2010-03-02 - 12:58
Partisinin grup toplantısında konuşan AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Türkiye'de yaşananın, normalleşme, kurumların görevlerini yapması,
demokrasinin güçlenmesi, kirli oyunların, kirli senaryoların deşifre edilmesi ve
bunlardan hukuk önünde hesap sorulması olduğunu belirterek, ''Yaşananlar,
demokrasi ve hukukun sözde değil, özde hayata geçmesidir'' dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Türkiye'de yaşananın, normalleşme, kurumların görevlerini yapması,
demokrasinin güçlenmesi, kirli oyunların, kirli senaryoların deşifre edilmesi ve
bunlardan hukuk önünde hesap sorulması olduğunu belirterek, ''Yaşananlar,
demokrasi ve hukukun sözde değil, özde hayata geçmesidir'' dedi.
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, geçen
hafta yaptığı temaslar hakkında milletvekillerine bilgi verdi. Geçen iki haftayı
ülkeye hizmet peşinde dolu dolu geçirdiklerini ifade eden Erdoğan, İspanya
temasları, sanatçılarla buluşma, akraba ve kardeş Türk topluluklarıyla yaptığı
toplantıları anlattı.
AK Parti olarak, yapıcı eleştirilerden hiçbir zaman rahatsız
olmadıklarını bildiren Erdoğan, şunları söyledi:
''Tabii bunun altını çizmek istiyorum; ben bu ifadelerimi kullanırken,
'biz yapıcı eleştirilerden rahatsız olmadık' kısmını kimse değerlendirmeye
almıyor, onu bir kenara koyuyor. Hemen oradan bir cımbızlama yapıyor. O
cımbızlamadan sonra bu ifadenin ardından gelen değerlendirmelerimizi onlar da
kendilerine göre değerlendirmeye tabi tutuyor.
Bakınız, burada partimizi kurduğumuz andan itibaren yapıcı, yol
gösterici, ufuk açan eleştiri ve uyarılara her zaman kulak kesildik ve bunları
dikkate aldık.
Şunu bir kere daha burada altını çizerek ifade etmek durumundayım: Biz,
sadece bize oy verenlerin değil, 72,5 milyon vatandaşımızın tamamının
hükümetiyiz. 72,5 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının her birinin emaneti,
bizim üzerimizdedir. Bu ülkedeki her bir ferdin hakkına, hukukuna, özellikle de
yaşam tarzına ve düşüncesine saygı duyduk. Saygı duymakla kalmadık, bunları
geliştirmenin mücadelesini verdik, veriyoruz. Başkasının özgürlük alanına
müdahale edilmediği sürece, topyekun milletimizin çıkarlarıyla ters düşmediği
sürece, hakaret ve çarpıtma ihtiva etmediği sürece her fikrin, her görüşün, her
yaklaşımın, bizim nezdimizde değeri vardır ve biz ona her zaman için saygı
duyarız.
Suyu bulandıran, suyu zehirleyen, kaos ve kriz tellallığı yapan
yaklaşımları ise her zaman milletimize şikayet ettik. Bunların ülkemizin
menfaatine olmadığını gür sesle ifade ettik.''
Örgütlü olsun ya da olmasın toplumun tüm kesimlerinin taleplerini büyük
bir dikkatle dinlediklerini anlatan Erdoğan, o talepler karşısında yapılabilecek
olanların azamisini yapmaya çalıştıklarını söyledi.
Erdoğan, 7,5 yıldır ekonominin özellikle de küresel şartlara entegre
olmuş bir ekonominin, istikrar ve güven noktasında, özellikle hassas olduğunu,
herkesin de bu hassasiyeti gözetmesi gerektiğini vurguladı. Siyasetçi, medya,
sivil toplum örgütleri, erklerin ve kurumların ekonominin bu hassasiyeti
karşısında sorumlu davranması gerektiğini ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:
''Yani 'kuvvetler ayrılığı' derken sadece bu konular üzerinde yasama
organı mı hassas olacak? Veya sadece yürütme, sadece yargı mı hassas olacak?
Hepimizin hassas olması lazım. Zira bu gemide 72,5 milyon beraber seyahat
ediyoruz. Birisi olsun, diğerleri seyretsin, yok böyle bir şey. Veya birisi
gece-gündüz gayret etsin diğeri vursun, yok böyle bir şey. Veya üst kattakiler
farklı, alt kattakiler gemiyi delmeye çalışsın, yok böyle bir şey. Bunlara fırsat
vermememiz gerekiyor.
Son bir kaç hafta içinde Türkiye'de yaşanan olayların hiç şüphesiz
ekonomi üzerinde de kısmi etkisi oldu. Borsada kısmi bir düşüş yaşadık, dün
toparlanmayı hamdolsun gördük. Döviz fiyatları yükseldi ve gösterge faizde de bir
miktar yükselme yaşandı. Dün tekrar düşüş oldu. Her türlü olumsuz gelişmeyi
Hükümete mal etmeye çaba sarf edenler, bu olumsuz gelişmelerde kendilerinin nasıl
bir rol oynadığı, nasıl bir katkı sağladığı boyutunu da düşünmek zorundadırlar.
