2010-10-26 - 10:58
2011 YILI BÜTÇE SUNUMU PLAN BÜTÇE KOMİSYONUNDA BAŞLADI
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda 2011 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı sunumuna başladı.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda 2011
yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı sunumuna başladı.

Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı M. Mustafa Açıkalın başkanlığında
toplantıya başladı.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2011 yılı
bütçesinin makro ekonomik gerçekler çerçevesinde hazırlandığını belirterek, '' Bu
yıl da bütçe açığı açısından Maastricht kriterini tutturacak ender Avrupa
ülkelerinden birisi olacağız''dedi.

Bakan Şimşek, sunuş konuşmasında, ülke imkan ve ihtiyaçlarını esas
alarak, titizlikle hazırlanan 2011 Yılı Bütçesinin, AK Parti Hükümetlerinin 9.
bütçesi olduğunu hatırlattı.

2011 yılı bütçesinin ülkenin dört bir tarafına ihtiyaç duyduğu yatırım
götüren, reel kesimi destekleyen, ekonomik ve sosyal kalkınmaya odaklı, toplumsal
refahı, ekonomik ve mali istikrarı gözettiğini belirten Şimşek, bütçenin, makro
ekonomik gerçekler çerçevesinde hazırlandığını söyledi.

Sunuşunda dünya ve Türkiye ekonomisinin görünümüyle ilgili
değerlendirmede de bulunan Şimşek, 2008'in son çeyreğinden itibaren dört çeyrek
üst üste daralan dünya ekonomisinin, 2009'un son çeyreğinden itibaren yeniden
büyüme trendine girdiğini, son 60 yılın en ağır krizini yaşayan dünya
ekonomisinin 2009 yılında yüzde 0,6 daraldığını hatırlattı.

Küresel ekonominin 2010 yılında ise yüzde 4,8 oranında büyümesi
beklendiğine işaret eden Şimşek, 2009 yılında yüzde 11 daralan dünya ticaret
hacminin ise 2010'da yüzde 11,4 artacağının tahmin edildiğini belirtti.

Dünya ekonomisinde 2009 yılının ikinci yarısında başlayan toparlanma
eğiliminin 2010 yılının ilk yarısında devam ettiğini belirten Şimşek, ancak,
gelişmiş ülkelerdeki makro ekonomik problemlerden ötürü küresel ekonominin son
aylarda bir yavaşlama eğilimine girdiğine ilişkin sinyaller alındığını söyledi.

Gelişmiş ülkelerdeki sıkıntılar nedeniyle kriz öncesi dönemdeki
potansiyel büyümeye erişimin zaman alacağının görüldüğünü ifade eden Şimşek, bu
süreçte gelişmekte olan ülkelerin pozitif yönde ayrışmasının da sürdüğünü
bildirdi.

Türkiye'nin son 60 yılın en büyük küresel krizinden etkilendiğini, 2009
yılında ekonominin daraldığını, işsizlik oranlarının yükseldiğini ifade eden
Şimşek, Türkiye ekonomisinin yüzyılın krizi diye anılan bu krizden güçlü ve hızlı
bir şekilde çıkmasının da sevindirici olduğunu bildirdi.

Krizin etkilemediği hiçbir AB ülkesi olmadığına işaret eden Şimşek,
''Sağlam makro ekonomik temelleri ve kriz sürecinde aldığı önlemler sayesinde,
Türkiye ekonomisi dünyadan pozitif yönde ayrışarak hızlı bir toparlanma sürecine
girmiştir. Bu ayrışma özellikle büyümede, istihdamda, kamu finansmanı
dengelerinde, uluslararası kredi notlarında ve ülke risk primi gibi temel
göstergelerde kendini açık bir şekilde göstermektedir'' diye konuştu.

Türkiye ekonomisinin 2010'un ilk yarısındaki yüzde 11'lik büyüme
performansıyla dünyada ilk sıralarda yer aldığına işaret eden Şimşek,
mevsimsellikten arındırılmış GSYH verilerine baktığımızda Türkiye'nin kriz öncesi
seviyesine döndüğünün rahatlıkla görüldüğünü söyledi.

