2011-03-15 - 12:49
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, sanatçı İbrahim Tatlıses'e yapılan saldırının, kardeşliğe, dostluğa ve
sanata yapılmış bir saldırı olduğunu söyledi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, sanatçı İbrahim Tatlıses'e yapılan saldırının, kardeşliğe, dostluğa ve
sanata yapılmış bir saldırı olduğunu söyledi.
Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmaya, silahlı
saldırıda ağır yaralanan sanatçı İbrahim Tatlıses'e geçmiş olsun dileklerini
ifade ederek başladı.
Milletin gönlünde kendisine haklı bir yer edinen sanatçıya saldırıyı,
dostluğa, kardeşliğe, sanata yapılmış bir saldırı olarak niteleyen Erdoğan,
''Olayın aydınlatılması, suçluların bulunması için güvenlik güçlerimiz çok yoğun
bir çalışma içerisindedirler. İnanıyorum ki, çok kısa bir süre içerisinde de bu
işin failleri ortaya çıkacaktır. İbrahim Tatlıses'e Allah'tan acil şifa
diliyorum'' dedi.
Başbakan Erdoğan, dün Van'da meydana gelen depremden dolayı Vanlılara da
geçmiş olsun temennisinde bulundu.
14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla sağlık çalışanlarının da bayramını
kutlayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''780 bin kilometrekarelik vatan toprağının hemen her karışında özveriyle
fedakarca, cefakarca hizmet veren başta hekimlerimiz olmak üzere tüm sağlık
personelimize bu vesileyle milletçe bir kez daha şükranlarımızı ifade etmek
istiyorum. Elbette her meslek önemlidir. Ancak öğretmenlerimiz ve sağlık
personelimiz, malzemeleri insan olması hasebiyle son derece hayati meslekler icra
ediyorlar.
Bildiğiniz gibi yola çıkarken Türkiye'yi dört ana temel üzerinde
büyüteceğimizi ifade ettik. Ve 8 yıl boyunca da eğitim, sağlık, adalet, emniyet
noktasında Cumhuriyet tarihimizin en büyük yatırımlarını, en büyük hizmetlerini
milletimizle buluşturmanın mücadelesi, çabası içinde olduk. Hastaneye sağlam
gidenin, sağlıklı gidenin hasta olduğu bir dönemden bugün artık yurdumuzun dört
bir yanında 74 milyon vatandaşımızın kaliteli, hızlı ve güvenilir sağlık hizmeti
aldığı bir noktaya ulaştık. Şurası son derece önemli; AK Parti iktidarından önce
sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranı oranı yüzde 39 seviyesinde idi. Biz bunu
şu anda yüzde 73 oranına yükseltmiş durumdayız.''
2003-2010 yılları arasında, 509'u hastane ve ek binası, 1384'ü birinci
sağlık kuruluşu olmak üzere 1893 sağlık tesisini tamamlayarak halkın hizmetine
sunduklarını anlatan Erdoğan, 2002 yılında devlet hastanelerinde sadece 18 MR
cihazı bulunduğunu, bugün bu sayının 247 olduğunu, tomografi cihazı sayısının
121'den 375'e, diyaliz cihazı sayısının ise 1510'dan 4119'a yükselttiklerini
söyledi.
Tam donanımlı ambulans sayısını 618'den 2547'ye çıkardıklarını, 132 kar
paletli ambulans ve 4 deniz ambulansını hizmete aldıklarını bildiren Başbakan
Erdoğan, 18 helikopter ve 2 uçak ambulansla hava ambulans hizmetini hiçbir ücret
almadan Türkiye sathında yaygınlaştırdıklarını belirtti. Erdoğan, ''Şimdi bu jet
ambulansları 5'e çıkarıyoruz. Tek başına aile hekimliği uygulaması dahi sağlıkta
nasıl bir mesafe katettiğimizi göstermeye yetiyor'' dedi.
Erdoğan, şöyle konuştu:
''Eski Yeşilçam filmlerinde elinde çantasıyla milyarderlerin evlerine
giden doktor sahneleri hepimizi imrendirmiş, tatlı bir hayal olarak
hafızalarımıza yer etmiştir. Bugün artık her ailenin bir hekimi var. Hiçbir ücret
ödemeden ulaşabildiğimiz, yanına gelerek, telefon ederek danışabildiğimiz,
gerekli hal ve şartlarda evimize kadar misafir ettiğimiz doktorlarımız var.
Sağlık hizmetleri noktasında da kendimizi işin başında addediyoruz tüm bu
gelişmelere rağmen.
Sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranını yüzde 100'lere yaklaştırmak,
bunun yanında sağlık çalışanlarımızın haklarını en ideal şekilde teslim etmek
için çalışmalara devam edeceğiz. Ben bir kez daha hekimlerimizden hemşire
kardeşlerimize, ebelerden teknisyenlere kadar tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart
Tıp Bayramını kutluyor, özverili gayretlerinden dolayı kendilerine şükran ve
minnet duygularımızı ifade ediyorum.''
