2009-08-11 - 13:00
AK PARTİ TBMM GRUBU...
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokrasi tarihini yazanların, AK Parti'nin, demokrasiyi muhafaza etmek ve yüceltmek noktasında verdiği kararlı mücadeleyi, altını kalın çizgilerle çizerek tespit edeceklerini belirterek, ''İnanıyorum ki AK Parti'nin 8 yıldır tek başına verdiği demokrasi mücadelesi sayesinde artık, yakın ve uzak gelecekte hiç kimse demokrasiye gölge düşürme, demokratik rejimi zafiyete uğratma, hukuk sistemini karanlık tünellere sokma cüretini gösteremeyeceklerdir'' dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokrasi tarihini yazanların, AK Parti'nin, demokrasiyi muhafaza etmek ve yüceltmek noktasında verdiği kararlı mücadeleyi, altını kalın çizgilerle çizerek tespit edeceklerini belirterek, ''İnanıyorum ki AK Parti'nin 8 yıldır tek başına verdiği demokrasi mücadelesi sayesinde artık, yakın ve uzak gelecekte hiç kimse demokrasiye gölge düşürme, demokratik rejimi zafiyete uğratma, hukuk sistemini karanlık tünellere sokma cüretini gösteremeyeceklerdir'' dedi. Erdoğan, partisinin TBMM Grubunda yaptığı konuşmada, 14 Ağustos Cuma günü AK Parti'nin 8. kuruluş yıldönümü olduğunu hatırlatarak, kutlamayı birlikte yapacaklarını söyledi. Aynı gün Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında 8 yılın muhasebesini yapma imkanı olacağını anlatan Erdoğan, partisinin, bu kadro ile 8 yıl gibi bir sürede on yılların hizmetini, on yılların eserini sığdırma başarısını gösterdiğini kaydetti.

Türkiye'nin, iç politikadan dış politikaya, ekonomiden toplumsal yaşama kadar her alanda çok farklı bir idare anlayışıyla, son derece pozitif bir sorun
çözme anlayışıyla bu dönem içerisinde tanıştığını ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:

''AK Parti ile birlikte Türkiye, geleceğe ilişkin umutlarını çoğaltmış, öz güvenini tekrar kazanmış, birlik ve beraberlik içerisinde huzur ve emniyet
zemininde güçlü bir ülke inşa etme iradesini sergilemeye başlamıştı. 8 yıl gibi kısa bir sürede, Türkiye demokrasisi çok farklı bir boyut kazandı. Sistem ve siyaset normalleşti. Her alanda daha ileri standartlara ulaştık. Millet odaklı siyaset anlayışını, insan odaklı siyaset anlayışını, bunun yanında bütünüyle milletin birbiriyle kucaklaşma anlayışını idrak ettiğimiz böyle bir anlayışla geleceğe yönelik adımlar attığımız ve bütün bunları temel bir felsefe olarak kabul ettiğimiz dönemi yaşadık, yaşıyoruz ve inşallah yaşayacağız. Demokrasiyi yükseltmek, demokrasinin standartlarını yükseltmek, devlet-millet kaynaşmasını sağlamak, her alanda güven zeminini pekiştirmek hedeflerimiz arasında yer aldı.Bu hedeflerimizi de büyük ölçüde gerçekleştirdik. 8 yıl boyunca maruz kaldığımız her türlü engelleme girişimi karşısında nasıl cesur demokratik duruş sergilediğimizi, nasıl tutarlı politika izlediğimizi aziz milletimiz çok iyi takdir ediyor. Rotamız, her zaman milletimizin rotası oldu. Üst üste girdiğimiz 4 seçimden de birinci parti olarak çıkmayı başardık. Milletimizin bize yüklediği emanete asla gölge düşürmedik. Şımarmadık, rehavete kapılmadık, çürüme gibi, yozlaşma gibi kavramları bu siyasi hareketin yanına, yöresine asla yaklaştırmamanın gayreti içinde olduk.

Bugünden bakınca, geride bıraktığımız dönemin Türkiye'nin demokrasi tarihinde nasıl bir yere karşılık geldiğini belkide hakkıyla değerlendiremeyebiliriz. Ancak, şuna yürekten inanıyorum ki tarih yazanlar, Türkiye'nin demokrasi serüveninde bu 8 yılı ve bundan sonra gelecek onlarca yılı çok farklı bir yere koyacak, çok farklı bir şekilde değerlendirecektir.''

