2015-01-22 - 15:00
TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerini Araştırma Komisyonu AK Parti İstanbul Milletvekili Alev Dedegil başkanlığında toplandı.
TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerini Araştırma Komisyonu AK Parti İstanbul Milletvekili Alev Dedegil başkanlığında toplandı.
Toplantıda, Adalet Bakanlığı yetkilileri çeşitli sunumlar gerçekleştirdi.
Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'nden Tetkik Hakim Mustafa Aydın kurumları bünyesinde gerçekleştirilen bilimsel çalışmalara ilişkin bilgi verdi.
Akademisyen Songül Tosun Altınöz tarafından Ankara'da ceza infaz kurumlarında kadına fiziksel şiddet uygulamış veya kadın cinayeti işlemiş erkek hükümlülerle yapılan bilimsel çalışmayı aktaran Aydın, hükümlülerin yüzde 36,6'sının namus, yüzde 29,3'ünün egemenlik, yüzde 17'sinin ise ekonomik nedenlerle şiddet uyguladığını bildirdi.
Çalışmada yer alan 10 erkekten 4'ünün daha önce de kadına şiddet uyguladığının ortaya çıktığını belirten Aydın, "Çalışmada katılımcıların yüzde 65,8'i kesici, delici bir alet veya ateşli silahla mağdura saldırdığını söylemektedir. Silah kullananların yarısından fazlası silah olmasaydı benzer bir sonuçla karşılaşmayacağını söylemektedir. Silaha kolay ulaşabilmenin hem kadının tehdit edilme riskini hem de cinayet riskini artırdığı bilinmektedir" diye konuştu.
Hükümlülerin birçoğunun işlediği suçu üstlenmektense hapishanede bulunma nedenleri için kadın ve kadın yanlısı yasaları suçladığını ifade eden Aydın, şöyle devam etti:
"Kadına yönelik şiddet, saldırganın bireysel özellikleri ve veya bireysel psikopatolojisiyle açıklanabilecek bir durum değildir. Bugünün saldırganı geçmişin kurbanıdır yaklaşımı şiddeti sorununu bireysel özelliklere indirgediği için sorunludur. Kadına şiddet kapalı kapılar ardında, evde, gerçekleşmektedir. Silahsızlanma kadın cinayetlerinin önüne geçmek için önemli bir adımdır. Failin yaşı, eğitimi, mesleği şiddet için koruyucu, engelleyici değişkenler değildir. Kadının eğitimi ve mesleği kadını şiddetten koruyamamaktadır. Göç kadına yönelik şiddeti artıran bir etkendir. Erkekler, şiddeti kontrolden çıkmaya çalışan kadını denetlemek , otoritelerini sağlamlaştırmak için bir yöntem olarak benimsemektedir."
Akademisyen Kadir Gündoğan'ın çalışmasından da bilgiler aktaran Aydın, töre cinayetlerinde suçun en önemli unsurlarından birinin cinayet kararının erkek egemen bir kurum olan aile meclisinde alınması olduğunu aktardı. Aydın, "Bu kapsamda katılımcılara ailelerde kararı genelde kimin verdiği sorulduğunda dede, baba, abi, aile meclisi gibi konumda bulunan erkeklerin verdiğini ifade eden hükümlülerin oranı yüzde 60'tır. Sadece anne diyen hükümlülerin oranı ise yüzde 3,6'dır" dedi.
Sunumların ardından milletvekilleri bakanlık yetkililerine sorularını yönettiler ve bazı konularda değerlendirmelerde bulundular.
AK Parti İstanbul Milletvekili İsmet Uçma kadın ve erkeğin statüsünü eşitlemenin kadın aleyhinde bir haksızlık olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"İnsanlık yeryüzü serüvenine başladığı andan itibaren kadın daima öndedir ve erkekten üstündür. Kadının bütün kültürlerdeki bu gerçek değerinin tesbiti konusunda elinizde bir çalışma olup olmadığını merak ediyorum. Çünkü alışılmış bir ezber var; kadın erkek eşittir. Hayır değildir. Bu, kadın aleyhine bir durumdur. Kadın kimi imtiyazlar, donanımlar ve değerler bakımından erkekten üstündür. Biz bunu adaletin sağlanması açısından söylüyoruz. Temel hak ve özgürlükler bağlamında ifade etmiyorum."