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, uluslararası basını, çevreleri, Türkiye'de yaşanan hadiselere daha
objektif ve daha tutarlı değerlendirmeye, gelişmeleri daha yakından takip etmeye
davet ederek, ''Türkiye'de gazeteci kisvesi altında on yıllarıdır ne tür kirli
senaryoların uygulandığını, medyanın nasıl müdahalelere çanak tuttuğunu, medyanın
terör örgütlerinin değirmenine nasıl su taşıdıklarını görmelerini istiyoruz''
dedi.
Erdoğan, eski CHP Genel Başkanı'nın bir kaset komplosuyla gittiğini belirterek, ''Bunu yeterli
bulmamışlar ki yeni kaset komploları için görüşmeler yapıyorlar, komplocuları
teşvik ediyorlar. Bunlar ortalığa dökülünce de mazeretlerinden daha büyük özürler
beyan ediyorlar. Bizzat kendileri gazeteci kimliği altında bir takım şahısları
komplolarda kullanıyor, bunun arkasından da çıkıp 'Türkiye'de basın özgürlüğü
yok' diyorlar'' diye konuştu.
Erdoğan, ''Türkiye'de basın özgürlüğü yok'' denilerek başlatılan
kampanyaya, CHP'nin gayretleriyle uluslararası boyut kazandırma gayreti içinde
olduklarını ifade ederek, şöyle konuştu:
''Hele hele Avrupa'daki Türk kökenli milletvekillerine sesleniyorum;
dikkat edin yanlış oynuyorsunuz. Oynadığınız oyunun içinde ezilip gidersiniz.
Bakın devam eden bir yargı süreci var. Gelen haberler, öyle zannedilen haberler
değil. Bu, düşünceyle, kitapla ilgili değil. Bütün bunların hepsi, bakıyorsunuz
çıkıyor ve bakıyorsunuz ya Ergenekon ile ya anayasal düzeni değiştirmekle
ilişkisi var ya terör örgütüne üye olmakla ilintili bütün bunlar ya da
görüyorsunuz çeşitli seks kasetleri, vesaire ortaya çıkıyor, bunlarla ilişkileri
var. Uluslararası çevrelerde, uluslararası basında, Avrupa raporlarında Türkiye,
adeta bir diktatörlük, demirperde ülkesi gibi lanse ediliyor. Bu minvalde
yazılar, eleştiriler, analizler arka arkaya sıralanıyor. Bu uluslararası
kampanya, çok acıdır ulusal bir kampanya tarafından da destekleniyor ve
körükleniyor. Birileri, o malum medya kuruluşları, kendi hırsları uğruna bir kez
daha Türkiye'nin yurtdışında karalanmasından, Türkiye'nin imajının
zedelenmesinden rant sağlama gayretine giriyorlar.
Bu, arkasına sığındıkları Batı veya diğer ülkelerdeki görsel ve yazılı
medyayı karıştırın, acaba kaç tane görsel, kaç tane yazılı medya var? Türkiye'de
ise kaç tane görsel, kaç tane yazılı medya var? Araştırdığınızda göreceksiniz ki
onlardan çok daha fazlası Türkiye'de faaliyet göstermektedir. Türkiye, bu denli
özgürlükçüdür. Yazarken de bunlar sınırsız yazmaktadırlar. Hakaret, eleştiri,
bütün bunların boyutu ortadadır. Bütün bunlar rahatlıkla yapılmaktadır.''
Erdoğan, yollarına aynı kararlıkla devam edeceklerini belirterek,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Biz özgürlüğün, basın özgürlüğünün olmadığı yerde demokrasinin
olmadığına inanan bir partiyiz. Bizi bunlar istedikleri kadar karalamaya
çalışsınlar. Hep konuştular; eğer AK Parti ile ilgili olumlu tavır takınan bir
kaç gazete veya televizyon varsa, hemen onlara 'yandaş medya' dediler ama
kendileriyle beraber hareket eden, onları destekleyen ve AK Parti'ye bel altı her
türlü saldırıyı yapan candaş medyayı ise hiç görmediler, görmemezlikten geldiler.
Biz onlara rağmen geldik. Niye? Çünkü biz milletin rotasında hareket ettik,
milletle beraber hareket ettik. Bunların anlayışı şu; AK Parti kaybetsin de
Türkiye'ye ne olursa olsun ama biz buna izin vermeyeceğiz.
Uluslararası basını, uluslararası çevreleri, Türkiye'de yaşanan
hadiselere daha objektif ve daha tutarlı değerlendirmeye, gelişmeleri daha
yakından takip etmeye herkesi davet ediyoruz. Türkiye'de gazeteci kisvesi altında
on yıllardır ne tür kirli senaryoların uygulandığını, medyanın nasıl müdahalelere
çanak tuttuğunu, medyanın terör örgütlerinin değirmenine nasıl su taşıdıklarını
görmelerini istiyoruz.''
Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu, ileri demokratik standartlara
ulaşmayı önüne hedef olarak koyduğunu anlatan Erdoğan, bu hedefleri
gerçekleştirmek için 8 yılda tarihi nitelikte reformlar yapıldığını, aynı şekilde
reformlara devam edeceklerini, ileri demokratik standartları Türkiye'ye
kazandırmak için mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi.
