2009-05-12 - 12:10
MHP GRUP TOPLANTISI...
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, haftalık Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, geçen hafta kutlanan Anneler Günü vesilesiyle milleti birarada tutan sevgi, saygı, bağlılık gibi temel duyguları kazandıran bütün annelerin ellerinden öptüğünü söyledi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, haftalık Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, geçen hafta kutlanan Anneler Günü vesilesiyle milleti birarada tutan sevgi, saygı, bağlılık gibi temel duyguları kazandıran bütün annelerin ellerinden öptüğünü söyledi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Kriz nedeniyle çeşitli sektörlere destek verilirken, tarımın gözardı edilmesi, daha da kötüsü akıllara dahi gelmemesi çiftçilerimizin kendi hallerine terk edilmesinin en bariz göstergesi olmuştur'' dedi.

Mardin'in Mazıdağı ilçesi Bilge köyünde yaşanan olayda aralarında
annelerin de olduğu kadın ve çocukların hayatını kaybetmiş olmasından dolayı
duyduğu üzüntüyü dile getiren Bahçeli, bu gibi olayların tekrarlanmaması
temennisinde bulundu.

Engelliler Haftasına da değinen Bahçeli, engelli vatandaşların toplumla
bütünleşmesi, başkalarının desteği olmaksızın hayatlarını sürdürmeleri, bu
maksatla her türlü fiziki ve hukuki engelin kaldırılması, tıbbi ve mesleki
rehabilitasyonun yapılmasının, parti programlarında öncelikli hedefler arasında
yer aldığını söyledi.

Engellilerin, nüfusun yaklaşık yüzde 12,5'ine karşılık geldiğini ve
sayılarının 9 milyon civarında olduğunu kaydeden Bahçeli, ''Engele sahip
kardeşlerimizin sorunu kesinlikle bireysel ve özel değildir ve olaya böyle
bakılması en büyük yanlıştır. Sorunları tek tek bireyler bazında çözmeye çalışan
bu bakış tarzıyla da engellerin aşılması mümkün değildir. Engelli kardeşlerimizin
sorunlarını çözebilme noktasında aşmamız gereken en önemli ön yargı, onları
yardıma muhtaç insanlar olarak gören algılama kusurudur. Engelli öncelikle
yardıma ihtiyacı olan değil, yaşamak ve her insan gibi çalışmak için önündeki
sosyal, hukuki, fiziki engellerin kaldırılmasını talep eden güçlü bir toplum
ferdidir. Engelli kardeşlerimizin en doğal vatandaşlık talep ve hakları olarak,
toplumsal hayatın bütün unsurlarına eşit katılım için sahip oldukları hak ve
yükümlülüklerin kağıt üzerinde kalmadan, gerçek anlamda işler hale getirilmesi
kaçınılmaz hale gelmiştir'' diye konuştu.

Bahçeli, sorunların çözümü için şu önerilerde bulundu:

''Ulaşım, trafik, güvenlik ihtiyaçlarının düzenlenmesi, eğitim, eğlence,
alışveriş, spor, park gibi alanlarının tanzimi, kamu imkanlarından yararlanmada,
işgücü piyasasına katılımda fırsat eşitliği, konutların, iş yerlerinin
ihtiyaçlarına uygun olarak yapılanması, çalışmalarına uygun istihdam alanlarının
hazırlanması, yerel yönetimleri tedbire zorlayıcı mevzuat değişiklikleri,
kendilerinin ve yakınlarının sosyal, ekonomik ve sağlık desteklerinin
artırılması, engele neden olan sağlık sorunlarının tedavisi ve ortadan
kaldırılması, toplum sağlığı ve engellilik konusunda duyarlılığı arttırmak için
çalışmalar yapılması.''

Bahçeli, MHP'nin engelli vatandaşların hak ve taleplerine duyarlı
olduğunu, yapılacak her olumlu adımın öncüsü ve destekçisi olacağını söyledi.

''BANKA KUYRUKLARINDA BEKLEYEN ÇİFTÇİLER...''

