2013-04-03 - 14:07
TBMM Yasadışı Dinlemeleri Araştırma Komisyonu bünyesinde kurulan Teknik Alt Komisyon, elektronik imza ile sinyal ve görüntü işleme teknolojisi konusunda davet ettiği isimleri dinledi. TBMM Yasadışı Dinlemeleri Araştırma Komisyonu bünyesinde kurulan Hukuk Alt Komisyonu ise, bilgi almak amacıyla gazetecileri dinledi.
TBMM Yasadışı Dinlemeleri Araştırma Komisyonu bünyesinde kurulan Teknik Alt Komisyon, elektronik imza ile sinyal ve görüntü işleme teknolojisi konusunda davet ettiği isimleri dinledi.
Elektronik sertifika hizmeti veren bir şirkette Yazılım Geliştirme ve Ar-Ge Direktörlü yapan Öner Demirkol, elektronik imza ve internet bankacılığı gibi alanlardaki güvenlik yazılımının nasıl sağlandığını anlattı.
Demirkol, komisyon üyelerinin soruları üzerine geçen yıl EGO'ya verdikleri hatalı sertifikanın sonradan fark edildiğini ifade etti. Bu konuda Google'dan uyarı mesajı aldıklarını belirten Demirkol, durumu tespit ettikten sonra ilgili sertifikaları iptal ettiklerini söyledi.
Demirkol, EGO ile yürüttükleri ortak çalışma sonucunda, sertifikanın kişisel bilgilerin elde edilmesine yönelik kullanıldığı yönünde herhangi delil bulunmadığını kaydetti.
Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Enis Çetin de ses ve görüntü sinyallerinin işlenmesi konusunda çalışmalar yürüttüğünü belirterek, teknolojinin geldiği imkanlardan bahsetti.
Ses sinyallerinin rakamlarla konuşmaya döküldüğünü ifade eden Çetin, sinyali konuşmaya dönüştüren rakamların işlenmesiyle herhangi bir kişiye ait yeni bir konuşma elde edilebileceğini söyledi. Çetin, 'Yeterince ses kaydı olan bir kişiye, hecelerin 'kes-yapıştır' yöntemiyle montajlanmasıyla her şey söyletilebilir'' dedi. Bilgisayarından İngilizce konuşan bir kişiyi dinleten Çetin, bir program vasıtasıyla söylemediği halde bu kişinin sesiyle ''Ahmet Enis'' dediği ses kaydını dinletti.
Aynı yöntemle resimler üzerinde de oynama yapılabileceğini ve tespit edilmesi yüzde 100 mümkün olmayan montaj resim üretilebileceğini anlatan Çetin, videoların da sayısal resimlerden oluştuğunu, resimlerde gizli olan rakam kodlarıyla bir videoya obje yerleştirilebileceğini ifade etti.
İnternete bağlı olan bir bilgisayardaki ses, görüntü ve fotoğraf dokümanlarının başkaları tarafından elde edilebileceğine işaret eden Çetin, ''Bilgisayarınızın güvende olması için internet kablosunu çekmeniz gerekir'' diye konuştu.
Enis Çetin, Türkiye'nin kendi yazılımı, donanımı, antivirüs programı olmamasının da güvenlik açısından olumsuz olduğunu dile getirerek, ''Bunları ve bilgisayarlarımızı yurt dışından ithal ediyoruz. Bilgisayarınızın donanımına dahi belirli zamanda harekete geçecek virüs yerleştirilebilir'' dedi.
Bir ses kaydından elde edilen konuşmanın montaj olup olmadığını tespit etmenin mümkün olmadığının altını çizen Çetin, ''Bilirkişi ya da uzmana verirseniz en fazla, 'büyük ihtimalle montaj' ya da 'değil' diyebilir'' ifadesini kullandı. Çetin, yasadışı dinlemeyi önlemenin ya da ortadan kaldırmanın çok zor olduğunu kaydetti.
Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Altıntaş da cep telefonlarıyla ilgili güvenlik sorunları hakkında bilgi verdi.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun (BTK) denetleyici değil, düzenleyici kurum olduğunu anımsatan Altıntaş, baz istasyonlarının yerlerini ve sayısını belirleme yetkisinin BTK'da değil, operatörlerde olduğunu söyledi.
Altıntaş, yasadışı cep telefonu dinlemesi yapılan yalancı bir baz istasyonunu ancak operatörlerin belirleyebileceğini, bunun maliyetinin yüksek olduğunu kaydetti.
Ortam dinlemesi yapan ve ''böcek'' olarak adlandırılan cihazların elektrikli ortamda bulunabileceğini dile getiren Altıntaş, bu cihazların en çok avize, lamba ve prizlere yerleştirildiğini söyledi. Altıntaş, bu cihazların tespiti için ortamda elektromanyetik dalga yayan alıcı ve verici olmaması gerektiğini belirtti.
TBMM Yasadışı Dinlemeleri Araştırma Komisyonu bünyesinde kurulan Hukuk Alt Komisyonu, bilgi almak amacıyla gazetecileri dinledi.
Alt Komisyon, AK Parti Elazığ Milletvekili Şuay Alpay'ın başkanlığında çalışmalarına devam etti.
Abdülkadir Selvi komisyonda yaptığı sunumda, dinlemelerin Türkiye'de bir rejim meselesi olduğunu, sadece etik bir sorun olarak izah etmenin doğru olmayacağını ifade ederek, ''Türkiye'nin uzun süre askeri vesayet ve darbelerle yönetilmiş bir ülke olması nedeniyle telefon dinlemeleri, daha çok cuntalar ya da çeteler tarafından sivillere, sivil hükümetlere aydınlara, yazarlara yönelik uygulanmış bir sistem'' dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yatak odasını dahi ''Ergenekon cuntalarının'' dinlediğinin bilindiğini iddia eden Selvi, ''Gladyo'' adlı kitabında Başbakan Erdoğan'ın evinin, ''vatansever kuvvetler güç birliği çetesi'' tarafından dinlendiğini belgeleriyle yazdığını söyledi. Selvi, bunun yargı konusu olduğunu ancak beraat ettiğini kaydetti.