Erdoğan, ''Bırakalım yargı görevini yapsın, bırakalım yargı en hızlı
şekilde kararını versin. Kimsenin yargının işini zorlaştırma çabası içinde
olmasın. En önemlisi de hiç kimse kendi ülkesinin imajını zedeleyecek bir
gayretin, böyle bir mücadelenin içine girmesin. Biz, o malum medyaya rağmen,
milletimizin takdiriyle buralara geldik. Bundan sonra da rotamızı medya değil
millet çizecek. Bundan kimsenin endişesi olmasın'' dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstiklal Marşı
şairi Mehmet Akif Ersoy'u kuru kuru anmayacaklarını, onun ruh dünyasını gelecek
nesillere aktarmak için de samimi çaba içinde olacaklarını belirterek, ''İstiklal
Marşı, öğrencilerimiz için ezberlenmesi gereken 10 kıta olmaktan çıkmalıdır, bir
ev ödevi sınırında kalmamalıdır. İstiklal Marşı törenlerde, okulların açılışında,
kapanışında okunan, manası ıskalanan bir marş olmamalıdır'' dedi.
Erdoğan, tsunaminin Japonya'nın sahil şeridinde ciddi manada can ve mal kaybına yol açtığını
söyledi.
Başbakan Erdoğan, ''Henüz tablo net ortaya çıkmadı ancak görünen o ki
Japonya, 2. Dünya Savaşı sonrası en büyük felaketi, acıyı yaşıyor. Deprem acısını
bilen bir millet olarak Japon dostlarımızın bu hüznünü paylaşıyor kendilerine
başsağlığı, geçmiş olsun mesajlarımızı bir kez daha iletiyoruz'' dedi.
Öncü bir Kızılay ekibinin şu an Japonya'da olduğunu, ihtiyaçların tespiti
çalışmalarına başladığını bildiren Erdoğan, ''Kızılay başta olmak üzere tüm
imkanlarımızla Japon dostlarımızın yanında olacağız. İhtiyaç duyulması halinde
arama, kurtarma, tıbbi destek ve diğer alanlarda ekiplerimiz hazır bekliyorlar.
17 Ağustos depreminde bizi yalnız bırakmayan Japonya'ya yardım ve destek elimizi
uzatıyoruz ve uzatmaya devam edeceğiz'' diye konuştu.
Geçen hafta yaptığı temaslar, ziyaretler ve açılışlarla ilgili bilgi
veren Erdoğan, Hatay'da havaalanı terminal binası başta olmak üzere 72 eser ve
hizmeti açtıklarını hatırlattı. Yağmura rağmen havaalanında toplanan 10 binlerce
vatandaşla birlikte açılışları gerçekleştirdiklerini belirten Erdoğan,
İskenderun'da da adalet sarayı ve çevre ilçelerdeki 20 adet eser ve hizmetin
toplu açılışını yaptıklarını söyledi.
İskenderun'da da yağmur ve fırtınaya rağmen vatandaşların tören alanını
hınca hınç doldurduklarını dile getiren Başbakan Erdoğan, ''Yola çıktığımız andan
itibaren adeta marşımız haline gelen 'Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber
ıslandık yağan yağmurda' dizelerini Hatay ve İskenderun'da müşahhas bir şekilde
hissettik'' dedi.
Erdoğan, İskenderun'da Türk ve Rus ortaklığı olarak 2 milyar dolarlık
yatırımla gerçekleşecek olan, 1500 kişinin istihdam edileceği demir çelik
tesisinin açılışını yaptıkları, İsdemir'i de ziyaret ettiklerini anımsattı.
Sırbistan Başbakanı ile Ankara'da bir araya geldiklerini, AK Parti
Gençlik Kollarının düzenlediği Üçüncü Gençlik Şurası'nın açılışını yaptıklarını
hatırlatan Erdoğan, dün de Değişim Liderleri Zirvesi'nin açılışını
gerçekleştirdiklerini, zirve dolayısıyla Türkiye'de bulunan bazı devlet ve
hükümet başkanlarıyla birebir görüşmeler yaptıklarını kaydetti.
Bugün grup toplantısının ardından geniş bir heyetle İkinci Üst Düzey
İşbirliği Konseyi toplantısını gerçekleştirmek üzere Rusya'ya gideceklerini ifade
eden Erdoğan, perşembe günü de Tataristan'ın başkenti Kazan'a geçerek temaslarda
bulunacağını bildirdi.
İstiklal Marşı'nın kabulünün 90. yıl dönümünün kutlandığını hatırlatan
Erdoğan, merhum Mehmet Akif'i ve marşı kabul eden Meclisteki üyeleri rahmet ve
minnetle yad ettiğini dile getirdi.
2011'in, Ersoy'un vefatının 75. yılı olduğunu anımsatan Başbakan Erdoğan,
2011'in ''Mehmet Akif Yılı'' olarak kabul edildiğini kaydetti. Erdoğan, şunları
söyledi:
''Kültür ve Turizm Bakanlığı eliyle yıl sonuna kadar Mehmet Akif'i, onun
ruhuna, hatırasına, ideallerine yakışır şekilde anmanın yoğun gayreti içerisinde
olacağız. Bu çerçevede 12 Martta Ankara'da Taceddin Dergahı'nda iki önemli eserin
açılışı yapıldı. Mehmet Akif Müze Kütüphanesi ve İstiklal Marşı Anıtı hizmete
açıldı. İstanbul'da 12 Mart dolayısıyla Ümraniye Belediyemizin düzenlediği bir
törende İstiklal Marşı beste yarışmasına katılmış 11 farklı eseri, tanınmış
sanatçılarımızın yorumlarıyla dinleme fırsatımız oldu. Yıl sonuna kadar
eserlerle, yayınlarla, bilimsel toplantılarla Akif'i anmaya devam edeceğiz.