AK Parti'nin 7 yıllık iktidarı döneminde işçi, memur, esnaf, çiftçi,
emekli ve yetimlerin yaşamlarında iyileşme olmadığını savunan Bahçeli, ''Esası
omurgasından yakalayamayan, şekil merkezli zihniyet dağılmasıyla insanımızın ve
toplumumuzun tarihi süreç içinde olgunlaşarak devamlılığına zarar veren AKP
iktidarıyla geçen 7 koca yıla yaklaşan zaman, gerçekten heba olmuştur''dedi.
Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın enflasyonun yüzde 30'dan, yüzde 6'ya indiğini,
aradaki farkın 24 puan olduğunu bunun da çiftçinin, memurun, köylünün cebinde
kaldığını söylemesinin gerçekle bağdaşır bir tarafı bulunmadığını kaydetti.

Bahçeli, çiftçilerin durumunun her geçen gün kötüye gittiğine değinerek,
köylülerin, yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanıp sorunlarının dile
getirildiğini, seçimler bittikten sonra eski anlayışın sürdürüldüğünü ifade
etti.

Yeni bir hasat dönemine yaklaşıldığını bildiren Bahçeli, yağışların
mevsim normallerin üzerinde gerçekleşmesinin sevindirici bir gelişme olduğunu,
mağdur halde bulunan çiftçilerin bir nebze de olsa yüzünün güldüğünü söyledi.

2008'de yükselen girdi fiyatları, 2 yıldır yaşanan kuraklık ve yaşanan
kriz nedeniyle tarımsal ürünlerin ihracatındaki ve fiyatlarındaki düşme sonucu
çiftçilerin zor bir sürece girdiğini kaydeden Bahçeli, şöyle konuştu:

''Bu gelişmeler doğrultusunda, borçlarını ödeyemez hale gelen birçok
sektör mensupları, geçimlerini sağladıkları ve alın terleriyle ekmeklerini
kazandıkları arazilerini haraç mezat satışa çıkarmışlardır. Borç tuzağına düşen
ve artık sadece ihtiyaçlarını karşılamak için banka kredi kuyruklarında bekleyen
çiftçi kardeşlerimiz, varlıklarını ipotek ettirerek ekonomideki sorunların neden
olduğu baskılara direnmeye çabalamaktadırlar.

İcraların nefes aldırmadığı, iflasların sıradanlaştığı tarım kesimindeki
problemler çığ gibi büyürken, Başbakan Erdoğan ve hükümeti duyarsızlıklarını
inatla sürdürmektedir. Kriz nedeniyle çeşitli sektörlere destek verilirken,
tarımın gözardı edilmesi, daha da kötüsü akıllara dahi gelmemesi çiftçilerimizin
kendi hallerine terk edilmesinin en bariz göstergesi olmuştur. Ülkemizin toplam
nüfusunun yaklaşık 3'te 1'ini oluşturan tarım kesiminde çalışan milyonlarca
insanımız, Tarım Kredi Kooperatifleri ve bankalar tarafından tam anlamıyla
kıskaca alınmışlardır.''

''ÇİFTÇİLERİN TAHAMMÜLLERİ TÜKENME NOKTASINDA''

Bitkisel ve hayvansal üretimlerde kullanılan elektriğin fiyatının yüzde
50, gübrenin fiyatının yüzde 180, mazotun fiyatının ise yüzde 40 oranında
arttığına dikkati çeken Bahçeli, ''Fiyat artışlarıyla sırtına kaldırmayacağı bir
yük yüklenen çiftçi kardeşlerimiz, AKP iktidarının anlaşılamaz ve kabulü mümkün
olmayan yanlış uygulamaları yüzünden çok zor durumda kalmışlardır'' dedi.

Üretimde kullanılan faktörlerin pahalanmasına rağmen ürün fiyatının
düştüğünü, bunun da çiftçinin üretim yapamaz hale gelmesine yol açacağını
belirten Bahçeli, şöyle devam etti

''Elbette bu olumsuzlukların tabii neticesi olarak Türkiye tarım ürünleri
alanında net ithalatçı bir ülke konumuna gerilemektedir. Bu durum özellikle
ülkemizin artan ihtiyaçlarının karşılanması, halkımızın gıda güvencesinin
sağlanması açısından tehlikelerle karşı karşıya olduğunu açıkça göstermektedir.
En başta hububat ve yağlı tohumlardaki yaşanılan ithalat artışı ve zaten az olan
prim miktarlarının daha da düşürülmesi, çiftçilerimizin üretimden kopuşunu
hızlandırmaktan başka bir sonuca hizmet etmeyecektir. Büyük fedakarlıklarla ve
zorluklarla mücadele eden çiftçilerimizin sorunları, geldiğimiz bu aşamada sözle,
vaatle geçiştirilemeyecek kadar büyümüştür.''

