2010-05-04 - 14:41
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, karşı çıktıkları diğer iki maddenin de anayasa değişikliği teklifinden düşmesi durumunda tümü üzerindeki oylamada ''evet'' oyu vereceklerini söyledi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, karşı çıktıkları diğer iki maddenin de anayasa
değişikliği teklifinden düşmesi durumunda tümü üzerindeki oylamada ''evet'' oyu
vereceklerini söyledi.
Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, değişik konulara
ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Deniz Baykal, Anayasa değişikliği teklifi konusundaki görüşlerini
açıklarken, ''Açıkça ifade ediyorum, eğer TBMM'de o iki maddede düşerse kalan
maddelerin referanduma gitmeden TBMM'de gerekli oya ulaşması için hepimiz
elimizden gelen gayreti sergileyeceğiz. Oy vermediğimiz, katılmadığımız bu
anayasa değişikliği oylamasına son turda 'evet' oyu vereceğiz'' dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'a, ''Sayın Başbakan, elini ve dilini İnönü'nün bıyıklarından çek.
Eğer İnönü ile görmek istediğin bir hesabın varsa, İnönü vefat edeli 40 yıl
oluyor, İnönü'yü bırak gel benimle hesaplaş'' diye seslendi.
Baykal, Başbakan Erdoğan'ın, 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ye ilişkin sözlerine
yanıt verdi.
Erdoğan'ın, İnönü'yü Hitler'e benzeten konuşmasının, bütün Türkiye'de
büyük bir infial yarattığını belirten Baykal, bu infialin, hiçbir siyasi ayırım
gözetmeden, milletin her kesiminin ortak infiali olarak ortaya çıktığını
söyledi.
Baykal, ''Bu devletin iki kurucusundan birisi olan, milli mücadele
kahramanı, modern Türkiye'nin oluşup, gelişmesine en büyük katkı yapan, değerli
bir devlet adamı, eski cumhurbaşkanının, ölümünün üzerinden neredeyse 40 yıl
geçmiş olan bir tarihi şahsiyetin, bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı
tarafından Hitler'e benzetildiğini duymak, tam bir şok olmuştur'' diye konuştu.
Milletin, hiçbir siyasi ayrım gözetmeden, Başbakan'a yakıştıramadığı,
ağzından duyduğunda çok büyük tepki içine girdiği bu değerlendirmenin ortaya
çıkmasının altında iki neden bulunduğunu vurgulayan Baykal, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''Biri, Başbakan'ın sözlerini, milletimiz İsmet İnönü'ye
yakıştıramamıştır. Milletimiz, İnönü'ye Hitler denilmesini milletimiz anlamamış,
anlayamamış, hak vermemiş, makul, kabul edilebilir bir dayanağını görmemiştir.
İnönü'ye bu ithamı yakıştırmamıştır. Bu infialin altında yatan ikinci neden, bu
ithamı Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'na yakıştıramamıştır. Türkiye Cumhuriyeti
Başbakanı'nın, devletin bir büyük kahramanı, kurucusuna, milli kahramanına
yönelik böyle bir değerlendirmeyi yapmış olduğunu görmek milletimizi rencide
etmiştir.
Bunun altında ne yatıyor, bunu söyleyen niye söylüyor, bu lafın iler
tutar tarafı var mı? Önce Başbakan'a sormak istiyorum; eğer İnönü Hitler idiyse,
Atatürk nedir? Hindenburg mudur, nedir? Hitler'in Cumhurbaşkanı mıdır? Eğer İnönü
Hitler ise Türk milleti nedir? Şaşkın, İnönü'ye hakaret ettiğini zannediyor, Türk
milletine hakaret ediyor. Başbakan'a söylemek istiyorum; Sayın Başbakan, elini ve
dilini İnönü'nün bıyıklarından çek. Eğer İnönü ile görmek istediğin bir hesabın
varsa, İnönü vefat edeli 40 yıl oluyor, İnönü'yü bırak gel benimle hesaplaş.''
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın,
''ülkenin anayasası ve tarihi ile barışık olmadığını, fırsat bulduğunda onlarla
savaşmayı kendisine temel bir ilke edindiğini'' savundu.
Deniz Baykal, İnönü'nün, milli mücadele içinde, bağımsız Türkiye'yi kuran
iki büyük kahramandan biri olduğunu, ülkeyi çağdaş, modern bir devlet haline
dönüştürmek için büyük mücadele verdiğini anlattı.