Türkiye'de yaşanan nedir? Yaşanan, normalleşmedir. Kurumların görevlerini
yapmasıdır. Demokrasinin güçlenmesidir. Kirli oyunların, kirli senaryoların
deşifre edilmesi ve bunlardan hukuk önünde hesap sorulmasıdır.
Yaşananlar, demokrasi ve hukukun sözde değil, özde hayata geçmesidir.
Sistemin sağlıklı şekilde işlemesidir. Ama süreç öyle bir lanse ediliyor ki
'kurumlar çatışıyor, gerilim hat safhada, ölüyoruz, bitiyoruz, tükeniyoruz,
bölünüyoruz...' böyle bir havada kasıtlı bir karamsarlık pompalanıyor. İşte benim
itirazım, bu tavradır. Benim serzenişim, benim eleştirim bu tavradır. Yaşananlar
ne kadar Türkiye'nin lehineyse, kopartılan fırtına o kadar Türkiye'nin
aleyhinedir. Türkiye'nin geleceğini düşünmek, ülkemizin, milletimizin menfaatini
düşünmek herkesin, her bir vatandaşın sorumluluğunun bir parçası olmalıdır. Hangi
kurumda, hangi alanda, hangi meslekte çalışıyor olursa olsun, herkesin
vatandaşlık sorumluluğu, Türkiye'nin menfaatini, selametini, istikbalini
düşünmeyi gerektirir. Hiç kimse sorumsuzca hareket etmek, Türkiye'ye kaybettirmek
gibi bir lükse sahip olamaz. İşte benim itirazım bunadır, bu sorumsuzluğadır.''
Erdoğan, belli ideolojilere destek olmak, belli ideolojilerin değirmenine
su taşımak için yazılanların, çizilenlerin ülkenin imajının ciddi şekilde
zedelediği gibi, ülke ekonomisine de ağır bedeller ödettiğine dikkati çekti.
Başbakan Erdoğan, ''Siz 'gerilim var' dediğiniz zaman sadece ortaya fikir
atmakla kalmış olmuyorsunuz. Aynı zamanda bu ülkeyi izleyenlerin, yatırım
yapanların, yatırım yapmayı düşünenlerin, sanayicinin, iş adamının, tüccarın,
girişimcinin zihninde de soru işaretleri oluşturuyorsunuz'' dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, ''Cumhurbaşkanı; Başbakan ve Genelkurmay Başkanı ile haftalık olağan
görüşmesini birlikte yapıyor, ortalık ayağa kalkıyor. Kurumlar arası kavgadan,
çatışmadan bahsedenler, normal bir görüşmeye, normal bir diyaloğa bile tahammül
edemiyor'' dedi.
TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül'ün, kendisi ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile
görüşmesiyle ilgili eleştirilere değindi. Erdoğan, konuyla ilgili olarak şunları
söyledi:
''Cumhurbaşkanı; Başbakan ve Genelkurmay Başkanı ile haftalık olağan
görüşmesini birlikte yapıyor, ortalık ayağa kalkıyor. Kurumlar arası kavgadan,
çatışmadan bahsedenler, normal bir görüşmeye, normal bir diyaloğa bile tahammül
edemiyor. Anayasa içerisinde Cumhurbaşkanı'na ve bizlere verilmiş olan yetkiler
var. Sayın Cumhurbaşkanımız, kalkıp da bu yetkisini kullanarak, yani
Başbakanı'nı, Genelkurmay Başkanı'nı kalkıp da Çankaya'ya davet ediyorsa, -biz
işte söylüyorum ya birilerinin gazına gelmek diye- birilerinin gazına mı
gelecektik? Biz Anamuhalefet Lideri veya diğerlerinin yaptığı gibi, bu davete
icabet etmeme nezaketsizliğini mi gösterecektik? Davet etmiştir, ülkemizin
sorunları vardır, ortamda. Gündemde bir şeyler vardır, tabii ki bunları görüşmek
üzere giderim. Nitekim gittim. Kaldı ki bizim zaten haftalık bir de rutinimiz
var. Rutin görüşmelerimizi yapıyoruz. Bu defa da davet üzerine üçlü olarak bunu
gerçekleştirme fırsatımız oldu. Bundan niye rahatsız olunuyor? 'Demokraside bu
tür şeyler olmazmış.' Demokrasilerde bunlar rahat rahat oluyor, dünyanın her
yerinde de olmaktadır. Bu dünyayı biz de en az işte o köşelerde yazılanlar kadar
veya o yazarlar kadar tanıyoruz, biliyoruz. Nerede, ne var, ne oluyor, hepsini
görüyoruz. Türkiye'de de şu anda bütün bu atılan adımların Türkiye'yi nereye
doğru götürdüğünü çok güzel ortaya koyuyor. Bundan bir şeyler çıkaranlar,
çıkarıyor. Ama diyorum ki kimse de kusura bakmasın, bize gaz vermeye kalkmasın.
