2006-08-26 - 15:13
TBMM Başkanı Bülent Arınç, Lübnan'a asker gönderilmesi konusunda, ''Yapılan haksızlıklara, barışı bozma girişimlerine karşı Türkiye varlığını her
konuda gösterir, göstermelidir, gösterecektir. Anayasanın 92. maddesi çok açıktır. Kim ne derde desin, sonunda bu maddeye göre işlem yapılacaktır'' dedi.
Türk askerinin şuanda kriz bölgelerinde bulunduğunu belirten TBMM Başkanı Arınç:
"Yani 'Lübnan'da ne işimiz var' denilemez. Eğer ihtiyaç olursa, BM'nin
veya uluslararası kuruluşların bu yöndeki talepleri doğru ve yerinde kabul edilirse
Türk askeri ve teçhizatı başka ülkelerde bulunabilir." dedi.
TBMM Başkanı Bülent Arınç, Lübnan'a asker gönderilmesi konusunda,
''yapılan haksızlıklara, barışı bozma girişimlerine karşı Türkiye varlığını her
konuda gösterir, göstermelidir, gösterecektir. Anayasanın 92. maddesi çok
açıktır. Kim ne derde desin, sonunda bu maddeye göre işlem yapılacaktır'' dedi.
Arınç, TARİŞ Genel Müdürlüğünü ziyaretinde, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet
Sezer'in Lübnan'a asker gönderilmesi konusundaki değerlendirmelerine ilişkin
gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Sezer'in görüşlerini, TBMM Başkanı ve şahsi olarak
değerlendirme konumunda olmadığını belirten Arınç, bu konuda kendi fikirlerini
daha önce de ifade ettiğini belirtti.
Lübnan ve Filistin'de yaşanan olaylar sonrası BM'nin 1701 sayılı kararıyla
bölgede ateşkese benzer bir sükunetin sağlandığını ifade eden Arınç, BM ve AB
üyesi bazı ülkelerin Lübnan'daki barış gücünü güçlendirmek amacıyla asker ve
teçhizat gönderme kararı aldığını söyledi.
Türkiye'nin, saldırıların durması, mültecilerin evlerine dönebilmesi,
Lübnan'ın yaralarının sarılması ve ''İsrail'in savaş tazminatı ödemeye mecbur
kalacak düzeyde bu saldırıların sorgulanması'' için çaba gösterdiğini belirten
Arınç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın uzun süreli temasları olduğunu, Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ün konuyla ilgili ülkeleri ziyaret ettiğini, olayları
yerinde gördüğünü ve yapılabilecek işler konusunda bilgi sahibi olduğunu
kaydetti.
Arınç, şöyle konuştu:
''Türkiye'nin çok uluslu BM barış gücüne asker göndermesi gerekiyorsa bunun
gereğini Hükümet takdir edecektir. Az da kısıtlı da olsa şu kadar sayıda asker,
teçhizat gönderme düşüncesinde olursa, bunu planlarsa, bunu programına alırsa
ikinci aşamada bu talebini TBMM'ye iletecektir. TBMM toplanacak ve bu talebin
yerinde olup olmadığına karar verecektir.
Dolayısıyla prosedürü size tekrar hatırlatıyorum: Anayasanın 92. maddesi
gereğince böyle bir durumda bir asker gönderme iznini Hükümet Meclisten talep
edecektir. Bu aşamada sayın Cumhurbaşkanı'nın bir yetkisi ve sorumluluğu yoktur.
Meclisin alacağı karar Resmi Gazete'de yayınlanacaktır. Cumhurbaşkanı'nın
imzasına ihtiyaç bulunmamaktadır. Bu hiçbir zaman veto edilecek ve Anayasa
Mahkemesinde iptali için dava açılacak bir karar olmayacaktır. Prosedür böyle.
Sayın Cumhurbaşkanı'nın özgün düşünceleri kendisine aittir. Ben onu
değerlendirmiyorum, ama bu işler birinci olarak Hükümetin işidir. Hükümet buna
gerek duyarsa o zaman Meclisten talepte bulunacaktır. İkinci aşamada da Meclisin
bu talebi yerinde bulup bulmaması önemlidir.''
''HER TALEP, HER İZİN, HER TEZKERE KENDİ ŞARTLARI İÇİNDE DEĞERLENDİRİLİR''
Geçmişte pek çok taleplerin olduğunu, kendi görev döneminde bunlardan bir
tanesinin reddedildiğini ancak diğerlerinin kabul edildiğini hatırlatan Arınç,
sözlerine şöyle devam etti:
''Şu anda Türk askeri kriz bölgelerinde bulunmaktadır. Yani, 'Lübnan'da ne
işimiz var' denilemez. Eğer gerek, ihtiyaç olursa, BM'nin veya uluslararası
kuruluşların bu yöndeki talepleri doğru ve yerinde kabul edilirse Türk askeri ve
teçhizatı başka ülkelerde bulunabilir.
