2015-12-08 - 15:30
CHP TBMM GRUP TOPLANTISI...
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda gündemdeki konuları değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, "Açık, net çağrım Sayın Davutoğlu'na; gazeteciler tutuksuz yargılansın. Bunun yolunu açalım. Gerekirse bir yasal düzenleme yapalım. Biz kanun teklifi verdik, siz de verin. İsterseniz biz kendi teklifimizi çekelim, sizin teklifinizi destekleyelim. Türkiye'yi bu demokrasi ayıbından kurtarmak zorundayız. 21. yüzyılın Türkiyesine bu tablo yakışmıyor" dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda gündemdeki konuları değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, "Açık, net çağrım Sayın Davutoğlu'na; gazeteciler tutuksuz yargılansın. Bunun yolunu açalım. Gerekirse bir yasal düzenleme yapalım. Biz kanun teklifi verdik, siz de verin. İsterseniz biz kendi teklifimizi çekelim, sizin teklifinizi destekleyelim. Türkiye'yi bu demokrasi ayıbından kurtarmak zorundayız. 21. yüzyılın Türkiyesine bu tablo yakışmıyor" dedi.

Konuşmasının başında CHP'nin kurultay sürecinde olduğuna işaret eden Kılıçdaroğlu, il ve ilçe kongrelerinin gerçekleştirildiğini, çeşitli kademelerde gençlerin ve kadınların sayısının yüksek olduğunu görmekten büyük mutluluk duyduğunu söyledi.

CHP'nin yeni dönemdeki ilk basına açık grup toplantısını yaptıklarının altını çizen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Türkiye'nin yoğun gündemini hepimiz biliyoruz. Ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğumuzu, Türkiye'nin iyi yönetilmediğini biliyoruz. Olayların arkasından sürüklenen bir Türkiye var. Ve bu vesile ile pek çok yurttaşımızın 'Nereye gidiyoruz, ne olacak Türkiye'nin hali?' diye ciddi kaygıları var. Düşünen her insanın bu tür kaygılara sahip olmasını da bugünkü koşullarda olağan kabul ediyoruz. Ama hiç kimsenin unutmaması gereken bir gerçek var; Türkiye bütün sorunlarını aşabilecek kapasiteye ve birikime sahiptir. Biz kendi sorunlarımızı çözeceğiz, çözmek zorundayız. Sorunları büyütüp uluslararası alana taşıyan bir yönetim Türkiye'nin sorunlarını taşıyamaz ve çözemez."

Konuşmasında basın özgürlüğünün ve gazetecilik mesleğinin önemine değinen Kılıçdaroğlu, gazeteciliğin gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşı göze alan insanların mesleği olduğunu vurguladı.

Haberin öneminin, doğru verilişinde ve gerçekliğinde yattığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, gazetecilerin doğruları savunmak adına bedel ödeyen kişiler olduğunu belirtti. Bütün demokratik ülkelerde habercilere ve basına ayrı bir yer ve önem verildiğini dile getiren Kılıçdaroğlu, 12 Eylül döneminde çıkan Anayasa'da bile basının hür ve sansür edilemez olduğuna yer verildiğini belirtti.

Bütün çağdaş demokrasilerde yasama, yürütme ve yargının yanında medyanın dördüncü güç olarak konumlandırıldığını aktaran Kılıçdaroğlu, "Bizim gibi yarım demokrasilerde, uygar toplumların tanımladığı hibrit demokrasiyi yaşayan bir Türkiye'de ise medya özgürlüğünden söz edemiyoruz. Medya özgür değil. Dikta yönetimlerine benzer bir kuşatma içinde" dedi.

Dikta yönetimlerin yandaş medya yaratmak ve objektif yayıncılık yapan bağımsız medyayı baskı altına alma yolunu izlediklerini kaydeden Kılıçdaroğlu, bunu medya patronlarına ağır cezalar verme, gazetecileri işinden attırma gibi yollarla gerçekleştirdiklerini söyledi. Türkiye'de bunun örneklerinin yaşandığını ifade eden Kılıçdaroğlu, "Biz buna demokrasi diyoruz. Hangi demokrasi? Ankara'daki beylerin ileri demokrasisi diyoruz" diye konuştu.