İnönü'nün, bu mücadeleyi cephede, devlet kuruculuğu alanında verdiğini,
kahraman olarak kendini bütün dünyaya kabul ettirdiğini dile getiren Baykal,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bir siyasetçi, devlet adamı olarak bütün dünyanın saygısını, ülkesi
üzerine çekmeyi başarmış, ülkesini değiştirmeyi, modernleştirmeyi, bu doğrultuda
en cesur adımları atmayı kararlılıkla sürdürmüştür. Günü geldiğinde bir tek parti
rejimi içinde devraldığı Türkiye'yi, çok partili rejime, onun sonuçlarını göze
alarak, iktidardan uzaklaşmayı bir büyük şeref sayarak, Türkiye'nin bunu
başarabildiğini yaşarken görmeyi dileyerek, iktidardan muhalefete, tek partiden
çok partiye, demokratik bir rejime geçişin, dünyanın hayranlığını kazanan en
güzel örneğini vererek, Çankaya'dan, arkasında hiçbir dedikodu, yolsuzluk iddiası
olmadan, elinde çantasıyla, yürüye yürüye Pembe Köşk'e inmeyi göze almış,
başarmış bir insan.
Hitlermiş... Hitler kim; demokratik bir toplumun, Weimar Cumhuriyeti'nin,
o zamanın koşulları içindeki liberal demokrasinin imkanlarını, seçimi kullanarak,
işbaşına gelip, tarihin kaydettiği en acımasız diktatörlüğü, insanlığa karşı en
büyük soykırım suçunu işleyerek, kendi ülkesi ve bütün dünyadaki milyonlarca
insanın ölümünün doğrudan sorumlusu olan biri. İnönü, vatanı işgalden kurtarmak
için savaşmış, sonra Lozan'da barışı yapmış, kendi devletini inşa etmeye
çalışmış, bir barış adamı, devlet adamı. Ülkesine demokratik rejimi, çok partili
rejimi getirmiş, hakimlere bağımsızlık, basına özgürlük vermiş, ülkeye demokratik
hak ve özgürlükleri taşımış, bunu misyon olarak kabul etmiş bir insan. Buna
diyeceğiz ki 'sen Hitler'sin'. Hitler, dünyayı belaya ve ateşe atan insan. İnönü,
Hitler'in dünyaya attığı ateşten, Türkiye'yi kurtarmak için tarihin hayranlıkla
izlediği, en büyük diplomasi zaferlerini kazanan insan.''
Baykal, ''Eğer o tarihlerde, Türkiye'nin başında, 1 Mart 2003'te ABD
askerlerinin, Irak'a müdahalesi için tezkere hazırlayıp, Türkiye'yi savaşa açmaya
gönüllü olan, Irak'ta 1 milyon Müslüman'ın öldürülmesine destek vermeyi içine
sindiren zihniyet, işbaşında olsaydı ne olurdu?'' diye sordu.
İnönü'nün, hem Hitler hem de Stalin'in ordularını, Anadolu topraklarının
dışında tutmayı başardığını vurgulayan Baykal, ''Eğer İnönü, bu politikasını 2.
Dünya Savaşı'nda başarıyla uygulayamamış, işbaşında 2003 zihniyeti o tarihte
bulunuyor olsaydı merak ediyorum, acaba Güneysu'daki çocuklar nasıl bir gelecekle
karşı karşıya kalırlardı. Rus kolhozlarında yetiştirilmek üzere 2. Dünya Savaşı
çocuklarının, oralarda nasıl bir zihniyet anlayışıyla yetişmiş olacaklarını
düşünürdük? Acaba İslamiyeti, Anadolu'nun tarihi eserlerini, abidelerini büyük
bir hassasiyetle düşünen kimseler, eğer Rus orduları, Güneysu'yu işgal etseydi,
bugün hangi noktada olurlardı?'' görüşünü dile getirdi.
Baykal, İnönü'nün, Anadolu'da yaşayanların kimliği, hayatı, şerefi,
onurunun çiğnenmesine izin vermediğini, bütün bedelini hayatı boyunca, gözünü
kırpmadan, şikayet etmeden, yakınmadan ödemeyi başardığını söyledi. İnönü'nün,
büyük haksızlıklara, iftiralara maruz bırakıldığını, hakkında ''asker kaçağı''
denildiğini belirten Baykal, şunları kaydetti:
''Böyle bu işler... Anadolu'nun maneviyatını, dinini, imanını, kimliğini,
milliyetini, ırzını, şerefini kurtarmış insanlara, bunca yıl sonra, bir Başbakan
sıfatıyla bu sözleri söylemeyi içine sindiren bir anlayışa acaba ne söylemek
gerekir? Bugün Rize Güneysu'daki çocuklarımız, İsmet İnönü'nün, Türkiye ile
tanıştırdığı çay üretimi ve Çaykur'un helal paralarıyla beslenip büyümüş, bu
milletin evlatları olarak yetişmesi imkanını elde etmiş insanlardır. Bu insanlara
karşı şükran duygusundan vazgeçtik, en azından terbiyesizlik yapmamayı başarmak
çok mu güçtür?
