2009-10-13 - 15:40
CHP TBMM GRUP TOPLANTISI...
Partisinin TBMM Grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Ağustos ayı sanayi üretimi rakamlarının krizin dip yaptığı umudunu destekleyici nitelikte olmadığını söyledi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmasına,
ekonomiye ilişkin değerlendirmeler ile başladı.

Ekonomide kaygı verici gelişmelerin birbiri ardından ortaya çıkmaya
başladığını belirten Baykal, Denizli'de sevilen, başarılı bir iş adamının intihar
ettiğini belirtti. ''Anadolu kaplanları'' denilen KOBİ kesiminden 16 iş adamının
son dönemde hayatına son verdiğini ifade eden Baykal, bunun, ekonomik krizin bu
kesimi de derinden etkilediğini gösterdiğini kaydetti.

Sanayi üretimine ilişkin Ağustos ayı rakamlarını anımsatan Baykal, sanayi
üretiminin Ağustos ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6,7, ''bundan daha
önemli olarak'' geçtiğimiz Temmuz ayına göre yüzde 5.6 oranında gerilediğini
ifade etti. Baykal, ''Sanayi üretim rakamları, krizin dip yaptığı umudunu
destekleyici nitelikte değildir. Üstelik vergi kolaylıklarına rağmen durum
böyledir. Ekonominin biraz daha çalkalanacağı anlaşılıyor. Bunlar kaygı verici
manzaralardır'' diye konuştu.

Baykal, mevcut iktidarın bulunduğu dönemde Türkiye gibi kalkınmakta olan
Çin, Hindistan, Brezilya ve Arjantin gibi ülkelerin önemli başarılar elde
ettiğini, Türkiye'nin dünyadaki uygun ekonomik ortamı değerlendiremediğini ileri
sürdü.

Türkiye'nin 2002 yılında kendisine benzer koşulları taşıyan 149 ülke
arasında 29. sırada bulunduğunu, 2007 yılında 100. sıraya, 2009 yılında ise 136.
sıraya gerilediğini belirten Baykal, ''Efendim (dünyaya bağlıyız, dünya
şartları)... Bu 149 ülke Merih'te mi? Onlar da dünyanın içinde. Kriz seni
etkiliyor da onları etkilemiyor mu? Onlar da krizi yaşıyorlar, ancak buna rağmen
kalkınmalarını sürdürüyorlar'' diye konuştu.

Mevcut hükümetin göreve geldiği 2002 yılında Türkiye'nin G-20 ülkeleri
arasında en hızlı büyüyen 3. ülke olduğunu dile getiren Baykal, 2007 yılında 9.
sıraya, 2009 yılında ise 17. sıraya düştüğünü söyledi. Baykal, ''G-20'nin en
hızlı daralan ülkesiyiz'' dedi.

Deniz Baykal, Türkiye'nin 1923-2002 döneminde savaşlar, askeri
müdahaleler, Kıbrıs harekatına rağmen ortalama yüzde 4.58 büyüdüğünü, mevcut
iktidar döneminde ise (2002-2009) çok uygun uluslararası koşullara rağmen 3.98
büyüyebildiğini kaydetti. Baykal, ''Ne kriz öncesini değerlendirebilmişizdir, ne
krizi değerlendirebilmişizdir'' dedi.

Emekli maaşlarına bu yılın ikinci yarısında yüzde 1,83'lük zam
yapıldığını, buna karşın şekere yüzde 5.2, elektriğe yüzde 10, doğalgaza yüzde
2.5, akaryakıta ise her ay zam yapıldığını anlattı.

''AKP, hasta olmayı da vergilendirmeye başladı'' diyen Baykal, insanların
hastalığının bedelini devlete ödemek zorunda bırakıldığını, doktora gidebilmek
için katkı payı ödenmesi gerektiğini anlattı.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan ile görüşmesinin, ''gizli, saklı götürülecek bir iş olmadığını''
ifade ederek, ''Sen İmralı'nın gönderdiği yol haritasını saklıyorsun, kendi yol
haritanı niye milletten saklıyorsun? Senin yol haritanı milletten saklamana biz
yardımcı olmayız. Biz o yol haritasını ortaya çıkartmaya çalışıyoruz'' dedi.

Baykal, partisinin TBMM Grubunda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a
gönderdiği cevap mektubuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Erdoğan'ın mektubuna yazdığı kapsamlı cevapta, düşüncelerini bir kez daha
ortaya koyduklarını belirten Baykal, bir Başbakan'a ''gelme'' demenin, devlet
sorumluluğuyla, siyaset anlayışıyla ve demokrasi düşünceleriyle bağdaşmadığını
vurguladı.

