2007-10-02 - 16:40
CHP GENEL BAŞKANI BAYKAL: ''ANAYASA TASLAĞI, İYİNİYETTEN UZAK KURNAZLIKLARIN YER ALDIĞI BİR ÇALIŞMA''
Genel Başkanı Deniz Baykal, anayasa taslağının ''iyiniyetten uzak, kurnazlıkların yer aldığı bir çalışma olduğunu'' savunarak, taslakta Atatürk'ü tasfiyenin yer aldığını, laikliği güvence altına alan maddelerin değiştirildiğini söyledi.
Genel Başkanı Deniz Baykal, anayasa taslağının ''iyiniyetten uzak,
kurnazlıkların yer aldığı bir çalışma olduğunu'' savunarak, taslakta
Atatürk'ü tasfiyenin yer aldığını, laikliği güvence altına alan
maddelerin değiştirildiğini söyledi.

Baykal, CHP TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, 22 Temmuz
seçimleri sonrası ortaya çıkan tablonun, ''rahatlamanın, ferahlamanın
ortaya çıkmasına değil, gelecekle ilgili kaygıların artmasına neden
olduğunu'' savundu. Deniz Baykal, seçimin çok tartışılacağını, para
hükümdarlığı altında bir seçim gerçekleştirildiğini, karanlık
kaynakların seçimde kullanıldığını öne sürdü.

Demokrasinin yozlaştırılmaması gerektiğini, paranın demokrasiyi
yozlaştıracağını anlatan Baykal, ''Yanlış kullanılan para, kaynağı
belirsiz para, çok para, seçmenin iradesini almaya yönelik para
demokrasiyi kokuşturur, yozlaştırır. Bu olmuştur. Demokrasiye
yozlaştıran bir başka olay da inançların, dinin siyasi tercihi
yönlendirmek için kullanılmasıdır. Yine bu seçimde Türkiye tarihin
hiçbir seçiminde tanık olunmadığı kadar yüksek düzeyde inançlar, din,
vatandaşın oyunu etkilemek için kullanılmıştır. Hiçbir seçimde bu kadar
din, vatandaşın oyunu etkilemek için kullanılmadı. Cumhurbaşkanının
niteliği dini konumuyla tarif edilerek oy istendi'' diye konuştu.

Seçime gidilen süreçte Mart 2007'den Temmuz ayı sonuna kadar dağıtılan
yeşil kart sayısının 14 milyon 30 bin 969 olduğunu, 31 Ağustos tarihi
itibariyle bunlardan 5 milyon 347 bin 554'ünün iptal edildiğini söyleyen
Baykal, yeşil kartın aylık geliri net asgari ücretin yarısından az olan
kişilere verildiğini anlattı. Baykal, ''Seçimlerden sonra yeşil kartı
iptal edilen vatandaşların gelirleri mi arttı ki 5 milyon vatandaşımızın
yeşil kartları iptal edildi. Yoksa bunların gelirleri bunun üzerindeydi
de seçime gidilen süreçte yeşil kartlar ek olarak mı verildi? Bu
kararla, Hükümet 5 milyon 347 bin vatandaşın yeşil kartı hak etmediği
halde dağıttığını itiraf etmiştir'' dedi.

Adana, Diyarbakır, İstanbul, Şanlıurfa, Karaman, Mardin, Hatay,
Gaziantep, Erzurum, Ankara, Ağrı ve Adıyaman'da iptal edilen yeşil kart
sayılarını açıklayan Baykal, bu durumun, seçimlerde demokrasi ve hukuk
dışı kullanımlarının somut bir örneği olduğunu kaydetti.

TERÖR TEMEL SORUN

Türkiye'nin sorunlarının devam ettiğini, seçimlerin temel sorunların
çözümüne katkı getirmediğini ifade eden Baykal, Türkiye'nin en temel
sorunlarından birisinin terör olduğunu söyledi. Şırnak'ta alçakca bir
saldırı sonucu 12 kişinin katledildiğini, İzmir'deki patlamada 1 kişinin
öldüğünü ve 5 kişinin yaralandığını anlatan Baykal, terörün tüm hızıyla
devam ettiğini kaydetti. Terörün, sadece doğrudan teröre karışmış
insanların izlenmesiyle ve değerlendirmesiyle çözülebilecek bir konu
olmadığını ifade eden Baykal, ''Terörün arkası vardır. Terörün siyaseti
vardır. Terörün hamileri vardır. Terörün dostları vardır. Terörü kamufle
edenler vardır. Teröre destek verenler, silah verenler, patlayıcı
verenler vardır. Teröristleri saklayanlar vardır. Olay karmaşıktır, bir
bütündür. İktidarların görevi, konuyu bütün bu yönleriyle ele alarak,
uyumlu, tutarlı ve etkili kararlar almaktır'' dedi.