Gazetelere el konulan, televizyonların yayın yapması engellenen bir ortamda demokrasiden söz edilemeyeceğini savunan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Şimdi ben bizi dinleyen, gazete okuyan, televizyon izleyen bütün yurttaşlarıma sesleniyorum; demokrasi bu mudur? Basın özgürlüğü bu mudur? Sayın Davutoğlu'na soruyorlar basın özgürlüğü konusunu, verdiği cevap; 'Soru soran gazeteci evine gidebiliyorsa o ülkede basın özgürdür'. Güzel, peki soru soran gazeteci evine gidiyor da yazı yazan gazeteci, haber yapan gazeteci hapishaneye gidiyorsa o ülkede basın özgür müdür, değil midir? Haber yaptı diye hapishaneye gidiyor adam. 'Basın özgürlüğü bizim kırmızı çizgimizdir', eyvallah, itirazımız yok. Ama haber yaptı diye gazeteciyi hapse gönderirseniz orada kırmızı çizgi falan sadece lafta kalmış olur.

İki gazeteci arkadaşımız MİT TIR'ları ile ilgili haber yaptı diye şimdi Silivri zindanlarında bekliyorlar. Tecritteler. Bu haberler yalan mıydı? Yüzde yüz doğruydu. Haberde çarpıtma var mıydı? Tek cümlesinde bile çarpıtma yoktu. Doğru haber yazıyorsunuz, kamuoyunu bilgilendiriyorsunuz, iktidarın yalanlarını 78 milyona, hatta dünyaya duyuruyorsunuz, 'benim yalanlarımı neden duyurdun?' diye ona ceza veriyorlar. Bu mudur demokrasi, medya özgürlüğü? Hepimizin sorgulaması lazım."

Anayasa'da "Devlet basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır" ifadesinin yer aldığını anlatan Kılıçdaroğlu, "Hükümet ne yapıyor? 'Sen madem bu haberi yaptın ve bu haber doğru, ben seni süründüreceğim'..." değerlendirmesinde bulundu.

Kılıçdaroğlu, Dündar ve Gül'ün görev yaptığı Cumhuriyet Gazetesi'nin Türk medyasında önemli bir yeri bulunduğunu, tüm baskı dönemlerinde bedel ödemiş bir kurum olduğunu, doğrulardan ayrılmadığını söyledi.

Gazetecileri haber yaptığı için hapse atanlara yargıç denilemeyeceğini savunan Kılıçdaroğlu, "Haber yapan kişiyi hapse atıyorsunuz, onu hapse atan yargıç, yargıç değildir. Vicdanında özgürlüğü hissetmeyen, medya özgürlüğünün ne olduğunu bilmeyen bir kişiye yargıç denilemez" şeklinde konuştu.

Vatandaşların basın özgürlüğüne desteğinin önemine işaret eden Kılıçdaroğlu, "Her birimizin sabah gidip baskı altında olan medyadan birer gazete satın almamız lazım. Demokrasi budur. Cevap vereceksen diktatöre, bunun cevabı budur. Lafla peynir gemisi yürümez. Baskı altında olan medyaya destek vereceğiz, moral vereceğiz, güçlendireceğiz. Hiçbir ayrım yapmadan" dedi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun gazetecilerin tutuklanmasını istemediğini söylediğini aktaran Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Çok güzel. Kim çözecek bu sorunu? Parlamento çözecek. Nasıl çözeceğiz? Gelin bir kanun çıkaralım beraber, 550 milletvekili hep beraber evet diyelim. Hiçbir gazeteci tutuklanmasın. Gazetecilerin tutuklanmalarını kaldıralım. Yargılansınlar ama niye tutuklayalım. Açık, net çağrım Sayın Davutoğlu'na; eğer gazetecilerin tutuklanmalarını istemiyorsanız, gazeteciler tutuksuz yargılansın. Bunun yolunu açalım. Gerekirse bir yasal düzenleme yapalım. Biz kanun teklifi verdik, siz de verin. İsterseniz biz kendi teklifimizi çekelim, sizin teklifinizi destekleyelim. Türkiye'yi bu demokrasi ayıbından kurtarmak zorundayız. 21. yüzyılın Türkiyesine bu tablo yakışmıyor. Hapiste gazeteci mi olur, tutuklu gazeteci mi olur, doğru haber yaptı diye gazeteci içeri mi atılır? Böyle bir şey kabul edilebilir mi?"

