2014-01-14 - 15:09
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Devletin içinde bir çete var, o çete yolsuzlukları yapıyor. Kimse kusura bakmasın. 'Darbe oldu, biz mağdur olduk' bu edebiyatı bırakın. Ülkenin bir gerçeği var, ülke soyuluyor, 76 milyon yurttaşın cebinden çıkan her kuruş verginin hesabını sormak benim boynumun borcu" dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Devletin içinde bir çete var, o çete yolsuzlukları yapıyor. Kimse kusura bakmasın. 'Darbe oldu, biz mağdur olduk' bu edebiyatı bırakın. Ülkenin bir gerçeği var, ülke soyuluyor, 76 milyon yurttaşın cebinden çıkan her kuruş verginin hesabını sormak benim boynumun borcu" dedi.
Partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kılıçdaroğlu, konuşması öncesinde Demokrat Parti'den CHP'ye katılanlara parti rozeti taktı.
Kılıçdaroğlu, İstanbul merkezli soruşturmaya değinerek, soruşturmanın başladığı 17 Aralık 2013 tarihinde önemli bir gerçeğin ortaya çıktığını söyledi. "17 Aralık'ta Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin soyduğu ortaya çıktı. Devleti, hükümet soyuyor" diyen Kılıçdaroğlu, hiçbir yurttaşın bu tarihi unutmamasını istedi. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Bugün diyor ki '17 Aralık bir darbedir. 60 darbesinden, 80 darbesinden çok daha önemli bir darbedir' diyor. Lafa bak. O zaman idamlar oldu, insanlar öldürüldü, siyasi lince uğratıldı, küçücük çocukların yaşı büyütülüp idam edildi. Nasıl oluyor da sen bu hareketi o hareketle kıyaslıyorsun? Nedeni şu; hortumlar kesildi. Nedeni bu. Ortada bir darbe falan yok. Kimsenin darbe yaptığı falan da yok. Yolsuzluklar ortaya çıktı mı çıkmadı mı? Adam gibi sana soru sordum. Adam gibi cevap bekliyorum senden. O banka genel müdürünün ayakkabı kutusuna 4,5 milyon doları darbeciler mi koydu?
Malı götüreceksin, sıkışınca 'darbe yapıldı bana' diyeceksin. Kardeşim, 4 bakanın darbeci miydi? Bunlar malı götürüyorlar, ülkeyi soyuyorlar, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyorlar, 'bana darbe yapıldı' diyor. Yine mağdur edebiyatı. Yeter artık bu mağdur edebiyatı, kabak tadı verdi. Hapse girdin, mağdur oldun, eyvallah. Senin mağduriyetini gidermek için anayasayı değiştirdik, yeni seçim yaptık. Siirt'ten milletvekili oldun, geldin Başbakan oldun. Hala 'ben mağdurum' yeter artık."
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 2004 yılında hapisten çıkıp başbakan olduktan sonra bir şirket kurduğunu, bunun Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yaşanan bir ilk olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın geçmişte başbakanlıktan aldığı maaşın yetmediği yönünde açıklamaları da olduğunu ifade etti.
Kılıçdaroğlu, "Ayda 10 bin lira para alıyorsun, emekli aylığı alıyorsun, bir tane uçak yetmedi, ikinci uçağı aldın. Ev kirası ödemiyorsun, dolmuş, taksi parası vermiyorsun. Nereye gidersen devletin imkanıyla gidiyorsun, sen mağdursun da 9,5 milyon emekli mağdur değil mi? Mağdur olan kim? Emekli değil, Recep Tayyip Erdoğan. Mağdur olan o. Bakan 700 bin liralık kol saati alıyor, o mağdur ama çocuğunun cebine okula giderken harçlık koyamayan baba mağdur değil" diye konuştu.
Gazetelerdeki haberlerde 85 milyon Avro'luk bir yolsuzluktan söz edildiğini, bunun 247 milyar Türk lirasına karşılık geldiğini, Hükümet sözcülerinin ise bunun çok afaki bir rakam olduğunu söylediklerini aktaran Kılıçdaroğlu, "Bakın 'yolsuzluk yok' demiyorlar, 'afaki rakam' diyorlar. Bu ülkede bir baş yalan var, başbakan değil, baş yalan. Eğer afakiyse kardeşim sen çıkarsın rakamı açıklarsın, biz de öğreniriz. En iyi rakamı kim bilir? Çalan adam bilir" dedi.
Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Rakam aslında büyük rakam değil. Bu daha çıkan kısmı. Hüsnü Mübarek'in götürdüğü mal 55 milyar dolar. Bunlarınki ne kadar 85 milyar Avro. Türkiye'yi düşünün daha büyük. Orada bir kişi, bunlar kollektif götürmüşler, işbirliği halinde. Ve mağdur edebiyatı yapıyorlar. 85 milyar Avro, bari mağdur edebiyatı yapmayın. Milletle alay etmeyin artık. Yeter artık. 247 milyar nasıl alınır? Her halde bir kişi tek başına 247 milyarı götüremez. Nasıl götürecekler? Devletin içinde bir paralel yapı gerekiyor. Ona göre bürokrat, savcı, hakim, işadamı gerekiyor. O işadamlarına ne diyor? 'Hayırsever işadamı' diyor. Hayırsever işadamı bakana 700 bin liralık kol saati veriyor. O işadamı demiyor, 'bu ülkede binlerce çocuk var yatağa aç giriyor. Ben onlara yardım edeyim' demiyor. Bakana veriyor 700 bin liralık kol saatini. Ve bu mağdur edebiyatı yapıyor. Hayırsever işadamları böyle. Başka kimler var? Siyasetçinin olması lazım. Siyasetçinin olmadığı yerde yolsuzluk olur mu? Olmaz. Burnundan getirirler adamın. Devletin içinde bir çete var, o çete yolsuzlukları yapıyor. Kimse kusura bakmasın. 'Darbe oldu, biz mağdur olduk' bu edebiyatı bırakın. Ülkenin bir gerçeği var, ülke soyuluyor, 76 milyon yurttaşın cebinden çıkan her kuruş verginin hesabını sormak benim boynumun borcu.
