2013-03-01 - 16:40
TBMM'de 1-7 Mart Deprem Haftası sebebiyle, Destek Hizmetleri Başkanlığı'nca Milletvekilleri ve personele yönelik, Arama ve Kurtarma Derneği (AKUT) Başkanı Nasuh Mahruki'nin konuşmacı olarak katıldığı anma etkinliği programı düzenlendi. Programın açılış konuşmasını TBMM Genel Sekreteri Dr. İrfan Neziroğlu yaptı. Ak Parti Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker deprem konusundaki deneyimlerini paylaşırken TBMM İdare Amiri Salim Uslu da günün anlam ve önemine ilişkin bir konuşma yaptı.
TBMM'de 1-7 Mart Deprem Haftası sebebiyle, Destek Hizmetleri Başkanlığı'nca Milletvekilleri ve personele yönelik, Arama ve Kurtarma Derneği (AKUT) Başkanı Nasuh Mahruki'nin konuşmacı olarak katıldığı anma etkinliği programı düzenlendi.
Anma etkinliğinin açılış konuşmasını yapan TBMM Genel Sekreteri Dr. İrfan Neziroğlu, özellikle 17 Ağustos depreminden sonra depremin hayatımıza ciddi bir şekilde girdiğini kaydederek, okullarda, kamu kurumlarında deprem sonrası neler yapılabileceğine dair eğitimlere daha fazla önem verildiğini, televizyonlarda bu konuların daha ciddi bir biçimde ele alındığını vurguladı. Neziroğlu, "sorunla karşılaşana kadar sorunları çok fazla önemsemiyoruz, bir kısmımıza biraz hikâye gibi geliyor. Örneğin uçaklarda hosteslerin uyarılarını da benzer şekilde dinlerken o uyarılara hiç ihtiyacımız olmayacakmış gibi, sanki başkaları için yapılıyormuş gibi dinliyoruz" şeklinde konuştu. TBMM'de bu etkinliği düzenleyerek hem deprem konusuna hem de deprem sonrası arama kurtarma konusuna dikkat çekmenin amaçlandığını belirten Neziroğlu, "yakın zamanlarda yaşadığımız depremler ve sonrasına baktığımızda hazırlıksız yakalandığımızı görüyoruz. Organizasyon konusunda ciddi sıkıntılarla karşılaştığımızı görüyoruz" dedi. Dr. İrfan Neziroğlu, "Sayın Mahruki'nin konuşmasından sonra TBMM Sivil Savunma ekibinin sayısını inşallah ikiye katlar, gönüllü sayımızı arttırırız, bu etkinlik böyle bir şeye de vesile olur diye ümit ediyorum" şeklinde konuştu.
TBMM İdare Amiri Salim Uslu da, günün anlam ve önemine ilişkin yaptığı konuşmada doğal afetlerde gönüllü arama kurtarma ekiplerinin önemine değindi. İnsanlığın doğal çevrenin hor kullanılması, bilgisizlik, plansızlık, özensizlik, açgözlülük ve hatta hırsızlık gibi nedenlerle büyük felaketler yaşadığını ve ağır faturalar ödediğini ifade eden Salim Uslu, "biz de ülkemizde, yüreğimizde derin yaralar açan büyük felaketler yaşadık. Tükenen hayatlar, kaybolan canlar, sakat kalanlar, kaybolan aile fertleri, ortada kalan yetimler, çöp yığınına dönen evler, çaresiz kalan devlet ve depremle birlikte çöken bir sistem? " şeklinde konuştu. Aradan geçen zamanda yitirilen canların geri gelmediğini ama farkındalığın sağlandığını sözlerine ekleyen Salim Uslu, devletin önemli hasar tespiti yaptığını, bu arada kendi denetim zaaflarının da envanterini çıkardığını belirtti. "Denetimsizliğin, plansızlığın, ihmalin ağır faturasını hem ödedik hem de önemli dersler çıkardık" görüşünü savunan Salim Uslu şunları kaydetti:
"Afet yönetimi devletin öncelikleri arasında ilk sıralarda yerini aldı. Devletin, yerel yönetimlerin, sivil toplumun afet birimleri yeniden yapılandırıldı. Başta deprem sigortası olmak üzere afetlere karşı yeni ve zorunlu sigorta dalları oluşturuldu. Ülke genelinde kapsamlı bir kentsel dönüşüm hız kazandı. Mevzuatımız önemli ölçüde yenilendi. Arama kurtarma çalışmalarında yeni ekipler, yeni teknikler ve yeni deneyimler geliştirildi. Toplumsal bilinç arttırıldı. Hatta o kadar ki resmi ya da gönüllü arama kurtarma ekiplerimiz sınır ötesi afetlerde de yardıma koşan ekipler içerisinde en ön sırada başarılar ve özverileriyle takdir toplayarak tüm dünyaya kardeşlik, barış ve dayanışmanın önemi konusunda insanlık dersi veriyorlar."