Baykal, '' Ama zannetme ki sen kafandakini bana kabul ettirebilirsin.
Senin ne yapmak istediğini de biliyorum. Nelerin seni yönlendirdiği biliyorum.
Gel bir defa buradan anlatayım dedim. Bu tabi önemli bir buluşma. Türkiye;nin
geleceğiyle ilgili önemli bir tartışma'' diye konuştu.

CHP Lideri Baykal, ''Terörist başının, avukatıyla (Bu açılım, Mustafa
Kemal Atatürk'ün yaptığıyla eş değer bir iştir) dedi. Şu anlamda doğru, (Atatürk
bir milli devlet kurdu, şimdi biz o milli devleti çözme mücadelesi yapıyoruz)
demek istedi'' dedi.

Baykal, Başbakan Erdoğan ile yapacağı görüşmeyi, ''önemli bir buluşma,
Türkiye'nin geleceğiyle ilgili çok önemli bir tartışma'' olarak nitelendirdi.

TARİHİ GÖRÜŞME OLACAKTIR


Erdoğan'ın, kendilerinin düşüncelerini bile bile 'Gelelim, konuşalım'
dediğini belirten Baykal, bunun kapalı kapılar arkasında olmayacağını söyledi.

Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:''Kafa kafaya verip, toplumun bilgisi dışında, kimin ne söylediği belli olmadan, 'onunla da konuştuk, onu da dinledik' diyerek, bildiği yolda devam
etmesini fırsat verecek şekilde değil. Bu görüşme önemlidir, tarihi bir görüşme
olacaktır. Hepimiz tezlerimizi ortaya koyacağız.

Bizim düşüncemizin arkasında, Türkiye'nin tarihi, sosyolojik gerçekleri
var, çok ciddi bir toplumsal bekleyişe cevap vermek üzere, biz orada görev
yapacağız. Milletin, iki genel başkanın, bu konuda ne düşündüğünü, birbirlerine
ne söylediğini, söylenen her söze öbürünün ne cevap verdiğini bilme hakkı vardır.
Türkiye'nin nereye doğru sürüklenmekte olduğunu, vatandaşlarımız bu buluşmayı
izledikten sonra daha doğru değerlendirecektir. Müsaade etsin de Sayın Başbakan,
onun yaptığı yanlışlıkları yüzüne karşı söyleme fırsatını bulayım. Eğer bizim
söylediklerimizde yanlış varsa, o da benim yüzüme karşı söylesin, cevabını
vereyim. Böyle bir buluşmayı talep etmekten daha doğal ne var. ''

BİZ YARDIMCI OLMAYIZ'

Baykal, milletin bu buluşmanın iç yüzünü öğrenme hakkının bulunduğunu,
çok önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade etti. Baykal, böyle bir dönüm
noktasında, iki kişinin kapalı kapılar arkasında, ülkenin geleceğiyle ilgili çok
önemli bir tartışmayı, karşılıklı nezaket görüntüleri içinde milletten
saklayamayacağını söyledi.

Erdoğan'ı, büyük bir nezaket ve saygıyla CHP Genel Merkezinde
ağırlayacaklarını vurgulayan Baykal, şunları kaydetti:

''Kamuoyumuz, bu tartışmayı mutlaka gerçeğiyle öğrenme şansına sahip
olacaktır. O anda öğrenmeyebilir. Başbakanın, (Çok sıcak bir tartışma içinden
geçiyoruz, müsaade edin, bunu daha sonra değerlendiririz) demesini anlayışla
karşılarım. Ama, bizim ve onun ne söylediği kayıtta olmalıdır. Günü geldiğinde,
milletimiz onun iç yüzünü öğrenebilmelidir. Bunu yok sayarak, 'o öyle söyledi, bu
böyle söyledi...', Çıktığında birisi demeç verecek, karşılıklı nezaket,
iltifatlar içinde gerçekler saklanacak. Böyle bir şey olabilir mi? Gizli
gerçekleştirilmiş bir buluşmanın, siyasi hayatımızda ne gibi kaygılara,
spekülasyonlara yol açtığı, son aylardaki deneyimimizle ortadır. Böyle bir olayı
bir daha yaşayamayız.

Sayın Başbakan, düşüncelerinin millet tarafından öğrenilmesinden niye
kaçacak? Ben düşüncelerimin, millet tarafından öğrenilmesinden kaçmıyorum.
Söylediğim sözümün sorumluluğunu, milletime, tarihe ve geleceğe karşı
üstleniyorum. İnanıyorum Başbakan da bu konudaki düşüncelerinin kayda
geçirilmesinden, zamanı geldiğinde millet tarafından öğrenilmesinden
korkmayacaktır, korkmamalıdır. Eğer, millet tarafından öğrenilmesi, Başbakan için
sakıncalı olacaksa, o zaman iş başından itibaren yanlıştır, temeli yanlıştır.
Bazı çevreler, (aman gitme, gelme) diyorlarmış. Başbakan'ın buna itibar
etmeyeceğini, Kasımpaşalı siyaset adamı olarak, bu konuda, bizimle buluşmaktan
çekinmeyeceğini düşünüyorum. Başbakan'ın yaptığına inandığımız yanlışları dile
getireceğiz, bu konuda sorular soracağız. Gizli, saklı götürülecek bir iş
değildir. Sen İmralı'nın gönderdiği yol haritasını saklıyorsun, kendi yol
haritanı niye milletten saklıyorsun? Senin yol haritanı milletten saklamana biz
yardımcı olmayız. Biz o yol haritasını ortaya çıkartmaya çalışıyoruz.''

