2006-12-28 - 14:00
NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün'ün, gündemdeki konulara ilişkin sorularını yanıtlayan Arınç, eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun sözleri hakkında araştırma yapmaya gerek olmadığını belirterek, ''Bu düşüncelerin, çok yanlış, hukuka, anayasal hukuka ve Meclis İçtüzüğüne çok aykırı olduğunu söylemek istiyorum. Böyle bir ekstrem düşünce, nasıl olur da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yapmış bir insanın kaleminden çıkar? Doğrusu merak ediyorum. Şaşkınlığım halen de geçmiş değil'' dedi.
TBMM Başkanı Bülent Arınç, NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün'ün, gündemdeki konulara ilişkin sorularını yanıtladı.
Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun, Meclisin cumhurbaşkanı seçmesi için 367 milletvekiliyle toplanması gerektiği yönündeki iddialarıyla ilgili soruyu, Arınç, şöyle yanıtladı:
''Biz Meclis çalışmalarıyla ilgili olarak elimizdeki dokümanı her zaman kullanırız. Geçmişte nasıl uygulamalar yapıldı, tutanaklara bakarız. Kanunlar
çıkarken hangi madde üzerinde ne konuşulmuş, sorulara sayın bakan ne cevap vermiş, o cevap üzerine uygulama nasıl yapılmış, tezkereler nasıl gelmiş geçmiş, RTÜK ve Sayıştay seçimleri nasıl yapılmış, cumhurbaşkanı seçimi nasıl yapılmış?
Bunların hepsi elimizin altındadır. Bunlar gizli de değildir. Bunlar internet aracılığıyla Meclisin sitelerinden izlenebilir.''
Sabih Kanadoğlu'nun sözleri üzerine özel bir inceleme ve araştırma yaptırmadığını belirten Arınç, ''Elimizin altında olan bir şey için herhangi bir
kimseden bir şey istememiz mümkün değil. Sayın Kanadoğlu'nun sözleri hakkında araştırma yapmaya gerek yok'' dedi.
-''MECLİS İÇTÜZÜĞÜNÜN İYİ BİLİNMESİ GEREKİR''-
Bülent Arınç, bir anayasa hukukçusunun her şeyi bilmeyebileceğini ifade ederek, daha iyi bir şey söyleyebilmek için Meclis İçtüzüğünün iyi bilinmesi gerektiğini vurguladı. Arınç, ''İçtüzükle beraber, Meclis çalışmalarına yol gösteren Anayasa hükümlerini iyi bilmek gerekir, en azından Meclise arada bir gelmek gerekir. Meclis çalışmalarının nasıl yapıldığını bilmek gerekir'' diye konuştu.
-''ÇOK ŞAŞIRDIM...''-
Kanadoğlu'nun yazısını okuduğunda ve üzerine yapılan tartışmaları izlediğinde çok şaşırdığını ifade eden Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Hayret ettim. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yapmak, Türkiye'de çok önemli bir makamdır. Bu makamda çalışmış birinin söyledikleri 'önemlidir' diye kabul ettim. Gerçi ilk anda tepki veren başkaları, kimisi 'zırva', kimisi 'saçmalıkla'' bu düşünceleri yakıştırmaya çalışmış. Ben öyle yapmıyorum ama bu düşüncelerin çok yanlış, hukuka, anayasal hukuka ve Meclis İçtüzüğüne çok aykırı olduğunu söylemek istiyorum. Böyle bir ekstrem düşünce, nasıl olur da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yapmış bir insanın kaleminden çıkar? Doğrusu merak ediyorum. Şaşkınlığım halen de geçmiş değil.''
-''...ARGÜMAN BULMAK ZORUNDA HİSSEDİYOR''-
Kanadoğlu'nun 26 Aralık tarihli yazısını incelediğinde, yazıyı yazmasının amacını, ön satırlarda fazlasıyla söylediğini belirten Arınç, şöyle konuştu:
''Sayın Kanadoğlu'na göre, bu meclis cumhurbaşkanı seçmemelidir. Ve bu cumhurbaşkanı, kesinlikle AK Parti içinden, hele Sayın Başbakan olmamalıdır. Böyle bir kabulle yola çıktığı için buna argüman bulmak zorunda hissediyor kendisini. Hiç akla gelmeyecek bir iddiayla ortaya çıkıyor.
Eğer bu iddiayı ortaya atan siz ya da bir başkası olsaydı kimse üzerinde durmaz, hatta bununla ilgili program bile yapmaz, bu konuyu bir başkasına sorma ihtiyacı bile duymazdık.
Bu meclisin cumhurbaşkanı seçemeyeceği konusunda bugüne kadar çok gayret sarf edenler oldu. 'Kamusal alanda başörtüsü olur mu' dediler, artık o tükendi. 'Bu Meclis yaşlandı, meşruiyeti tartışmalı' dediler, o da bitti. 'Başörtülü eşle bu iş olmaz' dediler, en sonunda pek çok itiraflarla 'Biz eşin başörtüsüyle değil, kafaların içiyle meşgulüz' demeye başladılar. Argümanlar tek tek tükeniyor. Şimdi yeni şeyler bulmak lazım. Yeni iddialar ortaya atmak lazım... Bu iddialardan bir tanesi de Kanadoğlu'nun yazdığı yazılar oldu.''
-''MECLİS SÖZLÜĞÜNDE YAYINLIYORUZ''-
Meclis Televizyonunun, Meclis çalışmalarını yayınladığını hatırlatan Arınç, çalışmaları ekranlardan izleyen bazı vatandaşların telefon açarak, ''İçeride 50 kişi var. 50 kişiyle kanun çıkartıyorsunuz'' dediklerini anlattı.
Kendisinin de arayan vatandaşa ''550 milletvekilinin içerde hazır olması mı gerekiyor?'' sorusunu yönelttiğini kaydeden Arınç, şöyle devam etti:
''Vatandaş ''Öyle gerekmiyor mu' diyor. Halbuki öyle gerekmiyor. Hatta başka ülkelerde bizdeki gibi karar yeter sayısı, toplantı yeter sayısı bile yok. Milletvekili kendisi merak edecek, o konuya ilgi duyacak, o konunun önemli olduğunu kendisi düşünecek, varlığını kendisi tayin edecek içeride.
