2016-05-31 - 15:52
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Kılıçdaroğlu, bugün gazetelerde Yüksekova'ya dönenlerin araçlarından oluşan konvoyun fotoğrafının yer aldığını belirterek, CHP olarak her zaman teröre karşı çıktıklarını ve terörü bir insanlık suçu olarak gördüklerini vurguladı.
Terör mağduru olan tüm ailelerin yanında olduklarını, hiçbir ayrım gözetmeksizin onların ihtiyaçlarına karşılık vermeye çalıştıklarını anlatan Kılıçdaroğlu, "Herkesin gerçeği görmesi lazım, teröre karşı hep beraber duracağız. Kendi insanımızın mutluluğu için, refahı için hep beraber çalışacağız. Kimseyi kimliğinden, inancından, yaşam tarzından ötürü ayırmayacağız. Sözüm söz, bütün Türkiye'yi kucaklayacağız." diye konuştu.
AK PARTİ'nin iktidara geldiği 2002 yılında terörün sıfır noktasında bulunduğunu, bugün ise ülkenin kan gölüne döndüğünü ileri süren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Kim göz yumdu? Valilere talimat verdi, 'Aman ha bunlara dokunmayın' diye. Bunun hesabını sormak zorundayız. Kim terör örgütlerine yardım ve yataklık yapıyorsa, vicdanı olan herkesin sorması lazım. Her şehidin kanı onların ellerindedir, yakalarındadır. Terör örgütüne yardım ve yataklık yapanlar için suç duyurusunda bulunduk. Vicdanlı, namuslu, ahlaklı, hukuk bilen bir savcı bekliyoruz. Korkularından dosyayı ele alamıyorlar, 'Elimiz yanar' diye. Elin yanmaz savcı kardeşim, yeter ki yüreğin yanmasın. Yeter ki şehitlere ve gazilere sahip çık."
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, vatandaşların terörle mücadelede tüm gerçekleri açıkça görmesi ve sorgulaması gerektiğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Dün açıklama yapıyorlar; 'Fetullah Gülen terör örgütü... Milli Güvenlik Kurulu karar aldık, bunu da gönderiyoruz hükümete'. Tamam aldın kararı, gönderdin hükümete. Şimdi namuslu bütün hakimlere sesleniyorum, eğer bu dosya önünüze gelirse, doğrudan doğruya Recep Tayyip Erdoğan'ı davet edeceksiniz. 'Gel, sen ne diyordun?' diyeceksiniz. 'Siz ne istediniz de biz vermedik?'. Hakim soracak, 'Söyle bakalım ne istediler, neyi verdiniz?' Yardım ve yataklık diyorsanız, bundan büyük yardım ve yataklık mı olur? Kendi itirafı. PKK'ya gelince, valilere 'Dokunmayın, bırakın, silah deposuna döndürsün, bırakın insanlar ölsün' diyorlar. Öbürüne gelince, 'Ne istediniz de vermedik, her şeyi verdik, biz size' diyor. Nasıl bir terör örgütüne sen her şeyi veriyorsun? Devleti bile sen teslim ettin. Şimdi hakimlerden bekliyorum, bunu ve yandaşlarını mahkemenin huzuruna çağıracaklar, soracaklar. Biz de taraf olacağız orada. Türkiye Cumhuriyeti'nden taraf olacağız. Onlar ne istediler de siz verdiniz, biz bunu öğrenmek istiyoruz. Bizim hakkımız var."
CHP'nin sanki yarın seçim olacakmış gibi Türkiye'nin bütün sorunlarına sahip çıktığını ve çözüm ürettiğini anlatan Kılıçdaroğlu, hafta sonu Karadeniz bölgesine yaptığı ziyarete değindi.
Fındık üreticileriyle görüştüklerini ve sıkıntılarını dinlediklerini aktaran Kemal Kılıçdaroğlu, AK Parti iktidarlarının 14 yıldır ülkeyi yönettiğini ancak fındık üreticilerinin sorunlarını çözmedikleri gibi Fiskobirlik'i de batırdıklarını savundu.
Kılıçdaroğlu, fındığın bölgenin stratejik ürünlerinden biri olduğunu, bu nedenle acil olarak sorunların çözülmesi gerektiğini bildirdi.
"Fındık üreticisinin alın teri, birilerine peşkeş çekiliyor." diyen Kılıçdaroğlu, sorunların giderilmesi için Fiskobirlik'in yeniden güçlendirilmesi, fındık bahçelerinin yenilenmesi için üreticilere destek verilmesi, fındığın kullanıldığı şeker ve çikolata sanayinde de teşvik uygulamaları düzenlenmesi ve mutlaka özel bir fındık yasasının çıkarılması gerektiğini ifade etti.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "14 yıldır bölgeye gidiyorlar, üreticinin sorunlarını çözmediler. Biz öyle 14 yıl istemiyoruz. Dört yıl verin, Türkiye'yi uçuracağız. Dört yılda Türkiye'yi bölgesinin lideri, Avrupa'nın lideri yapacağız." dedi.
Konuşmasında Gezi olaylarının 3. yılı olduğunu hatırlatan Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Ben Taksim meydanında zekasını, aklını, bilgisini kullanan bütün gençlere şükran borçluyum. Onlar, gençlerin 'özgürlük' diye haykırdığını bütün dünyaya gösterdiler. Ve onlar, hiç kimsenin vermediği bir dersi bir diktatöre verdiler ve ona diz çöktürdüler. O nedenle onlara şükran borçluyum. 'Olay iki ağaç mı?' Olay iki ağaç değil arkadaşlar, binlerce ağaç. O fidanlarımızın her biri birer ağaçtı. Onlar mücadele ettiler. Ne istiyorlardı onlar? 'Bizim yaşam tarzımıza, kimliğimize, inançlarımıza müdahale etmeyin. Size ne?' diyorladı. Bir özgürlük patlamasıydı Gezi. Ve dünya siyaset tarihine altın harflerle yazılan bir eylemdi. O nedenle Gezi eylemini başlatan, büyüten ve sürdüren herkese yürekten teşekkürlerimi sunuyorum."
