2011-01-25 - 15:22
BDP eş Başkanı Gültan Kışanak, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Agos Gazetesi
Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesinin üzerinden 4 yıl geçmesine
rağmen cinayetin arkasındaki asıl güçlerin halen ortaya çıkarılamadığını söyledi.
Kışanak, mahkemelerin yalnızca tetikçilerle uğraştığını, devletin, bu katliamın
arkasındaki güçleri koruduğunu ileri sürdü.
BDP eş Başkanı Gültan Kışanak, Bitlis'in Mutki ilçesinde yapılan kazıda bulunan insan kemiklerine ilişkin, ''Bu
kemikler, bu ülkede işlenen insanlık suçunun, vahşetin bir tablosu olarak gün
yüzüne çıkıyor'' dedi.
Kışanak, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Agos Gazetesi
Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesinin üzerinden 4 yıl geçmesine
rağmen cinayetin arkasındaki asıl güçlerin halen ortaya çıkarılamadığını söyledi.
Kışanak, mahkemelerin yalnızca tetikçilerle uğraştığını, devletin, bu katliamın
arkasındaki güçleri koruduğunu ileri sürdü.
Gazeteci Uğur Mumcu'nun öldürülmesinin üzerinden de 18 yıl geçtiğini
anımsatan Kışanak, bu dönemde art arda siyasi cinayetlerin işlendiğini kaydetti.
Adnan Kahveci, Eşref Bitlis ve 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın şüpheli
ölümlerinin aynı döneme rastladığına dikkati çeken Kışanak, ''1993 yılındaki bu
seri kuşkulu ölümler ve cinayetler, aslında önemli bir şeye işaret ediyor. Çünkü
93 yılı aynı zamanda Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözme olanağının da ortaya
çıktığı, bunun çabasının verildiği yıldı. Eğer o dönem bu barış çabalarının önü
kesilmeseydi, Türkiye 10 yılını kaybetmeyecekti'' diye konuştu.
''Topyekun savaş'' projesinin Türkiye'ye çok şey kaybettirdiğini belirten
Kışanak, ''Bu çılgın projenin mimarları, sadece Kürtlere, toplumsal muhalefete
zarar vermediler, 15 bin askerin de katilidirler'' dedi. Türkiye'nin yeniden
böyle projelere sürüklenmek istendiğini savunan Kışanak, bu önlemenin yolunun,
1993 yılındaki siyasi cinayetlerin aydınlatılmasından geçtiğini, bunun için de
Hakikatleri Araştırma Komisyonun kurulmasının şart olduğunu söyledi.
Bitlis'in Mutki ilçesinde yapılan kazıda bulunan insan kemiklerinin, bu
savaş konseptinin göstergesi olduğunu ileri süren Kışanak, ''Mutki'de yaşananlar,
herhangi bir demokratik ülkede yaşansa kıyamet kopmuştu. Kazılarda 18 kişiye ait
kemik bulundu. Bu kemikler, bu ülkede işlenen insanlık suçunun, vahşetin bir
tablosu olarak gün yüzüne çıkıyor'' dedi. Kışanak, bu olayların açığa çıkarılması
konusunda hükümetin duyarsız davrandığını ileri sürdü.
Türk Telekom Arena Stadı'nın açılışında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a
yönelik yapılan protestoyu anımsatan Kışanak, bunun, Türkiye'nin ana gündem
konusu haline geldiğini savundu. Kışanak, şöyle devam etti:
''Mutki'deki toplum mezar, hiçbir kıymeti olmayan bir gündem oldu.
'Başbakan'a kim ıslık çaldı?' Şu anda emniyet, polis, savcı herkes, Başbakan'a
ıslık çalanları bulmanın derdine düşmüş çünkü emir büyük yerden. Başbakan talimat
vermiş; 'kim yaptı bulun, kim bana ıslık çalabilir bu memlekette' demiş. Ama o
Başbakan'ın adalet duygusunda binlerce faili meçhul cinayetin peşine polisi
katmak yoktur.
Başbakan'ın tek derdi kendisi, koltuğu, kesintisiz iktidarı. Sayın
Başbakan şunu iyi bilmeli ki Başbakanlık makamı dokunulmazlık makamı değildir
idare ve yönetim makamıdır. Bu hükümetin icraatlarını beğenmeyen, sesini
yükseltme hakkına sahiptir. Bulduğu her türlü demokratik yöntemle bu Başbakan'ı
protesto ediyor ve bundan sonra da edecek. İcraatı bu olan bir Başbakan, herhalde
güllerle karşılanmayı beklemiyor.''