Biz ise buna bir sınır da getirmişiz. Bu sınırı Anayasanın 96. maddesi çok güzel şekilde ortaya koyuyor. Meclis, çalışmalarına nasıl başlayabilir? Toplantı yeter sayısı... Biz bunu herkes bilsin diye Meclis TV'nin 'Meclis Sözlüğü'' adlı bölümünde yayınlıyoruz. Toplantı yeter sayısı, karar yeter sayısı nedir? Gündem, tezkere nedir? Seçim nasıl yapılır? Bütün bunları yayınlıyoruz -ki Sayın Başsavcı için değil bu, bilmeyen sade vatandaşlarımız için- Meclisin gündemi nedir nasıl çalışır, bunu söylemek için yapıyoruz.''
-''CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ ÇOK AÇIK''-
Cumhurbaşkanı seçiminin de çok açık olduğunu belirten Arınç, ''İki kere iki dört. Buna beş, altı diyenler çok yanlış yaparlar. Hele hele bazı anayasa
hukukçularının, kimi siyasetçilerin, bu işin üzerine kendilerini atmalarına da gerek yok. Sonunda herkesin gülmesine yol açarlar'' diye konuştu. Arınç,
cumhurbaşkanı seçiminde Meclisin işleyişini şöyle anlattı:
''Meclisin toplanarak çalışmaya başlayabilmesi için Anayasanın 96. maddesi, üçte biri, yani 184 kişinin mevcudiyetini şart koşmuş. Ben başkanlık yapıyorum; baktım içerde kalabalık var, yoklama yapmadan toplantıya başlayabilirim. Baktım, az insan var veya birisi toplantı yeter sayısı istedi, yoklama yaparım. 184'ü bulduğum zaman toplantıyı açarım. Ne yaparsanız yapın, 184'ten başka toplantı yeter sayısını gösteren Anayasa hükmü yok. Bir karar alacaksınız, 'kanun çıkaracaksınız' demiyorum kafalar karışmasın.
Diyelim ki Cumhurbaşkanı seçimine başlayacağız, bakacağım 184 kişi varsa toplantıyı açacağım. Oylama gizli oy suretiyle yapılacak zaten. Anayasanın 102. maddesi de cumhurbaşkanının nasıl seçileceğini öngörmüş. İlk turda 367 oyu öngörmüş, nitelikli çoğunluk. Son iki turda da 276'yı öngörmüş, o da nitelikli çoğunluk. 184'le toplantıyı açacağım ama belki içeride 503 kişi var. Benim için önemli olan, 184 kişiyle toplantıyı açabilmek. Oylamaları yapacağım, 367'nin altında çıkarsa tekrarlayacağım, sonra 276'da karar kılacağım. 20 gün içinde yapacağım, 4 turda 276'yı bulamazsam zaten sonucu belli, Meclis seçime gidecek.
Bugüne kadar böyle oldu, bugüne kadar böyle bir iddiayı kimse ileri sürmedi.''
-CHP'NİN OYLAMAYA KATILMAMASI-
Arınç, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın ''Başbakan aday olursa oylamaya katılmayacağız'' sözlerinin hatırlatılması üzerine, ''184'le başlayacağız, iki defa 367'yi arayacağız, iki defa da 276 arayacağız. Kimse o kişi, cumhurbaşkanı seçilecek, ilan edilecek ve görevine başlayacak. Bu iş de bitecek'' dedi.
İşin sorumluluğunun kendisinde olduğunu vurgulayan Arınç, Meclisin, cumhurbaşkanını seçmek için 16 Nisanı beklediğini söyledi. Arınç, ''Önce adaylar, sonra seçim. Bunda hiçbir tartışma yok'' diye konuştu.
Arınç, yazılanların, çizilenlerin, ''16 Nisana kadar daha başka şeylerin de konuşulacağının'' belirtisi olduğunu ifade ederek, Kanadoğlu'nun görüşünün, hukuki hiçbir değeri olmadığını savundu.
Bugüne kadar bu konunun hiç iddia edilmediğine dikkati çeken Arınç, ''Böyle bir seçim yapıldığı takdirde Anayasa Mahkemesine gitmek ve bunu iptal ettirmek de mümkün değildir. Zorlamalarla bu işi çıkmaza sokmak isteyenleri biraz insafa, biraz akla, biraz hukuk mantığına davet ediyorum'' dedi.
-''ANAYASA BAKIMINDAN BİR GRAM KIYMETİ YOK''-
Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
''İçeriye kim girer, kim girmez bizi ilgilendirmez. 'İçerdeki hangi partiden' diye ben buna bakmam. Oylamaya geçerim, oylama sonucunda bu rakamlar çıkarsa, o kişi cumhurbaşkanı seçilir. 'Ben girmedim, protesto ettim' diyenler, bu sözlerini isterlerse ömür boyu söylesinler. Hiçbir önemi yok. Anayasa bakımından bir gram kıymeti yok.
Siyasi etik bakımından şık olup olmadığı konusunda, uzlaşma gerekirken, buna gidilip gidilmediği konusundaki tartışmalar olabilir. Dolayısıyla bu tartışmalara yol açmayacak şekilde cumhurbaşkanı adaylarının tespit edilmesi başka konu. Buna ben de 'evet' derim, başkası da 'evet' der.
Ama 'Birisi aday oldu, o seçildi, ben küstüm, arkamı döndüm, içeri bile girmedim, elini bile sıkmam, yüzüne bile bakmam'... Ne istersen yap, o sizi
ilgilendirir.''
-ADAYLAR-
Mutabakatla aday belirlenmesinin mümkün olup olmadığı ya da Meclis dışından birisinin aday olup olmayacağı yolundaki soruyu da Arınç, şöyle cevaplandırdı:
''Anayasamız, milletvekilleri arasından seçileceği gibi, 110 milletvekilinin imzasıyla, dışardan da aday gösterilebilmesine izin veriyor.
10 cumhurbaşkanı seçiminde Sayın Sezer için 5 partinin imzası alındı ama çıkan oy 330 ve 3. turda seçildi. Sayın Demirel'in seçilişi de en az oyla
olmuştur. 244 bildiğim kadarıyla. 400'den fazla kişi seçime katılıyor ama 244. DYP ve SHP'nin bile oylarını alamamıştır. O zaman da başka adaylar çıkmıştır. Kaç aday çıkar bilemeyiz. CHP, 110 imzayla dışardan aday gösterebilir. Aday göstermek başka, seçilmek başka. Bu parlamento, dışardan gösterilen bir adayı seçer mi, seçmeye mecbur kalır mı? Şu anda bu milyonda bir ihtimal bile değil. Çok açık.''