MİT TIR'ları ile ilgili Dündar ve Gül'den önce de haberler yapıldığını, fotoğraflar yayınlandığını ifade eden Kılıçdaroğlu, "Birileri 'Onlar en ağır cezaya çarptırılacaklar, bedelini ödeyecekler' dedi. O birilerinin dediğini yasa kabul edip işlem yapan bir yargıç var, bir savcı var. Sorunumuz da buradan başlıyor" dedi.

MİT TIR'ları ile ilgili CHP milletvekillerinin de defalarca açıklama yaptığını söyleyen Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Şimdi kabinede olan Başbakan Yardımcısı Sayın Tuğrul Türkeş'in kullandığı cümleleri aynen aktarıyorum; 'Burada bizi dinleyenlerin huzurunda yemin ediyorum, vallahi ve billahi o silahlar Türkmenlere gitmiyordu.' Ben söylemiyorum, AKP'nin bakanı söylüyor. Peki hapse kim giriyor? Haberi yapan gazeteci giriyor. Mantıksızlık burada zaten. Yine Tuğrul Türkeş, 'Bilerek, iddia ederek söylüyorum' diyor, 'Bizim o bölgeyle irtibatımız var, Türkmenlere bu silahlar gitmedi.' Daha ne desin? Bu kadar açık, net. Kendi bakanına sormuyor, kendi milletvekiline sormuyor, haberi yapan gazeteciyi 'Neden bu haberi yaptın?' diye hapse atıyoruz. Vicdanın, ahlakın, hukukun, medya özgürlüğünün kaldıracağı bir şey değil. Bu tablonun düzelmesi lazım. Ve Türkiye'nin saygınlığına zarar veren bu sürecin sona erdirilmesi lazım."

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Rus savaş gemileri boğazdan geçiyor, birisinin omzunda füzeler var. Eğer bu füze bilinçli olarak askerin omzuna konulmuş ve görüntü verilmesi istenmişse bu Türk halkına yapılmış en büyük saygısızlık ve bunu asla kabul etmeyiz. Bunu yapan Rus yöneticilerin de oturup düşünmesi lazım" dedi.

Kılıçdaroğlu, CHP'nin ne söylediğinin herkes tarafından bilindiğini dile getirdi.

Bir Türk uçağının Suriye'de düşürüldüğünü ve bu olay sonrası Türkiye'nin yeni angajman kuralları belirlediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, bunların dünyaya duyurulduğunu söyledi.

Bu kurallara herkesin uyması gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, "Rus uçaklarının zaman zaman bizim sınırları ihlal ettiğini de biliyoruz. 15 Ekim'de en son Ruslar geldi Türkiye'ye. Onlara angajman kurallarına uyulması gerektiği konusunda gayet açık net bilgi verildi" diye konuştu.