Biz attığımız adımı çok iyi biliyoruz. Burada 40 düşünüyoruz, ona göre de bir
adımı atıyoruz. 5 atıyoruz, 10 atıyoruz. Bu şekilde atmaya devam edeceğiz, yola
da böyle devam edeceğiz.
''İstiyorlar ki kimse kimseyle görüşmesin, kimse kimseyle diyalog
kurmasın'' diyen Erdoğan, şunları kaydetti:
''Herkes birbirine şüpheyle baksın, her türlü sorun krize dönüşsün.
Sistem işlemesin, kurumlar çalışmasın. Kusura bakmasınlar, Türkiye'de her kurum
sorumluluğunun bilincindedir, görevinin başındadır. Sistem usulüne uygun olarak
çalışmaktadır. Sorumlu, duyarlı, sağduyulu olmak; sadece devlet kurumlarının
başındakilere mahsus değildir. Partiler de medya da sivil örgütler de sorumlu ve
sağduyulu olmak durumundadır. Kriz çıkarmak, krizden medet umma devri artık
kapanmıştır. Kriz tellalları için artık bu kapıda ekmek yoktur. Milletimiz, artık
kimin huzur için gayret gösterdiğini, kimin güven ve istikrar için çaba
gösterdiğini de görüyor. Kimin huzuru ve istikrarı bozmak için felaket tellallığı
yaptığını da görüyor. Siz ülkenin huzuru, refahı, ekonomi diyorsunuz, birileri de
kalkıyor 'benim ilgi alanıma girmez' diyor. Reform, değişim, dönüşüm diyorsunuz,
'ben istemem, yaptırmam, izin vermem, engel olurum' diyor. Statükoyu savunan, hem
de göğsünü gere gere savunan, hem de bundan gurur duyan anlayışla karşı
karşıyayız. İşte milletimiz, bu sorumsuzların kim olduğunu bugün daha iyi
görüyor, biliyor. Görecek ve daha iyi görecek. Bunları anlatacağız, anlatacağız
kim olursa olsun anlatacağız. Bu ülkede benim milletim belki bugüne kadar bazı
şeyleri bilmiyor olabilir, kapıların arkasında kalan bazı gerçekler olabilir. Ama
kapıların arkasında kalan bir çok gerçekler, artık kapıların önüne çıkmaya veya
kapılar ardına kadar açılmaya yavaş yavaş başladı. Benim milletim bunları
görecek, değerlendirmesini de ona göre yapacak.''
Geçen hafta gensoru görüşmesine işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''İşte, geçen hafta gensoru görüşmesinde gördünüz; Bakın benim milletimin
büyük çoğunluğu bilmiyordu. Anamuhalefet partisi liderinin, kapalı kapılar
ardında, şu an Parlamentoda olan BDP'nin milletvekili Sayın Sakık ile neler
görüştüğünü veya arkadaşlarıyla neler görüştüğünü tek tek açıklamaya başladılar.
Bakın hepsi 'evet ben de vardım o işin içinde.' Neydi, '20 tane militan getir ben
milletvekili adayı yapayım.' Pazarlık bu... Adını da böyle koyuyor. Ee buyur bak,
bunu şimdi inkar ediyorsun, buyur bak. 'Evet bu görüşmeyi yaptık' diyorlar.
Çıkıyor ortaya ve kimin evinde yaptığı da çıkıyor ortaya. Ama şimdi hepsi buna
tabii ki kılıf uyduracaklar. Ama bunların hayatı bu, yaşamı bu... Akşam başka
konuşurlar, sabah başka konuşurlar. Durumları bu... Burada kantar milletimin
elinde. O kantarla tartıyor. Gerçekler de ortaya çıkıyor, her alanda...''
Birilerinin statükodan memnun olabileceğini, birilerinin kendi menfaatini
statükonun devamında görebileceklerine işaret eden Erdoğan, ''Ama bu millet artık
evvel Allah kabına sığmıyor. Bu ülke artık kabına sığmıyor. Bu ülke artık
birilerinin menfaatine, birilerinin keyifine göre değil, Türk milletinin
menfaatine, Türkiye'nin selametine göre yol alacak. Bunu herkesin görmesi lazım.
Hak ve özgürlüklere ulufe gözüyle bakılamaz. Taksit taksit demokrasi anlayışı çağ
dışıdır'' dedi.
Dünyada demokrasinin, yüzyıllar içinde tedrici bir şekilde geliştiğini,
ancak oy hakkının bile önce beyazlara, üniversite mezunlarına, erkeklere,
imtiyazlı sınıflara verildiğini; zaman içinde zenciler, kadınlar ve vatandaş olan
herkesin seçme ve seçilme hakkına kavuştuğunu anlatan Erdoğan, demokrasinin bir
kronolojik yapısı bulunduğunu, ancak bunun üzücü bir yapı olduğunu söyledi.
