2010-03-23 - 15:17
Partisinin grup toplantısında, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, anayasa değişiklik taslağını, ''AKP prodüksiyonu, made by AKP'' diye eleştirerek, ''Böyle anayasa değişikliği olmaz. Olursa, millet tarafından benimsenmez'' dedi.
Partisinin grup toplantısında, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, anayasa
değişiklik taslağını, ''AKP prodüksiyonu, made by AKP'' diye eleştirerek, ''Böyle
anayasa değişikliği olmaz. Olursa, millet tarafından benimsenmez'' dedi.
Baykal, partisinin TBMM Grubu'nda, anayasa değişiklik taslağına ilişkin
değerlendirmelerde bulundu.
Hükümetin, ağzındaki baklayı çıkardığını ifade eden Baykal, uzun süreden
beri, kenarından köşesinden toplumda konuşulan konunun, artık resmiyet kazanmaya
başladığını kaydetti.
Bu noktaya gelinmesinin, kendileri için sürpriz olmadığını belirten
Baykal, Hükümetin niyetinin, yargıyı ele geçirmek olduğunu, bu yönde hazırlık
yaptığını daha önce ifade ettiklerini söyledi. Baykal, AK Parti çevrelerinin ise
''Daha ortada tasarı yok, ne yapacağımızı bilmiyorsunuz, niye karşı çıkıyorsunuz,
inceleyin, bu işi peşin fikirle reddetmek nedir?'' dediklerine işaret ederek,
''Çarşambanın gelişi, salıdan bellidir'' dedi.
İktidarın, yargıyla, anayasanın temel ilkeleriyle, cumhuriyetin temel
anlayışıyla uyumsuzluğu ve sıkıntısının bulunduğunu savunan Baykal, önlerine
gelen tablonun, bu sıkıntının her aşamada yansıması şeklinde ortaya çıktığını
belirtti.
Baykal, iktidarın, ''Bu anayasaya göre görevimi yapacağım, yetkimi halka
hizmet için değerlendireceğim, ülkenin gündemine sahip çıkacağım, bu konuda
üzerime düşenleri yerine getireceğim'' yerine, ''İktidarı, devleti, Cumhuriyeti
yeniden kendi zihniyetime göre yapılandırmak için, devlet olanaklarını, gücünü de
kullanarak, bir fırsat olarak değerlendireceğim. Devleti yeniden tanımlayacağım,
oluşturacağım'' dediğini ileri sürdü.
Baykal, devletin yeniden oluşturulması ihtiyacı varsa, bunun nasıl
yapılacağının belli olduğunu, bunun bir parti işi olmadığını vurguladı. Baykal,
el birliğiyle, müzakere edilerek, halkın desteğini alarak, devletin yeniden
şekillendirilebileceğini belirtti.
Deniz Baykal, ''Yüzde 47 ile geldim, oyum yüzde 30'ların altına düştü,
Parlamentoda rahat çoğunluğum var, iktidarı kaybedeceğim görünüyor, gitmeden
devleti kendi hesabıma, partisel çıkarıma göre şekillendiriversem'' anlayışıyla
bu işe girildiğini öne sürdü.
CHP Lideri Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''(Anayasa Mahkemesini, HSYK'yı kendi kafana göre şekillendir, parti
kapatma konusunu işlemez noktaya getir, benim derdim bu) diyen, bir toplumsal
talebin muhatabı değiliz. AKP bunları yapacağım diye gelmedi, bunları yapmak için
yetki istemedi. Yargı bağımsızlığı konusunda taahhütleri var. AKP gelirken,
'işsizlik, yoksuzluk bitecek' diyordu, arttı. Başbakan, 'Yasaklar kalkacak' dedi,
Türkiye korku imparatorluğuna döndü. Herkes, işini yaparken korku içinde. 'Acaba
yazdığım bu cümle bana ya da gazeteme bir zarar verir mi?' Yüreğinde bu korkuyu
hissetmeyen bir yazar, gazeteci yoktur Türkiye'de. Yolsuzluklar bitecekti,
Türkiye, iktidarın himayesinde, öncülüğünde yolsuzluklar cenneti oldu. En büyük
yolsuzlukların arkasında iktidarın parmağı var. Emeklilere en büyük darbeyi
vurdu, esnaf siftah yapamaz hale geldi.
'Anayasayı değiştireceğim' diye mi milletten oy istedin; 'bunları
yapacağım' diye istedin. Yaptın mı? Tam tersini yaptın. Verdiğin sözleri
tutmadın, halk bu noktalarda sana tepki içinde. Sen onun hesabını ver. Hükümet,
ekonomik ve sosyal sorunlar altında ezildi.''
Baykal, her 3 ayda bir toplanması gereken Ekonomik ve Sosyal Konseyin, en
son 9 Şubat 2009'da toplandığına işaret etti.
TEKEL işçisinin, çiftçinin sorununun çözülmediğini, hakim ve savcılarla
uğraşıldığını ileri süren Baykal, ''Bu iktidarın işi gücü, mahkeme kapısıdır.
Daha dur, mahkemeyi senin düşünmen gereken günler gelecek de... Şimdi
iktidardasın sen. Şimdiden korku bacayı sardı'' dedi.