Bu sözlerin altında hiç şüphe yok, husumet, düşmanlık, kötü niyet, peşin
fikir var da cehalet de var. İnönü'yü faşizmle suçluyor. İnönü, 1946
seçimlerinden sonra Türkiye'de gerçekten demokratik bir seçimin yapılması için
Cumhurbaşkanı olarak, 12 Temmuz beyannamesi yayımlayarak, Türkiye'deki iktidar,
muhalefet yarışmasının çok doğal olduğunu, muhalefet yapanların hiçbir şekilde
suçlanmaması gerektiğini, haklarını kullandıklarını, kendi partililerine, topluma
bir ders gibi verme ihtiyacını hissetmiş, bunu başarmış, iktidar değişikliğinin
önünü açmış bir insan.''
Hitler Almanya'sının zulmünden kaçan aydınların, Türkiye'ye sığındığını
anımsatan Baykal, bu aydınların o günün koşullarında Türkiye'nin maaşıyla
geleceğin öğretmenlerini yetiştirdiğini anlattı.
Bu aydınların ülkenin modernleşme çabasına gönülden destek verdiğini
belirten Baykal, ''Bunları mı anlatacağız Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanına? Bu
durum, Başbakan'ın zihniyet dünyasının bir yansımasıdır'' dedi.
Başbakan Erdoğan'ın, Türkiye'nin tarihi ile barışık olmadığını savunan
Baykal, şöyle konuştu:
''Başbakan, ülkenin anayasası ve tarihi ile barışık değildir. Fırsat
bulduğu zaman, fırsat bulduğu yerde onlarla savaşmayı kendisine temel bir ilke
edinmiştir. Böyle bir durumun dünyada örneği yoktur. Uganda da bile olamaz.
Başbakan, devleti, Cumhuriyeti ve modern Türkiye'yi sevmiyor. Türkiye'nin
demokratik fikir, düşünce hareketi ve birikimini sevmiyor. Oysa ki kendi
birikiminden gelmiş yüzlerce insanın böyle bir sıkıntısı yok. Başbakan, İnönü'nün
sözlerini de sevmiyor; 'Bu ülkede namuslular da en az namussuzlar kadar cesur
olmalı' sözünü de sevmiyor. Başbakan'ın görevi ülkeyi kaynaştırmaktır.
Ayrıştırmak, ayırmak, çarpıtarak, insanları, kurumları birbirine düşürmek
değildir.''
Baykal, terör olaylarının tekrar canlandığını, Türkiye'nin büyük acılar
yaşamak zorunda kaldığını söyledi. Baykal, 30 Mart ile 1 Mayıs tarihleri arasında
18 şehit verildiğini, 19 yaralının olduğunu, Türkiye'nin hemen hemen her yerinde
şehit cenazelerinin, bütün milleti derinden sarstığını ifade etti.
Bu kez ateşin düştüğü yeri değil, bütün Türkiye'yi yaktığını dile getiren
Baykal, her şehit olayının arkasında büyük bir insani dramın yattığını kaydetti.
Baykal, bütün Türkiye'nin çok derinden sarsıldığını, terör olayının, bazıları
tarafından doğru anlaşılamadığını savundu.
Baykal, bu olaylar yaşarken ister istemez herkesin aklına, ''Açılım ne
oldu, anaların gözyaşı hani bitecekti, hani Türkiye'nin önünde tarihi fırsat
vardı, hani Türkiye hiçbir bedel ödemeden, can kaybetmeden kendi içimizde
kardeşliği sağlama imkanına sahipti?'' sorularının geldiğini belirtti. Baykal,
''Evlatlarını kaybetmiş insanların en ağır acıları yaşadığı o anda 'vatana feda
olsun' yaklaşımıyla bu mücadeleye inançla sahip çıktıkların görmek bu mücadelenin
şartlarını anlayamamış iktidara en büyük dersi vermiştir'' diye konuştu.
Türkiye'yi yönetenlerin, olayın adını koymayı başaramadığını, sorunların
buradan kaynaklandığını kaydeden Baykal, ''Kahvaltılı şovlar, sanatçı
buluşmalarında söylenen sözler, nutuklar, okunan şiirler, roman tahlilleri,
sinema analizleri ve Türkiye'nin bu acı gerçeği...'' diye konuştu.
Ekonomideki gelişmeleri de değerlendiren Baykal, yanlış ekonomi
politikasının somut bir göstergesi olarak, Türkiye'de et krizi yaşandığını
kaydetti.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Anayasa
Mahkemesi ve HSYK ile ilgili maddelerin de düşmesi halinde Anayasa değişiklik
teklifinin tümüne evet oyu vereceklerini belirtti. Böylece Türkiye'nin gereksiz
yere referandum harcaması yapmasının önüne geçileceğini kaydeden Baykal, ''Umarım
bu bir tarihi fırsat olarak değerlendirilir'' dedi.
''TBMM'de dün tarihi bir gün yaşandığını'' anlatan Baykal, ''TBMM,
tarihinin en şerefli, en onurlu, en saygın uygulamalarından birini yaptı. Dünkü
karar, 1 Mart 2003'te sergilenmiş olunan şerefli, onurlu davranışın bir
benzeridir'' diye konuştu.
