2014-05-27 - 15:52
CHP TBMM GRUP TOPLANTISI...
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, taşeron işçilere seslenerek, "Sizin yerinizin, ocağınız CHP'dir. Geleceksiniz, eliniz mahkum geleceksiniz. Ya sömürülmeye katlanacaksınız ya da 'artık yeter ben de özgür yurttaş gibi yaşamak istiyor ve alın terimin karşılığını almak istiyorum' diyeceksiniz" dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, taşeron işçilere seslenerek, "Sizin yerinizin, ocağınız CHP'dir. Geleceksiniz, eliniz mahkum geleceksiniz. Ya sömürülmeye katlanacaksınız ya da 'artık yeter ben de özgür yurttaş gibi yaşamak istiyor ve alın terimin karşılığını almak istiyorum' diyeceksiniz" dedi.

Kılıçdaroğlu, Altın Palmiye Ödülü'nü alan Nuri Bilge Ceylan'ı kutladı. Kılıçdaroğlu, "Onun filmleri kendine özgü. Her karesi sanat eseri gibi. O bir sinema bilgisidir" diye konuştu.

Yatağan Termik Santral işçilerinin 2013 yılından bu yana eylemlerini devam ettirdiklerini belirten Kılıçdaroğlu, bu süre içinde işçilerin yanında yalnızca CHP'nin olduğunu ifade etti. Kendisinin de Muğla'ya gittiğini ve işçilerin sorunlarını dinlediğini anlatan Kılıçdaroğlu, taşeron işçi konusuna değindi.

Taşeron sorununa çözüm üreten ve bunu seçim bildirgesinde de yayımlayan tek partinin CHP olduğunun altını çizen Kılıçdaroğlu, "Asgari ücrete mahkum edileceksiniz, grev hakkı, toplu sözleşme hakkı, iş güvencesi olmayacak, her an işten atılabileceksiniz, sendika olmayacak, derdinizi anlatabileceğiniz kimse yok... Bunun adı da çağdaş Türkiye olacak... Olmaz" diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Taşeron işçilik döneminin bitmesi lazım. Bunu defalarca miting meydanlarında da dile getirdim. TBMM dahil bütün kamu kurumlarında taşeron işçi çalıştırılıyor. Bir lokma bir hırka. Hiçbir güvenceleri yok. Bunlara güvence getirme sözü verdik. Seçim bildirgemizde de yazdık. Ama bize mesafeli davrandılar. O kardeşlerime sesleniyorum, CHP Genel Başkanı olarak sesleniyorum: Önce işçi ağabeylerinize sorun, 'bu ülkeye toplu sözleşme hakkını hangi siyasi parti getirdi' diye. Size diyecekler ki 'CHP getirdi.' Yine o ağabeylerinize sorun, 'Uluslararası Çalışma Örgütü standartlarını bu ülkeye kim getirdi' diye. CHP getirdi. İş güvencesini CHP getirdi.

Şimdi yeni bir tasarı hazırlanıyor. Sadece siz değil bütün çalışanlar taşeron işçi olacak. Sendikalara sesleniyorum: Siz işçinin yanında mısınız? Onların hakkını mı savunuyorsunuz? Eğer onların yanındaysanız, doğal olarak sizin adresiniz CHP'dir.

Taşeronluğu yaygınlaştıran, Türkiye'ye bela eden, 301 işçimizin hayatının kaybolmasına yol açan bu düzeni savunacak mısınız savunmayacak mısınız?

Biz bu düzeni değiştireceğiz. Hakça insanca düzen kuracağız. Önce üreteceğiz sonra hakça bölüşeceğiz. Herkes kazanacak, evine huzur içinde gidecek. Biz bunu savunuyoruz."

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Soma'daki işçilerin dün yürüdüğünü ve haklarını aradığına dikkati çekerek, "Sendika yöneticilerinin istifasını istediler. Orada eylem yapan bütün işçi kardeşlerimizi yürekten kutluyorum. Sizin emeğinizi satan sendikacılara güvenmeyin. Sizin yanınızda olacağız. Herkesin işi olmalı. Ama herkes örgütlenmeli" dedi.