Kurallara uyulmamasının ardından Rus uçağının düşürüldüğünü anımsatan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Bizim görüşümüz gayet açık ve net; hiçbir ülkenin hava sahasının ihlal edilmesi kabul edilemez. Biz kendi ülkemizin güvenliğini sağlamak zorundayız. Türkiye kendi sınırlarını korumak zorundadır, nokta. Peki sorun ne? Sorun krizin iyi yönetilmemesi. Bir kriz midir? Evet, ciddi ve derin bir krizdir. Krizin iyi yönetilmemesidir, asıl sorun. Rus uçağı vurulduktan sonra Cumhurbaşkanlığından açıklama; 'Rus uçağını vurduk.' Saat 10.40. Daha Genelkurmay açıklama yapmamış, Cumhurbaşkanlığı kaynakları açıklama yaptı. 10 dakika sonra, saat 10.50 'Rus uçağını vurduk dedik ama hangi uçağı vurduğumuzu bilmiyorum, daha milliyetini tespit edemedik.' Düşünün ülkenin Cumhurbaşkanı söylüyor. Böyle bir çelişki olabilir mi? Bir bekle arkadaş, bir bak bakalım Genelkurmay, Başbakan ne söylüyor?"

Konunun iç politikaya malzeme yapılmasının da yanlış olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, "O kadar ki 'Ben vurdum' yarışına girdiler. O diyor 'Ben talimat verdim', o diyor 'Ben talimat verdim.' Baktılar biraz iş sarpa sarıyor, bir adım geri 'Bilseydik Rus uçağı olduğunu vurmazdık.' Peki kardeşim niye horozlanıyordun sen" diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Arkasından bir şey daha, efendim 'Rus uçağını vurduk çok üzgünüz. Telefon ettim, telefonuma çıkmadı. Görüşeceğiz, görüşme olmadı.' Sonra ithalat dolayısıyla da 'Bizim malları ister alırsın, ister almazsın kardeşim. Biz gerekirse tezek yakarız' diyor. Olur, sarayında tezek yak bakalım nasıl yakacaksın?

Ne söyledim; Türkiye iyi yönetilmiyor. Olayların arkasından sürüklenerek gidiyor. Kendisi haklı, Türkiye haklı. Ama Türkiye'yi yönetenlerde stratejik akıl yok. Eğer olsaydı zaten bu kriz yaşanmazdı. Türkiye'yi krizin ortasına attılar. Rusya ile ilişkilerimizin hep iyi olmasını isteriz. Bütün komşularımızla iyi olmasını isteriz. Çünkü bizim kültürümüzde barış var. Sadece Türkiye'de değil bütün dünyada barışın olmasını isteriz. Ticaretlerin gelişmesini isteriz. Eğer bu coğrafyada barışı sağlarsak emin olun herkes kazanır."

CHP Parti Meclisi toplantısında hem Türk Hükümetini hem Rus yetkilileri sağduyuya davet ettiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, kavganın zamanı olmadığını ve sağduyuyla hareket edilmesi gerektiğini yineledi.

Kılıçdaroğlu, "Evet bir kriz yaşanmıştır ama bu krizi akılla ve mantıkla çözmek zorundayız. Şimdi bakın, Rus savaş gemileri boğazdan geçiyor, birisinin omzunda füzeler var. Eğer bu füze bilinçli olarak askerin omzuna konulmuş ve görüntü verilmesi istenmişse bu Türk halkına yapılmış en büyük saygısızlık ve bunu asla kabul etmeyiz. Bunu yapan Rus yöneticilerin de oturup düşünmesi lazım" dedi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin savaş meydanlarında yapılan mücadele sonucunda kurulduğunu ve ülkenin halka altın tepside sunulmadığını aktaran Kılıçdaroğlu, "Görüntüyü bu noktaya taşımak, krizi bu noktaya taşımak, Türk halkını tehdit etmek, asla doğru değildir. Rus halkıyla bir sorunumuz yok, asla bir sorumuz yok. Ama yöneticilerin oturup sağduyuyla düşünmesi gerekiyor. Bunu yaptığımız zaman Türkiye bu krizi aşar" ifadesini kullandı.

Kılıçdaroğlu, dış politikada yapılacak bir hatayı halkın tamamının ödeyeceğini savundu.

Hükümetin Suriye politikasını eleştiren Kılıçdaroğlu, "Stratejik akıldan yoksun bir yönetim Türkiye'yi bu noktaya taşıyor. Siz hala Suriye'nin ne olduğunu kavrayamamışsanız, zaten bu ülkeyi yönetemezsiniz" dedi.

