2012-06-21 - 16:50
TBMM DARBE VE MUHTIRALARI ARAŞTIRMA KOMİSYONU...
TBMM Eski Başkanı Mustafa Kalemli, 28 Şubat sürecinde, dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'nın, kendisine ordu ile diyalog kurulmasının iyi olacağını söylediğini belirterek, ''Karadayı'nın hiçbir gün ne benim nezdimde, ne diğer siyasiler nezdinde, ne kendi makamında ne de başka bir makamda, 'Bu iş siyaseten şöyle yapılmalıdır' dediğine şahit oldum'' dedi.
TBMM eski Başkanı Mustafa Kalemli, 28 Şubat sürecinde, dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'nın, kendisine ordu ile diyalog kurulmasının iyi olacağını söylediğini belirterek, ''Karadayı'nın hiçbir gün ne benim nezdimde, ne diğer siyasiler nezdinde, ne kendi makamında ne de başka bir makamda, 'Bu iş siyaseten şöyle yapılmalıdır' dediğine şahit oldum'' dedi.

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu bünyesinde oluşturulan 28 Şubat 1997 ve 27 Nisan 2007 Askeri Müdahalelerini Araştırma Alt Komisyonu, eski TBMM Başkanı Mustafa Kalemli'nin bilgisine başvurdu.

Kalemli, toplantının başında, kaleme aldığı ''Kalemli'nin Kaleminden'' adlı kitapta yer verdiği, 28 Şubat sürecine ilişkin bazı kısımları okudu.

Alt Komisyon'da soruları da yanıtlayan Kalemli, TBMM Başkanı olduğu dönemde, ANAP ve Refah Partisi'nin koalisyonunun gündemde olduğu sıra, merhum Alparslan Türkeş'in kendisini ziyaret ederek, ''Önemli bir yerden geliyorum. Bir görev yapmak istiyorum. Bana o önemli yerde bu koalisyonun kurulmamasının daha doğru olacağı söylendi. Bu koalisyon kurulursa memleket için hayırlı şeyler olmayacağı ifade edildi. Bunu size söylüyorum. Gereğini yapın'' dediğini aktardı.

Kalemli, Türkeş'in kendisine ''önemli yer'' ile ilgili olarak ne makam ne de isim söylediğini anlattı.

TBMM Başkanı olarak koalisyon görüşmesi yapan iki partiden biri olan ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'a ulaşarak, Türkeş'in kendisine anlattıklarını ilettiğini söyledi.

O dönem, Kurban Bayramı sırasında GATA'yı ziyaret ettiğini ve bu sırada dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ile telefonla görüştüğünü dile getiren Kalemli, Karadayı'nın, ''Efendim önemli olaylar cereyan ediyor. Lütfen Meclis Başkanı olarak görevinizi yapın'' dediğini anımsattı.

Karadayı'nın, ''koalisyon pazarlıkları sırasında liderlerin çok dikkatli olmaları konusunda uyarıda bulunmak'' istediğini aktaran Kalemli, şunları kaydetti:

''Sürecin içinde dahil olmak istemiyordum. Ama memlekette önemli görevler üstlenmiş, önemli siyasi sorumluluk almış kişiler, ikide bir bana geliyorlar. Bunları da cevapsız bırakmak pek düşünceme uygun düşmüyor. Başbakan Tansu Çiller'i ziyaret ettim. Dedim ki, 'Siyasi ortam çok gergin. Bunu yumuşatmak lazım. Herkesin üstüne düşen belki bir takım görevler vardır. Size de bunu dolaylı olarak anlatmak için geldim. Türkeş ve Karadayı bir takım endişeler ifade ediyorlar. Siz başbakansınız, bunları size bildirmekte fayda görüyorum. Lütfen bir değerlendirin'. Sayın Çiller bu ziyaretimden çok fazla hoşnut olmadı. Ama çok büyük bir tepki de göstermedi. Şu intibahı alarak çıktım yanından; 'Teşekkür ederim. Ben gerektiği şekilde değerlendireceğim.' Hadise budur. Genelkurmay Başkanı Karadayı, Uludağ'a gitti bayram tatilini geçirmek için. Ne hikmetse sayın Çiller de Uludağ'a gitti. Tabii orada ne konuştuklarını bilmem mümkün değil.''