Salonda bulunanların, "Bu daha başlangıç, mücadeleye devam" şeklinde slogan atmaları üzerine Kemal Kılıçdaroğlu, "Meraklanmayın arkadaşlar, yeri geldiğinde direnme hakkımızı da kullanacağız. Onlar ne olduğunu bilmiyorlar. Onu da öğreteceğiz." karşılığını verdi.
Kılıçdaroğlu, Gezi olaylarını kırmak için iki büyük yalan söylendiğini ifade ederek, bu yalanlarla toplumun en duyarlı olduğu konular kullanılarak, gençlere saldırılmasının sağlanmaya çalışıldığını ileri sürdü.
Bu yalanlardan birinin, "Gezi eylemcilerinin camide içki içtiği" olduğunu anlatan Kemal Kılıçdaroğlu, "Kim söylüyor bunu? Dönemin diktatörü söylüyor." ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Araştırdılar, aradılar, taradılar, müfettişleri, polisleri, herkesi seferber ettiler. Görüntü? Görüntü yok. İçki? İçki de içilmiyor. Düşünebiliyor musunuz, "Bir ibadet yerinde içki içtiler" yalanı ile milyonları bu gençlerin üzerine saldırtmaya kalktılar. Gittiler imama. İmam dedi ki 'Vallahi de billahi de içki içeni görmedim'. 'Hayır, illaki ifadeni içki içtiler diye vereceksin'. İmam, 'Nasıl yalan söylerim' dedi. Sen misin yalan söylemeyen? Onu da sürdüler. Gençlerin eylemini bitirmek için toplumun en duyarlı olduğu alanı, yalan olarak kullanabiliyorlar."
İkinci yalanın ise Kabataş İskelesi'nde başörtülü ve bebekli bir kadına saldırıldığı olduğunu aktaran Kılıçdaroğlu, "Sonunda bunun da koca bir yalan olduğu çıktı, ortaya. Gezi eylemi derken bunların nelerle uğraştıklarını, vatandaşları kışkırtmak için neler yaptıklarını da herkesin duyması lazım. Vicdanı olan herkese, Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy veren vicdan sahibi bütün vatandaşlarıma sesleniyorum, ne yaptı o çocuklar? Adam mı öldürdüler, ellerinde silah sokağa mı çıktılar?" diye konuştu.
Gezi olaylarında sokağa çıkan gençlerin bu memleketin çocukları olduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, ellerinde kitapla, gitarla, çiçekle güçlü bir mizah duygusunu bütün dünyaya yaydıklarını belirtti.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Bunlar bizim evlatlarımızdı. Velev ki benden farklı düşünüyorlar, ne olabilirdi yani? 'Farklılıklarımız, zenginliğimizdir' diye niye bakmadık biz bunlara. Sonuçta Türkiye farklı bir sürecin içine sokuldu. Onların eylemi bir orman gibi kardeşçesine dizesinden yola çıkılarak yapılan bir eylemdir. Birbirlerini tanımıyorlardı ama kalpleri, yürekleri, sevdaları, doğaya bakışları, Türkiye'ye bakışları ortaktı. Farklı siyasi görüşlerdeydiler ama hep beraber Türkiye'nin güzelliği ve mutluluğu için mücadele ettiler." değerlendirmesinde bulundu.
Gezi olaylarında gençlerin İstanbul'un parklarını ağaçlarını savunduğunu belirterek, hafta sonu gerçekleştirilen Fetih Kutlamaları'na değinen Kılıçdaroğlu, sözlerine şöyle devam etti:
"Şimdi bunlar kalkmışlar Fetih Kutlaması yapıyorlar. Fatih Sultan Mehmet'in neredeyse, görüntüleri hiç yok. O Fatih ile şimdiki İstanbul arasında dünya kadar fark var. O Fatih Sultan Mehmet, şairdi, entellektüeldi, dünyayı bilirdi, dünyayı okurdu, 'Ormanlarından tek dal ağaç kesenin başını keserim' diyecek kadar doğaya saygılıydı. Fatih, çağ açıp, çağ kapattı. Bütün dünya tarihinin en önemli liderlerinden birisidir. Ben sormak istiyorum, Fatih onu yaptı da İstanbul'u düşmanlara kim teslim etti? Gazi Mustafa Kemal Atatürk Samsun'a gitmeden önce, nereye bakıp diyor du ki 'Geldikleri gibi gidecekler' diye? Onun adını bile anmıyorlar. Anmalarını da istemiyorum. Gemileri karadan yürütenlerle, yürüttükleri gemiyle dünya malı edinenler, aynı insanlar değiller."
Zonguldak'ta maaşlarını alamadıkları için maden işçilerinin eylem yaptığına işaret eden Kılıçdaroğlu, emeğin, alın terinin en yüce değer olduğunu, bu değere CHP dışında hiçbir partinin sahip çıkmadığını, bütün işçilerin bunu bilmesi gerektiğini savundu.