"Biz Ortaçağ mı yoksa 21. Yüzyıl ülkesi miyiz?" diye soran Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Eğer 21. yüzyıl ülkesiysek, o zaman örgütlenmekten korkmayacağız. Kim sizin önünüze yasal engel getiriyorsa, sizinle beraber mücadele ederiz. Özellikle de taşeron yanında çalışan işçiler bilsin. Biz sizin haklarınızı savunuyor, sizin için mücadele ediyoruz. Bize güvenin, destek verin. Beraber olacağız ki güçlü olalım. Hala sizin emeğinizi sömüren, örgütlenmenize engel olan bir siyasi partiye destek verirseniz, başına çok iş gelir. Hep beraber ağlarız ama bu çözüm değil."

Partisinin evrensel çözüm ürettiğini belirten Kılıçdaroğlu, "gelişmiş ülkelerde hangi haklar varsa Türkiye'de de aynısı olsun" diye mücadele ettiklerini söyledi. Kılıçdaroğlu, herkesin kazanmasını, üretmesini istediklerini ama bunun köle düzeni içinde değil, uygar bir tarzda gerçekleşmesi gerektiğini vurguladı.

Taşeron işçilere seslenen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Kimse kusura bakmasın. Sizin yerinizin, ocağınız CHP'dir. Ne arıyorsunuz sağda solda? Ne bekliyorsunuz, umut mu bekliyorsunuz? Onlardan size umut yok. Kendileri köşeyi dönmek istiyor, sizin alın terinizi sömürüyorlar. Soma'da 301 kişi hayatını kaybetti. Gidin ailelerine sorun bakalım. Eğer bunları unutup, 'yardım, şu gelecek, bu gelecek, insanlar öldü ne yapalım..." değil arkadaşlar. Bunun mücadelesiniyapmak zorundasınız. Ölen kardeşlerimizin mücadelesini yapmak zorundasınız. Alın terinin hakkını almak zorundasınız. Bunun mücadelesini yapacağız. O nedenle söylüyorum: Yeriniz artık bellidir. Geleceksiniz, eliniz mahkum geleceksiniz. Ya sömürülmeye katlanacaksınız ya da 'artık yeter ben de özgür yurttaş gibi yaşamak istiyor ve alın terimin karşılığını almak istiyorum' diyeceksiniz. Gelin beraber ortak ses çıkaralım. Sesimiz daha gür çıkar."

Geçen haftaki grup toplantısında Soma'da şehit olan 301 kişinin ismini okuduğunu anımsatan Kılıçdaroğlu, "Hiçbir parti, hiçbir siyasal partinin yapmadığını yaptık çünkü bir halkın partisiyiz. Hiç kimsenin burnu kanasın istemeyiz" dedi.

Türkiye'nin riskli bir sürecin içine girdiğini savunan Kılıçdaroğlu, gerginlik ortamının hakim olduğunu vurguladı. Gittiği yerlerde özellikle kadınların "ne olacak bu ülkenin hali?" diye sorduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, kaygının, toplumun dokularına işlediğini ifade etti.

"Tekerlek kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur" diyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Ama biz tekerlek kırılmadan yol gösteriyoruz. Bunu bu ülkenin aydınları, akademisyenleri, sanatçıları, siyasetçileri yapacak. Sorunlara çözüm üreteceğiz. Siyasetçilerin sorumluluğu daha fazladır. Temsil yetkimiz var.

Sürekli gerginlik ortamı yaratıyoruz. Bu gerginlikten belli siyasi kurumlar beslenmeye çalışıyor. Gerginlik, çatışma, tehlikeli sürecin içine götürür bizi.

Siyasetçi halka hesap vermek zorundadır. Siyaseti zenginleşmek için yapmaz. Siyaset halka adanmışlıktır. Bunları bir tarafa bırakıp kendi iktidarınızı korumak için toplumu böler, kutuplaştırırsanız, sorun yaratırsınız.

Sorun yaratan bir siyasal iktidar var. Birisi konuştuğu zaman herkes kulaklarını tıkıyor. Emin olun üç gün sussa Türkiye huzur bulacak. Her gün konuş, her gün kavga. Nereye gidecek.

Huzurlu bir toplum yaratmalıyız. Biz üstümüze düşeni yapıyoruz. Olabildiğince muhalefet görevimizi yapıyoruz. Anamuhalefet iktidarın yanlışlarını, yolsuzluklarını, haksızlıklarını dile getirmektir. Hükümet, ülkeyi akılla yönetmeli öfkeyle değil. Kavgalı bir iktidar olur mu? Kendisiyle kavga eden bir siyasal anlayış olabilir mi?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ""Biz kutuplaşmadan, çatışmadan yana değiliz. Bu arada şunu da söyleyeyim; yüzü maskeli elinde silah, olayları çıkaranlar, kimse bunlar, bunları çıkarsınlar. Biz yüzü maskeli elinde silah olay yaratan kişilere karşıyız" dedi.

Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında, toplumda kutuplaşma olmaması için üzerlerine düşen görevi yerine getirdiklerini söyledi.

"Toplumda fazla kutuplaşma olmasın" diye Soma olayları konusunda çok dikkatli bir tavır izlediklerini dile getiren Kılıçdaroğlu, aynı tutumu Gezi olayları sırasında da gösterdiklerini savundu.

"Haksızlıklar olmasın, gencecik çocuklar dövülmesin, insanlar ölmesin diye mücadele ettik" diyen Kılıçdaroğlu, "Biber gazını, copları bizim milletvekillerimiz yedi. Hastaneye bizim milletvekillerimiz kaldırıldı, neden? Vatandaşın çocuğu dövülmesin, o çocuk biber gazı yemesin diye. Biz bunları yaptık" ifadesini kullandı.

Tüm vatandaşlara seslendiğini belirten Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

"Biz biz kutuplaşmadan, çatışmadan yana değiliz. Bu arada şunu da söyleyeyim; yüzü maskeli elinde silah, olayların çıkaranlar, kimse bunlar, bunları çıkarsınlar. Biz yüzü maskeli elinde silah olay yaratan kişilere karşıyız. Her zaman söyledim, yine söylüyorum. O kişiler acaba kim? Gezi olaylarında Toma'ya molotof kokteyli atan polisleri gördük. Fotoğraflarını gördük, şimdi toplumda bu kutuplaşmayı yaratanlar kimler? Hükümetin bir an önce bunları ortaya çıkarması lazım. Biz aslında siyasetçiler olarak sağduyuyla konuşmak zorundayız, birbirimizi dinlemek durumundayız. Şimdi konuşmayacaksak, şimdi dinlemeyeceksen ne zaman dinleyeceğiz. Kamplaşma yaratıldı, birbirini duymayan kitleler yaratıldı. Böyle bir tabloyla Türkiye ilk kez karşı karşıya kalıyor. Müthiş bir kamplaşma var ve bunu yapan siyasal iktidarını korumak için çaba gösteren hükümet. İlk kez Türkiye böyle bir tabloyla karşı karşıya kalıyor."

Kendisinin, "68 kuşağından" geldiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, her zaman Türkiye'nin özgürlüğünü, huzurunu ve bağımsızlığını savunduğunu kaydetti.

Bu kuşaktan geldikleri için pek çok acıya tanıklık ettiklerini ve yaşadıklarını vurgulayan Kılıçdaroğlu, çocuk olması nedeniyle "hayal, meyal" hatırladığı 1960 darbesinde üç siyasetçinin darağacına gönderildiğini anımsattı.

O dönem belki birilerinin alkışladığını ancak bu dönem siyasetçilerin idam edilmesinin ne kadar yanlış olduğunu herkesin bildiğini belirten Kılıçdaroğlu, 12 Mart 1971 askeri darbesi sonrası da yine elleri kana bulaşmamış üç gencin darağacına gönderildiğini hatırlattı.

Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

"Neden? İntikam hırsıyla. Toplum hala bunu üzerinden atmış değil, siyaseten idamların doğru olmadığını tecrübeyle yaşayan bir ülkeyiz. Geldik 80'lere. Darbe öncesi, 80 öncesi gencecik fidan gibi çocuklarımız birbirlerini öldürüyorlar. Aynı silahtan hem soldan, hem sağdan öldürülen gencecik fidan gibi çocuklarımız vardı. 12 Eylül 1980 askeri darbesi oldu, yine ders çıkarmadık, yine binlerce gencimiz birbirini öldürdü. Askeri darbeden sonra da pek çok gencimiz idam sehpasında hayatını kaybetti. 16 yaşında Erdal Eren'in yaşını büyütüp idam sehpasına gönderdik. Bu kadar acı travmaları bu toplum yaşadı. Biz bütün bunlardan ders çıkarmak durumundayız. Baktığımız zaman uygar dünyaya, onlar da bizim gibi acılar, büyük travmalar yaşamışlar. Ama onlar bütün bu acıları bir toplumsal kazanıma dönüştürmüşler. Aynı olaylar olmamış, bir toplumsal kazanım elde edilmiş orada."