Ordu içinden Genelkurmay Başkanı Karadayı'ya bir takım görüşlerin iletildiğini düşündüğünü belirten Kalemli, Karadayı'nın, bunların etkisinde bu görevleri yapma ihtiyacı hissettiğini dile getirdi.

Kalemli, ''Yoksa ben İsmail Hakkı Karadayı'nın hiçbir gün ne benim nezdimde, ne diğer siyasiler nezdinde, ne kendi makamında ne de başka bir makamda, 'Bu iş siyaseten şöyle yapılmalıdır' dediğine şahit oldum. Hiçbir yerden de duymadım. Ama bir Genelkurmay Başkanı şunu söylüyorsa, 'Biz kanunlarla görevliyiz'. Bu görevi nedeniyle bazı şeyleri yapma ihtiyacı duyuyorsa kanundan kaynaklanan, kendisine verilen bir görev olduğunu o şekilde yorumlamış olmasından dolayıdır diye düşünüyorum. Yoksa hiçbir zaman siyasete direkt olarak girdiğini, siyasette direkt olarak rol kaptığını duymadım ve görmedim.''

Karadayı'nın, kendisiyle yaptığı konuşmalarda, ''Ordu ile daha iyi bir diyalog kurulsa iyi olur' dediğini belirten Kalemli, bunları Başbakan ve Cumhurbaşkanı'na da ilettiğini anlattı.

Kalemli, ''Demek ki o günlerde en azından Hükümet üst kademesinde, ordu ile gerektiği şekilde görüşülmüyordu. Yahut da onların sıkıntıları dinlenmiyordu. Dinlense bile algılanmıyordu. Oradaki tavır hükümet üstü değil, aksine hükümet ile daha yakın bir diyalog kurma telaşından doğuyor gibi geliyor bana'' diye konuştu.

Hiçbir zaman ordunun siyasetin üstünde bir konuma gelmesini ve siyasetin üstünde kendisine bir vasilik tayin etmesini doğru bulmadığını belirten Kalemli, bunun son derece yanlış bir olay olduğunu söyledi.

Kalemli, ''En kötü sivil yönetimin, en iyi askeri yönetimden daha iyi olduğunu'' ifade etti.

TBMM Başkanlığı sırasında, Meclis Genel Kurulu salonunun yenilenmesiyle ilgili olarak hakkındaki iddialar nedeniyle 13 yıl bir köşeye çekilmek zorunda kaldığını söyleyen Kalemli, bu süreçten alnının akıyla çıktığını söyledi.

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölümüne ilişkin düşünceleri de sorulan Kalemli, Özal'ın sağlık durumunun devamlı kontrol altında tutulduğunu belirterek, Özal'ın ölümünde bir ihmal ve kasıt olup olmadığını bilmesinin mümkün olmadığını ifade etti. Kalemli, yıllardır ülkenin gündeminde olan bu konunun aydınlatılması ve gerçeklerin ortaya çıkartılmasını temenni ettiğini kaydetti.

Saadet Partisi eski Genel Başkanı Recai Kutan, 28 Şubat'ın, bugüne kadarki darbeler içerisinde en iyi planlanmış ve hazırlanmış, en zararlı darbelerden biri olduğunu belirterek, psikolojik ortamın çok önceden iyi kollandığını ve ilk defa toplum mühendisliği tabirinin büyük ölçüde uygulandığını söyledi.

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu bünyesinde oluşturulan 28 Şubat 1997 ve 27 Nisan 2007 Askeri Müdahalelerini Araştırma Alt Komisyonu, Saadet Partisi eski Genel Başkanı Recai Kutan'ın bilgisine başvurdu.

Kutan, 1970 yılına kadar Türkiye'de anarşi ve terör olaylarının görülmediğini ve bu tarihten sonra olayların meydana geldiğini dile getirerek, 1971 muhtırası sonrasında, o güne kadar başlamış olan bir sürü yatırımın akamete uğradığını belirtti.