Akif'i kuru kuru anmayacak, O'nun ruh dünyasını gelecek nesillere aktarmak için
de samimi çaba içinde olacağız. İstiklal Marşı, öğrencilerimiz için ezberlenmesi
gereken 10 kıta olmaktan çıkmalıdır, bir ev ödevi sınırında kalmamalıdır.
İstiklal Marşı törenlerde, okulların açılışında, kapanışında okunan, manası
ıskalanan bir marş olmamalıdır. İstiklal Marşı bizim tarihimiz olduğu kadar
geleceğimizdir, gelecek tasavvurumuzdur ve gelecek ideallerimizin, hedeflerimizin
adeta amentüsüdür. Akif'in İstiklal Marşı'nı hangi şartlar altında ve hangi
hissiyatla yazdığını her an hatırda tutmak zorundayız.''
Mehmet Akif'in, bir cihan devletinin parçalanışını, yıkılışını, çöküşünü
görmüş bir mütefekkir olduğunu vurgulayan Erdoğan, ''Ama anı tespit eden değil
geleceği şiirleştiren bir mütefekkirdi'' dedi.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Osmanlı cihan devletinde kopan her bir devlet parçası Akif'in
yüreğinden bir parça olarak kopup gitmişti. Hayatı boyunca gözü, kulağı, kalbi
hep Osmanlı coğrafyasında oldu. Hicaz, Mısır, Irak, Filistin için samimi
gözyaşları döktü. Balkanlar'dan gelecek her bir habere pür dikkat kesildi.
Pakistan'dan, Bangladeş'ten sevindirici bir haber aldığında, inanın onlardan çok
fazla Akif sevindi. Üstat Necip Fazıl'ın dediği gibi; Akif, mürekkep yerine adeta
damarlarından kalemine kan çekerek, gönül diliyle şiirlerini yazdı. Gönül diliyle
İstiklal Marşı'nı yazdı. Akif'in kardeşlik tanımını, hissiyatını anlamak ve
tatmak, gerçekten önemli. Son derece samimi bir insandı. İnsan sevgisiyle
donanmış, insanlığın hüznüyle hüzünlenen, sevinciyle sevinen, heyecanıyla
heyecanlanan bir insandı. Akif, çöküşü gördüğü kadar kuruluşu da gördü, bizzat
yaşadı. Hatta Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda bizzat rol aldı ve yoğun emek
sarfetti. Kastamonu'da, Burdur'da, Ankara'da kalabalıklara yönelik hitapları,
gözyaşlarının adeta sel olup akmasına neden oldu. Bir milletin kazmasıyla,
küreğiyle, istiklal ve hürriyeti için seferber olmasında Akif'in gerçekten büyük
gayretleri oldu.''
Akif'in alçak gönüllü, mütevazı, tam bir gönül insanı olduğunu belirten
Başbakan Erdoğan, merhumun, İstiklal Marşı için açılan şiir yarışmasına ödüllü
olduğu için katılmayı reddettiğini ve ''Ben para karşılığı şiir yazmam' dediğini
hatırlattı.
Ancak ödül kaldırıldıktan sonra İstiklal Marşı'nı bu coğrafyaya, millete
armağan ettiğini belirten Erdoğan, sonrasında da hiçbir hediyeyi, imkanı kabul
etmediğini söyledi. Erdoğan, ''İstiklal Marşı'nın şairi çayına şeker bulamayan,
bulduğu bir avuç üzümü çayına şeker olarak kabul eden bir insandı. Tevazusu,
İstiklal Marşı'nın sahipliği konusunda da örnek teşkil eder. 'Onu kimse yazamaz,
onu hiçbir şair yazamaz. Onu ben bile yazamam. İstiklal Marşı benim değil
milletindir' diyordu'' şeklinde konuştu.
27 Aralık 1936'da vefat ettiğinde koca, muhteşem şairin, tarihin
yetiştirdiği eşsiz mütefekkirin, kimsesiz bir garip gibi defnedildiğini dile
getiren Erdoğan, şöyle konuştu:
''Beyazıt Camisinin avlusunda tabutu yerleştirildiğinde etrafta sadece
birkaç kişi vardı. İstanbul Üniversitesinden bir öğrencinin tabutun üzerindeki
küçük notu görmesiyle acı haber dalga dalga esnaf ve öğrenciler arasında yayıldı
ve bir anda mahşeri bir kalabalık toplandı. Yakındaki Emin Efendi Lokantasının
bayrağı emanet alındı. Topkapı Sarayından Kabe'nin örtüsü getirildi ve merhumun
tabutu üzerine örtüldü. Bütün hayatı gibi cenazesi de son derece mütevazı oldu.
Ancak yazdığı şiir, bu ülkenin tarihine, bu milletin derin hafızasına hiç
silinmeyecek şekilde kaydoldu.''(12.49)
NOT: HABERİN DEVAMINI 'İLGİLİ DÖKÜMANLAR' BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.
