2008-04-15 - 11:49
MHP GRUP TOPLANTISI...
Partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, AK Parti ve CHP'yi eleştiren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''İki siyaset kutbunun çatışmasının ve karşılıklı istismar anlayışlarının, bugünkü çıkmaza sürüklenilmesinde büyük payı var." dedi.
MHP TBMM Grubu toplandı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, , partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin, bugün en hunhar cinayetlerin işlenmeye başlandığı, en aşağılık suçların tırmandığı bir ülke haline geldiğini savundu.

Çocuk ve kadınlar başta olmak üzere, toplumun her kesiminin, yayılan suçların ve artan suçluların açık hedefi haline geldiğine işaret eden
Bahçeli, ''Ülkemizde otostop yaparak seyahat eden bir İtalyan kızının hunharca katledilmesi elbette ki can güvenliği Türk milletine emanet
edilmiş olması nedeniyle, hepimizi derinden üzen ve utandıran ve bir hadise olmuştur'' diye konuştu. Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın, bu cinayet karşısındaki mesajları ve hassasiyetinin, yerinde ve zamanında olduğunu ifade etti.
Bahçeli, ''Ancak, hemen her gün ülkenin bir yerinde işlenen cinayetler, kapkaçlar, hırsızlıklar, saldırılar, tecavüzler ve töre katliamların da
Sayın Başbakan'ın sorumluluğundaki gelişmeler olduğunu hatırlatmak istiyorum'' dedi.

-''EN BÜYÜK AYMAZLIK''-

Hükümetin kayıtsız kaldığı asayişsizliğin çocuklara kadar uzandığını, ihmal ve tedbirsizlik sonucunda, suç işleme ve suça maruz kalma yaşının
giderek düştüğünü dile getiren Bahçeli, gazete sayfalarını incelemenin, tehlikenin büyüklüğü ve iğrençliği hakkında herkese fikir vereceğini
söyledi.
Devlet Bahçeli, ''Ulaştığımız bu tablo geçmişte yaşanan olaylar karşısında 'Herkesin başına polis dikemeyeceklerini' söyleyerek
sorumluluk almaktan kaçan ve 'Ayda bir iki olay, büyütmemek lazım' diyerek küçümseyen zihniyetin getirdiği kaçınılmaz neticedir. Varılan bu
noktada asayişsizlik, ülkemizin milli güvenliğini ve devletin bekasını bile etkileyecek kadar öncelikli ve asla ihmal edilemeyecek milli bir
konu haline gelmiştir'' diye konuştu.
Bahçeli, Türkiye'nin huzur ve güvenliğinin, emniyet ve asayişinin tarihte görülmediği kadar bozulduğunu, Hükümetin, artan suçları, başka
ülkelerle kıyaslayarak sorun yokmuş gibi davranmaya devam etmesinin, ''En isabetsiz yaklaşım ve en büyük aymazlık'' olduğunu öne sürdü.

-''SANAL GÜNDEMLERDE ARAMAYA GEREK YOK''-

Suçun kaynağını ve gerekçelerini başka yerlerde, sanal gündemlerde aramaya gerek olmadığını ifade eden Bahçeli, AK Parti'nin yönettiği
Türkiye'de; yoklukla boğuşan yüz binlerce aile içinde, şiddetli geçimsizliğin had safhaya ulaştığını belirtti.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, medyanın olayları veriş şeklinin, insanlarda bir yanda infiale ve karamsarlığa, diğer yandan suçların
sıradanlaşmasına neden olduğunu ileri sürerek, ''Bu konuda mesleki kaygıların ötesinde bir sorumluluk ahlakı ile hareket edilerek, suçların
ve suçluların topluma aktarılmasında ölçülü olunmasının toplumun psikolojisinde ve suçla mücadelede mutlaka olumlu tesirler yaratacağını
düşünüyorum. Hükümeti, çok daha geç olmadan, suçlar bir ur gibi toplumsal bünyeyi daha fazla sarmadan, acilen sosyal, siyasal ve kültürel önlemleri almaya çağırıyorum'' dedi.