Kılıçdaroğlu, 24 Ağustos 2012'de Başbakanlık görevini yürüten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a Suriye politikası ve çözümü konusunda bir mektup gönderdiğini hatırlattı.

Mektupta, Türkiye'nin Suriye'de nasıl bir politika izlemesi gerektiğinin anlatıldığını aktaran Kılıçdaroğlu, mektuptaki bir cümlede, "Suriye'deki şiddet ve çatışmaların durdurulamaması halinde ülkenin parçalanması, iç savaş boyutlarının genişleyerek, bölgesel ve uluslararası bir ihtilafa dönüşmesi de dışlanamayacak bir olasılıktır" ifadesini kullandıklarını anımsattı.

Bu öngörülerinin bugün gerçekleştiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, hükümete o zaman Türkiye'de uluslararası bir Suriye Konferansı düzenlemesi önerisinde bulunduklarını da söyledi.

Kılıçdaroğlu, kendilerine, "Hayır ne gerek var, siz bilmiyorsunuz. Biz kendimiz çözeceğiz" ve "CHP yarın Şam'a gidecek yüz bulamayacak" denildiğini söyledi. Başbakan'ın "Ama inşallah biz en kısa sürede Şam'a gidecek, oradaki kardeşlerimizle muhabbetle kucaklaşacağız" dediğini savunan Kılıçdaroğlu, "Buyurun gidin. Muhabbetle kucaklaşın bakalım. Sadece Şam'a değil, İran'a, Yemen'e, Libya'ya, Irak'a gidin...Gidin bir kucaklaşın bakalım, kucaklaşabilecek misiniz" ifadelerini kullandı.

Erdoğan'ın, konuşmasının devamında, "O gün de yakın inşallah, Selahaddin Eyyübi'nin kabrinde Fatiha okuyacağız, Emevi Camisi'nde namazımızı da kılacağız. Bilal-i Habeşi'nin türbesinde kardeşliğimiz için özgürce dua edeceğiz" dediğini de aktaran Kılıçdaroğlu, "Ne oldu" sorusunu yöneltti.

Kılıçdaroğlu, eskiden Ortadoğu'da bir sorun olduğu zaman Türkiye'nin bu sorunu çözmesinin istendiğini ama artık bunun tamamen sona erdiğini ileri sürdü.

Kemal Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Şam'a gideceklerdi değil mi? Tam tersi oldu. Suriye'den 2,5 milyon mülteci geldi. Başka, IŞİD terör örgütünü ithal ettiler. Suruç katliamı, Ankara katliamı, Niğde'de polislerin şehit edilmesi... Bu yanlış dış politikanın faturası oldu. IŞİD konusunda bu hükümetin karnesi kırıktır. 21 Ekim 2015 tarihi itibarıyla, devletin resmi rakamlarına göre, 70 ilden bin 50 militan IŞİD'e gidip katılmış Türkiye'den. Eğer bir terör örgütü, 70 ilden militan gönderebiliyorsa oturup düşünmemiz lazım. Nasıl oldu da 70 ilde örgütlenebildiler? Bir PKK belası vardı, şimdi bu da çıktı. Orada da yanlış yol izlediler. Orada da söyledik, yanlış yaptıklarını ama 'Siz bilmezsiniz' dediler. Doğu, Güneydoğu da terör örgütü bütün şehirleri silah deposu haline getirirken, bunlar valilere talimat verdiler, 'Sakın dokunmayın' diye. Şimdi şehitlerimiz geliyor. 13 yıldır kim yönetiyor bu ülkeyi? Yanlış yönetiliyor, kötü yönetiliyor Türkiye. Gelen şehitlerin, gözyaşı döken annelerin sorumluluğu kime ait? Bütün bunları 'Suriye'de demokrasi yok' diye yapmışlardı. Sen önce kendi ülkene bak, senin ülkende demokrasi var mı? Gazetecilere bak, yargılamalara bak, devletin çivisi çıktı, kalkmışsın 'Suriye' diyorsun. Suriye'nin Rusya için ne kadar önemli bir ülke olduğunun farkına varamayan bir anlayış stratejik düşünebilir mi?"