Anayasa değişiklik teklifinin siyasi partiler hakkında kapatma davası
açılmasını Meclis'in iznine bağlayan 8. maddesinin metinden düştüğünü anımsatan
Baykal, bu yönde oy kullanan milletvekillerinin ''ülkenin başına gelebilecek
felaketleri hesaplayarak oy kullandıklarını söyledi.
Baykal, şunları kaydetti:
''Burada önemli olan cesaretle, güvenle adım atılmasıdır. Bunu
gerçekleştirenleri yürekten kutluyorum. TBMM tarihi içerisindeki şerefli
yerlerini almışlardır. Çok önemli bir iş yapmışlardır. Ülkeyi bunalıma
sürükleyecek istikametten almak için üzerlerine düşen görevi onurla yapmışlardır.
Küçük hesaplar ve günlük parti değerlendirmelerini bir kenara bırakarak
Türkiye'nin önüne açmışlardır.
Önümüzde iki madde daha var. Bu doğrultudaki gelişmenin önümüzdeki iki
önemli madde konusunda da sergilenmesi milletin bekleyişidir. Hepimizin
dilediğidir. Bu burada kalmamalıdır. Bunun gereği tam yapılabilmelidir ve bu tam
yapıldığı anda bilinmelidir ki Türkiye başka bir Türkiye olacaktır. Türkiye,
dayatmaların işlemediği, milletvekillerinin bağımsız iradeleriyle ülkenin önünü
açmaya başarabildikleri bir ülke olacaktır. TBMM, daha da şerefli, onurlu bir
gelişmeyi gerçekleştirecektir. Bunu bekliyoruz. Bunun gerçekleştirmesini
gerektiren her türlü sebep var.''
Anayasa Mahkemesi ve HSYK'nın yeniden yapılandıran maddelere yönelik
eleştirilerini yineleyen Baykal, şöyle konuştu:
''Anayasa Mahkemesi ve HSYK ile ilgili maddeler de umut ediyorum,
diliyorum, parlamentonun vatanseverliğinden bekliyorum, inşallah gerekli
sayısının altında kalır. Eğer böyle bir durum olursa CHP olarak biz Türkiye'yi
bir ciddi sıkıntıdan kurtarmak için üzerimize düşen görevi yapacağız. O görev
şudur: Eğer biz katılmazsak diğer maddeler 367'in altında kalacak ve zorunlu
olarak referanduma gidecek. Referandum ne? Belki 100 trilyonun üzerinde harcama,
gereksiz yere 70 milyonunun ayağa kaldırılması. Parlamentoda bir ihtilaf olmayan,
hepimizin katkı vererek çıkaracağımız bir anayasa değişikliğini gereksiz yere bu
kadar masrafı göze alıp millete taşımak. Türkiye işsizlikten kırılıyor. 100
trilyonunun bu kadar anlamsız bir amaç için harcanmasına hiçbirimizin gönlü razı
olmaz.
O nedenle açıkça ifade ediyorum, eğer TBMM'de o iki madde de düşerse
kalan maddelerin referanduma gitmeden TBMM'de gerekli oya ulaşması için elimizden
gelen gayreti sergileyeceğiz ve oy vermediğimiz, katılmadığımız o anayasa
değişikliğine son turda 'evet' oyu vereceğiz. Bu bizim ta başından beri
götürdüğümüz iyi niyetli, yapıcı, doğru politikanın son aşamasıdır.''
Baykal, 30 maddenin de aynı paketin içine katılmamasını, bir kısmına
destek vermek istediklerini başından beri söylediklerini ifade ederek, sözlerini
şöyle tamamladı:
''Görüyorum ki Meclis'te bir sağduyu şahlanması ortaya çıkmıştır. Meclis
bu doğrultuda çok önemli bir adım atmıştır. Umarım bunun gerisi gelir. Eğer
gerisi gelecek olursa, o 2 madde de düşerse, CHP olarak Türkiye'yi gereksiz bir
referanduma sürüklenmekten alıkoymak için gideceğiz ve geride kalan anayasa
değişikliklerinin onaylanması için her türlü desteğimizi vereceğiz. Umarım bu bir
tarihi fırsat olarak değerlendirilir ve bu doğrultuda büyük bir görev yapmış olan
değerli arkadaşlarımın bu doğrultudaki çabalarına bir destek olur, katkı olur.
Onların sergiledikleri iyi niyete biz de aynı şekilde bir iyi niyetle bir destek
vererek, TBMM içinde uyum, kardeşlik, barış, demokrasi ve hukuk zaferini hep
beraber gerçekleştiririz.''
Grup toplantısında bazı partililerin İsmet İnönü'nün resimlerini
yakalarında ve ellerinde taşıdıkları gözlendi.
Toplantıya, Yeditepe Üniversitesinden bir grup öğrenci de katıldı.
Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı, İsmet İnönü ile ilgili
benzetmesi nedeniyle eleştirirken sözlü protesto girişiminde bulunan partililere
ellerini kaldırarak müdahale etti.