Sunumda yer alan kadına yönelik şiddet veya boşanma davalarında hakimin cinsiyetinin, taraflarda ön yargı tartışmalarına yol açtığına ilişkin değerlendirmeyle ilgili olarak da Uçma, Aile Mahkemelerinde kadın ve erkek iki hakimin davaya birlikte bakabileceğine ilişkin öneride bulundu.
Komisyon Başkanı Dedegil de "İster kadın ister erkek olsun, iki hakim yerine, adalet duygusunu kaybetmemiş tek bir hakimin yeterli olacağına inanıyorum" dedi.
Uçma, yanlış dini bilgilerin ve hurafelerin kadına yönelik şiddette gerekçe olarak ortaya konulduğuna da dikkati çekerek, eğitimin ve doğru bilgilenmenin önemine işaret etti. Uçma bu anlamda kadına yönelik şiddetin önlenmesi alanında çalışma yürütenlerin Diyanet İşleri Başkanlığı ile işbirliği içinde olmasının önemli olduğunu bildirdi.
CHP İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak da bu görüşü destekleyerek, yanlış dini bilgilerin giderilmesinin şiddetin önüne geçmede mesafe katedilmesine katkıda bulunacağını kaydetti.
CHP İzmir Milletvekili Hülya Güven de şiddet gerekçesiyle açılan boşanma davalarında tarafların ruh sağlıklarına ilişkin uzman görüşlerine başvurulmasının yararlı olabileceğini, dava sürecinde yaşanması muhtemel bazı olumsuzlukların önüne bu yolla geçilebileceğini belirtti.
Toprak ise bu yaklaşımın yanlış olacağını, böyle bir uygulamanın başlatılması halinde insanların mahkeme aşamasında "şiddet uygulayabilir", "cinayet işleyebilir" gibi ifadelerle damgalanabileceğini, uygulamanın kötüye kullanılabileceği gibi kişi haklarına da aykırı olduğunu savundu.
MHP Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel de Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna değinerek, kanunun adında ailenin korunması ifadesinin önce yer almasının bazı hakimlerde "önceliğim aile bütünlüğünü korumak" anlayışına neden olduğunu kaydetti. Demirel, bu durumun sakıncalı bir yaklaşım olduğunu vurgulayarak, ilk etapta şiddetin önlenmesi, kadının güvenliğinin sağlanması gerektiğine işaret etti.
Kadına yönelik şiddete ilişkin davalarda sanıkların kişisel özelliklerine ilişkin yeterli veri toplanmadığını da savunan Demirel, kendisinini ilgili bakanlıklara bu konuya yönelik çok sayıda soru önergesi verdiğini, ancak bilgi alamadığını söyledi.
AK Parti Elazığ Milletvekili Sermin Balık ise kadına yönelik şiddetin yalnızca Türkiye'nin değil, tüm dünyanın sorunu olduğunun ancak "namus cinayeti" tanımının sadece Türkiye'de kullanıldığını vurguladı. Dünyanın başka ülkelerinde "kıskançlık cinayeti olarak tanımlanan duruma Türkiye'de "töre", "namus" cinayeti gibi bir isim verilmesinin kabul edilemez olduğunu belirten Balık, bu ifadelerin hem şiddete maruz kalan kadını aşağıladığını, hem ailesini ve çocuklarını mağdur ettiğini hem de cinayetin bazı çevrelerde kabul edilebilir bir hale dönüşmesine yol açtığını ifade etti.
Toplantıya Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkililerinin sunumlarıyla devam edildi.
TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerini Araştırma Komisyonu, AK Parti İstanbul Milletvekili Alev Dedegil başkanlığında toplandı.