Yaşanan olayların arkasında bunun olduğunu ifade eden Baykal, ''Anayasa
değişikliği tasarısı, bir AKP prodüksiyonudur, hiç kuşku yok. Bir made by AKP.
AKP tarafından yapılmıştır. AKP üretimiyle karşı karşıyayız'' görüşünü savundu.
Baykal, anayasanın, henüz doğmamış çocukları, oy veren, vermeyen herkesi,
70 milyonu ilgilendirdiğini vurgulayarak, ''Bu kadar geniş bir anlamı olan
anayasal düzenlemeyi, siz nasıl olur da kendi parti mutfağınızın iç işi diye
düşünebilirsiniz?'' diye sordu.
AK Parti'nin, kararların tümünü kendisinin aldığını, kimseyle istişare
etmediğini, danışmadığını savunan Baykal, ''Ne üniversitelerin ne yargı
kurumlarının ne hukuk ne siyaset camiasının ne sendikaların ne esnafın ne
işadamının bilgisi var. Kimse bilmiyor, kim biliyor; Başbakan ve yanındakiler.
İmza atanlar da bilmiyor. Bunu hazırlamış, 'Size 3 gün süre. Evet, hayır,
bildirin, gereğini yapıyoruz' Başka bir emrin. Hayırlı olsun. Böyle anayasa
değişikliği olmaz. Olursa bu, anayasa olarak, millet tarafından benimsenmez''
diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'deki Ermenilere ilişkin sözleriyle ''büyük bir büyük
çam devirdiğini, ciddi bir gaf yaptığını'' savundu.
Baykal, partisinin TBMM Grubunda, Sultangazi Habibler Cemevi'ne yapılan
saldırıyı kınayarak, bunun Türkiye'ye yakışmadığını söyledi.
Her inançtaki kişileri saygıyla karşılamayı temel anlayış olarak
benimsediklerini belirten Baykal, dinlerinin, hukuklarının ve insanlıklarının
bunu gerektirdiğini belirtti.
Habibler Kanuni Sultan Süleyman Camii imamı Ahmet Sevim'in, cemevine
geçmiş olsun ziyaretinde bulunduğunu, saldırıyı kınadığını anımsatan Baykal,
bundan duyduğu mutluluğu dile getirdi. Baykal, örnek olduğunu belirttiği Sevim'i
kutladı.
Baykal, Ermeni iddialarına ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Baykal,
iktidarın, en karmaşık, güç ve önemli sorunlar karşısında, olayın ciddiyetini
gözden kaçıran temel politika üslubunun olduğunu öne sürdü.
İktidarın, Türkiye'nin dış politika sorunlarına yüzeysel yaklaştığını,
büyük ülkelere, sorunların çok kolay çözülebileceği umudunu verdiğini savunan
Baykal, bunun sonucunda baskı ve taleplere muhatap olduğunu söyledi.
Baykal, AK Parti'nin, ''sıfır sorun politikasının'' temel yanlış olduğunu
savunarak, dış politikalarının, ''sıfır sorun'' değil, ''yurtta sulh cihanda
sulh'' politikasına dayandığını belirtti.
Türkiye'nin, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Ermenistan'ın
bağımsızlığını kazanmasından mutluluk duyduğunu, Ermenistan'ın bağımsızlığını
tanıyan ilk ülke olduğunu anımsatan Baykal, Ermenistan'ın Azerbaycan toprağını
işgal etmesinin ardından ise asker kullanmadıklarını, başka baskılara
yönelmediklerini, bunun yerine sınırları kapattıklarını anlattı.
Ermenistan ile imzalanan protokollere işaret eden Baykal, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın önce taahhütlerde bulunduğunu, sonra protokolde yer almadığı
halde ''Bu protokolü ancak Karabağ işgali sona ererse uygulayacağız''
açıklamasında bulunduğunu söyledi. Baykal, ''Yapamayacağın işe niye imza attın?''
diye sorarak, işin başındaki yanlışın; imza atılması olduğunu, yanlışın, yanlışı
ürettiğini söyledi.
Baykal, ABD ve İsveç'in soykırım kararına işaret ederek, Türkiye'nin, bu
ülkelere yönelik hangi önlemi aldığını sordu. Baykal, ABD'nin kararından önce, AK
Parti çevrelerinin, ''Karar alırlarsa, Afganistan'dan askerleri çekeriz, İncirlik
Üssü'nü kapatırız, bunun ağır bedelleri olur'' şeklinde yüksek perdeden
konuştuğunu söyledi.
İki ülkedeki büyükelçilerin çekilmesi ve bu ülkelere ziyaretlerin iptal
edilmesinin kimseyi etkilemediğini savunan Baykal, ''Kongrede bu iş konuşulurken,
birileri 'Türkiye'ye kulak asmayın, kağıttan kaplandır, boş konuşurlar, gereğini
yapamazlar' demişlerdi. Ortada protokol duruyor. Bu işler protokolden
kaynaklandı. Protokolü imzala diye baskı yapıyorlar, imzalamazsan daha da artacak
diyorlar'' görüşünü dile getirdi.
Bunun baştan aşağı yanlış bir politika olduğunu öne süren Baykal,
Başbakan Erdoğan'ın, ''Türkiye'de 100 bin Ermenistan vatandaşı çalışıyor, şimdiye
kadar idare ettik, artık onları Ermenistan'a göndeririz'' dediğini belirtti.