Selvi, devletin, sivil hükümetleri, bir dönem solcuları, aydınları, bir dönem sağcıları, dindarları dinlediklerini ancak buna ayırdıkları zamanı terör örgütlerini dinleme, olayları önleme yönünde gösteremediğini ifade etti.
''İğneyi başkasına batırırken, çuvaldızı da basın olarak kendimize batırmak istiyorum'' diyen Selvi, gizli kamera kullanımı, telefon dinlemelerine ilişkin tapelerin yayımlanması konusunda basının yeterince etik kurallara saygı göstermediğini belirtti.
Dinlemelerin zaman zaman siyasiler için tasfiye aracı olarak kullanıldığını ifade eden Selvi, basının da kimi yerlerde buna çanak tuttuğunu söyledi. Selvi, bu ifadesini, verdiği birkaç örnekle destekledi.
Bu sürecin mağduru olduklarını belirten Selvi, CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner'in Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemde, gazetenin sahibi Ahmet Albayrak'a ilişkin yürütülen soruşturmayla hiç ilgisi olmadığı halde telefonlarının dinlendiğini söyledi. Bu telefonlar üzerinden yine konuyla hiç ilgisi olmayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, eski Enerji Bakanı ve Başbakan'ın da dinlendiğini belirten Selvi, imha edilmesi gereken belgelerin bazı dergi ve haber sitelerinde çarşaf çarşaf yayımlandığını kaydetti.
Selvi, Cihaner'e sorulduğunda, ''Başbakan'ın da aralarında bulunduğu iletişim tespit tutanaklarını yayımlasaydım eğer yer yerinden oynardı'' dediğini anımsattı.
1999'da 28 Şubat'ın rüzgarlarının devam ettiği bir süreçte, Ankara Emniyeti'nin 8. katında bir dinleme birimi ortaya çıkarıldığını hatırlatan Selvi, Şener Eruygur'un Jandarma Genel Komutanı, Levent Ersöz'ün Jandarma İstihbarat Daire Başkanı olduğu dönemde de ''örtülü ödenekten dinleme cihazları alındığı, bunun devlette kayıtlarının olmadığı ve bu cihazların kaybolduğu'' şeklinde iddianın ortaya atıldığını ifade etti. Selvi, ''Bunun bir iddia olmadığını düşünüyorum. Çünkü bu yargılama ve sorgulama konusu oldu. O dönem jandarma örtülü ödeneğinin 7.5 milyon dolarının kayıp olduğu belirlendi'' dedi.
Selvi, devletin her zaman kendisine tehdit olarak gördüğü unsurları dinlemeye çalıştığını belirterek, AK Parti'nin kuruluş aşamasında genel merkezinin dinlendiği iddialarını, bir gazeteye verdiği röportajda dile getirdiğini, ancak ne ilgili istihbarat kuruluşunun ne de bu iddiaya muhatap olanların herhangi bir işlem yapmadığını söyledi.
Selvi daha sonra komisyon üyelerinin sorularını yanıtladı. Selvi, yasadışı dinlemeler konusunda sadece etik değerin ortaya konulmasının yeterli olmadığını, bunların ayıplı ürün haline getirilmesi gerektiğini söyledi.
Dinleme sistemlerini üreten gelişmiş ülkelerin bulunduğuna işaret eden Selvi, ABD ve İsrail'in çok gelişmiş yazılımları olan firmaları olduğunu belirterek, şunları söyledi:
''Bu dinlemelerin arkasında istihbarat birimleri var. İktidar değişiklikleri siyaseten birilerinin ön plana çıkıp birilerinin tasfiye edilmesi için bu kullanılıyor. Derin devletin ilk mağduru demokrasi olmuştur. Adnan Menderes olmuştur. Derin devletin mağdurları konusunda hep çifte standart kullandık. Bir kesim Menderes'i bir demokrasi şehidi olarak kabul etmedi. Bir kesim de Deniz Gezmiş'leri kabul etmedi.''
Selvi, bu çifte standardın bir tarafa bırakılarak, ortak bir tavır geliştirilmesi gerektiğinin önemine dikkati çekti.
CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner, Selvi'nin sunumu sırasındaki ifadelerine ilişkin, ''Benim yaptığım soruşturmada tek bir sızma olmamıştır. Dinlemeler ilgisiz dinlemeler değildi. Bizim soruşturmanın konusu olan, küçük yaştaki çocuklara cinsel istismar, Kur'an kursuna yardım ve Filistin'e yardım olarak dinlemeye alındı. Bunların tamamı mahkeme kararıyladır. Doğrudan doğruya İstanbul Belediye Başkanı dinlenmedi. Ayrıca bunların hiçbiri de benim elimdeyken yayınlanmadı. Daha sonra Erzurum'a gitti, iddianame orada yazıldı. Ben içerideyken yayımlandı. Keşke sizde o konuşmaların içeriğindeki suçlarla ilgili fikri takip yapsaydınız'' dedi.
Bunun üzerine Selvi, ''Albayrak'ın, Başbakan Erdoğan, Hilmi Güler, Kadir Topbaş ile yaptığı konuşmalar bu tapelerin içinde yer alıyor mu, almıyor mu?'' diye sordu.
Cihaner de o tapelerin bulunduğunu ve suç unsuru içerdiğini iddia ederek, ''ihaleyi falancaya vermeyin, falancaya verin'' ifadelerinin yer aldığını söyledi. Cihaner, bunun tesadüfü delil olarak soruşturmaya bağlanmasının yasal sorumluluk olduğunu kaydetti. Cihaner, ''Başka bir suçla ilgili bir soruşturma yapıyorsanız, başka bir suçla ilgili suç da tapelenir'' dedi.
AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ise ''Neden Doğu Perinçek'in gazetesinde yayımlanıyor. Neden Ergenekon'cuların gazetesinde yayımlanıyor'' diye sorması üzerine Cihaner, ''Bahis konusu olan yayınlar ben cezaevindeyken yapıldı, onu Erzurum'a sorun. Soruşturmayı tamamlayan Erzurum, ben değildim. Oraya sorun'' diye konuştu.
Selvi, yıllardır, ''devlet sırrı'' kavramı altında birçok şeyin tartışılamadığını, devlet sırrının şal gibi pisliklerin üzerinin örtülmesini sağladığını, terörle mücadele sürecinde ''devlet sırrı'' adı altında faili meçhullerin olduğunu iddia ederek, bu kavramın yeniden tartışılması gerektiğini vurguladı.
Medyanın da bu konuda çok temiz olmadığını ifade eden Selvi, ''Kirli çamaşırlarımız var. 28 Şubat sürecinde Müslüm Gündüz ile Fadime Şahin'in yatak odasına girmek bir başarı olarak sunuldu. Bunu, 'ayıplı bir ürün' diye ortaya koymamız lazım'' dedi.
Selvi, kaynaklarıyla her zaman yazmak üzere konuştuğunu vurgulayarak, ''Ne konuştuysam onu paylaşayım diye bir çaba içerisinde oldum. 100'ü aşkın soruşturma, 4 tazminat davası açıldı. Birinden ceza aldım. Kaynaklarımla konuşurken haber yapmak üzere, yazmak üzere aradığımı belirtiyorum'' diye konuştu.
Darbe süreçlerinin hazırlanmasında, kamuoyunda meşrulaştırılmasında Türk basınının iyi bir sınav vermediğini, 28 Şubat'ın paydaşı olduğunu, askeri vesayetin sorgulanmasının, basının her zaman önüne geçtiğini, bu anlamda Türk basınının militer bir sınır çizdiğini savundu.
CHP Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu'nun, Selvi'nin ''Geçmişin hesabını değerlendirmek içerisinde olduğunu'' ileri sürmesi üzerine Selvi, ''Böyle birşeyi reddediyorum. Böyle bir konuşmayı da Komisyonun mehabetine yakıştıramıyorum'' dedi.
CHP'li Siyamoğlu'nun sorularına devam etmesi üzerine Selvi, şunları kaydetti:
''Ben bu sorulara çok ayrıntılı olarak cevap verebilirim, cevap da vermek isterim. Çünkü burası benim için milli iradenin tecelli ettiği Meclis'in oluşturduğu bir komisyon. Fakat sayın milletvekilinin şahsımla ilgili sözleri, patronumun bana daha yüksek bir koltuk verebilir yaklaşımından dolayı rahatsız oldum. Ben şimdiye kadar hiçbir devrin önünde eğilmeden, bükülmeden kalemini koruyan bir gazeteciyim. Bu nedenle eğer komisyonunuz kabul ederse kendisine cevap vermeyeceğim.''
Erdal Şen de yasadışı dinlemelerin Türkiye'nin önemli sorunlarından biri olduğunu belirtti.
Daha sonra komisyon üyelerinin sorularını yanıtlayan Şen, 20 yıllık gazetecilik yaşamında önüne gelen bir yaşadışı dinleme kaydı olmadığını ifade ederek, ''Farklı gazetelere gelmiştir. Yayımlayanlar olmuştur. Ama bana gelmedi. Bana böyle bir belge gelseydi adı üzerinde yasadışı. Bu uygunsuz bulduğum, yayınlatılmasının da manipülasyona yol açacağı bir konu. Gelen kaydın hangi manaya geldiğini bilebilecek insanlarız. Bu konular bir manipülasyon aracı bilinci ile davranmak gerekir'' dedi.
Türkiye'de bu konuda da mesafe alındığını, fütursuzca yapılan yayınların azaldığını ifade eden Şen, böyle bir şeye aracı olmadıklarını, duyarlı bir yayın politikaları olduğunu kaydetti. Şen, ''Kimsenin manipülatif çıkarlarının yayınlamasına izin vermeyiz. Temel düşüncemiz verilmemesi. Ama spontane gelişen konularda, 'bu haberi atlamayayım' saikiyle yapılıyor da olabilir. Haberin maksatlı olmaması önemli'' diye konuştu.
Bunun bilinç, anlayış ve ahlak meselesi olduğunu vurgulayan Şen, ''Kanunlarla daraltılmasının bir takım sıkıntılara yol açacağını düşünüyorum. Tümüyle katı bir yorum mesleki daralmaya götürür. Doğruyu, eğriyi göstermekte yasal sınır konulduğunda tümüyle köreltme durumu olur'' şeklinde konuştu.
Ertuğrul Özkök, komisyonda yaptığı konuşmada, komisyonun çalışmalarının, ''Türkiye'de illegal telefon dinleme konusunda insanlarda yaratılan kötü izleri silebilecek bir sonuca ulaşması'' temennisinde bulundu.
Telefon dinleme mağduru olduğunu anımsatan Özkök, şöyle devam etti:
''Bunun ötesinde 25 yıldan bu yana hayatımın her anını, devletin 5 ayrı kuruluşu tarafından dinlendim şüphesiyle değil, emin bir duyguyla yaşadım. Buna emin olduğumu da bu devlet çeşitli defalar bana hissettirdi, öğretti ve gösterdi. Telefonu dinlenmiş, radyolarda yayınlanmış bir insan olarak, 'Allah kimsenin başına böyle bir şey vermesin' diyorum. Çünkü kendinizi Kızılay Meydanı'nın ortasında çırılçıplak hissediyorsunuz.''