''... MAZUR GÖRME HAKKINA SAHİP DEĞİLDİR''

Türkiye'de ''terörün'' yerine ''şiddeti'' ikame etme çabaları olduğunu
ifade eden Baykal, şöyle konuştu:
''Çok açık, çok net bir şekilde teröre, terör dememeyi siyaset olarak,
meşru siyaset olarak kabul edip uygulama anlayışı, Türkiye'de
görülmektedir. Böyle bir şey olamaz. Terörün siyasetle hiçbir ilgisi
yoktur. Hiç kimse, kendi yandaşıdır, kendi siyasi tercihiyle uyumlu
ilişki içindedir diye terör eylemine karışmış, bulaşmış hiçbir çevreyi
mazur görme hakkına sahip değildir. Teröre kol kanat gerenler, bir süre
sonra terörün kurbanı haline dönüşmek zorunda kalırlar. Terör ortamını
teşvik eden bir yaklaşım, hiçbir toplumu, hiçbir yere getiremez.
Maalesef terör karşısındaki bu gerçek yaklaşımı bir siyasi hesapla takip
etme zihniyetinin ülkemizde ne kadar yaygınlaştığını görüyoruz. Türkiye,
bu tartışmaları bir an önce aşmak zorundadır.''

TERÖRLE MÜCADELE ANLAŞMASI

Irak İçişleri Bakanı ile yapılan müzakereler sonucunda imzalanan terörle
mücadele anlaşmasına da değinen Baykal, şöyle konuştu:
''O müzakerelerde biz çok sakıncalı, çok yanlış bir iş yaptık. BM
şartının bize tanıdığı, hiçbir ülkenin icazetine ihtiyaç göstermeyen
sıcak takip hakkını onların onayıyla kullanma çabası içine girdik. O
onayı vermediler. Sıcak takip konusu bir kenara bırakıldı ve genel bir
anlaşma yapıldı. Anlaşma, terörle Irak'ın mücadelesini sağlamaya yönelik
bir anlaşma. Bu bir tiyatrodur. Bunun hiçbir ciddiyeti yok. Bugün
geldiğimiz aşamada Irak'ın Türkiye'deki PKK terörüne karşı tedbir alma
zihniyetinde olmadığı, bu kararlıkta, bu anlayışta olmadığı açık bir
şekilde ortaya çıkmıştır. Ama hala bizim hükümet, bunlara bel bağlayan,
bunlardan medet uman, bunlarla soruna çözüm aramaya gayret eden bir
yaklaşım içinde devam ediyor. Bununla hiçbir yere varmak mümkün
değildir. Bu çıkmaz bir yoldur. Türkiye, kendisine yönelik terör
karşısında uluslararası hukukun tanıdığı hakları kullanma kararlığı
içine ciddiyetle girmeden etkili bir sonuç alma şansına sahip değildir.
Türkiye'nin böyle bir kararlılık içine girmesi sağlanamamıştır. Ülkeyi
yönetenler böyle bir ihtiyacı kavrayamamıştır.''

Baykal, Irak'ta parçalanmanın artık realite haline geldiğini, ABD'de bir
tutum değişikliğin söz konusu olduğunu; İran'ın terör olayları
karşısında tedbir aldığını, Irak'lı yetkilerin bu tedbirler karşısında
seslerini bile çıkarmadıklarını anlattı.

Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Tablo bu... Bu tablo yaşanırken, Sayın Başbakan ABD'de uzun bir aile
içi mutluluk tablosu sergiledi. Bütün Türkiye'de hepimiz zevkle, ilgiyle
izledik. Çok mutlu olduk. Başbakanın mutluluğundan sevinç duyduk. Ama
Başbakan orada aile içinde mutluluk yaşarken, Türkiye'de bu olaylar
yaşanıyordu, bu cinayetler işleniyordu, bu saldırılar yaşanıyordu ve
Türkiye'nin Başbakanı, bu tablo karşısında ciddi bir ABD'li yetkili ile
bir araya gelip, Türkiye'nin rahatsızlığını, üzüntüsünü, sıkıntısı dile
getirme imkanı dahi bulamadı. Bir muhatap bulamadı. Bu sorunları ABD'ye
aktaramadık. Terörle mücadele konusunda Türkiye'ye uygulanan
aldatmacının devam ettiğini gördük.
Başbakan, etkili çalışmalar yapamadı ama 'PKK'da ABD tankları var' dedi.
Başbakanın ağzından böyle somut iddia ortaya çıkınca, herkes
kanıtlanmasını bekledi. Ama anlaşıldı ki Başbakanın haber kaynağı
istihbarat birimleri ya da uluslararası güvenilir kaynaklar değil.
'Gazeteler öyle söyledi, birileri öyle ifade etti' demekten ibaret
kalmıştır. Bu da Türkiye'nin bu konularda kararlı ve ciddi olması
gereken tavrına, haklı olduğumuz konuda, haklılığımızı yansıtacak
tavırlar takınmak zorunda olduğumuz bir noktada ciddi bir rahatsızlık
getirmiştir.''