17 Ağustos 1999 depremini Kocaeli'nde yaşayan ve enkaz altında çocuğunu kaybeden Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker de bir konuşma yaptı. Depremin Türkiye'nin kaderi olduğunu hatırlatan Şeker, "ülkemizin neredeyse tamamı birinci derecede deprem bölgesi içerisinde kalmaktadır. Değişik zamanlarda, değişik yörelerde sürekli deprem olmaktadır" şeklinde konuştu. 1950 döneminden sonra Türkiye'deki hızlı gelişme sonucunda düzensiz ve plansız yapılaşmanın hızlı bir şekilde ilerlediğini kaydeden İlyas Şeker, "mevcut yapıların büyük bir kısmının muhtemel afetlere karşı dayanıklı olmadıkları, orta şiddetteki bir depremde bile ağır hasarlar görüp yıkıldıkları, hazırlıksız yakalandığımız bu depremlerde, sosyal ekonomik problemlerin yaşandığı, beklenmedik bir anda büyük mali külfetler ile karşı karşıya kaldığımız bir gerçektir" şeklinde konuştu.
Doğal afetlerde toplumun bilinçlendirilmesi konusunda Marmara Depremi'nin milat olduğunu belirten Şeker, ''Resmi kayıtlara göre Marmara Depremi'nde 17 bin 118 kişi öldü. Bilim adamları ise bu depremde aslında yalnızca bir kişinin öldüğünü söylüyor. O da kırılan bir fay hattına düşerek ölmüş. Diğerlerinin ölüm nedeni, bina güvensizliği'' dedi.
İlyas Şeker, bina güvensizliğinde ilk sorumluların mimar ve mühendisler, ikinci sorumluların resmi kurumlar, üçüncü sorumluların ise binasına bir kat daha çıkabilmek için yerel yöneticilere baskı yapan vatandaşlar olduğunu söyledi.
Etkinliğin ikinci bölümünde AKUT Başkanı Nasuh Mahruki, AKUT'un misyonu ve vizyonuyla deprem sonrası arama ve kurtarmadaki deneyimlerini anlattığı bir sunum yaptı.
AKUT'un kuruluşu, yurt içi ve yurt dışında katıldığı arama-kurtarma çalışmaları, toplumu afetler konusunda bilinçlendirme ve üyelerin eğitimine ilişkin faaliyetlerini anlatan Mahruki, AKUT'un BM tarafından akredite edilmiş ilk Türk arama-kurtarma ekibi olduğunu ifade etti.
AKUT'un, faaliyetlerini dernek ve vakıf üzerinden yürüttüğünü anlatan Mahruki, vakıfların, örgütsel çalışmalardaki önemine dikkati çekti. Aslında bin yıldır devam eden vakıf kültürünü, ülkede yaşanan darbelerin unutturduğunu belirten Mahruki, Marmara Depremi'nin, toplumun örgütlenerek çalışmasının önemini bir kez daha açığa çıkardığını kaydetti.