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, iktidarın,
''yanlış kıble seçtiğini'' ileri sürerek, ''Açılımı PKK'ya değil, bölgede yaşayan
Kürt kökenli vatandaşlarımızla yapın'' dedi.

Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin
Ermenistan ile imzaladığı protokollere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Gizlilik içinde diplomasi yürütüldüğünü, kimseye haber vermeden
İsviçre'de müzakereler yapıldığını savunan Baykal, imza töreninin, Minsk Grubunun
denetiminde gerçekleştirildiğini söyledi. Baykal, Minsk Grubunun görevinin,
Azerbaycan ile Ermenistan arasında sorunların çözümü olduğunu belirterek, ''Minsk
Grubu, Ermenistan Sınır Kapısının açılmasına yönelik sergilediği gayreti, zamanı,
enerjiyi, Karabağ sorunu dolayısıyla Azerbaycan topraklarının işgalinin
Ermenistan tarafından sona erdirilmesi için harcasaydı, bugün daha farklı noktada
olmaz mıydık?'' diye sordu.

Baykal, ''Sizler güçlü ülkelersiniz, Türkiye ile Ermenistan'ı bir araya
getirip, 'hadi uzatmayın' diye, imzaya sürükleyerek, Kafkaslar'da barışı
sağlamada önemli bir adım attığınızı düşünüyorsunuz. Eğer Kafkaslar'da barışı
sağlamak istiyorsanız, bu işgale bir son verin'' dedi.

Hükümetin, ''Ermenistan ile aramızdaki sınırı açmayı şu şartlarda kabul
ediyorum'' deyip, imza attığını, şimdi ise ''Bu benden ibaret değil, 'Hükümet
olarak evet' dedim, ama bir de Meclis var'' söylemini kullandığını öne süren
Baykal, ''Sen 'evet' dedin mi? 'Ben dedim, ama öbürleri der mi bilmiyorum' Sen
samimiyetle dediysen, öbürleri der, çünkü senin çoğunluğun. Ben, 'samimiyetle
dedim mi demedim mi tam belli değil' Böyle bir tablo olur mu? Uygun bir zamanda,
Meclis de herhalde bu konuda ikna edilebilir, edilecektir. Onu bekliyoruz'' diye
konuştu.

HANGİ BASKILAR SEFERBER EDİLİRSE EDİLSİN

Baykal, Ermenistan'ın, Azerbaycan'daki işgaline son vermek zorunda
olduğuna dair hiçbir değerlendirmesinin bulunmadığını belirterek, bunu telaffuz
bile edemeyenlerden, makul bir sürede bunun gereğini yapabileceğini umut
edemeyeceklerini söyledi.

Bu tablonun, alıştıkları bir tablo olduğunu dile getiren Baykal, örnek
olarak 12 Eylül sonrasında Rogers Planı, Katma Protokol ve Annan Planı'nın
imzalanmasını gösterdi.

Baykal, barış ve kardeşlik istediklerini, bunun için de yapılması
gerekenlerin belli olduğunu ifade ederek, bunun başında, Ermenistan'ın,
Azerbaycan'daki işgalinin sona ermesi geldiğini söyledi. Baykal, ''Bu ortadan
kalkacaktır, elbette Türkiye, Ermenistan ile sınırını açacak, diplomatik
ilişkilerini kuracaktır. Ama bunların hepsi, birlikte, paralel olacaktır. Kimse
aldatılmayacaktır'' dedi.

Azerbaycan'ın Kafkasya'daki önemine işaret eden Baykal, ancak AB'nin,
bunu yeterince anlamadığını söyledi. Baykal, Azerbaycan'a karşı haksızlık
yapmalarının tasavvur edilemeyeceğini belirterek, ''Türkiye'de, bu imzalara
rağmen, önümüzdeki dönemde hangi baskılar seferber edilirse edilsin, böyle bir
yanlışlığa TBMM'yi kimsenin alet edemeyeceğine güvenmeye devam ediyorum''
görüşünü dile getirdi.

