2009-08-04 - 15:00
CHP GRUP TOPLANTISI..
Partisinin TBMM Grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye'de yaşanmakta olan olayı Silahlı Kuvvetlerin kamu yaşamı içindeki konumunu daha demokratik bir anlayışla belirlemeye dönük faaliyet olarak açıklayabilecek konumda olmadıklarını belirterek, ''Yaşanan olaylar, bir çatışma, sürtüşme, yıldırma, hesaplaşma, intikam alma, bir had bildirme ihtiyacı ve anlayışı çerçevesi içinde yürütülüyor izlenimi alıyoruz. Bu, fevkalade tehlikeli ve yanlış bir yaklaşımdır'' dedi.
Partisinin TBMM Grup toplantısında konuşan Baykal, yaz aylarında önemli
tartışmalar yaşandığını, bunların bir boyutunun silahlı kuvvetlerle ilgili
olduğunu, daha sonra da yargı ile ilgili tartışmaların ülke gündemine geldiğini
belirtti. ''Silahlı Kuvvetler ile ilgili tartışmaların üstü örtülmüş gibi
görünüyor. Ama bunları yok saymak mümkün değildir. Bunların ne sonuca
bağlandığını kamuoyumuz öğrenmek hakkına sahiptir. Ortaya atılan iddialar hangi
noktadadır, ne olmuştur, bunu hepimizin öğrenmesi gerekir'' diye konuştu.
Yaz başlarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''çok büyük iddialarla
TSK'da kendisine karşı bir komplonun, bir darbe hazırlığının yapılmakta olduğunu,
bunun belgesinin ele geçirildiğini, o belgeden yola çıkarak konuyu sonuna kadar
takip edeceklerini ve bunun hesabını soracaklarını'' ifade ettiğini anlatan
Baykal, ortaya da bir belgenin yansıdığını hatırlattı. Belgenin, TSK'da önemli
noktalarda görev yapan bir albayın imzasını yansıttığını, belgede, ''AKP'ye karşı
bir ciddi tertibin yapılmakta olduğunu ifadeler yer aldığını'' anlatan Baykal,
şöyle konuştu:
''Tabii Başbakan'ın birden bire bu konuyu böylesine ciddiye alarak,
önemseyerek ortaya çıkması, parti kongrelerinde ciddi itham ve iddialar ifade
etmesi, suçlamalar yapması, bütün Türkiye'yi derinden etkiledi, ilgilendirdi.
Hepimiz konuya yakın ilgi gösterdik ve 'derhal el koyun' dedik. 'Eğer TSK içinde
darbe hazırlığı yapan organizasyon varsa, bunu ortaya çıkarın. Eğer bu darbe
hazırlığı TSK askeri hiyerarşisi içinde yapılıyorsa derhal gereğini yapın. Eğer
askeri hiyerarşi içinde değil de birileri böyle bir hazırlık yapıyorsa bunu
derhal ortaya çıkarın, bunun nereye kadar uzandığını kontrol edin ve gereğini
yapın. Biz demokratik bir ülke içinde yaşamak istiyoruz. Böyle bir hazırlığı
hiçbir şekilde kabul etmemiz mümkün değil, bunu ortaya koyun' dedik.
Ama eğer ortaya attığınız, ciddiye aldığınız, varmış gibi yaptığınız,
geçerli diye söylediğiniz, Başbakan düzeyinde dile getirdiğiniz ve en ağır
ithamları içeren konuşmalarla kamuoyunu ayağa kaldırmaya çalıştığınız bu
kampanyanın sonucunda eğer gerçekten bir darbe hazırlığı ortaya konulamazsa, eğer
gerçekten Silahlı Kuvvetler resmen ya da bir grup olayın içinde yer almamışsa, o
zaman bu belgeyi, bu iddiayı kimler, niçin, hangi amaçla, hangi bekleyişle ortaya
atmışlardır? Bu iddianın dayanakları nerede üretilmiştir, bu belge nerede
hazırlanmıştır, belgeye ciddiyet veren resmi kuruluşlar nerelerdir? Hangi resmi
kuruluşlar bu bölgeyi ciddiye almış, gereğini yapmaya kalkmıştır, basına kimler
bu bölgeyi duyurmuştur? Bunun derhal ortaya çıkarılması lazım. Çünkü bu, TSK gibi
fevkalade önemli bur kuruma karşı, Türkiye'nin istikrar ve demokrasisine karşı
bir büyük gizli tertibin işletilmekte olduğunu ortaya koymaktadır. Bunun ortaya
çıkarılması lazımdır. ''

