2006-04-25 - 15:00
CHP GENEL BAŞKAN BAYKAL:''MECLİS BAŞKANI'NIN SÖZLERİ, ONUN TÜRKİYE'DE HUKUK DÜZENİYLE, ANAYASAL DÜZENLE, CİDDİ BİR ÇELİŞKİ VE ÇATIŞMA İÇİNDE OLDUĞUNU GÖSTERİYOR''
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal,partisinin TBMM grubunda, Arınç'ın 23 Nisan'da yaptığı konuşmayı değerlendirdi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, TBMM
Başkanı Bülent Arınç'ın, 23 Nisan'da TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı
konuşmanın, ''Türkiye'de hukuk düzeniyle, Anayasal düzenle, ciddi bir
çelişki ve çatışma içinde olduğunu gösterdiğini'' savunarak, ''Gönül
isterdi ki Sayın Meclis Başkanı, seçilmeden önce, seçildiğinde bu
düşünceleri paylaşsaydı'' dedi.

Baykal, partisinin TBMM grubunda, Arınç'ın 23 Nisan'da yaptığı
konuşmayı değerlendirdi.

Arınç'ın, bu konuşmasıyla büyük bir deklarasyonu ortaya koyduğunu
ifade eden Baykal, ''Sayın Arınç'ın söylediği düşünceler, ilk kez bu
kadar yüksek bir temsili noktada görev yapmış devlet yetkilisi
tarafından, bu kadar açıkça söylenmiştir'' diye konuştu. Baykal, büyük
birikimin artık tutulamaz hale geldiğini, eskiden bunun kontrol
edildiğini ifade etti.

Meclis Başkanlığı'nın, partiler üstü ve tarafsız bir anlayışın
yansıdığı makam olduğuna işaret eden Baykal, ''Sayın Meclis
Başkanı'nın yaptığı konuşmayı, böyle bir tarafsız, partiler üstü
anlayışı yansıtan bir konuşma olarak maalesef değerlendiremeyiz'' diye
konuştu.

Baykal, Meclis Başkanı'ndan, ülkenin Anayasal hukuk ve temel
siyasi düzenine sahip çıkması ve bu düzeni korumasının beklendiğini
dile getirerek, şöyle konuştu:

''Çünkü, anayasal hukuk düzeni içinde en saygın noktada sorumluluk
üstlenmişsiniz, o sistemin parçası olma durumundasınız. Sizin, bir
parçası olduğunuz sistemle, bu kadar köklü, açıktan, çatışmalı bir
konumda olduğunuzun ortaya çıkması, yadırgatıcı, şaşırtıcıdır. Bir
Meclis Başkanı, Türkiye'nin anayasal hukuk düzeniyle ilgili bu kadar
büyük tutarsız ve çelişkiler içindeyse, izah edilmesi güç bir durum
vardır.

Meclis Başkanı'nın sözleri, onun Türkiye'de hukuk düzeniyle,
anayasal düzenle, ciddi bir çelişki ve çatışma içinde olduğunu
gösteriyor. Bu ilk kez bu kadar açıkça ifade edilmiştir.

Meclis Başkanı, bu önemli yaklaşımını 4. yılına girerken ifade
etme ihtiyacı hissetmiştir. Gönül isterdi ki Sayın Meclis Başkanı,
seçilmeden önce, seçildiğinde bu düşünceleri paylaşsaydı. Niçin şimdi
çıkıyor? Arkasında ne var bilemem? Bu kadar önemli iddiaların, o
önemli noktada bu kadar uzun süre görev yaptıktan sonra ifade
edilmesini yadırgadım.''

-''RAHATSIZLIK, İRTİCANIN TEHDİT OLARAK ALGILANMASI''-

Baykal, Arınç'ın, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin Meclis'te,
komisyonlarda ele alınmadığına yönelik sözlerini anımsatarak, her
ülkenin, güvenlik politikalarını belirleyen bu tür belgelerin olduğunu
anımsattı.