Baykal, Türkiye'nin, bütün dünyanın tepkisini çekecek, hiçbir şekilde
insani bir nitelik taşımayan, uluslararası kamuoyunda güç duruma sokacak,
intikamcı bir tavrın içine sokulduğunu belirterek, şunları kaydetti:
''Yasalara aykırı olarak, onlara izin vermişsin, göz yummuşsun, gelmesini
kabul etmişsin. Yasaları işletmemişsin. Türkiye'de işsizlik olduğu, insanlarımız
iş bulamadığı halde, sen sadece Ermenistan'dan değil, eski Sovyetler Birliği'nde
bulunan pek çok toplumdan, Türkiye'ye izinsiz olarak insanların gelmesine,
çalışmasına göz yummuşsun. Şimdi bir yanlışın dolayısıyla ABD, İsveç ile karşı
karşıya gelince, onlara yönelik doğrudan etkin önlemler alamıyorsun, almayı
düşünemiyorsun, yanlışın özünü, temelini, protokolü askıya almaya cesaret
edemiyorsun ama tutuyorsun, senin buraya gelmesine göz yumduğun yabancılara
rehine muamelesi yapıyorsun, 'acısını onlardan çıkarırım ha' diye şantaj yapmaya
kalkıyorsun. Böyle bir şantajın Türkiye'ye etkinlik, saygınlık, iddialara
geçerlilik kazandırması söz konusu olabilir mi? Tam tersine Türkiye'yi olumsuz
noktaya sokuyorsun.
Bu kadar haklı, tutarlı olduğumuz, bu kadar insani duygularla bugüne
kadar getirdiğimiz politikayı, dünyada perişan etmek için yapılabilecek tek şeyi,
Başbakan buldu ve uyguladı. Başbakan'ın bu kararıyla, en haklı olduğumuz noktada,
haksız duruma düştük. En doğru olduğumuz yerde yanlış yapan ülke konumuna düştük.
Niçin? Başbakan'ın, keyfi, tutarsız, yanlış, tepkisel tavırlarından. O tavırların
işleyeceği yer var, işlemeyeceği yer var. Dış politika bu işleri o kadar kolay
kaldırmaz. Büyük bir yanlış olmuştur. Başbakan, bir büyük çam devirmiştir.
Türkiye'ye zarar veren, çok ciddi bir gaf yapmıştır.'
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''12 Eylül
Anayasası gitsin, yerine AKP Anayasası gelsin'' şeklinde bir anlayışı kabul
etmediklerini söyledi. Baykal, ''Sivil darbe süreci bu Anayasa değişikliğiyle
sonuçlanmış olacaktır'' görüşünü dile getirdi.
Baykal, partisinin grup toplantısında, Anayasa değişiklik paketini
incelemek için muhalefete 5 gün süre verildiğini anımsatarak, ''Hayırlı olsun''
dedi.
Değişiklik taslağını, ''Halk desteğini kaybetmiş bir parlamento ve
partinin, kendi ihtiyaçları doğrultusunda Türkiye'ye dayatmaya çalıştığı bir
taslak'' şeklinde nitelendiren Baykal, ''12 Eylül Anayasası gitsin, yerine AKP
Anayasası gelsin diye bir anlayışı hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Bu bir AKP
Anayasasıdır'' dedi.
Baykal, değişikliğin, ''Yargıyı AKP yargısı haline getirdiğini''
savunarak, 12 Eylül rejiminin dahi, cumhuriyetin ana sütununu oluşturan yargının,
siyasi kontrol altına girmesi doğrultusunda, mevcut iktidarın denediğini yapmayı
aklından geçiremediğini söyledi. Baykal, yargının, anayasal rejiminin özü, temeli
ve güvencesi olduğunu vurguladı.
Bir süredir, siyasetin cami, kışla ve mahkemeye sokulmaması gerektiğini
söylediğini anımsatan Baykal, cami ve kışla konusundaki değerlendirmelerini
yineledi.
Baykal, ''Mahkemeye de siyaseti sokmayın. Mahkeme bir siyasi partinin
mahkemesi olmasın. Tam bu noktaya yönelik sistemli girişimle karşı karşıyayız.
İktidar, tam bu noktanın özüne yönelmiştir. Kendi yargısını, AKP'nin yargı
düzenini kurmak üzere harekete geçmiştir. Demokratikleşme, falan... Bunların
hepsi geçersizdir, bahanedir. İşin özü AKP'nin, kendi yüksek yargısını kurma
teşebbüsüdür. Anayasa paketi bize bunu açık bir şekilde göstermiştir'' diye
konuştu.
Paketin özünü, Anayasa Mahkemesi, HSYK ve siyasi partileri denetleme
işinin siyasetçilerin kararına bağlama oluşturduğunu, diğerlerinin garnitür
olduğunu dile getiren Baykal, ''Bu yasa geçecek olursa, Anayasa Mahkemesi AKP'nin
Anayasa Mahkemesi olacaktır'' görüşünü savundu.