-''DÜN MUTLU MUTLU YEMEK YEDİLER...''-

Baykal, derhal gereğinin yapılmasını istediklerini, ''evet yapılacak''
dendiğini, Genelkurmay Başkanının da ''TSK içinde böyle bir anlayışı hiçbir
şekilde barındırmayız. Böyle bir olay varsa derhal ortaya çıkarılmalıdır. Yoksa
da işte o zaman Türkiye, ne yapacağımızı görür'' dediğini hatırlattı. Bu sözleri
teminat olarak aldıklarını ve bundan büyük mutluluk duyduklarını belirten Baykal,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''O günden bugüne ne gelişti, ne oldu? Yani, 'eğer TSK böyle bir darbenin
parçasıysa bu ortaya konulsun' dedik, konuldu mu? Dün mutlu mutlu yemek yediler
Şura'da. Ne oldu? 'Eğer TSK içinde bu faaliyetlerin içinde yer alan bir cunta
varsa o derhal ortaya çıkarılsın ve tasfiye edilsin' dedik. Genelkurmay Başkanı
da 'barındırmam, gereğini yaparım' dedi. Şimdi hakkında o ithamlar yapılan albay,
aynı görevini sürdürüyor ve bir yıl daha görevine devam etmesi gerektiğini Şura
karara bağladı. Görevinin başında... Ne oldu arkadaşlar? Başbakan, Türkiye'yi
neye dayanarak ayağa kaldırmak istedi? Başbakan bu komplonun neresinde duruyordu?
Bilmeden mi alet oldu? Birileri de Başbakanı mı kullandı, komplo için. Eğer
komploysa... Komployu kimler yaptı? Neyle, ne zaman, nasıl ortaya çıkacak? 'Oldu,
yeter, bitti. Bir teşebbüs yaptık, sonuç almaya çalıştık, orada alamadık, başka
yerlerde alıyorduk.' Böyle şey olabilir mi? Ne yazık ki Türkiye, bu olayı yaşadı.
Tabii bu olay asker-sivil ilişkileri konusunda bizi ciddi olarak
düşündürmelidir.
Türkiye'de bir süreden beri bu konuda çok çeşitli tartışmalar
yaşanmaktadır. Bu tartışmaların ötesinde gerçeğe yaklaşma ihtiyacımız var.
Elbette Türkiye'de Silahlı Kuvvetler, demokratik toplumun içinde silahlı
kuvvetlerin taşıması gereken noktada olmalıdır. Silahlı kuvvetlerin Türkiye'de
hukuk sistemi, Anayasa sistemi içindeki konumu elbette demokrasi ve hukukun
üstünlüğü anlayışına uygun biçimde şekillenmelidir. Hiç kuşku yok. Bu konuda
Türkiye'de bir değişimin gerektiği de açık bir ihtiyaçtır. Türkiye'de, son
zamanlarda Silahlı Kuvvetlerin konumunu yeniden şekillendirmeye dönük pek çok
düzenleme yapılmıştır. Bu da çok doğaldır. AB'ye üye olmak isteyen demokrasiyi
özümsemiş bir ülkenin içinde Silahlı Kuvvetlerin taşıması gereken konumu,
Türkiye'de de Silahlı Kuvvetlerimizin taşımasını sağlamak için pek çok
değişiklik, düzenleme yapılmıştır, bundan sonra da yapılmaya devam edecektir. Bu
çok doğaldır. Böyle bir düzenlemeye Silahlı Kuvvetlerin kendisinin ciddi katkı
yaptığına tanık oluyoruz. TSK da kendi konumunun demokratik bir anlayış içinde
yeniden şekillenmesi gerektiğine inanmakta ve bu doğrultudaki adımları anlayışla
karşılamaktadır, hatta desteklemektedir. Bu da memnuniyet verici bir olaydır.
Silahlı Kuvvetler de demokratik toplumun içindeki silahlı kuvvetler konumuna
gelmeyi amaçlamıştır. Bu doğrultuda adımlar, düzenlemeler yapılması çok doğrudur.
Ama Türkiye'de yaşanmakta olan olayı, bu nitelikte Silahlı Kuvvetlerin kamu
yaşamı içindeki konumunu daha demokratik bir anlayışla belirlemeye yönelik bir
faaliyet olarak açıklayabilecek konumda değiliz.''