Kılıçdaroğlu, Avrupa'nın yerle bir edildiği İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupalılar biraraya gelerek, savaşı değil barışı önceleyen kömür ve çelik birliğini kurduklarını anlattı.

Bu projeyle Avrupa'da demokrasinin ve barışın kazanmasının sağlandığını ifade eden Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin İsmet İnönü ile bu barışın parçası olmak için 1963 yılında Ankara Anlaşması'nı imzaladığını hatırlattı.

Kılıçdaroğlu, "Avrupa'da demokrasinin kökleşmesini sağlayan bir kurum, Avrupa'da savaşı yok eden bir anlayış egemen oldu. Yani bir toplumsal faciadan bir toplumsal kazanım elde ediyorlar" dedi.

ABD'de Kuzey-Güney savaşlarında, binlerce Amerikalının birbirini öldürdüğünü hatırlatan Kılıçdaroğlu, aynı Amerika'nın bunları da aşarak, kimsenin ötekileştirilmediği bir devleti sağlayarak, bir toplumsal faciadan, toplumsal kazanım elde ettiklerini anlattı.

Darbelerle anılan İspanya, Yunanistan, Güney Kore gibi ülkelerde bugün hiçbir darbenin söz konusu olmadığını da dile getiren Kılıçdaroğlu, bu ülkelerin demokrasiyi içselleştirerek, bütün toplumsal zararları toplumsal faydaya dönüştürdüklerini ileri sürdü.

Türkiye'deki askeri darbelere atıfta bulunan Kılıçdaroğlu, "Baktığınız zaman ders almamış bir toplum konumundayız biz. Neden? Çünkü tarihi yeteri kadar bilmiyoruz. Siyasetçiler tarihi yeteri kadar irdelemiyorlar, 'tarihten ders almak' diye bir kavram vardır. Eğer siz tarihten ders almıyorsanız, ülkenizi felakete sürüklersiniz" değerlendirmesini yaptı.

Kılıçdaroğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Evet, tarihten ders almadık. O faciaları, o acıları toplumsal kazanıma dönüştüremedik. Bugün hala fatura ödemekle meşgulüz. Birileri geldi bizi geçti, demokrasilerini güçlendirdi, biz toplumu ayrıştırarak yeni fay hatları yaratarak toplumu ayrıştırıyoruz ve bölüştürüyoruz. Bu bizim kabulleneceğimiz bir olay değildir. Bugün cumhuriyet tarihinin en büyük kırılmasıyla karşı karşıyayız, toplum ayrışmış durumda. Toplumu kendi içinde barıştırmamız gerekiyor. Kendi içinde huzurlu bir toplum yaratmamız gerekiyor. Ayrıştıran, bölen siyasetçiler. Halkı kullanan, siyasetçiler. Halkı kendine köle konumuna getiren yine siyasetçiler. Halkın bütün bunlardan ders çıkarması lazım. Siyase akıl ve mantıkla sorgulaması lazım. Kendisinin nasıl kullanıldığının farkına varması lazım. Eğer bunu halkımız yapabilirse, siyasetçilere tarihin önünde çok güzel bir ders vermiş olacaktır. Bugün böyle bir derse siyasetçilerin ihtiyacı var."

Çağdaş ülkelerin toplumsal faciaları, toplumsal kazanıma dönüştürmelerindeki en büyük etkenin "empati" kurmaları olduğunu değerlendiren Kılıçdaroğlu, "Eğer siz karşınızdaki insanı, insan yerine koyup, onun derdini, acısını bilirseniz, kendinizi onun yerine koyup, acısını paylaşabilirseniz bir toplumsal kazanım yaratırsınız. Ama acısına kulak tıkarsanız, onu ötekileştirirseniz bir toplumsal kazanım yaratamazsınız. Türkiye'nin geldiği nokta budur. Empati kuramayan bir siyasetçi olabilir mi? Vatandaşını anlamayan, onu oy makinası olarak gören bir siyaset anlayışı" diye konuştu.

Türkiye'nin bunları aşmak zorunda olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, yeni, kendi içinde barışık, farklılıkları zenginlik olarak gören bir Türkiye yaratacaklarını söyledi.

Kılıçdaroğlu, "Eğer siz birini ötekileştirirseniz yaptığınız tüm haksızlıkları meşrulaştırırsınız" ifadesini kullandı.

Böyle bir toplumun geleceğini sağlıklı inşa edemeyeceğini de savunan Kılıçdaroğlu, kendi iç sorunlarıyla sürekli kavga eden bir siyaset anlayışının bir tarafa bırakılması gerektiğini kaydetti.

