'de darbe olduğunu anlatamıyoruz' diyorlar. Sen bu tutumla devam edersen, Türkiye'de senin darbe yaptığını zaten bütün dünya anlayacak. Biz demokrasinin gereği olarak sizi uyarıyoruz, yanlış yapıyorsunuz. PKK'da da Gülen olayında da yanlış yaptığınızı söyledik. Şimdi haklılığımız ortaya çıkıyor ama milyonlarca mağdur var, binlerce insan hayatını kaybediyor. Yazık günah değil mi? Darbecilerle elbette mücadele edin, darbeye elbette karşıyız. Ama bankaya para yatırdı diye birisini devlet memurluğundan atacaksın, o bankaya izin veren siyasetçiyi koruyacaksın. Olmaz. Darbe fırsatçılığı yapıp, eğitim sistemini dinamitleyeceksin, proje okullarını alt üst edeceksin, öğretmenlerin her birini bir tarafa süreceksin. Veliler, çocuklarımız ayakta, öğretmenlerine sahip çıkıyor. Çocukların öğretmenlerine sahip çıktığı kadar sen de öğretmenlerine sahip çık, bu bizim, Cumhuriyetin öğretmeni."