Bu belgenin, bir yasama tasarrufu değil, yürütme işlemi olduğuna
işaret eden Baykal, Arınç'ın tepkisini, muhatabını yanlış seçtiğini,
tepkinin asıl konusunu söylemediğini savundu.

Tepkinin konusunun, bu belgenin içinde yapılan değerlendirmeler,
tepkinin muhatabının ise hükümetin ta kendisi olduğunu savunan Baykal,
bu belgede bir numaralı tehdidin irtica olarak gösterildiğini
hatırlattı. Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve bakanların,
belgenin altına imzalarını attığına işaret ederek, sözlerini şöyle
sürdürdü:

''Meclis Başkanı'nın rahatsızlığı, 'irtica nasıl bir numaralı
tehdit olur, kim buraya koydu?' Başbakan'ın, bakanların koydu. Onu da
oraya AKP grubunun güvenoyuyla TBMM getirdi. Sen de o Meclis'in
başkanısın. Bunları bilmiyor musun? Rahatsızlık, irticanın tehdit
olarak algılanması, bu Hükümet'in bunu söylemesinden.

Bu Hükümet niye bunu söylüyor? Sunuş yapılıyor, önlerine bilgi,
raporlar konuluyor. Sen hükümetsin, bunların doğru olmadığını söyle.
Diyemiyorsun, doğru çünkü. Orada tehdit diyorsun, ama dışarıda
gereğini yapmıyorsun.''

-''DİNDARLIK ÖLÇÜSÜ, BAŞBAKAN'IN TAKDİRİNE BAĞLI''-
Baykal, Türkiye'de iktidar düzeyinde bir aldatmaca ve hipokrasinin
sürdürüldüğünü öne sürdü.

Eskiden insanların, din istismarı yaparak, takiye içine
girdiklerini ifade eden Baykal, bugünkü iktidarın ise laik gözükerek
takiye yaptığını savundu. Baykal, dindarlık ölçüsünün, Başbakan'ın
takdirine bağlı biçimde, kamu kararlarında ve uygulamalarında bir esas
olarak yerini aldığını ileri sürdü.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 23
Nisan 1920'de açılan Meclis'in milletin iradesini yansıtan bir meclis
olduğunu vurgulayarak, ''Türkiye'de milli mücadeleye yönelik
saldırının bir parçası olarak birileri, 'millet meclisi dediğiniz
aslında meşrutiyet meclislerinin devamıdır, büyütmeyin' demeye
getiriyor'' diye konuştu.

Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,
geçtiğimiz hafta 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın
kutlandığını anımsatarak, TBMM'nin açılmasıyla milletin bir egemenlik
kaynağı olarak ortaya çıktığını kaydetti.

O dönemde saltanata, hilafete dayalı bir egemenlik anlayışı
olduğunu vurgulayan Baykal, ''Birileri çıktı, 'geçin bunları egemenlik
kayıtsız şartsız milletindir' diyerek saltanata, hilafete meydan
okudu'' dedi.

Bunun, çağdaş, devrimci bir düşünce olduğunu ifade eden Baykal, bu
noktaya bir tarihi sürecin ardından gelindiğini kaydetti.

Baykal, Amasya Tamimi ile ''Padişahtan rica ederek, halifeye
iltica ederek, İngilize yalvararak 'bu işi halledin' demeyeceğiz.
Sizden umudu kestik, bu iş size karşı olacaktır, size karşı bu işi
yapacak olan da Türk milletinin ta kendisidir'' anlayışının ortaya
konulduğunu belirterek, ilk kez millete yönelik bir bildiriyle
teşhislerin, taleplerin ifade edildiğini söyledi.

