2009-02-03 - 16:00
CHP GRUP TOPLANTISI...
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal: "Türkiye, IMF ile seçimlerden sonra çok ciddi bir ekonomik işbirliğine girecektir. Hükümetin bütün çabası bunu seçimlerin ertesine aktarabilmektir, yansıtabilmektir''

Partisinin Gnup toplantısında kornuşan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Türkiye,
IMF ile seçimlerden sonra çok ciddi bir ekonomik işbirliğine girecektir.
Hükümetin bütün çabası bunu seçimlerin ertesine aktarabilmektir,
yansıtabilmektir'' dedi.

Baykal, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada gündemdeki
konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye'de ekonominin artık büyümediğini, küçüldüğünü, işsizliğin
arttığını, borçların yönetilemediğini savunan Baykal, uluslararası kriz
karşısında da gerekli önlemlerin alınamadığını ifade etti.

Baykal, 2007 yılında yapılan seçimlerden bu yana hem ekonomi hem de
siyaset alanında ''Türkiye'nin rotasının şaştığını'' ileri sürerek, ''Bu
seçimlerde, AKP elde ettiği yüksek oyu taşıyamamıştır. O oyun ona getirdiği
sorumlulukların gerektirdiği dikkati, özeni, anlayışı sergileyememiştir'' diye
konuştu.

Hükümetin ekonomide çok yanlış tercihler yaptığını, bunun da ülkeyi
gerileme sürecine soktuğunu iddia eden Baykal, 2008'in kayıp bir yıl olduğunu,
2009'a yönelik işaretlerin ise ümit verici olmadığını söyledi.

Dün açıklanan dış ticaret rakamlarının, Türkiye'nin içinde bulunduğu
ekonomik sorunların göstergelerinden biri olduğunu belirten Baykal, ihracattaki
düşüşe dikkati çekti. Son bütçe görüşmeleri sırasında konuya ilişkin uyarılarda
bulunduğunu hatırlatan Baykal, ancak Hükümetin bunları dikkate almadığını ifade
etti.

-IMF İLE İLİŞKİLER-

Konuşmasında IMF ile yürütülen görüşmelere de değinen Baykal, şunları
söyledi:

''IMF ile ha bugün anlaştık ha yarın anlaştık noktasına geldiler. Önce
'ümüğümüzü sıktırmayız' noktasına geldiler, arkasından 'merak etmeyin
anlaşıyoruz' dediler, anlaşma için gün verdiler, 10 Ocak'a gün verdiler. Ocak
bitti, Şubata girdik. 'Ocak sonunda olacak' dediler, '10 gün ara verdik' dediler.
En son olarak Bakan diyor ki 'o 10 günlük süre sonunda da anlaşma olmayabilir'.
Yani bunlar diyorlar ki 'seçime kadar bize karışmayın.' IMF ile anlaşmayı prensip
olarak kabul ettiğine göre Hükümet, bir türlü anlaşmanın yapılamamasının
arkasında ne var? Arkasında Türk ekonomisinin durumuyla ilgili olarak bu
Hükümetin yaptığı değerlendirmeyle gerçek değerlendirme arasında büyük fark
bulunuşu yatıyor.''

Baykal, ''IMF ile görüşmeler yapıldığında işlerin ciddiyete bindiğini''
ifade ederek, ''(İhtiyacımız yok, biz sigorta sistemi olarak düşünüyoruz...)
Bunların hepsi boş laflar. Türkiye, IMF ile seçimlerden sonra çok ciddi bir
ekonomik işbirliğine girecektir. Hükümetin bütün çabası bunu seçimlerin ertesine
aktarabilmektir, yansıtabilmektir'' görüşünü dile getirdi.

Geçen yılın bütçe zafiyetinin ve ana kalemlerdeki tutarsızlıkların
dikkate alınmadığını da savunan Baykal, ''2008 yılı bütçesi tehlikeli biçimde
açık vermiştir. Şimdi '2009'da yeni ekonomi politikası düzenlenirken 2008
bütçesinin zihniyetiyle, anlayışıyla yürüyemezsiniz' diyor herkes. 'Bu gerçeği
kabul' edin diyor. 'Hesabınızını ona göre yapın' diyor. Bunlarda diyor ki 'seçime
kadar bize karışma, seçimden sonra ne gerekirse yaparız.' Şimdi seçime kadar bu
oyalama böyle devam ediyor'' diye konuştu.