Toplantıda, Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkilileri çeşitli sunumlar gerçekleştirdi.
İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü 4. Sınıf Emniyet Müdürü Tarıkhan Çetiner, Asayiş Dairesi Başkanlığı Aile İçi Şiddetle Mücadele Şube Müdürlüğü'nün kuruluş amacı ve görev alanlarını anlattı.
2014 yılı içinde 77 bin 288 kadın, 9 bin 793 erkek olmak üzere 87 bin 81 kişi hakkında geçici koruma tedbiri kararı alındığını belirten Çetiner, halen 38 kadın, 5 erkek toplam 43 kişinin yakın koruma, 24 bin 406 kadın, 3 bin 357 erkek olmak üzere toplam 27 bin 763 kişiye çağrı üzerine koruma olmak üzere toplam 27 bin 806 kişi hakkında da geçici koruma tedbir kararı uygulandığını anlattı. Çetiner, geçici koruma tedbiri uygulanırken 23 kadının hayatını kaybettiğini, "21 kadın ise haklarında çağrı üzerine koruma kararı varken ani gelişen olaylar sonrasında çağrıda bulunamadığı için hayatını kaybetmiştir" dedi.
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun ilgili maddesi kapsamında 124 kadın, 6 erkek ve 101 çocuğun kimliğinin değiştirildiğini kaydeden Çetiner, yine ilgili kanunla 14 ilde Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi kurulduğunu bildirdi.
Çetiner, 2012 yılında imzalanan protokol gereği Adana ve Bursa illerinde güvenlik butonu cihazlarının pilot uygulamasına başlandığını hatırlatarak, "Bugüne kadar Adana'da 7 erkek, 96 kadın toplam toplam 103 kişiye güvenlik butonu verilmiştir. Halen 17 kadın, 1 erkek olmak üzere 18 kişi güvenlik butonunu aktif olarak kullanmaktadır. Bursa'da ise 4 erkek, 108 kadın toplam 112 kişiye güvenlik butonu verilmiştir. Halen 2 erkek, 41 kadın olmak üzere toplam 43 kişi güvenlik butonunu aktif olarak kullanmaktadır" şeklinde konuştu.
Aile içi şiddet olaylarına ilişkin yıllara yönelik rakamsal veriler de aktaran Çetiner, 2014 yılında 118 bin 14 kadın, 29 bin 419 erkek ve 16 bin 140 çocuğun bu tür olayların mağduru olduğunu, 133 kadın, 76 erkek ve 25 çocuğun ise olaylarda hayatını kaybettiğini söyledi. Çetiner, aile içi şiddet olayları ve mağdurları açısından 2014 yılında bir önceki yıla oranla yüzde 33 artış yaşandığını da belirtti.
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'nun yürürlüğe girmesi ile kanundan önceki 30 ay ile sonraki 30 ay arasında aile içi şiddetle ilgili emniyete yapılan başvurularda yüzde 75 oranında artış olduğuna dikkati çeken Çetiner, bunda kanunun yarattığı yasal güvence altında olma hissi ile başta basın ve yayın organlarının da etkisiyle şiddetin görünür olmasının da etkisi olduğunu söyledi.
2014 yılında aile içi olaylarının 100 bin kişiye düşen olay sayısına göre en fazla yaşandığı ilin Osmaniye, en az yaşandığı ilin ise Hakkari olduğuna işaret eden Çetiner, emniyet teşkilatında aile içi şiddet olaylarıyla ilgilenen personele yönelik özel eğitimler olduğunu da anlattı.