-''BAŞKA NİTELİK TAŞIYOR''-

Yaşanan olayların ''başka nitelik taşıdığını'' ifade eden Baykal,
''Yaşanan olaylar, bir çatışma, sürtüşme, yıldırma, hesaplaşma, intikam alma, bir
had bildirme ihtiyacı ve anlayışı çerçevesi içinde yürütülüyor izlenimi alıyoruz.
Bu, fevkalade tehlikeli ve yanlış bir yaklaşımdır'' dedi.
Türkiye'de asker-sivil ilişkilerinin rayına oturtulması gereğinin açık
olduğunu, bu konuda Silahlı Kuvvetler ile Hükümet yetkililerinin bir araya gelip,
neyi, nasıl yapacaklarını kararlaştırmaları gerektiğini kaydeden Baykal, ''
Türkiye'de yaşanan olay, bu değildir. Türkiye'de yaşanan bir çatışma, kavga, bir
hegemonya iddialaşması, bir vesayet altına alma gayreti dikkati çekmektedir ve
yanlış olan budur'' görüşünü savundu.
Dünyanın her yerinde Silahlı Kuvvetlerin önemli ve saygın kurumlar
olduğunu, kendi ve ülkenin kuralları içinde görevini yerine getirdiğini anlatan
Baykal, ''Oraya yönelik bir hegemonya altına alma gayreti, bir tasallut çabası,
orayı vesayet altına alma gayreti, hiçbir yerde kabul edilebilir değildir.
Türkiye'de şimdi böyle bir çabaya tanık olduğumuza herkesin dikkatini çekmek
istiyorum. Bu kendisini, içi boş çıkan darbe uydurması dolayısıyla kendisini
ortaya koymuştur. Ondan sonraki gece yarısı yasa baskını; hem hazırlanış biçimi,
hem içeriğiyle, hem gizli kotarılışıyla bu gerginliğin bir parçası olarak ortaya
çıkmıştır. Şimdi bu tablonun düzelmesi gerekiyor. Yani, öyle 'gerginlik, yok 100
metre önden yürüyor, 100 metre arkadan yürüyor, birbirlerine surat asıyorlar'
laflarıyla idare edilmez. Burası demokratik bir ülke. Herkes ne olduğunu bilecek
ve birbirine de güvenecek, herkes haddini de sınırını da bilecek. Bunların
netleşmesi lazım'' diye konuştu.

-''YENİ BİR DOLMABAHÇE MUTABAKATI MI BEKLEYECEĞİZ?''-

Baykal, bir süre önce Dolmabahçe'de bir buluşma yaşandığına işaret
ederek, şunları söyledi:
''Bu buluşma neyi çözmek üzere yapılmıştı? Özel bir buluşma mıydı,
herhalde değildi. Üniformayla yapıldı. Neyi çözdü bu? Yani asker-sivil
ilişkilerinin bundan sonra nasıl gelişeceğiyle ilgili temel mutabakat mı orada
arandı? En iyi niyetli bir yaklaşım içinde bir değerlendirme yapmaya çalışıyorum.
Eğer böyleyse, daha sonraki olayların gelişmesi o mutabakatın işlemediğini bize
gösterdi. Orada bir mutabakat sağlandıysa, bu ne tablo? Orada ne sağlandı? Niçin
o yapıldı ve niçin o gizli tutuluyor? Kimden gizli tutuluyor? Kamuoyundan,
toplumdan gizli tutuyorsunuz anladım ama kendi kurumlarınızdan da niye gizli
tutuyorsunuz? Başbakan, niye onu Hükümetten gizli tutuyor, niye devletten gizli
tutuyor. Niye Türkiye Cumhuriyeti tarihinden, arşivinden gizli tutuyor? O zamanki
Genelkurmay Başkanı niye onu TSK'dan gizli tutuyor, niye daha sonra gelen
Genelkurmay Başkanı'ndan gizli tutuyor. 'Ölünceye kadar, mezara kadar ikimizin
arasında sır' böyle bir şey olabilir mi? Yapılan iş iyi bir iştiyse ya işlemedi,
yani asker-sivil ilişkilerini bir mutabakatla, askeri bir demokratik denetim
altına alacak bir yol haritasını orada biz kararlaştırdık, kimseyi
telaşlandırmayalım, sorumluluğumuzun bilincindeyiz, böyle bir anlaşma yaptık'
diyorlarsa, iyi niyetle bakarak bunu okumak istiyorum. Gelen tablo bu değil. Ee
ne olacak, ne yapacağız? Türkiye yeni bir Dolmabahçe mutabakatını mı bekleyecek?
Bu sorun, sıkıntı nasıl, neyle aşılacak? Tekrar gizlice veya açıkça bir araya
gelecekler, ama milleten gizleyecekler. Orada eteklerindeki taşları dökecekler,
anlaşacaklar, falan. Bunu mu bekleyeceğiz? Kimin sırtından anlaşılıyor? Ne için
anlaşılıyor? Kim ne veriyor, kime veriyor, niçin veriyor? Bu çok temel bir konu
olarak yaşandı ve o gece yarısı kanun girişimiyle de doruğa çıktı. İlgili
kurumun, ilk kez Cumhuriyet tarihinde kendisiyle ilgili çıkarılan bir kanundan
haberi yok. Meclis Başkanı'nın da haberi yok. Meclis Başkanı da haberinin
olmadığını söylediği için bunun bedelini ödemek zorunda kaldı.''


CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Meclis Başkanı seçimi, TBMM'ye yakışan yöntemlerle olamayacak. AKP'nin, kendi iç sürecinde belirlediği AKP'li başkanın seçimi olacak'' dedi.
Baykal, daha önce Meclis Başkanı'nın uzlaşma yolu ile seçildiğini, ancak Erdoğan'ın bunu değiştirme kararı aldığını ileri sürdü. AK Parti'nin bu seçimi, grup içi meseleyi kararlaştıracakmış gibi davrandığını iddia eden Baykal, ''Son anda aday tebliğ edildi. Başbakan bu kararı, kendi kriterlerine, Tayyip Erdoğan kriterlerine göre alıyor. (Vay sen
Cumhurbaşkanı seçimi sırasında benim istediğim açıklamayı yaptın mı yapmadın mı?)
ölçüleri devreye giriyor. Başbakan, kişisel hegemonya anlayışını, Meclis Başkanı
kürsüsüne kadar taşıyor'' diye konuştu. Baykal, seçimin, TBMM'nin kendisine yakışan yöntemlerle olmayacağını, AK Parti'nin kendi iç sürecinde belirlediği, AK Parti'li başkan seçimi olacağını iddia etti. Bunun üzücü olduğunu belirten Baykal, Türkiye'deki bloklaşmanın, Başbakan tarafından TBMM içine taşındığını savundu.

-YARGI SİYASET İLİŞKİSİ-

Hükümet'in, başından beri yargıyı, kendi kontrolünü sağlayacak şekilde
politize etmek amacı içinde olduğunu öne sürdü. Deniz Baykal, Hükümet'in, yargıyı
siyasi kontrol altına alma gayreti içinde olduğunu, bunun kaba bir uygulama
haline dönüştüğünü savundu. Türkiye'de, yargı-siyaset ilişkisiyle ilgili üzüntü verici olaylar
yaşandığını ifade eden Baykal, bunun Ergenekon davasıyla somutlaştığını
söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Ergenekon davasıyla ilgili, ''savcı
arıyoruz'' ifadesinde bulunduğunu iddia eden Baykal, ''Daha sonra aradığı savcıyı
buldu herhalde'' dedi. Baykal, Ergenekon davasının nasıl bir nitelik taşıdığının görüldüğünü,
herkesi rahatsız eden uygulamaların yaygınlaştığını öne sürerek, Türkiye'de ilk
kez bir davanın bu kadar politize edildiğine tanık olunduğunu söyledi.