Grup toplantısında, zaman zaman ''CHP iktidar, Deniz Baykal başbakan''
sloganları atıldı. (14.41)
değişikliği teklifinden düşmesi durumunda tümü üzerindeki oylamada ''evet'' oyu
vereceklerini söyledi.
Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, değişik konulara
ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Deniz Baykal, Anayasa değişikliği teklifi konusundaki görüşlerini
açıklarken, ''Açıkça ifade ediyorum, eğer TBMM'de o iki maddede düşerse kalan
maddelerin referanduma gitmeden TBMM'de gerekli oya ulaşması için hepimiz
elimizden gelen gayreti sergileyeceğiz. Oy vermediğimiz, katılmadığımız bu
anayasa değişikliği oylamasına son turda 'evet' oyu vereceğiz'' dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'a, ''Sayın Başbakan, elini ve dilini İnönü'nün bıyıklarından çek.
Eğer İnönü ile görmek istediğin bir hesabın varsa, İnönü vefat edeli 40 yıl
oluyor, İnönü'yü bırak gel benimle hesaplaş'' diye seslendi.
Baykal, Başbakan Erdoğan'ın, 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ye ilişkin sözlerine
yanıt verdi.
Erdoğan'ın, İnönü'yü Hitler'e benzeten konuşmasının, bütün Türkiye'de
büyük bir infial yarattığını belirten Baykal, bu infialin, hiçbir siyasi ayırım
gözetmeden, milletin her kesiminin ortak infiali olarak ortaya çıktığını
söyledi.
Baykal, ''Bu devletin iki kurucusundan birisi olan, milli mücadele
kahramanı, modern Türkiye'nin oluşup, gelişmesine en büyük katkı yapan, değerli
bir devlet adamı, eski cumhurbaşkanının, ölümünün üzerinden neredeyse 40 yıl
geçmiş olan bir tarihi şahsiyetin, bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı
tarafından Hitler'e benzetildiğini duymak, tam bir şok olmuştur'' diye konuştu.
Milletin, hiçbir siyasi ayrım gözetmeden, Başbakan'a yakıştıramadığı,
ağzından duyduğunda çok büyük tepki içine girdiği bu değerlendirmenin ortaya
çıkmasının altında iki neden bulunduğunu vurgulayan Baykal, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''Biri, Başbakan'ın sözlerini, milletimiz İsmet İnönü'ye
yakıştıramamıştır. Milletimiz, İnönü'ye Hitler denilmesini milletimiz anlamamış,
anlayamamış, hak vermemiş, makul, kabul edilebilir bir dayanağını görmemiştir.
İnönü'ye bu ithamı yakıştırmamıştır. Bu infialin altında yatan ikinci neden, bu
ithamı Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'na yakıştıramamıştır. Türkiye Cumhuriyeti
Başbakanı'nın, devletin bir büyük kahramanı, kurucusuna, milli kahramanına
yönelik böyle bir değerlendirmeyi yapmış olduğunu görmek milletimizi rencide
etmiştir.
Bunun altında ne yatıyor, bunu söyleyen niye söylüyor, bu lafın iler
tutar tarafı var mı? Önce Başbakan'a sormak istiyorum; eğer İnönü Hitler idiyse,
Atatürk nedir? Hindenburg mudur, nedir? Hitler'in Cumhurbaşkanı mıdır? Eğer İnönü
Hitler ise Türk milleti nedir? Şaşkın, İnönü'ye hakaret ettiğini zannediyor, Türk
milletine hakaret ediyor. Başbakan'a söylemek istiyorum; Sayın Başbakan, elini ve
dilini İnönü'nün bıyıklarından çek. Eğer İnönü ile görmek istediğin bir hesabın
varsa, İnönü vefat edeli 40 yıl oluyor, İnönü'yü bırak gel benimle hesaplaş.''
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın,
''ülkenin anayasası ve tarihi ile barışık olmadığını, fırsat bulduğunda onlarla
savaşmayı kendisine temel bir ilke edindiğini'' savundu.
Deniz Baykal, İnönü'nün, milli mücadele içinde, bağımsız Türkiye'yi kuran
iki büyük kahramandan biri olduğunu, ülkeyi çağdaş, modern bir devlet haline
dönüştürmek için büyük mücadele verdiğini anlattı.
İnönü'nün, bu mücadeleyi cephede, devlet kuruculuğu alanında verdiğini,
kahraman olarak kendini bütün dünyaya kabul ettirdiğini dile getiren Baykal,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bir siyasetçi, devlet adamı olarak bütün dünyanın saygısını, ülkesi
üzerine çekmeyi başarmış, ülkesini değiştirmeyi, modernleştirmeyi, bu doğrultuda
en cesur adımları atmayı kararlılıkla sürdürmüştür. Günü geldiğinde bir tek parti
rejimi içinde devraldığı Türkiye'yi, çok partili rejime, onun sonuçlarını göze
alarak, iktidardan uzaklaşmayı bir büyük şeref sayarak, Türkiye'nin bunu
başarabildiğini yaşarken görmeyi dileyerek, iktidardan muhalefete, tek partiden
çok partiye, demokratik bir rejime geçişin, dünyanın hayranlığını kazanan en
güzel örneğini vererek, Çankaya'dan, arkasında hiçbir dedikodu, yolsuzluk iddiası
olmadan, elinde çantasıyla, yürüye yürüye Pembe Köşk'e inmeyi göze almış,
başarmış bir insan.