Kadına karşı aile içi şiddetin önlenmesinin öncelikle kadınların güçlendirilmesi ve toplumsal statülerinin yükseltilmesi ile mümkün olduğunun altını çizen Çetiner, şöyle devam etti:
"6284 sayılı Kanun'da şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru kişilerin korunmasına yönelik koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınması öngörülmüştür. Ancak mağdurlara yönelik koruyucu tedbirler uygulanırken, şiddet uygulayana yönelik etkin önleyici tedbirler uygulanamamaktadır. Kanun kapsamında mağdur odaklı yaklaşımla şiddet mağdurları daha da mağdur edilmektedir. Şiddet uygulayana yönelik etkin tedbirler uygulanabilmesi fail odaklı yaklaşım tarzı benimsenmesi gerektiği değerlendirilmektedir.
Şiddet uygulayan ya da uygulama ihtimali bulunan kişilerin evden uzaklaştırılmaları halinde barınmalarının sağlanabileceği bir birim oluşturularak, bu birimlerde şiddeti önlemeye yönelik eğitim ve rehabilitasyon programlarına zorunlu katılımları sağlanmalıdır."
Güvenlik butonu pilot uygulamasının yetersiz kalabildiğine ilişkin veriler olduğunu da ifade eden Çetiner, "Uygulayan veya uygulama ihtimali bulunan kişilerin şiddet mağdurlarına yaklaşmadan kolluk tarafından önlem alınabilmesini sağlayacak elektronik kelepçe olarak bilinen elektronik takip sisteminin hayata geçirilmesi faydalı olacaktır" diye konuştu.
Komisyon Başkanı Dedegil de şiddet mağdurlarının hiçbir süreçte yalnız bırakılmaması gerektiğini vurgulayarak, "Şiddetle ilgili bir izleme mekanizmasının olması gerekiyor. Önleyici, koruyucu olacak olan, risk analizlerinin yapılması. Riskli ailelerin tespit edilmesi suç, olmadan önceye odaklanmak, fiilin oluşumunu engellemek. Bu çocuğa karşı olabilir, kadına karşı olabilir" dedi.
Jandarma Genel Komutanlığı Personel Binbaşı Özlem Yılmaz da görev alanları içinde kadına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Daire Başkanı Uzman Doktor Esra Alataş ve Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Daire Başkanı Fatma Şahin ise sağlık merkezlerine şiddete maruz kaldığı için başvuran kadınlarla ilgili yapılan işlemler hakkında bilgi aktardı.
Toplantıda, Adalet Bakanlığı yetkilileri çeşitli sunumlar gerçekleştirdi.
Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'nden Tetkik Hakim Mustafa Aydın kurumları bünyesinde gerçekleştirilen bilimsel çalışmalara ilişkin bilgi verdi.
Akademisyen Songül Tosun Altınöz tarafından Ankara'da ceza infaz kurumlarında kadına fiziksel şiddet uygulamış veya kadın cinayeti işlemiş erkek hükümlülerle yapılan bilimsel çalışmayı aktaran Aydın, hükümlülerin yüzde 36,6'sının namus, yüzde 29,3'ünün egemenlik, yüzde 17'sinin ise ekonomik nedenlerle şiddet uyguladığını bildirdi.
Çalışmada yer alan 10 erkekten 4'ünün daha önce de kadına şiddet uyguladığının ortaya çıktığını belirten Aydın, "Çalışmada katılımcıların yüzde 65,8'i kesici, delici bir alet veya ateşli silahla mağdura saldırdığını söylemektedir. Silah kullananların yarısından fazlası silah olmasaydı benzer bir sonuçla karşılaşmayacağını söylemektedir. Silaha kolay ulaşabilmenin hem kadının tehdit edilme riskini hem de cinayet riskini artırdığı bilinmektedir" diye konuştu.