-''BU DAVRANIŞLAR, AK PARTİ GRUBUNU TAM TERSİNE İTER''-
Arınç, Başbakan Erdoğan'ın, ''kendi içinden bir cumhurbaşkanı çıkarmaya muktedir'' bir siyasi partinin genel başkanı olarak uzlaşma konusunda çalışma yapacağını ifade ederek, ''Parti liderleri, bazı kurumlar ve kişilerle konuşacağını, onların da arzusu doğrultusunda belli bir ölçüye gelebileceğini söyledi. Ama bütün iş, sihirli söz, mutabakat... Ama siz mutabakattan ne anlıyorsunuz, ben ne anlıyorum?'' diye sordu. Arınç, şöyle devam etti:
''Bu yazılar, Kanadoğlu ve Sayın Teziç'in mutabakattan anladıkları şey, 'Siz güçlü bir iktidar partisi olabilirsiniz ama siz defolusunuz, sizin içinizden bir cumhurbaşkanı çıkmasın. Bizim gösterdiğimiz birisi cumhurbaşkanı olsun' anlayışıdır. Bu anlayış, ekstrem bir anlayıştır. Bu anlayış, mutabakatı reddeden bir anlayıştır. Bu parti boşuna mı iktidar oldu, boşuna mı 11.5 milyon oy aldı, boşuna mı 354 milletvekili var? Ne maksatla sizin gösterdiğiniz birisini seçmek zorunda kalacak? Bu davranışlar, AK Parti grubunu tam tersine iter.
Oysa şunu söylemeleri gerekirdi; 'Cumhurbaşkanlığı, mutlak tarafsızlık gerektiren bir makamdır. Cumhurbaşkanı, devletin birliğini temsil eder.
Cumhurbaşkanı, Türk milletini kucaklayan bir sima, bir kişilik olmalıdır.
Cumhurbaşkanı, geçmişte aktif politika içinde yıpranmış bir insan olmamalıdır.'
Bunun gibi mantıklı, makul şeyler söylerlerse, bunun bir karşılığı bulunabilir.''
Arınç, kendisinin cumhurbaşkanı adaylığıyla ilgili soruyu yanıtlarken de ''Ömrümüz olursa, bu konuda ne düşündüğümü, aday olup olmayacağımı, 16 Nisanda açıklayacağım'' dedi.
''BAYKAL'IN SÖZÜNÜ DOĞRU ANLADIM ANCAK, YANLIŞ ANLAŞILMAYA ÇOK UYGUN BİR CÜMLE KURDU''
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, bütçe görüşmelerinde ''Başörtüsü, eşlerin ayıplarını örtmeye yetmez'' sözünün ardından yaşanan tartışmaların anımsatılması üzerine Arınç, buna üzüldüğünü söyledi.
Bir partide sözcü olan kişilerin üsluplarına çok dikkat etmesi gerektiğini ifade eden Arınç, ''Üslubu beyan aynı ile insandır'' sözüne işaret etti. Arınç,
bir insanın üslubunun, o kişinin kalitesi ve gücü hakkında bilgi verebildiğini belirtti. Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bir gerginlik politikası içerisinde, ağızlara gem vurulamadığını -Baykal'ı kastederek söylemiyorum-... Meclis Televizyonunu sürekli izlerim, çıkan
konuşmacıların hakaret, eleştirinin ötesinde aşağılama, küçültücü beyanlarını gördükçe kahroluyorum. Siz bir şey söyleyince karşı tarafta aynı ile veriyor.''
-''YANLIŞ ANLAŞILMAYA ÇOK UYGUN BİR CÜMLE''-
Baykal'ın sözünü doğru anladığını ancak, yanlış anlaşılmaya çok uygun bir cümle kurduğunu belirten Arınç, bu cümleyi tamamlarken, Baykal'ın birkaç saniye düşünerek, cümlesini tekrarladığını söyledi.
Arınç, gergin bir ortamda, herkes ağızdan çıkacak söze odaklanmışken, yanlış anlaşılmaya uygun bir söz söylenmesinin fırtına kopardığını kaydetti.
Baykal'ın sözlerinin eşlerine yönelik olmadığından adı kadar emin olduğunu vurgulayan Arınç, Baykal'ın, özel hayata çok önem verdiğini; kişilerin eşleri konusunda eleştiri yapmadığını; buna izin vermediğini, özel yaşamlara girmediğini bildiğini söyledi.
Buna kendi kadar emin olduğunu dile getiren Arınç, Baykal'ın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ı kastettiğine inanmadığını belirtti.
Arınç, ''Ama öyle bir söz söyledi ki o gerginlik içinde telafi edilinceye kadar, çok ağır şeyler konuşuldu, çok büyük gerginlik oldu. Sadece Meclis değil, televizyonları izleyen milyonlarca insan etkilendi. Konuşmaları vurucu yapabiliriz ama vurucu yaparken, bu tür karşılıklara meydan vermeyecek veya yanlış anlaşılmayacak bir düzeyde tutmak çok daha faydalı'' diye konuştu.
-GENEL BAŞKAN VE GRUP BAŞKANVEKİLLERİNE ÇAĞRI-
''Cumhurbaşkanı ve genel seçimler öncesinde Mecliste tansiyonun sık sık arttığına mı şahit olacağız?'' sorusuna Arınç, ''Arttığına şahit olacağız. Zaten bugüne kadar söylenen ve konuşulanlar, maalesef çok kötüye gidişi gösteriyor'' karşılığını verdi.
Arınç, genel başkan ve grup başkanvekillerine, ''Yanlış yapan milletvekilini alkışlamamaları ve sözcülük vermemeleri'' çağrısında bulundu.
''Bunu alkışlayarak, 'hadi bakalım, aslanıp, koçum' diyerek kürsüye sürümek, bu gerginliği devam ettirmektir'' diyen Arınç, bu gerginliğin içinde olan milletvekillerinin uzun ömürlü olamayacağını, prim yapmayacağını, arkalarında iyi iz bırakmayacağını ifade etti.
Arınç, grup başkanvekillerinden, gerginlikleri, fedakarlık yaparak gidermesi ve bu gerginliğin figürü olmamasını istedi.
-''PADİŞAH DEĞİLİM Kİ...''-
Ölüm orucundaki Behiç Aşçı'nın ailesiyle görüşmesinden Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in haberi olmadığı yönündeki hatırlatma üzerine Arınç, bu konuyla ilgili, Çiçek'i aramadığını belirtti.