Baykal, 2009 bütçesinin gerçeklerle örtüşmediğini de belirterek,
Hükümetin kamuoyuna yanıltmaya yönelik düzenlemeler içinde olduğunu iddia etti.

-DOĞALGAZ'DA İNDİRİM-

Baykal, konuşmasında doğalgaz fiyatlarındaki indirime de değindi. Bu
konudaki yaklaşımın da meselenin kavranamadığını gösterdiğini savunan Baykal, ''1
yılda yüzde 83 doğalgaza zam yapılmıştır. Şimdi yüzde 17'sini veriyorlar. Ne
zaman veriyorlar? Seçime çeyrek kala'' dedi. Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Zammı kim ilan etti? BOTAŞ Genel Müdürü. Ne zaman ilan etti? Gece
02.00'de. Nasıl ilan etti? Yazılı açıklama ile ilan etti. Şimdi indirim ne zaman
ilan ediliyor? Seçime çeyrek kala ilan ediliyor. Kim ilan ediyor? Başbakan ilan
ediyor. Nasıl ilan ediyor? Bir büyük toplantıda, 'müjde veriyorum size' diyor.
Eğer bu verdiğin müjde ise daha önce yaptığın ne o zaman?''

Türkiye'de ekonominin gereğinin yerine getirilmediğini, siyasi hesaplarla
ekonomiyle oynandığını ileri süren Baykal, ''Bu işler mi? Bunun artık işleyeceği
günler geride kalmıştır. Doğalgazda yapılan bu atraksiyon da işlemeyecektir,
başbakanlarla yapılan siyasi şovlar, gösteriler de kesinlikle işlemeyecektir.
Vatandaş bütün bunları değerlendirecek birikime, deneyime, acı deneyime sahiptir.
Yeterince aldatılmıştır, yeterince yanıltılmıştır. Artık bundan sonra vatandaşın
aldatılması, yanıltılması o kadar kolay olmayacaktır'' diye konuştu.

Baykal, partisinin TBMM Grup toplantısında, son siyasi gelişmeleri
değerlendirdi. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'a Davos'ta haksızlık yapıldığını, yüksek sesle itham
edildiğini ve cevap verme hakkının önlenmek istendiğini belirterek, ''Bu, kabul
edilemez. Türkiye'de herkes, hepimiz, devletimizin temsilcilerine yönelik bu
haksızlıklar karşısında tavır takınırız. Bunları şiddetle reddederiz. Bunu
yapanları açıkça kınarız. Bu konuda hiçbir tereddüt yoktur'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres
arasında Davos'ta yaşanan tartışmayı değerlendiren Baykal, böyle uluslararası
toplantılarda ortaya çıkan tablonun, bütün dünyayı yakından ilgilendireceğini
söyledi. Baykal, şöyle konuştu:

''Herkes, hepimiz, bu tartışmayı dikkatle izledik. Bu tartışmanın ortaya
koyduğu temel nokta şudur: Maalesef bu tartışma sırasında Türkiye Cumhuriyeti
Başbakanına kabul edilmesi mümkün olmayan bir üslupla doğrudan hedef alarak,
parmakla hedef göstererek, yüksek sesle ithamlar yöneltilmiştir. Bu ithamlara,
Türkiye Başbakanının cevap verme hakkına saygı gösterilmemiştir. Cevap verme
fırsatı tanınmak istenmemiştir. O konudaki ısrarı karşısında itilerek, kakılarak
susturulmak istenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin bir temsilcisine, bir devlet
adamına, Başkanına, Cumhurbaşkanına, bir bakanına yöneltilecek haksızlık
karşısında hiç kuşku yok ki Türkiye'de herkes, hepimiz, devletimizin
temsilcilerine yönelik bu haksızlıklar karşısında tavır takınırız. Bunları
şiddetle reddederiz. Bunu yapanları açıkça kınarız. Bu konuda hiçbir tereddüt
yoktur.''

''Maalesef orada, Başbakan'a haksızlık yapılmıştır'' diyen Baykal,
Başbakan Erdoğan'ın, yüksek sesle itham edildiğini, parmakla ve böyle
toplantılarda mutat olmayan bir üslupla kendisiyle konuşulduğunu söyledi.
Erdoğan'ın cevap hakkının da itilip kakılarak önlenmek istendiğini ifade eden
Baykal, ''Bu, kabul edilemez. Hepimiz, iktidar, muhalefet ayırımı gözetmeden,
böyle bir tablo karşısında Türkiye'nin bu muameleye maruz bırakılmasına karşı
tepkimizi ortaya koyarız, koyuyoruz'' diye konuştu.