Hükümlülerin birçoğunun işlediği suçu üstlenmektense hapishanede bulunma nedenleri için kadın ve kadın yanlısı yasaları suçladığını ifade eden Aydın, şöyle devam etti:
"Kadına yönelik şiddet, saldırganın bireysel özellikleri ve veya bireysel psikopatolojisiyle açıklanabilecek bir durum değildir. Bugünün saldırganı geçmişin kurbanıdır yaklaşımı şiddeti sorununu bireysel özelliklere indirgediği için sorunludur. Kadına şiddet kapalı kapılar ardında, evde, gerçekleşmektedir. Silahsızlanma kadın cinayetlerinin önüne geçmek için önemli bir adımdır. Failin yaşı, eğitimi, mesleği şiddet için koruyucu, engelleyici değişkenler değildir. Kadının eğitimi ve mesleği kadını şiddetten koruyamamaktadır. Göç kadına yönelik şiddeti artıran bir etkendir. Erkekler, şiddeti kontrolden çıkmaya çalışan kadını denetlemek , otoritelerini sağlamlaştırmak için bir yöntem olarak benimsemektedir."
Akademisyen Kadir Gündoğan'ın çalışmasından da bilgiler aktaran Aydın, töre cinayetlerinde suçun en önemli unsurlarından birinin cinayet kararının erkek egemen bir kurum olan aile meclisinde alınması olduğunu aktardı. Aydın, "Bu kapsamda katılımcılara ailelerde kararı genelde kimin verdiği sorulduğunda dede, baba, abi, aile meclisi gibi konumda bulunan erkeklerin verdiğini ifade eden hükümlülerin oranı yüzde 60'tır. Sadece anne diyen hükümlülerin oranı ise yüzde 3,6'dır" dedi.
Sunumların ardından milletvekilleri bakanlık yetkililerine sorularını yönettiler ve bazı konularda değerlendirmelerde bulundular.
AK Parti İstanbul Milletvekili İsmet Uçma kadın ve erkeğin statüsünü eşitlemenin kadın aleyhinde bir haksızlık olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"İnsanlık yeryüzü serüvenine başladığı andan itibaren kadın daima öndedir ve erkekten üstündür. Kadının bütün kültürlerdeki bu gerçek değerinin tesbiti konusunda elinizde bir çalışma olup olmadığını merak ediyorum. Çünkü alışılmış bir ezber var; kadın erkek eşittir. Hayır değildir. Bu, kadın aleyhine bir durumdur. Kadın kimi imtiyazlar, donanımlar ve değerler bakımından erkekten üstündür. Biz bunu adaletin sağlanması açısından söylüyoruz. Temel hak ve özgürlükler bağlamında ifade etmiyorum."
Sunumda yer alan kadına yönelik şiddet veya boşanma davalarında hakimin cinsiyetinin, taraflarda ön yargı tartışmalarına yol açtığına ilişkin değerlendirmeyle ilgili olarak da Uçma, Aile Mahkemelerinde kadın ve erkek iki hakimin davaya birlikte bakabileceğine ilişkin öneride bulundu.
Komisyon Başkanı Dedegil de "İster kadın ister erkek olsun, iki hakim yerine, adalet duygusunu kaybetmemiş tek bir hakimin yeterli olacağına inanıyorum" dedi.
Uçma, yanlış dini bilgilerin ve hurafelerin kadına yönelik şiddette gerekçe olarak ortaya konulduğuna da dikkati çekerek, eğitimin ve doğru bilgilenmenin önemine işaret etti. Uçma bu anlamda kadına yönelik şiddetin önlenmesi alanında çalışma yürütenlerin Diyanet İşleri Başkanlığı ile işbirliği içinde olmasının önemli olduğunu bildirdi.
CHP İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak da bu görüşü destekleyerek, yanlış dini bilgilerin giderilmesinin şiddetin önüne geçmede mesafe katedilmesine katkıda bulunacağını kaydetti.
CHP İzmir Milletvekili Hülya Güven de şiddet gerekçesiyle açılan boşanma davalarında tarafların ruh sağlıklarına ilişkin uzman görüşlerine başvurulmasının yararlı olabileceğini, dava sürecinde yaşanması muhtemel bazı olumsuzlukların önüne bu yolla geçilebileceğini belirtti.
Toprak ise bu yaklaşımın yanlış olacağını, böyle bir uygulamanın başlatılması halinde insanların mahkeme aşamasında "şiddet uygulayabilir", "cinayet işleyebilir" gibi ifadelerle damgalanabileceğini, uygulamanın kötüye kullanılabileceği gibi kişi haklarına da aykırı olduğunu savundu.