-BULGUR VE PİRİNÇ FİYATLARINDAKİ ARTIŞ-

Türkiye'de, başta buğday olmak üzere bulgur ve pirinç fiyatlarında son dönemlerdeki önlenemeyen artışın, tehlikeli noktaya ulaştığını dile
getiren Devlet Bahçeli, ''Fiyatlar bu şekilde artmaya devam ettiği takdirde, dünyada yüz binlerce insanın açlık çekeceği, açlıktan ölümlerin olabileceği dillendirilirken, siyasi iktidarın meseleyi basit sözlerle geçiştirmesi, temelsiz gerekçelerle sorunun ciddiyetini görmezden gelmesi yeni bir aymazlığın işareti olarak yorumlanmalıdır'' diye konuştu.
Bahçeli, hükümetin, özellikle buğday ve pirinç fiyatındaki artışa mazeret bulmaya çalıştığını, daha şimdiden fiyat artışının sorumlusu
olarak, ''Enerji tarımını'' gösterdiğini söyledi.

-''SERVETİNE SERVET KATMAYI PLANLAYAN AKP'Lİ VAR MI?''-

Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker'e, konuşmasında şu soruları yöneltti:
''Madem buğday ve pirinçte yeterince stok var; bu fiyat artışlarının ve piyasadaki telaşın asıl sebebi nedir? Yaşanılan fiyat artışlarından
dolayı elini ovuşturan ve spekülasyon yaparak anormal kazanç elde etmenin peşinde olan fırsatçılarla ve böylesi zamanların değişmez
simaları olan vurguncularla ilgili bir tedbir alındı mı? Piyasayı düzenlemekle görevli kuruluşların etkisi şimdiye kadar neden hissedilmemiştir? Bu karaborsa ortamından yararlanarak servetine servet katmayı planlayan AKP'li yandaşlar ve aile fertleri var mı?''

-''HAMASİ SÖZLERİN ANLAMI KALMADI''-

MHP Lideri Bahçeli, sabahın erken saatlerinde, sadece ucuz ekmek alabilmek için saatlerce kuyrukta bekleyen vatandaş manzarasının, iflas
eden ekonomik politikaların, ucuz siyasi polemiklerin, belagat yüklü hamasi sözlerin artık bir anlamının kalmadığını çok net bir şekilde resmettiğini belirtti.
''Ekmeği büyüttüğünü iddia eden Başbakan Erdoğan, görünen odur ki yakında sofralardaki ekmeği tamamen küçültecek, hatta vatandaşımızı
ekmeğe muhtaç bir hale getirecektir'' görüşünü savunan Bahçeli, 'Gözünü toprak doyursun'', diyerek azarlanan ve yanlış tarım politikaları
sonucunda çok zor şartlar altına giren Türk çiftçisinin, artık dayanılacak durumu kalmadığını kaydetti.

-''KAYIKÇI KAVGASI''-

AK Parti'nin kapatılması için Anayasa Mahkemesinde başlatılan hukuki süreçte bir ayın geride kaldığını anımsatan Bahçeli, siyasette kısa
sayılamayacak bu süre içinde siyaset kurumunun anlaşılması güç bir atalet sergilediğini, her yönüyle akıl, idrak ve basiret tutulması içine
girdiğini öne sürdü.
Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Senaryo savaşları, darbe iddia ve suçlamaları, demokrasi ve vesayet tartışmaları, dış müdahale çağrıları ve yargıyı taciz ve tehdit
kampanyalarıyla geçirilen bu süre heba edilmiş, siyaset kurumu, krizi demokrasi ve hukuk içinde aşacak bir çözüm üretememiştir.
Yapılan kamuoyu araştırmaları, Türkiye'nin böylesine ağır bir kriz ortamına sürüklenmesinin sorumluluğunun AKP ve CHP'ye ait olduğunu,
yüzde 80'e yaklaşan büyük bir çoğunlukla kamuoyu vicdanında tescil etmiştir. Laiklik, din ve vicdan özgürlüğü ve demokratik rejim
konularında bu iki siyaset kutbunun çatışmasının ve karşılıklı istismar anlayışlarının bugünkü çıkmaza sürüklenilmesinde büyük payı bulunduğu
bir gerçektir. Bu iki gerilim kaynağının kayıkçı kavgasına benzeyen siyasi çekişmesi; rüşvet, melanet ve şeriatın kestiği parmak ekseninde
gelişmekte ve Yunan filozoflarının yargılanması ve büyük Atatürk üzerinden yapılan ucuz bir polemiğe dönüşerek sürmektedir.
İktidar ve ana muhalefet partisinin, Türkiye'nin ortak milli ve manevi değerlerini böyle bir çatışma ve cepheleşmenin aracı haline getirmesi,
temsil ettikleri siyaset anlayışında bu marazi hastalığın tedavi kabul etmez boyutlara ulaştığını ortaya koymuştur.''