Hitlermiş... Hitler kim; demokratik bir toplumun, Weimar Cumhuriyeti'nin,
o zamanın koşulları içindeki liberal demokrasinin imkanlarını, seçimi kullanarak,
işbaşına gelip, tarihin kaydettiği en acımasız diktatörlüğü, insanlığa karşı en
büyük soykırım suçunu işleyerek, kendi ülkesi ve bütün dünyadaki milyonlarca
insanın ölümünün doğrudan sorumlusu olan biri. İnönü, vatanı işgalden kurtarmak
için savaşmış, sonra Lozan'da barışı yapmış, kendi devletini inşa etmeye
çalışmış, bir barış adamı, devlet adamı. Ülkesine demokratik rejimi, çok partili
rejimi getirmiş, hakimlere bağımsızlık, basına özgürlük vermiş, ülkeye demokratik
hak ve özgürlükleri taşımış, bunu misyon olarak kabul etmiş bir insan. Buna
diyeceğiz ki 'sen Hitler'sin'. Hitler, dünyayı belaya ve ateşe atan insan. İnönü,
Hitler'in dünyaya attığı ateşten, Türkiye'yi kurtarmak için tarihin hayranlıkla
izlediği, en büyük diplomasi zaferlerini kazanan insan.''
Baykal, ''Eğer o tarihlerde, Türkiye'nin başında, 1 Mart 2003'te ABD
askerlerinin, Irak'a müdahalesi için tezkere hazırlayıp, Türkiye'yi savaşa açmaya
gönüllü olan, Irak'ta 1 milyon Müslüman'ın öldürülmesine destek vermeyi içine
sindiren zihniyet, işbaşında olsaydı ne olurdu?'' diye sordu.
İnönü'nün, hem Hitler hem de Stalin'in ordularını, Anadolu topraklarının
dışında tutmayı başardığını vurgulayan Baykal, ''Eğer İnönü, bu politikasını 2.
Dünya Savaşı'nda başarıyla uygulayamamış, işbaşında 2003 zihniyeti o tarihte
bulunuyor olsaydı merak ediyorum, acaba Güneysu'daki çocuklar nasıl bir gelecekle
karşı karşıya kalırlardı. Rus kolhozlarında yetiştirilmek üzere 2. Dünya Savaşı
çocuklarının, oralarda nasıl bir zihniyet anlayışıyla yetişmiş olacaklarını
düşünürdük? Acaba İslamiyeti, Anadolu'nun tarihi eserlerini, abidelerini büyük
bir hassasiyetle düşünen kimseler, eğer Rus orduları, Güneysu'yu işgal etseydi,
bugün hangi noktada olurlardı?'' görüşünü dile getirdi.
Baykal, İnönü'nün, Anadolu'da yaşayanların kimliği, hayatı, şerefi,
onurunun çiğnenmesine izin vermediğini, bütün bedelini hayatı boyunca, gözünü
kırpmadan, şikayet etmeden, yakınmadan ödemeyi başardığını söyledi. İnönü'nün,
büyük haksızlıklara, iftiralara maruz bırakıldığını, hakkında ''asker kaçağı''
denildiğini belirten Baykal, şunları kaydetti:
''Böyle bu işler... Anadolu'nun maneviyatını, dinini, imanını, kimliğini,
milliyetini, ırzını, şerefini kurtarmış insanlara, bunca yıl sonra, bir Başbakan
sıfatıyla bu sözleri söylemeyi içine sindiren bir anlayışa acaba ne söylemek
gerekir? Bugün Rize Güneysu'daki çocuklarımız, İsmet İnönü'nün, Türkiye ile
tanıştırdığı çay üretimi ve Çaykur'un helal paralarıyla beslenip büyümüş, bu
milletin evlatları olarak yetişmesi imkanını elde etmiş insanlardır. Bu insanlara
karşı şükran duygusundan vazgeçtik, en azından terbiyesizlik yapmamayı başarmak
çok mu güçtür?
Bu sözlerin altında hiç şüphe yok, husumet, düşmanlık, kötü niyet, peşin
fikir var da cehalet de var. İnönü'yü faşizmle suçluyor. İnönü, 1946
seçimlerinden sonra Türkiye'de gerçekten demokratik bir seçimin yapılması için
Cumhurbaşkanı olarak, 12 Temmuz beyannamesi yayımlayarak, Türkiye'deki iktidar,
muhalefet yarışmasının çok doğal olduğunu, muhalefet yapanların hiçbir şekilde
suçlanmaması gerektiğini, haklarını kullandıklarını, kendi partililerine, topluma
bir ders gibi verme ihtiyacını hissetmiş, bunu başarmış, iktidar değişikliğinin
önünü açmış bir insan.''