''Türkiye'de de bu böyle olmadı mı? Hala böyle değil mi? Böyle... Ama
bunları aşıyoruz'' diyen Erdoğan, ancak birilerinin 21. yüzyılda dünyanın geldiği
noktada, Türkiye'de de demokrasinin taksit taksit gelişmesini istediğini
belirtti. Erdoğan, ''Evrensel değerler, çağdaş hukuk normları parça parça
gelişsin istiyor. Kusura bakmayın. Kimse en temel hakları, demokratik kazanımları
Türk milletine fazla göremez, lüks göremez'' dedi.
Çiftçinin oyunun, profesörün oyu kadar değerli, esnafın iradesinin yüksek
bürokratın iradesi kadar önemli olduğunu kaydeden Erdoğan, ''Benim köylümün bu
noktadaki oyu, bir başbakanın, bir cumhurbaşkanın oyu kadar değerlidir, aynıdır,
eşit düzeydedir. Bir fark yok. Hiç kimse siyasi temsil açısından diğerinden daha
önemli, daha değerli, daha öncelikli değildir'' diye konuştu.
Kendine özgü kavramlardan, içi boşaltılmış kavramlardan bu milletin çok
çektiğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Demokrasi ve hukuk, herkes için olacak, en ideal şekilde olacak. Hem de
gecikmeden, ertelenmeden olacak. Buna karşı çıkanlar biliniz ki inanın çok açık
söylüyorum kendi imtiyazlarını düşünüyorlar, kendi menfaatlerini, kendi
koltuklarını düşünüyorlar. Çünkü onlar, bulundukları koltuklara güç katanlar
değil, bulundukları koltuklardan güç devşirenlerdir. Bunu böyle bilin. Bu ülke
değişimi hak ediyor. Bu millet, her alanda yüksek standartları hak ediyor. Bu
toplum, en modern imkanları eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette, ulaşımda,
enerjide, tarımda yerleşimde hak ediyor. Her alanda en çağdaş standartları
fazlasıyla hak ediyor.''
Erdoğan, AB idealinin arkasına güçlü irade koymuş hükümetin, modern ve evrensel
kriterlerin dışında adımlar attığını, atacağını hiç kimsenin iddia edemeyeceğini
belirterek, ''Türkiye'nin rotası, hedefi, izleyeceği güzergah bellidir'' dedi.
Erdoğan, önceki gün Ankara'da AB Reform İzleme Grubu 19. toplantısını
gerçekleştirdiklerini işaret etti. AB'nin Türkiye'nin yarım asırlık hayali olduğunu
hatırlatan Erdoğan, iktidara geldikleri andan itibaren bu hedefin arkasına güçlü
bir irade koyduklarını kaydetti.
Çok kısa zamanda müzakerelere başlamak için gerekli kriterleri yerine
getirdiklerini, 2005 sonundan itibaren de katılım müzakerelerine başlandığını
anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:
''AB katılım süreci bugün de gündemimizin ilk sırasındaki yerini koruyor.
Devlet Bakanlığı seviyesinde başmüzakerecilik kurumunu ihdas ettik. AB Genel
Sekreterliği Yasasını çıkardık. Her ilde AB reformlarından sorumlu bir vali
yardımcısı görevlendirdik. Her hafta Bakanlar Kurulunda, AB katılım süreci
değişmez gündem maddesi olarak yer alıyor ve gelişmeler değerlendiriliyor. Yeni
bir hafta içinde ne yapıldı, bir hafta içinde ne yapılacak. Bunun yanında
belirlediğimiz takvim çerçevesinde kurumlarımız çalışmalarını sürdürüyor.
AB idealinin arkasına bu kadar güçlü irade koymuş Hükümetin modern ve
evrensel kriterlerin dışında adımlar attığını, atacağını hiç kimse iddia edemez.
Türkiye'nin rotası bellidir, hedefi bellidir, izleyeceği güzergah bellidir. 7,5
yıl boyunca tüm reformları bu güzergah doğrultusunda yaptık, tüm adımları bu
istikamette attık. Kendi şahsi beklentilerimizi asla ve asla ülke meselelerine
karıştırmadığımız gibi, değişimi de hiçbir zaman kişiselleştirmedik. Ülkenin,
milletin beklentilerine her zaman en üst seviyede dikkate aldık. Kimse bu değişim
sürecinden kaygı duymasın. Kimse meseleyi farklı yönlere çekmesin. İleri
demokrasiden, evrensel değerlere dayanan bir hukuk sisteminden, hak ve
özgürlüklerin gelişmesinden kimse korkmasın, çekinmesin. Çünkü, bunların olması
zarar vermez. Eğer bunlar yoksa, bunlar gelişmemişse, işte o zaman korkmak lazım.
İşte o zaman vahim bir durum var demektir. Değişimden maksadımız, Türkiye'yi
muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarmak... Türkiye'yi çağdaş dünyaya
entegre etmektir. Eğer korkulacak, kaygı duyulacak bir husus varsa, demokrasiden,
hukuktan uzaklaşmaktır. Modern dünyadan kopmaktır. Kendisini değiştiremeyen,
yenileyemeyen bir sisteme mahkum olmaktır.''(12:58)
Not: Haberin devamını "İlgili Dökümanlar" dan bulabilirsiniz.