-''ÇIKMAZ SOKAK STRATEJİSİ''-

''Başbakan Erdoğan'ın, krizin geliştiğini ve kemikleşmekte olduğunu göremediğini, akıl ve hafızaya sığmayan bir aymazlıkla, kriz ortamının
derinleşerek sürmesini geçerli bir strateji olarak benimsediğini'' iddia eden Bahçeli, ''İçinde bulunduğumuz bunalımı sağduyu ile Türkiye'nin
çıkarına olacak şekilde yönetmek yerine, bu belirsizlik ortamını siyasi çıkar sağlayacağını vehmettiği mecralara yönlendirme arayışına
girmiştir'' dedi.
Bahçeli, ''Mahkeme sürecinin yol açacağı çok ağır sonuçlara siyaset kurumunun kayıtsız kalamayacağını, demokratik siyaset içinde çözüm
arayışlarının süreceğini'' ifade eden Erdoğan'ın, tehlikeli bir oyun planı uygulama hesabı içinde olduğunu savundu.
Bu oyun planı ve yol haritasının kilometre taşlarının, giderek açıklık kazandığını ifade eden Bahçeli, konuşmasına şöyle devam etti:
''Buna göre; önümüzdeki süreçte kontrollü ve bilinçli bir gerginlik siyaseti izlenmesi, yargının içerden ve dışardan baskı ve abluka altına
alınmasına çalışılması, bu amaçla AB ve ABD'nin müdahalelerinin bir tehdit aracı olarak kullanılması ve bu puslu ortamda AKP'ye verilecek
desteğin bir bedeli olarak reform adı altında AB'nin dayatmalarının sırayla hayata geçirilmesi öngörülmektedir.
Sayın Başbakan'ın, 'Siyasetin sorun çözme kapasitesinden' anladığının bu olduğu ortaya çıkmıştır. Bir taraftan zorlama bir gayretle sahte
demokrasi kahramanlığı yapmaya çalışan AKP, öte yandan siyasi geleceğini kurtarmak hesabıyla AB'ye sığınmış, siyasi ömrünü uzatmak için etnik
bölücülerden medet umar duruma düşmüştür. AKP'nin bu amaçla ödemeye hazırlandığı ilk diyetin, Türklük değerlerine hakareti serbest bırakmak
olduğu anlaşılmıştır.
Sayın Erdoğan'ın Türkiye'nin onurunu ve haysiyetini, AKP'nin siyasi ikbali için bir finansman aracı olarak kullanması, bir siyasi parti
liderinin düşebileceği en olumsuz durumdur. Bir Başbakan'ın ülkesinin, milletinin ve tarihinin onuru ve haysiyetini böyle bir pazarlık denkleminde ucuz bir meta haline getirmesi karşısında, bizim söyleyeceğimiz tek husus; bu durumun, başlı başına Türklük değerlerine ve Türk milletine en büyük hakaret olduğudur.''
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın Türk Ceza Kanununun (TCK) 301. maddesinde
yapılacak değişiklikle ''Türklüğe hakareti meşru sayarak, Avrupa'dan
umduğu icazetin ve desteğin kaporasını ödemeyi göze aldığını'' söyledi.
Bahçeli, ''Milliyetçi Hareket, aziz milletimize yönelik böyle bir
suikastın içinde asla ve asla yer almayacaktır. Bu teklifle sonuna kadar
mücadele edecektir'' diye konuştu.
Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Bahçeli, AB komisyonu Başkanı
Jose Manuel Barroso'nun Türkiye ziyareti ile TCK'nın 301. maddesinde
değişiklik yapılmasını öngören kanun teklifini değerlendirdi.
Bahçeli, Komisyon Başkanının ziyareti sırasında ve öncesinde; laiklikten
başörtüsüne, demokrasiden parti kapatmaya, yargı reformundan 301.
maddeye, Güneydoğu sorununun siyasi çözümüne kadar uzanan birçok konuda,
bir müfettiş tavrıyla, AB'nin Türkiye'ye ön yargılı bakış açısını ortaya
koyan beyanlarda bulunduğunu söyledi.
Kapatma davasına karşı AB'nin kayıtsız kalmayacağını ifade eden Komisyon
Başkanı Barroso'nun, Türk yargısına gözdağı niteliğinde örtülü ikazda
bulunduğunu ve bu şekilde hukukun üstünlüğünden ne anladığını kendince
bir kere daha ortaya koyduğunu ifade etti.
Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, sürekli inkar ettiği
Güneydoğuya yönelik siyasi paket hazırlığını, ABD yetkililerinden sonra
bu kez de AB Komisyon Başkanı tarafından Türk kamuoyuna bir müjde olarak
duyurulduğunu bildirerek, ''AB Komisyonu Başkanı'nın bu kritik dönemde
Ankara'ya yaptığı ziyaretin amacı ve sonuçları; AKP hükümetinin AB'nin
dayatmalarını yerine getirme sicilini denetlemek, Sayın Başbakan'ın bu
konularda verdiği sözlerin tahsilat döneminin geldiğini hatırlatmak ve
bu konularda somut adımlar atmayı sürdürmesi durumunda, kapatma
davasında AKP'ye aradığı desteği vereceğini göstermek olarak
özetlenebilecektir'' diye konuştu.