Erdoğan, sanatçı İbrahim Tatlıses'e yapılan saldırının, kardeşliğe, dostluğa ve
sanata yapılmış bir saldırı olduğunu söyledi.
Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmaya, silahlı
saldırıda ağır yaralanan sanatçı İbrahim Tatlıses'e geçmiş olsun dileklerini
ifade ederek başladı.
Milletin gönlünde kendisine haklı bir yer edinen sanatçıya saldırıyı,
dostluğa, kardeşliğe, sanata yapılmış bir saldırı olarak niteleyen Erdoğan,
''Olayın aydınlatılması, suçluların bulunması için güvenlik güçlerimiz çok yoğun
bir çalışma içerisindedirler. İnanıyorum ki, çok kısa bir süre içerisinde de bu
işin failleri ortaya çıkacaktır. İbrahim Tatlıses'e Allah'tan acil şifa
diliyorum'' dedi.
Başbakan Erdoğan, dün Van'da meydana gelen depremden dolayı Vanlılara da
geçmiş olsun temennisinde bulundu.
14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla sağlık çalışanlarının da bayramını
kutlayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''780 bin kilometrekarelik vatan toprağının hemen her karışında özveriyle
fedakarca, cefakarca hizmet veren başta hekimlerimiz olmak üzere tüm sağlık
personelimize bu vesileyle milletçe bir kez daha şükranlarımızı ifade etmek
istiyorum. Elbette her meslek önemlidir. Ancak öğretmenlerimiz ve sağlık
personelimiz, malzemeleri insan olması hasebiyle son derece hayati meslekler icra
ediyorlar.
Bildiğiniz gibi yola çıkarken Türkiye'yi dört ana temel üzerinde
büyüteceğimizi ifade ettik. Ve 8 yıl boyunca da eğitim, sağlık, adalet, emniyet
noktasında Cumhuriyet tarihimizin en büyük yatırımlarını, en büyük hizmetlerini
milletimizle buluşturmanın mücadelesi, çabası içinde olduk. Hastaneye sağlam
gidenin, sağlıklı gidenin hasta olduğu bir dönemden bugün artık yurdumuzun dört
bir yanında 74 milyon vatandaşımızın kaliteli, hızlı ve güvenilir sağlık hizmeti
aldığı bir noktaya ulaştık. Şurası son derece önemli; AK Parti iktidarından önce
sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranı oranı yüzde 39 seviyesinde idi. Biz bunu
şu anda yüzde 73 oranına yükseltmiş durumdayız.''
2003-2010 yılları arasında, 509'u hastane ve ek binası, 1384'ü birinci
sağlık kuruluşu olmak üzere 1893 sağlık tesisini tamamlayarak halkın hizmetine
sunduklarını anlatan Erdoğan, 2002 yılında devlet hastanelerinde sadece 18 MR
cihazı bulunduğunu, bugün bu sayının 247 olduğunu, tomografi cihazı sayısının
121'den 375'e, diyaliz cihazı sayısının ise 1510'dan 4119'a yükselttiklerini
söyledi.
Tam donanımlı ambulans sayısını 618'den 2547'ye çıkardıklarını, 132 kar
paletli ambulans ve 4 deniz ambulansını hizmete aldıklarını bildiren Başbakan
Erdoğan, 18 helikopter ve 2 uçak ambulansla hava ambulans hizmetini hiçbir ücret
almadan Türkiye sathında yaygınlaştırdıklarını belirtti. Erdoğan, ''Şimdi bu jet
ambulansları 5'e çıkarıyoruz. Tek başına aile hekimliği uygulaması dahi sağlıkta
nasıl bir mesafe katettiğimizi göstermeye yetiyor'' dedi.
Erdoğan, şöyle konuştu:
''Eski Yeşilçam filmlerinde elinde çantasıyla milyarderlerin evlerine
giden doktor sahneleri hepimizi imrendirmiş, tatlı bir hayal olarak
hafızalarımıza yer etmiştir. Bugün artık her ailenin bir hekimi var. Hiçbir ücret
ödemeden ulaşabildiğimiz, yanına gelerek, telefon ederek danışabildiğimiz,
gerekli hal ve şartlarda evimize kadar misafir ettiğimiz doktorlarımız var.
Sağlık hizmetleri noktasında da kendimizi işin başında addediyoruz tüm bu
gelişmelere rağmen.
Sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranını yüzde 100'lere yaklaştırmak,
bunun yanında sağlık çalışanlarımızın haklarını en ideal şekilde teslim etmek
için çalışmalara devam edeceğiz. Ben bir kez daha hekimlerimizden hemşire
kardeşlerimize, ebelerden teknisyenlere kadar tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart
Tıp Bayramını kutluyor, özverili gayretlerinden dolayı kendilerine şükran ve
minnet duygularımızı ifade ediyorum.''
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, uluslararası basını, çevreleri, Türkiye'de yaşanan hadiselere daha
objektif ve daha tutarlı değerlendirmeye, gelişmeleri daha yakından takip etmeye
davet ederek, ''Türkiye'de gazeteci kisvesi altında on yıllarıdır ne tür kirli
senaryoların uygulandığını, medyanın nasıl müdahalelere çanak tuttuğunu, medyanın
terör örgütlerinin değirmenine nasıl su taşıdıklarını görmelerini istiyoruz''
dedi.