Erdoğan, Türkiye'de yaşananın, normalleşme, kurumların görevlerini yapması,
demokrasinin güçlenmesi, kirli oyunların, kirli senaryoların deşifre edilmesi ve
bunlardan hukuk önünde hesap sorulması olduğunu belirterek, ''Yaşananlar,
demokrasi ve hukukun sözde değil, özde hayata geçmesidir'' dedi.
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, geçen
hafta yaptığı temaslar hakkında milletvekillerine bilgi verdi. Geçen iki haftayı
ülkeye hizmet peşinde dolu dolu geçirdiklerini ifade eden Erdoğan, İspanya
temasları, sanatçılarla buluşma, akraba ve kardeş Türk topluluklarıyla yaptığı
toplantıları anlattı.
AK Parti olarak, yapıcı eleştirilerden hiçbir zaman rahatsız
olmadıklarını bildiren Erdoğan, şunları söyledi:
''Tabii bunun altını çizmek istiyorum; ben bu ifadelerimi kullanırken,
'biz yapıcı eleştirilerden rahatsız olmadık' kısmını kimse değerlendirmeye
almıyor, onu bir kenara koyuyor. Hemen oradan bir cımbızlama yapıyor. O
cımbızlamadan sonra bu ifadenin ardından gelen değerlendirmelerimizi onlar da
kendilerine göre değerlendirmeye tabi tutuyor.
Bakınız, burada partimizi kurduğumuz andan itibaren yapıcı, yol
gösterici, ufuk açan eleştiri ve uyarılara her zaman kulak kesildik ve bunları
dikkate aldık.
Şunu bir kere daha burada altını çizerek ifade etmek durumundayım: Biz,
sadece bize oy verenlerin değil, 72,5 milyon vatandaşımızın tamamının
hükümetiyiz. 72,5 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının her birinin emaneti,
bizim üzerimizdedir. Bu ülkedeki her bir ferdin hakkına, hukukuna, özellikle de
yaşam tarzına ve düşüncesine saygı duyduk. Saygı duymakla kalmadık, bunları
geliştirmenin mücadelesini verdik, veriyoruz. Başkasının özgürlük alanına
müdahale edilmediği sürece, topyekun milletimizin çıkarlarıyla ters düşmediği
sürece, hakaret ve çarpıtma ihtiva etmediği sürece her fikrin, her görüşün, her
yaklaşımın, bizim nezdimizde değeri vardır ve biz ona her zaman için saygı
duyarız.
Suyu bulandıran, suyu zehirleyen, kaos ve kriz tellallığı yapan
yaklaşımları ise her zaman milletimize şikayet ettik. Bunların ülkemizin
menfaatine olmadığını gür sesle ifade ettik.''
Örgütlü olsun ya da olmasın toplumun tüm kesimlerinin taleplerini büyük
bir dikkatle dinlediklerini anlatan Erdoğan, o talepler karşısında yapılabilecek
olanların azamisini yapmaya çalıştıklarını söyledi.
Erdoğan, 7,5 yıldır ekonominin özellikle de küresel şartlara entegre
olmuş bir ekonominin, istikrar ve güven noktasında, özellikle hassas olduğunu,
herkesin de bu hassasiyeti gözetmesi gerektiğini vurguladı. Siyasetçi, medya,
sivil toplum örgütleri, erklerin ve kurumların ekonominin bu hassasiyeti
karşısında sorumlu davranması gerektiğini ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:
''Yani 'kuvvetler ayrılığı' derken sadece bu konular üzerinde yasama
organı mı hassas olacak? Veya sadece yürütme, sadece yargı mı hassas olacak?
Hepimizin hassas olması lazım. Zira bu gemide 72,5 milyon beraber seyahat
ediyoruz. Birisi olsun, diğerleri seyretsin, yok böyle bir şey. Veya birisi
gece-gündüz gayret etsin diğeri vursun, yok böyle bir şey. Veya üst kattakiler
farklı, alt kattakiler gemiyi delmeye çalışsın, yok böyle bir şey. Bunlara fırsat
vermememiz gerekiyor.
Son bir kaç hafta içinde Türkiye'de yaşanan olayların hiç şüphesiz
ekonomi üzerinde de kısmi etkisi oldu. Borsada kısmi bir düşüş yaşadık, dün
toparlanmayı hamdolsun gördük. Döviz fiyatları yükseldi ve gösterge faizde de bir
miktar yükselme yaşandı. Dün tekrar düşüş oldu. Her türlü olumsuz gelişmeyi
Hükümete mal etmeye çaba sarf edenler, bu olumsuz gelişmelerde kendilerinin nasıl
bir rol oynadığı, nasıl bir katkı sağladığı boyutunu da düşünmek zorundadırlar.