Grup toplantısını izleyen bir vatandaşın, ''Sayın Genel Başkanım, sizin
bahsettiğiniz Başbakan, kışın bizi işimizden çıkarıyor. Bizi açlığa, yokluğa
mahkum ediyor'' diye bağırması üzerine Baykal, ''Anlıyorum. Bunu önlemek için
çalışıyoruz. Gerçekleri her fırsatta söylüyoruz'' dedi.

-İSRAİL-FİLİSTİN ÇATIŞMASI-

İsrail-Filistin çatışmasının, Filistin topraklarında İsrail Devletinin
kurulmasıyla başladığını ifade eden Baykal, hala bir Filistin Devletinin
kurulmasının sağlanamadığını, sorunun da bundan kaynaklandığını kaydetti. Baykal,
''Bu kabul edilebilir tablo değildir. Filistin topraklarında, Filistin Devletinin
en kısa sürede kurulması mutlaka gerçekleştirilmelidir'' diyerek, bu sağlanmadan,
barış ve istikrarın olamayacağını söyledi.

''Olayın, İsrail-Hamas sorunu mu, İsrail-Filistin sorunu mu, İsrail- Arap
sorunu mu, yoksa Musevi-Müslüman çatışması mı'' olduğu sorusunu yönelten Baykal,
Hamas ve FKÖ'nün olaya yaklaşımı hakkında değerlendirmelerde bulundu. Baykal,
''Türkiye, olarak ne istiyoruz? Ortadoğu'da barış istiyoruz. İsrail bir devlet
olarak devam etmelidir ama Filistin halkı da kendi meşru devletine en kısa
zamanda sahip olmalıdır. Bu çatışma çerçevesinde, şiddetin, terörün sivil
insanlara yönelik olarak kullanılmasını kesinlikle kabul etmiyoruz. Çatışmalara
bir an önce son verilsin. Savaşla bir yere varmak mümkün değildir. Dünya devreye
girsin ve bu konuyu çözsün diyoruz'' şeklinde konuştu.

-''...BAŞ TACI EDERLER AMA''-

Türkiye'nin, Kıbrıs sorunu ile PKK sorunu bulunduğunu anımsatan Baykal,
bu coğrafyadaki ülkelerin bu sorunlara yaklaşımının nasıl olduğunu sordu. ''Bu
ülkeler, ne diyorlar, ne yapıyorlar?'' diyen Baykal, en iyi niyetlilerin ''O
senin sorunun, kolay gelsin'' dediklerini, onun dışında destek verenler de engel
çıkaranlar da bulunduğunu belirtti. Baykal, şunları söyledi:

''Uluslararası sistemde, öncelikle her ülke kendisinin ulusal
yararlarını, çıkarlarını, istikrarını gözeterek, kendisiyle ilgili sorunları
temel alarak, başkasının sorunlarına sahip çıkma heveslerine dizgin vurarak,
kendisini güvence altına alır. Ulusal yararlarını gerçekleştirmeye çalışır.
Olması gereken budur. Biz, bu bölgedeki her sorunun, bizim olmayan sorunları da
ama çözülmesini istediğimiz, tavır takındığımız konularda çözmeye kalkarsak, onun
bir tarafı haline biz dönüşmeye başlarsak, 'O sorun, senin sorunun değil, benim
sorunum' dersek, bunu söylediğiniz zaman, o sorunun acısını çeken insanlar seni
çok alkışlar, baş tacı ederler ama on yıllardır çözülmeyen o sorunun bir parçası
haline sen dönüşmüş olursun. Ve seninle birlikte senin ülkende o sorunların,
sıkıntıların altına girmiş olur.''