MHP Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel de Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna değinerek, kanunun adında ailenin korunması ifadesinin önce yer almasının bazı hakimlerde "önceliğim aile bütünlüğünü korumak" anlayışına neden olduğunu kaydetti. Demirel, bu durumun sakıncalı bir yaklaşım olduğunu vurgulayarak, ilk etapta şiddetin önlenmesi, kadının güvenliğinin sağlanması gerektiğine işaret etti.
Kadına yönelik şiddete ilişkin davalarda sanıkların kişisel özelliklerine ilişkin yeterli veri toplanmadığını da savunan Demirel, kendisinini ilgili bakanlıklara bu konuya yönelik çok sayıda soru önergesi verdiğini, ancak bilgi alamadığını söyledi.
AK Parti Elazığ Milletvekili Sermin Balık ise kadına yönelik şiddetin yalnızca Türkiye'nin değil, tüm dünyanın sorunu olduğunun ancak "namus cinayeti" tanımının sadece Türkiye'de kullanıldığını vurguladı. Dünyanın başka ülkelerinde "kıskançlık cinayeti olarak tanımlanan duruma Türkiye'de "töre", "namus" cinayeti gibi bir isim verilmesinin kabul edilemez olduğunu belirten Balık, bu ifadelerin hem şiddete maruz kalan kadını aşağıladığını, hem ailesini ve çocuklarını mağdur ettiğini hem de cinayetin bazı çevrelerde kabul edilebilir bir hale dönüşmesine yol açtığını ifade etti.
Toplantıya Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkililerinin sunumlarıyla devam edildi.
TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerini Araştırma Komisyonu, AK Parti İstanbul Milletvekili Alev Dedegil başkanlığında toplandı.
Toplantıda, Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkilileri çeşitli sunumlar gerçekleştirdi.
İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü 4. Sınıf Emniyet Müdürü Tarıkhan Çetiner, Asayiş Dairesi Başkanlığı Aile İçi Şiddetle Mücadele Şube Müdürlüğü'nün kuruluş amacı ve görev alanlarını anlattı.
2014 yılı içinde 77 bin 288 kadın, 9 bin 793 erkek olmak üzere 87 bin 81 kişi hakkında geçici koruma tedbiri kararı alındığını belirten Çetiner, halen 38 kadın, 5 erkek toplam 43 kişinin yakın koruma, 24 bin 406 kadın, 3 bin 357 erkek olmak üzere toplam 27 bin 763 kişiye çağrı üzerine koruma olmak üzere toplam 27 bin 806 kişi hakkında da geçici koruma tedbir kararı uygulandığını anlattı. Çetiner, geçici koruma tedbiri uygulanırken 23 kadının hayatını kaybettiğini, "21 kadın ise haklarında çağrı üzerine koruma kararı varken ani gelişen olaylar sonrasında çağrıda bulunamadığı için hayatını kaybetmiştir" dedi.
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun ilgili maddesi kapsamında 124 kadın, 6 erkek ve 101 çocuğun kimliğinin değiştirildiğini kaydeden Çetiner, yine ilgili kanunla 14 ilde Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi kurulduğunu bildirdi.
Çetiner, 2012 yılında imzalanan protokol gereği Adana ve Bursa illerinde güvenlik butonu cihazlarının pilot uygulamasına başlandığını hatırlatarak, "Bugüne kadar Adana'da 7 erkek, 96 kadın toplam toplam 103 kişiye güvenlik butonu verilmiştir. Halen 17 kadın, 1 erkek olmak üzere 18 kişi güvenlik butonunu aktif olarak kullanmaktadır. Bursa'da ise 4 erkek, 108 kadın toplam 112 kişiye güvenlik butonu verilmiştir. Halen 2 erkek, 41 kadın olmak üzere toplam 43 kişi güvenlik butonunu aktif olarak kullanmaktadır" şeklinde konuştu.