''ÇETELER''

Başbakan Erdoğan, ''demokrasi tarihimizi yazanlar, inanıyorum ki AK Parti'nin, demokrasiyi muhafaza etmek ve yüceltmek noktasında verdiği kararlı
mücadeleyi altını kalın çizgilerle çizerek tespit edeceklerdir'' dedi. Erdoğan, şöyle devam etti:

''Gelecekten bugüne bakanlar, inanıyorum ki AK Partinin, hukuk mücadelesini, AK parti'nin çetelerle mücadelesini, AK parti'nin, karanlık güç
odaklarıyla mücadelesini hem takdirle anacak hem de kendilerine bir referans olarak kabul edeceklerdir. Ve yine inanıyorum ki AK parti'nin 8 yıldır tek başına verdiği demokrasi mücadelesi sayesinde artık, yakın ve uzak gelecekte hiç kimse demokrasiye gölge düşürme, demokratik rejimi zafiyete uğratma, hukuk sistemini karanlık tünellere sokma cüretini gösteremeyeceklerdir. Bizim tahkim ettiğimiz millet egemenliği, bugün olduğu gibi bundan sonra da asla ve asla vesayet kabul etmeyecek. Milletle egemenlik arasına asla ve asla simsarlar sirayet edemeyecektir. Yakın ve uzak gelecekte Türkiye'nin yeniden çetelerin, mafyanın, hukuk dışı örgütlenmelerin kıskacına düşmesi asla ve asla söz konusu olamayacak. Bizim başlattığımız kararlı mücadele sayesinde gelecek nesiller de temiz siyaset ve bunun yanında vargüçleriyle buna sahip olmanın gayreti içinde olacaklardır. AK Parti, Türkiye'nin demokrasi mücadelesinin, adalet ve hukuk mücadelesinin, reformlarla ortaya konulan gelişme iradesinin bir numaralı aktörü haline gelmiştir. İşte onun için diyorum ki işte bu grup, bu parti, bu hareket, tarih yazan, tarihe not düşen, tarihin seyrini olumlu yönde değiştiren bir kadrodur. Türkiye, siz değerli arkadaşlarım sayesinde daha önce tecrübe etmediği başarıları tecrübe etmiştir.''

Milletvekillerinin her birine yürekten teşekkür eden Erdoğan, hareketlerine gönül veren, yüreğini ortaya koymuş her bir yol arkadaşına ''en
kalbi şükranlarını'' sunduğunu ifade etti.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Eğer Türkiye enerjisini, bütçesini, kazanımlarını, huzurunu, refahını, gencecik fidan gibi delikanlılarını teröre kurban etmeseydi, Türkiye son 25 yılını terörle, çatışmayla, olağanüstü hal ile faili meçhullerle, boşaltılan köylerle, üzerine Ayyıldızlı bayrağımızın örtültüğü tabut görüntüleriyle heba etmeseydi bugün nerede olurdu?'' dedi. Erdoğan, Türkiye'nin AK Parti iktidarı döneminde çok büyük değişim ve dönüşüm yaşadığını, bunun hızlı bir şekilde devam ettiğini ifade etti. Erdoğan, ''Artık dünün kelimeleri, kavram ve sıfatlarıyla Türkiye'yi tanımlamak, eksik ve yetersiz kalacaktır. Düne ait meselelerle tartışmalarla, sonu gelmeyen polemiklerle, ülkeye en ufak fayda sağlamayan gerilimlerle bugüne uyum sağlayamayız. Bu gayretin içinde olanlar hem kendilerine hem de ülkeye zarar veriyor'' diye konuştu.
Milletvekillerinden muhayyellerini (hayal güçlerini) biraz zorlamalarını isteyen Erdoğan, ''Acaba Türkiye tek haneli enflasyonu, 2005 yılında AK Parti
iktidarında değil de 1970'lerde yakalamış olsaydı bugün nasıl bir Türkiye'de yaşamış olurduk? Türkiye'nin ihracatı 2008 sonunda değil, 1970, 1980, 1990 sonunda 132 milyar dolara ulaşmış olsaydı, Türkiye bugün değil de bundan 10-20 yıl önce dünyanın en büyük 17. ekonomisi konumuna yükselmiş olsaydı, bugün biz nerelerde olurduk?'' diye sordu.

Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Türkiye'nin bugün demokrasiyle elde etmiş olduğu standartları bundan 10, 20, 30 yıl önce elde etmiş olsaydık, Türkiye bugün nerelerde, hangi
seviyelerde olurdu, bunun hesabını yaptık mı, kendimize bu soruyu sorduk mu? Demokrasinin üzerindeki vesayet tartışmaları, AK Parti ile birlikte değil de çok daha öncesinde sona erseydi, bugün demokrasimiz hangi seviyelerde olurdu? Türkiye, çetelerle, mafyayla, karanlık örgütlerle mücadelesini ertelemesiydi, faili meçhullerin üzerine örtmeseydi, hukuk ve demokrasiyi tüm kurum ve kurullarıyla işletseydi acaba bugün nasıl bir ülkede yaşıyor olacaktık? Türkiye geçmişte içine kapanmasaydı, etrafına sanal duvarlar örmeseydi, aktif dış politika izleseydi, bölgesel ve küresel meselelerde daha güçlü roller üstlenseydi bugün nasıl bir Türkiye'de yaşıyor olurduk? işte biz bu soruları kendimize sorduk, soruyoruz ve soracağız. Biz kendimizi bu soruları sorma zorunluluğunda hissediyoruz. Ama aynı şekilde gelecek nesillerin bu soruları sormaması için
elimizden geleni yapıyoruz.Biz artık şu soruyu da soruyoruz, hem de yüksek sesle, gür sesle; eğer Türkiye enerjisini, bütçesini, kazanımlarını, bütün bunların ötesinde huzurunu, refahını, gencecik fidan gibi delikanlılarını teröre kurban etmeseydi, Türkiye son 25 yılını terörle, çatışmayla, olağanüstü hal ile faili meçhullerle, boşaltılan köylerle, üzerine ayyıldızlı bayrağımızın örtüldüğü tabut görüntüleriyle heba etmeseydi bugün nerede olurdu? Eğer sorun daha ortaya çıkarken fark edilip gerekli tedbirler alınabilseydi, eğe mesele büyümeden çözüme kavuşturulsaydı on binlerce insanımız hayatını kaybetmeden, on binlercesi yaralanmadan ve yüz binlercesi mağdur olmadan bu mesele suhuletle çözülmüş olsaydı bugün Türkiye nerede olurdu? Bu soruları çoğaltarak sormanızı istiyorum. Milletçe sormamızı istiyorum. Aziz milletimizin bu soruları sormasını, bu meseleyi objektif şekilde enine boyuna sorgulamasın özellikle rica ediyorum. Ne oldu, nerede yanlış yapıldı? Nerede yanlış politikalar uygUlandı, nerede yanlış tavırlar sergilendi? Bizim binlerce yıllık dostluğumuzun, akrabalığımızın, kardeşliğimizin kopacağına, çökeceğine, çürüyüp,bozulabileceğine kim nasıl inanma cüretini gösterdi de aramıza nifak tohumları ekme gayretine girdi? Bu iş bu kadar kolay mı? Binlerce yıldır bir arada yaşayan, kız alıp kız veren, birbirine akraba olan, birbirine kardeş olan, et ile tırnak haline gelen Türküyle, Kürt'üyle, Laz'ıyla, Çerkez'iyle, Boşnak'ıyla, Gürcüsüyle birbirinden ayırmak, birbirine düşman eylemek mümkün müdür, muhtemel midir?''

''BİZİ BİRBİRİMİZE DÜŞMAN EYLEMEK KİMİN HADDİNE?''

Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

''Türkiye'nin zenginliği olarak gördüğümüz tüm farklılıklarını birbirinden ayırmak, birbirine rakip ve düşman göstermek kimin haddinedir?
Selahattin Eyyubi'nin sancağı altında Kudüs'ü fethederek, orayı bir barış ve huzur şehrine çeviren ordunun neferleri biz değil miydik? Çaldıran'da Yavuz Sultan Selim'in ordusunda birbirine kardeş olan biz değil miydik? Yemen'de, Çanakkale'de, Sarıkamış'ta, Kutülamare'de vatan topraklarını birlikte savunan, birlikte şehit ve gazi olan biz değil miydik? Kurtuluş Savaşı'nın kahraman evlatları hep birlikte biz değil miydik, Cumhuriyeti kuran ve ortak değerler etrafında yücelten bizler değil miydik? İstiklal Marşı'nı dinlerken hepimiz yüreği kabarmıyor mu? Yemen Türküsü'nü dinlerken hepimizin gözleri yaşar mıyor mu? Fuzuli'nin şiirleri nasıl ruhumuza hitap ediyorsa, Ahmedi Hani'nin dizeleri de aynı şekilde bizi duygulandırmıyor mu? Neşat Ertaş, 'Gönül Dağı' dediği zaman her birimizin tüyleri ürperiyor. Aynı zaman Şivan Perver, 'Halepçe', 'Hazal' dediğinde gönül dünyamızın derinliklerine dalıyoruz. Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaşı Veli, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal bu toprakların mayasını yoğururken Cudi'nin, Munzur'un eteklerinde dolaşan dengbejler de aynı topraklara, aynı kardeşlik mayasını atıyor. Horon bizim horonumuz, zeybek bizim zeybeğimiz, halay bizim halayımız, zılgıt bizim zılgıtımız, bizi birbirinden ayırmak kimin haddine? Bizim kardeşliğimize kastetmek kimin haddine? Bizi birbirimize düşürmek, düşman eylemek kimin haddine? Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm vatandaşlarını birbirine ayrı gayrı görmek, kimin haddine? Bu ülkede, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı üst kimliği altında yer alan her etnik kökendeki insan, Türk'üyle, Laz'ıyla, Kürt'üyle, Çerkez'iyle, Gürcü'sü ile bizim kardeşimizdir. Buna kimse gölge düşüremez.''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın koordinasyonunda sürdürülen ''demokratik açılım'' projesinde muhalefetin tutumunu eleştirerek, ''Anamuhaletef ile diğer muhalefet partisine mektup gidiyor ve anında ret cevabı geliyor. Hani bunlar uzlaşmadan yanaydı, hani bunlar bu ülkeden mutabakattan yanaydılar? Bu meselede mutabakatın olmayacak da bu meselede çözüm aramak olmayacak da nerede çözüm arayacaksınız, söyler misiniz?'' dedi.

Erdoğan, başlattıkları ''demokratik açılıma'' değindi. Evlat acısından daha büyük acının bulunmadığını vurgulayan Erdoğan, ''Allah hiç kimseye bunu yaşatmasın. Hiç kimsenin ocağına bu acıyı düşürmesin'' dileğinde bulundu. Erdoğan, son 25 yılda Türkiye'nin doğusunda, batısında, kuzeyinde, güneyinde nice annelerin, çalan her telefonda yüreklerinin ağzına geldiğini ifade ederek, şunları söyledi: ''Elleri telefona uzanırken, hasret gidermekle şahadet haberini almak arasındaki derin uçurumda kalmıştır. Bunu gittim bir evde yaşadım. 'Oğlum dün beri aradı. Anne ben şu anda bir yola çıktık, gidiyoruz. Dua et, ama şahadeti de özlüyorum 24 saat sonra oğlumun haberini aldım...' Tabii, göğsündeki cebinden çıkmış olan emanetleri, bana gösterdiklerinde de benim de dünyam sarsıldı. Hangi annenin yüreği dayanır buna? Hangi annenin kalbi bu açıyı taşır. 'Büyüttüm, besledim asker eyledim, gitti de gelmedi yavrum, buna ne çare...' diyerek ağıtlar yakan bir anneyi, hangi etkileyici söz teselli edecektir.''
Erdoğan, yaklaşık 30 yıldır nice annenin, telefonun başında Ağrı Dağı gibi, Munzur Dağı, Cudi Dağı gibi, Erciyes Dağı gibi, Kaçkar Dağı gibi olduğu
yere yığılıp kaldığını, hep bunu yaşadıklarını vurgulayarak, babaların göz yaşlarınınsa sel olup içine aktığını söyledi.