Bu görüşmenin spontane olduğunu dile getiren Arınç, 20 sivil toplum kuruluşu ve 100 imzayla Aşçı'nın ölüm orucuna kulak verilmesine ilişkin müracaat yapıldığını, buna bigane kalamadığını kaydetti.
Aşçı'nın annesi ve teyzesiyle görüşmesinde, ''Ölümle inat olmaz'' dediğini, konuyla ilgili kurum ve kuruluşlarla görüşme sözü verdiğini anlatan Arınç, ''Ben padişah değilim ki 'şu andan itibaren bu cezaevlerinde şöyle bir uygulama olacak' diye... Bu, bakanlığı ilgilendiren bir konu'' dedi.
F Tipi cezaevlerinin Türkiye ve dünya için yeni olmadığını belirten Arınç, bu uygulamanın 7. yılına girdiğini anımsattı.
''AŞÇI'YI ONLARDAN BİRİ OLARAK GÖRMÜYORUM''-
Arınç, bugüne kadarki uygulamaların bir kaç şikayet dışında istikrar gösterdiğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ben bu konuda, hepsini yıkalım, atalım, kapıları açalım demek istemiyorum. Bir insanın yaşam hakkı madem kutsaldır, ölüm cezasını kaldıran bir ülkedeyiz, ölüm cezasına eş bir tecrit durumu varsa en azından birkaç kişiyle bir araya gelmesine engel bir durum varsa güvenlik önlemleri alınmak şartıyla, bu insanların bu doğal haklarını gözetebilir miyiz diye düşünüyorum. Bu konuyu eskiden bazı örgütler propaganda malzemesi haline getirdi, örgütün talimatıyla bazı insanlar hayatlarına son verdiler. Behiç Aşçı'yı onlardan biri olarak görmüyorum. Her şeyden önce meslektaşım, avukat, hukukçu. Samimi olarak, 'Bu konuya dikkat çekmek için yapıyorum' diyor.
Ailesiyle görüşmemin ardından bana gelen haber şu oldu; 'Somut bir girişim olmadıkça, eylemi bırakmayı düşünmüyor' dediler. O gün söylediklerimi ifade ettim, 'Önce ölüm orucu bırakılacak' dedim, devlet ile pazarlık olmaz.''
-''ÇİÇEK'İN SIKINTILARINI BİLİYORUM''-
Çiçek ile görüşüp görüşmeyeceğinin sorulması üzerine Arınç, görüşeceğini, Çiçek'in Hükümetin bir bakanı ve çok eski arkadaşı olduğunu belirtti.
Arınç, Çiçek'in çektiği sıkıntıları bildiğini, bir bakan için cezaevlerinden sorumlu olmanın çok acı birşey olduğunu ifade etti.
Bir avukatın hayatının sona erecek olmasının, insan olma açısından kendilerini ilgilendirdiğini vurgulayan Arınç, ''Ama eğer bir örgüt müdahalesi
söz konusu da Aşçı'nın bu işi bırakmaması konusunda yine bir propaganda malzemesi olarak sürdürmeye çalışan birileri varsa -perde arkasında benim göremediğim- Aşçı'ya yazık olur; bizim bu insani girişimimiz maalesef sonuçsuz kalır'' diye konuştu.
''BUYURUN DEMEK MECBURİYETİNDE DEĞİLİM''-
DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk'e neden randevu vermediğinin sorulması üzerine Arınç, o gün Genelkurmay Başkanı'nı ziyaret ettiği, Endonezya Meclis Başkanı'nın konuğu olduğu ve başka randevuları bulunduğu için randevu verilmediğini söyledi.
Arınç, emrivaki yapmaya çalıştıklarını ifade ederek, ''Ankara'ya gelmişler, taleplerini tekrarlamışlar. Randevu mümkün değil. Pek çok gerekçe var ama gerekçeye de lüzum yok. Ben herkese, 'Buyurun, şu saatte gelin' demek mecburiyetinde değilim'' dedi.
Meclis Başkanlığının emrivaki yapılacak bir yer olmadığını kaydeden Arınç, gittiği her ilde valilik ve belediyeyi ziyaret ettiğini söyledi.
Arınç, Tunceli ve Doğubeyazıt'ta DTP'li belediye başkanlarını, hoş karşılamayanlar olsa bile ziyaret ettiğini belirterek, şunları kaydetti:
''DTP'li belediyeleri, bu ziyaretlerimde ayırt etmediğime göre, 'Bize randevu verdi vermedi' tartışması yapmak boştur. İyi ki bu görüşme
gerçekleşmemiş. Ahmet Türk ve başkaları, 'Bu yürüyüşümüze halk destek vermedi' diye, Diyarbakır ve Van halkını da suçlamaya başladılar.
Terör örgütüyle doğrudan veya dolaylı bağlantı kurmaya çalışan, onun sözcülüğünü yapma hevesinde olan, oradan alınan talimatlarla yürütülmeye çalışılan, oranın ilan ettiği ateşkesi, bir başka şekilde büyütmeye gayret eden yürüyüşün veya toplantının adını ne koyarsa koysun, halktan da bizden de destek bulamayacaktır.''
-''ERDOĞAN DA YAPMAYA BAŞLADI''-
Arınç, cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin bir soruyu şöyle yanıtladı:
''Bu, o kadar zevkli konu haline geldi ki yeni spekülasyonlara ve yorumlara yol açmayacağını bilsem, o kadar şeyler söylerim ki... Bunu, Sayın Erdoğan da yapmaya başladı. 'Aday olacak mısınız?' onun üzerine yorumlar yapılıyor.
'Partimizden başkası da olabilir' şeklinde bir cümle sarf ediyor; 'Ha bunu da söyledi' deniliyor. Sayın Gül, 'Dışardan da olabilir' diyor, 'Tamam dışardan da olabilir dediler'... Sanki Amerika'yı yeniden keşfediyorlar. Bunların hepsi zaten var. Murat Akgün'ün dışardan aday gösterilmesi on milyonda bir ihtimal de olsa, ihtimal değil midir? Sayın Baykal'ın aday olması, hatta seçilmesi ihtimal değil mi? Yüzlerce ihtimal var. Onun için böyle nüanslara bakarak, 'Onu dedi, acaba bunu kastetti...'', bunlara hiç gerek yok.