Telefon dinlenmesinin yarattığı psikolojik etkinin çok ağır olduğunu ifade eden Özkök, telefonun herkes açısından bir ''psikiyatr' olduğunu söyledi. Özkök, ''Annenize kızarsınız karınıza şikayet edersiniz, karınıza kızarsınız annenize şikayet edersiniz İnsanın rahatlamasını sağlayan şeylerden bir tanesi telefon. Bunu hep mahrem konuşma diye kabul edersiniz'' diye konuştu.
Bazı bakanların, ''canım ne var bunda, telefonda saklayacak bir şeyim yok'' dediğini ve bu sözleri dehşetle karşıladığını belirten Özkök, telefon dinlemeyi meşrulaştırma konusunda her cümlenin kendisi için kötü ve yapılmaması gereken bir şey olduğunu söyledi.
Toplumun tamamının bilinçle hareket etmesi gerektiğine dikkati çeken Özkök, ''Medyası, siyasi partileri... Bu rakibimize yapıldığı için hoşumuza giden bir şey olmamalı. 'Rakibimizi hırpalıyor' diye, onun mutsuzluğu bizim mutluluğumuz haline gelirse bu işi çözmek mümkün değil'' şeklinde konuştu.
Özkök, 1997 ve 1998'de bir gazete ile ile kanlı bıçaklı oldukları dönemde konuya ilişkin yaşadığı bir olayı anlatarak, ''Bir adam elinde bir çantayla geldi. Çantanın içi kaset dolu. Bir tane kaset çıkardı ve 'buyurun' dedi. Bana dedi ki 'epey kaset var, isterseniz satabilirim.' Kaseti aldım ve 'sana 5 dakika süre veriyorum kaybolursan kaybolursun, kaybolmazsan polisi arayacağım' dedim. Kaseti imha ettim'' dedi.
Komisyon üyelerinin sorularını da yanıtlayan Özkök, ''28 Şubat döneminde ve daha önceki dönemlerde bizim hatalarımız oldu'' diyerek, şunları söyledi:
''Ama bakın bugün aynı hataların ben yine devam ettirildiğini görüyorum. Çünkü siyasetçinin ve gazetecinin bir ortak psikolojik duygusu var. Siyasetçinin bir belagat şehveti, gazetecinin de bir manşet şehveti var. Bizim de bu şehvetlerden arınmayı öğretmemiz lazım insanlara. Bir insanın önüne bir başbakanın, bir siyasetçinin özel telefon konuşması geldiği zaman 'dolar' işareti görür gibi 'manşet' işareti görüyorsanız, bunu önlemek mümkün değil. Elinizin yanacağını hissetmeniz lazım.''
Basının da bu konuda ciddi bir kişilik değişikliğine ihtiyacı bulunduğunu dile getiren Özkök, ''Gazeteciler bunu öğreniyorlar. Ben bir dönemin en kudretli genel yayın yönetmeniydim. Benim telefonum çıktı işte. Başbakan bu ülkenin en kudretli adamı, Türkiye Cumhuriyeti'nin bugüne kadar gördüğü en kudretli başbakanlardan bir tanesi hatta belki de en kudretlisi onun telefon konuşması da çıktı. Mail ortamından bütün gazetecilere gitti'' diye konuştu.
Özkök, illegal bilgi veren insanların ahlakı, Allah'ı ve imanı olmadığını vurgulayarak, ''Bize verdiği gün bilin ki bizimle ilgili bilgiyi de yedeğinde tutuyordur. İktidardan indiğiniz gün, o kudret elinizden gittiği gün karşınıza çıkar' dedi.
Kendisiyle ilgili dinlemelerin bir tanesinin 15 yıl öncesine ait olduğunu belirten Özkök, şöyle devam etti:
''28 Şubat'ın tam ortasında dinlenmişim. Dinlendiğimi biliyordum. Bana da o dönemde bir sürü şey yapıldı. Sadece birtakım insanlara yapılmadı, hepimize yapıldı. Ondan önceki dönemde de yapıldı, daha önceki dönemde de yapıldı. Türkiye'deki merkez sağ hükümetleri döneminde de yapıldı bunların hepsi. Sadece 28 Şubat'a ait alışkanlıklar değildi onlar.
Ergenekon döneminde ben şimdi dışarıdan baktığım için daha iyi görüyorum bazı şeyleri. Ergenekon davasının yürütmesi döneminde ben eskide gördüğüm alışkanlıkları aynı şekilde hatta daha kötüleşerek devam ettiğini gördüm. Dışarıdan daha iyi görüyorsunuz bunu. Bu alışkanlıkların sürdürüldüğünü gördüm. O yüzden bunun bir kültür olayı olduğunu söylüyorum. Bürokrasinin kültürünün değişmesi lazım, gazetecinin de siyasetçinin de kültürünün değişmesi lazım. Sadece kanunla halledilecek şeyler değil bunlar. Ne yazık ki şöyle bir şey oluyor. Her dönem kendinden öncesini yargılıyor, ayıplıyor. Fakat kendi döneminde devam ediyor. Ondan sonra da gelen dönemde onları yargılıyor. Fakat alışkanlıklar devam ediyor, halbuki bir yerde bitmesi lazım.''
Çiğdem Toker de mahkeme kararına dayanmayan dinlemeleri yayınlamadıklarını söyledi. Toker, yayınladıkları şeylerin de çoğu zaman iddianamenin içinde yer alan tapeler olduğunu kaydetti.
Yetkileri çerçevesinde buna dikkat ettiğini ifade eden Toker, eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın görüntüsüyle ilgili haberi gazete olarak yayımlamadıklarını anımsattı. Toker, hatta o dönem Başbakan'ın danışmanı olan şu anki Mili Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın Genel Yayın Yönetmenlerini arayarak, teşekkür ettiğini söyledi.