Cumhurbaşkanına, Anayasa Mahkemesine 7'si doğrudan olmak üzere 16 üye
seçme imkanı verildiğini, Anayasa Mahkemesinin 19 üyesinden sadece 4'ünün hukukçu
olması tehlikesinin olduğunu belirten Baykal, ''RTÜK'ün hakkı yenmiştir. RTÜK'ten
de buraya üye lazım. Cumhurbaşkanı RTÜK'ten de seçsin. Vatandaştan seçerken de
Deniz Fenerine de gereken ilgiyi göstereceklerdir'' dedi.
Cumhurbaşkanı, bu seçimi yaparken ''Türkiye'yi kucaklayacaktır, güvenin''
denilebileceğini, yaşanılan deneyimin bunu göstermediğini ileri süren Baykal,
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, YÖK Başkanı, üyeleri ve rektör atamalarını
eleştirdi.
''Nedir bunun altında yatan?'' diye soran Baykal, şu görüşleri dile
getirdi:
''Bu mahkeme yapısının, Anayasa Mahkemesinin yarın Yüce Divan olarak
belki Sayın Cumhurbaşkanı'nı yargılama durumu var. Bugünkü Başbakanı, Bakanlar
Kurulunu yargılaması söz konusu olan mercidir, Anayasa Mahkemesi. Bu, açıkça
korku etkisiyle hazırlanmış olan Anayasa değişikliği projesidir. Yarın
korkusunun, Yüce Divan korkusunun önlenmesi için getirilmiş bir Anayasa
değişikliğidir. Hiç kuşku yok, bu baştan aşağı belli amaç elde etmek üzere
hazırlanmış olan bir tertiptir. Hukuk arayışıyla, hukuk ihtiyacıyla hazırlanmış
proje kesinlikle değildir.''
HSYK yapısında yapılması düşünülen düzenlemeyi de eleştiren Baykal,
değişiklikler için AB üyelik süreci gereklerinin de gösterildiğini, ancak AB'nin
sürekli eleştirmesine rağmen Adalet Bakanı ve müsteşarın kurulda bırakıldığını
ifade etti.
Siyasi parti kapatma davası açmanın TBMM izni olmadan mümkün
olamayacağının da pakette yer aldığını, böylece ''siyaset cevaz vermeden hukukun
işlemeyeceğini'' belirten Baykal, ''Siyasi ruhsat almadan yargı harekete
geçemeyecek'' dedi.
Baykal, ''Bu düzenlemelerin tümü çok açık şekilde tilkiye kümesteki
tavukları teslim etmektir. Sen mahkum olmuşsun. Bir daha olmamak için Anayasaya
saygı göster... Hayır, ben kendi Anayasamı yapacağım ve bu Anayasayı size de
kabul ettireceğim. Ondan sonra siz benim Anayasamın içinde kendinizi bulacaksınız
ve ona göre yaşayacaksınız'' diye konuştu.
Değişikliğin bütün halinde halk oylamasına sunulmasının öngörülmesini de
eleştiren Baykal, bunu demokrasi ve hukuka saygı anlayışıyla bir ilişkisinin
olamayacağını söyledi. Baykal, ''Çok açık. Tuzak, tertip, kötü niyet, köşeye
sıkıştırma... Demokratik Anayasa yaptık... Bunun inandırıcı hiçbir yanı yoktur.
Oylama tarzı bu Anayasa değişikliğinin altındaki zihniyeti, kötü niyeti,
aldatmacayı, tuzağı, tertibi açık bir şekilde ortaya koymaktadır'' dedi.
Baykal, yapılacak değişikliğin kısmi bir değişiklik olarak
nitelendirilemeyeceğini ifade ederek, anayasal sistemin temel dayanağının
değiştirilmek istendiğini savundu.
Adalet kubbesinin değiştirilmek istendiğini belirten Baykal, ''Onu
çökerttiğiniz zaman, artık her şey değişmiş demektir. Bu sıradan bir Anayasa
değişikliği değildir, Anayasal sistemimizin özünün değiştirilmesidir'' dedi.
Deniz Baykal, siyasi meşruiyetin temelinin hukuk olduğunu vurgulayarak,
sözlerini şöyle tamamladı:
''Hukuku kendi siyasi hesaplarınıza göre değiştiriyorsunuz. Bu değişimi
çok iyi anlamak lazım. Çok büyük tartışmaları beraberinde sürükleyecektir. Bu
düzenleme Cumhuriyetimizin özünü oluşturan yargı bağımsızlığı ilkesinin, askeri
darbe dönemlerinde dahi saygı görmüş olan bu temel ilkenin şimdi bu iktidar
tarafından tahrip edilmesi sonucunu doğurucaktır. Yargı bağımsızlığı tahrip
edilmektedir. Böylece, bir süreden beri hepimizin bildiği sivil darbe süreci bu
Anayasa değişikliğiyle sonuçlanmış olacaktır, noktalanmış olacaktır. Bu şekliyle
dayatılacak olursa tartışma götürmez biçimde siyasi hayatımızın temellerini
sarsacak tartışmaları beraberinde getirecektir. Çok tehlikelidir. Türkiye'ye
büyük sıkıntılar getireceğinden hiç kuşkum yoktur. Türkiye, ne yazıktır ki
Cumhuriyetin bu aşamasında, 87 yıl sonra, tekrar ulusal birliğimizin özünü
oluşturan adalet kavramını, yargı bağımsızlığı kavramını çığırından çıkaracak bir
siyasi saldırının hedefi olmuştur. Bu gerçekleşirse artık bildiğimiz Cumhuriyet,
aynı Cumhuriyet olmaktan çıkacaktır.'''(15:17)
değişiklik taslağını, ''AKP prodüksiyonu, made by AKP'' diye eleştirerek, ''Böyle
anayasa değişikliği olmaz. Olursa, millet tarafından benimsenmez'' dedi.