Kılıçdaroğlu, 17 işçinin parasının ödendiğini, diğerlerine sadaka niyetine para dağıtıldığını ifade ederek, işçilerin ürettiklerinin karşılığını, kıdem tazminatlarını istediğini söyledi. Kılıçdaroğlu, "Zonguldak'taki maden işçileri, senin sorununa sahip çıkan parti CHP'dir. Artık dünyanı değiştir, kendin için yeni bir gelecek ara. Türkiye'yi, emeği, alın teri ile çalışan insanların mutlu Türkiyesi haline getirmek boynumuzun borcudur." diye seslendi.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, TBMM Genel Kurulu'nda bugün görüşülmesi planlanan Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Teklifi'ne ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
Vatandaşın 52 liralık elektrik tüketimi için 105 lira fatura ödediğini, bunun içinde kayıp-kaçak, TRT payının da olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Namuslu vatandaş elektriğini tüketiyor, saate bakıyor, zamanında faturayı ödüyor. Bir başkası kaçak elektrik kullanıyor, devlet onun değil namuslu adamın peşinde. 'Onun kaçırdığını namusludan alacağım' diyor. AKP için uygundur, onların zaten felsefesi bu. Kaçaktan besleniyorlar. Tüketici dernekleri itiraz etti, Yargıtaya gitti. Yargıtay, 'Kayıp kaçak bedelini vatandaştan alamazsın' dedi. Şimdi yargıyla alamadıklarını kanunla alacaklar. Alacakları miktar 33 milyar lira. Elektrik kullanan bütün vatandaşlara sesleniyorum; kaçak elektriği kullananın elektrik bedelini, namuslu insanlardan almak doğru mu değil mi? Bu kaçak-kayıp bedelini benden alanda din, iman, Allah, kitap var mı, bunların nesi var? İnsan Allah'tan korkar, böyle birşey yapmaz. TBMM Genel Kurulunda aynı sertlikte muhalefet edeceksiniz. Namuslu vatandaş ne zamandan beri hırsızın cezasını ödüyor? Antik çağlara döndük. Antik çağlarda Spartalılarda hırsızlık övünülecek olaydı. TBMM, bir ahlaksızlığa aracılık yapabilir mi? Bu kanunu Anayasa Mahkemesine kadar götüreceğiz."
Kılıçdaroğlu, "saray darbesiyle yeni hükümet kurulduğunu, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun hakkını koruyamadığını, gittiğini" ileri sürdü.
Hükümet programı açıklandıktan sonra Davutoğlu'nun gidiş şifrelerini, hangi gerekçelerle görevden alındığını öğrenmeye çalıştıklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, gidiş şifrelerini bulduklarını, 5 temel şifre olduğunu söyledi.
Davutoğlu'nun, şeffaflık, siyasi ahlak kanunu getireceğini, siyasilerin mal beyanında bulunacağını söylediğini belirten Kılıçdaroğlu, "Ancak sarayda oturan zat, 'Mal bildirimi beyanını il ve ilçe başkanları düzeyine indirirseniz, bu görevi üstlenecek kişiyi bulamazsınız' diyor. Sen misin 'yolsuzluğu kaldıracağım' diyen. Elinden dilekçeyi aldılar, hadi güle güle..." diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, Davutoğlu'nun 1 Kasım seçim sürecine giderken, "Halk anayasa değişikliği için bize yetki vermedi. Bizim sorumluluğumuz şimdi var olan sistemi işletmek" dediğini, bunun üzerine de kendisine "Hadi güle güle" denildiğini iddia etti. Kılıçdaroğlu, bunun, bir insana yapılan en büyük kötülüklerden biri, demokrasiye ihanet olduğunu öne sürdü.
Üçüncü şifrenin, düşünceyi açıklama özgürlüğü olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, Davutoğlu'nun akademisyenlerin bildirisinden sonra, "Prensip olarak insanların tutuklu yargılanmasına karşıyım.", Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ise "Bu akademisyenlerin tutuklanması lazım. Ne demek düşünceyi açıklama özgürlüğü." dediğini savundu. Kılıçdaroğlu, bunun üzerine de Davutoğlu'nun gönderildiğini ileri sürdü.
Kılıçdaroğlu, dördüncü olarak Davutoğlu'nun, Başbakan olarak gittiği yerde verilen hediyeleri devlet arşivlerine kaydettirdiğini anlatarak, "Ancak Erdoğan, Kaddafi'den 250 bin dolar aldı, bunu kaydettirmedi. Rıza Sarraf, Emine Hanım'ın kurduğu vakfa bağışta bulunuyor. Bu, vakfın kayıtlarında görünmüyor. Nerede?" diye sordu.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu beşinci şifrenin örtülü ödenek olduğunu ifade ederek, Davutoğlu'nun Maksut Serim'in yerine eski öğrencisini örtülü ödeneğin başına getirdiğini, bunun üzerine de görevden alındığını savundu.
Kemal Kılıçdaroğlu, "Yeni hükümetin hangi anlayışla kurulduğunu vatandaşın bilmesi lazım. Yolsuzlukla mücadele etmeyecek, vatandaşın hakkını savunmayacak, yargıyı bir tarafa atacak... Bütün bunları dikkate alarak, önümüzde Türkiye'yi bekleyen felaket tablosu olduğunu söylemek için anlatıyorum. Kendisi açısından aynı dünya görüşünü paylaşmakla beraber namuslu olmaya çaba harcayan bir kişi, görevden alındı, alınıp bir köşeye konuldu. Bunu, özellikle AKP'ye oy verenlerin kendi vicdanlarında sorgulamaları lazım." değerlendirmesini yaptı.
Türkiye'nin itibarının sıfırlandığını öne süren Kılıçdaroğlu, buna ilişkin üç örnek vermek istediğini söyledi.
"ABD askerleri PYD kokartı taktığı için kıyametin kopartıldığına" işaret eden Kılıçdaroğlu, "Bırak kokartı, onun daha ötesine git. PYD'nin terör örgütü olduğunu söylüyorsun. ABD, onunla beraber iş tutuyor, onu savunuyor. PYD'yi savunan uçaklar İncirlik'ten kalkıyor. Buna sen izin veriyorsun. Adama sormazlar mı bu ikiyüzlülük nedir?" dedi.
Kılıçdaroğlu, Almanya'da sözde Ermeni soykırımı tasarısının normalde görüşülmemesi gerektiğini, bu ülkede 3,5 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının yaşadığını anımsattı. Kılıçdaroğlu, Almanya'da bütün partilerin, "Sizin ağırlığınız bile yok. Biz bunu geçireceğiz." dediğini öne sürdü.
Kemal Kılıçdaroğlu, Dünya İnsani Zirvesi'nin Türkiye'de toplandığını, 48 ülkenin bildiri hazırladığını, bu bildiriye tek imza atmayan ülkenin Türkiye olduğunu belirtti.