''AKP, AB'DEN MEDET UMUYOR''

Milletten aldığı siyasal desteği yetersiz bulan Adalet ve Kalkınma
Partisi'nin meşruiyetini ve dayanağını artırmak için AB'nin
dayatmalarından medet umduğunu savunan Bahçeli, hükümetin; kendisini
iktidarda tutacak, sanal başarılarına katkıda bulunacak her türlü tavizi
bugüne kadar verdiğini söyledi.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, son aylarda, kapatma davasının ardından
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin, AB defterini yeniden aralamaya
çalıştığını, düştüğü yalnızlığın tesellisini tekrar Avrupa'da aradığını
ileri sürerek, ''Açılmış olan bir dava sürerken siyasetin müdahalesinin
uygun ve ahlaki olmayacağını sonunda anlayan AKP, bu niyetini
meşrulaştıracak bir talebin Avrupa'dan yapılmasını dört gözle bekler
hale gelmiştir'' dedi.

301. MADDEDE DEĞİŞİKLİK TEKLİFİ...

AK Parti'nin, AB sürecini yeniden ısıtacak, Avrupalı dostlarını mutlu
edecek bir jest yapmaya hazırlandığını ifade eden Bahçeli, bu hafta
Meclis gündemine gelecek olan 301. madde değişiklik teklifinin,
''böylesi bir basit hesabın ve muhtemel bir desteğin diyeti olarak
karşılarına çıktığını'' öne sürdü.
''Bu ilkesiz tavır ve gelişme ne üzücüdür ki Sayın Başbakanın ifadesi
ile Türk demokrasisini daha da ileri taşıyacak bir adım olarak
yorumlanmıştır'' diyen Bahçeli, şöyle devam etti:
''Buradan sormak isteriz ki Türk demokrasinin gelişmesindeki en büyük
engel Türklüğe hakareti önleyen bir yasa maddesinin varlığı mıdır? Bu
yasanın değişmesi halinde Türk milletinin mukaddesatına yapılacak
saldırıların önünün açılması, Türk demokrasisine nasıl bir katkı
sağlayacaktır? Sayın Başbakan yaptığı bir konuşmada, değişiklik
önerisine atıf yaparak 'Türklük ile Türk milleti' arasındaki ince farkı
nasıl anladığımızı sormuştur. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak,
Türklük ile Türk milleti arasında kavram olarak ayırt edilemeyecek kadar
ince bir çizgi var ise o halde Sayın Başbakan'a yasanın mevcut halini
korumasını öneririz. Ancak, değişiklikte ısrarını sürdürecekse Türklük
ve Türk milleti arasındaki anlam farkını bizden öğrenmesini istiyoruz.''

TÜRKLÜK KAVRAMININ ANLAMI...

