2013-10-08 - 13:27
AK PARTİ TBMM GRUP TOPLANTISI...
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, demokrasiyi, ağırlıklarından, zincirlerinden kurtardıklarını, en ileri demokratik standartları Türkiye ile buluşturduklarını söyledi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, demokrasiyi, ağırlıklarından, zincirlerinden kurtardıklarını, en ileri demokratik standartları Türkiye ile buluşturduklarını söyledi.

Başbakan Erdoğan, 24. Dönem 4. Yasama Yılı'nın ilk grup toplantısında, milletvekillerine ve partililere seslendi.

AK Parti'yi kurdukları 14 Ağustos 2001'den itibaren TBMM çatısı altında, ülkeye ve millete hizmet verdiklerini belirten Erdoğan, 12 yılı aşkın süredir Türkiye'nin sorunlarını çözmek, milletin taleplerine karşılık üretmek, Türkiye'yi, ekonomiyi, demokrasiyi ve kardeşliği büyütmek için canla, başla çaba harcadıklarını anlattı.

3 Kasım 2002 seçimleriyle oluşan parlamento yapısıyla, AK Parti'nin Meclis'te çoğunluğu sağlamasıyla birlikte 11 yıl boyunca çok önemli yasama faaliyetlerini gerçekleştirdiklerini belirten Erdoğan, "Bu parlamento çatısı altında kesintisiz biçimde, istikrarlı, kararlı şekilde, hiç sarsılmayan istikamet doğrultusunda Türkiye'yi çözümlerle buluşturduk. Çok önemli reformlar gerçekleştirdik, Türkiye'nin ufkunu genişlettik, vizyonunu büyüttük" diye konuştu.

AK Parti'li milletvekillerine şükranlarını sunan Erdoğan, 14 Ağustos 2001'den bu yana AK Parti Grubu'nda yer alan, AK Parti'nin ilkeleri doğrultusunda hizmet üreten, bugün de farklı kademelerde AK Parti çatısı altında hizmetlerini sürdüren tüm milletvekillerine de teşekkür etti.

Erdoğan, bugünün, yeni bir gün ve yeni bir başlangıç olduğunu dile getirerek, Hz. Mevlana'nın "Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım" sözüne işaret etti. Erdoğan, dünün, dünde kaldığını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Elbette dünü hatırlayacak, dünden ibret alacak, geçmişten dersler çıkaracağız. Ancak dünün bize verdiği tecrübeyi, kendimize azık edecek, her zaman olduğu gibi gözümüzü istikbale, geleceğe, ufuklara dikecek, gelecek için çalışmaya devam edeceğiz. Geride bıraktığımız 11 yıl, bizim için gurur tablosudur. Ne mutlu bize ki 11 yıl boyunca, ülkemiz, milletimiz için bu yaptığımız hizmetleri, artık öyle bir çırpıda sayıp dökemiyoruz. Ekonomiden demokrasiye, iç politikadan dış politikaya, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, ulaştırmadan şehirleşmeye, enerjiden tarıma kadar ülkemizi, milletimizi ilgilendiren her alanda çok önemli hizmetler verdik, çok önemli eserleri vücuda getirdik. Allah'a hamd olsun, 81 ilde, her ilçe, belde, köylerde, yaylalarda, mezralarda eserlerimiz var. On yıllardır çözülemeyen bütün bu sorunlara, ortak çözümler ürettik. Artık çözüm umudu kaybolmuş, çözüleceğine dair beklentilerin yitip gittiği nice meseleyi Türkiye'nin gündemine taşıyıp, kararlı şekilde çözdük, çözüyoruz. Hayal dahi edilemeyenleri gerçeğe dönüştürdük, hayalleri hedef haline getirdik, hedeflerimizi tek tek tutturduk. Türkiye ekonomisini 11 yılda 3 kattan fazla büyüttük, demokrasimizi, ağırlıklarından, zincirlerinden kurtardık, en ileri demokratik standartları ülkemizle buluşturduk, buluşturuyoruz. Edilgen, izleyici, sadece takipçi konumundaki dış politikamızı, etkin, ön alan, belirleyici bir konuma yükselttik. Gelişmiş ülkelerde ne varsa aynısını, hatta daha fazlasını milletimize sunmanın, milletimize hak ettiği seviyelere ulaştırmanın, kararlı ve samimi mücadelesini verdik."

Başbakan Erdoğan, geçmişi hatırlayacaklarını vurgulayarak, son 11 yılda Türkiye'ye kazandırdıkları eser ve hizmetleri hatırlayacak, millete de hatırlatacaklarını ifade etti.