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ÇALIŞMALARI?

Baykal, grup toplantısında Anayasa değişikliği çalışmalarını değerlendirdi.

Seçimlerden sonra Türkiye'ye karşı uluslararası ortamda sergilenen
tavrın herkesi rencide ettiğini belirten Baykal, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın, ABD'de katıldığı bir toplantıda, Türkiye'nin partneri
olarak, demokrasiye yeni geçmeye çalışan ülkelerin yer aldığını söyledi.
Baykal, bu durumun, ''Bunlar Türkiye'ye nasıl bakıyorlar?'' sorusunun
gündeme gelmesine neden olduğunu belirtti.

Avrodaki haritadan Türkiye'nin çıkarıldığını anımsatan Baykal, bunların,
''küçük simgesel olaylar'' şeklinde açıklanamayacağını kaydetti. Baykal,
Türkiye'ye yönelik bakış açısının, rahatsız verici bir duruma dönüşmeye
başladığını ifade etti.

''NİYE ÇÖPE ATACAĞIZ?''

Baykal, bu tablonun, anayasa tartışmalarıyla daha da ağırlaşacak gibi
göründüğünü savundu.

''Bir ülke, sürekli olarak anayasa tartışmaları içinde yaşıyorsa,
biliniz ki o ülkede istikrarın altyapısı ve şartları oluşmamıştır''
diyen Baykal, anayasa konusunda kafasını, duygularını netleştirememiş
bir ülkenin, durmuş, oturmuş ve istikrarlı bir ülke olduğunun
söylenemeyeceğini belirtti.
Türkiye'nin sürekli olarak, ısrarla bir anayasa tartışması içine
çekildiğini kaydeden Baykal, Hükümetin, seçimden sonra anayasa
tartışmasını hızlandırarak gündeme taşıdığını söyledi.
''Bu arayışın altında ne vardır? Hangi temel ihtiyaçtan dolayı bu kadar
belirsiz bir anayasa tartışması içine Türkiye çekilmiştir?'' diye soran
Baykal, ''Anayasa tartışmasını gerektiren somut bir ihtiyaç varsa, o
ihtiyaç ortaya konulur ve onun etrafında bir çalışma yapılır, anayasa
sorunu en iyi şekilde çözülmek istenir'' diye konuştu.
Baykal, Anayasanın 75 maddesinin 96 kez değiştirildiğine işaret ederek,
bunların arasında devlet güvenlik mahkemelerinin ve idamın kaldırılması,
kadın-erkek eşitliğinin pekiştirilmesi gibi memnuniyet verici
değişiklikler yer aldığını söyledi. Baykal, ''Hiçbir şikayet olmadığı ve
bir kısmının değiştirilmesine hiç gerek bulunmadığı halde, Anayasa'nın
tümünü niye çöpe atacağız, niye yeni bir anayasaya ihtiyaç vardır? Bunun
gerçek nedeni nedir? Hangi ihtiyaçtan kaynaklanıyor?'' sorularını
yöneltti.

''(ESKİDİ, ATALIM) ANLAYIŞI YANLIŞ''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''Anayasa'nın üçte biri değişti,
bütünlüğü kayboldu'' dediğini ifade eden Baykal, ABD'de anayasanın
defalarca değişmesine rağmen 250 yıldır yürürlükte olduğunu söyledi.
Baykal, hiçbir ABD'li siyasetçinin, ''Anayasamız çok değişti, yenisini
yapalım'' ihtiyacı hissetmediğini belirterek, ''Anayasalar eskidikçe,
süreklilik kazandıkça etkinlik, önem ve değer kazanır. 'Eskidi, atalım'
anlayışı, fevkalade yanlış bir anlayıştır, eğer başka hesap yoksa...
Eğer başka hesap varsa, o hesabı açıkça ortaya koymak lazım. Maalesef bu
hesabın bulunduğu anlaşılıyor'' diye konuştu.