700 bin liralık kol saati alanlar mağdurlar, milyonlarca lira, dolar rüşvet aldılar, yine onlar mağdur. Vatandaş mağdur değil. Yetmiyor rüşveti veren adamın uçağıyla Umre'ye gidiyorlar, yine bunlar mağdur, vatandaş kabahatli. 700 bin liralık kol saati dediğimiz zaman vatandaş diyor ki '700 bin liraya kol saati oluyor mu?' Vallahi oluyor, ben de bilmiyordum ama sorduk, oluyor."
Kılıçdaroğlu, 700 bin liralık kol saatinin Ankara'nın Mamak semtinde 10 apartman dairesinin bedeline eşit olduğunu ifade ederek, evsizlerin, kira ödeyenlerin bunu unutmamasını istedi. Kılıçdaroğlu, "On apartman dairesini bakanın koluna takıyorlar. Ne diye? Bakan mağdur olsun diye. Bakan mağdur. Peki bu çetenin reisi kim? Çetenin resini zaten çete üyelerinden birisi açıklıyor, diyor ki 'Başbakan talimatı verdi, ben de gereğini yaptım. Ben niye istifa edeyim?' diyor. Çete reisi de odur. Hiç milleti kandırmasın. 'Bize karşı darbe yapıldı, biz mağduruz' edebiyatı da yetti artık. Sen kardeşim bu ülkede yolsuzluklar konusunda çete reisisin ve ustasın. Bunların bir bakanı var, 'ortak kabul etmez devlet' diyor. Bunu çıkıp millete söyleyeceğine başındaki zata söylesene. 'Sayın Başbakan sen bu devletin ortağı değilsin, sen bu devletin başbakanısın' diye hatırlatsana ona. Adam kendisini devletin ortağı biliyor, parayı götürüyor. Yolsuzluklar almış başını gidiyor, 'devlet ortak kabul etmez' diyorlar. Devletin ortağı var, o ortağın adı da Recep Tayyip Erdoğan" değerlendirmesinde bulundu.
Başbakan Erdoğan'ın korkularının altında "Oğlum Bilal Erdoğan ifade vermesin" gerçeğinin yattığını ileri süren Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Bütün yurttaşlarıma sesleniyorum, birisi rüşvet ve yolsuzluk dolayısıyla aranacak, aranan senin çocuğun ise alır götürürler, ifadesini verir. Başbakan'ın çocuğu ise kimse onun ifadesini alamaz. Uzun süre saklandı. Baktık geçen gün babasıyla beraber aynı arabaya binmiş. Ne demek bu? Bu devlete meydan okumadır. 'Ey yargıçlar siz benim çocuğumu alamazsınız. Ey polisler siz benim çocuğuma dokunamazsınız. Ey savcılar siz benim çocuğumun ifadesini alamazsınız'. Neden? 'Çünkü benim çocuğum yolsuzluk da yapsa, katliam da yapsa, hırsızlık da yapsa, rüşvet de verse, rüşvet de alsa onun yaptığı meşrudur. Ve onun güvencesi benim' diyor. Ve buna da 'hukuk devletidir' diye söyleyin diyor. Bütün yurttaşlarıma sesleniyorum; onun çocuğunun sizin çocuğunuzdan farkı ne? Ayrıca özelliği ne? Temel bir özelliği var; rüşvet almak temel bir özelliği. Bütün dünyanın 'teröre finans desteği veriyor' diye damgaladığı bir adamla oturup sohbet etmek, ortaklık yapmak, onunla konuşmak. Hepsinin belgesi ortaya kondu. 'Efendim bize darbe yapıldı. Bu darbe 60 darbesinden de, 70 darbesinden de, 80 darbesinden de daha ağırdır' diyor. Daha ağır olduğu kesin. Senin bütün rüşvetlerinin ortaya çıkarıldığı kesin artık, bir yere kaçamazsın. Diyorsun ki 'ben seçimlerde hesaplaşacağım. Sandıkta hesabımızı göreceğiz' Demokratik bir ülkede rüşvet ve yolsuzluğa adı bulaşanların hesap verdiği yer, yargıdır. Benim görevim de seni o yargının karşısına çıkarmak.
Adana'da evini ısıtacak odunu almak için yeterli parayı bulamayan ve bu nedenle intihar eden bir annenin yaşadıklarını anlatan ve gerçek mağduriyetin bu olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, "Sen milyarları götüreceksin, yırtık ayakkabı ile siyasete girip dünyanın en zengin başbakanlarından biri olacaksın, hala utanmadan, sıkılmadan, 'bize darbe yapıldı' diyeceksin. Yeter ya bu milletin ahı tuttu" dedi.