Türkiye'de yaşanan nedir? Yaşanan, normalleşmedir. Kurumların görevlerini
yapmasıdır. Demokrasinin güçlenmesidir. Kirli oyunların, kirli senaryoların
deşifre edilmesi ve bunlardan hukuk önünde hesap sorulmasıdır.
Yaşananlar, demokrasi ve hukukun sözde değil, özde hayata geçmesidir.
Sistemin sağlıklı şekilde işlemesidir. Ama süreç öyle bir lanse ediliyor ki
'kurumlar çatışıyor, gerilim hat safhada, ölüyoruz, bitiyoruz, tükeniyoruz,
bölünüyoruz...' böyle bir havada kasıtlı bir karamsarlık pompalanıyor. İşte benim
itirazım, bu tavradır. Benim serzenişim, benim eleştirim bu tavradır. Yaşananlar
ne kadar Türkiye'nin lehineyse, kopartılan fırtına o kadar Türkiye'nin
aleyhinedir. Türkiye'nin geleceğini düşünmek, ülkemizin, milletimizin menfaatini
düşünmek herkesin, her bir vatandaşın sorumluluğunun bir parçası olmalıdır. Hangi
kurumda, hangi alanda, hangi meslekte çalışıyor olursa olsun, herkesin
vatandaşlık sorumluluğu, Türkiye'nin menfaatini, selametini, istikbalini
düşünmeyi gerektirir. Hiç kimse sorumsuzca hareket etmek, Türkiye'ye kaybettirmek
gibi bir lükse sahip olamaz. İşte benim itirazım bunadır, bu sorumsuzluğadır.''
Erdoğan, belli ideolojilere destek olmak, belli ideolojilerin değirmenine
su taşımak için yazılanların, çizilenlerin ülkenin imajının ciddi şekilde
zedelediği gibi, ülke ekonomisine de ağır bedeller ödettiğine dikkati çekti.
Başbakan Erdoğan, ''Siz 'gerilim var' dediğiniz zaman sadece ortaya fikir
atmakla kalmış olmuyorsunuz. Aynı zamanda bu ülkeyi izleyenlerin, yatırım
yapanların, yatırım yapmayı düşünenlerin, sanayicinin, iş adamının, tüccarın,
girişimcinin zihninde de soru işaretleri oluşturuyorsunuz'' dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, ''Cumhurbaşkanı; Başbakan ve Genelkurmay Başkanı ile haftalık olağan
görüşmesini birlikte yapıyor, ortalık ayağa kalkıyor. Kurumlar arası kavgadan,
çatışmadan bahsedenler, normal bir görüşmeye, normal bir diyaloğa bile tahammül
edemiyor'' dedi.
TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül'ün, kendisi ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile
görüşmesiyle ilgili eleştirilere değindi. Erdoğan, konuyla ilgili olarak şunları
söyledi:
''Cumhurbaşkanı; Başbakan ve Genelkurmay Başkanı ile haftalık olağan
görüşmesini birlikte yapıyor, ortalık ayağa kalkıyor. Kurumlar arası kavgadan,
çatışmadan bahsedenler, normal bir görüşmeye, normal bir diyaloğa bile tahammül
edemiyor. Anayasa içerisinde Cumhurbaşkanı'na ve bizlere verilmiş olan yetkiler
var. Sayın Cumhurbaşkanımız, kalkıp da bu yetkisini kullanarak, yani
Başbakanı'nı, Genelkurmay Başkanı'nı kalkıp da Çankaya'ya davet ediyorsa, -biz
işte söylüyorum ya birilerinin gazına gelmek diye- birilerinin gazına mı
gelecektik? Biz Anamuhalefet Lideri veya diğerlerinin yaptığı gibi, bu davete
icabet etmeme nezaketsizliğini mi gösterecektik? Davet etmiştir, ülkemizin
sorunları vardır, ortamda. Gündemde bir şeyler vardır, tabii ki bunları görüşmek
üzere giderim. Nitekim gittim. Kaldı ki bizim zaten haftalık bir de rutinimiz
var. Rutin görüşmelerimizi yapıyoruz. Bu defa da davet üzerine üçlü olarak bunu
gerçekleştirme fırsatımız oldu. Bundan niye rahatsız olunuyor? 'Demokraside bu
tür şeyler olmazmış.' Demokrasilerde bunlar rahat rahat oluyor, dünyanın her
yerinde de olmaktadır. Bu dünyayı biz de en az işte o köşelerde yazılanlar kadar
veya o yazarlar kadar tanıyoruz, biliyoruz. Nerede, ne var, ne oluyor, hepsini
görüyoruz. Türkiye'de de şu anda bütün bu atılan adımların Türkiye'yi nereye
doğru götürdüğünü çok güzel ortaya koyuyor. Bundan bir şeyler çıkaranlar,
çıkarıyor. Ama diyorum ki kimse de kusura bakmasın, bize gaz vermeye kalkmasın.