İşçilerin söylediği "susma, sustukça sıra sana gelecek" diye bir söz olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, salondan "Her yer Soma, her yer Yatağan", sloganları atılması üzerine ise Türkiye'deki bütün işçilerin sorunlarını çözmeye talip olduklarını söyledi.

Sadece işçilerin değil, emeklinin, çiftçinin, memurun, sanayicinin, ev hanımlarının sorunlarını çözmeye kararlı olduklarını vurgulayan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Ama bu slogan sıra onlara geldiği zaman atılıyor. Sorunumuz orda başlıyor zaten. Oysa bizim inancımızda 'haksızlıklara karşı susan dilsiz şeytandır' denir. Ben isterdim ki Tekel işçileri Kızılay'da dövüldüğü zaman bütün işçiler Ankara'da olsun. Onlara destek versin. Ben isterdim ki Soma'da 301 işçimiz hayatını kaybederken bütün sendikalar orada olsun. Ama bunlar olmadı. O nedenle söylüyorum; işçi kardeşim size sözüm var, bu sendikacılık düzenini, patron sendikacılığını, sendika ağalığını, yıkacağız ve onlardan da hesap soracağız. Ayrışmadan, kamplaşmadan söz ettik, eğer siz toplumu kamplaştırırsanız, bütün renkleri yokedersiniz. Renklerin tonlarını da yok edersiniz. Neden bütün yurttaşları kucaklamıyoruz, neden hep kavga ediyoruz? Bütün bunları değerlendirmek zorundayız."

Soma'daki facianın ardından kendisinin de Soma'ya gittiğini ve bir kadının sitemiyle karşılaştığını anlatan Kılıçdaroğlu, sessiz ve sakince dinleyerek, yanındakine kadının haklı olduğunu söylediğini aktardı.

Başbakanın da Soma'ya gittiğini dile getiren Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Gitti, gayet güzel. 301 kişi hayatını kaybetmiş. Yaş ortalaması 10 olan 432 çocuk yetim kalmış. Eşler yok, evlatlar yok. Büyük acı, büyük dram yaşanıyor. Bu gidiyor, sanki miting meydanı gibi kürsüyü koyuyor, başlıyor konuşmaya. 301 ölümü doğal ölüm kabul ediyor. 'Madenciliğin fıtratında, yani tabiatında, doğasında böyle ölümler vardır' diyor ve 1860'ın İngilteresi'nden örnek veriyor. 1860'da Abdülmecit tahtta ve henüz ampul icat edilmemiş. Türkiye, 1800'lerin Türkiye'si mi? Sen nasıl bu örneği verirsin? Bu örneği verdiği andan itibaren zaten Soma ayağa kalkıyor. Herkes itiraz ediyor, yuh çekiyor. Efelenerek vatandaşın üstüne yürüyor, 'yuh çekersen tokadı yersin' diyor. Sonra, birisine çok özür dilerim 'Yahudi dölü' diye de ona hakaret ediyor. 4 bin polisle gidiyor Soma'ya ve bir markete sığınmak zorunda kalıyor. Sonra, marketteki bir vatandaşı da tokatlıyor. İlk kez bizim tarihimizde, dünya tarihinde örneği var mı bilmiyorum, bir ülkenin başbakanı kendi vatandaşını tokatlıyor. Bu ülkenin insanlarının, 76 milyon yurttaşın vicdanına sesleniyorum, seni tokatlayan adamın hala arkasındaysan oraya ben üç nokta koyuyorum, kimse kusura bakmasın."

Bunun, "cenaze evine başsağlığı dilemeye gidip, cenaze sahibine her türlü hakareti edip, bir de dövmeye benzediğini" savunan Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin geleneğinde böyle bir şey olmadığını söyledi.

Oraya acıları paylaşmak için gittiklerini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Onlar itiraz eder, şikayet eder, elbette eder. Düne kadar kim dinledi onları? Hiç kimse dinlemedi. Adam yerine bile koymadılar. Neden öldü bu insanlar? Göçükte mi? Hayır. Karbonmonoksit gazını teneffüs ettiler ondan öldüler. Bu kadar acı olay yaşanırken, siz kalkıp kendi vatandaşınızı tokatlıyorsunuz, sonra kalkıp efeleniyorsunuz. Böyle bir tabloyu Türkiye cumhuriyeti hiç görmedi" dedi.

*** HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***