Hükümet daha bir ay önce Meclisten yetki aldı. Kongo'ya bir C130 nakliye
uçağıyla bir kısım teçhizat gönderildi. O zaman 'Afganistan'da, Bosna Hersek'te
Türk askerinin ne işi var' denilebilir. 'Geçmiş yıllarda Somali'de ne işi vardı'
denilebilir. Oysa Lübnan Somali'den, Kongo'dan, Bosna Hersek'ten, Afganistan'dan
daha yakındır. Lübnan bizim bölgemizde bir ülkedir.
Her talep, her izin, her tezkere kendi şartları içinde değerlendirilir. 1
Mart Tezkeresi'ne bakarak Lübnan'la ilgili konuda hüküm vermek doğru olmadığı
gibi Kongo'ya bakarak Lübnan'la ilgili karar vermek de doğru değildir.
Şartlar ortaya getirilir, talep yapılır. Milletvekillerimiz vicdani
kanaatleriyle oylarını kullanırlar ve bu karara herkesin saygı durması gerekir.''
TBMM Başkanı Arınç, Türkiye'nin bulunduğu bölgenin bir kriz bölgesi
olduğunu, Irak, Filistin, Suriye, İran ve Lübnan ile ilgili olarak çevrede pek
çok sorunlar bulunduğunu, bu sorunlar çözülmedikçe bölgede barışın mümkün
olmadığını kaydetti.
Yıllardır Ortadoğu'daki çatışmaların ana sebebinin Filistin ve İsrail
çatışmasından kaynaklandığını, bu uyuşmazlığın barışçı yöntemlerle çözülmesinin
dünyaya da barış getirebileceğini aktaran Arınç, sözlerini şöyle tamamladı:
''Böyle bir yöntemi, böyle bir imkanı Türkiye göz ardı edemez. Bu bölge
bizim bölgemiz, bu coğrafya bizim coğrafyamızdır. Yapılan haksızlıklara, barışı
bozma girişimlerine karşı Türkiye varlığını her konuda gösterir, göstermelidir,
gösterecektir. Anayasa'nın 92. maddesi çok açıktır. Kim ne derde desin, sonunda
bu maddeye göre işlem yapılacaktır''
"Yani 'Lübnan'da ne işimiz var' denilemez. Eğer ihtiyaç olursa, BM'nin
veya uluslararası kuruluşların bu yöndeki talepleri doğru ve yerinde kabul edilirse
Türk askeri ve teçhizatı başka ülkelerde bulunabilir." dedi.
TBMM Başkanı Bülent Arınç, Lübnan'a asker gönderilmesi konusunda,
''yapılan haksızlıklara, barışı bozma girişimlerine karşı Türkiye varlığını her
konuda gösterir, göstermelidir, gösterecektir. Anayasanın 92. maddesi çok
açıktır. Kim ne derde desin, sonunda bu maddeye göre işlem yapılacaktır'' dedi.
Arınç, TARİŞ Genel Müdürlüğünü ziyaretinde, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet
Sezer'in Lübnan'a asker gönderilmesi konusundaki değerlendirmelerine ilişkin
gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Sezer'in görüşlerini, TBMM Başkanı ve şahsi olarak
değerlendirme konumunda olmadığını belirten Arınç, bu konuda kendi fikirlerini
daha önce de ifade ettiğini belirtti.
Lübnan ve Filistin'de yaşanan olaylar sonrası BM'nin 1701 sayılı kararıyla
bölgede ateşkese benzer bir sükunetin sağlandığını ifade eden Arınç, BM ve AB
üyesi bazı ülkelerin Lübnan'daki barış gücünü güçlendirmek amacıyla asker ve
teçhizat gönderme kararı aldığını söyledi.
Türkiye'nin, saldırıların durması, mültecilerin evlerine dönebilmesi,
Lübnan'ın yaralarının sarılması ve ''İsrail'in savaş tazminatı ödemeye mecbur
kalacak düzeyde bu saldırıların sorgulanması'' için çaba gösterdiğini belirten
Arınç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın uzun süreli temasları olduğunu, Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ün konuyla ilgili ülkeleri ziyaret ettiğini, olayları
yerinde gördüğünü ve yapılabilecek işler konusunda bilgi sahibi olduğunu
kaydetti.