Bahçeli, KDV ve ÖTV'yi peşin ödeyen, sattığı ürünlerinden KDV'sini mahsup
edemeyen çiftçilerin, zarar etmesine rağmen her satışında stopaj vergisini ödemek
durumunda kaldığını bildirerek, konuşmasında şunları kaydetti:

''Bu kriz ortamında her sektörle ilgili akla gelen ve uygulamaya
başlanılan KDV ve ÖTV indirimlerinin çiftçilerimizden esirgenmesi, sıra, bu aziz
kardeşlerimize geldiğinde tedbirlerin Başbakan'ın deyimiyle teğet geçmesi, AKP
hükümetinin gerçek niyet ve yüzünü deşifre etmesi açısında bizlere iyi bir fırsat
vermiştir. İhmallerle, vurdumduymazlıklarla gelinen bugünkü süreçte
çiftçilerimizin tahammülleri, dayanma güçleri tükenme noktasına gelmiştir.

Kolay para kazanmanın prim yaptığı AKP iktidarı döneminde, kol ve bilek
gücüyle hayatını kazanmaya çalışan çiftçilerimizin hayat standardında en ufak bir
iyileşme olmamış, aksine bugün dünden daha da kötü olmuştur.''

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün son 2 ay içinde yaptığı; ''Kürt sorununu sınır dışından çözülemeyecek', ''İçerde ve dışarıda çok iyi şeyler olacak'' ve ''Türkiye'nin bu en önemli sorununun çözümü için 2009 fırsat yılı'' şeklindeki
açıklamalarının izaha muhtaç olduğunu söyledi.

Son yıllarda iktidar odaklı sistematik bir ''yönlendirme, dayatma, bıktırma ve teslim alma'' olarak formüle edecekleri aşamalı bir teslimiyet şablonun kamuoyunun önüne konulmaya
başlandığını iddia etti.

''Gerçeklerin konuşulması, sorunlarla yüzleşme, ezberlerin bozulması,
statükodan kurtulma, barışla buluşma, değişimin gücü, engellerin aşılması,
hataların sorgulanması'' gibi sayısız kavramla kamuoyunun karşısına çıkan bu
mihrakların mesafe almaya başladığını belirten Bahçeli, ''Maksatları, en büyük
teminatımız olan millet vicdanını ve şuurunu sarsmak, kavram ve kafa karışıklığı
ile milli direnç noktalarını zayıflatmaktır'' dedi.

-''HEDEF MHP''-

Bahçeli, Washington, Brüksel, Erbil ve Erivan ağzı ile konuşan yerli
lobilerin son günlerde MHP'yi ve politikalarını hedef aldığını savundu. Bu
zihniyet sahiplerinin, gazete köşelerinde, televizyon ekranlarında, toplantı
salonlarında, konuşmacı kürsülerinde, platform sandalyelerinde partilerine
yönelik yoğun bir faaliyet içinde olduklarını belirten Bahçeli, ''Lobi
faaliyetlerinin partimizi ve partililerimizi hedef almaya başlamış olması,
toplumun diğer direnç noktalarının bu odaklar tarafından belirli bir kıvama
getirildiğinin işaretlerini vermektedir'' ifadesini kullandı.

''Özellikle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, 'Kürt sorunu Türkiye'nin
birinci sorunudur' açıklamasıyla eş zamanlı olarak medya üzerinden Kandil
Dağı'ndan yapılan mütareke ve müzakere çağrıları başka bir sonuç çıkarmamıza
imkan vermemektedir'' diyen Bahçeli, Cumhurbaşkanı'nın bu konudaki son beyanları
ile Kandil Dağı'ndaki elebaşı ile yapılan mülakatın tartışmaları alevlendirdiğine
işaret etti.

Bahçeli, kendileri için bu süreçte Cumhurbaşkanı'nın konumu, rolü ve
fonksiyonunun önemli olduğunu bildirdi.

''DEVLETİN BAŞI OLAN CUMHURBAŞKANI...''

MHP lideri Bahçeli, Anayasaya göre Cumhurbaşkanı'nın devletin başı
olduğunu ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk milletinin birliğini temsil
ettiğini söyledi. Bahçeli şöyle devam etti:

''Cumhurbaşkanı göreve başlarken bu sıfatıyla devletin varlığı ve
bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü koruyacağına büyük Türk
milleti ve tarih huzurunda yemin etmiştir.