Rıza Sarraf davasını, New York barosuna kayıtlı bir avukat arkadaşlarının yakından izleyeceğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, "17-25 Aralık depremi yaşadıklarını, darbe dönemlerinin temel özelliğinin yolsuzlukları gizlemek, yolsuzluk yapmak ve onu bir şekilde örtmek" olduğunu savundu. Kılıçdaroğlu, 1971 darbesinden sonra ABD'de uçak üreten bir firmanın pek çok ülkede rüşvet dağıttığını, bu ülkelerden birinin de Türkiye olduğunu, Türkiye dışında, bütün ülkelerde rüşvet alanların tamamının yargılandığını söyledi.
Kılıçdaroğlu, 17-25 Aralık dosyasının Türkiye'de üzerinin kapatıldığını ileri sürerek, "Bizim kirli çamaşırlarımızı biz niye yıkamıyoruz? Nerede bu adalet, mahkemeler, Danıştay, Yargıtay, Sayıştay, hakimler, savcılar?" diye sordu.
Adaletin olmadığı yerde devletin, ailenin olamayacağına, adaletin ahlaki temeller üzerinde yükseldiğini dikkati çeken Kılıçdaroğlu, bir ülkede adalet yoksa ülkenin geleceğinin kararacağını anlattı.
Kılıçdaroğlu, Yargıtay, Sayıştay, Danıştay başkanlarının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın daveti üzerine Rize'ye çay içmeye gittiklerini öne sürerek, şöyle devam etti:
"Erdoğan'ın kendi ifadesiyle söyleyeyim, Rize'de çayı tahlil etmek için üçü Erdoğan ile beraber Rize'ye gittiler. Önce doğru değil diye eleştirdim, baktım Kırşehir'e de gittiler. Devlet protokolüymüş. Sizin devlet protokolünden haberiniz yok. Orada siyasi partinin propagandası yapılıyor, sizin ne işiniz var? Üstelik bunlar gazete, haber de mi okumuyorlar? 'Yasama ve yargı benim için ayak bağı' dedi. Senin için ayak bağıysa senin orada ne işin var, sevgili Danıştay, Yargıtay, Sayıştay başkanı? Sonra, 'Anayasa Mahkemesine saygı da duymuyorum, kararına uymayacağım' dedi. Bir cumhurbaşkanı böyle diyorsa sen hangi gerekçeyle gidiyorsun, senin ne işin var orada? Yargıya saygı duymayan bir adama sen hangi gerekçeyle saygı duyuyorsun, önünde el pençe divan duruyorsun? Kaldı ki cumhurun başı da değil, bizim anladığımız anlamda cumhurbaşkanı da değil.
Bizim anladığımız anlamda cumhurbaşkanı olsa, tarafsız olması lazım. Tarafsız olmadığını söylüyor. Tarafsız olmayan birisine siz hangi gerekçeyle gideceksiniz, onun toplantılarına katılacaksınız, ona övgüler düzeceksiniz? Anayasayı ihlal ediyor. Tarafsızlığı üzerine bu kişi kalkıp, namusu ve şerefi üzerine TBMM'de yemin etmedi mi?
Genel Sekreteri aracılığıyla yargıya yazılı talimat veriyor, siz de bunları görüyorsunuz. Anayasa açıkça ihlal ediliyor. 'Ben fiili durumu yasal hale getiriyorum. Yasaları, Anayasayı takmıyorum. Anayasa, kanunları değiştirin, benim konumuma uygun hale getirin'. Bunu söyleyen adamın yanında sizin ne işiniz var? Anayasayı açıkça ihlal edecek, yargı bağımsızlığı ayaklar altına alınacak ve bu beyler oraya gidecekler, sıkılmadan 'bizi davet ettiler, gittik'. İyi. Ben de sizi İzmir veya Adana'daki toplantıya davet ediyorum. Siz de gelin bakalım. Bunları yasa dışı bir uygulamanın parçası haline getiriyorlar. Kendi söylemlerine meşruiyet kazandırmak için çanta gibi taşıyor, siz de onun çantası oluyorsunuz. Adalet bu hale getirilir mi?
ABD'de Obama salona girerken hakimlerin hiçbiri ayağa kalkmıyor. Bunlar bırakın ayağa kalkmayı el pençe divan duruyorlar. Kırşehir'deki toplantıda terini siliyor. 'Bizi eleştirenleri mahkemeye vereceğim' diyor. Vermezsen namertsin kardeşim. Biz bağımsız yargıya güveniriz ama birilerinin çömezi olan yargıya güvenmeyiz. Bu eleştiriyi de yargıya duyduğumuz saygıdan dolayı yapıyoruz. Bu tür insanlar yargıda olmamalı, bu tür insanlar Yargıtayı, Danıştayı, Sayıştayı temsil edemezler. Gitsinler kaçak sarayda bir sürü oda var, otursunlar. Her gün gitsinler el pençe divan dursunlar, el etek öpsünler. Ama cübbelerini çıkarsınlar, gelsinler AKP'ye kaydını yaptırsınlar."
Kılıçdaroğlu, hukukun üstünlüğü endeksine göre 2014'ten 2015'e Türkiye'nin 21 sıra gerilediğini ifade ederek, "Sizin sayenizde geriliyor. Siz yargıyı alıp, siyasi otoritenin emrine soktuğunuz için geriliyor. Yargıya güveni sıfırladınız." dedi.
Bütün dünyanın kabul ettiği Bangalor Yargı Etiği ilkelerini, HSYK'nın bütün hakimlere gönderdiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, neden çanta gibi taşındığının, özel davet verildiğinin sorgulanması gerektiğini belirtti.