CHP'nin Aile Sigortası Projesi'ni hatırlatan Kılıçdaroğlu, iktidarın bu projeyi nasıl finanse edeceksiniz diyerek eleştirdiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, "Aile Sigortasının 1 yıllık maliyeti 7,5 milyar lira. Bunların hortumladığı para ile Aile Sigortasına 32 yıl para ödeyecektik" diye konuştu.
Her taraftan kara para fışkırdığını ileri süren Kılıçdaroğlu, "Haram olsun demek de yetmiyor. Rezil oldular, yine milletin önüne çıkıyorlar" ifadesini kullandı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Sen kim mağduriyet kim? Sen zalimsin, zulmediyorsun. Sen mağrursun, millete tepeden bakıyorsun. 'Biz milletin içinden geliyoruz.' Hadi canım sende. Sen nerede, millet nerede? Millet aç, sefil perişan vaziyette sen milyarlarınla oynuyorsun. Olay budur. Hepimiz bu bağlamda düşüneceğiz ve mücadele edeceğiz" dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında, HSYK teklifini eleştirdi.
Teklifle, "Bütün hakimlerin Adalet Bakanı'nın emrine verildiğini ve bakanın tek yetkili yapıldığını" iddia eden Kılıçdaroğlu, "Tek yetkili olur da hakim ve savcılar sözünü dinlemezse ne olur? Onun da yolunu buldular, Teftiş Kurulu'nu doğrudan Bakan'a bağlıyorlar. Teftiş Kurulu'nu, 'tehdit kurulu' haline getiriyorlar. 'Benim sözümü dinlemezsen ben gereğini yaparım.' Ne diyordu Recep Tayyip Erdoğan, 'Yetkim olsa HSYK'yı yargılarım.' İşte o yetkiyi almak istiyorlar" ifadesini kullandı.
Düzenleme ile hakim ve savcıların Bakan'ın çıkardığı genelgelere göre işlem yapacağını da savunan Kılıçdaroğlu, "Böyle adalet olamayacağını" söyledi.
Bu duruma kendilerinin itiraz ettiğini dile getiren Kılıçdaroğlu, teklifin Bakanlar Kurulu'nda da görüşmediğini, AK Parti milletvekilleri tarafından verildiğini söyledi.
Kılıçdaroğlu, "Cumartesi, pazar çalışıyorlar tek direnen parti var, adaleti isteyen tek parti var. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunan tek parti var, o partinin adı CHP" diye konuştu.
Düzenleme ile hakim ve savcıların görev için yurt dışına çıkışlarına da Bakan'ın izin vereceğini ileri süren Kılıçdaroğlu, HSYK'yaki bütün memurların işine de son verileceğini ifade etti.
"Adalet adına" böyle bir düzenlemenin olamayacağını belirten Kılıçdaroğlu, Başbakanın "Bize darbe yapıyorlar" sözünü eleştirdi.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Sen şimdi yargıya darbe yapıyorsun. Yönetmeliği değiştirdin, polis gitmeden önce hırsıza haber verilecek. Hangi adaletten bahsediyorsun sen. Ne yapacağız? Sandığa giderken elimizi vicdanımızın üstüne koyacağız, yolsuzluktan rüşvetten şikayet mi ediyorsunuz? Oyunuzun adresi belli, CHP. CHP iktidarında sözüm söz, namus sözü; beş kuruş rüşvet alan ve yiyene asla ve asla göz açtırmayacağım ve hesabını soracağım. Güçler ayrılığı ilkesini batı standartlarında yeniden oluşturacağız. Hakim vicdanının sesini dinleyecek, siyasetçinin değil. Bunlar da yetmez, devletin kurumları çalışacak herkes işini yapacak. Sayıştay görevini yapacak. CHP iktidarında kesin hesap komisyonu kurulacak, başkanı muhalefet partisinden olacak. Ben muhalefete hesap vereceğim. İlk 4 ay içinde siyasi ahlak yasasını çıkaracağım. Hesabını vermeyen siyasete giremeyecek. Elbette yetmez. Bağımsız özel kuruluşlar var, bu kuruluşlara siyasi müdahaleyi kaldıracağız. Kamu ihale mevzuatını değiştireceğiz. Nasıl Bakanlar Kurulu'nun içine yerleştirdilerse, bunlar Kamu İhale Kurumu'nun içine de çete yerleştirdi. Biz bunları biliyoruz. Yolsuzlukla mücadelenin en temel koşulu şudur; balık baştan kokar. Sen düzgünsen, kimse yolsuzluk yapmaya cesaret edemez. Ama sen götürüyorsan herkes götürür zaten. Geldiğimiz nokta budur. O götürüyorsa baş çalan, altındaki bakanda, bürokrat da işadamı da hepsi götürür."
Mağdur olanın halk olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, "o paraların tamamının 76 milyonun ödediği vergiler olduğunu" söyledi.
"Emniyetin değiştirilip, hırsızları koruma kurumu haline getirilmek" istendiğini de savunan Kılıçdaroğlu, "Ne diyor du, lahmacun yiyen polisi suçluyordu, sürdü bir yere. Ali İsmail Korkmaz, Eskişehir'de sopalarla öldürüldü. Sen o polislere bir şey yaptın mı? Lahmacun yiyen polisi sürüyorsun. Neden? Rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla ilgilendi diye. Katil olanlara asla ses çıkarmıyor. Ethem Sarısülük, Kızılay'da meydanda, polis öldürmedi mi? Öldürdü. Ne yaptı, kahraman ilan etti. Peki yolsuzluğu soruşturan polis, lahmacun yemiş onu sürüyor" diye konuştu.