Aile içi şiddet olaylarına ilişkin yıllara yönelik rakamsal veriler de aktaran Çetiner, 2014 yılında 118 bin 14 kadın, 29 bin 419 erkek ve 16 bin 140 çocuğun bu tür olayların mağduru olduğunu, 133 kadın, 76 erkek ve 25 çocuğun ise olaylarda hayatını kaybettiğini söyledi. Çetiner, aile içi şiddet olayları ve mağdurları açısından 2014 yılında bir önceki yıla oranla yüzde 33 artış yaşandığını da belirtti.
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'nun yürürlüğe girmesi ile kanundan önceki 30 ay ile sonraki 30 ay arasında aile içi şiddetle ilgili emniyete yapılan başvurularda yüzde 75 oranında artış olduğuna dikkati çeken Çetiner, bunda kanunun yarattığı yasal güvence altında olma hissi ile başta basın ve yayın organlarının da etkisiyle şiddetin görünür olmasının da etkisi olduğunu söyledi.
2014 yılında aile içi olaylarının 100 bin kişiye düşen olay sayısına göre en fazla yaşandığı ilin Osmaniye, en az yaşandığı ilin ise Hakkari olduğuna işaret eden Çetiner, emniyet teşkilatında aile içi şiddet olaylarıyla ilgilenen personele yönelik özel eğitimler olduğunu da anlattı.
Kadına karşı aile içi şiddetin önlenmesinin öncelikle kadınların güçlendirilmesi ve toplumsal statülerinin yükseltilmesi ile mümkün olduğunun altını çizen Çetiner, şöyle devam etti:
"6284 sayılı Kanun'da şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan kadınlar, çocuklar, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru kişilerin korunmasına yönelik koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınması öngörülmüştür. Ancak mağdurlara yönelik koruyucu tedbirler uygulanırken, şiddet uygulayana yönelik etkin önleyici tedbirler uygulanamamaktadır. Kanun kapsamında mağdur odaklı yaklaşımla şiddet mağdurları daha da mağdur edilmektedir. Şiddet uygulayana yönelik etkin tedbirler uygulanabilmesi fail odaklı yaklaşım tarzı benimsenmesi gerektiği değerlendirilmektedir.
Şiddet uygulayan ya da uygulama ihtimali bulunan kişilerin evden uzaklaştırılmaları halinde barınmalarının sağlanabileceği bir birim oluşturularak, bu birimlerde şiddeti önlemeye yönelik eğitim ve rehabilitasyon programlarına zorunlu katılımları sağlanmalıdır."
Güvenlik butonu pilot uygulamasının yetersiz kalabildiğine ilişkin veriler olduğunu da ifade eden Çetiner, "Uygulayan veya uygulama ihtimali bulunan kişilerin şiddet mağdurlarına yaklaşmadan kolluk tarafından önlem alınabilmesini sağlayacak elektronik kelepçe olarak bilinen elektronik takip sisteminin hayata geçirilmesi faydalı olacaktır" diye konuştu.
Komisyon Başkanı Dedegil de şiddet mağdurlarının hiçbir süreçte yalnız bırakılmaması gerektiğini vurgulayarak, "Şiddetle ilgili bir izleme mekanizmasının olması gerekiyor. Önleyici, koruyucu olacak olan, risk analizlerinin yapılması. Riskli ailelerin tespit edilmesi suç, olmadan önceye odaklanmak, fiilin oluşumunu engellemek. Bu çocuğa karşı olabilir, kadına karşı olabilir" dedi.
Jandarma Genel Komutanlığı Personel Binbaşı Özlem Yılmaz da görev alanları içinde kadına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Daire Başkanı Uzman Doktor Esra Alataş ve Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Daire Başkanı Fatma Şahin ise sağlık merkezlerine şiddete maruz kaldığı için başvuran kadınlarla ilgili yapılan işlemler hakkında bilgi aktardı.