Marmara Depremi'nde arama-kurtarma ekiplerindeki kişi sayısının kendileri ile birlikte toplam 220 olduğunu anlatan Mahruki, Van Depremi'nde bu sayının 4 bin 500 olduğunu söyledi. Mahruki, bunun, Marmara Depremi'nin ardından arama-kurtarma ekiplerine verilen önemin işareti olduğunu vurguladı.
F.Banu Doğan
Anma etkinliğinin açılış konuşmasını yapan TBMM Genel Sekreteri Dr. İrfan Neziroğlu, özellikle 17 Ağustos depreminden sonra depremin hayatımıza ciddi bir şekilde girdiğini kaydederek, okullarda, kamu kurumlarında deprem sonrası neler yapılabileceğine dair eğitimlere daha fazla önem verildiğini, televizyonlarda bu konuların daha ciddi bir biçimde ele alındığını vurguladı. Neziroğlu, "sorunla karşılaşana kadar sorunları çok fazla önemsemiyoruz, bir kısmımıza biraz hikâye gibi geliyor. Örneğin uçaklarda hosteslerin uyarılarını da benzer şekilde dinlerken o uyarılara hiç ihtiyacımız olmayacakmış gibi, sanki başkaları için yapılıyormuş gibi dinliyoruz" şeklinde konuştu. TBMM'de bu etkinliği düzenleyerek hem deprem konusuna hem de deprem sonrası arama kurtarma konusuna dikkat çekmenin amaçlandığını belirten Neziroğlu, "yakın zamanlarda yaşadığımız depremler ve sonrasına baktığımızda hazırlıksız yakalandığımızı görüyoruz. Organizasyon konusunda ciddi sıkıntılarla karşılaştığımızı görüyoruz" dedi. Dr. İrfan Neziroğlu, "Sayın Mahruki'nin konuşmasından sonra TBMM Sivil Savunma ekibinin sayısını inşallah ikiye katlar, gönüllü sayımızı arttırırız, bu etkinlik böyle bir şeye de vesile olur diye ümit ediyorum" şeklinde konuştu.
TBMM İdare Amiri Salim Uslu da, günün anlam ve önemine ilişkin yaptığı konuşmada doğal afetlerde gönüllü arama kurtarma ekiplerinin önemine değindi. İnsanlığın doğal çevrenin hor kullanılması, bilgisizlik, plansızlık, özensizlik, açgözlülük ve hatta hırsızlık gibi nedenlerle büyük felaketler yaşadığını ve ağır faturalar ödediğini ifade eden Salim Uslu, "biz de ülkemizde, yüreğimizde derin yaralar açan büyük felaketler yaşadık. Tükenen hayatlar, kaybolan canlar, sakat kalanlar, kaybolan aile fertleri, ortada kalan yetimler, çöp yığınına dönen evler, çaresiz kalan devlet ve depremle birlikte çöken bir sistem? " şeklinde konuştu. Aradan geçen zamanda yitirilen canların geri gelmediğini ama farkındalığın sağlandığını sözlerine ekleyen Salim Uslu, devletin önemli hasar tespiti yaptığını, bu arada kendi denetim zaaflarının da envanterini çıkardığını belirtti. "Denetimsizliğin, plansızlığın, ihmalin ağır faturasını hem ödedik hem de önemli dersler çıkardık" görüşünü savunan Salim Uslu şunları kaydetti:
"Afet yönetimi devletin öncelikleri arasında ilk sıralarda yerini aldı. Devletin, yerel yönetimlerin, sivil toplumun afet birimleri yeniden yapılandırıldı. Başta deprem sigortası olmak üzere afetlere karşı yeni ve zorunlu sigorta dalları oluşturuldu. Ülke genelinde kapsamlı bir kentsel dönüşüm hız kazandı. Mevzuatımız önemli ölçüde yenilendi. Arama kurtarma çalışmalarında yeni ekipler, yeni teknikler ve yeni deneyimler geliştirildi. Toplumsal bilinç arttırıldı. Hatta o kadar ki resmi ya da gönüllü arama kurtarma ekiplerimiz sınır ötesi afetlerde de yardıma koşan ekipler içerisinde en ön sırada başarılar ve özverileriyle takdir toplayarak tüm dünyaya kardeşlik, barış ve dayanışmanın önemi konusunda insanlık dersi veriyorlar."