Anayasal görevi bu şekilde tanımlanan Cumhurbaşkanı'nın son 2 ay içinde;
'Kürt sorunun sınır dışından çözülemeyeceği', 'içerde ve dışarıda çok iyi şeyler
olacağı' ve 'Türkiye'nin bu en önemli sorununun çözümü için 2009'un fırsat yılı
olduğu' yolundaki beyanlarını sorunlu bulduğumuzu ve izaha muhtaç olduğunu
belirtmek isterim.

Çek Cumhuriyetine yaptığı seyahat esnasındaki sohbetinde bu konuda devlet
katında mutabakat bulunduğunu söylemesi, konuya dahil olan bütün Anayasal
organları bağlayıcı anlam kazanmıştır.

İddia edilen bu mutabakatın niteliği, içeriği ve tarafları bir an önce
açıklanmalıdır. Bu mutabakatın içinde yer alanların anlaştıkları zeminin ne
olduğunu kendi adlarına açıklamaları Türk milletine karşı tarihi sorumluluğun bir
icabıdır. Ancak böylesi bir yaklaşımla, kimin nerede durduğu ve ne düşündüğü,
kimin kim adına ve hangi amaç ve yetkiyle konuştuğu da bütün yönleriyle açıklığa
çıkacaktır.''

Bu süreçte Başbakan'ın ''sutre gerisine'' çekilerek kamuoyunun psikolojik
olarak hazırlanması sürecini izlediğini, Cumhurbaşkanı'nın ise ön safta yer
alarak Türk toplumuna şifreli mesajlar verdiğini ileri süren Bahçeli, bu konuda
bir rol paylaşımının yapıldığının akla geldiğini bildirdi.

"CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKAN'A SORULAR"

Bahçeli, temel meselelerde teslimiyet sürecine girmemiş ve ayakta duran
tek bir siyasi hareketin MHP olduğunu belirterek, şunları söyledi:

''İç ve dış lobilerin yeni kampanyalarının hedefi haline geldiği artık
kuşku götürmeyen MHP'den sözde barış ve katkı adına istenen nedir? Koruculuğun
kaldırılmasına çanak tutulması mı? Yapay azınlıkların yaratılmasına seyirci
kalınması mı? Milli kimliğin tartışılmasının kabul edilmesi mi? Eğitim dilinin
çeşitlendirilmesine sessiz durulması mı? İmralı canisine kadar uzanacak PKK
affına göz yumulması mı? Barzani devletinin tanınması ve tek taraflı tavizlere
kucak açılması mı? Yeni anayasa maskesiyle üniter yapının ve milli kimliğin
tahrip edilmesi mi? Türkiye'nin bölünme senaryolarının demokratikleşme reçetesi
olarak pazarlanmasına rıza gösterilmesi mi? Federatif bir yapılanmanın sinsice
yürürlüğe konulmasına alkış tutulması mı? Adı telaffuz edilmeye başlanan bir
siyasi sınırın çekilmesi için taşeronluk yapılması mı? Yoksa, bin yıllık
kardeşlik hukukunun çiğnenmesi ve sosyal dokunun bozulmasına kayıtsız kalınması
mı? Hangisi için bizden destek aranmakta, hangi rezalete, üzerine basa basa
tekrarlıyorum hangi ihanete katkıda bulunmamız için servis yapmamız
istenmektedir? Cumhurbaşkanı Gül'ün Kürt sorunu tanımıyla sözde çözüm için ümit
dağıttığı ve müjde verdiği bu ortamda, Türk Devletinin, Türk hükümetinin ve
kendisinin mutabık kaldıkları zemin bunlardan hangisidir? Kimlerle anlaşılmış,
kimlerin onayı alınmıştır? Hangileri milletimize dayatılmaya çalışılacaktır?
Süreç kimlerle olgunlaştırılmıştır? Kime sorulmuş, kimlerle mutabık kalınmıştır?
Kiminle müzakere edilmiş, kim muhatap olarak alınmıştır? Kaçırılmaması gereken
fırsat nedir? Fırsattan maksat nedir? MHP ve aziz milletimiz Cumhurbaşkanı Gül ve
Başbakan Erdoğan'dan bu soruların cevabını acilen beklemektedir.''