Baykal, partisinin TBMM Grubu'nda, anayasa değişiklik taslağına ilişkin
değerlendirmelerde bulundu.
Hükümetin, ağzındaki baklayı çıkardığını ifade eden Baykal, uzun süreden
beri, kenarından köşesinden toplumda konuşulan konunun, artık resmiyet kazanmaya
başladığını kaydetti.
Bu noktaya gelinmesinin, kendileri için sürpriz olmadığını belirten
Baykal, Hükümetin niyetinin, yargıyı ele geçirmek olduğunu, bu yönde hazırlık
yaptığını daha önce ifade ettiklerini söyledi. Baykal, AK Parti çevrelerinin ise
''Daha ortada tasarı yok, ne yapacağımızı bilmiyorsunuz, niye karşı çıkıyorsunuz,
inceleyin, bu işi peşin fikirle reddetmek nedir?'' dediklerine işaret ederek,
''Çarşambanın gelişi, salıdan bellidir'' dedi.
İktidarın, yargıyla, anayasanın temel ilkeleriyle, cumhuriyetin temel
anlayışıyla uyumsuzluğu ve sıkıntısının bulunduğunu savunan Baykal, önlerine
gelen tablonun, bu sıkıntının her aşamada yansıması şeklinde ortaya çıktığını
belirtti.
Baykal, iktidarın, ''Bu anayasaya göre görevimi yapacağım, yetkimi halka
hizmet için değerlendireceğim, ülkenin gündemine sahip çıkacağım, bu konuda
üzerime düşenleri yerine getireceğim'' yerine, ''İktidarı, devleti, Cumhuriyeti
yeniden kendi zihniyetime göre yapılandırmak için, devlet olanaklarını, gücünü de
kullanarak, bir fırsat olarak değerlendireceğim. Devleti yeniden tanımlayacağım,
oluşturacağım'' dediğini ileri sürdü.
Baykal, devletin yeniden oluşturulması ihtiyacı varsa, bunun nasıl
yapılacağının belli olduğunu, bunun bir parti işi olmadığını vurguladı. Baykal,
el birliğiyle, müzakere edilerek, halkın desteğini alarak, devletin yeniden
şekillendirilebileceğini belirtti.
Deniz Baykal, ''Yüzde 47 ile geldim, oyum yüzde 30'ların altına düştü,
Parlamentoda rahat çoğunluğum var, iktidarı kaybedeceğim görünüyor, gitmeden
devleti kendi hesabıma, partisel çıkarıma göre şekillendiriversem'' anlayışıyla
bu işe girildiğini öne sürdü.
CHP Lideri Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''(Anayasa Mahkemesini, HSYK'yı kendi kafana göre şekillendir, parti
kapatma konusunu işlemez noktaya getir, benim derdim bu) diyen, bir toplumsal
talebin muhatabı değiliz. AKP bunları yapacağım diye gelmedi, bunları yapmak için
yetki istemedi. Yargı bağımsızlığı konusunda taahhütleri var. AKP gelirken,
'işsizlik, yoksuzluk bitecek' diyordu, arttı. Başbakan, 'Yasaklar kalkacak' dedi,
Türkiye korku imparatorluğuna döndü. Herkes, işini yaparken korku içinde. 'Acaba
yazdığım bu cümle bana ya da gazeteme bir zarar verir mi?' Yüreğinde bu korkuyu
hissetmeyen bir yazar, gazeteci yoktur Türkiye'de. Yolsuzluklar bitecekti,
Türkiye, iktidarın himayesinde, öncülüğünde yolsuzluklar cenneti oldu. En büyük
yolsuzlukların arkasında iktidarın parmağı var. Emeklilere en büyük darbeyi
vurdu, esnaf siftah yapamaz hale geldi.
'Anayasayı değiştireceğim' diye mi milletten oy istedin; 'bunları
yapacağım' diye istedin. Yaptın mı? Tam tersini yaptın. Verdiğin sözleri
tutmadın, halk bu noktalarda sana tepki içinde. Sen onun hesabını ver. Hükümet,
ekonomik ve sosyal sorunlar altında ezildi.''
Baykal, her 3 ayda bir toplanması gereken Ekonomik ve Sosyal Konseyin, en
son 9 Şubat 2009'da toplandığına işaret etti.
TEKEL işçisinin, çiftçinin sorununun çözülmediğini, hakim ve savcılarla
uğraşıldığını ileri süren Baykal, ''Bu iktidarın işi gücü, mahkeme kapısıdır.
Daha dur, mahkemeyi senin düşünmen gereken günler gelecek de... Şimdi
iktidardasın sen. Şimdiden korku bacayı sardı'' dedi.
Yaşanan olayların arkasında bunun olduğunu ifade eden Baykal, ''Anayasa
değişikliği tasarısı, bir AKP prodüksiyonudur, hiç kuşku yok. Bir made by AKP.