Bu arada BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Sincan Cezaevi'nden gelen ve içinde cezaevinin sohbet alanında birçok böcek bulunduğuna dair bilgilerin yer aldığı mektubu komisyona sundu.
Elektronik sertifika hizmeti veren bir şirkette Yazılım Geliştirme ve Ar-Ge Direktörlü yapan Öner Demirkol, elektronik imza ve internet bankacılığı gibi alanlardaki güvenlik yazılımının nasıl sağlandığını anlattı.
Demirkol, komisyon üyelerinin soruları üzerine geçen yıl EGO'ya verdikleri hatalı sertifikanın sonradan fark edildiğini ifade etti. Bu konuda Google'dan uyarı mesajı aldıklarını belirten Demirkol, durumu tespit ettikten sonra ilgili sertifikaları iptal ettiklerini söyledi.
Demirkol, EGO ile yürüttükleri ortak çalışma sonucunda, sertifikanın kişisel bilgilerin elde edilmesine yönelik kullanıldığı yönünde herhangi delil bulunmadığını kaydetti.
Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Enis Çetin de ses ve görüntü sinyallerinin işlenmesi konusunda çalışmalar yürüttüğünü belirterek, teknolojinin geldiği imkanlardan bahsetti.
Ses sinyallerinin rakamlarla konuşmaya döküldüğünü ifade eden Çetin, sinyali konuşmaya dönüştüren rakamların işlenmesiyle herhangi bir kişiye ait yeni bir konuşma elde edilebileceğini söyledi. Çetin, 'Yeterince ses kaydı olan bir kişiye, hecelerin 'kes-yapıştır' yöntemiyle montajlanmasıyla her şey söyletilebilir'' dedi. Bilgisayarından İngilizce konuşan bir kişiyi dinleten Çetin, bir program vasıtasıyla söylemediği halde bu kişinin sesiyle ''Ahmet Enis'' dediği ses kaydını dinletti.
Aynı yöntemle resimler üzerinde de oynama yapılabileceğini ve tespit edilmesi yüzde 100 mümkün olmayan montaj resim üretilebileceğini anlatan Çetin, videoların da sayısal resimlerden oluştuğunu, resimlerde gizli olan rakam kodlarıyla bir videoya obje yerleştirilebileceğini ifade etti.
İnternete bağlı olan bir bilgisayardaki ses, görüntü ve fotoğraf dokümanlarının başkaları tarafından elde edilebileceğine işaret eden Çetin, ''Bilgisayarınızın güvende olması için internet kablosunu çekmeniz gerekir'' diye konuştu.
Enis Çetin, Türkiye'nin kendi yazılımı, donanımı, antivirüs programı olmamasının da güvenlik açısından olumsuz olduğunu dile getirerek, ''Bunları ve bilgisayarlarımızı yurt dışından ithal ediyoruz. Bilgisayarınızın donanımına dahi belirli zamanda harekete geçecek virüs yerleştirilebilir'' dedi.
Bir ses kaydından elde edilen konuşmanın montaj olup olmadığını tespit etmenin mümkün olmadığının altını çizen Çetin, ''Bilirkişi ya da uzmana verirseniz en fazla, 'büyük ihtimalle montaj' ya da 'değil' diyebilir'' ifadesini kullandı. Çetin, yasadışı dinlemeyi önlemenin ya da ortadan kaldırmanın çok zor olduğunu kaydetti.
Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Altıntaş da cep telefonlarıyla ilgili güvenlik sorunları hakkında bilgi verdi.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun (BTK) denetleyici değil, düzenleyici kurum olduğunu anımsatan Altıntaş, baz istasyonlarının yerlerini ve sayısını belirleme yetkisinin BTK'da değil, operatörlerde olduğunu söyledi.
Altıntaş, yasadışı cep telefonu dinlemesi yapılan yalancı bir baz istasyonunu ancak operatörlerin belirleyebileceğini, bunun maliyetinin yüksek olduğunu kaydetti.
Ortam dinlemesi yapan ve ''böcek'' olarak adlandırılan cihazların elektrikli ortamda bulunabileceğini dile getiren Altıntaş, bu cihazların en çok avize, lamba ve prizlere yerleştirildiğini söyledi. Altıntaş, bu cihazların tespiti için ortamda elektromanyetik dalga yayan alıcı ve verici olmaması gerektiğini belirtti.
TBMM Yasadışı Dinlemeleri Araştırma Komisyonu bünyesinde kurulan Hukuk Alt Komisyonu, bilgi almak amacıyla gazetecileri dinledi.
Alt Komisyon, AK Parti Elazığ Milletvekili Şuay Alpay'ın başkanlığında çalışmalarına devam etti.
Abdülkadir Selvi komisyonda yaptığı sunumda, dinlemelerin Türkiye'de bir rejim meselesi olduğunu, sadece etik bir sorun olarak izah etmenin doğru olmayacağını ifade ederek, ''Türkiye'nin uzun süre askeri vesayet ve darbelerle yönetilmiş bir ülke olması nedeniyle telefon dinlemeleri, daha çok cuntalar ya da çeteler tarafından sivillere, sivil hükümetlere aydınlara, yazarlara yönelik uygulanmış bir sistem'' dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yatak odasını dahi ''Ergenekon cuntalarının'' dinlediğinin bilindiğini iddia eden Selvi, ''Gladyo'' adlı kitabında Başbakan Erdoğan'ın evinin, ''vatansever kuvvetler güç birliği çetesi'' tarafından dinlendiğini belgeleriyle yazdığını söyledi. Selvi, bunun yargı konusu olduğunu ancak beraat ettiğini kaydetti.