Kışanak, Silopi'deki bir izinsiz gösteride güvenlik güçlerinin müdahalesi
sırasında yaralanan Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır'ın, aylardır koltuk
değneklerine mahkum olduğunu söyledi.
Konuyla ilgili İçişleri Bakanlığının hazırladığı raporu eleştiren
Kışanak, ''Rapor tam bir rezalet; 'en az hasarla atlatılmış' diyor. Bir
milletvekilinin aylarca koltuk değneğine mahkum olması 'en az hasar' oluyor.
Gerçeği böylesine uyduruk raporla gizlemeye çalışan bir iktidar var'' dedi.
Başbakan Erdoğan'ın Batman'a yaptığı ziyarette protestoları engellemek
için olağanüstü önlemler alındığını savunan Kışanak, oysa bir Başbakan'ın ancak
icraatları ile kendisine yönelik protestoları önleyebileceğini ifade etti.
Kışanak, protestonun, demokrasilerde en önemli hak arama araçlarından biri
olduğunu dile getirdi.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşmeleri tamamlanan ve Genel Kurulda
görüşülmeye başlanacak ''torba tasarıya'' değinen Kışanak, tasarının, emeğin
hakkını gasp eden düzenlemeleri de içerdiğini savundu. Kışanak, Genel Kuruldaki
görüşmelerde bu düzenlemelerin karşısında olacaklarını ifade etti.
Samsun'un Tekkeköy ilçesinde 2.5 aylık bir bebeğin ailesi tarafından
hastaneye götürülürken öldüğünü anımsatan Kışanak, ''hastane raporlarının,
çocuğun açlıktan öldüğünü gösterdiğini'' iddia etti. Kışanak, ''21. yüzyılda,
dünyanın 16. büyük ekonomisi olmakla övünen bir ülkede çocuklar hala açlıktan
ölüyor. Şimdi bu gerçeğin üstünü kapatmak için başka senaryolar uydurmaya
çalışıyorlar. Valiliğin aileye verdiğini söylediği yardımda, ayda kişi başı 33
lira düşüyor. Ye ye bitmez. Ayda 33 lira ile insanlar açlıktan ölür. Bu
Başbakan'ın, bu gerçeği görmesi lazım'' diye konuştu.
Kışanak, ''16. büyük ekonomiyiz ama kimin için?'' sorusunun yanıtlanması
gerektiğini sözlerine ekledi. (15.22)
kemikler, bu ülkede işlenen insanlık suçunun, vahşetin bir tablosu olarak gün
yüzüne çıkıyor'' dedi.
Kışanak, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Agos Gazetesi
Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesinin üzerinden 4 yıl geçmesine
rağmen cinayetin arkasındaki asıl güçlerin halen ortaya çıkarılamadığını söyledi.
Kışanak, mahkemelerin yalnızca tetikçilerle uğraştığını, devletin, bu katliamın
arkasındaki güçleri koruduğunu ileri sürdü.
Gazeteci Uğur Mumcu'nun öldürülmesinin üzerinden de 18 yıl geçtiğini
anımsatan Kışanak, bu dönemde art arda siyasi cinayetlerin işlendiğini kaydetti.
Adnan Kahveci, Eşref Bitlis ve 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın şüpheli
ölümlerinin aynı döneme rastladığına dikkati çeken Kışanak, ''1993 yılındaki bu
seri kuşkulu ölümler ve cinayetler, aslında önemli bir şeye işaret ediyor. Çünkü
93 yılı aynı zamanda Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözme olanağının da ortaya
çıktığı, bunun çabasının verildiği yıldı. Eğer o dönem bu barış çabalarının önü
kesilmeseydi, Türkiye 10 yılını kaybetmeyecekti'' diye konuştu.
''Topyekun savaş'' projesinin Türkiye'ye çok şey kaybettirdiğini belirten
Kışanak, ''Bu çılgın projenin mimarları, sadece Kürtlere, toplumsal muhalefete
zarar vermediler, 15 bin askerin de katilidirler'' dedi. Türkiye'nin yeniden
böyle projelere sürüklenmek istendiğini savunan Kışanak, bu önlemenin yolunun,
1993 yılındaki siyasi cinayetlerin aydınlatılmasından geçtiğini, bunun için de
Hakikatleri Araştırma Komisyonun kurulmasının şart olduğunu söyledi.
