2006-05-30 - 13:20
BAŞBAKAN ERDOĞAN: "TÜRKİYE'NİN ARTAN GÜCÜ YURTDIŞINDA DA İTİBARINI ARTIRIYOR."
Ekonomik başarıların siyasi gelişmelere paralel olduğunu belirten AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Bu dönemde, siyasi itibarımız, iki katına çıktığı için ihracatımız da aynı şekilde iki kat artmış ve 36 milyar dolar olan ihracatımız, 2005 sonu itibarıyla 73.4 milyar dolara çıkmıştır.'' dedi.
Ekonomik başarıların siyasi başarılarla paralel olduğunu belirten AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Bu dönemde, siyasi itibarımız, iki katına çıktığı için ihracatımız da aynı şekilde iki kat artmış ve 36 milyar dolar olan ihracatımız, 2005 sonu itibarıyla 73.4 milyar dolara çıkmıştır.'' dedi

Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin, içerde güçlendikçe dışarıda da gücünün her alanda hissedildiğini söyledi. Hükümeti kurdukları günden itibaren iddialarının da bu olduğunu ifade eden Erdoğan, ''(içerde gücümüzü toplarsak, dışarıda da güçlü oluruz) demiştim. İktidara geldiğimiz günden bu yana izlediğimiz siyaset, başlangıçtaki öngörülerimizi, siyasetimizin bu noktadaki isabetini doğrulamıştır'' diye konuştu.

Türkiye'nin içerde artan gücünün yurtdışında itibarını artırdığını, artırmaya devam ettiğini kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:
''AB istikametindeki kararlı yürüyüşümüz nasıl sonuç verdiyse ve aşılmaz görülen eşikler nasıl aşıldıysa, komşu devletlerle ilişkilerimizin gelişmesi, bölgesel ittifaklarda etkimizin artması da içerdeki siyasi ve ekonomik istikrarımızla doğrudan ilgilidir. Bütün siyasi, diplomatik başarıları ve kazanımları ekonomik göstergelerle anlatmak, kuşkusuz eksik ve yanlış bir yaklaşım olacaktır. Ekonominin, diplomasiye paralel gittiği gününüzde kazanımlarımızın neler olduğunu ekonomiye bakarak anlatabiliriz.
Bu dönemde, siyasi itibarımız, iki katına çıktığı için ihracatımız da aynı şekilde iki kat artmış ve 36 milyar dolar olan ihracatımız, 2005 sonu itibarıyla 73.4 milyar dolara çıkmıştır. Komşu ülkelerle siyasi, ekonomik, diplomatik her alanda artan ilişkilerimizde dört misli bir iyileşme olduğu için ihracatımız, 3 milyar dolardan 12 milyar dolara çıkmıştır. Bu yaklaşımla ülkeden ülkeye, zirveden zirveye koşuyoruz. Bu yaklaşımımız yüzünden, izlediğimiz bu yol haritası sebebiyle artık ülkeden ülkeye değil, öyle anlar oluyor ki kıtadan kıtaya koşmak durumunda kalıyoruz.''

ENDONEZYA İLE DAYANIŞMA

Erdoğan, Mayıs ayında yaptığı yurtdışı ziyaretleri hatırlatırken, Endonezya'da yaşanan depremden duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Depremde 5 bin fazla insanın öldüğünü ifade eden Erdoğan, ''Tüm Endonezyalı kardeşlerimize başsağlığı, ölenlere Allah'tan rahmet diliyoruz. Bundan önceki hassasiyetlerimiz bu hadisede de gerek Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak gerek Türk Milleti olarak gerek Kızılay olarak, çeşitli sivil toplum örgütleri olarak aynen devam edecek. Tüm Endonezyalı kardeşlerimizin yanında olduğumuzu ifade etmek isterim''
diye konuştu.

ZİYARETLER

İç ve dış politikada izledikleri siyasetteki paralelliğe dikkati çeken Erdoğan, ''Türkiye'nin imkanlarını, potansiyelini, dışarıdaki itibarını görmek istemeyen, siyaseti sadece içerdeki dar mindere, sığ sulara, çatışma alanlarına çekmek isteyenler için anlatıyorum bunları'' dedi.