AKP tarafından yapılmıştır. AKP üretimiyle karşı karşıyayız'' görüşünü savundu.
Baykal, anayasanın, henüz doğmamış çocukları, oy veren, vermeyen herkesi,
70 milyonu ilgilendirdiğini vurgulayarak, ''Bu kadar geniş bir anlamı olan
anayasal düzenlemeyi, siz nasıl olur da kendi parti mutfağınızın iç işi diye
düşünebilirsiniz?'' diye sordu.
AK Parti'nin, kararların tümünü kendisinin aldığını, kimseyle istişare
etmediğini, danışmadığını savunan Baykal, ''Ne üniversitelerin ne yargı
kurumlarının ne hukuk ne siyaset camiasının ne sendikaların ne esnafın ne
işadamının bilgisi var. Kimse bilmiyor, kim biliyor; Başbakan ve yanındakiler.
İmza atanlar da bilmiyor. Bunu hazırlamış, 'Size 3 gün süre. Evet, hayır,
bildirin, gereğini yapıyoruz' Başka bir emrin. Hayırlı olsun. Böyle anayasa
değişikliği olmaz. Olursa bu, anayasa olarak, millet tarafından benimsenmez''
diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'deki Ermenilere ilişkin sözleriyle ''büyük bir büyük
çam devirdiğini, ciddi bir gaf yaptığını'' savundu.
Baykal, partisinin TBMM Grubunda, Sultangazi Habibler Cemevi'ne yapılan
saldırıyı kınayarak, bunun Türkiye'ye yakışmadığını söyledi.
Her inançtaki kişileri saygıyla karşılamayı temel anlayış olarak
benimsediklerini belirten Baykal, dinlerinin, hukuklarının ve insanlıklarının
bunu gerektirdiğini belirtti.
Habibler Kanuni Sultan Süleyman Camii imamı Ahmet Sevim'in, cemevine
geçmiş olsun ziyaretinde bulunduğunu, saldırıyı kınadığını anımsatan Baykal,
bundan duyduğu mutluluğu dile getirdi. Baykal, örnek olduğunu belirttiği Sevim'i
kutladı.
Baykal, Ermeni iddialarına ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Baykal,
iktidarın, en karmaşık, güç ve önemli sorunlar karşısında, olayın ciddiyetini
gözden kaçıran temel politika üslubunun olduğunu öne sürdü.
İktidarın, Türkiye'nin dış politika sorunlarına yüzeysel yaklaştığını,
büyük ülkelere, sorunların çok kolay çözülebileceği umudunu verdiğini savunan
Baykal, bunun sonucunda baskı ve taleplere muhatap olduğunu söyledi.
Baykal, AK Parti'nin, ''sıfır sorun politikasının'' temel yanlış olduğunu
savunarak, dış politikalarının, ''sıfır sorun'' değil, ''yurtta sulh cihanda
sulh'' politikasına dayandığını belirtti.
Türkiye'nin, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Ermenistan'ın
bağımsızlığını kazanmasından mutluluk duyduğunu, Ermenistan'ın bağımsızlığını
tanıyan ilk ülke olduğunu anımsatan Baykal, Ermenistan'ın Azerbaycan toprağını
işgal etmesinin ardından ise asker kullanmadıklarını, başka baskılara
yönelmediklerini, bunun yerine sınırları kapattıklarını anlattı.
Ermenistan ile imzalanan protokollere işaret eden Baykal, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın önce taahhütlerde bulunduğunu, sonra protokolde yer almadığı
halde ''Bu protokolü ancak Karabağ işgali sona ererse uygulayacağız''
açıklamasında bulunduğunu söyledi. Baykal, ''Yapamayacağın işe niye imza attın?''
diye sorarak, işin başındaki yanlışın; imza atılması olduğunu, yanlışın, yanlışı
ürettiğini söyledi.
Baykal, ABD ve İsveç'in soykırım kararına işaret ederek, Türkiye'nin, bu
ülkelere yönelik hangi önlemi aldığını sordu. Baykal, ABD'nin kararından önce, AK
Parti çevrelerinin, ''Karar alırlarsa, Afganistan'dan askerleri çekeriz, İncirlik
Üssü'nü kapatırız, bunun ağır bedelleri olur'' şeklinde yüksek perdeden
konuştuğunu söyledi.
İki ülkedeki büyükelçilerin çekilmesi ve bu ülkelere ziyaretlerin iptal
edilmesinin kimseyi etkilemediğini savunan Baykal, ''Kongrede bu iş konuşulurken,
birileri 'Türkiye'ye kulak asmayın, kağıttan kaplandır, boş konuşurlar, gereğini
yapamazlar' demişlerdi. Ortada protokol duruyor. Bu işler protokolden
kaynaklandı. Protokolü imzala diye baskı yapıyorlar, imzalamazsan daha da artacak
diyorlar'' görüşünü dile getirdi.
Bunun baştan aşağı yanlış bir politika olduğunu öne süren Baykal,
Başbakan Erdoğan'ın, ''Türkiye'de 100 bin Ermenistan vatandaşı çalışıyor, şimdiye
kadar idare ettik, artık onları Ermenistan'a göndeririz'' dediğini belirtti.