Recai Kutan, ''Muhtıranın anarşi ile alakası yoktu. İrtica ve laiklik en önemli konu olarak gündeme getirilmişti. Gerekçe irtica ve laiklik üzerineydi'' diye konuştu.

1980 darbesi olmadan önce bunun işaretlerinin kendisini gösterdiğini ve darbenin öyle habersiz bir şekilde gelmediğini vurgulayan Kutan, darbe öncesindeki anarşi olaylarının, darbe sonrasında kesildiğini belirterek, ''askeri vesayet'' düşüncesinin, İttihat ve Terakki döneminden bu yana bir alışkanlık haline geldiğini ifade etti.

Darbe öncesinde düzenlenen Konya Mitingi'nde, yürüyüş sırasında Kelime-i Tevhid açılması, İstiklal Marşı okunurken bazı kişilerin oturması gibi hareketlerin yapıldığını anımsatan Kutan, bu mitingde provokasyon yapıldığını, bunun da arkasında asker ve sivil cuntacılar ile İsrail ve ABD'nin ülkedeki uzantılarının yer aldığını savundu.

Eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan'ın, askerlerle ilişkilerinde çok dikkatli olduğunu ve orduya bir tek söz söyletmediğini dile getiren Kutan, Erbakan'ın, darbeleri ordu içindeki cuntaların yaptığını düşündüğünü aktardı.



28 Şubat sürecinde en çok gündeme getirilen konulardan birinin ''tarikat şeyhlerine yemek verilmesi'' olduğunu hatırlatan Kutan, bunun doğru olmadığını belirtti. Kutan, şöyle devam etti:

''Ben de o yemekte vardım. Davet edilenler Diyanet İşleri Başkanı ve bütün mensupları, İlahiyat Fakültesi öğretim görevlileri... O arada da görevli olan, mesela İstanbul'da muhterem Mahmut efendi, o zaman resmi imam idi. O da geldi, kendine has kıyafetiyle. Ve o 'tarikat şeyhlerine yemek' oldu. Yani kurt, kuzu meselesi. O arada sağı solu rahatsız eden hocanın bazı beyanları da oldu. Olmadı değil.''

''Bu işin içerisinde elbette büyük ölçüde ekonomik meseleler de var. Onun dışında dış politika meseleleri var'' ifadesini kullanan Kutan, 4 Şubat 1997'de, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in, Necmettin Erbakan'a yazdığı uyarı mahiyetindeki mektubun, Demirel'in askerler tarafından bilgilendirildiğini gösterdiğini anlattı.



Askeri okullarda okuyanlara ''Türkiye'yi ancak siz kurtarırsınız, yönetirsiniz'' denildiğini ve burada Atatürk ön plana çıkartılarak, ''Her biriniz birer Atatürk'sünüz'' telkini yapıldığını savunan Kutan, darbeler planlanırken, sivil güçlerin de askerlerin yanında ve hatta teşvikçisi olduklarını ifade etti.

Kutan, günümüzde ise milletin artık bu meseleye tavır koyacak hale geldiğini ve artık hiçbir sendikanın ''Asker gelsin'' diyemediğini kaydetti.

Recai Kutan, 28 Şubat'ın, bugüne kadarki darbeler içerisinde en iyi planlanmış ve hazırlanmış, en zararlı darbelerden biri olduğunu belirtti. Kutan, şunları söyledi:

''Bir defa psikolojik ortam iyi kollanmış, çok önceden... Gazetelerde sayfa sayfa ilanlar ortaya çıktı. Daha hükümetin bir icraatı yok. O arada çeşitli sivil toplum örgütleri vesaire ayarlandı. Onlar hep reaksiyonlar gösterdi. O tabir ilk defa bu dönemlerde çıktı, toplum mühendisliği denilen tabir... O uygulamaya büyük ölçüde koyuldu. Dolayısıyla çok insan kötü niyetle değil, ikna oldu.''

28 Şubat sürecin, Aczimendiler'in de kendilerini son derece rahatsız ettiğini vurgulayan Kutan, 28 Şubat'çıların, özellikle Doğruyol Partisi üzerinde çok ciddi çalışmalar yaptıklarını ve istifalar olduğunu aktardı.