''Özellikle ikinci çeyrekte azalan baz etkisine rağmen beklentilerin
üzerinde gelen büyüme performansı hepimize büyük moral ve güç verdi'' diyen
Şimşek, şöyle devam etti:

''Krizin olumsuz etkilerini büyük ölçüde üzerinden atan Türkiye
ekonomisinin, yılın ikinci yarısında bir miktar yavaşlaması beklense de 2010
yılını yüzde 6,8 bir büyümeyle tamamlayacağını öngörüyoruz. Bu ihtiyatlı bir
tahmindir. Son dönemde açıklanan veriler ekonomik faaliyetlerdeki toparlanmanın
üçüncü çeyrekte de güçlü bir şekilde devam ettiğini göstermektedir. Türkiye
ekonomisindeki toparlanmanın en ayırt edici özelliklerinden birisi büyümenin
istihdam yaratmasıdır. Türkiye ekonomisi 2007'den bu yana 3 milyona yakın ilave
istihdam yaratmıştır. Aynı dönemde istihdam ABD;de yaklaşık 6,5 milyon, 27 Avrupa
ülkesinde ise 2,2 milyon azalmıştır. İstihdamdaki güçlü iyileşmelere rağmen
işsizlik oranı hala yüksek seviyelerdedir. Hükümet olarak bunu daha aşağıya
çekmek için gerekli tedbirleri almaktayız.''

Hükümetin gerçekleştirdiği yapısal reformlar sayesinde ülkenin risk
priminin de düştüğüne işaret eden Şimşek, Türkiye'nin risk primi göstergeleri
kredi notu A düzeyinde olan İspanya, İrlanda ve İtalya gibi gelişmiş
ekonomilerden daha iyi duruma geldiğini ve Cumhuriyet tarihinde ilk defa iç
piyasada Türk Lirası cinsinden 10 yıllık vade ile borçlanıldığını kaydetti.

Başta finansal piyasalar olmak üzere, Türkiye ekonomisinin bu küresel
şoka karşı büyük bir dayanıklılık gösterdiğini belirten Şimşek, siyasi ve
ekonomik istikrar ve gerçekleştirilen yapısal reformlar sayesinde sağlam makro
ekonomik temellere sahip bir ülke olarak krize karşı direnç gösterdiklerini
söyledi.

Türkiye'nin kamu borcunun düşük seviyesinin Türkiye'nin olumlu yönde
ayrışmasına destek olan bir diğer husus olduğuna işaret eden Şimşek, bunun
2002'den bu yana uygulanan sıkı maliye politikasından kaynaklandığını, 2005-2008
yılları boyunca tam 4 yıl Maastricht kriterini sağladıklarını söyledi.

''Hükümetimizin güçlü iradesi ve Orta Vadeli Programımız ile Mali
Planımız mali disiplinin en büyük teminatıdır'' diyen Maliye Bakanı, Türkiye'nin
2011 yılında da bütçe açığı açısından Maastricht kriterini tutturacak ender
Avrupa ülkelerinden biri olacağını bildirdi.

Krize karşı proaktif önlemler aldıklarını, likidite ve fon akışının
sorunsuz bir biçimde işlemesini ve kredi mekanizmasının normalleşmesini sağlamak,
reel sektöre destek olmak, istihdamı teşvik etmek ve finansman kaynaklarını
çeşitlendirmek amacıyla çok sayıda önlemi hayata geçirdiklerini anlatan Şimşek,
Türkiye'nin, ilk defa bir krizi uluslararası kuruluşlardan destek almadan
başarıyla atlattığını söyledi.

Son 60 yılın en büyük krizini kendi tedbirleriyle atlattıklarını belirten
Şimşek, ancak daha da önemli krizin faturasını halka çıkartmadıklarını ifade
etti.

Kriz süresince Türkiye'nin ihtiyacı olan memur alımına devam ettiklerini,
kamu çalışanlarına ve emeklilere enflasyonun üzerinde maaş artışları
yaptıklarını, karayolları, demiryolları ve havaalanları yapmaya devam ettiklerini
anlatan Şimşek, krizde birçok ülkede maaşların dondurulduğunu, emeklilik yaşı ve
vergi oranlarının artırıldığını ve yeni vergiler uygulamaya konulduğunu
kaydetti.

Türkiye'de hala çözüm bekleyen bazı yapısal sorunların bulunduğuna işaret
eden Şimşek, makro ekonomik açıdan bakıldığına iki temel sorunun cari açık ve
işsizlik olduğunu bildirdi.

Bunların farkında olduklarını ve bu sorunların giderilmesi için çözüm
üretmeye devam ettiklerini belirten Şimşek, Türkiye ekonomisinin yapısal
özellikleri nedeniyle, yüksek oranda büyüdüğü her dönemde cari açık verdiğini,
2010 yılında cari açığın 39,3 milyar dolar seviyesine çıkacağını ve bunun GSYH'ye
oranının yüzde 5,4 civarında olacağını öngördüklerini ifade etti.

Mevcut küresel likidite koşulları ve Türkiye'nin sağlam makro ekonomik
temelleri dikkate alındığında cari açığın finansmanının önümüzdeki birkaç yılda
sorun olmayacağını öngördüklerini vurgulayan Şimşek, bunun orta ve uzun vadede
çözümü için gerekli tedbirleri aldıklarını ve almaya devam ettiklerini söyledi.