17 Ağustos 1999 depremini Kocaeli'nde yaşayan ve enkaz altında çocuğunu kaybeden Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker de bir konuşma yaptı. Depremin Türkiye'nin kaderi olduğunu hatırlatan Şeker, "ülkemizin neredeyse tamamı birinci derecede deprem bölgesi içerisinde kalmaktadır. Değişik zamanlarda, değişik yörelerde sürekli deprem olmaktadır" şeklinde konuştu. 1950 döneminden sonra Türkiye'deki hızlı gelişme sonucunda düzensiz ve plansız yapılaşmanın hızlı bir şekilde ilerlediğini kaydeden İlyas Şeker, "mevcut yapıların büyük bir kısmının muhtemel afetlere karşı dayanıklı olmadıkları, orta şiddetteki bir depremde bile ağır hasarlar görüp yıkıldıkları, hazırlıksız yakalandığımız bu depremlerde, sosyal ekonomik problemlerin yaşandığı, beklenmedik bir anda büyük mali külfetler ile karşı karşıya kaldığımız bir gerçektir" şeklinde konuştu.
Doğal afetlerde toplumun bilinçlendirilmesi konusunda Marmara Depremi'nin milat olduğunu belirten Şeker, ''Resmi kayıtlara göre Marmara Depremi'nde 17 bin 118 kişi öldü. Bilim adamları ise bu depremde aslında yalnızca bir kişinin öldüğünü söylüyor. O da kırılan bir fay hattına düşerek ölmüş. Diğerlerinin ölüm nedeni, bina güvensizliği'' dedi.
İlyas Şeker, bina güvensizliğinde ilk sorumluların mimar ve mühendisler, ikinci sorumluların resmi kurumlar, üçüncü sorumluların ise binasına bir kat daha çıkabilmek için yerel yöneticilere baskı yapan vatandaşlar olduğunu söyledi.
Etkinliğin ikinci bölümünde AKUT Başkanı Nasuh Mahruki, AKUT'un misyonu ve vizyonuyla deprem sonrası arama ve kurtarmadaki deneyimlerini anlattığı bir sunum yaptı.
AKUT'un kuruluşu, yurt içi ve yurt dışında katıldığı arama-kurtarma çalışmaları, toplumu afetler konusunda bilinçlendirme ve üyelerin eğitimine ilişkin faaliyetlerini anlatan Mahruki, AKUT'un BM tarafından akredite edilmiş ilk Türk arama-kurtarma ekibi olduğunu ifade etti.
AKUT'un, faaliyetlerini dernek ve vakıf üzerinden yürüttüğünü anlatan Mahruki, vakıfların, örgütsel çalışmalardaki önemine dikkati çekti. Aslında bin yıldır devam eden vakıf kültürünü, ülkede yaşanan darbelerin unutturduğunu belirten Mahruki, Marmara Depremi'nin, toplumun örgütlenerek çalışmasının önemini bir kez daha açığa çıkardığını kaydetti.
Marmara Depremi'nde arama-kurtarma ekiplerindeki kişi sayısının kendileri ile birlikte toplam 220 olduğunu anlatan Mahruki, Van Depremi'nde bu sayının 4 bin 500 olduğunu söyledi. Mahruki, bunun, Marmara Depremi'nin ardından arama-kurtarma ekiplerine verilen önemin işareti olduğunu vurguladı.
F.Banu Doğan