Kemal Kılıçdaroğlu, "Bizi tehdit ederek, eleştireni mahkemeye veririm diyerek... Ne yaparsan yap kardeşim. Şimdi sana düşen bir görev var; o koltuktan ayrıl kardeşim, o koltuğu bırak." diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, bugün gazetelerde Yüksekova'ya dönenlerin araçlarından oluşan konvoyun fotoğrafının yer aldığını belirterek, CHP olarak her zaman teröre karşı çıktıklarını ve terörü bir insanlık suçu olarak gördüklerini vurguladı.
Terör mağduru olan tüm ailelerin yanında olduklarını, hiçbir ayrım gözetmeksizin onların ihtiyaçlarına karşılık vermeye çalıştıklarını anlatan Kılıçdaroğlu, "Herkesin gerçeği görmesi lazım, teröre karşı hep beraber duracağız. Kendi insanımızın mutluluğu için, refahı için hep beraber çalışacağız. Kimseyi kimliğinden, inancından, yaşam tarzından ötürü ayırmayacağız. Sözüm söz, bütün Türkiye'yi kucaklayacağız." diye konuştu.
AK PARTİ'nin iktidara geldiği 2002 yılında terörün sıfır noktasında bulunduğunu, bugün ise ülkenin kan gölüne döndüğünü ileri süren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Kim göz yumdu? Valilere talimat verdi, 'Aman ha bunlara dokunmayın' diye. Bunun hesabını sormak zorundayız. Kim terör örgütlerine yardım ve yataklık yapıyorsa, vicdanı olan herkesin sorması lazım. Her şehidin kanı onların ellerindedir, yakalarındadır. Terör örgütüne yardım ve yataklık yapanlar için suç duyurusunda bulunduk. Vicdanlı, namuslu, ahlaklı, hukuk bilen bir savcı bekliyoruz. Korkularından dosyayı ele alamıyorlar, 'Elimiz yanar' diye. Elin yanmaz savcı kardeşim, yeter ki yüreğin yanmasın. Yeter ki şehitlere ve gazilere sahip çık."
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, vatandaşların terörle mücadelede tüm gerçekleri açıkça görmesi ve sorgulaması gerektiğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Dün açıklama yapıyorlar; 'Fetullah Gülen terör örgütü... Milli Güvenlik Kurulu karar aldık, bunu da gönderiyoruz hükümete'. Tamam aldın kararı, gönderdin hükümete. Şimdi namuslu bütün hakimlere sesleniyorum, eğer bu dosya önünüze gelirse, doğrudan doğruya Recep Tayyip Erdoğan'ı davet edeceksiniz. 'Gel, sen ne diyordun?' diyeceksiniz. 'Siz ne istediniz de biz vermedik?'. Hakim soracak, 'Söyle bakalım ne istediler, neyi verdiniz?' Yardım ve yataklık diyorsanız, bundan büyük yardım ve yataklık mı olur? Kendi itirafı. PKK'ya gelince, valilere 'Dokunmayın, bırakın, silah deposuna döndürsün, bırakın insanlar ölsün' diyorlar. Öbürüne gelince, 'Ne istediniz de vermedik, her şeyi verdik, biz size' diyor. Nasıl bir terör örgütüne sen her şeyi veriyorsun? Devleti bile sen teslim ettin. Şimdi hakimlerden bekliyorum, bunu ve yandaşlarını mahkemenin huzuruna çağıracaklar, soracaklar. Biz de taraf olacağız orada. Türkiye Cumhuriyeti'nden taraf olacağız. Onlar ne istediler de siz verdiniz, biz bunu öğrenmek istiyoruz. Bizim hakkımız var."
CHP'nin sanki yarın seçim olacakmış gibi Türkiye'nin bütün sorunlarına sahip çıktığını ve çözüm ürettiğini anlatan Kılıçdaroğlu, hafta sonu Karadeniz bölgesine yaptığı ziyarete değindi.
Fındık üreticileriyle görüştüklerini ve sıkıntılarını dinlediklerini aktaran Kemal Kılıçdaroğlu, AK Parti iktidarlarının 14 yıldır ülkeyi yönettiğini ancak fındık üreticilerinin sorunlarını çözmedikleri gibi Fiskobirlik'i de batırdıklarını savundu.
Kılıçdaroğlu, fındığın bölgenin stratejik ürünlerinden biri olduğunu, bu nedenle acil olarak sorunların çözülmesi gerektiğini bildirdi.
"Fındık üreticisinin alın teri, birilerine peşkeş çekiliyor." diyen Kılıçdaroğlu, sorunların giderilmesi için Fiskobirlik'in yeniden güçlendirilmesi, fındık bahçelerinin yenilenmesi için üreticilere destek verilmesi, fındığın kullanıldığı şeker ve çikolata sanayinde de teşvik uygulamaları düzenlenmesi ve mutlaka özel bir fındık yasasının çıkarılması gerektiğini ifade etti.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "14 yıldır bölgeye gidiyorlar, üreticinin sorunlarını çözmediler. Biz öyle 14 yıl istemiyoruz. Dört yıl verin, Türkiye'yi uçuracağız. Dört yılda Türkiye'yi bölgesinin lideri, Avrupa'nın lideri yapacağız." dedi.
Konuşmasında Gezi olaylarının 3. yılı olduğunu hatırlatan Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Ben Taksim meydanında zekasını, aklını, bilgisini kullanan bütün gençlere şükran borçluyum. Onlar, gençlerin 'özgürlük' diye haykırdığını bütün dünyaya gösterdiler. Ve onlar, hiç kimsenin vermediği bir dersi bir diktatöre verdiler ve ona diz çöktürdüler. O nedenle onlara şükran borçluyum. 'Olay iki ağaç mı?' Olay iki ağaç değil arkadaşlar, binlerce ağaç. O fidanlarımızın her biri birer ağaçtı. Onlar mücadele ettiler. Ne istiyorlardı onlar? 'Bizim yaşam tarzımıza, kimliğimize, inançlarımıza müdahale etmeyin. Size ne?' diyorladı. Bir özgürlük patlamasıydı Gezi. Ve dünya siyaset tarihine altın harflerle yazılan bir eylemdi. O nedenle Gezi eylemini başlatan, büyüten ve sürdüren herkese yürekten teşekkürlerimi sunuyorum."