İlk olarak Türklük kavramının bir insan ırkını değil, kucaklayıcı bir
genel yaklaşımla bütün Türk milletini kapsayan, Türk olma halini içeren
geniş ve zengin bir tanım olduğunu belirten Bahçeli, ''İkinci husus;
Türklük, Türk milletinin yalnızca Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki
varlık ve değerlerini değil, dünyanın her yöresindeki Türkleri ve ortak
eserlerini içine alan kolektif bir kavramdır. Üçüncü husus ise Türklükle
anlaşılması gereken, yalnızca bugünü değil, coğrafyaları ve zamanı aşan
bir derinlik ve perspektifle, bu tanıma uyan, maddi, manevi, beşeri,
kültürel, sosyal, ekonomik, antropolojik ve arkeolojik, bütün Türk
varlığını, eserlerini ve geleceğini ihtiva etmektedir'' diye konuştu.
MHP Lideri Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın, Türk milletini 20.
Yüzyılın başlarında tesadüfen bir araya gelmiş 36 etnik gruptan oluşan
bir melez topluluk zannettiğini ileri sürerek, ''Başbakanın ilgi ve
tefekkür sahasına hiç girmeyen bu alandaki derinliği bilmemesi elbette
ki Türk milliyetçileri için şaşırtıcı değildir. Ancak ilginç olan,
Türklük ve Türk milleti arasındaki ilişki ve farkı bilmeden bir yasa
değişikliğine soyunması ve kabile düzeni zannettiği millet mefhumu ile
iptidai bir asabiyet zannettiği milliyetçilik konusundaki cehaletini bir
kez daha ortaya koymuş olmasıdır'' dedi.

''İCAZETİN KAPORASINI ÖDEMEYİ GÖZE ALDI''

Başbakan Erdoğan'ın tereddütlerle geçirilen ayların ardından, bir yasa
değişikliği ile Türklüğe hakareti meşru sayarak, Avrupa'dan umduğu
icazetin ve desteğin kaporasını ödemeyi göze aldığını iddia eden
Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Sayın Başbakanın şimdilik Türklük kavramından vazgeçmeyi göze aldığı
bu yolculukta son durak neresi olacak ve önümüzdeki mola yerinde başka
hangi kutlu kavram istismara ve ihanete uğrayacaktır? Onun vazgeçeceği
değerler, terk edeceği mukaddesat elbette ki bizleri hiç
ilgilendirmemektedir. Ancak kendisi ile birlikte elindeki siyasi gücü
kullanarak Türkiye'ye yapacağı kötülüğün kabul edilmesi mümkün değildir.
Buradan şunu yüksek sesle söylüyoruz ki biz, hiçbir şey uğruna ne
Türklükten vazgeçeriz ne de Müslümanlıktan cayarız. Bunlar bizim için iç
içe geçmiş mukaddes hayat pınarları olup, yeryüzünde değiştirilmesi
mümkün olmayan mana yüklü değerlerdir. Yüzyıllarca çok sayıda milleti,
büyük bir coğrafyada barış, huzur ve kardeşlik içinde yaşatmış bir
imparatorluğun manevi mirasını taşıdığımızın bilincindeyiz. Irkçılıktan,
ayrımcılıktan ve aşağılamadan uzak durarak her milletin ve her insanın
saygın ve hürmete değer olduğuna yürekten inanıyoruz. Ancak başkalarının
da bizim ecdadımıza, tarihimize, eserlerimize, inancımıza ve
değerlerimize saygı göstermelerini beklemek hem medeni bir hak talebi,
hem de aziz millet varlığının bize yüklediği tarihi bir sorumluluktur.''

''TBMM, VEBAL İLE KARŞI KARŞIYA''

TBMM'nin, İstiklal Savaşının verildiği şartlar altında Türk milletinin
varlığının korunması, yaşatılması ve yüceltilmesi için oluşturulmuş bir
kurum olarak, bugün tarih ve millet karşısında bir vebal ile karşı
karşıya olduğunu belirten Bahçeli, sözlerini şöyle tamamladı:
''Bilinmelidir ki kısır ve ucuz hesaplar ve dayatmalarla kendi milletine
saygı göstermekten ve onun şerefini savunmaktan imtina edecek olan bir
parlamentonun, başka milletler nazarındaki saygınlığını korumak ve
onlardan kendisine hürmet edilmesini beklemek nafile bir çaba olacaktır.
Bu nedenle, Milliyetçi Hareket aziz milletimize yönelik böyle bir
suikastın içinde asla ve asla yer almayacak, bu teklifle sonuna kadar
mücadele edecektir. Buradan yanlış bir hesap için olanlar bunu asla
gözden uzak tutmamalıdır. Bilinmelidir ki Türk milliyetçileri bu gafleti
ve işbirlikçi tavrı hiç bir zaman unutmayacaklar, milletimizin partimize
tek başına iktidar nasip ettiği bir dönemde Türklüğün hak ettiği
iltifatı yeniden yasa maddesi haline getirecek, bu dönemin
sorumlularından büyük Türk milleti adına mutlaka hesap sorulacaktır.''