Adaylık müracaatlarının başlayacağı tarih 16 Nisandır. Bu tarihe kadar AK Parti, CHP grubu kendi içinde toplanır, 40-50 kişiyle, 100 tane sivil toplum örgütüyle konuşulur, adaylar çıkmaya başlar. 'Bunlardan birisi olur musunuz?' 16 Nisandan sonra olurum veya olmam noktasında bir cümle söyleyeceğim.''
Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun, Meclisin cumhurbaşkanı seçmesi için 367 milletvekiliyle toplanması gerektiği yönündeki iddialarıyla ilgili soruyu, Arınç, şöyle yanıtladı:
''Biz Meclis çalışmalarıyla ilgili olarak elimizdeki dokümanı her zaman kullanırız. Geçmişte nasıl uygulamalar yapıldı, tutanaklara bakarız. Kanunlar
çıkarken hangi madde üzerinde ne konuşulmuş, sorulara sayın bakan ne cevap vermiş, o cevap üzerine uygulama nasıl yapılmış, tezkereler nasıl gelmiş geçmiş, RTÜK ve Sayıştay seçimleri nasıl yapılmış, cumhurbaşkanı seçimi nasıl yapılmış?
Bunların hepsi elimizin altındadır. Bunlar gizli de değildir. Bunlar internet aracılığıyla Meclisin sitelerinden izlenebilir.''
Sabih Kanadoğlu'nun sözleri üzerine özel bir inceleme ve araştırma yaptırmadığını belirten Arınç, ''Elimizin altında olan bir şey için herhangi bir
kimseden bir şey istememiz mümkün değil. Sayın Kanadoğlu'nun sözleri hakkında araştırma yapmaya gerek yok'' dedi.
-''MECLİS İÇTÜZÜĞÜNÜN İYİ BİLİNMESİ GEREKİR''-
Bülent Arınç, bir anayasa hukukçusunun her şeyi bilmeyebileceğini ifade ederek, daha iyi bir şey söyleyebilmek için Meclis İçtüzüğünün iyi bilinmesi gerektiğini vurguladı. Arınç, ''İçtüzükle beraber, Meclis çalışmalarına yol gösteren Anayasa hükümlerini iyi bilmek gerekir, en azından Meclise arada bir gelmek gerekir. Meclis çalışmalarının nasıl yapıldığını bilmek gerekir'' diye konuştu.
-''ÇOK ŞAŞIRDIM...''-
Kanadoğlu'nun yazısını okuduğunda ve üzerine yapılan tartışmaları izlediğinde çok şaşırdığını ifade eden Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Hayret ettim. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yapmak, Türkiye'de çok önemli bir makamdır. Bu makamda çalışmış birinin söyledikleri 'önemlidir' diye kabul ettim. Gerçi ilk anda tepki veren başkaları, kimisi 'zırva', kimisi 'saçmalıkla'' bu düşünceleri yakıştırmaya çalışmış. Ben öyle yapmıyorum ama bu düşüncelerin çok yanlış, hukuka, anayasal hukuka ve Meclis İçtüzüğüne çok aykırı olduğunu söylemek istiyorum. Böyle bir ekstrem düşünce, nasıl olur da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yapmış bir insanın kaleminden çıkar? Doğrusu merak ediyorum. Şaşkınlığım halen de geçmiş değil.''
-''...ARGÜMAN BULMAK ZORUNDA HİSSEDİYOR''-
Kanadoğlu'nun 26 Aralık tarihli yazısını incelediğinde, yazıyı yazmasının amacını, ön satırlarda fazlasıyla söylediğini belirten Arınç, şöyle konuştu:
''Sayın Kanadoğlu'na göre, bu meclis cumhurbaşkanı seçmemelidir. Ve bu cumhurbaşkanı, kesinlikle AK Parti içinden, hele Sayın Başbakan olmamalıdır. Böyle bir kabulle yola çıktığı için buna argüman bulmak zorunda hissediyor kendisini. Hiç akla gelmeyecek bir iddiayla ortaya çıkıyor.
Eğer bu iddiayı ortaya atan siz ya da bir başkası olsaydı kimse üzerinde durmaz, hatta bununla ilgili program bile yapmaz, bu konuyu bir başkasına sorma ihtiyacı bile duymazdık.
Bu meclisin cumhurbaşkanı seçemeyeceği konusunda bugüne kadar çok gayret sarf edenler oldu. 'Kamusal alanda başörtüsü olur mu' dediler, artık o tükendi. 'Bu Meclis yaşlandı, meşruiyeti tartışmalı' dediler, o da bitti. 'Başörtülü eşle bu iş olmaz' dediler, en sonunda pek çok itiraflarla 'Biz eşin başörtüsüyle değil, kafaların içiyle meşgulüz' demeye başladılar. Argümanlar tek tek tükeniyor. Şimdi yeni şeyler bulmak lazım. Yeni iddialar ortaya atmak lazım... Bu iddialardan bir tanesi de Kanadoğlu'nun yazdığı yazılar oldu.''
-''MECLİS SÖZLÜĞÜNDE YAYINLIYORUZ''-
Meclis Televizyonunun, Meclis çalışmalarını yayınladığını hatırlatan Arınç, çalışmaları ekranlardan izleyen bazı vatandaşların telefon açarak, ''İçeride 50 kişi var. 50 kişiyle kanun çıkartıyorsunuz'' dediklerini anlattı.
Kendisinin de arayan vatandaşa ''550 milletvekilinin içerde hazır olması mı gerekiyor?'' sorusunu yönelttiğini kaydeden Arınç, şöyle devam etti:
''Vatandaş ''Öyle gerekmiyor mu' diyor. Halbuki öyle gerekmiyor. Hatta başka ülkelerde bizdeki gibi karar yeter sayısı, toplantı yeter sayısı bile yok. Milletvekili kendisi merak edecek, o konuya ilgi duyacak, o konunun önemli olduğunu kendisi düşünecek, varlığını kendisi tayin edecek içeride.
Biz ise buna bir sınır da getirmişiz. Bu sınırı Anayasanın 96. maddesi çok güzel şekilde ortaya koyuyor. Meclis, çalışmalarına nasıl başlayabilir? Toplantı yeter sayısı... Biz bunu herkes bilsin diye Meclis TV'nin 'Meclis Sözlüğü'' adlı bölümünde yayınlıyoruz. Toplantı yeter sayısı, karar yeter sayısı nedir? Gündem, tezkere nedir? Seçim nasıl yapılır? Bütün bunları yayınlıyoruz -ki Sayın Başsavcı için değil bu, bilmeyen sade vatandaşlarımız için- Meclisin gündemi nedir nasıl çalışır, bunu söylemek için yapıyoruz.''