Salonda bulunanların, "Bu daha başlangıç, mücadeleye devam" şeklinde slogan atmaları üzerine Kemal Kılıçdaroğlu, "Meraklanmayın arkadaşlar, yeri geldiğinde direnme hakkımızı da kullanacağız. Onlar ne olduğunu bilmiyorlar. Onu da öğreteceğiz." karşılığını verdi.
Kılıçdaroğlu, Gezi olaylarını kırmak için iki büyük yalan söylendiğini ifade ederek, bu yalanlarla toplumun en duyarlı olduğu konular kullanılarak, gençlere saldırılmasının sağlanmaya çalışıldığını ileri sürdü.
Bu yalanlardan birinin, "Gezi eylemcilerinin camide içki içtiği" olduğunu anlatan Kemal Kılıçdaroğlu, "Kim söylüyor bunu? Dönemin diktatörü söylüyor." ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Araştırdılar, aradılar, taradılar, müfettişleri, polisleri, herkesi seferber ettiler. Görüntü? Görüntü yok. İçki? İçki de içilmiyor. Düşünebiliyor musunuz, "Bir ibadet yerinde içki içtiler" yalanı ile milyonları bu gençlerin üzerine saldırtmaya kalktılar. Gittiler imama. İmam dedi ki 'Vallahi de billahi de içki içeni görmedim'. 'Hayır, illaki ifadeni içki içtiler diye vereceksin'. İmam, 'Nasıl yalan söylerim' dedi. Sen misin yalan söylemeyen? Onu da sürdüler. Gençlerin eylemini bitirmek için toplumun en duyarlı olduğu alanı, yalan olarak kullanabiliyorlar."
İkinci yalanın ise Kabataş İskelesi'nde başörtülü ve bebekli bir kadına saldırıldığı olduğunu aktaran Kılıçdaroğlu, "Sonunda bunun da koca bir yalan olduğu çıktı, ortaya. Gezi eylemi derken bunların nelerle uğraştıklarını, vatandaşları kışkırtmak için neler yaptıklarını da herkesin duyması lazım. Vicdanı olan herkese, Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy veren vicdan sahibi bütün vatandaşlarıma sesleniyorum, ne yaptı o çocuklar? Adam mı öldürdüler, ellerinde silah sokağa mı çıktılar?" diye konuştu.
Gezi olaylarında sokağa çıkan gençlerin bu memleketin çocukları olduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, ellerinde kitapla, gitarla, çiçekle güçlü bir mizah duygusunu bütün dünyaya yaydıklarını belirtti.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Bunlar bizim evlatlarımızdı. Velev ki benden farklı düşünüyorlar, ne olabilirdi yani? 'Farklılıklarımız, zenginliğimizdir' diye niye bakmadık biz bunlara. Sonuçta Türkiye farklı bir sürecin içine sokuldu. Onların eylemi bir orman gibi kardeşçesine dizesinden yola çıkılarak yapılan bir eylemdir. Birbirlerini tanımıyorlardı ama kalpleri, yürekleri, sevdaları, doğaya bakışları, Türkiye'ye bakışları ortaktı. Farklı siyasi görüşlerdeydiler ama hep beraber Türkiye'nin güzelliği ve mutluluğu için mücadele ettiler." değerlendirmesinde bulundu.
Gezi olaylarında gençlerin İstanbul'un parklarını ağaçlarını savunduğunu belirterek, hafta sonu gerçekleştirilen Fetih Kutlamaları'na değinen Kılıçdaroğlu, sözlerine şöyle devam etti:
"Şimdi bunlar kalkmışlar Fetih Kutlaması yapıyorlar. Fatih Sultan Mehmet'in neredeyse, görüntüleri hiç yok. O Fatih ile şimdiki İstanbul arasında dünya kadar fark var. O Fatih Sultan Mehmet, şairdi, entellektüeldi, dünyayı bilirdi, dünyayı okurdu, 'Ormanlarından tek dal ağaç kesenin başını keserim' diyecek kadar doğaya saygılıydı. Fatih, çağ açıp, çağ kapattı. Bütün dünya tarihinin en önemli liderlerinden birisidir. Ben sormak istiyorum, Fatih onu yaptı da İstanbul'u düşmanlara kim teslim etti? Gazi Mustafa Kemal Atatürk Samsun'a gitmeden önce, nereye bakıp diyor du ki 'Geldikleri gibi gidecekler' diye? Onun adını bile anmıyorlar. Anmalarını da istemiyorum. Gemileri karadan yürütenlerle, yürüttükleri gemiyle dünya malı edinenler, aynı insanlar değiller."
Zonguldak'ta maaşlarını alamadıkları için maden işçilerinin eylem yaptığına işaret eden Kılıçdaroğlu, emeğin, alın terinin en yüce değer olduğunu, bu değere CHP dışında hiçbir partinin sahip çıkmadığını, bütün işçilerin bunu bilmesi gerektiğini savundu.