O zamana kadar siyasetin darbeler, suikastlar, baskılarla
yürütüldüğünü, Mustafa Kemal'in bütün bunları elinin tersiyle iterek,
ilk kez millete siyasi mesaj vermeye başladığını kaydeden Baykal,
Amasya Tamimi'nin ardından Erzurum ve Sivas kongreleri ile Anadolu
gezileriyle ilgili çalışmaların sürdürüldüğünü ve sonunda 23 Nisan
1920'de Meclis'in açıldığını anlattı. Baykal, şöyle devam etti:

''Ne askeri ne de geleneksel bir otorotiye dayalı olmaksızın
milleti işin içine katarak, bir önemli milli egemenlik inşa etme
çabası yürütüldü ve milli egemenlik TBMM'de kendisini gösterdi. Şimdi
bir düşünce geliştirilmek isteniyor. Türkiye'de milli mücadeleye
yönelik olarak sürdürülen saldırının bir parçası olarak birileri,
'canım Millet Meclisi dediğiniz aslında meşrutiyet meclislerinin
devamıdır, uzantısıdır, büyütmeyin' demeye getiriyor.

Ankara'da 23 Nisan 1920 de açılan Meclis, meşrutiyet meclisi
değildir, danışma meclisi de değildir. Milletin iradesini yansıtan bir
meclistir. 1 ve 2. meşrutiyetin egemenlik kaynağı olarak kabul ettiği,
güç aldığı otoriteye meydan okuyarak ortaya çıkmış olan bir meclistir.
Siz şimdi bu Meclis'i bir Osmanlı Meclisi haline getirmeye
çalışacaksınız, oyun budur ve yanlıştır. Tarihe, bilime karşıdır. Bu
yanlışa karşı hep birlikte çok dikkatli olmalıyız.''

Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geçtiğimiz günlerde
grupta yaptığı bir konuşmayla ilgili olarak kendisi hakkında dava
açtığını da hatırlattı.

Erdoğan'ın 1991 genel seçimleri öncesinde gerçekleştirilen SHP-HEP
seçim işbirliği konusunda, kendisine yönelik bazı iddialarda
bulunduğunu kaydeden Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Başbakan, CHP yönetimini ve beni terör olaylarıyla irtibatlı
gösterebilmek için gerçek dışı beyanlarda bulunuyor. Meclis
albümündeki fotoğrafları göstererek, o dönemde partinin karar
noktalarında bulunduğumu, grup başkanvekili olduğumu söylüyor. Ben de
bunun doğru olmadığını, yalan olduğunu söyledim. Sayın Başbakan bunun
üzerine bizi mahkeme vermiş. Ben Sayın Başbakana ispat hakkı
tanıyorum, o iddiasını lütfen kanıtlasın. Kanıtlarsa özür dilerim.
Peki Başbakan bunu yapamazsa ispatlayamazsa ne olacak? O zaman benim
söylediğim söz neyi yansıtacak?

Bir yalana yalan demek hukuken suç mudur değil midir? Bilmiyorum
ama ben insan olarak ve siyasetçi olarak kendim ve partimle ilgili
haksız bir ithama 'yalan' deme hakkımı koruyorum ve bunu kullanmaya da
devam edeceğim.''

CHP lideri Baykal, kendisinin 15 Aralık 1987 tarihinde SHP Grup
Başkanvekili seçildiğini ve 27 Haziran 1988'e kadar bu görevi
sürdürdüğünü, o tarihten 10 Eylül 1990'a kadar da genel sekreter
olarak görev yaptığını anlattı. Baykal, sözkonusu seçim işbirliğinin
ise kendisinin genel sekreterlikten istifasından bir yıl sonra 1991
yılında gerçekleştirildiğine dikkati çekti.

Deniz Baykal, konuşmasında TBMM'de kabul edilen sosyal güvenlikle
ilgili yasayı da eleştirdi. Söz konusu yasanın ''gümrükten mal
kaçırırcasına, bir oldu bittiyle çıkarıldığını'' savunan Baykal, ''Bu
yasa, emeklinin değil devletin finansman açığı sorununu çözmek için
çıkarılmıştır. Devletin mali sıkıntısını emeklinin sırtından çözmek
için getirilmiş bir yasadır'' diye konuştu.

Emekli olma koşullarının ağırlaştırılmasının yanısıra, maaşlarda
da düşme görüleceğini öne süren Baykal, sağlık harcamalarının
karşılanması konusunda da sınırlamalar yaşanabileceğini anlattı.