Erdoğan, eski CHP Genel Başkanı'nın bir kaset komplosuyla gittiğini belirterek, ''Bunu yeterli
bulmamışlar ki yeni kaset komploları için görüşmeler yapıyorlar, komplocuları
teşvik ediyorlar. Bunlar ortalığa dökülünce de mazeretlerinden daha büyük özürler
beyan ediyorlar. Bizzat kendileri gazeteci kimliği altında bir takım şahısları
komplolarda kullanıyor, bunun arkasından da çıkıp 'Türkiye'de basın özgürlüğü
yok' diyorlar'' diye konuştu.
Erdoğan, ''Türkiye'de basın özgürlüğü yok'' denilerek başlatılan
kampanyaya, CHP'nin gayretleriyle uluslararası boyut kazandırma gayreti içinde
olduklarını ifade ederek, şöyle konuştu:
''Hele hele Avrupa'daki Türk kökenli milletvekillerine sesleniyorum;
dikkat edin yanlış oynuyorsunuz. Oynadığınız oyunun içinde ezilip gidersiniz.
Bakın devam eden bir yargı süreci var. Gelen haberler, öyle zannedilen haberler
değil. Bu, düşünceyle, kitapla ilgili değil. Bütün bunların hepsi, bakıyorsunuz
çıkıyor ve bakıyorsunuz ya Ergenekon ile ya anayasal düzeni değiştirmekle
ilişkisi var ya terör örgütüne üye olmakla ilintili bütün bunlar ya da
görüyorsunuz çeşitli seks kasetleri, vesaire ortaya çıkıyor, bunlarla ilişkileri
var. Uluslararası çevrelerde, uluslararası basında, Avrupa raporlarında Türkiye,
adeta bir diktatörlük, demirperde ülkesi gibi lanse ediliyor. Bu minvalde
yazılar, eleştiriler, analizler arka arkaya sıralanıyor. Bu uluslararası
kampanya, çok acıdır ulusal bir kampanya tarafından da destekleniyor ve
körükleniyor. Birileri, o malum medya kuruluşları, kendi hırsları uğruna bir kez
daha Türkiye'nin yurtdışında karalanmasından, Türkiye'nin imajının
zedelenmesinden rant sağlama gayretine giriyorlar.
Bu, arkasına sığındıkları Batı veya diğer ülkelerdeki görsel ve yazılı
medyayı karıştırın, acaba kaç tane görsel, kaç tane yazılı medya var? Türkiye'de
ise kaç tane görsel, kaç tane yazılı medya var? Araştırdığınızda göreceksiniz ki
onlardan çok daha fazlası Türkiye'de faaliyet göstermektedir. Türkiye, bu denli
özgürlükçüdür. Yazarken de bunlar sınırsız yazmaktadırlar. Hakaret, eleştiri,
bütün bunların boyutu ortadadır. Bütün bunlar rahatlıkla yapılmaktadır.''
Erdoğan, yollarına aynı kararlıkla devam edeceklerini belirterek,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Biz özgürlüğün, basın özgürlüğünün olmadığı yerde demokrasinin
olmadığına inanan bir partiyiz. Bizi bunlar istedikleri kadar karalamaya
çalışsınlar. Hep konuştular; eğer AK Parti ile ilgili olumlu tavır takınan bir
kaç gazete veya televizyon varsa, hemen onlara 'yandaş medya' dediler ama
kendileriyle beraber hareket eden, onları destekleyen ve AK Parti'ye bel altı her
türlü saldırıyı yapan candaş medyayı ise hiç görmediler, görmemezlikten geldiler.
Biz onlara rağmen geldik. Niye? Çünkü biz milletin rotasında hareket ettik,
milletle beraber hareket ettik. Bunların anlayışı şu; AK Parti kaybetsin de
Türkiye'ye ne olursa olsun ama biz buna izin vermeyeceğiz.
Uluslararası basını, uluslararası çevreleri, Türkiye'de yaşanan
hadiselere daha objektif ve daha tutarlı değerlendirmeye, gelişmeleri daha
yakından takip etmeye herkesi davet ediyoruz. Türkiye'de gazeteci kisvesi altında
on yıllardır ne tür kirli senaryoların uygulandığını, medyanın nasıl müdahalelere
çanak tuttuğunu, medyanın terör örgütlerinin değirmenine nasıl su taşıdıklarını
görmelerini istiyoruz.''
Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu, ileri demokratik standartlara
ulaşmayı önüne hedef olarak koyduğunu anlatan Erdoğan, bu hedefleri
gerçekleştirmek için 8 yılda tarihi nitelikte reformlar yapıldığını, aynı şekilde
reformlara devam edeceklerini, ileri demokratik standartları Türkiye'ye
kazandırmak için mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi.