''YOZGAT'TAKİ ANNE İLE HAKKARİ'DEKİ ANNE''

''Annenin ideolojisi yoktur, annenin siyaseti yoktur, sağcılığı, solculuğu yoktur'' diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

''Oğlu her ne sebeple hayatını kaybetmiş olursa olsun, Yozgat'taki anne ile Hakkari'deki anne, oğullarının başında aynı duayı ediyorsa, evladı için Yasin ve Fatiha okuyorsa, cemaat aynı kıbleye dönüyorsa, burada çok ciddi bir yanlış olduğu ortadadır. Bu süreçten hiçbir tarafın kazançlı çıkmayacağı aşikardır. Ama kaybedenin Türkiye olduğu, kaybedenin vatanımız olduğu, kaybedenin milletimiz olduğu, ülkemizin geleceği olduğu aşikardır. Kaybedenin anneler olduğu, babalar olduğu aşikardır. Şehit anneleri, buyurun, Diyarbakır'da bir araya gelip kucaklaşabiliyor da ama birilerine bakıyorsunuz ki onlar bu buluşmadan rahatsız oluyorlar. Çok enteresan bu.''

Başbakan Erdoğan, İçişleri Bakanı Atalay'ın koordinasyonunda bir ''sürecin'' devam ettiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

''Bir paketten bahsetmiyoruz. Bir süreç... Bu süreci devam ettirirken de parlamento içi, parlamento dışı siyasi parti liderleriyle de görüşmeler yapalım. Akademisyenlerle, bu ülkenin çeşitli aydınlarıyla, çeşitli medya mensuplarıyla, sivil toplum örgütleriyle, yani bu konuda söyleyecek sözü olan her kesimle görüşmeler yapılsın diyoruz. Bu görüşmeleri, İçişleri Bakanımızın koordinesinde yürütüyoruz. Ama bakıyorsunuz dün, Anamuhaletef ile diğer muhalefet partisi, her ikisine mektup gidiyor ve anında ret cevabı geliyor. Hani bunlar uzlaşmadan yanaydı, hani bunlar bu ülkeden, mutabakattan yanaydılar? Bu meselede mutabakatın olmayacak da bu meselede çözüm aramak olmayacak da nerede çözüm arayacaksınız, söyler misiniz? Benim Bakanım gelip de size bir şeyi dayatmayacak, sizinle bir şeyi paylaşacak. Söyleyecek neyiniz var? Bize bunu söyleyin. Biz, bunları da bu çalışmanın içerisine koyalım. İnşallah sonuç bildirgesine, raporumuza bunu koyalım. Bu sürede inşallah bunları bir milat yapalım istiyoruz.Bu meselenin kalıcı olarak çözümü, huzur ve emniyet zemininin, kardeşlik ikliminin yeniden tesis edilmesi için biz bu çalışmayı sürdürüyoruz, sürdüreceğiz.''

Erdoğan, geçen hafta Meclis Başkanı seçimi gerçekleştirildiğini hatırlatarak, Başkan seçilen Mehmet Ali Şahin'e başarılar diledi, daha önce bu görevi yürüten Köksal Toptan'a ise teşekkür etti. TBMM Başkanlık Divanı üyelikleri ile grup başkan vekilliklerine seçilen milletvekillerini de kutlayarak başarılar dileyen Erdoğan, ''Önümüzdeki süreçte TBMM gündeminde, milletimizi yakından ilgilendiren tasarı ve teklifler görüşülecek. Tempomuzu hiç düşürmeden, bütün engelleme ve yavaşlatma girişimlerine göğüs gererek çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürecek ve yasama faaliyetlerine devam edeceğiz. Millet adına ve milletin emanetini omuzlayarak tek bir anımızı bile heba etme hakkına sahip değiliz'' diye konuştu.

''TARİHİ NİTELİKTEKİ PROJELER''