Kılıçdaroğlu, 17 işçinin parasının ödendiğini, diğerlerine sadaka niyetine para dağıtıldığını ifade ederek, işçilerin ürettiklerinin karşılığını, kıdem tazminatlarını istediğini söyledi. Kılıçdaroğlu, "Zonguldak'taki maden işçileri, senin sorununa sahip çıkan parti CHP'dir. Artık dünyanı değiştir, kendin için yeni bir gelecek ara. Türkiye'yi, emeği, alın teri ile çalışan insanların mutlu Türkiyesi haline getirmek boynumuzun borcudur." diye seslendi.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, TBMM Genel Kurulu'nda bugün görüşülmesi planlanan Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Teklifi'ne ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
Vatandaşın 52 liralık elektrik tüketimi için 105 lira fatura ödediğini, bunun içinde kayıp-kaçak, TRT payının da olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Namuslu vatandaş elektriğini tüketiyor, saate bakıyor, zamanında faturayı ödüyor. Bir başkası kaçak elektrik kullanıyor, devlet onun değil namuslu adamın peşinde. 'Onun kaçırdığını namusludan alacağım' diyor. AKP için uygundur, onların zaten felsefesi bu. Kaçaktan besleniyorlar. Tüketici dernekleri itiraz etti, Yargıtaya gitti. Yargıtay, 'Kayıp kaçak bedelini vatandaştan alamazsın' dedi. Şimdi yargıyla alamadıklarını kanunla alacaklar. Alacakları miktar 33 milyar lira. Elektrik kullanan bütün vatandaşlara sesleniyorum; kaçak elektriği kullananın elektrik bedelini, namuslu insanlardan almak doğru mu değil mi? Bu kaçak-kayıp bedelini benden alanda din, iman, Allah, kitap var mı, bunların nesi var? İnsan Allah'tan korkar, böyle birşey yapmaz. TBMM Genel Kurulunda aynı sertlikte muhalefet edeceksiniz. Namuslu vatandaş ne zamandan beri hırsızın cezasını ödüyor? Antik çağlara döndük. Antik çağlarda Spartalılarda hırsızlık övünülecek olaydı. TBMM, bir ahlaksızlığa aracılık yapabilir mi? Bu kanunu Anayasa Mahkemesine kadar götüreceğiz."
Kılıçdaroğlu, "saray darbesiyle yeni hükümet kurulduğunu, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun hakkını koruyamadığını, gittiğini" ileri sürdü.
Hükümet programı açıklandıktan sonra Davutoğlu'nun gidiş şifrelerini, hangi gerekçelerle görevden alındığını öğrenmeye çalıştıklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, gidiş şifrelerini bulduklarını, 5 temel şifre olduğunu söyledi.
Davutoğlu'nun, şeffaflık, siyasi ahlak kanunu getireceğini, siyasilerin mal beyanında bulunacağını söylediğini belirten Kılıçdaroğlu, "Ancak sarayda oturan zat, 'Mal bildirimi beyanını il ve ilçe başkanları düzeyine indirirseniz, bu görevi üstlenecek kişiyi bulamazsınız' diyor. Sen misin 'yolsuzluğu kaldıracağım' diyen. Elinden dilekçeyi aldılar, hadi güle güle..." diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, Davutoğlu'nun 1 Kasım seçim sürecine giderken, "Halk anayasa değişikliği için bize yetki vermedi. Bizim sorumluluğumuz şimdi var olan sistemi işletmek" dediğini, bunun üzerine de kendisine "Hadi güle güle" denildiğini iddia etti. Kılıçdaroğlu, bunun, bir insana yapılan en büyük kötülüklerden biri, demokrasiye ihanet olduğunu öne sürdü.
Üçüncü şifrenin, düşünceyi açıklama özgürlüğü olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, Davutoğlu'nun akademisyenlerin bildirisinden sonra, "Prensip olarak insanların tutuklu yargılanmasına karşıyım.", Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ise "Bu akademisyenlerin tutuklanması lazım. Ne demek düşünceyi açıklama özgürlüğü." dediğini savundu. Kılıçdaroğlu, bunun üzerine de Davutoğlu'nun gönderildiğini ileri sürdü.
Kılıçdaroğlu, dördüncü olarak Davutoğlu'nun, Başbakan olarak gittiği yerde verilen hediyeleri devlet arşivlerine kaydettirdiğini anlatarak, "Ancak Erdoğan, Kaddafi'den 250 bin dolar aldı, bunu kaydettirmedi. Rıza Sarraf, Emine Hanım'ın kurduğu vakfa bağışta bulunuyor. Bu, vakfın kayıtlarında görünmüyor. Nerede?" diye sordu.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu beşinci şifrenin örtülü ödenek olduğunu ifade ederek, Davutoğlu'nun Maksut Serim'in yerine eski öğrencisini örtülü ödeneğin başına getirdiğini, bunun üzerine de görevden alındığını savundu.
Kemal Kılıçdaroğlu, "Yeni hükümetin hangi anlayışla kurulduğunu vatandaşın bilmesi lazım. Yolsuzlukla mücadele etmeyecek, vatandaşın hakkını savunmayacak, yargıyı bir tarafa atacak... Bütün bunları dikkate alarak, önümüzde Türkiye'yi bekleyen felaket tablosu olduğunu söylemek için anlatıyorum. Kendisi açısından aynı dünya görüşünü paylaşmakla beraber namuslu olmaya çaba harcayan bir kişi, görevden alındı, alınıp bir köşeye konuldu. Bunu, özellikle AKP'ye oy verenlerin kendi vicdanlarında sorgulamaları lazım." değerlendirmesini yaptı.
Türkiye'nin itibarının sıfırlandığını öne süren Kılıçdaroğlu, buna ilişkin üç örnek vermek istediğini söyledi.
"ABD askerleri PYD kokartı taktığı için kıyametin kopartıldığına" işaret eden Kılıçdaroğlu, "Bırak kokartı, onun daha ötesine git. PYD'nin terör örgütü olduğunu söylüyorsun. ABD, onunla beraber iş tutuyor, onu savunuyor. PYD'yi savunan uçaklar İncirlik'ten kalkıyor. Buna sen izin veriyorsun. Adama sormazlar mı bu ikiyüzlülük nedir?" dedi.
Kılıçdaroğlu, Almanya'da sözde Ermeni soykırımı tasarısının normalde görüşülmemesi gerektiğini, bu ülkede 3,5 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının yaşadığını anımsattı. Kılıçdaroğlu, Almanya'da bütün partilerin, "Sizin ağırlığınız bile yok. Biz bunu geçireceğiz." dediğini öne sürdü.
Kemal Kılıçdaroğlu, Dünya İnsani Zirvesi'nin Türkiye'de toplandığını, 48 ülkenin bildiri hazırladığını, bu bildiriye tek imza atmayan ülkenin Türkiye olduğunu belirtti.