Türkiye'nin rekabet ettiği ülkelerin gerisinde kalmaması için ''koştuklarını'' anlatan Erdoğan, bu çerçevede 12 Haziran'da Hırvatistan, 13-14 Haziran'da Makedonya, 28 Haziran'da da Strazburg'a gideceğini söyledi. Yaptığı resmi ziyaretlerin hepsinin ''geri dönüşü olan ziyaretler'' olduğunu kaydeden Erdoğan, Haziran ayında da çeşitli ülkelerin yöneticilerinin Türkiye'yi ziyaret edeceklerini bildirdi.

''ZİNCİRLERİ KIRMAK''

Programları, yürüyüşleri ve koşularının devam ettiğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
''Bundan sonra da devam edecek. AK Parti olarak iktidara gelirken 'her şey Türkiye için' demiştik. Kastımız, muradımız işte budur. Türkiye'nin ufkunu açmak, zincirlerini kırmak, dünya ile ilişkilerini sağlam temeller üzerine oturtmak... Derdimiz bu... Semeresini de refah olarak, ticaret olarak kalkınma olarak, yatırım olarak almak. İzlediğimiz siyasetin nasıl bir bütün oluşturduğunu, iç ve dış politikalarımızın hangi vizyona dayandığını işte bunlar ortaya koyuyor.
Biz gelene kadar küresel sermayenin 1 milyar doları aşmadığı bir Türkiye vardı. Ama şimdi 2005 sonu itibarıyla 9.7 milyar dolara çıkan bir küresel sermaye var Türkiye'de. Bu rakamın daha da yukarılara çıkacağı şimdiden kendini göstermeye başladı.
Bu, Türkiye'nin içten dışa doğru büyümesi ve yürüyüşüyle alakalıdır. Bu yürüyüşün öncüsü millettir. Bu yolda menzile varacak olan da millettir. Siyasi, ekonomik, diplomatik adımlarımızın hepsi birbirini tamamlar niteliktedir. İçerde halkımıza ne söylüyorsak, dışarıda da aynısını söylüyoruz. Birbirini tamamlayan bir yol haritası izlediğimiz için bir ay içinde hem Adıyaman'da, hem Şanlıurfa'da, Adana'da, Diyarbakır'da, Manisa'da, Ankara'da, İstanbul'da olduğumuz gibi, aynı günlerde Cezayir'den Endonezya'ya, Yunanistan'dan Azerbaycan'a yol alıyoruz.''

Erdoğan, iktisadi ve ticari ilişkilerin, barış ve refahın yaygınlaştırılmasına büyük katılar sağladığını ifade ederek, barışın ekonomik kalkınmaya, refahın da barışa yaptığı katkıyı hem iç hem de dış ilişkiler açısından değerlendirdiklerini söyledi.

Refahın olmadığı yerde barış ve güveni tesis etmenin mümkün olmadığını kaydeden Erdoğan, bunun için refahın küreselleşmesi, adaletin de yaygınlaştırılmasının zorunlu olduğunu belirtti.

SSK VE BAĞ-KUR BORÇLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI İÇİN BAŞVURU SÜRESİ UZATILDI

Erdoğan, SSK ve Bağ-Kur borçlarının yeniden yapılandırılması için 2 ay önce başlatılan uygulamaya, SSK'dan 215 bin başvuru kabul edildiğini, bu
çerçevede 2.2 milyar YTL borcun yapılandırıldığını söyledi.

Bağ-Kur'dan ise 612 bin başvurunun kabul edildiğini ve bu çerçevede 5.3 milyar YTL borcun yapılandırıldığını kaydeden Erdoğan, ''İki kurumda toplam kabul edilen başvuru sayısı 827 bindir. 2 ay içinde yapılandırılan borç miktarı ise 7.5 milyar YTL'dir'' dedi. Erdoğan, yapılandırılan borçlardan toplam tahsilatın 1 milyar 150 milyon YTL olduğunu söyledi.