Son haftalarda uluslararası boyutlarda önemli temaslar yaptıklarını belirten Erdoğan,Türkiye'nin, Orta Doğu ve Hazar havzası başta olmak üzere dünyanın ispatlanmış doğalgaz rezervlerinin üçte ikisinin bulunduğu bölgede yer aldığını, bu konumu en iyi şekilde değerlendirmek, özellikle enerjide lojistik üs oluşturma noktasında tarihi nitelikte projelerin hayata geçirilmesini sağladıklarını anlattı. Projeler hakkında bilgi veren Erdoğan, bunların gelişerek devam ettiğini vurguladı.Geçen hafta Rusya Federasyonu Başbakanı Vladimir Putin ile İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'nin Türkiye'ye geldiklerini hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Rusya ile başta enerji olmak üzere ekonomik ve kültürel alanlarda toplam 20 belgeye imza atarak ilişkilerimizde adeta yeni bir döneme girildi. Gaz, petrol ve nükleer enerji olamak üzere 3 ana başlık altında, iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmeye dönük protokolleri imzaladık. Güney Akım boru hattının Karadeniz'de ülkemize münhasır bölgeden geçmesi için gerekli araştırma çalışmalarının yapılmasına yönelik olarak Rus tarafınca talep edilen izni de şu anda vermiş bulunuyoruz.'' Putin ve Berlusconi ile üçlü bir görüşme yaptıklarını belirten Erdoğan, ''Ankara'da gerçekleştirdiğimiz görüşmede son derece önemli bir gelişme daha oldu ve İtalya ile üzerinde çalışmakta olduğumuz Samsun-Ceyhan ham petrol boru hattı projesine Rusya da katılma kararı alarak boru hattına petrol taahhüdünde bulundu. Bütün bu temaslar, ziyaretler,görüşmeler, imzalanan anlaşmalar, başlatılan projeler, Türkiye'nin artık çok farklı bir kulvarda, çok farklı bir klasmanda yer aldığının en somut göstergeleridir'' dedi.

Türkiye'nin artık büyük ve güçlü sarsıntılara karşı dirençli ekonomisiyle dünyada farklı bir konumda yer aldığını ifade eden Erdoğan, ''Türkiye demokrasisiyle, insan hak ve özgürlüklerine verdiği değerle, istikrarlı ve güven zeminindeki toplumsal yapısıyla dünyada farklı bir konuma yükseliyor. Türkiye uluslararası meselelerde görüşlerine değer verilen, görüşleri dikkate alınan, arabulucuğuna ihtiyaç duyulan ülke olarak öne çıkıyor. Türkiye, dünyanın büyük enerji projelerinde merkezi konumda, en stratejik konumda ülke olarak dikkatleri ve takdirleri üzerinde topluyor'' diye konuştu.

''ADIMLAR KÜLTÜREL BAZDA...''

Bu adımların kültürel bazda olduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle devam
etti:
''Vermediler aldık gibi bir mantık süreci işleniyor. Eğer bu tür yaklaşımlarla gelirseniz kusura bakmayın yaya kalırsınız. Biz, iktidarın bize yüklediği sorumluluğun bilinciyle bu adımları attık. 14 Ağustos 2001'de yola çıkarken, onu söyledik. 'Batı neyse, doğuda o olacak' dedik, 'Güney neyse, kuzeyde o olacak' dedik. Antalya'daki konuşmamızda söyledik, 'Bizim 3 tane kırmızı çizgimiz var' dedik. 'Biz etnik milliyetçilik yapmayacağız, dinsel milliyetçilik yapmayacağız, bölgesel milliyetçilik yapmayacağız' dedik, yola böyle çıktık. Bunda asla taviz vermedik, bundan sonra da vermeyeceğiz. Çünkü biz 780 bin kilometrekareyi vatan toprağı olarak en gelişmiş şekilde, muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkmış bir ülke olarak görüyoruz. Eğitimde sağlıkta, adalette, emniyette bütün yollarıyla, toplu konutlarıyla, değişim dönüşüm projeleriyle... Tarımda bu adımları atıyoruz. Enerjide bu adımları atıyoruz. KÖYDES'i, Beldes'i bunun için kurduk. Bunlar var mıydı Allah aşkına... Eğer bugün Patnos'ta, Pervari'de okullarda eğitim teknolojisi sınıfları açılmışsa, oralardaki yavrularımız bilgisayarla topla oynuyor gibi oynarsa ve ADSL sistemi ile dünyayla buluşuyorsa, bu kabiliyete ulaşmışsa, işte bunlar iktidarın attığı adımlardır. Bunları görelim. Sorunun kapsamlı çözümü için uygun zemini, süreç içerisinde hazırladık, olgunlaştırdık, bugünkü noktaya taşıyan da AK Parti oldu. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokratik açılım konusunda kendisini eleştiren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye yönelik, ''Bizim vatan sevgimizi bir defa ölçebilecek ne kalitededir ne kariyerdedir'' dedi. Türkiye'nin 7 bölgesinde birinci parti olduklarını anlatan Erdoğan, 81 ilin çok büyük bir bölümünde birinci, kalan
kısmında da ikinci parti olduklarını söyledi.