Baykal, Türkiye'nin, bütün dünyanın tepkisini çekecek, hiçbir şekilde
insani bir nitelik taşımayan, uluslararası kamuoyunda güç duruma sokacak,
intikamcı bir tavrın içine sokulduğunu belirterek, şunları kaydetti:
''Yasalara aykırı olarak, onlara izin vermişsin, göz yummuşsun, gelmesini
kabul etmişsin. Yasaları işletmemişsin. Türkiye'de işsizlik olduğu, insanlarımız
iş bulamadığı halde, sen sadece Ermenistan'dan değil, eski Sovyetler Birliği'nde
bulunan pek çok toplumdan, Türkiye'ye izinsiz olarak insanların gelmesine,
çalışmasına göz yummuşsun. Şimdi bir yanlışın dolayısıyla ABD, İsveç ile karşı
karşıya gelince, onlara yönelik doğrudan etkin önlemler alamıyorsun, almayı
düşünemiyorsun, yanlışın özünü, temelini, protokolü askıya almaya cesaret
edemiyorsun ama tutuyorsun, senin buraya gelmesine göz yumduğun yabancılara
rehine muamelesi yapıyorsun, 'acısını onlardan çıkarırım ha' diye şantaj yapmaya
kalkıyorsun. Böyle bir şantajın Türkiye'ye etkinlik, saygınlık, iddialara
geçerlilik kazandırması söz konusu olabilir mi? Tam tersine Türkiye'yi olumsuz
noktaya sokuyorsun.
Bu kadar haklı, tutarlı olduğumuz, bu kadar insani duygularla bugüne
kadar getirdiğimiz politikayı, dünyada perişan etmek için yapılabilecek tek şeyi,
Başbakan buldu ve uyguladı. Başbakan'ın bu kararıyla, en haklı olduğumuz noktada,
haksız duruma düştük. En doğru olduğumuz yerde yanlış yapan ülke konumuna düştük.
Niçin? Başbakan'ın, keyfi, tutarsız, yanlış, tepkisel tavırlarından. O tavırların
işleyeceği yer var, işlemeyeceği yer var. Dış politika bu işleri o kadar kolay
kaldırmaz. Büyük bir yanlış olmuştur. Başbakan, bir büyük çam devirmiştir.
Türkiye'ye zarar veren, çok ciddi bir gaf yapmıştır.'
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''12 Eylül
Anayasası gitsin, yerine AKP Anayasası gelsin'' şeklinde bir anlayışı kabul
etmediklerini söyledi. Baykal, ''Sivil darbe süreci bu Anayasa değişikliğiyle
sonuçlanmış olacaktır'' görüşünü dile getirdi.
Baykal, partisinin grup toplantısında, Anayasa değişiklik paketini
incelemek için muhalefete 5 gün süre verildiğini anımsatarak, ''Hayırlı olsun''
dedi.
Değişiklik taslağını, ''Halk desteğini kaybetmiş bir parlamento ve
partinin, kendi ihtiyaçları doğrultusunda Türkiye'ye dayatmaya çalıştığı bir
taslak'' şeklinde nitelendiren Baykal, ''12 Eylül Anayasası gitsin, yerine AKP
Anayasası gelsin diye bir anlayışı hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Bu bir AKP
Anayasasıdır'' dedi.
Baykal, değişikliğin, ''Yargıyı AKP yargısı haline getirdiğini''
savunarak, 12 Eylül rejiminin dahi, cumhuriyetin ana sütununu oluşturan yargının,
siyasi kontrol altına girmesi doğrultusunda, mevcut iktidarın denediğini yapmayı
aklından geçiremediğini söyledi. Baykal, yargının, anayasal rejiminin özü, temeli
ve güvencesi olduğunu vurguladı.
Bir süredir, siyasetin cami, kışla ve mahkemeye sokulmaması gerektiğini
söylediğini anımsatan Baykal, cami ve kışla konusundaki değerlendirmelerini
yineledi.
Baykal, ''Mahkemeye de siyaseti sokmayın. Mahkeme bir siyasi partinin
mahkemesi olmasın. Tam bu noktaya yönelik sistemli girişimle karşı karşıyayız.
İktidar, tam bu noktanın özüne yönelmiştir. Kendi yargısını, AKP'nin yargı
düzenini kurmak üzere harekete geçmiştir. Demokratikleşme, falan... Bunların
hepsi geçersizdir, bahanedir. İşin özü AKP'nin, kendi yüksek yargısını kurma
teşebbüsüdür. Anayasa paketi bize bunu açık bir şekilde göstermiştir'' diye
konuştu.
Paketin özünü, Anayasa Mahkemesi, HSYK ve siyasi partileri denetleme
işinin siyasetçilerin kararına bağlama oluşturduğunu, diğerlerinin garnitür
olduğunu dile getiren Baykal, ''Bu yasa geçecek olursa, Anayasa Mahkemesi AKP'nin
Anayasa Mahkemesi olacaktır'' görüşünü savundu.
Cumhurbaşkanına, Anayasa Mahkemesine 7'si doğrudan olmak üzere 16 üye
seçme imkanı verildiğini, Anayasa Mahkemesinin 19 üyesinden sadece 4'ünün hukukçu
olması tehlikesinin olduğunu belirten Baykal, ''RTÜK'ün hakkı yenmiştir. RTÜK'ten
de buraya üye lazım. Cumhurbaşkanı RTÜK'ten de seçsin. Vatandaştan seçerken de
Deniz Fenerine de gereken ilgiyi göstereceklerdir'' dedi.