Yapılandırmadaki başvuru süresinin yarın sona erdiğini anımsatan Erdoğan, ''Vatandaşlarımızdan borç yapılandırılmasının son günlerinde gelen yoğun talepler ve tarım sigortalılarımızın bu imkandan daha çok faydalanabilmesi, yararlanması amacıyla borç yapılandırılması 30 Haziran'a kadar, yani bir ay daha uzatılmıştır'' diye konuştu.

'DÜŞMAN ÜRETMEYİ DEĞİL, DOST KAZANMAYI ESAS ALAN DIŞ POLİTİKA'

Erdoğan, dış politika konusuna değindi. İçeride ekonomik gelişme, istikrarın korunması ve kalkınmanın sürdürülebilmesi için toplumun bütün katmanlarını sisteme katmanın, iç barışı güçlendireceğini belirten Erdoğan, dış politika bakımından iki ayrı konunun dikkat çektiğini vurguladı.

Ülkelerin ekonomik kalkınmayı, dış gelişmelerden bağımsız olarak gerçekleştirme şansı olmadığını ifade eden Erdoğan, bu nedenle ülkelerin, iç ekonomik istikrarını sürdürebilmek için çevrelerinde barış ve istikrar halkası oluşturma çabasına girdiğini söyledi.

''Bu süreçte üzerinde en çok durmamız gereken husus; ülkelerarası ekonomik ilişkilerin, etkileşimin eskiye göre mahiyet değiştirmesidir'' diyen Erdoğan, ekonomik ilişkilerin siyasi anlamda da yakınlaştırıcı ve uzlaştırıcı imkanlar sunduğunu kaydetti.

Başbakan olarak katıldığı tüm platformlarda ve Türkiye'nin aldığı mesafede bunu çok açık yaşadığını ve gördüğünü dile getiren Erdoğan, karşılıklı ekonomik çıkarları belli bir düzeyin üzerine çıkmış devletlerin, çatışma yerine uzlaşmayı tercih ettiğini söyledi.

Erdoğan, bu hassas noktanın barış için zorluk değil, imkan olduğunu her zeminde anlattığına işaret ederek, şöyle konuştu:
''İzlediğimiz dış politika, Cumhuriyetimizin temel felsefesini geliştiren, düşman üretmeyi değil, dost kazanmayı esas alan bir politikadır. Bu amaçla Türkiye, komşularıyla iyi ilişkiler tesis etmeye özen gösteriyor, sorunların barışçı yollardan çözümünü öncelikli politika haline getiriyor. Bu politikamızı daha da pekiştirmek için iktisadi ve ticari ilişkilerin geliştirilmesine büyük önem veriyoruz. Türkiye, dış politikasını sadece ikili plandaki temaslarla sınırlı tutmuyor. Bölgesel işbirliği mekanizmalarına da öncülük ediyor. Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin sadece AB üyesi ülkelerde ve ülkemizde değil, tüm dünyada ilgiyle izlenmesinin esas nedeni, ülkemizin ekonomik entegrasyonundan ziyade, barışın ve uygarlığın geleceğiyle ilgili kaygılar ve beklentilerdir. Bu yüzden AB süreci, güçlü bir Türkiye'den yana olanların, özenle katkıda bulunması gereken bir süreçtir.''

Hükümet olarak Türkiye'nin insan kaynaklarını genişletmek istediklerini, bu kapsamda önce Türkiye'nin fotoğrafına bir bütün olarak baktıklarını, sonra bütün dünya haritasına baktıklarını anlatan Erdoğan, yol haritalarının, Türkiye'nin medeniyet yolundaki yürüyüşünü kesintisiz ileriye taşımak olduğunu kaydetti.