Uludere'de 34 vatandaşın öldürüldüğünü ve Başbakan'ın bu olayla ilgili "Ankara'nın derin de bu dehlizlerinde kaybolmayacak" dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Sen bırak Ankara'nın derin dehlizlerini. Bakanlar Kurulu'nda senin talimatınla, gittiler 34 yurttaşı öldürdüler, katlettiler sen hesabını dahi soramadın dosyayı kapattın. O dosyayı açmak benim boynumun borcudur, onun hesabı sormak benim boynumun borcudur. Hepsi 13-14 yaşında çocuktu. Allah büyüktür bunun hesabını vereceksin sen" değerlendirmesinde bulundu.
İktidar partisinin sürekli olarak "mağduriyet edebiyatı" yaptığını iddia eden Kılıçdaroğlu, "Bir mağduriyet edebiyatıdır gidiyor. Bütün vatandaşlarıma sesleniyorum; kendine bak bir de mağdur edebiyatı yapan Başbakan'a bak. Kendi çocuğuna bak bir de mağdur edebiyatı yapan Başbakan'ın çocuğuna bak. Kendi oturduğun eve bak, bir de Başbakan'ın oturduğu eve bak" dedi.
Başbakanın etrafı çift duvarla çevrili havuzlu villa da yaşadığını savunan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Sen nerede yaşıyorsun? Onun çocukları dolar milyarderi oldu. Senin çocuğun niye olmadı? Senin oturduğun ev, onun oturduğu ev, senin çocuğun, onun çocuğu bunun kıyaslamasını yap. Şimdi de dön kendine şu soruyor sor; ben mi mağdurum, Recep Tayyip Erdoğan mı mağdur? Benim çocuğum mu mağdur, onun çocuğu mu? Benim çocuğum iş bulamıyor, onun çocuğu milyarlarla oynuyor. Elini vicdanına koy ve öyle düşün. Darbeymiş ne darbesi ya. 'Bize karşı darbe yapılmış.' Benim merak ettiğim soru şu; nasıl doyacaklar bunlar, doyma sınırları da yok bunların. 76 milyonu hortumladılar yine doymuyorlar. Yine diyorlar 'biz mağduruz.' Hayatımda bu kadar yüzsüzlüğü hiç bir yerde görmedim. Pes. Emin olun dünya tarihinde yoktur."
Başbakanın televizyonda "çocuğunuz gemi sahibi oldu" şeklindeki bir soru üzerine "Yok gemi değil o gemicik" dediğini ileri süren Kılıçdaroğlu, "Şimdi ben oy kullanan bütün vatandaşlarıma, özellikle de AKP'ye oy veren saygıdeğer yurttaşlarıma söylüyorum; O'nun oğlunun gemicik sayısı 7'ye çıktı, senin oğlunun durumu nedir? O'nun oğlunun gemicik sayısı 7'ye çıktı, o hala mağdur ama senin oğlun iş bulamadı sen mağdur değilsin. Sandığa gideceğiz, hesabını sandıkta soracağız, tüyü bitmemiş yetimin hakkını soracağız" açıklamasında bulundu.
Bu mücadelenin sıradan bir mücadele olmadığını dile getiren Kılıçdaroğlu, bu mücadelenin haklıyla haksızın, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenle, onu savunanın mücadelesi olduğunu söyledi.
Başbakan'ın "hapishanelerde yüzlerce masum insan var" dediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, "Daha düne kadar o insanlar hapse girsin diye savcılığı üstlendin, daha düne kadar 'bunlar darbeci hapiste kalması gerekir' dedin sen. Şimdi kalkmışsın 'masum insanlar hapis yatıyor.' Önce bir sorgula bakalım, sen bu davaların savcılığını niye üstlendin. Hala mağdur edebiyatı yapıyor. Eğer bu ülkede mağdur olan biri varsa İlker Başbuğ'dur sen değilsin, Teğmen Çelebi'dir. Boynuna poşu taktı diye 11 yıl hapisle yargılanan Kırmızıgül'dür, sen değilsin" ifadesini kullandı.
Başbakanın "en büyük mağduriyet edebiyatını, hapiste kaldığı yıllardan" yaptığını iddia eden Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Hapishane boyandı, bütün mobilyaları yenilendi. Buzdolabı, çamaşır makinesi konuldu. Günün 24 saati ziyaretçisi geliyordu. istediği zaman istediği kişiyle görüşüyordu. Hatta yanına bir adam verdiler o'na hizmet etsin diye. Bunları nereden biliyoruz. Yanında hizmet veren kişinin anıları yayınlandı. Kitap halinde oradan biliyoruz. Bu adam hala diyor, 'ben mağdurum.' Ya mağdursa bu ülkede Kuddusi Okkır mağdur. 8 milletvekili hapisteydi. 'Bunların çıkması lazım' dedik. Bayraktarlığını yaptı, 'Niye bunları milletvekili gösterdiniz, bunlar hapiste kalacak' diye. Kalkmış bir de mağduriyet edebiyatı yapıyor. Sen kim mağduriyet kim? Sen zalimsin, zulmediyorsun. Sen mağrursun, millete tepeden bakıyorsun. 'Biz milletin içinden geliyoruz.' Hadi canım sende. Sen nerede, millet nerede? Millet aç, sefil perişan vaziyette sen milyarlarınla oynuyorsun. Olay budur. Hepimiz bu bağlamda düşüneceğiz ve mücadele edeceğiz."
Partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kılıçdaroğlu, konuşması öncesinde Demokrat Parti'den CHP'ye katılanlara parti rozeti taktı.
Kılıçdaroğlu, İstanbul merkezli soruşturmaya değinerek, soruşturmanın başladığı 17 Aralık 2013 tarihinde önemli bir gerçeğin ortaya çıktığını söyledi. "17 Aralık'ta Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin soyduğu ortaya çıktı. Devleti, hükümet soyuyor" diyen Kılıçdaroğlu, hiçbir yurttaşın bu tarihi unutmamasını istedi. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Bugün diyor ki '17 Aralık bir darbedir. 60 darbesinden, 80 darbesinden çok daha önemli bir darbedir' diyor. Lafa bak. O zaman idamlar oldu, insanlar öldürüldü, siyasi lince uğratıldı, küçücük çocukların yaşı büyütülüp idam edildi. Nasıl oluyor da sen bu hareketi o hareketle kıyaslıyorsun? Nedeni şu; hortumlar kesildi. Nedeni bu. Ortada bir darbe falan yok. Kimsenin darbe yaptığı falan da yok. Yolsuzluklar ortaya çıktı mı çıkmadı mı? Adam gibi sana soru sordum. Adam gibi cevap bekliyorum senden. O banka genel müdürünün ayakkabı kutusuna 4,5 milyon doları darbeciler mi koydu?
Malı götüreceksin, sıkışınca 'darbe yapıldı bana' diyeceksin. Kardeşim, 4 bakanın darbeci miydi? Bunlar malı götürüyorlar, ülkeyi soyuyorlar, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyorlar, 'bana darbe yapıldı' diyor. Yine mağdur edebiyatı. Yeter artık bu mağdur edebiyatı, kabak tadı verdi. Hapse girdin, mağdur oldun, eyvallah. Senin mağduriyetini gidermek için anayasayı değiştirdik, yeni seçim yaptık. Siirt'ten milletvekili oldun, geldin Başbakan oldun. Hala 'ben mağdurum' yeter artık."
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 2004 yılında hapisten çıkıp başbakan olduktan sonra bir şirket kurduğunu, bunun Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yaşanan bir ilk olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın geçmişte başbakanlıktan aldığı maaşın yetmediği yönünde açıklamaları da olduğunu ifade etti.
Kılıçdaroğlu, "Ayda 10 bin lira para alıyorsun, emekli aylığı alıyorsun, bir tane uçak yetmedi, ikinci uçağı aldın. Ev kirası ödemiyorsun, dolmuş, taksi parası vermiyorsun. Nereye gidersen devletin imkanıyla gidiyorsun, sen mağdursun da 9,5 milyon emekli mağdur değil mi? Mağdur olan kim? Emekli değil, Recep Tayyip Erdoğan. Mağdur olan o. Bakan 700 bin liralık kol saati alıyor, o mağdur ama çocuğunun cebine okula giderken harçlık koyamayan baba mağdur değil" diye konuştu.
Gazetelerdeki haberlerde 85 milyon Avro'luk bir yolsuzluktan söz edildiğini, bunun 247 milyar Türk lirasına karşılık geldiğini, Hükümet sözcülerinin ise bunun çok afaki bir rakam olduğunu söylediklerini aktaran Kılıçdaroğlu, "Bakın 'yolsuzluk yok' demiyorlar, 'afaki rakam' diyorlar. Bu ülkede bir baş yalan var, başbakan değil, baş yalan. Eğer afakiyse kardeşim sen çıkarsın rakamı açıklarsın, biz de öğreniriz. En iyi rakamı kim bilir? Çalan adam bilir" dedi.
Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Rakam aslında büyük rakam değil. Bu daha çıkan kısmı. Hüsnü Mübarek'in götürdüğü mal 55 milyar dolar. Bunlarınki ne kadar 85 milyar Avro. Türkiye'yi düşünün daha büyük. Orada bir kişi, bunlar kollektif götürmüşler, işbirliği halinde. Ve mağdur edebiyatı yapıyorlar. 85 milyar Avro, bari mağdur edebiyatı yapmayın. Milletle alay etmeyin artık. Yeter artık. 247 milyar nasıl alınır? Her halde bir kişi tek başına 247 milyarı götüremez. Nasıl götürecekler? Devletin içinde bir paralel yapı gerekiyor. Ona göre bürokrat, savcı, hakim, işadamı gerekiyor. O işadamlarına ne diyor? 'Hayırsever işadamı' diyor. Hayırsever işadamı bakana 700 bin liralık kol saati veriyor. O işadamı demiyor, 'bu ülkede binlerce çocuk var yatağa aç giriyor. Ben onlara yardım edeyim' demiyor. Bakana veriyor 700 bin liralık kol saatini. Ve bu mağdur edebiyatı yapıyor. Hayırsever işadamları böyle. Başka kimler var? Siyasetçinin olması lazım. Siyasetçinin olmadığı yerde yolsuzluk olur mu? Olmaz. Burnundan getirirler adamın. Devletin içinde bir çete var, o çete yolsuzlukları yapıyor. Kimse kusura bakmasın. 'Darbe oldu, biz mağdur olduk' bu edebiyatı bırakın. Ülkenin bir gerçeği var, ülke soyuluyor, 76 milyon yurttaşın cebinden çıkan her kuruş verginin hesabını sormak benim boynumun borcu.