Geçmişe bakıp avunanlardan, geçmişin gururuyla yetinenlerden, yaptıklarını yeterli görüp, mevcuta razı gelenlerden asla olmayacaklarını vurgulayan Erdoğan, her zaman ileriye baktıklarını ve bakacaklarını kaydetti.

Her yeni günü, yeni başlangıç olarak gördüklerini dile getiren Erdoğan, bugünü de yeni bir başlangıç olarak görüp, taze hedeflere, terütaze bir enerjiyle yol aldıklarını anlattı.

Kırşehir'de Ahilik Haftası törenleriyle birlikte son derece anlamlı bir anma törenini daha gerçekleştirdiklerini anımsatan Erdoğan, "21. yüzyılın Yunus Emre'si olan, değerli ozanımız, gönül insanı Neşet Ertaş'ı, ölümünün birinci yılında kabri başında ve anma merasiminde hayırla yad ettik" dedi.

Erdoğan, Ertaş'ın, bir röportajında babası Muharrem Ertaş'ın, "Aşkınan çalışan yorulmaz" tavsiyesini hatırlattığını söyledi. Erdoğan, Ertaş'ın, "Ne zaman öldüysem işte ben o zaman yoruldum" sözüne işaret ederek, şunları kaydetti:

"Aşkınan, yani aşk ile çalışan yorulmaz. Davası olana, 'yorulmuyor musun?' deme gibi bir lüksü olamaz. Biz, ölünce yoruluruz. Onun için aşk ile çalışmaya, bu millet için, bu ülke için devam edeceğiz. Ülke aşkıyla, millet, insanlık aşkıyla eser, hizmet üretmeye devam edeceğiz. Nasıl ki her yeni günü, yeni bir başlangıç olarak görüyorsak, ulaştığımız her hedefi de yeni bir başlangıç olarak kabul edecek, hedeflerimizi, sürekli yükselterek, çıtayı sürekli daha yükseklere koyarak, kendimizi aşmaya, kendi kendimizle yarışmaya devam edeceğiz."

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, on yıllardır siyaset sahnesinde yer aldıklarını, Türkiye'ye, millete, aşkla hizmet üretmek için yollarda, meydanlarda olduklarını kaydetti.

Kendilerini on yıllardır takip eden ancak hala kendilerini anlamakta, analiz etmekte, çözümlemekte zorlananların bulunduğunu belirten Erdoğan, "Bizi öylesine bir hareket olarak görüp, dar kalıplar içinde tarif etmeye çalışan, sürekli yanılanlar var. Bu davayı, başka davalarla karıştırıp, farklı beklentilerin içine giren, sürekli hayal kırıklığına uğrayan, sürekli yanıldığı halde parametrelerini değiştirmeyenler var" diye konuştu.

Önce milletin, sonra vicdanının sesine kulak verip, öyle yürüyen, öyle hareket eden bir kadro olduklarını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bizi bir araya getiren çıkar birlikteliği değildir, ortak hırslar, ortak ihtiraslar hiç değildir. Biz tesadüfen biraraya gelmiş, öylesine toplanmış bir topluluk da değiliz. Biz ortak idealleri, ortak hedefleri olan, ülke ve millet için aynı ortak sızıyı yüreğinde hisseden, adeta feleğin çemberinden geçerek, aynı acıları, dertleri yaşayarak, bugünlere ulaşmış, yani kader ortaklığı yapmış bir kadroyuz. Böyle bir kadro kader ortaklığında, dava arkadaşlığında buluşmuş bir kadro içinde, birbirine çelme takmak, birbirinin kuyusunu kazmak, birbirinin başarısızlığından medet ummak asla olamaz. Biz en başından beri biriz ve beraberiz. Bir ve beraber Türkiye için, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da omuz omuza, dayanışma içinde istikbale yürüyeceğiz. Geriye değil, hep ileriye bakacağız. Dedikodulara, sanal tartışmalara, hakaretlere, iftiralara değil önce milletin, sonra vicdanımızın sesine kulak vereceğiz. Onun için hep ne diyoruz; bu kadronun içinde ben olamaz, bu kadronun içinde biz var. Bize bakacağız."

Bugüne kadar kendi gündemlerini hep kendilerinin belirlediğini dile getiren Erdoğan, kendilerine dışarıdan gündem dayatılmasına izin vermeyeceklerini bildirdi.