Bunun dış politikanın temel bir gerçeği olduğunu savunan Baykal, şunları
kaydetti:

''Elbette Gazze'de yaşanmış olan acı olaylar karşısında tavır takınmak,
neyin yanlış, neyin doğru olduğunu söylemek, izlenen yönteminin kabul edilemez
olduğunu ifade etmek herkesin, özellikle bu bölgede Türkiye'nin öncelikli
görevidir. Bunu yapmak zorundayız, bunu yaparız. Bu ayrı bir şeydir ama bizim o
sorunun bir parçası haline dönüşmemiz, o sorunun bir parçası haline gelmemiz
bambaşka bir şeydir. Bizim, Ortadoğu'daki bu sorunun bir parçası haline
dönüşmemiz yanlıştır. Hele o sorunun tartışmalı taraflarından birisi haline
gelmemiz hiçbir şekilde kabul edilemez. Türkiye, bu tartışma içinde, Filistin
halkı içinde bir ayrı kesim olarak ortaya çıkan Hamas'ın anlayışıyla, çizgisiyle
özdeşleşerek, ona sahip çıkarak, ne kendi yararına, ne Filistin halkının yararına
ne Ortadoğu barışının yararına hizmet etmek durumunda olur.''

Baykal, konuşmasında Almanya'da Deniz Feneri davası dosyasının 5 ay
geçmiş olmasına rağmen Türkiye'ye gönderilmemiş olmasını da eleştirerek,
dosyanın, uçakla, otobüsle, trenle değil, ''Tatar postacılarına'' emanet edilmesi
ya da kaplumbağanın sırtına bağlansa bile bu sürede Ankara'ya ulaşmış olacağını
söyledi. Baykal, dosyanın neden Türkiye'ye gelmediği sorusunu yöneltti.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, sadece Gazze'de olanlar için değil, Irak'ta öldürülen 1 milyon Müslüman için de
ağladıklarını ifade ederek, ''Devletin şerefini korumak isteyenler, İsrail'e karşı konuşmakla bunu gerçekleştiremezler,
gerektiği zaman Bush'a karşı
konuşacaksın. İsrailli pilotlar, Türkiye'de eğitilmeye devam ediyor. Sen ne konuşuyorsun'' dedi.

Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında, Filistin'deki tablonun
kendisini derinden üzdüğünü, sorunun başlangıcının, Filistin'de iki örgütün
varlığı olduğunu söyledi.

Baykal, Filistin'de iki ayrı strateji, iki ayrı güç, etkinlik alanı ve
siyasi anlayış bulunduğuna dikkati çekerek, müzakerelerde birinin muhatap
alınması halinde diğerinin devreye girdiğini, bir türlü uzlaşmanın
gerçekleştirilemediğini belirtti. Baykal, Filistin halkının, kendi askeri gücünü,
siyasi iradesini, diplomatik yaklaşımını ortaya koyacak, tek bir güce bir an önce
kavuşmasının sağlanması gerektiğini vurguladı.

-''DOĞRUDAN TARAF OLMAMALI''-

Türkiye'nin, tartışmada, doğrudan taraf haline dönüşmekten uzak durması,
İsrail ile bu konuyu tartışacak muhatap olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden
Baykal, Davos'un temel yanlışının; Şimon Peres'in karşısına, onunla hesaplaşmak
üzere Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın çıkmaya talip olması olduğunu söyledi.

Baykal, ''Bu, (Konuyu, Türkiye-İsrail tartışmasına dönüştürmek, bana,
içerde İsrail'e karşı mücadelenin öncüsü görüntüsüyle avantaj sağlar mı?) hesabı
bakımından belki uygun olur ama Türkiye'nin çıkarları açısından fevkalade
gereksiz, yanlış olur. Türkiye, bu sorunu sahiplenme görüntüsüne girerek, bunu
çözme şansını artırmıyor, belki var olan şansını da ortadan kaldırıyor'' diye
konuştu.

-''EKSİK OLSUN O SİYASİ YARAR''-

Baykal, Türkiye'nin, çatışmanın, din çatışması boyutunda bulunmadığını,
1492'den bu yana Müslüman-Musevi çatışmasının bir tarafı olmadığını vurgulayarak,
Türkiye'nin, Musevilere kollarını açtığını, bundan pişmanlık duymadığını, zarar
görmediğini dile getirdi.

Türkiye'de yaşayan Musevi vatandaşların, kendilerini ''Türk'' olarak
hissettiklerini ifade eden Baykal, ''Onların dini farklıdır ama bu devletin,
sizden, bizden hiçbir farkı olmayan saygıdeğer vatandaşlarıdır. Onları, bir başka
gözle anlamamız mümkün değildir, bize yakışmaz. Bu insanları dışlar gibi görüntü
verecek bir yaklaşım, tehlikelidir. 'Siyasi amaçlarla arada böyle küçük
atraksiyonlar yapılabilir, böyle yansımalar da olabilir...' Hayır, olamaz. Bu
siyaset için yasak sahadır. Oradan gelecek siyasi yararın, kimseye hayrı yoktur,
eksik olsun o siyasi yarar'' diye konuştu.