700 bin liralık kol saati alanlar mağdurlar, milyonlarca lira, dolar rüşvet aldılar, yine onlar mağdur. Vatandaş mağdur değil. Yetmiyor rüşveti veren adamın uçağıyla Umre'ye gidiyorlar, yine bunlar mağdur, vatandaş kabahatli. 700 bin liralık kol saati dediğimiz zaman vatandaş diyor ki '700 bin liraya kol saati oluyor mu?' Vallahi oluyor, ben de bilmiyordum ama sorduk, oluyor."
Kılıçdaroğlu, 700 bin liralık kol saatinin Ankara'nın Mamak semtinde 10 apartman dairesinin bedeline eşit olduğunu ifade ederek, evsizlerin, kira ödeyenlerin bunu unutmamasını istedi. Kılıçdaroğlu, "On apartman dairesini bakanın koluna takıyorlar. Ne diye? Bakan mağdur olsun diye. Bakan mağdur. Peki bu çetenin reisi kim? Çetenin resini zaten çete üyelerinden birisi açıklıyor, diyor ki 'Başbakan talimatı verdi, ben de gereğini yaptım. Ben niye istifa edeyim?' diyor. Çete reisi de odur. Hiç milleti kandırmasın. 'Bize karşı darbe yapıldı, biz mağduruz' edebiyatı da yetti artık. Sen kardeşim bu ülkede yolsuzluklar konusunda çete reisisin ve ustasın. Bunların bir bakanı var, 'ortak kabul etmez devlet' diyor. Bunu çıkıp millete söyleyeceğine başındaki zata söylesene. 'Sayın Başbakan sen bu devletin ortağı değilsin, sen bu devletin başbakanısın' diye hatırlatsana ona. Adam kendisini devletin ortağı biliyor, parayı götürüyor. Yolsuzluklar almış başını gidiyor, 'devlet ortak kabul etmez' diyorlar. Devletin ortağı var, o ortağın adı da Recep Tayyip Erdoğan" değerlendirmesinde bulundu.
Başbakan Erdoğan'ın korkularının altında "Oğlum Bilal Erdoğan ifade vermesin" gerçeğinin yattığını ileri süren Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Bütün yurttaşlarıma sesleniyorum, birisi rüşvet ve yolsuzluk dolayısıyla aranacak, aranan senin çocuğun ise alır götürürler, ifadesini verir. Başbakan'ın çocuğu ise kimse onun ifadesini alamaz. Uzun süre saklandı. Baktık geçen gün babasıyla beraber aynı arabaya binmiş. Ne demek bu? Bu devlete meydan okumadır. 'Ey yargıçlar siz benim çocuğumu alamazsınız. Ey polisler siz benim çocuğuma dokunamazsınız. Ey savcılar siz benim çocuğumun ifadesini alamazsınız'. Neden? 'Çünkü benim çocuğum yolsuzluk da yapsa, katliam da yapsa, hırsızlık da yapsa, rüşvet de verse, rüşvet de alsa onun yaptığı meşrudur. Ve onun güvencesi benim' diyor. Ve buna da 'hukuk devletidir' diye söyleyin diyor. Bütün yurttaşlarıma sesleniyorum; onun çocuğunun sizin çocuğunuzdan farkı ne? Ayrıca özelliği ne? Temel bir özelliği var; rüşvet almak temel bir özelliği. Bütün dünyanın 'teröre finans desteği veriyor' diye damgaladığı bir adamla oturup sohbet etmek, ortaklık yapmak, onunla konuşmak. Hepsinin belgesi ortaya kondu. 'Efendim bize darbe yapıldı. Bu darbe 60 darbesinden de, 70 darbesinden de, 80 darbesinden de daha ağırdır' diyor. Daha ağır olduğu kesin. Senin bütün rüşvetlerinin ortaya çıkarıldığı kesin artık, bir yere kaçamazsın. Diyorsun ki 'ben seçimlerde hesaplaşacağım. Sandıkta hesabımızı göreceğiz' Demokratik bir ülkede rüşvet ve yolsuzluğa adı bulaşanların hesap verdiği yer, yargıdır. Benim görevim de seni o yargının karşısına çıkarmak.
Adana'da evini ısıtacak odunu almak için yeterli parayı bulamayan ve bu nedenle intihar eden bir annenin yaşadıklarını anlatan ve gerçek mağduriyetin bu olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, "Sen milyarları götüreceksin, yırtık ayakkabı ile siyasete girip dünyanın en zengin başbakanlarından biri olacaksın, hala utanmadan, sıkılmadan, 'bize darbe yapıldı' diyeceksin. Yeter ya bu milletin ahı tuttu" dedi.
CHP'nin Aile Sigortası Projesi'ni hatırlatan Kılıçdaroğlu, iktidarın bu projeyi nasıl finanse edeceksiniz diyerek eleştirdiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, "Aile Sigortasının 1 yıllık maliyeti 7,5 milyar lira. Bunların hortumladığı para ile Aile Sigortasına 32 yıl para ödeyecektik" diye konuştu.