Hitler Almanya'sının zulmünden kaçan aydınların, Türkiye'ye sığındığını
anımsatan Baykal, bu aydınların o günün koşullarında Türkiye'nin maaşıyla
geleceğin öğretmenlerini yetiştirdiğini anlattı.
Bu aydınların ülkenin modernleşme çabasına gönülden destek verdiğini
belirten Baykal, ''Bunları mı anlatacağız Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanına? Bu
durum, Başbakan'ın zihniyet dünyasının bir yansımasıdır'' dedi.
Başbakan Erdoğan'ın, Türkiye'nin tarihi ile barışık olmadığını savunan
Baykal, şöyle konuştu:
''Başbakan, ülkenin anayasası ve tarihi ile barışık değildir. Fırsat
bulduğu zaman, fırsat bulduğu yerde onlarla savaşmayı kendisine temel bir ilke
edinmiştir. Böyle bir durumun dünyada örneği yoktur. Uganda da bile olamaz.
Başbakan, devleti, Cumhuriyeti ve modern Türkiye'yi sevmiyor. Türkiye'nin
demokratik fikir, düşünce hareketi ve birikimini sevmiyor. Oysa ki kendi
birikiminden gelmiş yüzlerce insanın böyle bir sıkıntısı yok. Başbakan, İnönü'nün
sözlerini de sevmiyor; 'Bu ülkede namuslular da en az namussuzlar kadar cesur
olmalı' sözünü de sevmiyor. Başbakan'ın görevi ülkeyi kaynaştırmaktır.
Ayrıştırmak, ayırmak, çarpıtarak, insanları, kurumları birbirine düşürmek
değildir.''
Baykal, terör olaylarının tekrar canlandığını, Türkiye'nin büyük acılar
yaşamak zorunda kaldığını söyledi. Baykal, 30 Mart ile 1 Mayıs tarihleri arasında
18 şehit verildiğini, 19 yaralının olduğunu, Türkiye'nin hemen hemen her yerinde
şehit cenazelerinin, bütün milleti derinden sarstığını ifade etti.
Bu kez ateşin düştüğü yeri değil, bütün Türkiye'yi yaktığını dile getiren
Baykal, her şehit olayının arkasında büyük bir insani dramın yattığını kaydetti.
Baykal, bütün Türkiye'nin çok derinden sarsıldığını, terör olayının, bazıları
tarafından doğru anlaşılamadığını savundu.
Baykal, bu olaylar yaşarken ister istemez herkesin aklına, ''Açılım ne
oldu, anaların gözyaşı hani bitecekti, hani Türkiye'nin önünde tarihi fırsat
vardı, hani Türkiye hiçbir bedel ödemeden, can kaybetmeden kendi içimizde
kardeşliği sağlama imkanına sahipti?'' sorularının geldiğini belirtti. Baykal,
''Evlatlarını kaybetmiş insanların en ağır acıları yaşadığı o anda 'vatana feda
olsun' yaklaşımıyla bu mücadeleye inançla sahip çıktıkların görmek bu mücadelenin
şartlarını anlayamamış iktidara en büyük dersi vermiştir'' diye konuştu.
Türkiye'yi yönetenlerin, olayın adını koymayı başaramadığını, sorunların
buradan kaynaklandığını kaydeden Baykal, ''Kahvaltılı şovlar, sanatçı
buluşmalarında söylenen sözler, nutuklar, okunan şiirler, roman tahlilleri,
sinema analizleri ve Türkiye'nin bu acı gerçeği...'' diye konuştu.
Ekonomideki gelişmeleri de değerlendiren Baykal, yanlış ekonomi
politikasının somut bir göstergesi olarak, Türkiye'de et krizi yaşandığını
kaydetti.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Anayasa
Mahkemesi ve HSYK ile ilgili maddelerin de düşmesi halinde Anayasa değişiklik
teklifinin tümüne evet oyu vereceklerini belirtti. Böylece Türkiye'nin gereksiz
yere referandum harcaması yapmasının önüne geçileceğini kaydeden Baykal, ''Umarım
bu bir tarihi fırsat olarak değerlendirilir'' dedi.
''TBMM'de dün tarihi bir gün yaşandığını'' anlatan Baykal, ''TBMM,
tarihinin en şerefli, en onurlu, en saygın uygulamalarından birini yaptı. Dünkü
karar, 1 Mart 2003'te sergilenmiş olunan şerefli, onurlu davranışın bir
benzeridir'' diye konuştu.
Anayasa değişiklik teklifinin siyasi partiler hakkında kapatma davası
açılmasını Meclis'in iznine bağlayan 8. maddesinin metinden düştüğünü anımsatan
Baykal, bu yönde oy kullanan milletvekillerinin ''ülkenin başına gelebilecek
felaketleri hesaplayarak oy kullandıklarını söyledi.