Selvi, devletin, sivil hükümetleri, bir dönem solcuları, aydınları, bir dönem sağcıları, dindarları dinlediklerini ancak buna ayırdıkları zamanı terör örgütlerini dinleme, olayları önleme yönünde gösteremediğini ifade etti.
''İğneyi başkasına batırırken, çuvaldızı da basın olarak kendimize batırmak istiyorum'' diyen Selvi, gizli kamera kullanımı, telefon dinlemelerine ilişkin tapelerin yayımlanması konusunda basının yeterince etik kurallara saygı göstermediğini belirtti.
Dinlemelerin zaman zaman siyasiler için tasfiye aracı olarak kullanıldığını ifade eden Selvi, basının da kimi yerlerde buna çanak tuttuğunu söyledi. Selvi, bu ifadesini, verdiği birkaç örnekle destekledi.
Bu sürecin mağduru olduklarını belirten Selvi, CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner'in Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemde, gazetenin sahibi Ahmet Albayrak'a ilişkin yürütülen soruşturmayla hiç ilgisi olmadığı halde telefonlarının dinlendiğini söyledi. Bu telefonlar üzerinden yine konuyla hiç ilgisi olmayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, eski Enerji Bakanı ve Başbakan'ın da dinlendiğini belirten Selvi, imha edilmesi gereken belgelerin bazı dergi ve haber sitelerinde çarşaf çarşaf yayımlandığını kaydetti.
Selvi, Cihaner'e sorulduğunda, ''Başbakan'ın da aralarında bulunduğu iletişim tespit tutanaklarını yayımlasaydım eğer yer yerinden oynardı'' dediğini anımsattı.
1999'da 28 Şubat'ın rüzgarlarının devam ettiği bir süreçte, Ankara Emniyeti'nin 8. katında bir dinleme birimi ortaya çıkarıldığını hatırlatan Selvi, Şener Eruygur'un Jandarma Genel Komutanı, Levent Ersöz'ün Jandarma İstihbarat Daire Başkanı olduğu dönemde de ''örtülü ödenekten dinleme cihazları alındığı, bunun devlette kayıtlarının olmadığı ve bu cihazların kaybolduğu'' şeklinde iddianın ortaya atıldığını ifade etti. Selvi, ''Bunun bir iddia olmadığını düşünüyorum. Çünkü bu yargılama ve sorgulama konusu oldu. O dönem jandarma örtülü ödeneğinin 7.5 milyon dolarının kayıp olduğu belirlendi'' dedi.
Selvi, devletin her zaman kendisine tehdit olarak gördüğü unsurları dinlemeye çalıştığını belirterek, AK Parti'nin kuruluş aşamasında genel merkezinin dinlendiği iddialarını, bir gazeteye verdiği röportajda dile getirdiğini, ancak ne ilgili istihbarat kuruluşunun ne de bu iddiaya muhatap olanların herhangi bir işlem yapmadığını söyledi.
Selvi daha sonra komisyon üyelerinin sorularını yanıtladı. Selvi, yasadışı dinlemeler konusunda sadece etik değerin ortaya konulmasının yeterli olmadığını, bunların ayıplı ürün haline getirilmesi gerektiğini söyledi.
Dinleme sistemlerini üreten gelişmiş ülkelerin bulunduğuna işaret eden Selvi, ABD ve İsrail'in çok gelişmiş yazılımları olan firmaları olduğunu belirterek, şunları söyledi:
''Bu dinlemelerin arkasında istihbarat birimleri var. İktidar değişiklikleri siyaseten birilerinin ön plana çıkıp birilerinin tasfiye edilmesi için bu kullanılıyor. Derin devletin ilk mağduru demokrasi olmuştur. Adnan Menderes olmuştur. Derin devletin mağdurları konusunda hep çifte standart kullandık. Bir kesim Menderes'i bir demokrasi şehidi olarak kabul etmedi. Bir kesim de Deniz Gezmiş'leri kabul etmedi.''
Selvi, bu çifte standardın bir tarafa bırakılarak, ortak bir tavır geliştirilmesi gerektiğinin önemine dikkati çekti.
CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner, Selvi'nin sunumu sırasındaki ifadelerine ilişkin, ''Benim yaptığım soruşturmada tek bir sızma olmamıştır. Dinlemeler ilgisiz dinlemeler değildi. Bizim soruşturmanın konusu olan, küçük yaştaki çocuklara cinsel istismar, Kur'an kursuna yardım ve Filistin'e yardım olarak dinlemeye alındı. Bunların tamamı mahkeme kararıyladır. Doğrudan doğruya İstanbul Belediye Başkanı dinlenmedi. Ayrıca bunların hiçbiri de benim elimdeyken yayınlanmadı. Daha sonra Erzurum'a gitti, iddianame orada yazıldı. Ben içerideyken yayımlandı. Keşke sizde o konuşmaların içeriğindeki suçlarla ilgili fikri takip yapsaydınız'' dedi.
Bunun üzerine Selvi, ''Albayrak'ın, Başbakan Erdoğan, Hilmi Güler, Kadir Topbaş ile yaptığı konuşmalar bu tapelerin içinde yer alıyor mu, almıyor mu?'' diye sordu.
Cihaner de o tapelerin bulunduğunu ve suç unsuru içerdiğini iddia ederek, ''ihaleyi falancaya vermeyin, falancaya verin'' ifadelerinin yer aldığını söyledi. Cihaner, bunun tesadüfü delil olarak soruşturmaya bağlanmasının yasal sorumluluk olduğunu kaydetti. Cihaner, ''Başka bir suçla ilgili bir soruşturma yapıyorsanız, başka bir suçla ilgili suç da tapelenir'' dedi.
AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ise ''Neden Doğu Perinçek'in gazetesinde yayımlanıyor. Neden Ergenekon'cuların gazetesinde yayımlanıyor'' diye sorması üzerine Cihaner, ''Bahis konusu olan yayınlar ben cezaevindeyken yapıldı, onu Erzurum'a sorun. Soruşturmayı tamamlayan Erzurum, ben değildim. Oraya sorun'' diye konuştu.
Selvi, yıllardır, ''devlet sırrı'' kavramı altında birçok şeyin tartışılamadığını, devlet sırrının şal gibi pisliklerin üzerinin örtülmesini sağladığını, terörle mücadele sürecinde ''devlet sırrı'' adı altında faili meçhullerin olduğunu iddia ederek, bu kavramın yeniden tartışılması gerektiğini vurguladı.
Medyanın da bu konuda çok temiz olmadığını ifade eden Selvi, ''Kirli çamaşırlarımız var. 28 Şubat sürecinde Müslüm Gündüz ile Fadime Şahin'in yatak odasına girmek bir başarı olarak sunuldu. Bunu, 'ayıplı bir ürün' diye ortaya koymamız lazım'' dedi.
Selvi, kaynaklarıyla her zaman yazmak üzere konuştuğunu vurgulayarak, ''Ne konuştuysam onu paylaşayım diye bir çaba içerisinde oldum. 100'ü aşkın soruşturma, 4 tazminat davası açıldı. Birinden ceza aldım. Kaynaklarımla konuşurken haber yapmak üzere, yazmak üzere aradığımı belirtiyorum'' diye konuştu.
Darbe süreçlerinin hazırlanmasında, kamuoyunda meşrulaştırılmasında Türk basınının iyi bir sınav vermediğini, 28 Şubat'ın paydaşı olduğunu, askeri vesayetin sorgulanmasının, basının her zaman önüne geçtiğini, bu anlamda Türk basınının militer bir sınır çizdiğini savundu.
CHP Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu'nun, Selvi'nin ''Geçmişin hesabını değerlendirmek içerisinde olduğunu'' ileri sürmesi üzerine Selvi, ''Böyle birşeyi reddediyorum. Böyle bir konuşmayı da Komisyonun mehabetine yakıştıramıyorum'' dedi.
CHP'li Siyamoğlu'nun sorularına devam etmesi üzerine Selvi, şunları kaydetti:
''Ben bu sorulara çok ayrıntılı olarak cevap verebilirim, cevap da vermek isterim. Çünkü burası benim için milli iradenin tecelli ettiği Meclis'in oluşturduğu bir komisyon. Fakat sayın milletvekilinin şahsımla ilgili sözleri, patronumun bana daha yüksek bir koltuk verebilir yaklaşımından dolayı rahatsız oldum. Ben şimdiye kadar hiçbir devrin önünde eğilmeden, bükülmeden kalemini koruyan bir gazeteciyim. Bu nedenle eğer komisyonunuz kabul ederse kendisine cevap vermeyeceğim.''
Erdal Şen de yasadışı dinlemelerin Türkiye'nin önemli sorunlarından biri olduğunu belirtti.
Daha sonra komisyon üyelerinin sorularını yanıtlayan Şen, 20 yıllık gazetecilik yaşamında önüne gelen bir yaşadışı dinleme kaydı olmadığını ifade ederek, ''Farklı gazetelere gelmiştir. Yayımlayanlar olmuştur. Ama bana gelmedi. Bana böyle bir belge gelseydi adı üzerinde yasadışı. Bu uygunsuz bulduğum, yayınlatılmasının da manipülasyona yol açacağı bir konu. Gelen kaydın hangi manaya geldiğini bilebilecek insanlarız. Bu konular bir manipülasyon aracı bilinci ile davranmak gerekir'' dedi.
Türkiye'de bu konuda da mesafe alındığını, fütursuzca yapılan yayınların azaldığını ifade eden Şen, böyle bir şeye aracı olmadıklarını, duyarlı bir yayın politikaları olduğunu kaydetti. Şen, ''Kimsenin manipülatif çıkarlarının yayınlamasına izin vermeyiz. Temel düşüncemiz verilmemesi. Ama spontane gelişen konularda, 'bu haberi atlamayayım' saikiyle yapılıyor da olabilir. Haberin maksatlı olmaması önemli'' diye konuştu.
Bunun bilinç, anlayış ve ahlak meselesi olduğunu vurgulayan Şen, ''Kanunlarla daraltılmasının bir takım sıkıntılara yol açacağını düşünüyorum. Tümüyle katı bir yorum mesleki daralmaya götürür. Doğruyu, eğriyi göstermekte yasal sınır konulduğunda tümüyle köreltme durumu olur'' şeklinde konuştu.
Ertuğrul Özkök, komisyonda yaptığı konuşmada, komisyonun çalışmalarının, ''Türkiye'de illegal telefon dinleme konusunda insanlarda yaratılan kötü izleri silebilecek bir sonuca ulaşması'' temennisinde bulundu.
Telefon dinleme mağduru olduğunu anımsatan Özkök, şöyle devam etti:
''Bunun ötesinde 25 yıldan bu yana hayatımın her anını, devletin 5 ayrı kuruluşu tarafından dinlendim şüphesiyle değil, emin bir duyguyla yaşadım. Buna emin olduğumu da bu devlet çeşitli defalar bana hissettirdi, öğretti ve gösterdi. Telefonu dinlenmiş, radyolarda yayınlanmış bir insan olarak, 'Allah kimsenin başına böyle bir şey vermesin' diyorum. Çünkü kendinizi Kızılay Meydanı'nın ortasında çırılçıplak hissediyorsunuz.''