Arınç, şöyle konuştu:
''Türkiye'nin çok uluslu BM barış gücüne asker göndermesi gerekiyorsa bunun
gereğini Hükümet takdir edecektir. Az da kısıtlı da olsa şu kadar sayıda asker,
teçhizat gönderme düşüncesinde olursa, bunu planlarsa, bunu programına alırsa
ikinci aşamada bu talebini TBMM'ye iletecektir. TBMM toplanacak ve bu talebin
yerinde olup olmadığına karar verecektir.
Dolayısıyla prosedürü size tekrar hatırlatıyorum: Anayasanın 92. maddesi
gereğince böyle bir durumda bir asker gönderme iznini Hükümet Meclisten talep
edecektir. Bu aşamada sayın Cumhurbaşkanı'nın bir yetkisi ve sorumluluğu yoktur.
Meclisin alacağı karar Resmi Gazete'de yayınlanacaktır. Cumhurbaşkanı'nın
imzasına ihtiyaç bulunmamaktadır. Bu hiçbir zaman veto edilecek ve Anayasa
Mahkemesinde iptali için dava açılacak bir karar olmayacaktır. Prosedür böyle.
Sayın Cumhurbaşkanı'nın özgün düşünceleri kendisine aittir. Ben onu
değerlendirmiyorum, ama bu işler birinci olarak Hükümetin işidir. Hükümet buna
gerek duyarsa o zaman Meclisten talepte bulunacaktır. İkinci aşamada da Meclisin
bu talebi yerinde bulup bulmaması önemlidir.''
''HER TALEP, HER İZİN, HER TEZKERE KENDİ ŞARTLARI İÇİNDE DEĞERLENDİRİLİR''
Geçmişte pek çok taleplerin olduğunu, kendi görev döneminde bunlardan bir
tanesinin reddedildiğini ancak diğerlerinin kabul edildiğini hatırlatan Arınç,
sözlerine şöyle devam etti:
''Şu anda Türk askeri kriz bölgelerinde bulunmaktadır. Yani, 'Lübnan'da ne
işimiz var' denilemez. Eğer gerek, ihtiyaç olursa, BM'nin veya uluslararası
kuruluşların bu yöndeki talepleri doğru ve yerinde kabul edilirse Türk askeri ve
teçhizatı başka ülkelerde bulunabilir.
Hükümet daha bir ay önce Meclisten yetki aldı. Kongo'ya bir C130 nakliye
uçağıyla bir kısım teçhizat gönderildi. O zaman 'Afganistan'da, Bosna Hersek'te
Türk askerinin ne işi var' denilebilir. 'Geçmiş yıllarda Somali'de ne işi vardı'
denilebilir. Oysa Lübnan Somali'den, Kongo'dan, Bosna Hersek'ten, Afganistan'dan
daha yakındır. Lübnan bizim bölgemizde bir ülkedir.
Her talep, her izin, her tezkere kendi şartları içinde değerlendirilir. 1
Mart Tezkeresi'ne bakarak Lübnan'la ilgili konuda hüküm vermek doğru olmadığı
gibi Kongo'ya bakarak Lübnan'la ilgili karar vermek de doğru değildir.
Şartlar ortaya getirilir, talep yapılır. Milletvekillerimiz vicdani
kanaatleriyle oylarını kullanırlar ve bu karara herkesin saygı durması gerekir.''
TBMM Başkanı Arınç, Türkiye'nin bulunduğu bölgenin bir kriz bölgesi
olduğunu, Irak, Filistin, Suriye, İran ve Lübnan ile ilgili olarak çevrede pek
çok sorunlar bulunduğunu, bu sorunlar çözülmedikçe bölgede barışın mümkün
olmadığını kaydetti.
Yıllardır Ortadoğu'daki çatışmaların ana sebebinin Filistin ve İsrail
çatışmasından kaynaklandığını, bu uyuşmazlığın barışçı yöntemlerle çözülmesinin
dünyaya da barış getirebileceğini aktaran Arınç, sözlerini şöyle tamamladı:
''Böyle bir yöntemi, böyle bir imkanı Türkiye göz ardı edemez. Bu bölge
bizim bölgemiz, bu coğrafya bizim coğrafyamızdır. Yapılan haksızlıklara, barışı
bozma girişimlerine karşı Türkiye varlığını her konuda gösterir, göstermelidir,
gösterecektir. Anayasa'nın 92. maddesi çok açıktır. Kim ne derde desin, sonunda
bu maddeye göre işlem yapılacaktır''