-''CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ ÇOK AÇIK''-
Cumhurbaşkanı seçiminin de çok açık olduğunu belirten Arınç, ''İki kere iki dört. Buna beş, altı diyenler çok yanlış yaparlar. Hele hele bazı anayasa
hukukçularının, kimi siyasetçilerin, bu işin üzerine kendilerini atmalarına da gerek yok. Sonunda herkesin gülmesine yol açarlar'' diye konuştu. Arınç,
cumhurbaşkanı seçiminde Meclisin işleyişini şöyle anlattı:
''Meclisin toplanarak çalışmaya başlayabilmesi için Anayasanın 96. maddesi, üçte biri, yani 184 kişinin mevcudiyetini şart koşmuş. Ben başkanlık yapıyorum; baktım içerde kalabalık var, yoklama yapmadan toplantıya başlayabilirim. Baktım, az insan var veya birisi toplantı yeter sayısı istedi, yoklama yaparım. 184'ü bulduğum zaman toplantıyı açarım. Ne yaparsanız yapın, 184'ten başka toplantı yeter sayısını gösteren Anayasa hükmü yok. Bir karar alacaksınız, 'kanun çıkaracaksınız' demiyorum kafalar karışmasın.
Diyelim ki Cumhurbaşkanı seçimine başlayacağız, bakacağım 184 kişi varsa toplantıyı açacağım. Oylama gizli oy suretiyle yapılacak zaten. Anayasanın 102. maddesi de cumhurbaşkanının nasıl seçileceğini öngörmüş. İlk turda 367 oyu öngörmüş, nitelikli çoğunluk. Son iki turda da 276'yı öngörmüş, o da nitelikli çoğunluk. 184'le toplantıyı açacağım ama belki içeride 503 kişi var. Benim için önemli olan, 184 kişiyle toplantıyı açabilmek. Oylamaları yapacağım, 367'nin altında çıkarsa tekrarlayacağım, sonra 276'da karar kılacağım. 20 gün içinde yapacağım, 4 turda 276'yı bulamazsam zaten sonucu belli, Meclis seçime gidecek.
Bugüne kadar böyle oldu, bugüne kadar böyle bir iddiayı kimse ileri sürmedi.''
-CHP'NİN OYLAMAYA KATILMAMASI-
Arınç, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın ''Başbakan aday olursa oylamaya katılmayacağız'' sözlerinin hatırlatılması üzerine, ''184'le başlayacağız, iki defa 367'yi arayacağız, iki defa da 276 arayacağız. Kimse o kişi, cumhurbaşkanı seçilecek, ilan edilecek ve görevine başlayacak. Bu iş de bitecek'' dedi.
İşin sorumluluğunun kendisinde olduğunu vurgulayan Arınç, Meclisin, cumhurbaşkanını seçmek için 16 Nisanı beklediğini söyledi. Arınç, ''Önce adaylar, sonra seçim. Bunda hiçbir tartışma yok'' diye konuştu.
Arınç, yazılanların, çizilenlerin, ''16 Nisana kadar daha başka şeylerin de konuşulacağının'' belirtisi olduğunu ifade ederek, Kanadoğlu'nun görüşünün, hukuki hiçbir değeri olmadığını savundu.
Bugüne kadar bu konunun hiç iddia edilmediğine dikkati çeken Arınç, ''Böyle bir seçim yapıldığı takdirde Anayasa Mahkemesine gitmek ve bunu iptal ettirmek de mümkün değildir. Zorlamalarla bu işi çıkmaza sokmak isteyenleri biraz insafa, biraz akla, biraz hukuk mantığına davet ediyorum'' dedi.
-''ANAYASA BAKIMINDAN BİR GRAM KIYMETİ YOK''-
Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
''İçeriye kim girer, kim girmez bizi ilgilendirmez. 'İçerdeki hangi partiden' diye ben buna bakmam. Oylamaya geçerim, oylama sonucunda bu rakamlar çıkarsa, o kişi cumhurbaşkanı seçilir. 'Ben girmedim, protesto ettim' diyenler, bu sözlerini isterlerse ömür boyu söylesinler. Hiçbir önemi yok. Anayasa bakımından bir gram kıymeti yok.
Siyasi etik bakımından şık olup olmadığı konusunda, uzlaşma gerekirken, buna gidilip gidilmediği konusundaki tartışmalar olabilir. Dolayısıyla bu tartışmalara yol açmayacak şekilde cumhurbaşkanı adaylarının tespit edilmesi başka konu. Buna ben de 'evet' derim, başkası da 'evet' der.
Ama 'Birisi aday oldu, o seçildi, ben küstüm, arkamı döndüm, içeri bile girmedim, elini bile sıkmam, yüzüne bile bakmam'... Ne istersen yap, o sizi
ilgilendirir.''
-ADAYLAR-
Mutabakatla aday belirlenmesinin mümkün olup olmadığı ya da Meclis dışından birisinin aday olup olmayacağı yolundaki soruyu da Arınç, şöyle cevaplandırdı:
''Anayasamız, milletvekilleri arasından seçileceği gibi, 110 milletvekilinin imzasıyla, dışardan da aday gösterilebilmesine izin veriyor.
10 cumhurbaşkanı seçiminde Sayın Sezer için 5 partinin imzası alındı ama çıkan oy 330 ve 3. turda seçildi. Sayın Demirel'in seçilişi de en az oyla
olmuştur. 244 bildiğim kadarıyla. 400'den fazla kişi seçime katılıyor ama 244. DYP ve SHP'nin bile oylarını alamamıştır. O zaman da başka adaylar çıkmıştır. Kaç aday çıkar bilemeyiz. CHP, 110 imzayla dışardan aday gösterebilir. Aday göstermek başka, seçilmek başka. Bu parlamento, dışardan gösterilen bir adayı seçer mi, seçmeye mecbur kalır mı? Şu anda bu milyonda bir ihtimal bile değil. Çok açık.''