Telefon dinlenmesinin yarattığı psikolojik etkinin çok ağır olduğunu ifade eden Özkök, telefonun herkes açısından bir ''psikiyatr' olduğunu söyledi. Özkök, ''Annenize kızarsınız karınıza şikayet edersiniz, karınıza kızarsınız annenize şikayet edersiniz İnsanın rahatlamasını sağlayan şeylerden bir tanesi telefon. Bunu hep mahrem konuşma diye kabul edersiniz'' diye konuştu.
Bazı bakanların, ''canım ne var bunda, telefonda saklayacak bir şeyim yok'' dediğini ve bu sözleri dehşetle karşıladığını belirten Özkök, telefon dinlemeyi meşrulaştırma konusunda her cümlenin kendisi için kötü ve yapılmaması gereken bir şey olduğunu söyledi.
Toplumun tamamının bilinçle hareket etmesi gerektiğine dikkati çeken Özkök, ''Medyası, siyasi partileri... Bu rakibimize yapıldığı için hoşumuza giden bir şey olmamalı. 'Rakibimizi hırpalıyor' diye, onun mutsuzluğu bizim mutluluğumuz haline gelirse bu işi çözmek mümkün değil'' şeklinde konuştu.
Özkök, 1997 ve 1998'de bir gazete ile ile kanlı bıçaklı oldukları dönemde konuya ilişkin yaşadığı bir olayı anlatarak, ''Bir adam elinde bir çantayla geldi. Çantanın içi kaset dolu. Bir tane kaset çıkardı ve 'buyurun' dedi. Bana dedi ki 'epey kaset var, isterseniz satabilirim.' Kaseti aldım ve 'sana 5 dakika süre veriyorum kaybolursan kaybolursun, kaybolmazsan polisi arayacağım' dedim. Kaseti imha ettim'' dedi.
Komisyon üyelerinin sorularını da yanıtlayan Özkök, ''28 Şubat döneminde ve daha önceki dönemlerde bizim hatalarımız oldu'' diyerek, şunları söyledi:
''Ama bakın bugün aynı hataların ben yine devam ettirildiğini görüyorum. Çünkü siyasetçinin ve gazetecinin bir ortak psikolojik duygusu var. Siyasetçinin bir belagat şehveti, gazetecinin de bir manşet şehveti var. Bizim de bu şehvetlerden arınmayı öğretmemiz lazım insanlara. Bir insanın önüne bir başbakanın, bir siyasetçinin özel telefon konuşması geldiği zaman 'dolar' işareti görür gibi 'manşet' işareti görüyorsanız, bunu önlemek mümkün değil. Elinizin yanacağını hissetmeniz lazım.''
Basının da bu konuda ciddi bir kişilik değişikliğine ihtiyacı bulunduğunu dile getiren Özkök, ''Gazeteciler bunu öğreniyorlar. Ben bir dönemin en kudretli genel yayın yönetmeniydim. Benim telefonum çıktı işte. Başbakan bu ülkenin en kudretli adamı, Türkiye Cumhuriyeti'nin bugüne kadar gördüğü en kudretli başbakanlardan bir tanesi hatta belki de en kudretlisi onun telefon konuşması da çıktı. Mail ortamından bütün gazetecilere gitti'' diye konuştu.
Özkök, illegal bilgi veren insanların ahlakı, Allah'ı ve imanı olmadığını vurgulayarak, ''Bize verdiği gün bilin ki bizimle ilgili bilgiyi de yedeğinde tutuyordur. İktidardan indiğiniz gün, o kudret elinizden gittiği gün karşınıza çıkar' dedi.
Kendisiyle ilgili dinlemelerin bir tanesinin 15 yıl öncesine ait olduğunu belirten Özkök, şöyle devam etti:
''28 Şubat'ın tam ortasında dinlenmişim. Dinlendiğimi biliyordum. Bana da o dönemde bir sürü şey yapıldı. Sadece birtakım insanlara yapılmadı, hepimize yapıldı. Ondan önceki dönemde de yapıldı, daha önceki dönemde de yapıldı. Türkiye'deki merkez sağ hükümetleri döneminde de yapıldı bunların hepsi. Sadece 28 Şubat'a ait alışkanlıklar değildi onlar.
Ergenekon döneminde ben şimdi dışarıdan baktığım için daha iyi görüyorum bazı şeyleri. Ergenekon davasının yürütmesi döneminde ben eskide gördüğüm alışkanlıkları aynı şekilde hatta daha kötüleşerek devam ettiğini gördüm. Dışarıdan daha iyi görüyorsunuz bunu. Bu alışkanlıkların sürdürüldüğünü gördüm. O yüzden bunun bir kültür olayı olduğunu söylüyorum. Bürokrasinin kültürünün değişmesi lazım, gazetecinin de siyasetçinin de kültürünün değişmesi lazım. Sadece kanunla halledilecek şeyler değil bunlar. Ne yazık ki şöyle bir şey oluyor. Her dönem kendinden öncesini yargılıyor, ayıplıyor. Fakat kendi döneminde devam ediyor. Ondan sonra da gelen dönemde onları yargılıyor. Fakat alışkanlıklar devam ediyor, halbuki bir yerde bitmesi lazım.''
Çiğdem Toker de mahkeme kararına dayanmayan dinlemeleri yayınlamadıklarını söyledi. Toker, yayınladıkları şeylerin de çoğu zaman iddianamenin içinde yer alan tapeler olduğunu kaydetti.
Yetkileri çerçevesinde buna dikkat ettiğini ifade eden Toker, eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın görüntüsüyle ilgili haberi gazete olarak yayımlamadıklarını anımsattı. Toker, hatta o dönem Başbakan'ın danışmanı olan şu anki Mili Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın Genel Yayın Yönetmenlerini arayarak, teşekkür ettiğini söyledi.
Bu arada BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Sincan Cezaevi'nden gelen ve içinde cezaevinin sohbet alanında birçok böcek bulunduğuna dair bilgilerin yer aldığı mektubu komisyona sundu.