''GÜVENLİK VE REFAH, AYRILMAZ İKİLİDİR''

Başbakan Erdoğan, başlangıçta uzak gibi görünen Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü, Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği süreci, Kafkas ve Orta Asya ülkelerini içerecek şekilde genişleyen Ekonomik İşbirliği Örgütü ve aralarında Mısır'ın da bulunduğu D-8'in, Türkiye olarak öncü çabalarının somut örnekleri arasında olduğunu söyledi. Bu işbirliği örgütleri zemininde güçlenen iktisadi ilişkilerin, ülkelerin aralarındaki sorunları barışçıl yöntemlerle çözmesine de önemli katkılar sağladığını kaydeden Erdoğan, işbirliğinin boyutları geliştikçe, bu etkinin hız kazanacağına inancını vurguladı.
''Bütün bir tarihi tecrübe göstermiştir ki güvenlik ve refah, ayrılmaz bir ikilidir. Birinin olduğu yerde diğerini de bulursunuz. Biri yoksa, diğeri de yoktur'' diyen Erdoğan, ticari ilişkiler ile ülkelerin kalkınmaları arasında bir bağ olduğunu, ister bölgesel ister küresel ölçekte olsun, ekonomik ilişki ve örgütlenmelerin sadece refahın değil, aynı zamanda güvenliğin de yaygınlaşmasına hizmet ettiğini kaydetti.

Şiddet ve çatışma yerine, barış ve istikrarı küreselleştirmenin en önemli araçlarının, ekonomik ve ticari ilişkileri güçlendirmekten geçtiğine işaret eden Erdoğan, böylece refah ve zenginlik için alışverişte bulunurken, aslında ortak değerleri paylaşmanın da zeminini aradıklarını vurguladı.

''KÜLTÜREL DEĞERLER TEMELİNDE TANIMLAMA...''

Erdoğan, son dönemde uluslararası ilişkilere hakim olan tehlikeli bir eğilimi görmek ve bunun muhtemel sonuçlarını sağlıklı şekilde idrak etmek gereğine dikkati çekerek, şöyle konuştu:
''Son dönemde dünyamızda kültürel algılamalar temelinde giderek artan bir kutuplaşma eğilimiyle karşı karşıyayız. Özellikle 11 Eylül olayları sonrasında belirginleşen bu durum, ülkeleri ve toplumları birbirlerini kültürel değerler temelinde tanımlamaya ve buna göre konum almaya yöneltmektedir. Belki daha da tehlikeli bir gelişme, bu tanımlamanın farklılık olarak algılanan ve bu çerçevede risk ya da tehdit olarak görülen özellikler üzerinden yapılmasıdır. Bu, siyasi, ekonomik ve sosyal tüm ilişkileri etkileyebilecek bir kamplaşma eğilimine yol açmaktadır. Bu riskin en yoğun şekilde hissedildiği etkileşim alanı da maalesef İslam dünyası ile Batı ülkeleri arasında cereyan etmektedir.
Batı toplumlarında giderek artan İslam karşıtlığı ve buna bağlı olarak gelişen dışlayıcı uygulamalar, İslam dünyasında ayrımcılık hissi ve kuvvetli bir Batı karşıtlığını doğurma eğilimindedir. Bana göre bunun temel nedeni şudur; Ülkeler ve toplumlar, aralarındaki ortak değerleri gözden kaçırıyor. Bugünkü medeniyet düzeyine, tarih boyunca her toplumun yaptığı münferit veya kolektif katkılarla ulaşıldığı halde medeniyetin, yani insanlığın ortak kazanımlarının, evrensel birleştirici yönüne gereken önemin verilmediğini görüyoruz.''

Bunu son Almanya gezisinde gördüğünü ve Türk vatandaşlarından dinlediğini belirten Erdoğan, ''Bu üzücü ve düşündürücü... Bunu her platforma, Batı dünyasının liderlerine söylüyoruz, onlarla paylaşıyoruz'' dedi.