Hizmetten, millet ve ülke için çalışma azminden alıkoyacak hiçbir girişime izin vermeyeceklerini belirten Erdoğan, ne yaptıklarından daha çok, ne yapacaklarının önemli olduğunu söyledi. Milletin, kendilerinden ne yaptıklarından daha çok ne yapacaklarını duymak istediğini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bugünlere ne yaptığımızı anlatarak değil, daha çok ne yapacağımızı anlatarak geldik. Yaptıklarımız, hep yapacaklarımızın teminatıydı. Sözümüzde durduğumuz için, vaatlerimizi takip ettiğimiz için, söz verip sözümüzü yerine getirdiğimiz için biz buradayız. Yaptıklarımızı yeterli görmeyip, daha büyük hedefler belirlediğimiz, ülke ve millet için çok büyük hedefler belirleyip, o hedeflere koştuğumuz, koşturduğumuz için buradayız. Aşk ile çalışmaya devam edeceğiz. Bizi millete, ülkeye aşkımızdan uzaklaştıracak her girişimden, her sinsi senaryodan dikkatle uzak duracağız. Bizi yılgınlığa, umutsuzluğa, yorgunluğa sevk edecek, aşkımızı, sevdamızı törpüleyecek her girişim karşısıda uyanık olacağız. Özellikle ümitsizliğe asla prim vermeyeceğiz.

Biz, öyle bir davanın mensuplarıyız ki bu dava adeta iğne ile kuyu kazılarak bu günlere ulaşmıştır. Bu davanın hamurunda adı bilinen ya da bilinmeyen nice gönül insanının alınteri vardır. Herkesin sustuğu, susturulduğu, sindirildiği dönemlerde bulabildiği en küçük hareket alanını değerlendiren, susmadan, sinmeden, başını öne eğmeden, davasını, mücadelesini veren insanlar, bu davayı bugünlere taşıdı. Hesabını sadece Allah'a ve millete verecek olanlar, hiçbir şeyden korkmazlar. Taşıdığı canın Allah'tan emanet olduğunu düşünenler, ölümden, ölüm tehditlerinden, baskıdan, zulumden asla çekinmezler, geri adım atmazlar. Siz iyi olduğunuz sürece, mutlaka kötüler olacak. Mutlaka o kötüler sizi engelemeye çalışacaktır. Diklenmeyecek ama dik duracağız. Başımızı asla öne eğmeyecek, dava taşını gediğine koyana kadar mücadeleye devam edeceğiz. Onların bir tuzağı varsa, Allah'ın da milletin de bir tuzağı vardır. Siz iyi olursanız, o tuzaklar alt üst olacak, o tezgahların hepsi yek ve yeksan olup gidecek. İşte böyle bir şuur, dayanışma ve kardeşlikle, azimle, kararlılıkla yolumuzda ilerlemeye devam edeceğiz. Millet için çok iş yaptık ama yapacağımız daha çok iş var. Milletimize, ülkemize, çok önemli başarılar, sevinçler yaşattık. Ama göreceğimiz daha güzel günler var. Bu ülke ve millet, hak ettiği seviyelere ulaşıncaya kadar çalışmaya, üretmeye, hizmet etmeye devam edeceğiz."

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Biz, 76 milyonun hükümetiyiz. AK Parti, 76 milyonun tamamına aynı nazarla bakan, tamamını muhatap alan, 76 milyonun tamamına aynı gönül diliyle konuşan, Türkiye'yi bir bütün olarak kucaklayan bir partidir" diye konuştu.

Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, "Gönül isterdi ki bizim Türkiye için, aziz milletimiz için, 76 milyonunun tamamı için paylaştığımız şu aşkı, muhalefet de paylaşıyor olsaydı" dedi.

Siyaseti ve siyaset yapma şeklini çok değiştirdiklerini, siyasetin anlamına anlam kattıklarını, siyaseti gerçek anlamıyla buluşturduklarını belirten Erdoğan, "Ancak bu süreçte muhalefetin de Türkiye vizyonunu paylaşmasını sağlamayı maalesef başaramadık. Muhalefet, küçük meselelere takılıp kalmayı tercih etti. Muhalefet, yerel kalmayı, azla yetinmeyi, statüko kalesine sımsıkı sarılmayı tercih etti. Türkiye, 11 yıllık süreçte koalisyon sorununu, istikrar ve güven sorununu aşarken ne yazık ki muhalefet sorununu aşamadı" diye konuştu.