Baykal, anayasa tartışmaları olmasına rağmen anayasa çalışmalarının
sahibinin olmadığını öne sürerek, ''Erdoğan, bir profesörü çağırarak
anayasa siparişi verdi. Kapalı devre, Başbakanın doğrudan siparişiyle,
bir profesör ve onun uygun gördüğü, AK Parti anlayışında dar bir kadro,
çalışma yapmaya başladı'' diye konuştu.

Sapanca'da yapılan çalışma sonunda AK Parti Genel Başkan Yardımcısının,
''İşte bu bizim taslağımızdır'' dediğini belirten Baykal, bunun üzerine
herkesin eleştiri ve değerlendirmelerini söylediğini, bir süre sonra da
Erdoğan'ın, ''Bu bizim taslağımız değildir'' açıklamasını yaptığını
söyledi. Baykal, Erdoğan'ın bu sözünü memnuniyetle karşıladığını dile
getirerek, ''Toplumun tepkisinin ne kadar haklı, önemli olduğunu
Başbakan görmüş olmalı ki kendi elleriyle hazırlattığı bu taslağı bir
kenara bırakma ihtiyacını haklı olarak hissetmiştir'' dedi.

''(44. MADDE) MAYINDIR, C-4'TÜR''

Anayasa taslağında ilk olarak Atatürk'ü tasfiyenin yer aldığını ve
tasfiyenin tamamlanmadığını savunan Baykal, laikliğin içini boşaltan,
laikliği güvence altına alan maddeleri değiştiren bir taslak da olduğunu
ileri sürdü. Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Anayasamızın değişmez olduğu söylenen maddelerine, dolaylı olarak
müdahale eden bir taslak. İyiniyetten uzak, kurnazlıkların yer aldığı
bir çalışma. Amaç, Anayasadaki laikliğin içini boşaltmak.
Üçüncü temel amaç, Türkiye'nin ulusal bütünlüğünü sarsabilecek çok
tehlikeli bir girişimi, bu anayasada gerçekleştirmek; eğitim birliğini
Türkçe olmaktan çıkarmak. AKP Genel Başkan Yardımcısı başkanlığında
hazırlanan, bilim ve siyasetçi komisyonundan çıkan taslağın 44. maddesi,
Türkçeyi eğitim dili olmaktan çıkarıyor, etnik dillerle eğitime imkan
tanıyan bir düzenlemeyi getiriyor. Bu, Türkiye'nin ulusal bütünlüğünün
temeline yerleştirilmiş, bir mayındır, C-4'tür. Derhal kaldırılması
lazım. Milletin özü kültür, kültürün özü dildir. Başbakan frene bastı,
'bu şekliyle aman ha...' diyerek, isabet etti. Umarız bütün bu
yanlışlıkları ortadan kaldırır.
Taslağın ortaya koyacağı dördüncü sonuç, yargıyı siyasetin denetimi
altına almasıdır.''

''DEVLET BASKISI''

Baykal, artık yabancıların, Türkiye'ye, ''laik cumhuriyet'' demekten
vazgeçtiklerini, Türkiye'nin ''ılımlı din devleti'' olarak algılanmaya
başlandığını ifade etti.

Açıktan bu gidişe net bir şekilde karşı çıkamayan çevrelerin, ''Acaba
Malezyalaşma süreci mi var, mahalle baskısı mı var?'' diye sormaya
başladığını kaydeden Baykal, ''Mahalle baskısı var mı yok mu
tartışılıyor. Bunu söyleyenler, 'Devlet baskısı var' demekten
çekinenlerdir. Olayın özü, devlet baskısıdır. Bugünkü iktidar olmasa,
Türkiye'de böyle bir mahalle baskısı mı olur? Mahalle baskısı olayı,
gücünü devletten, iktidardan, siyasetten alan, arkasını oraya dayayan
bir baskıdır'' diye konuştu.

''SIKINTI, BAŞBAKAN'IN ZİHNİNİN İÇİNDEDİR''

Avrupa Konseyinin, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlığı
için aday gösterdiği 3 kişilik listeyi geri çevirmesinin ilk kez
yaşandığını ifade eden Baykal, ''Bunların bir önemi yok'' diye
kendilerini aldatmanın, mümkün olmaktan çıktığını vurguladı.

Baykal, ''Bir yanlışlık, sıkıntı, olumsuzluk var. Bu sıkıntı işin
özündedir, iktidarın özündedir. Bu sıkıntı bizzat, Başbakan'ın zihninin
içindedir'' dedi.