CHP'nin sadece Türkiye'nin hakkını savunduğunu belirten Kılıçdaroğlu, bu süreçte kaybeden tek ülkenin Türkiye olduğunu savundu.

Suriye'de kaybedenin ise sadece ve sadece Türkmenler olduğunu iddia eden Kılıçdaroğlu, "Yarın göreceksiniz, o masada Suriye sorunları görüşülürken, Türkmenler yer alacak mı, almayacak mı? Türkiye o masada ne kadar etkili olacak? Rusya gücünü artırdı. Şimdi başımıza bir de Irak çıktı. Irak Hükümeti Türkiye'yi tehdit ediyor. Şu hale bakın Ortadoğu'nun liderliğine soyunacaklardı, Ortadoğu'nun şamaroğlanına döndüler, her gelen tokat atıyor" diye konuştu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun bugünkü Grup Toplantısı'nda, 2016 bütçesine ilişkin CHP'ye yaptıkları teklifle ilgili bir açıklamada bulunduğunu hatırlatan Kılıçdaroğlu, açıklamanın bir kısmının doğru, bir kısmının ise eksik olduğunu söyledi.

Böyle bir teklif yapıldığının doğru olduğunu aktaran Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

"Ama biz de onlara karşı bir teklif yaptık. Dedik ki 'Siz şeffaflıktan söz ediyorsunuz, biz de. Bütçe kaynaklarının nerelere harcandığını biz merak ediyoruz. Gelin kesin Hesap Komisyonu kuralım. Eski bütçede paralar nerelere harcandı, orada oturup bunları görüşelim. Siz bunu kabul ederseniz, biz de sizin teklifinizi kabul ederiz.' Bakın biz ne diyoruz; 'Tüyü bitmemiş yetimin hakkını hep beraber savunalım' diyoruz. Siz ne diyorsunuz, 'Onları karıştırma' diyorsunuz. Niye karıştırmayacağım. Halka bilgi veriyorsan doğruyu söyle, eksik söyleme. Evet, teklif geldi doğrudur ama biz ne dedik: 'Kesin Hesap Komisyonu kuralım, kesinleşen bütçe rakamlarını görüşelim iki bütçe aynı anda Meclis'e insin biz de kabul edelim.' Ama bu kabul edilmedi. Neden? Ya yolsuzlukların hesabı sorulursa? E biz sormayacağız da kim soracak?"

CHP olarak Cumhurbaşkanlığı makamına hep saygı gösterdiklerini dile getiren Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın seçildikten sonra parlamentoya gelip, milletvekillerinin önünde "tarafsızlığı konusunda namusu ve şerefi üzerine" ant içtiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

"Şimdi kendisi tarafsız davranmıyor. Suriye konusunda, bizim ne söylediklerimizi anlamadan bizi açıkça suçladı, anamuhalefet partisini suçluyor. Cumhurbaşkanıysan otur oturduğun yerde, Cumhurbaşkanı değilsen çıkarsın karşıma. Bu kadar açık. Bir şey daha; namus ve şeref kavramı bu toplum için çok önemlidir. İmbikten süzülmüştür bu iki kavram, o kadar ki çocuklarımıza 'şeref' adını veriyoruz. Bir kişi çıkıp parlamentoda ve 78 milyonun önünde 'tarafsız davranacağıma dair, namusum ve şerefim üzerine ant içerim' dedikten sonra namus ve şeref kavramını çöp sepetine atıp, tarafsızlığını korumazsa söyleyecek çok şey vardır. Koruması lazım. Kendisine okuma yazma bilmeyen bir vatandaşın bile anlayacağı bir dille soru sormak istiyorum: 'Sayın Erdoğan senin için namus ve şeref kavramı nedir' Çık Allah aşkına anlat biz de öğrenelim."