Biz attığımız adımı çok iyi biliyoruz. Burada 40 düşünüyoruz, ona göre de bir
adımı atıyoruz. 5 atıyoruz, 10 atıyoruz. Bu şekilde atmaya devam edeceğiz, yola
da böyle devam edeceğiz.
''İstiyorlar ki kimse kimseyle görüşmesin, kimse kimseyle diyalog
kurmasın'' diyen Erdoğan, şunları kaydetti:
''Herkes birbirine şüpheyle baksın, her türlü sorun krize dönüşsün.
Sistem işlemesin, kurumlar çalışmasın. Kusura bakmasınlar, Türkiye'de her kurum
sorumluluğunun bilincindedir, görevinin başındadır. Sistem usulüne uygun olarak
çalışmaktadır. Sorumlu, duyarlı, sağduyulu olmak; sadece devlet kurumlarının
başındakilere mahsus değildir. Partiler de medya da sivil örgütler de sorumlu ve
sağduyulu olmak durumundadır. Kriz çıkarmak, krizden medet umma devri artık
kapanmıştır. Kriz tellalları için artık bu kapıda ekmek yoktur. Milletimiz, artık
kimin huzur için gayret gösterdiğini, kimin güven ve istikrar için çaba
gösterdiğini de görüyor. Kimin huzuru ve istikrarı bozmak için felaket tellallığı
yaptığını da görüyor. Siz ülkenin huzuru, refahı, ekonomi diyorsunuz, birileri de
kalkıyor 'benim ilgi alanıma girmez' diyor. Reform, değişim, dönüşüm diyorsunuz,
'ben istemem, yaptırmam, izin vermem, engel olurum' diyor. Statükoyu savunan, hem
de göğsünü gere gere savunan, hem de bundan gurur duyan anlayışla karşı
karşıyayız. İşte milletimiz, bu sorumsuzların kim olduğunu bugün daha iyi
görüyor, biliyor. Görecek ve daha iyi görecek. Bunları anlatacağız, anlatacağız
kim olursa olsun anlatacağız. Bu ülkede benim milletim belki bugüne kadar bazı
şeyleri bilmiyor olabilir, kapıların arkasında kalan bazı gerçekler olabilir. Ama
kapıların arkasında kalan bir çok gerçekler, artık kapıların önüne çıkmaya veya
kapılar ardına kadar açılmaya yavaş yavaş başladı. Benim milletim bunları
görecek, değerlendirmesini de ona göre yapacak.''
Geçen hafta gensoru görüşmesine işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''İşte, geçen hafta gensoru görüşmesinde gördünüz; Bakın benim milletimin
büyük çoğunluğu bilmiyordu. Anamuhalefet partisi liderinin, kapalı kapılar
ardında, şu an Parlamentoda olan BDP'nin milletvekili Sayın Sakık ile neler
görüştüğünü veya arkadaşlarıyla neler görüştüğünü tek tek açıklamaya başladılar.
Bakın hepsi 'evet ben de vardım o işin içinde.' Neydi, '20 tane militan getir ben
milletvekili adayı yapayım.' Pazarlık bu... Adını da böyle koyuyor. Ee buyur bak,
bunu şimdi inkar ediyorsun, buyur bak. 'Evet bu görüşmeyi yaptık' diyorlar.
Çıkıyor ortaya ve kimin evinde yaptığı da çıkıyor ortaya. Ama şimdi hepsi buna
tabii ki kılıf uyduracaklar. Ama bunların hayatı bu, yaşamı bu... Akşam başka
konuşurlar, sabah başka konuşurlar. Durumları bu... Burada kantar milletimin
elinde. O kantarla tartıyor. Gerçekler de ortaya çıkıyor, her alanda...''
Birilerinin statükodan memnun olabileceğini, birilerinin kendi menfaatini
statükonun devamında görebileceklerine işaret eden Erdoğan, ''Ama bu millet artık
evvel Allah kabına sığmıyor. Bu ülke artık kabına sığmıyor. Bu ülke artık
birilerinin menfaatine, birilerinin keyifine göre değil, Türk milletinin
menfaatine, Türkiye'nin selametine göre yol alacak. Bunu herkesin görmesi lazım.
Hak ve özgürlüklere ulufe gözüyle bakılamaz. Taksit taksit demokrasi anlayışı çağ
dışıdır'' dedi.
Dünyada demokrasinin, yüzyıllar içinde tedrici bir şekilde geliştiğini,
ancak oy hakkının bile önce beyazlara, üniversite mezunlarına, erkeklere,
imtiyazlı sınıflara verildiğini; zaman içinde zenciler, kadınlar ve vatandaş olan
herkesin seçme ve seçilme hakkına kavuştuğunu anlatan Erdoğan, demokrasinin bir
kronolojik yapısı bulunduğunu, ancak bunun üzücü bir yapı olduğunu söyledi.