Bahçeli, içinde MHP'nin görüş ve önerilerinin olmadığı, milli kimlik ve
milli bekanın tehlikeye gireceği hiçbir süreçte, partisinin ve partililerinin yer
almayacağını ifade etti.

''BALTAYI TAŞA VURDULAR''

Bugüne kadar teslim ala ala ilerleyen iş birlikçi lobiler ve yandaş
mihrakların bu kez MHP'yi hedef alarak ''baltayı taşa'' vurduklarını dile getiren
Bahçeli, ''Bilinmelidir ki, bölücü terörü ve bölücülüğü hoşgörü ile karşılayıp
talepleri sözde siyaset içinde çözmeyi önerenlerin partimizi kendi ifadeleri ile
'yıkıcı bir faktör' olarak adlandırması hiç kimsenin haddi değildir. Ve bölücü
talepleri kabul noktasında, sanki savaşan bir tarafın temsilcisiymiş gibi
kavramları karıştırarak partimizin barışa davet edilmesi ve barıştan başka yolun
kalmadığının işaret edilmesi sinsi bir oyundur'' ifadesini kullandı.

Devlet Bahçeli, partilerine yönelik yapılan çalışmaları ''nafile
çabalar'' olarak değerlendirdi. ''Sözde överek eleştirme ve yönlendirme
gayretlerinin MHP'de ve partililerde bir karşılık bulması ve karanlık lobilerin
etkisine girmesinin söz konusu olamayacağına'' dikkati çeken Bahçeli, ''MHP,
birileri istiyor diye; Iraklı aşiret reislerine ilişkin tanımını, milletimiz için
öngördüğü tehdit ve tehlikeleri, konuya ilişkin kullanacağı dili, Türkçe
dışındaki bir dile kapalı eğitim anlayışını ve hükümete yönelik eleştirilerini
değiştirecek değildir. Gaflet ile ihanet, menfaat ile melanet arasında gidip
gelen tükenmiş ruh sahiplerinin bu hezeyanlarının camiamızda anlam bulması mümkün
olmayacaktır. MHP, hiçbir telkin ve dayatmaya aldırmaksızın doğru olduğuna
inandıklarının sonuna kadar savunucusu olacaktır'' dedi.

"KORUCULUK SİSTEMİNİN TARTIŞILMASI"

Bahçeli, geçtiğimiz hafta Mardin Mazıdağı ilçesinin Bilge köyünde meydana
gelen ve aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 44 vatandaşın ölmesi ile
sonuçlanan olayda koruculuk sisteminin tartışılmasına yönelik partisinin
düşüncelerini açıkladı.

''Hiçbir mazeretin, insanların birbirlerini öldürmelerinin meşruiyet
gerekçesi veya bahanesi olmayacağına'' işaret eden Bahçeli, Başbakanlık İnsan
Hakları Başkanlığının tespitlerine göre ''töre ve namus cinayeti'' olarak
tanımlanmış suçlara maruz kalanların sayısının 2003 ve 2007 yılları arasında bin
100 kişiye ulaştığına dikkati çekti.

Bahçeli, son yaşanan olayda ''çocuk ve kadın demeden işlenmiş bu hunhar
cinayetin yöredeki korucular tarafından işlenmiş olmasının dikkatleri haklı
olarak bu konu üzerinde yoğunlaştırdığını'' belirtti. Bahçeli, bunun bütün
korucuların suçlanmasına, bütün koruculuk sisteminin sorgulanmasına bahane
olmaması gerektiğini söyledi. Korucuların zor şartlar altında görevlerini
başarıyla sürdürdüğünü ifade eden Bahçeli şunları kaydetti:

''Vatana bağlılığın en önemli göstergesi olarak şahadeti göze almış
insanların bu kahramanlıklarını ve fedakarlıklarını görmezden gelerek, işlenmiş
bir suçtan toptancı hükümler çıkartmak, kabul edilmesi mümkün olmayan bir
yanılmadır. Ve bu konuda hala koruculuğun kaldırılması için ısrarcı olmak,
PKK'nın yıllardır ve her platformda üzerinde durduğu siyasallaşma taleplerinden
birinin bilerek veya bilmeyerek avukatlığına soyunmak anlamını taşıyacaktır.
Özellikle bu yörede asırlardır işlenen cinayetlerin, bitmeyen kan davalarının
sebebini son 24 yıldır süren bir kamu görevine yüklemek asla gerçek, doğru ve
hakkaniyetli bir değerlendirme değildir.''