Erdoğan, ''Bırakalım yargı görevini yapsın, bırakalım yargı en hızlı
şekilde kararını versin. Kimsenin yargının işini zorlaştırma çabası içinde
olmasın. En önemlisi de hiç kimse kendi ülkesinin imajını zedeleyecek bir
gayretin, böyle bir mücadelenin içine girmesin. Biz, o malum medyaya rağmen,
milletimizin takdiriyle buralara geldik. Bundan sonra da rotamızı medya değil
millet çizecek. Bundan kimsenin endişesi olmasın'' dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstiklal Marşı
şairi Mehmet Akif Ersoy'u kuru kuru anmayacaklarını, onun ruh dünyasını gelecek
nesillere aktarmak için de samimi çaba içinde olacaklarını belirterek, ''İstiklal
Marşı, öğrencilerimiz için ezberlenmesi gereken 10 kıta olmaktan çıkmalıdır, bir
ev ödevi sınırında kalmamalıdır. İstiklal Marşı törenlerde, okulların açılışında,
kapanışında okunan, manası ıskalanan bir marş olmamalıdır'' dedi.
Erdoğan, tsunaminin Japonya'nın sahil şeridinde ciddi manada can ve mal kaybına yol açtığını
söyledi.
Başbakan Erdoğan, ''Henüz tablo net ortaya çıkmadı ancak görünen o ki
Japonya, 2. Dünya Savaşı sonrası en büyük felaketi, acıyı yaşıyor. Deprem acısını
bilen bir millet olarak Japon dostlarımızın bu hüznünü paylaşıyor kendilerine
başsağlığı, geçmiş olsun mesajlarımızı bir kez daha iletiyoruz'' dedi.
Öncü bir Kızılay ekibinin şu an Japonya'da olduğunu, ihtiyaçların tespiti
çalışmalarına başladığını bildiren Erdoğan, ''Kızılay başta olmak üzere tüm
imkanlarımızla Japon dostlarımızın yanında olacağız. İhtiyaç duyulması halinde
arama, kurtarma, tıbbi destek ve diğer alanlarda ekiplerimiz hazır bekliyorlar.
17 Ağustos depreminde bizi yalnız bırakmayan Japonya'ya yardım ve destek elimizi
uzatıyoruz ve uzatmaya devam edeceğiz'' diye konuştu.
Geçen hafta yaptığı temaslar, ziyaretler ve açılışlarla ilgili bilgi
veren Erdoğan, Hatay'da havaalanı terminal binası başta olmak üzere 72 eser ve
hizmeti açtıklarını hatırlattı. Yağmura rağmen havaalanında toplanan 10 binlerce
vatandaşla birlikte açılışları gerçekleştirdiklerini belirten Erdoğan,
İskenderun'da da adalet sarayı ve çevre ilçelerdeki 20 adet eser ve hizmetin
toplu açılışını yaptıklarını söyledi.
İskenderun'da da yağmur ve fırtınaya rağmen vatandaşların tören alanını
hınca hınç doldurduklarını dile getiren Başbakan Erdoğan, ''Yola çıktığımız andan
itibaren adeta marşımız haline gelen 'Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber
ıslandık yağan yağmurda' dizelerini Hatay ve İskenderun'da müşahhas bir şekilde
hissettik'' dedi.
Erdoğan, İskenderun'da Türk ve Rus ortaklığı olarak 2 milyar dolarlık
yatırımla gerçekleşecek olan, 1500 kişinin istihdam edileceği demir çelik
tesisinin açılışını yaptıkları, İsdemir'i de ziyaret ettiklerini anımsattı.
Sırbistan Başbakanı ile Ankara'da bir araya geldiklerini, AK Parti
Gençlik Kollarının düzenlediği Üçüncü Gençlik Şurası'nın açılışını yaptıklarını
hatırlatan Erdoğan, dün de Değişim Liderleri Zirvesi'nin açılışını
gerçekleştirdiklerini, zirve dolayısıyla Türkiye'de bulunan bazı devlet ve
hükümet başkanlarıyla birebir görüşmeler yaptıklarını kaydetti.
Bugün grup toplantısının ardından geniş bir heyetle İkinci Üst Düzey
İşbirliği Konseyi toplantısını gerçekleştirmek üzere Rusya'ya gideceklerini ifade
eden Erdoğan, perşembe günü de Tataristan'ın başkenti Kazan'a geçerek temaslarda
bulunacağını bildirdi.
İstiklal Marşı'nın kabulünün 90. yıl dönümünün kutlandığını hatırlatan
Erdoğan, merhum Mehmet Akif'i ve marşı kabul eden Meclisteki üyeleri rahmet ve
minnetle yad ettiğini dile getirdi.
2011'in, Ersoy'un vefatının 75. yılı olduğunu anımsatan Başbakan Erdoğan,
2011'in ''Mehmet Akif Yılı'' olarak kabul edildiğini kaydetti. Erdoğan, şunları
söyledi:
''Kültür ve Turizm Bakanlığı eliyle yıl sonuna kadar Mehmet Akif'i, onun
ruhuna, hatırasına, ideallerine yakışır şekilde anmanın yoğun gayreti içerisinde
olacağız. Bu çerçevede 12 Martta Ankara'da Taceddin Dergahı'nda iki önemli eserin
açılışı yapıldı. Mehmet Akif Müze Kütüphanesi ve İstiklal Marşı Anıtı hizmete
açıldı. İstanbul'da 12 Mart dolayısıyla Ümraniye Belediyemizin düzenlediği bir
törende İstiklal Marşı beste yarışmasına katılmış 11 farklı eseri, tanınmış
sanatçılarımızın yorumlarıyla dinleme fırsatımız oldu. Yıl sonuna kadar
eserlerle, yayınlarla, bilimsel toplantılarla Akif'i anmaya devam edeceğiz.