Necmettin Erbakan'ın, Susurluk olayına ilişkin ''fasa fiso'' sözlerini anımsatan Kutan, bu sözlerin olayın aslı için değil, bu sırada ciddi bir şeyler yapılmadığını ifade etmek için kullanıldığını söyledi.

''Bundan sonrası için bir darbe ihtimali görüyor musunuz-'' sorusu üzerine ise Kutan, ''Çok açık ve net olarak söylüyorum; hayır bir darbe ihtimali görmüyorum. Yani konjonktür o noktaya geldi ki artık darbe yapacak olanlar önce külahlarını önlerine bir koyacaklar'' diye yanıt verdi.

Eski bakanlardan Hasan Ekinci, REFAH-YOL Hükümeti'ni yıkabilmek için koalisyon ortağı olan DYP üzerinden harekete geçildiğini belirterek, ''Bana ihbar geliyor, 'falan gidiyor' diye. Sonra bakıyorum onu ikna etmesi için yolladığım adam da gitmiş. Çünkü orada ikbal var, borsa kurulmuş'' dedi.

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu bünyesinde oluşturulan 28 Şubat 1997 ve 27 Nisan 2007 Askeri Müdahalelerini Araştırma Alt Komisyonu, eski bakanlardan, Refah-Yol Hükümeti döneminde DYP Genel Başkanvekili olan Hasan Ekinci'nin bilgisine başvurdu.

Ekinci, REFAH-YOL Hükümeti kurulmadan önce Refah Partisi'nin ANAP ile görüşmeler yaptığını ve muhtemel bir koalisyonun kurulmasına ramak kaldığını belirterek, ''Son anda ne olduysa oldu, biz hissettik ki bir müdahale oldu ve RP ile ANAP koalisyonu kurulamadı'' dedi.

Ekinci, hükümeti kurmakla görevlendirilen kapatılan RP'nin Genel Başkanı merhum Necmettin Erbakan'ın DYP'yi ziyaret ettiğini ve yapılan görüşmeler sonunda REFAH-YOL Hükümeti'nin kurulduğunu kaydetti. Ekinci, ''Hükümet çok iyi bir protokolle çalışmaya başladı. Her şey çok iyi bir şekilde gidiyordu. Bu koalisyondan halk son derece memnundu. Ancak birileri bundan rahatsız oldu. Bilhassa DYP olarak bizim RP ile ortaklık yapmamızdan rahatsız olanlar oldu ve bize yönelik telkinler oldu. Ama Sayın Çiller de biz yönetim olarak da dinlemedik. Biz ne kadar uyumlu bir hükümet olsak da halk bundan ne kadar memnun olsa da bazı çevreler memnun değildi. Özellikle TSK'nın rahatsız olduğunu hissediyorduk'' şeklinde konuştu.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin üst yönetiminin REFAH-YOL Hükümeti'nden rahatsızlığının hükümet üyeleriyle askerlerin bir araya geldiği programlarda da hissedildiğini dile getiren Ekinci, şunları söyledi:

''Hemşehrim de olan Hikmet Köksal Paşa Kara Kuvvetleri Komutanı oluyordu. Bununla ilgili kokteyle gittik. Merhum Erbakan'la Milli Savunma Bakanı bir masada duruyor ve askerler başka yerlerdeydi. Rahmetli, bu soğuk davranışlardan rahatsız oldu ve Karadayı Paşa'yı çağırıp başka bir yerde randevusu olduğunu söyleyip ayrıldı.''

Aynı kokteylde dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'nın, tek tek kuvvet komutanlarına seçimde hangi partiye oy verdiklerini sorduğunu ve hepsi de terörle mücadelede gösterdiği kararlılık nedeniyle DYP'ye oy verdiklerini söylediğini aktaran Ekinci, Karadayı'nın ''Bak hepimiz size oy verdik. Erbakan'ı başbakan yapın diye mi oy verdik-'' dediğini söyledi. Ekinci, ''Ben de Sayın Erbakan'ı bizim değil, halkın başbakan yaptığını söyledim'' diye konuştu.