Muhalefetin, 11 yıl boyunca söylemlerini, dillerini, üsluplarını dahi değiştirme gereği duymadığını ifade eden Erdoğan, "Defalarca yenilmelerine, kaybetmelerine rağmen, ithamları, iftiraları defalarca yüzlerine vurulmasına rağmen, muhalefet kendisini yenileme, yeni şartlara uyum sağlama, büyük Türkiye vizyonuna ayak uydurma gereğini hiçbir zaman hissetmedi" dedi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bundan sonra muhalefet genel başkanlarının adını ağzıma almayacağım. Bunu arkadaşlarıma havale ediyorum. Bizim meselemiz zihniyetlerdir, biz, ziniyetleri konuşacağız. Dikkatinizi çekiyorum, 11 yıl boyunca AK Parti'ye hangi çamuru atmak istedilerse, hep ellerine, yüzlerine bulaştı. AK Parti'ye hangi iftirayı attılarsa, o iftira döndü, onları buldu, onları vurdu. Millete söyledikleri tüm yalanlar millet tarafından reddedildi, millette makes bulmadı. Muhalefet, yaşadıklarından, özellikle de hatalarından ders çıkarmak yerine yanlışta ısrara devam etti. Hiç kuşkusuz böyle bir muhalefet, AK Parti için talih olsa da Türkiye ve demokrasi için bir talihsizliktir.

Esasen muhalefetin en büyük sorunu, vesayet sorunudur. Demokrasimiz vesayetten kurtulurken muhalefet kendisini bağımlı hale getiren, üzerinde adeta gölge gibi duran vesayetten kurtulamamış, vesayet zincirlerini koparıp atamamıştır. Vesayetin gölgesinde siyaset yapılamaz. Siyaset mühendisliği operasyonlarıyla şekillendirilmiş partilerde özgür, demokratik, katılımcı, çözüm üreten siyaset yapılamaz. Korkuların ve ürkeklerin egemen olduğu partilerde siyaset üretilemez. Siyaset, sandığa ve sandık sonuçlarına saygı duymakla, demokrasi içinde kalmakla, milli iradeye tabi olmakla yapılır. Çetelerin, terör örgütlerinin, sokak eylemlerinin, Türkiye düşmanı kimi odakların vesayetinde, onların boyunduruğu altında, onların emir ve talimatıyla sağlıklı bir siyaset yapılamaz, hatta hiç siyaset yapılamaz. Değişime direnen, statükoya sarılan, vesayet altında bir muhalefet ne kadar Türkiye'nin talihsizliği olsa da biz bu talihsizliği de aşarak Türkiye'yı hızla büyütmeye devam edeceğiz.

Seçimler öncesinde başta TBMM olmak üzere her ortamda gerilim siyasetine başvuracak mahalefet karşısında her zaman olduğu gibi sağduyulu ve sorumlu davranacağız. Tahriklere gelmeyeceğiz, tariklere boyun eğmeyeceğiz. Gerilim siyaseti tuzağına düşmeyeceğiz. Özellikle mahalefete, muhalefetin kendi dil ve üslubuyla cevap vermeyerek, o seviyeye, onların seviyesine düşmeyeceğiz. 2014 Mart seçimlerine kadar gerilimi ve kutuplaşmayı artırmak, buradan nemalanmak isteyen muhalefete bu kozu vermeyeceğiz. Biz, 76 milyonun hükümetiyiz. AK Parti, 76 milyonun tamamına aynı nazarla bakan, tamamını muhatap alan, 76 milyonun tamamına aynı gönül diliyle konuşan, Türkiye'yi bir bütün olarak kucaklayan bir partidir. Muhalefetin kutuplaştırma ve kamplaştırma siyasetine karşı biz kucaklayıcı olmayı sürdüreceğiz. Bugüne her ne yaptıysak Türkiye için, 76 milyonun tamamı için yaptık. Hangi adımı attıysak, Türkiye'nin normalleşmesi için attık."

Yaptıkları reformların belli kesimlere imtiyaz sağlayan değil tam tersine belli kesimlerdeki imtiyazları alan, 76 milyonu birleştiren, Türkiye'yi normalleştiren reformlar olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, ellerinden imtiyazları gidenlerin, 11 yıl boyunca itiraz ettikleri gibi bugün de itiraz ettiklerini, yarın da itiraz edeceklerini söyledi.

Erdoğan, "Hukuk karşısında bugüne kadar yaptıklarıyla, bunların elde ettiklerini, bundan sonraki süreçte asla, hukuk karşısında imtiyaz kabul etmiyoruz. Devletin hizmetleri karşısında imtiyaz kabul etmiyoruz. Devletin vatandaşa bakışında imtiyazı asla kabul etmiyoruz. Hukuk önünde, devlet nazarından, devletin hizmetleri hususunda her vatandaş birdir eşittir, bütünüyle aynı haklara sahiptir" dedi.