Her taraftan kara para fışkırdığını ileri süren Kılıçdaroğlu, "Haram olsun demek de yetmiyor. Rezil oldular, yine milletin önüne çıkıyorlar" ifadesini kullandı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Sen kim mağduriyet kim? Sen zalimsin, zulmediyorsun. Sen mağrursun, millete tepeden bakıyorsun. 'Biz milletin içinden geliyoruz.' Hadi canım sende. Sen nerede, millet nerede? Millet aç, sefil perişan vaziyette sen milyarlarınla oynuyorsun. Olay budur. Hepimiz bu bağlamda düşüneceğiz ve mücadele edeceğiz" dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında, HSYK teklifini eleştirdi.
Teklifle, "Bütün hakimlerin Adalet Bakanı'nın emrine verildiğini ve bakanın tek yetkili yapıldığını" iddia eden Kılıçdaroğlu, "Tek yetkili olur da hakim ve savcılar sözünü dinlemezse ne olur? Onun da yolunu buldular, Teftiş Kurulu'nu doğrudan Bakan'a bağlıyorlar. Teftiş Kurulu'nu, 'tehdit kurulu' haline getiriyorlar. 'Benim sözümü dinlemezsen ben gereğini yaparım.' Ne diyordu Recep Tayyip Erdoğan, 'Yetkim olsa HSYK'yı yargılarım.' İşte o yetkiyi almak istiyorlar" ifadesini kullandı.
Düzenleme ile hakim ve savcıların Bakan'ın çıkardığı genelgelere göre işlem yapacağını da savunan Kılıçdaroğlu, "Böyle adalet olamayacağını" söyledi.
Bu duruma kendilerinin itiraz ettiğini dile getiren Kılıçdaroğlu, teklifin Bakanlar Kurulu'nda da görüşmediğini, AK Parti milletvekilleri tarafından verildiğini söyledi.
Kılıçdaroğlu, "Cumartesi, pazar çalışıyorlar tek direnen parti var, adaleti isteyen tek parti var. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunan tek parti var, o partinin adı CHP" diye konuştu.
Düzenleme ile hakim ve savcıların görev için yurt dışına çıkışlarına da Bakan'ın izin vereceğini ileri süren Kılıçdaroğlu, HSYK'yaki bütün memurların işine de son verileceğini ifade etti.
"Adalet adına" böyle bir düzenlemenin olamayacağını belirten Kılıçdaroğlu, Başbakanın "Bize darbe yapıyorlar" sözünü eleştirdi.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Sen şimdi yargıya darbe yapıyorsun. Yönetmeliği değiştirdin, polis gitmeden önce hırsıza haber verilecek. Hangi adaletten bahsediyorsun sen. Ne yapacağız? Sandığa giderken elimizi vicdanımızın üstüne koyacağız, yolsuzluktan rüşvetten şikayet mi ediyorsunuz? Oyunuzun adresi belli, CHP. CHP iktidarında sözüm söz, namus sözü; beş kuruş rüşvet alan ve yiyene asla ve asla göz açtırmayacağım ve hesabını soracağım. Güçler ayrılığı ilkesini batı standartlarında yeniden oluşturacağız. Hakim vicdanının sesini dinleyecek, siyasetçinin değil. Bunlar da yetmez, devletin kurumları çalışacak herkes işini yapacak. Sayıştay görevini yapacak. CHP iktidarında kesin hesap komisyonu kurulacak, başkanı muhalefet partisinden olacak. Ben muhalefete hesap vereceğim. İlk 4 ay içinde siyasi ahlak yasasını çıkaracağım. Hesabını vermeyen siyasete giremeyecek. Elbette yetmez. Bağımsız özel kuruluşlar var, bu kuruluşlara siyasi müdahaleyi kaldıracağız. Kamu ihale mevzuatını değiştireceğiz. Nasıl Bakanlar Kurulu'nun içine yerleştirdilerse, bunlar Kamu İhale Kurumu'nun içine de çete yerleştirdi. Biz bunları biliyoruz. Yolsuzlukla mücadelenin en temel koşulu şudur; balık baştan kokar. Sen düzgünsen, kimse yolsuzluk yapmaya cesaret edemez. Ama sen götürüyorsan herkes götürür zaten. Geldiğimiz nokta budur. O götürüyorsa baş çalan, altındaki bakanda, bürokrat da işadamı da hepsi götürür."
Mağdur olanın halk olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, "o paraların tamamının 76 milyonun ödediği vergiler olduğunu" söyledi.
"Emniyetin değiştirilip, hırsızları koruma kurumu haline getirilmek" istendiğini de savunan Kılıçdaroğlu, "Ne diyor du, lahmacun yiyen polisi suçluyordu, sürdü bir yere. Ali İsmail Korkmaz, Eskişehir'de sopalarla öldürüldü. Sen o polislere bir şey yaptın mı? Lahmacun yiyen polisi sürüyorsun. Neden? Rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla ilgilendi diye. Katil olanlara asla ses çıkarmıyor. Ethem Sarısülük, Kızılay'da meydanda, polis öldürmedi mi? Öldürdü. Ne yaptı, kahraman ilan etti. Peki yolsuzluğu soruşturan polis, lahmacun yemiş onu sürüyor" diye konuştu.