12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesinde yaşananlardan da örnekler vererek, darbelerden en son hükümetlerin haberdar olduğuna dikkati çeken Ekinci, şöyle devam etti:

''Öyle oluyor ki siz hiçbir şey göremezsiniz. 11 Eylül günü aldığımız haberleri Başbakan Sayın Demirel'e ilettim. O da Milli Savunma Bakanı aracılığıyla yoklamış ve ondan 'olur mu hiç, ben paşalara Karadeniz fıkraları anlattım, bir sıkıntı yok' karşılığını almış. Sayın Demirel'le o akşam telefonla görüştüm, yine bir sıkıntı olmadığını söyledi ama gece saat 11 gibi aradığımda telefona çıkmadı. Askerler gelmiş. Derler ya en son hükümetler duyar, evet, darbeleri en son hükümetler duyuyor.''

Daha önceki askeri müdahalelerde olduğu gibi 28 Şubat'ta da psikolojik ortamın hazırlandığını anlatan Ekinci, ''Kamuoyunu hazırlamak için psikolojik ortam gerekir. Darbelerde sembol tanktır. Tank işarettir. 12 Eylül'de Polatlı'da yürüyen tanklar gibi 28 Şubat'ta da tanklar Sincan'da yürüdü. Toplum bir şeylere hazırlandı'' değerlendirmesinde bulundu.

Hükümetin otoritesini zaafa uğratmak için Genelkurmay Başkanlığı'nda brifingler verildiğini hatırlatan Ekinci, bu brifinglere medya patronlarından yargı mensuplarına kadar çok çeşitli kesimden isimlerin katıldığını ve bütün bunların psikolojik ortam oluşturmanın parçası olduğunu söyledi.


Ekinci, 54. Hükümet'i ortadan kaldırabilmek için DYP'den 47 milletvekilinin tehditle veya ikbal vaadiyle istifa ettirildiğini ileri sürerek, ''Hükümetin RP kanadını çözemezlerdi, çünkü onlar daha disiplinli. Çözme DYP üzerinden yapıldı. DYP'den 47 milletvekili otellerde, lokantalarda, şurada burada ikna edildi. Bana ihbar geliyor, 'falan gidiyor' diye. Sonra bakıyorum, onu ikna etmesi için yolladığım adam da gitmiş. Bir taraftan Cindoruk'a parti kurdurdular. Çünkü orada ikbal var, borsa kurulmuş'' şeklinde konuştu.

Erbakan'ın koalisyon protokolü gereği iki yıllık değişim evresini beklemeden Çiller ile yaptığı görüşme sonunda istifa ettiğini ve dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in 282 milletvekilinin imzası olmasına rağmen hükümet kurma görevini Mesut Yılmaz'a verdiğini hatırlattı. Ekinci, ''Sayın Demirel benim Genel Başkanım; fakat teamüllere ve anayasaya aykırı bir biçimde önünde 282 milletvekilinin imzası varken, görevi Mesut Yılmaz'a verdi'' dedi.

Mesut Yılmaz'ın hükümet kurma görevini aldıktan sonra kendilerine geldiğini dile getiren Ekinci, görüşmede Yılmaz'ın elini omuzuna götürüp apolet işareti yaparak Çiller'e, ''Sizlerin hükümette olmasını istiyorum, birileri de sizi istiyor'' dediğini söyledi. Ekinci, Tansu Çiller'in Yılmaz'a cevabının ise ''Silahların gölgesindeki bir hükümette yer almam'' şeklinde olduğunu kaydetti.

Ekinci, REFAH-YOL Hükümeti yıkıldıktan sonra gelen hükümetlere de askerin baskısının sürdüğünü, örneğin merhum Başbakanlardan Bülent Ecevit'in Cumhurbaşkanı seçimi için önce kendilerine Mehmet Haberal'ın ismini getirdiğini, ancak askerlerin telkini üzerine bir gün sonra Ahmet Necdet Sezer'i önerdiğini ileri sürdü.

Ekinci, 28 Şubat'ta millet iradesinin gasp edildiğini vurgulayarak, ''Bu bir demokrasi darbesidir'' diye konuştu. (16.50)