Akif'i kuru kuru anmayacak, O'nun ruh dünyasını gelecek nesillere aktarmak için
de samimi çaba içinde olacağız. İstiklal Marşı, öğrencilerimiz için ezberlenmesi
gereken 10 kıta olmaktan çıkmalıdır, bir ev ödevi sınırında kalmamalıdır.
İstiklal Marşı törenlerde, okulların açılışında, kapanışında okunan, manası
ıskalanan bir marş olmamalıdır. İstiklal Marşı bizim tarihimiz olduğu kadar
geleceğimizdir, gelecek tasavvurumuzdur ve gelecek ideallerimizin, hedeflerimizin
adeta amentüsüdür. Akif'in İstiklal Marşı'nı hangi şartlar altında ve hangi
hissiyatla yazdığını her an hatırda tutmak zorundayız.''
Mehmet Akif'in, bir cihan devletinin parçalanışını, yıkılışını, çöküşünü
görmüş bir mütefekkir olduğunu vurgulayan Erdoğan, ''Ama anı tespit eden değil
geleceği şiirleştiren bir mütefekkirdi'' dedi.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Osmanlı cihan devletinde kopan her bir devlet parçası Akif'in
yüreğinden bir parça olarak kopup gitmişti. Hayatı boyunca gözü, kulağı, kalbi
hep Osmanlı coğrafyasında oldu. Hicaz, Mısır, Irak, Filistin için samimi
gözyaşları döktü. Balkanlar'dan gelecek her bir habere pür dikkat kesildi.
Pakistan'dan, Bangladeş'ten sevindirici bir haber aldığında, inanın onlardan çok
fazla Akif sevindi. Üstat Necip Fazıl'ın dediği gibi; Akif, mürekkep yerine adeta
damarlarından kalemine kan çekerek, gönül diliyle şiirlerini yazdı. Gönül diliyle
İstiklal Marşı'nı yazdı. Akif'in kardeşlik tanımını, hissiyatını anlamak ve
tatmak, gerçekten önemli. Son derece samimi bir insandı. İnsan sevgisiyle
donanmış, insanlığın hüznüyle hüzünlenen, sevinciyle sevinen, heyecanıyla
heyecanlanan bir insandı. Akif, çöküşü gördüğü kadar kuruluşu da gördü, bizzat
yaşadı. Hatta Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda bizzat rol aldı ve yoğun emek
sarfetti. Kastamonu'da, Burdur'da, Ankara'da kalabalıklara yönelik hitapları,
gözyaşlarının adeta sel olup akmasına neden oldu. Bir milletin kazmasıyla,
küreğiyle, istiklal ve hürriyeti için seferber olmasında Akif'in gerçekten büyük
gayretleri oldu.''
Akif'in alçak gönüllü, mütevazı, tam bir gönül insanı olduğunu belirten
Başbakan Erdoğan, merhumun, İstiklal Marşı için açılan şiir yarışmasına ödüllü
olduğu için katılmayı reddettiğini ve ''Ben para karşılığı şiir yazmam' dediğini
hatırlattı.
Ancak ödül kaldırıldıktan sonra İstiklal Marşı'nı bu coğrafyaya, millete
armağan ettiğini belirten Erdoğan, sonrasında da hiçbir hediyeyi, imkanı kabul
etmediğini söyledi. Erdoğan, ''İstiklal Marşı'nın şairi çayına şeker bulamayan,
bulduğu bir avuç üzümü çayına şeker olarak kabul eden bir insandı. Tevazusu,
İstiklal Marşı'nın sahipliği konusunda da örnek teşkil eder. 'Onu kimse yazamaz,
onu hiçbir şair yazamaz. Onu ben bile yazamam. İstiklal Marşı benim değil
milletindir' diyordu'' şeklinde konuştu.
27 Aralık 1936'da vefat ettiğinde koca, muhteşem şairin, tarihin
yetiştirdiği eşsiz mütefekkirin, kimsesiz bir garip gibi defnedildiğini dile
getiren Erdoğan, şöyle konuştu:
''Beyazıt Camisinin avlusunda tabutu yerleştirildiğinde etrafta sadece
birkaç kişi vardı. İstanbul Üniversitesinden bir öğrencinin tabutun üzerindeki
küçük notu görmesiyle acı haber dalga dalga esnaf ve öğrenciler arasında yayıldı
ve bir anda mahşeri bir kalabalık toplandı. Yakındaki Emin Efendi Lokantasının
bayrağı emanet alındı. Topkapı Sarayından Kabe'nin örtüsü getirildi ve merhumun
tabutu üzerine örtüldü. Bütün hayatı gibi cenazesi de son derece mütevazı oldu.
Ancak yazdığı şiir, bu ülkenin tarihine, bu milletin derin hafızasına hiç
silinmeyecek şekilde kaydoldu.''(12.49)
NOT: HABERİN DEVAMINI 'İLGİLİ DÖKÜMANLAR' BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.