Cumhurbaşkanı, bu seçimi yaparken ''Türkiye'yi kucaklayacaktır, güvenin''
denilebileceğini, yaşanılan deneyimin bunu göstermediğini ileri süren Baykal,
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, YÖK Başkanı, üyeleri ve rektör atamalarını
eleştirdi.
''Nedir bunun altında yatan?'' diye soran Baykal, şu görüşleri dile
getirdi:
''Bu mahkeme yapısının, Anayasa Mahkemesinin yarın Yüce Divan olarak
belki Sayın Cumhurbaşkanı'nı yargılama durumu var. Bugünkü Başbakanı, Bakanlar
Kurulunu yargılaması söz konusu olan mercidir, Anayasa Mahkemesi. Bu, açıkça
korku etkisiyle hazırlanmış olan Anayasa değişikliği projesidir. Yarın
korkusunun, Yüce Divan korkusunun önlenmesi için getirilmiş bir Anayasa
değişikliğidir. Hiç kuşku yok, bu baştan aşağı belli amaç elde etmek üzere
hazırlanmış olan bir tertiptir. Hukuk arayışıyla, hukuk ihtiyacıyla hazırlanmış
proje kesinlikle değildir.''
HSYK yapısında yapılması düşünülen düzenlemeyi de eleştiren Baykal,
değişiklikler için AB üyelik süreci gereklerinin de gösterildiğini, ancak AB'nin
sürekli eleştirmesine rağmen Adalet Bakanı ve müsteşarın kurulda bırakıldığını
ifade etti.
Siyasi parti kapatma davası açmanın TBMM izni olmadan mümkün
olamayacağının da pakette yer aldığını, böylece ''siyaset cevaz vermeden hukukun
işlemeyeceğini'' belirten Baykal, ''Siyasi ruhsat almadan yargı harekete
geçemeyecek'' dedi.
Baykal, ''Bu düzenlemelerin tümü çok açık şekilde tilkiye kümesteki
tavukları teslim etmektir. Sen mahkum olmuşsun. Bir daha olmamak için Anayasaya
saygı göster... Hayır, ben kendi Anayasamı yapacağım ve bu Anayasayı size de
kabul ettireceğim. Ondan sonra siz benim Anayasamın içinde kendinizi bulacaksınız
ve ona göre yaşayacaksınız'' diye konuştu.
Değişikliğin bütün halinde halk oylamasına sunulmasının öngörülmesini de
eleştiren Baykal, bunu demokrasi ve hukuka saygı anlayışıyla bir ilişkisinin
olamayacağını söyledi. Baykal, ''Çok açık. Tuzak, tertip, kötü niyet, köşeye
sıkıştırma... Demokratik Anayasa yaptık... Bunun inandırıcı hiçbir yanı yoktur.
Oylama tarzı bu Anayasa değişikliğinin altındaki zihniyeti, kötü niyeti,
aldatmacayı, tuzağı, tertibi açık bir şekilde ortaya koymaktadır'' dedi.
Baykal, yapılacak değişikliğin kısmi bir değişiklik olarak
nitelendirilemeyeceğini ifade ederek, anayasal sistemin temel dayanağının
değiştirilmek istendiğini savundu.
Adalet kubbesinin değiştirilmek istendiğini belirten Baykal, ''Onu
çökerttiğiniz zaman, artık her şey değişmiş demektir. Bu sıradan bir Anayasa
değişikliği değildir, Anayasal sistemimizin özünün değiştirilmesidir'' dedi.
Deniz Baykal, siyasi meşruiyetin temelinin hukuk olduğunu vurgulayarak,
sözlerini şöyle tamamladı:
''Hukuku kendi siyasi hesaplarınıza göre değiştiriyorsunuz. Bu değişimi
çok iyi anlamak lazım. Çok büyük tartışmaları beraberinde sürükleyecektir. Bu
düzenleme Cumhuriyetimizin özünü oluşturan yargı bağımsızlığı ilkesinin, askeri
darbe dönemlerinde dahi saygı görmüş olan bu temel ilkenin şimdi bu iktidar
tarafından tahrip edilmesi sonucunu doğurucaktır. Yargı bağımsızlığı tahrip
edilmektedir. Böylece, bir süreden beri hepimizin bildiği sivil darbe süreci bu
Anayasa değişikliğiyle sonuçlanmış olacaktır, noktalanmış olacaktır. Bu şekliyle
dayatılacak olursa tartışma götürmez biçimde siyasi hayatımızın temellerini
sarsacak tartışmaları beraberinde getirecektir. Çok tehlikelidir. Türkiye'ye
büyük sıkıntılar getireceğinden hiç kuşkum yoktur. Türkiye, ne yazıktır ki
Cumhuriyetin bu aşamasında, 87 yıl sonra, tekrar ulusal birliğimizin özünü
oluşturan adalet kavramını, yargı bağımsızlığı kavramını çığırından çıkaracak bir
siyasi saldırının hedefi olmuştur. Bu gerçekleşirse artık bildiğimiz Cumhuriyet,
aynı Cumhuriyet olmaktan çıkacaktır.'''(15:17)