Çıkarılan sosyal güvenlik yasasının ''AKP ve IMF'nin yasası''
olduğunu, CHP'nin bu yasaya karşı çıktığını kaydeden Baykal,
''Başbakan, boş CHP sıralarının fotoğrafını çekerek, halka
göstereceğini söylüyor. Lüften bunu yapın Sayın Başbakan. CHP'nin
bulunmadığı Meclis'te hangi kanunun, hangi düzenlemelerin çıktığını
millet takdir edecektir'' diye konuştu.

Son günlerde bulunan zehirli varillerle birlikte çevre
sorunlarının ön plana çıktığına da dikkati çeken Baykal, hükümetin
Çevre Bakanlığı'nı Orman Bakanlığı ile birleştirerek bu konuda en
başında yanlış yaptığını savundu.

Baykal, TCK'nın görüşülmesi aşamasında da çevreye verilen zararla
ilgili suçları düzenleyen maddelerin yürürlüğünün son anda iki yıl
ertelendiğine de dikkati çekerek, ''Çevre Bakanı varilleri kim attıysa
hesabını soracağını, yakasına yapışacağını söylüyordu ama eli havada
kaldı. Şimdi 'kanun yok' diyor. Kanun niye yok? Sen geri çektiğin için
yok'' diye konuştu.

Baykal, çevre konusundaki sorunlarla ilgili olarak iktidarın
tutumu ''şov yapma ve istismar'' olarak niteledi.

Turizm sektörünün sorunlarına da değinen Baykal, yılın ilk üç
aylık rakamlarına göre turist sayısında yüzde 11.5 oranında bir azalma
yaşandığını vurguladı.

CHP Genel Başkanı Baykal, turizm sektörünün alarm verdiğini
kaydederek, AK Parti'nin bu alana sağlıklı yaklaşmadığını savundu.

Baykal, içki konusundaki tutum ve Rus turistlere yönelik
''görgüsüz'' açıklamaları başta olmak üzere, atılan her adımın AK
Parti'nin turizmin gerektirdiği yaklaşımı sergilemekten çok uzak
olduğunu ortaya koyduğunu öne sürdü.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal,
Türkiye'de, yeni bir Ahmedinejad'a ihtiyaç bulunmadığını ifade ederek,
''Türkiye'nin huzurunu, kardeşliğini, barışını bozmak, gerginlikleri
tahrik etmek, devletin en yukarı noktalarından bunun sözcülüğünü
yapmak, yakışıyor mu?'' dedi.

Baykal, partisinin grup toplantısındaki konuşmasında, TBMM Başkanı
Bülent Arınç'ın, ''23 Nisan'ı bir mesaj verme fırsatı olarak
değerlendirdiğini, 23 Nisan çocukları olarak, askerlik çağına gelmiş,
bıyıklı gençlerle mesaj vermeye çalıştığını'' savundu.

''Bu yakışıyor mu?'' diye soran Baykal, 21 yaşındaki bir kişinin
bayramının 19 Mayıs olabileceğini ifade etti.

Çorlu'da 23 Nisan'da kara çarşaflı kızlara resmi geçit
yaptırıldığını, artık ''türbanın kesmediğini'' belirten Baykal, ''AKP
iktidarda olmasaydı, bunlar olur muydu?'' sorusunu yöneltti.
Baykal, başta Milli Eğitim Bakanlığı'nda olmak üzere, devletin
bütün kademelerinde uzun bir süreden beri sistematik olarak sinsi
kadrolaşmanın yürütüldüğünü savundu.

Sorunun özünde laiklik konusunun yattığını dile getiren CHP lideri
Baykal, Türkiye'nin siyasi düzeninin temelinde laiklik anlayışının
bulunduğuna dikkati çekti.

Deniz Baykal, İslamiyet'in en güzel, en doğru ve en özgür şekilde
yaşandığı ülkelerin başında Türkiye'nin geldiğini, yaklaşık 100 bin
camide 5 vakit ezan sesinin Anadolu'da İslamiyet'in bayrağını
dalgalandırdığını, herkesin özgür şekilde ibadetini yaptığını
anlatarak, ''Bu huzuru, niye birileri bozma ihtiyacı hissediyor?''
diye sordu.