Uludere'de 34 vatandaşın öldürüldüğünü ve Başbakan'ın bu olayla ilgili "Ankara'nın derin de bu dehlizlerinde kaybolmayacak" dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Sen bırak Ankara'nın derin dehlizlerini. Bakanlar Kurulu'nda senin talimatınla, gittiler 34 yurttaşı öldürdüler, katlettiler sen hesabını dahi soramadın dosyayı kapattın. O dosyayı açmak benim boynumun borcudur, onun hesabı sormak benim boynumun borcudur. Hepsi 13-14 yaşında çocuktu. Allah büyüktür bunun hesabını vereceksin sen" değerlendirmesinde bulundu.
İktidar partisinin sürekli olarak "mağduriyet edebiyatı" yaptığını iddia eden Kılıçdaroğlu, "Bir mağduriyet edebiyatıdır gidiyor. Bütün vatandaşlarıma sesleniyorum; kendine bak bir de mağdur edebiyatı yapan Başbakan'a bak. Kendi çocuğuna bak bir de mağdur edebiyatı yapan Başbakan'ın çocuğuna bak. Kendi oturduğun eve bak, bir de Başbakan'ın oturduğu eve bak" dedi.
Başbakanın etrafı çift duvarla çevrili havuzlu villa da yaşadığını savunan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Sen nerede yaşıyorsun? Onun çocukları dolar milyarderi oldu. Senin çocuğun niye olmadı? Senin oturduğun ev, onun oturduğu ev, senin çocuğun, onun çocuğu bunun kıyaslamasını yap. Şimdi de dön kendine şu soruyor sor; ben mi mağdurum, Recep Tayyip Erdoğan mı mağdur? Benim çocuğum mu mağdur, onun çocuğu mu? Benim çocuğum iş bulamıyor, onun çocuğu milyarlarla oynuyor. Elini vicdanına koy ve öyle düşün. Darbeymiş ne darbesi ya. 'Bize karşı darbe yapılmış.' Benim merak ettiğim soru şu; nasıl doyacaklar bunlar, doyma sınırları da yok bunların. 76 milyonu hortumladılar yine doymuyorlar. Yine diyorlar 'biz mağduruz.' Hayatımda bu kadar yüzsüzlüğü hiç bir yerde görmedim. Pes. Emin olun dünya tarihinde yoktur."
Başbakanın televizyonda "çocuğunuz gemi sahibi oldu" şeklindeki bir soru üzerine "Yok gemi değil o gemicik" dediğini ileri süren Kılıçdaroğlu, "Şimdi ben oy kullanan bütün vatandaşlarıma, özellikle de AKP'ye oy veren saygıdeğer yurttaşlarıma söylüyorum; O'nun oğlunun gemicik sayısı 7'ye çıktı, senin oğlunun durumu nedir? O'nun oğlunun gemicik sayısı 7'ye çıktı, o hala mağdur ama senin oğlun iş bulamadı sen mağdur değilsin. Sandığa gideceğiz, hesabını sandıkta soracağız, tüyü bitmemiş yetimin hakkını soracağız" açıklamasında bulundu.
Bu mücadelenin sıradan bir mücadele olmadığını dile getiren Kılıçdaroğlu, bu mücadelenin haklıyla haksızın, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenle, onu savunanın mücadelesi olduğunu söyledi.
Başbakan'ın "hapishanelerde yüzlerce masum insan var" dediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, "Daha düne kadar o insanlar hapse girsin diye savcılığı üstlendin, daha düne kadar 'bunlar darbeci hapiste kalması gerekir' dedin sen. Şimdi kalkmışsın 'masum insanlar hapis yatıyor.' Önce bir sorgula bakalım, sen bu davaların savcılığını niye üstlendin. Hala mağdur edebiyatı yapıyor. Eğer bu ülkede mağdur olan biri varsa İlker Başbuğ'dur sen değilsin, Teğmen Çelebi'dir. Boynuna poşu taktı diye 11 yıl hapisle yargılanan Kırmızıgül'dür, sen değilsin" ifadesini kullandı.
Başbakanın "en büyük mağduriyet edebiyatını, hapiste kaldığı yıllardan" yaptığını iddia eden Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Hapishane boyandı, bütün mobilyaları yenilendi. Buzdolabı, çamaşır makinesi konuldu. Günün 24 saati ziyaretçisi geliyordu. istediği zaman istediği kişiyle görüşüyordu. Hatta yanına bir adam verdiler o'na hizmet etsin diye. Bunları nereden biliyoruz. Yanında hizmet veren kişinin anıları yayınlandı. Kitap halinde oradan biliyoruz. Bu adam hala diyor, 'ben mağdurum.' Ya mağdursa bu ülkede Kuddusi Okkır mağdur. 8 milletvekili hapisteydi. 'Bunların çıkması lazım' dedik. Bayraktarlığını yaptı, 'Niye bunları milletvekili gösterdiniz, bunlar hapiste kalacak' diye. Kalkmış bir de mağduriyet edebiyatı yapıyor. Sen kim mağduriyet kim? Sen zalimsin, zulmediyorsun. Sen mağrursun, millete tepeden bakıyorsun. 'Biz milletin içinden geliyoruz.' Hadi canım sende. Sen nerede, millet nerede? Millet aç, sefil perişan vaziyette sen milyarlarınla oynuyorsun. Olay budur. Hepimiz bu bağlamda düşüneceğiz ve mücadele edeceğiz."