Baykal, şunları kaydetti:
''Burada önemli olan cesaretle, güvenle adım atılmasıdır. Bunu
gerçekleştirenleri yürekten kutluyorum. TBMM tarihi içerisindeki şerefli
yerlerini almışlardır. Çok önemli bir iş yapmışlardır. Ülkeyi bunalıma
sürükleyecek istikametten almak için üzerlerine düşen görevi onurla yapmışlardır.
Küçük hesaplar ve günlük parti değerlendirmelerini bir kenara bırakarak
Türkiye'nin önüne açmışlardır.
Önümüzde iki madde daha var. Bu doğrultudaki gelişmenin önümüzdeki iki
önemli madde konusunda da sergilenmesi milletin bekleyişidir. Hepimizin
dilediğidir. Bu burada kalmamalıdır. Bunun gereği tam yapılabilmelidir ve bu tam
yapıldığı anda bilinmelidir ki Türkiye başka bir Türkiye olacaktır. Türkiye,
dayatmaların işlemediği, milletvekillerinin bağımsız iradeleriyle ülkenin önünü
açmaya başarabildikleri bir ülke olacaktır. TBMM, daha da şerefli, onurlu bir
gelişmeyi gerçekleştirecektir. Bunu bekliyoruz. Bunun gerçekleştirmesini
gerektiren her türlü sebep var.''
Anayasa Mahkemesi ve HSYK'nın yeniden yapılandıran maddelere yönelik
eleştirilerini yineleyen Baykal, şöyle konuştu:
''Anayasa Mahkemesi ve HSYK ile ilgili maddeler de umut ediyorum,
diliyorum, parlamentonun vatanseverliğinden bekliyorum, inşallah gerekli
sayısının altında kalır. Eğer böyle bir durum olursa CHP olarak biz Türkiye'yi
bir ciddi sıkıntıdan kurtarmak için üzerimize düşen görevi yapacağız. O görev
şudur: Eğer biz katılmazsak diğer maddeler 367'in altında kalacak ve zorunlu
olarak referanduma gidecek. Referandum ne? Belki 100 trilyonun üzerinde harcama,
gereksiz yere 70 milyonunun ayağa kaldırılması. Parlamentoda bir ihtilaf olmayan,
hepimizin katkı vererek çıkaracağımız bir anayasa değişikliğini gereksiz yere bu
kadar masrafı göze alıp millete taşımak. Türkiye işsizlikten kırılıyor. 100
trilyonunun bu kadar anlamsız bir amaç için harcanmasına hiçbirimizin gönlü razı
olmaz.
O nedenle açıkça ifade ediyorum, eğer TBMM'de o iki madde de düşerse
kalan maddelerin referanduma gitmeden TBMM'de gerekli oya ulaşması için elimizden
gelen gayreti sergileyeceğiz ve oy vermediğimiz, katılmadığımız o anayasa
değişikliğine son turda 'evet' oyu vereceğiz. Bu bizim ta başından beri
götürdüğümüz iyi niyetli, yapıcı, doğru politikanın son aşamasıdır.''
Baykal, 30 maddenin de aynı paketin içine katılmamasını, bir kısmına
destek vermek istediklerini başından beri söylediklerini ifade ederek, sözlerini
şöyle tamamladı:
''Görüyorum ki Meclis'te bir sağduyu şahlanması ortaya çıkmıştır. Meclis
bu doğrultuda çok önemli bir adım atmıştır. Umarım bunun gerisi gelir. Eğer
gerisi gelecek olursa, o 2 madde de düşerse, CHP olarak Türkiye'yi gereksiz bir
referanduma sürüklenmekten alıkoymak için gideceğiz ve geride kalan anayasa
değişikliklerinin onaylanması için her türlü desteğimizi vereceğiz. Umarım bu bir
tarihi fırsat olarak değerlendirilir ve bu doğrultuda büyük bir görev yapmış olan
değerli arkadaşlarımın bu doğrultudaki çabalarına bir destek olur, katkı olur.
Onların sergiledikleri iyi niyete biz de aynı şekilde bir iyi niyetle bir destek
vererek, TBMM içinde uyum, kardeşlik, barış, demokrasi ve hukuk zaferini hep
beraber gerçekleştiririz.''
Grup toplantısında bazı partililerin İsmet İnönü'nün resimlerini
yakalarında ve ellerinde taşıdıkları gözlendi.
Toplantıya, Yeditepe Üniversitesinden bir grup öğrenci de katıldı.
Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı, İsmet İnönü ile ilgili
benzetmesi nedeniyle eleştirirken sözlü protesto girişiminde bulunan partililere
ellerini kaldırarak müdahale etti.
Grup toplantısında, zaman zaman ''CHP iktidar, Deniz Baykal başbakan''
sloganları atıldı. (14.41)