Ülkeler arasındaki ilişkilerin bir bütün olarak bundan yara aldığını, toplumlar birbirine yaklaşacağı yerde, birbirinden uzaklaştığını anlatan Erdoğan, ''Tasvip edilmesi mümkün olmayan ötekileştirme eğilimi ortaya çıkıyor. Biz ve onlar dedirten ayrımcı anlayış kök salmaya başlıyor. Biz diyoruz ki bu süreç, aklın kontrolünde olmalı. Vakit geçirilmeden farklı kültürler arasında anlamlı ve işlevsel diyalog kanalları tesis edilmeli ve bu somut tedbirlerle desteklenmelidir. İçine düştüğümüz çıkmazdan kurtulmanın ve ortak aklı egemen kılmanın en önemli ve pratik yolu budur'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, medeniyetler ittifakını bu yönde çok önemsediklerini, bunun destek bulduğunu ve desteklerin artmakta olduğunu kaydederek, sonbaharda İstanbul'da yapılacak son zirveyle doruk noktasına ulaşacağını, düzenlenecek raporun BM'de değerlendirilerek insanlık için yeni bir sürecin başlamasına vesile olacağını söyledi.

"FARKLI KÜLTÜRLERİ ZORLA BİRARADA TUTULACAK DÜŞMAN UNSURLAR OLARAK GÖRMÜYORUZ."

Başbakan Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, çatışma alanlarını derinleştiren hiçbir felsefenin, insanlığın yararına sonuçlar doğurmadığını söyledi.

Bugünkü medeniyet birikimini bir tehdit gücü ve unsuru olarak görmenin, hiç kimsenin ve ülkenin yararına olmadığını ifade eden Erdoğan, tarih boyunca bir çok farklı din ve kültüre ev sahipliği yapan Türkiye'nin bu yöndeki çabalarının eskiye dayandığını bildirdi.

Erdoğan, Türkiye'nin, 11 Eylül saldırılarından sonra, İKÖ ve AB üyesi 70 ülkeden yaklaşık 1 milyar insanın temsilcilerini ortak bir form çatısı altında İstanbul'da bir araya getirdiğini söyledi.

Medeniyeti bir çatışma alanı değil, uzlaşma zemini olarak gören girişimlerin yoğun destek görmesinin nedeninin, insanlığın barışa ve huzura duyduğu özlem olduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, ''Biz farklı kültürleri, zorla bir arada tutulabilecek düşman unsurlar olarak görmüyoruz'' dedi.

Erdoğan, demokrasi, şeffaflık, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve iyi yönetişim gibi ilkelerin başta İslam toplumları olmak üzere bütün kültürlerde yerleşmesini arzu ettiklerini bildirdi.

Bu ilkelerin evrensel niteliklerine dikkat çektiklerini belirten Erdoğan, Türkiye'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika projesi içinde ortak üyeliği kabul ettiğini söyledi.

İNSANLIĞIN, ORTAK ÖZÜYLE BAĞLARINI TAZELEMESİ

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Neden, niçin kabul etmiştir? Tek sebebi var: Ortadoğu'da ve Kuzey Afrika'da bu uzlaşmanın sağlanabilmesi için, refahın orada tüm insanlar için yükselebilmesi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, daha ileri bir demokrasinin bu bölgeye yerleşebilmesi içindir. Bunun için ortak üyeliği ve ardından da eşbaşlık görevini, İtalya ve Yemen'le birlikte kabul ettik. Bize göre bu değerler, hiçbir ülkenin uygarlığın tekelinde değildir, olamaz. Aksine insanoğlunun kolektif aklının, bilincinin ortak bir sorunudur. Ancak bu değerlerin, günümüzde maalesef aynı evrensellikte uygulanmadığı da bir gerçektir.
Bazı toplumlarda geleneksellik bahane edilerek bu değerler zayıflatılmıştır. Bizlere düşen, insanlığın ortak özüyle bağlarını tazelemesine yardımcı olmaktır. AK Parti iktidarının dış politikayı sadece ikili, ticari ilişkiler düzeyinde değil de dünyanın gelecek perspektifi temelinde dinamik ve aktif olarak yürütme çabası, bu yüzden büyük önem taşımaktadır. İnanıyorum ki bu çabalarımız milletimizle de büyük takdirle izlenmektedir.''