Bitlis'in Mutki ilçesinde yapılan kazıda bulunan insan kemiklerinin, bu
savaş konseptinin göstergesi olduğunu ileri süren Kışanak, ''Mutki'de yaşananlar,
herhangi bir demokratik ülkede yaşansa kıyamet kopmuştu. Kazılarda 18 kişiye ait
kemik bulundu. Bu kemikler, bu ülkede işlenen insanlık suçunun, vahşetin bir
tablosu olarak gün yüzüne çıkıyor'' dedi. Kışanak, bu olayların açığa çıkarılması
konusunda hükümetin duyarsız davrandığını ileri sürdü.
Türk Telekom Arena Stadı'nın açılışında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a
yönelik yapılan protestoyu anımsatan Kışanak, bunun, Türkiye'nin ana gündem
konusu haline geldiğini savundu. Kışanak, şöyle devam etti:
''Mutki'deki toplum mezar, hiçbir kıymeti olmayan bir gündem oldu.
'Başbakan'a kim ıslık çaldı?' Şu anda emniyet, polis, savcı herkes, Başbakan'a
ıslık çalanları bulmanın derdine düşmüş çünkü emir büyük yerden. Başbakan talimat
vermiş; 'kim yaptı bulun, kim bana ıslık çalabilir bu memlekette' demiş. Ama o
Başbakan'ın adalet duygusunda binlerce faili meçhul cinayetin peşine polisi
katmak yoktur.
Başbakan'ın tek derdi kendisi, koltuğu, kesintisiz iktidarı. Sayın
Başbakan şunu iyi bilmeli ki Başbakanlık makamı dokunulmazlık makamı değildir
idare ve yönetim makamıdır. Bu hükümetin icraatlarını beğenmeyen, sesini
yükseltme hakkına sahiptir. Bulduğu her türlü demokratik yöntemle bu Başbakan'ı
protesto ediyor ve bundan sonra da edecek. İcraatı bu olan bir Başbakan, herhalde
güllerle karşılanmayı beklemiyor.''
Kışanak, Silopi'deki bir izinsiz gösteride güvenlik güçlerinin müdahalesi
sırasında yaralanan Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır'ın, aylardır koltuk
değneklerine mahkum olduğunu söyledi.
Konuyla ilgili İçişleri Bakanlığının hazırladığı raporu eleştiren
Kışanak, ''Rapor tam bir rezalet; 'en az hasarla atlatılmış' diyor. Bir
milletvekilinin aylarca koltuk değneğine mahkum olması 'en az hasar' oluyor.
Gerçeği böylesine uyduruk raporla gizlemeye çalışan bir iktidar var'' dedi.
Başbakan Erdoğan'ın Batman'a yaptığı ziyarette protestoları engellemek
için olağanüstü önlemler alındığını savunan Kışanak, oysa bir Başbakan'ın ancak
icraatları ile kendisine yönelik protestoları önleyebileceğini ifade etti.
Kışanak, protestonun, demokrasilerde en önemli hak arama araçlarından biri
olduğunu dile getirdi.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşmeleri tamamlanan ve Genel Kurulda
görüşülmeye başlanacak ''torba tasarıya'' değinen Kışanak, tasarının, emeğin
hakkını gasp eden düzenlemeleri de içerdiğini savundu. Kışanak, Genel Kuruldaki
görüşmelerde bu düzenlemelerin karşısında olacaklarını ifade etti.
Samsun'un Tekkeköy ilçesinde 2.5 aylık bir bebeğin ailesi tarafından
hastaneye götürülürken öldüğünü anımsatan Kışanak, ''hastane raporlarının,
çocuğun açlıktan öldüğünü gösterdiğini'' iddia etti. Kışanak, ''21. yüzyılda,
dünyanın 16. büyük ekonomisi olmakla övünen bir ülkede çocuklar hala açlıktan
ölüyor. Şimdi bu gerçeğin üstünü kapatmak için başka senaryolar uydurmaya
çalışıyorlar. Valiliğin aileye verdiğini söylediği yardımda, ayda kişi başı 33
lira düşüyor. Ye ye bitmez. Ayda 33 lira ile insanlar açlıktan ölür. Bu
Başbakan'ın, bu gerçeği görmesi lazım'' diye konuştu.
Kışanak, ''16. büyük ekonomiyiz ama kimin için?'' sorusunun yanıtlanması
gerektiğini sözlerine ekledi. (15.22)