Türkiye'de ilk defa, dava devam ederken tutuklamaların yapıldığını, ek
iddianamelerin hazırlandığını belirten Baykal, uluslararası hukuk kurallarının
ihlal edildiğini kaydetti. Türkiye'de bir hukuk tartışması yaşandığını ifade eden Baykal, şöyle
devam etti:

''Bu tartışma çerçevesinde, bazı yazar ve düşünürlerin bir kısmı iyi
niyetli olarak, siyasetçilerin yargıya üye seçmesinin doğal karşılanması
gerektiğini, bunun evrensel uygulama olduğunu ifade ediyor.
Türkiye'de siyaset-yargı ilişkisinde yerine oturmamış çok nokta var.
Türkiye'de siyasetçi hesabını verebilir bir insan haline dönüşebilmiş değil.
Milletvekilli dokunulmazlığı, dünyada olmadığı kadar kapsamlı. Siyasetçi,
yargıdan kaçan insan. Pek çok kesim, yargı kaçağı durumunda. Yargıya çıkabilme
cesaretini gösteremez haldedir. Örnek gösterilen falan ülkede, hesabını vermesi gerektiği halde yıllarca
bundan kaçınmış bir tek siyasetçi var mı? Aylarca Zahit Akman'ın kovuşturmasını engelleyenlere,
Türkiye'de ''sen Anayasa Mahkemesine adam seç'' diye yetki mi vereceksin?
Başbakan, hukuka olan ilgisini Ergenekon davasında savcı olarak ortaya
koymuştu, şimdi Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) fiili başkanı haline
dönüştü.''Baykal, bir Anayasal kurum olarak HSYK ile Adalet Bakanlığının, karşılıklı çatışır hale geldiklerini ifade etti.

-ERGENEKON DAVASI SAVCILARI-

Ergenekon davasındaki savcılarla ilgili yüzlerce şikayet olduğunu
belirten Baykal, buna rağmen, bir tek soruşturma açılmadığını kaydetti. Baykal,
soruşturma açmayanların, ''Bunları niye alalım, bunlar hakkında soruşturma yok''
dediklerini ifade etti. Hiçbir davanın hakime ya da savcıya endeksli olamayacağını belirten Deniz Baykal,
hukukun mücerret, soyut, evrensel ve gayri şahsi olduğunu belirterek,
''Dosyanın gereği neyse o olacak, 'Hayır ben dosyayı imal edeceğim' diyorsan, sen
hukukun peşinde değilsin'' diye konuştu.

Türkiye'de hukukun, Hükümet'in etkisiyle siyasallaştığını, bunun,
Başbakan Erdoğan'ın yargıyı vesayet altına alma anlayışının bir parçası olduğunu
öne süren Baykal, ''Bu, onun siyasi karakteri haline geldi'' dedi.

-''İZLENEN YÖNTEM SAKINCALI''-

Baykal, bir süredir Kürt konusunda bir arayışın, açılımın oluşturulmakta
olduğu izlenimi verildiğini, ancak ne yapılmak istendiğine dair somut açıklama
yapılmadığını söyledi.

''Açıklama yapılmamış olması, kafalarında yapmak istedikleri bir şey
olmadığı anlamına gelmiyor'' diyen Baykal, şöyle devam etti:

''Herhalde bir şey var. Ama onu söylemeye cesaret edemiyorlar. Bunu
telaffuz etmenin sorumluluğunu almak istemiyorlar. Peki söylemeye cesaret
edemeyecekleri şeyi niye çözüm diye kafalarında tutuyorlar.
Bu, Türkiye'nin iç dinamiklerinin ötesinden kaynaklanan bir bekleyiş,
talep ile ilgili olabilir. Birileri bir şey yapın demişse onu yapmak
durumundalarsa, bunu paylaşmaya, destek almaya gayret ediyorlar demek.
Kendilerinin dahi kuşkuları olduğu, içlerine sindiremedikleri çözümü, Türkiye'ye
kabul ettirme gayretindeler. Sıkıntıdalar, yapmak zorundalar galiba. Yapmayı
deneyecekler ama 'imdadımıza birileri gelse' diye çırpınıyorlar.

İmralı çıkıp konuşacak... Başbakan ister itiraf ister itiraz etsin. 15
Ağustos İmralı açıklaması kafasının arkasında hareket noktasıdır. Onu temel alan
bir arayış içine girmiştir. Bu yanlış kurgudur.''
Bu konuda izlenen yöntemin sakıncılı olduğunu ifade eden Baykal,
Türkiye'nin bu olayı ciddi kaygıyla izlediğini ifade etti.

Konuyla ilgili çalıştayın Polis Akademisinde yapılmasını da eleştiren
Baykal, ciddi tartışmalara yol açacak bir açılımın çıkış mekanı olarak Polis
Akademisinin seçilmesinin, yanlış ve garip olduğunu kaydetti.