Türkiye'de bir yandan İslamiyet'in en özgür şekilde yerine
getirildiğini, bir yandan da demokrasi içinde yaşandığını dile getiren
Baykal, şunları kaydetti:

''Din, İslamiyet'in özüne uygun olarak, kul ile Allah arasındaki
bir iş. Kimseye, 'sen şöyle dindarsın, bu böyle dindar' diye hüküm
verme yetkisi, kimseye fetva verme hakkı yok. Ne belediyede, ne
başbakanda...Herkes, sevabını, günahını kendisi yaşıyor, günü
geldiğinde hesabını veriyor. Toplumumuz huzur içinde yaşıyor. Böyle
bir toplumun huzurunu bozmak için olmadık gerginlikleri, kavgaları
yaratmak, Türkiye'yi tekrar bir yere doğru çekme çabaları içine
girmek, gizli gizli, sinsi sinsi örgütlenmek, finans kaynakları
bulmak, köşe başlarını tutmak, dolaylı mesajlar vermek, Türkiye'nin
huzurunu, kardeşliğini, barışını bozacak, gerginlikleri tahrik etmek,
devletin en yukarı noktalarından bunun sözcülüğünü yapmak, yakışıyor
mu Allah aşkına?''

Baykal'ın bu sözleri, partililer tarafından uzun süre ayakta alkışlandı.

Özgürlük adı altında kadınları baskı altına alacak dayatmaların,
Türkiye'ye taşınmamasını isteyen Baykal, son günlerde üniversitelerde
yaşanan olaylara işaret etti. Baykal, ''İran'daki ahlak, din zabıtası
pastaranlar, Türkiye'de de fiilen inisiyatif oluyor, ortaya mı
çıkıyor?'' dedi.

Türkiye'nin ağzının tadını, kimsenin bozamayacağını dile getiren
CHP Genel Başkanı Baykal, şöyle konuştu:

''Bizi tekrar, inanç, din, mezhep kavgaları içine sürüklenmiş,
birbiriyle çekişen, büyük güçlerin arzu ettikleri oyunu kolayca
oynatabilecekleri bir piyon haline Türkiye'yi dönüştürmeleri sonucunu
verecek olan bu iç kavganın öncülerini hepimiz kınıyoruz.

Türkiye'de artık bugün geldiğimiz noktada yeni bir Ahmedinejad'a
ihtiyaç yoktur. Bizim kimseden ders ve örnek almaya ihtiyacımız
yoktur. Herkes Türkiye'den ders alsın, örnek alsın.''

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK), Van Cumhuriyet
Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın meslekten ihraç kararını da değerlendiren
Baykal, verilen bu kararın ''çok mu az mı'' olduğu tartışmalarının
yaşandığını söyledi. Baykal, asıl konunun, bunun hukuki bir iddianame
tanımı içinde yer alıp almadığı olduğunu belirterek, ''Plebisitle,
referandumla mı ceza vereceğiz?'' diye sordu.

Baykal, Türkiye'de yer yer adaletin nasıl çığırından çıkabileceği,
tehlikeli sapmalara sürüklenebileceğinin görüldüğünü ifade ederek,
adalet ve yargının yaralı olduğunu, yargının kanadığını söyledi.

''Yargıya sahip çıkma'' çağrısında bulunan Baykal, siyasetin
yargıdan elini çekmesi gerektiğini kaydetti. Baykal, şu görüşleri dile getirdi:

''Van Savcısı'nın arkasından bir şeyler yapmak isteyen çevreler,
bunların bir kısmı medyanın, siyasetin, çeşitli toplumsal
yapılanmaların içindedir. Bu çevreler çok ağır başarısızlığa
uğramıştır. Çok önemli bir konuda, büyük umut bağlanan hazırlık,
işletilememiştir. Yenilmişlik duyguları, ölü dalgaları şimdi önümüze
geliyor. 23 Nisan etrafındaki tartışmaların arkasında yatan ruh hali,
Türkiye'de kurulmuş olan bir tuzağı işletememiş olmanın, suç üstü
yakalanmış olmanın tepkileridir.''