Rıza Sarraf davasını, New York barosuna kayıtlı bir avukat arkadaşlarının yakından izleyeceğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, "17-25 Aralık depremi yaşadıklarını, darbe dönemlerinin temel özelliğinin yolsuzlukları gizlemek, yolsuzluk yapmak ve onu bir şekilde örtmek" olduğunu savundu. Kılıçdaroğlu, 1971 darbesinden sonra ABD'de uçak üreten bir firmanın pek çok ülkede rüşvet dağıttığını, bu ülkelerden birinin de Türkiye olduğunu, Türkiye dışında, bütün ülkelerde rüşvet alanların tamamının yargılandığını söyledi.
Kılıçdaroğlu, 17-25 Aralık dosyasının Türkiye'de üzerinin kapatıldığını ileri sürerek, "Bizim kirli çamaşırlarımızı biz niye yıkamıyoruz? Nerede bu adalet, mahkemeler, Danıştay, Yargıtay, Sayıştay, hakimler, savcılar?" diye sordu.
Adaletin olmadığı yerde devletin, ailenin olamayacağına, adaletin ahlaki temeller üzerinde yükseldiğini dikkati çeken Kılıçdaroğlu, bir ülkede adalet yoksa ülkenin geleceğinin kararacağını anlattı.
Kılıçdaroğlu, Yargıtay, Sayıştay, Danıştay başkanlarının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın daveti üzerine Rize'ye çay içmeye gittiklerini öne sürerek, şöyle devam etti:
"Erdoğan'ın kendi ifadesiyle söyleyeyim, Rize'de çayı tahlil etmek için üçü Erdoğan ile beraber Rize'ye gittiler. Önce doğru değil diye eleştirdim, baktım Kırşehir'e de gittiler. Devlet protokolüymüş. Sizin devlet protokolünden haberiniz yok. Orada siyasi partinin propagandası yapılıyor, sizin ne işiniz var? Üstelik bunlar gazete, haber de mi okumuyorlar? 'Yasama ve yargı benim için ayak bağı' dedi. Senin için ayak bağıysa senin orada ne işin var, sevgili Danıştay, Yargıtay, Sayıştay başkanı? Sonra, 'Anayasa Mahkemesine saygı da duymuyorum, kararına uymayacağım' dedi. Bir cumhurbaşkanı böyle diyorsa sen hangi gerekçeyle gidiyorsun, senin ne işin var orada? Yargıya saygı duymayan bir adama sen hangi gerekçeyle saygı duyuyorsun, önünde el pençe divan duruyorsun? Kaldı ki cumhurun başı da değil, bizim anladığımız anlamda cumhurbaşkanı da değil.
Bizim anladığımız anlamda cumhurbaşkanı olsa, tarafsız olması lazım. Tarafsız olmadığını söylüyor. Tarafsız olmayan birisine siz hangi gerekçeyle gideceksiniz, onun toplantılarına katılacaksınız, ona övgüler düzeceksiniz? Anayasayı ihlal ediyor. Tarafsızlığı üzerine bu kişi kalkıp, namusu ve şerefi üzerine TBMM'de yemin etmedi mi?
Genel Sekreteri aracılığıyla yargıya yazılı talimat veriyor, siz de bunları görüyorsunuz. Anayasa açıkça ihlal ediliyor. 'Ben fiili durumu yasal hale getiriyorum. Yasaları, Anayasayı takmıyorum. Anayasa, kanunları değiştirin, benim konumuma uygun hale getirin'. Bunu söyleyen adamın yanında sizin ne işiniz var? Anayasayı açıkça ihlal edecek, yargı bağımsızlığı ayaklar altına alınacak ve bu beyler oraya gidecekler, sıkılmadan 'bizi davet ettiler, gittik'. İyi. Ben de sizi İzmir veya Adana'daki toplantıya davet ediyorum. Siz de gelin bakalım. Bunları yasa dışı bir uygulamanın parçası haline getiriyorlar. Kendi söylemlerine meşruiyet kazandırmak için çanta gibi taşıyor, siz de onun çantası oluyorsunuz. Adalet bu hale getirilir mi?
ABD'de Obama salona girerken hakimlerin hiçbiri ayağa kalkmıyor. Bunlar bırakın ayağa kalkmayı el pençe divan duruyorlar. Kırşehir'deki toplantıda terini siliyor. 'Bizi eleştirenleri mahkemeye vereceğim' diyor. Vermezsen namertsin kardeşim. Biz bağımsız yargıya güveniriz ama birilerinin çömezi olan yargıya güvenmeyiz. Bu eleştiriyi de yargıya duyduğumuz saygıdan dolayı yapıyoruz. Bu tür insanlar yargıda olmamalı, bu tür insanlar Yargıtayı, Danıştayı, Sayıştayı temsil edemezler. Gitsinler kaçak sarayda bir sürü oda var, otursunlar. Her gün gitsinler el pençe divan dursunlar, el etek öpsünler. Ama cübbelerini çıkarsınlar, gelsinler AKP'ye kaydını yaptırsınlar."
Kılıçdaroğlu, hukukun üstünlüğü endeksine göre 2014'ten 2015'e Türkiye'nin 21 sıra gerilediğini ifade ederek, "Sizin sayenizde geriliyor. Siz yargıyı alıp, siyasi otoritenin emrine soktuğunuz için geriliyor. Yargıya güveni sıfırladınız." dedi.
Bütün dünyanın kabul ettiği Bangalor Yargı Etiği ilkelerini, HSYK'nın bütün hakimlere gönderdiğini anımsatan Kılıçdaroğlu, neden çanta gibi taşındığının, özel davet verildiğinin sorgulanması gerektiğini belirtti.
Kemal Kılıçdaroğlu, "Bizi tehdit ederek, eleştireni mahkemeye veririm diyerek... Ne yaparsan yap kardeşim. Şimdi sana düşen bir görev var; o koltuktan ayrıl kardeşim, o koltuğu bırak." diye konuştu.