-ETNİK KİMLİK-

Türkiye'yi ''kaynaştıracak değil, ayrıştıracak'' şeylerin ortaya
çıkmasında endişe ettiğini belirten Baykal, şunları söyledi:

''Ayrıştırmamak lazım. Ayrıştırmayacağız diye onun kimliğini inkar etmek
lazım değil. Bu yanlış. Bunun yanlış olduğunu 30 yıl öncesinden beri söylüyoruz.
Türkiye bir ırk, kan devleti değil siyasi bilinç devletidir. 'Türkiye'de devlet
etnik kimlikleri görmez, etnik kördür' dedik. Devlette; hukuk, hak, yurttaşlık
olur. Sana ne etnik kimlikten. Kimse kim, vatandaş ise bitti... Ama insan, ben
vatandaşım, Arnavutum, Kürdüm, Arabım diyebilir. Bunu özgürce yaşar. Bu devlete,
millete husumet değildir. Yeter ki Türkiye'yi yönetenler o hale
getirmesinler.''

Bölgede yaşayan insanların bazı konularda kendilerini dışlanmış gibi
hissettiklerini, bunda haklı oldukları tarafların bulunduğunu belirten Baykal,
önemli olan bu sorunların çözümünün yapılması olduğunu kaydetti.

Baykal, bunun için, öncelikle eğitim sisteminin yenilenmesi, özellikle
çocuklara, gençlere iyi bir eğitim verilmesi, bölgede ekonomik ve sosyal yaşamın
iyileştirilmesi gerektiğini söyledi.

Bölgedeki gençlerin kaderlerine razı olmadıklarını belirten Baykal, ''İyi
ki de olmuyorlar. Çünkü Türkiye'yi onlar daha ileriye götürecekler'' dedi.
Baykal, bu enerjinin iyi kullanılması gerektiğini ifade etti.

-''TÜRKİYE BÜYÜME LİGİNDE KÜME DÜŞEN ÜLKE...''-

Baykal, ekonomik büyümenin, Türkiye'nin sürdüremeyeceği bir noktada
şekillenmeye başladığını, 2008'den beri büyüme oranlarının ciddi şekilde
düştüğünü belirtti. Türkiye'nin büyüme açısından dünya ekonomi yarışında küme
düşen ülke haline geldiğini ileri süren Baykal, ''Ortalama büyüme hızını 1960'lı,
1970'li yıllarla mukayese ettiğiniz zaman çok geride kaldığını görüyoruz. Şu
sırada dünyada benzer ülkelerle mukayese ettiğiniz zaman Türkiye çok daha kötü
bir ekonomik büyüme performansı sergilemektedir. Bunlar çok açık gerçeklerdir''
diye konuştu.

Ekonomi yönetiminin Türkiye ekonomisine sahip çıkma ihtiyacı dahi
hissetmediğini ileri süren Baykal, uzun süredir ortaya bir makro ekonomik program
konulmasını söylemelerine rağmen bunun gerçekleştirilemediğini ifade etti.
Baykal, ilk kez Türkiye'nin bir bütçe kriziyle karşı karşıya olduğunu savunarak,
Maliye Bakanlığı ile DPT'nin yapması gereken işleri yapmadığını, 2010 yılına
ilişkin hedeflerin ilan edilemediğini savundu. Baykal, Türkiye'nin bu ortamda çok
ciddi sıkıntılarla karşı karşıya olduğunu ileri sürerek, ''Bir biri ardına zam
yağmurları gelmeye başladı. Nereden geliyor bunlar? Bütçe açığı var'' diye
konuştu.

Türkiye'de iki seçimdeki harcamalarla mali disiplinin bozulduğunu, şimdi
seçim harcamalarının bedelinin emeklinin sırtından çıkarılmaya çalışıldığını
ifade eden Baykal, Türkiye'de 9 milyon emekli bulunduğunu, ''AKP'nin gözünde
emeklilerin ikinci sınıf vatandaş'' olduğunu savundu. Baykal, emekli aylıklarına
yapılan zamları yetersiz olduğu gerekçesiyle eleştirerek, ''Öğrenci harçlarına
olağanüstü zamlar yapacaksınız. Emekli maaşlarına yüzde 1.83 zam yapacaksınız.
Yoksulluk, yeni bir AKP gerçeği olarak ortaya çıkmıştır'' dedi.