-''BU DAVRANIŞLAR, AK PARTİ GRUBUNU TAM TERSİNE İTER''-
Arınç, Başbakan Erdoğan'ın, ''kendi içinden bir cumhurbaşkanı çıkarmaya muktedir'' bir siyasi partinin genel başkanı olarak uzlaşma konusunda çalışma yapacağını ifade ederek, ''Parti liderleri, bazı kurumlar ve kişilerle konuşacağını, onların da arzusu doğrultusunda belli bir ölçüye gelebileceğini söyledi. Ama bütün iş, sihirli söz, mutabakat... Ama siz mutabakattan ne anlıyorsunuz, ben ne anlıyorum?'' diye sordu. Arınç, şöyle devam etti:
''Bu yazılar, Kanadoğlu ve Sayın Teziç'in mutabakattan anladıkları şey, 'Siz güçlü bir iktidar partisi olabilirsiniz ama siz defolusunuz, sizin içinizden bir cumhurbaşkanı çıkmasın. Bizim gösterdiğimiz birisi cumhurbaşkanı olsun' anlayışıdır. Bu anlayış, ekstrem bir anlayıştır. Bu anlayış, mutabakatı reddeden bir anlayıştır. Bu parti boşuna mı iktidar oldu, boşuna mı 11.5 milyon oy aldı, boşuna mı 354 milletvekili var? Ne maksatla sizin gösterdiğiniz birisini seçmek zorunda kalacak? Bu davranışlar, AK Parti grubunu tam tersine iter.
Oysa şunu söylemeleri gerekirdi; 'Cumhurbaşkanlığı, mutlak tarafsızlık gerektiren bir makamdır. Cumhurbaşkanı, devletin birliğini temsil eder.
Cumhurbaşkanı, Türk milletini kucaklayan bir sima, bir kişilik olmalıdır.
Cumhurbaşkanı, geçmişte aktif politika içinde yıpranmış bir insan olmamalıdır.'
Bunun gibi mantıklı, makul şeyler söylerlerse, bunun bir karşılığı bulunabilir.''
Arınç, kendisinin cumhurbaşkanı adaylığıyla ilgili soruyu yanıtlarken de ''Ömrümüz olursa, bu konuda ne düşündüğümü, aday olup olmayacağımı, 16 Nisanda açıklayacağım'' dedi.
''BAYKAL'IN SÖZÜNÜ DOĞRU ANLADIM ANCAK, YANLIŞ ANLAŞILMAYA ÇOK UYGUN BİR CÜMLE KURDU''
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, bütçe görüşmelerinde ''Başörtüsü, eşlerin ayıplarını örtmeye yetmez'' sözünün ardından yaşanan tartışmaların anımsatılması üzerine Arınç, buna üzüldüğünü söyledi.
Bir partide sözcü olan kişilerin üsluplarına çok dikkat etmesi gerektiğini ifade eden Arınç, ''Üslubu beyan aynı ile insandır'' sözüne işaret etti. Arınç,
bir insanın üslubunun, o kişinin kalitesi ve gücü hakkında bilgi verebildiğini belirtti. Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bir gerginlik politikası içerisinde, ağızlara gem vurulamadığını -Baykal'ı kastederek söylemiyorum-... Meclis Televizyonunu sürekli izlerim, çıkan
konuşmacıların hakaret, eleştirinin ötesinde aşağılama, küçültücü beyanlarını gördükçe kahroluyorum. Siz bir şey söyleyince karşı tarafta aynı ile veriyor.''
-''YANLIŞ ANLAŞILMAYA ÇOK UYGUN BİR CÜMLE''-
Baykal'ın sözünü doğru anladığını ancak, yanlış anlaşılmaya çok uygun bir cümle kurduğunu belirten Arınç, bu cümleyi tamamlarken, Baykal'ın birkaç saniye düşünerek, cümlesini tekrarladığını söyledi.
Arınç, gergin bir ortamda, herkes ağızdan çıkacak söze odaklanmışken, yanlış anlaşılmaya uygun bir söz söylenmesinin fırtına kopardığını kaydetti.
Baykal'ın sözlerinin eşlerine yönelik olmadığından adı kadar emin olduğunu vurgulayan Arınç, Baykal'ın, özel hayata çok önem verdiğini; kişilerin eşleri konusunda eleştiri yapmadığını; buna izin vermediğini, özel yaşamlara girmediğini bildiğini söyledi.
Buna kendi kadar emin olduğunu dile getiren Arınç, Baykal'ın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ı kastettiğine inanmadığını belirtti.
Arınç, ''Ama öyle bir söz söyledi ki o gerginlik içinde telafi edilinceye kadar, çok ağır şeyler konuşuldu, çok büyük gerginlik oldu. Sadece Meclis değil, televizyonları izleyen milyonlarca insan etkilendi. Konuşmaları vurucu yapabiliriz ama vurucu yaparken, bu tür karşılıklara meydan vermeyecek veya yanlış anlaşılmayacak bir düzeyde tutmak çok daha faydalı'' diye konuştu.
-GENEL BAŞKAN VE GRUP BAŞKANVEKİLLERİNE ÇAĞRI-
''Cumhurbaşkanı ve genel seçimler öncesinde Mecliste tansiyonun sık sık arttığına mı şahit olacağız?'' sorusuna Arınç, ''Arttığına şahit olacağız. Zaten bugüne kadar söylenen ve konuşulanlar, maalesef çok kötüye gidişi gösteriyor'' karşılığını verdi.
Arınç, genel başkan ve grup başkanvekillerine, ''Yanlış yapan milletvekilini alkışlamamaları ve sözcülük vermemeleri'' çağrısında bulundu.
''Bunu alkışlayarak, 'hadi bakalım, aslanıp, koçum' diyerek kürsüye sürümek, bu gerginliği devam ettirmektir'' diyen Arınç, bu gerginliğin içinde olan milletvekillerinin uzun ömürlü olamayacağını, prim yapmayacağını, arkalarında iyi iz bırakmayacağını ifade etti.
Arınç, grup başkanvekillerinden, gerginlikleri, fedakarlık yaparak gidermesi ve bu gerginliğin figürü olmamasını istedi.
-''PADİŞAH DEĞİLİM Kİ...''-
Ölüm orucundaki Behiç Aşçı'nın ailesiyle görüşmesinden Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in haberi olmadığı yönündeki hatırlatma üzerine Arınç, bu konuyla ilgili, Çiçek'i aramadığını belirtti.
Bu görüşmenin spontane olduğunu dile getiren Arınç, 20 sivil toplum kuruluşu ve 100 imzayla Aşçı'nın ölüm orucuna kulak verilmesine ilişkin müracaat yapıldığını, buna bigane kalamadığını kaydetti.