-''BUSH DÜZENİNDE BAŞKAN YARDIMCILIĞI''-

Baykal, Türkiye'nin, İsrail ile ilişkilerinin en yoğun olduğu dönemin,
son dönem olduğunu belirterek, Gazze'de çocukların üzerine bombaları atan
pilotların, Konya'da eğitildiğini, anlaşmanın Hükümetçe onaylandığını, İsrail ile
askeri modernleşme projelerinin Hükümet tarafından yürütüldüğünü iddia etti.

Gazze'de olanlara üzüldüklerini ifade eden Baykal, şunları söyledi:

''Ancak sadece Gazze'de olanlara üzülmüyoruz. Gazze'de 1300 Filistinli,
600 çocuk öldürüldü, hepimiz, acısını yüreğimizde taşıyoruz. Ama sadece onun için
ağlamıyoruz, Irak'ta öldürülen 1 milyon Müslüman için de biz ağlıyoruz. Gazze'de
öldürülen çocuklar için gözyaşı dökenler; 1 milyon Müslüman'ın Irak'ta
öldürülmesine yol açan süreç karşısında nasıl tavır takındılar? 1 Mart
Tezkeresinin önlenmesi CHP'nin katkılarıyla gerçekleşti. Ortadoğu halkına, Bush
modeli, bir BOP (Büyük Ortadoğu Projesi)düzeninin dayatılması karşısında, CHP
olarak mücadele ettik, birileri de Bush düzeni içinde Başkan Yardımcılığı
yapmakla iftihar ediyorlardı.

Bu bölgede, 2003'ten beri, Gazze'dekiler de dahil, işlenen bütün
cinayetlerin altında bu işbirliği anlayışı yatıyor. Böyle bir işbirliğinin
sorumluluğundan, 'Gazze'de 1300 kişi öldü, kabul edemem' diyerek, yüksek perdeden
konuşarak, kalkamazsınız. Lafla bu iş olmaz, uygulamayla olur. İsrailli pilotlar,
Konya'da, Türkiye'de eğitilmeye devam ediyor. Sen ne konuşuyorsun. Türkiye'de PKK
saldırısıyla şehitler verilirken, şehit cenazelerinin hiçbirinde bu teessürü
görme imkanı bulamadık. Türk askerinin başına çuval geçirilirken, devletin orunu
neredeydi? Devletin şerefini, onurunu korumak isteyenler, İsrail'e karşı
konuşmakla bunu gerçekleştiremezler, gerektiği zaman Bush'a karşı konuşacaksın.
Türk askerine saldırı yapıldığında, 'ABD'ye gittiğimde Bush ile konuşacağım'
demek, ülkenin şerefini korumak anlamına mı geliyordu? Türkiye'nin şerefini,
onurunu korumak isteyenler, 'Aman süpürmeyin, kullanın' diyenleri, yanında uzman
olarak taşımaz.''

-''BİR BAŞBAKANA YAKIŞMAZ''-

''Başbakan'ın, muhalefetteyken İsrail ile ilgili sözlerini, bu manzarayı
gördükten sonra unutmak mümkün değil'' diyen Baykal, böyle konularda demagojiye
yer olmadığını söyledi.

Baykal, ülkenin ulusal çıkarları için verilen her görevi, şeref ve
başarıyla yapan, gerektiğinde canlarını ödeyen diplomatları, ''düşman suçlar
gibi, hedef haline getirmenin, üç kuruşluk siyasi destek adına hakaret etmenin,
karalamaya çalışmanın'' bir Başbakana yakışmadığını ifade etti.

Türkiye'nin, demokrasinin çocukluk hastalıklarını artık aştığını ifade
eden Baykal, istismarcı yaklaşımlar, şovlarla vatandaşların gerçek sorunlarını
örtbas etmenin mümkün olmadığını söyledi.

Baykal, sözlerini, ''Bu konunun artık istismar edildiği yeter, gerçek
sorunlarımıza, ekonomiye, işsizliğe dönelim'' diyerek tamamladı.