Devletin vatandaşına yaşam tarzı, inanç, mezhep, değer dayatamayacağını dile getiren Erdoğan, "Devlet vatandaşına çocukluktan başlayarak format atamaz. Tek tip, standart vatandaş yetiştirmek için vatandaşına zulmedemez" ifadesini kullandı. Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bizim devletimiz, yani Cumhuriyetimiz, 29 Ekim 1923'te, 23 Nisan 1920 ruhu üzerine inşa edilmiştir. Gazi Mustafa Kemal'in ifadesiyle Misak-ı Milli sınırları içindeki herkes, özellikle de Müslüman unsurlar, kendi ifadesiyle Anasır-ı İslam, bu Cumhuriyetin ayrımsız ve imtiyazsız vatandaşları olarak kabul edilmiş, Cumhuriyet de zaten onlar tarafından inşa edilmiştir. 23 Nisan 1920'de Ankara Ulus'ta Büyük Millet Meclisi önündeki fotoğraf, bizim Cumhuriyetimizin özünü, ruhunu, felsefesini en net ve en anlamlı şekilde yansıtan fotoğraftır. Meclis önünde, Gazi Mustafa Kemal'in etrafında ellerini semaya açmış dua edenleri gösteren fotoğraf, bir Türkiye fotoğrafıdır, bir Cumhuriyet fotoğrafıdır. Gönderdikleri, valiliklere olan genelgeyle, Hatmi Şeriflerin indirilmesi, Salat-ı Tefriciyelerin getirilmesi, Sahih-i Buhari'nin hatmi, bütün bunlar bizim ilk Meclisin açılışındaki sırdır, aslolan budur zaten.

O Mecliste Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Laz, Gürcü, Abhaza, Roman, Boşnak var, diğer tüm etnik unsurlar var. Orada Sünni, Alevi var. Orada farklı libaslar, elbiseler içinde birbirinin kıyafetine ve yaşam tarzına hoşgörü gösteren, saygı duyan bir anlayış var. Cumhuriyet, bu topraklar üzerindeki tüm farklılıkları bir zenginlik olarak gören, farklılıkları aynı idealler altına toplayan, farklılıkları birleştiren bir ruh, böyle bir felsefe, böyle bir anlayış üzerine bina edilmiştir."

Bugün attıkları her adımı, yaptıkları her reformu Cumhuriyete karşı gibi göstermeye çalışan cahillerin ve istismarcıların bulunduğunu dile getiren Erdoğan, Türkiye'de yer isimlerinin değiştirilmesinin 1949 tarihli bir yasaya dayandırıldığını, 27 Mayıs 1960 darbesinden hemen sonra, sadece 4 ay içinde Türkiye'de 10 bin civarında yerleşim merkezinin isminin değiştirildiğini kaydetti.

1960'tan 1965'e kadar 16 biden fazla yer adının değiştirildiğini, aynı şekilde 12 Eylül 1980 müdahalesinin ardından da binlerce yer adının değiştirildiğini anımsatan Erdoğan, "Örneğin, Siirt Tillo ismi, bundan sadece 23 yıl önce, 1990 yılında Aydınlar olarak değiştirilmiştir, eniştesi olduğum için orayı örnek veriyorum. Allah aşkına bunun Cumhuriyetle, Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesiyle nasıl bir ilgisi, alakası olabilir? Her sabah okullarda okutulan and, 1933 yılında başlayan, bugüne kadar da defalarca değiştirilen, kaldırıldığı halde 12 Mart'ta 12 Eylül'de yeniden diriltilen bir uygulamadır. Bunun Cumhuriyetle ilgili olduğunu iddia etmek nasıl bir cahilliktir?" diye sordu.

Türkiye'de kılık ve kıyafet üzerinden ayrımcılığın Cumhuriyetin kurulmasından çok sonra uygulandığını belirten Erdoğan, "1940'larda adeta zulme dönüşmüş, 12 Eylül ve 28 Şubat dönemlerinde bu zulüm doruk noktasına ulaşmıştır. Başörtüsü yasağını Cumhuriyet ile ilişkilendirmek nasıl bir cahilliktir, nasil bir istismardır? Hiç kimse kusura bakmasın; bu Cumhuriyet 28 Şubat'ta, 12 Eylül'de, 27 Mayıs'ta kurulan bir Cumhuriyet değildir" dedi.

****HABERİN DEVAMINI "İLGİLİ DOKUMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****