Aşçı'nın annesi ve teyzesiyle görüşmesinde, ''Ölümle inat olmaz'' dediğini, konuyla ilgili kurum ve kuruluşlarla görüşme sözü verdiğini anlatan Arınç, ''Ben padişah değilim ki 'şu andan itibaren bu cezaevlerinde şöyle bir uygulama olacak' diye... Bu, bakanlığı ilgilendiren bir konu'' dedi.
F Tipi cezaevlerinin Türkiye ve dünya için yeni olmadığını belirten Arınç, bu uygulamanın 7. yılına girdiğini anımsattı.
''AŞÇI'YI ONLARDAN BİRİ OLARAK GÖRMÜYORUM''-
Arınç, bugüne kadarki uygulamaların bir kaç şikayet dışında istikrar gösterdiğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ben bu konuda, hepsini yıkalım, atalım, kapıları açalım demek istemiyorum. Bir insanın yaşam hakkı madem kutsaldır, ölüm cezasını kaldıran bir ülkedeyiz, ölüm cezasına eş bir tecrit durumu varsa en azından birkaç kişiyle bir araya gelmesine engel bir durum varsa güvenlik önlemleri alınmak şartıyla, bu insanların bu doğal haklarını gözetebilir miyiz diye düşünüyorum. Bu konuyu eskiden bazı örgütler propaganda malzemesi haline getirdi, örgütün talimatıyla bazı insanlar hayatlarına son verdiler. Behiç Aşçı'yı onlardan biri olarak görmüyorum. Her şeyden önce meslektaşım, avukat, hukukçu. Samimi olarak, 'Bu konuya dikkat çekmek için yapıyorum' diyor.
Ailesiyle görüşmemin ardından bana gelen haber şu oldu; 'Somut bir girişim olmadıkça, eylemi bırakmayı düşünmüyor' dediler. O gün söylediklerimi ifade ettim, 'Önce ölüm orucu bırakılacak' dedim, devlet ile pazarlık olmaz.''
-''ÇİÇEK'İN SIKINTILARINI BİLİYORUM''-
Çiçek ile görüşüp görüşmeyeceğinin sorulması üzerine Arınç, görüşeceğini, Çiçek'in Hükümetin bir bakanı ve çok eski arkadaşı olduğunu belirtti.
Arınç, Çiçek'in çektiği sıkıntıları bildiğini, bir bakan için cezaevlerinden sorumlu olmanın çok acı birşey olduğunu ifade etti.
Bir avukatın hayatının sona erecek olmasının, insan olma açısından kendilerini ilgilendirdiğini vurgulayan Arınç, ''Ama eğer bir örgüt müdahalesi
söz konusu da Aşçı'nın bu işi bırakmaması konusunda yine bir propaganda malzemesi olarak sürdürmeye çalışan birileri varsa -perde arkasında benim göremediğim- Aşçı'ya yazık olur; bizim bu insani girişimimiz maalesef sonuçsuz kalır'' diye konuştu.
''BUYURUN DEMEK MECBURİYETİNDE DEĞİLİM''-
DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk'e neden randevu vermediğinin sorulması üzerine Arınç, o gün Genelkurmay Başkanı'nı ziyaret ettiği, Endonezya Meclis Başkanı'nın konuğu olduğu ve başka randevuları bulunduğu için randevu verilmediğini söyledi.
Arınç, emrivaki yapmaya çalıştıklarını ifade ederek, ''Ankara'ya gelmişler, taleplerini tekrarlamışlar. Randevu mümkün değil. Pek çok gerekçe var ama gerekçeye de lüzum yok. Ben herkese, 'Buyurun, şu saatte gelin' demek mecburiyetinde değilim'' dedi.
Meclis Başkanlığının emrivaki yapılacak bir yer olmadığını kaydeden Arınç, gittiği her ilde valilik ve belediyeyi ziyaret ettiğini söyledi.
Arınç, Tunceli ve Doğubeyazıt'ta DTP'li belediye başkanlarını, hoş karşılamayanlar olsa bile ziyaret ettiğini belirterek, şunları kaydetti:
''DTP'li belediyeleri, bu ziyaretlerimde ayırt etmediğime göre, 'Bize randevu verdi vermedi' tartışması yapmak boştur. İyi ki bu görüşme
gerçekleşmemiş. Ahmet Türk ve başkaları, 'Bu yürüyüşümüze halk destek vermedi' diye, Diyarbakır ve Van halkını da suçlamaya başladılar.
Terör örgütüyle doğrudan veya dolaylı bağlantı kurmaya çalışan, onun sözcülüğünü yapma hevesinde olan, oradan alınan talimatlarla yürütülmeye çalışılan, oranın ilan ettiği ateşkesi, bir başka şekilde büyütmeye gayret eden yürüyüşün veya toplantının adını ne koyarsa koysun, halktan da bizden de destek bulamayacaktır.''
-''ERDOĞAN DA YAPMAYA BAŞLADI''-
Arınç, cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin bir soruyu şöyle yanıtladı:
''Bu, o kadar zevkli konu haline geldi ki yeni spekülasyonlara ve yorumlara yol açmayacağını bilsem, o kadar şeyler söylerim ki... Bunu, Sayın Erdoğan da yapmaya başladı. 'Aday olacak mısınız?' onun üzerine yorumlar yapılıyor.
'Partimizden başkası da olabilir' şeklinde bir cümle sarf ediyor; 'Ha bunu da söyledi' deniliyor. Sayın Gül, 'Dışardan da olabilir' diyor, 'Tamam dışardan da olabilir dediler'... Sanki Amerika'yı yeniden keşfediyorlar. Bunların hepsi zaten var. Murat Akgün'ün dışardan aday gösterilmesi on milyonda bir ihtimal de olsa, ihtimal değil midir? Sayın Baykal'ın aday olması, hatta seçilmesi ihtimal değil mi? Yüzlerce ihtimal var. Onun için böyle nüanslara bakarak, 'Onu dedi, acaba bunu kastetti...'', bunlara hiç gerek yok.
Adaylık müracaatlarının başlayacağı tarih 16 Nisandır. Bu tarihe kadar AK Parti, CHP grubu kendi içinde toplanır, 40-50 kişiyle, 100 tane sivil toplum örgütüyle konuşulur, adaylar çıkmaya başlar. 'Bunlardan birisi olur musunuz?' 16 Nisandan sonra olurum veya olmam noktasında bir cümle söyleyeceğim.''