''Türkiye'de de bu böyle olmadı mı? Hala böyle değil mi? Böyle... Ama
bunları aşıyoruz'' diyen Erdoğan, ancak birilerinin 21. yüzyılda dünyanın geldiği
noktada, Türkiye'de de demokrasinin taksit taksit gelişmesini istediğini
belirtti. Erdoğan, ''Evrensel değerler, çağdaş hukuk normları parça parça
gelişsin istiyor. Kusura bakmayın. Kimse en temel hakları, demokratik kazanımları
Türk milletine fazla göremez, lüks göremez'' dedi.
Çiftçinin oyunun, profesörün oyu kadar değerli, esnafın iradesinin yüksek
bürokratın iradesi kadar önemli olduğunu kaydeden Erdoğan, ''Benim köylümün bu
noktadaki oyu, bir başbakanın, bir cumhurbaşkanın oyu kadar değerlidir, aynıdır,
eşit düzeydedir. Bir fark yok. Hiç kimse siyasi temsil açısından diğerinden daha
önemli, daha değerli, daha öncelikli değildir'' diye konuştu.
Kendine özgü kavramlardan, içi boşaltılmış kavramlardan bu milletin çok
çektiğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Demokrasi ve hukuk, herkes için olacak, en ideal şekilde olacak. Hem de
gecikmeden, ertelenmeden olacak. Buna karşı çıkanlar biliniz ki inanın çok açık
söylüyorum kendi imtiyazlarını düşünüyorlar, kendi menfaatlerini, kendi
koltuklarını düşünüyorlar. Çünkü onlar, bulundukları koltuklara güç katanlar
değil, bulundukları koltuklardan güç devşirenlerdir. Bunu böyle bilin. Bu ülke
değişimi hak ediyor. Bu millet, her alanda yüksek standartları hak ediyor. Bu
toplum, en modern imkanları eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette, ulaşımda,
enerjide, tarımda yerleşimde hak ediyor. Her alanda en çağdaş standartları
fazlasıyla hak ediyor.''
Erdoğan, AB idealinin arkasına güçlü irade koymuş hükümetin, modern ve evrensel
kriterlerin dışında adımlar attığını, atacağını hiç kimsenin iddia edemeyeceğini
belirterek, ''Türkiye'nin rotası, hedefi, izleyeceği güzergah bellidir'' dedi.
Erdoğan, önceki gün Ankara'da AB Reform İzleme Grubu 19. toplantısını
gerçekleştirdiklerini işaret etti. AB'nin Türkiye'nin yarım asırlık hayali olduğunu
hatırlatan Erdoğan, iktidara geldikleri andan itibaren bu hedefin arkasına güçlü
bir irade koyduklarını kaydetti.
Çok kısa zamanda müzakerelere başlamak için gerekli kriterleri yerine
getirdiklerini, 2005 sonundan itibaren de katılım müzakerelerine başlandığını
anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:
''AB katılım süreci bugün de gündemimizin ilk sırasındaki yerini koruyor.
Devlet Bakanlığı seviyesinde başmüzakerecilik kurumunu ihdas ettik. AB Genel
Sekreterliği Yasasını çıkardık. Her ilde AB reformlarından sorumlu bir vali
yardımcısı görevlendirdik. Her hafta Bakanlar Kurulunda, AB katılım süreci
değişmez gündem maddesi olarak yer alıyor ve gelişmeler değerlendiriliyor. Yeni
bir hafta içinde ne yapıldı, bir hafta içinde ne yapılacak. Bunun yanında
belirlediğimiz takvim çerçevesinde kurumlarımız çalışmalarını sürdürüyor.
AB idealinin arkasına bu kadar güçlü irade koymuş Hükümetin modern ve
evrensel kriterlerin dışında adımlar attığını, atacağını hiç kimse iddia edemez.
Türkiye'nin rotası bellidir, hedefi bellidir, izleyeceği güzergah bellidir. 7,5
yıl boyunca tüm reformları bu güzergah doğrultusunda yaptık, tüm adımları bu
istikamette attık. Kendi şahsi beklentilerimizi asla ve asla ülke meselelerine
karıştırmadığımız gibi, değişimi de hiçbir zaman kişiselleştirmedik. Ülkenin,
milletin beklentilerine her zaman en üst seviyede dikkate aldık. Kimse bu değişim
sürecinden kaygı duymasın. Kimse meseleyi farklı yönlere çekmesin. İleri
demokrasiden, evrensel değerlere dayanan bir hukuk sisteminden, hak ve
özgürlüklerin gelişmesinden kimse korkmasın, çekinmesin. Çünkü, bunların olması
zarar vermez. Eğer bunlar yoksa, bunlar gelişmemişse, işte o zaman korkmak lazım.
İşte o zaman vahim bir durum var demektir. Değişimden maksadımız, Türkiye'yi
muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarmak... Türkiye'yi çağdaş dünyaya
entegre etmektir. Eğer korkulacak, kaygı duyulacak bir husus varsa, demokrasiden,
hukuktan uzaklaşmaktır. Modern dünyadan kopmaktır. Kendisini değiştiremeyen,
yenileyemeyen bir sisteme mahkum olmaktır.''(12:58)
Not: Haberin devamını "İlgili Dökümanlar" dan bulabilirsiniz.