Türkiye'nin sosyal ve kültürel özellikleri, jeopolitik konumu ve geleceğe dönük beklenti ve hedefleriyle büyük imkanlara sahip olduğunu belirten Erdoğan, ''Millet olarak sonsuz bir özgüvene sahip olalım. Özgüven sahibi olmak, kendi gerçeğinizi bilmekle anlamlıdır'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan, 82 yıldır cumhuriyetle yönetilen, demokratik ve laik bir ülke
olarak dünyanın en saygın ülkeleri arasında olduğunu kaydetti.

'AK PARTİLİ KENDİSİNE GİYDİRİLMEK İSTENEN FARKLI GÖMLEKLERE GİREMEZ''

Türkiye'nin, Avrupa'da 2. Dünya Savaşı sonrasında oluşturulan tüm ekonomik, siyasi ve askeri örgütlerde yer aldığını belirten Erdoğan,
''Türkiye, evrensel değerleri, katılımcı demokrasiyi, çoğulculuğu, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, laikliği, inanç, düşünce, vicdan
ve teşebbüs hürriyetini, öz iradesiyle benimsemiştir'' dedi.

''AK Parti iktidarının gerek yönetim anlayışı, gerekse yereldeki yönetim anlayışı itibariyle bunu söylüyorum'' diyen Erdoğan, şunları kaydetti:
''Hiçbir AK Parti'li, temsil noktasında olan kişi, kendisine giydirilmek istenen o farklı gömleklere giremez, girmemelidir. Bunu şunun için söylüyorum; Zira birilerinin özel gayretleri var. Bu özel gayretlere herhangi bir bakanımız, milletvekilimiz, belediye başkanımız, il genel meclisimiz, belediye meclis üyemiz asla giremez, herhangi bir teşkilat mensubumuz da giremez. Bütün bu çizgimizi, çerçevemizi ortaya koyan tüzüğümüzdür, programımızdır. Bu program çerçevesinde ülkemize hizmet etmenin yol haritasını belirlemiş durumdayız. Bununla beraber geleceğe bakarız, ülkemize, milletimize
hizmet vermenin heyecanını yaşarız.''

'TÜRKİYE AB'YE NE KATACAK?''

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin, tüm dünyaya ''İslam ile evrensel değerlerin beraberce var olabileceğini'' gösteren çarpıcı bir örnek olduğunu ifade ederek, ''Bundan daha büyük gurur olamaz'' dedi.

Türkiye'nin AB'ye üyelik perspektifinin, küresel barışa katkı sağlayan rolü bakımından özel bir önem taşıdığını dile getiren Erdoğan, ''Yani 'Türkiye AB'ye ne kazandıracaktır' diyenler ya da 'Türkiye geldiğinde AB'ye ne katacaktır' diyenler, sadece bu başlığın altını çizsinler ve bunun üzerinde düşünsünler yeter. Türkiye geldiği zaman İslam dünyası ile Batı dünyası arasındaki köprü tesis edilmiş olacaktır'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin AB'ye tüm üyeliğinin, farklı kültürlerin ortak evrensel değerler temelinde bir arada yaşamasının çarpıcı ve başarılı bir örneği olacağını ve bunun da tüm İslam dünyası ülkelerince hasretle beklendiğini ve dikkatle izlendiğini söyledi.

AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanlığının misafiri olarak Türkiye'de bulunan Kosova Adalet Partisi kadın kollarından 5 üye de grup toplantısını izledi ve konuşmasının ardından Başbakan Erdoğan'a çiçek verdi. Konuk heyete, AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı
Selma Kavaf eşlik etti.

Erdoğan, konuşmasının ardından, Şeref Holü'nde, ''duman avcıları'' yazılı şapka takan, sigarayla mücadele eden 23 Nisan İlköğretim Okulu
öğrencileri ve İstanbul'dan gelen Fatih İlköğretim Okulu öğrencileriyle hatıra fotoğrafı çektirdi.