Cari açığa neden olan hususlardan ilki olan enerjide dışa bağımlılığı
azaltmak için yenilenebilir enerji kaynağının harekete geçirilmesi ve nükleer
enerji konusunda çalışmalarda bulunduklarını anlatan Şimşek, daha ileri teknoloji
üreten ve daha yüksek katma değer yaratan bir üretim yapısına kavuşmak yönünde
AR-GE reformu gibi alanlarda ciddi adımlar attıklarını ifade etti.

Teşvik sistemini de cari açığı azaltacak bir biçimde yapılandırdıklarını
belirten Şimşek, Türkiye'nin rekabet gücünün artırılması anlamında altyapı
yatırımlarına büyük önem verdiklerini vurguladı.

Dünya ile rekabet etmek için eğitime büyük önem verdiklerinin altını
çizen Şimşek, geleneksel sektörlerin değişim ve dönüşümü için de çalışmalar
yaptıklarını, markalaşmayı ve özgün ürün geliştirmeyi teşvik ettiklerini,
geleneksel sektörlerin fiyat avantajı sağlayacağı bölgelere taşınmasını
desteklediklerini kaydetti.

Yapısal sorunlardan bir diğerinin işsizlik olduğuna işaret eden Şimşek,
Türkiye'de de işsizlik oranının küresel krizin getirdiği belirsizlik ortamında
yüzde 16'lar düzeyine çıktığını, ancak ekonomik faaliyetlerdeki canlanma ve
istihdamın artırılmasına yönelik alınan tedbirler sayesinde Temmuz 2010
itibarıyla yüzde 10,6 seviyesine gerilediğini, mevsimsellikten arındırılmış
işsizlik oranlarında da benzer bir düşüş görüldüğünü belirtti.

Önümüzdeki aylarda mevsimsel etkilerden ötürü işsizlik oranlarında bir
miktar artış olacağına dikkati çeken Şimşek, bu nedenle 2010'un tümünde ortalama
işsizlik oranının yüzde 12 civarında olmasını beklediklerini bildirdi.

Şimşek, ''Ancak önümüzdeki birkaç yıl içerisinde işsizlik oranlarını daha
aşağıya çekmeyi hedefliyoruz'' dedi.

Türkiye'de işsizlik sorununu çözmek için birçok tedbir aldıklarını
anlatan Şimşek, aktif işgücü politikaları çerçevesinde işgücünün niteliğinin
artırılmasına yönelik eğitimlere ağırlık verdiklerini, bölgesel kalkınma
projelerini hızlandırarak yeni istihdam alanları açtıklarını ve yeni uygulanan
teşvik sistemi sayesinde yatırımları ve istihdamı artırdıklarını, istihdam
üzerindeki yükleri azaltarak yeni ve kayıtlı istihdamı teşvik ettiklerini
kaydetti.

Çalışmaları süren Ulusal İstihdam Stratejisi'nin ana eksenlerden biri
olarak işgücü piyasasının esnekleştirilmesinin de yer aldığına dikkati çeken
Şimşek, bu kapsamda, güvenceli esneklik modellerinin yaygınlaştırılmasının
planlandığını söyledi.

Şimşek, erişilebilir bir eğitim sistemiyle herkese temel beceri ve
yetkinliklerin kazandırılmasını amaçladıklarını vurguladı ve sözlerine şöyle
devam etti:

''Gerçekleştirdiğimiz yapısal reformlar ve krize karşı aldığımız önlemler
neticesinde, ekonomide başlayan toparlanmanın kalıcı olmasını sağlayacağız.
Sağlam ekonomik temellerimiz Türkiye'nin orta ve uzun vadeli görünümü konusunda
ümitli olmamızı mümkün kılmaktadır. Türkiye, genç nüfusu, güçlü girişimci kültürü
ve uygulamaya koyduğumuz yapısal reformlar sayesinde geleceğe emin adımlarla
yürümektedir.

Son 60 yılın en büyük krizine rağmen göreve geldiğimiz 2002 yılında 3 bin
492 dolar olan kişi başına milli geliri, 10 bin doların üzerine çıkarttık.
Küresel krizin başında dünya ekonomileri sıralamasında 17'nci sırada yer alan
Türkiye, IMF tahminlerine göre gelecek sene 16'ncı sıraya gelecektir. 2002
yılında ise 26'ncı sıradaydık.''(10.58)

NOT: HABERİN DEVAMINI 'İLGİLİ DÖKÜMANLAR'DA BULABİLİRSİNİZ.