''SOMUT BİLGİLERE GÖRE KARAR ALIYORDU''

Kadrolaşmanın tam hızla devam ettiğini ileri süren Baykal, Abdullah
Gül'ün, cumhurbaşkanı olmasından sonra önüne gelen her kararnameyi
imzaladığını iddia etti. Baykal, şunları kaydetti:
''Kararnamelerin önemli bir kısmı, daha önceki cumhurbaşkanının,
devletin yetkili organlarından aldığı bilgilerle, sakıncalı bularak
imzalamaktan uzak durduğu kararnamelerdir. Devletin yetkili organları,
şimdi farklı değerlendirmeler mi yapmaya başlamıştır? Daha önceki
cumhurbaşkanı, kişisel duygularıyla atama kararnameleri hakkında karar
vermiyordu, eldeki somut bilgilere göre karar alıyordu.
Ne yazık ki Sayın Gül, cumhurbaşkanlığı makamının, yanlışlıkları
frenleyen, denetleyen, dengeleyen bir işlev yapma şansını ortadan
kaldırmaya başlamıştır. Ne yazık ki Çankaya, AKP iktidarının noterliği
konumuna dönüşmeye başlamıştır. Bu, kaygı verici bir tablodur.''

"MİSYON PARTİSİYİZ, KAPKAÇ PARTİSİ DEĞİL"

Partisinin TBMM grup toplantısının son bölümünde CHP'deki iç
tartışmalara yönelik mesajlar veren Baykal, Türkiye'nin genel
seçimlerden güçlenerek çıkması umudunun gerçekleşmediğini,
yanlışlıkların daha da arttığını ve ülkenin geleceğiyle ilgili
kaygıların daha da yaygınlaştığını söyledi. Baykal, şöyle devam etti:
''Böyle bir ortamda siyaset yapmanın özel bir sorumluluk gerektiren bir
tarafı var. Siyaset sadece iktidarda külah kapma yarışı değildir.
Siyaset, inançların, ilkelerin, değerlerin en etkin, en güçlü şekilde
savunulmasını ve ülkenin kaderiyle oynamak isteyenlere karşı mücadelenin
olabildiğince üst düzeyde meşru biçimde sürdürülmesidir.
Biz CHP olarak bir misyon partisiyiz, bir kapkaç partisi değiliz. Bizim
iddiamız, Türkiye'nin ulusal bütünlüğünün, milli birliğinin korunması,
Türkiye'nin laik demokratik bir cumhuriyet olarak yaşatılmasıdır. Bizim
iddiamız, Türkiye'nin yüzünü çağdaş medeniyete dönmüş, aydınlık bir
toplum olarak gelişmesini sürdürmesidir. Biz bunu sağlama doğrultusunda
mücadele vermeye karar vermiş bir partiyiz. Bizim misyonumuz budur.
İktidar bizim elimize geçtiği zaman bu amaçlara yönelik, atılması
gereken adımlar atılacaktır. Ama bu amaçlara ters düşen bir iktidar
uygulaması karşısında da CHP'nin muhalefette de olsa bu görevi en etkin
bir şekilde yedine getirmesi boynumuzun borcudur.''

''MAHCUP OLACAKLAR''

Baykal, ''Bu borcun yerine getirilmesi için özen gösterilmesi gereken
temel noktalar; birbirimize güvenmek, birbirimize sahip çıkmak, CHP'nin
özünü kimliğini, üzerimize getirilen her türlü baskıya, bizi yıldırma
teşebbüsüne, bizi dağıtma parçalama girişimine rağmen kararlılıkla,
inançla sonuna kadar sürdürmektir'' diye konuştu.
Sözlerini, ''CHP'den birilerinin çok rahatsız olduğunu biliyoruz'' diye
sürdüren Baykal, şunları kaydetti:
''CHP'yi kafalarındaki projelerin önünde en büyük engel olarak
gördüklerini biliyoruz. Bu engeli ortadan kaldırabilmek için mümkün olan
her şeyi yapabileceklerinden, yapmakta olduklarından hiç kuşku
duymuyoruz. Ama bunların karşısında inançla ifade etmeliyim ki biz
CHP'liler görevimizi, misyonumuzu biliyoruz. Bizi etkisizleştirmeye,
değiştirmeye, parçalamaya yönelik planları, desiseleri ortaya koyanlar,
bunun için insanların içindeki tatminsizlik duygularını, ihtirasları, öz
benlerini gıdıklayanlar, kullananlar mahcup olacaklardır.''