KOMPLEKSLERLE DOLU BİR PROJE

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''demokratik açılıma'' ilişkin de
değerlendirmelerde bulundu. Baykal, ''Kürt açılımından'', ''Milli Birlik
açılımınına'' gelinmesinin, projenin, ''tutarsız, içi boş, kamuoyunun
dalgalanmalarına tabi, iyi düşünülmemiş, komplekslerle dolu bir proje'' olduğunu
ortaya koyduğunu öne sürdü. Baykal, ''Kendine güvenen bir proje adını değiştirir
mi?'' diye sordu.

Ulusal bütünlüğü sarsıcı uygulamanın, sürecin adına ''milli birlik
süreci'' denilerek, örtbas edilemeyeceğini, bunun yetmeyeceğini, anlayışın
değiştirilmesi gerektiğini savunan Baykal, ''Bu açılımla kim tatmin edilmek
isteniyor? Bu açılımla ne yapılmak isteniyor? İktidar çözümü nerede arıyor?''
sorularını yöneltti.

Baykal, şunları kaydetti: ''Eğer çözümü, bölgede yaşayan insanın, bekleyişinde arıyorsan; o
insanların ne istediğine bakacaksın, sorunlarının, sıkıntılarının, taleplerinin
ne olduğunu dinleyeceksin. O bölgede yaşayan insanların talepleri; Türk milletini
etnik temelde ayrıştıralım, ayrıştırma peşindeyim, bunun gereği neyse yapalım,
okullarımızı, dillerimizi ayıralım, yönetimlerimizi ayıralım mı? Hiç böyle bir
şey yok. O insanlar, kendilerine ve çocuklarına iş, çocuklarına kaliteli eğitim
istiyor. İktidarın, bölgede yaşayan Kürt kökenli insanların gerçek gündemine,
taleplerine yönelik olarak onları kavramaya, kucaklaşmaya, onların dışlanmışlık
duygusundan kurtarılmasını sağlamaya, Türkiye'nin tümünün bir parçası olduklarını
daha da çok hissetmelerini sağlamaya önem veriyorsa, yapması gereken şeyler
ayrıdır. İktidar, 'bizi kaynaştırmayı bırak, ayrışmamıza giden yolda, yeni
açılımlar sağla' diyen çevrelerle, bir uyum, uzlaşma arıyorsa, onlar yoluyla bu
konuyu çözmeyi düşünüyorsa, onları Türkiye'den koparmaya çalışan çevrelerin
taleplerini dikkate alır, ona göre yol çizer.

Benim gördüğüm, iktidar bilerek, bilmeyerek, yanlış kıble seçmiştir.
Açılımı PKK'ya değil, bölgede yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızla yapın.''

Baykal, Türkiye'de terörü yönlendiren, gerçekleştiren, planlayan, bu
konularda kendini söz sahibi kabul eden terör merkezlerle uzlaşarak, bu
çevrelerin istediklerini karşılamaya gayret ederek, mutabakat arayarak, açılımın
yapılmasının, terörü sona erdirmeyeceğini, bölgedeki Kürt kökenli vatandaşların
sorununa çözüm olamayacağını söyledi. Baykal, bunun, terör odağının güçlenmesine,
bölgede söz sahibi olmasına yardımcı olacağını belirtti.

AÇILIMIN İÇYÜZÜ

Açılım paketinin içinde Anayasa değişikliği olup olmadığının önem
taşıdığını dile getiren Baykal, bölgede yaşayan Kürt kökenli vatandaşların,
Anayasa değişikliği konusunda talebi bulunmadığını söyledi. Baykal, ''Bu açılımın
temel ilgi konusu, terör yapan çevrelerin kafasındaki projelere yeşil ışık
yakmaktır. Başbakan, Anayasa değişikliği uzun dönemde de olsa gündemde dediği
sürece, hiç kuşku yok ki bu açılının arkasında PKK'yı arayanlar, haklı
olacaktır'' dedi.

Baykal, Başbakan Erdoğan'ın, ''Anayasa değişikliği masada'', ''biz
politikamızı hazmettire hazmettire uygulayacağız'' açıklamalarının, açılımın
içyüzünü ortaya koyduğunu öne sürdü.

Deniz Baykal, sözlerini, ''Başbakan, 'hepsini şimdi söyleyemem, proje
tehlikeye girer, vatandaş kabul etmez. Ama şimdi kazanın altındaki suyu ısıtmaya
başladım, kurbağa da içinde. Yavaş yavaş ısıtacağım, hemen fokur fokur
kaynatmayalım, sıçrar kurtulur' diyor. Sen, öyle diyorsun, bir sen mi akıllısın,
bir senin mi aklın eriyor bu işlere? Bütün bunları sen planlayacaksın, Türkiye'de
senin çizdiğin, uygun gördüğün istikamette adım atacak, yürüyecek. Yok öyle şey''
diye tamamladı.