2009-06-19 - 10:03
TBMM Başkanı Köksal Toptan, Genelkurmay Başkanlığı'nda hazırlandığı iddia edilen belgenin gerçekliği ya da sahteliğinin netleşmesini isteyerek, ''Belge gerçekse de tanzim edilmişse de bunu vahim buluyorum. Türkiye'de kurumlar arası çekişmeyi ve çatışmayı tetiklemek için bir takım gayretlerin olmasını hoş karşılamak mümkün değil. Ancak bizi memnun eden şey; toplumun bütün kesimlerinin böyle bir gelişme karşısında sergilediği duruştur'' dedi.
TBMM Başkanı Köksal Toptan, Genelkurmay Başkanlığı'nda hazırlandığı iddia edilen belgenin gerçekliği ya da sahteliğinin netleşmesini isteyerek, ''Belge gerçekse de tanzim edilmişse de bunu vahim buluyorum. Türkiye'de kurumlar arası çekişmeyi ve çatışmayı tetiklemek için bir takım gayretlerin olmasını hoş karşılamak mümkün değil. Ancak bizi memnun eden şey; toplumun bütün kesimlerinin böyle bir gelişme karşısında sergilediği duruştur'' dedi.
Toptan, TRT Türk'te canlı yayınlanan programda, soruları yanıtladı.
Türkiye'de belge tartışması yaşandığı anımsatılarak, bu belgenin neyi ifade edeceğinin sorulması üzerine Toptan, belgenin, bu haliyle bir şey ifade etmediğini söyledi.
Belgenin varlığı ya da yokluğunun, inceleme sonucunda ortaya çıkacağına işaret eden Toptan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Fakat Türkiyem adına üzülüyorum, Türkiyem bu tartışmaları hak etmiyor. Demokratik olgunluğa erişmesi bakımından, demokrasi kültürünün yerleşmesi bakımından, reformları gerçekleştirmiş olan yönü bakımından, AB'ye ciddi şekilde hazırlanan bir ülke, bölgesinin en güçlü bir ülkesi olarak Türkiye bunu, bu tartışmaları hak etmiyor.
Burada bizi mutlu eden işin bir başka yönü var. Şayet bu belge gerçekse, buna karşı toplumun bütün kesimleri bir cephe halinde durdu. Bundan gurur duymak lazım. Demokrasimizin gelmiş olduğu noktayı teyit etmesi bakımından altını çizmek lazım. Asker, Hükümet, bütün siyasi partiler, toplumun diğer kesimleri karşı çıkıyor. Böylece çok net bir duruş, demokrasiyi Türkiye'ye getirme bakımından, çok önemli bir noktayı aştığımızı düşünüyorum; belge tartışmaları nedeniyle.''
-''BELGENİN GERÇEKLİĞİ YA DA SAHTELİĞİ NETLEŞMELİ''-
TBMM Başkanı Toptan, bunun mutlaka açıklığa kavuşturulması, belgenin gerçek veya sahte olduğunun netleşmesi gerektiğini vurguladı.
Böyle bir niyeti ''vahim'' karşıladığını dile getiren Toptan, belge gerçekse, bunun vahim olduğunu kaydetti. Toptan, böyle bir şeyi, bugünün Türkiye'sinde düşünülmesini bile fevkalade yanlış ve tehlikeli bulduğunu belirtti.
Toptan, belge doğru değil, tanzim edilmişse, bunu da vahim bulduğunu vurgulayarak, ''Hala Türkiye'de kurumlar arası çekişmeyi ve çatışmayı tetiklemek için bir takım gayretlerinin olmasını hoş karşılamak, hoş bulmak mümkün değil. Bizi memnun eden şey; toplumun bütün kesimlerinin böyle bir gelişme karşısında sergilediği duruştur. Onu çok önemsiyorum'' diye konuştu.
RUHBAN OKULU...
TBMM Başkanı Köksal Toptan, Ruhban Okulu'nun açılmasında hiçbir sakınca görmediğini belirterek, ''Ruhban Okulu eski statüsünde açılacak ise Anayasa'nın 24. maddesi, şu haliyle engel. Şayet, Ruhban Okulu ilgilileri, Ruhban Okulu'nun bir devlet üniversitesine doğrudan ya da bir devlet üniversitesinin ilahiyat fakültesine bağlı olmasına razı olsalar, hiçbir sorun yok. Ama benim bildiğim kadarıyla ona yanaşmıyorlar'' dedi.
Toptan, TRT TÜRK'te canlı yayınlanan programda soruları yanıtladı. ''Ruhban Okulu'nun çözümü konusunda son dönemde Hükümet için de 'Bu iş için Anayasa ya da yasa değişikliği yapmaya gerek yok, bu iş için siyasi irade yeterlidir. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde sorun çözülebilir' deniyor. Sizce bu yeterli mi, bir siyasi iradeyle çözülebilir mi yoksa bir yasal düzenleme yapmak gerekiyor mu?'' sorusuna karşı, olayın iki boyutu olduğunu ifade eden Toptan, şunları kaydetti:
''Olayın bir siyasi irade, bir de hukuki boyutu var. Türkiye'de bu sorununun çözümü konusunda bir siyasi iradenin öteden beri mevcut olduğunu biliyoruz. Sorun, hukuki sorun...Ruhban Okulu, eski statüsünde açılacak ise Anayasanın 24. maddesi, şu haliyle engel. Çünkü bu madde, din eğitimi ve öğretiminin devletin denetim ve gözetimi altında yapılması gerekliliğini öngörüyor. Bu çerçevede baktığınız zaman, bir özel imam hatip okulu ya da bir özel ilahiyat fakültesi olmaz Türkiye'de. Niye? Bu devletin denetim ve gözetimi altındadır. İşte devlete bağlı imam hatip okulu var, devlet üniversitelerine bağlı ilahiyat fakülteleri var. Sorun burada çıkıyor. Şayet, Ruhban Okulu ilgilileri, başta Sayın Patrik olmak üzere, Ruhban Okulu'nun bir devlet üniversitesine doğrudan ya da bir devlet üniversitesinin ilahiyat fakültesine bağlı olmasına razı olsalar, hiçbir sorun yok. Ama benim bildiğim kadarıyla ona yanaşmıyorlar. O açıdan, Hükümet kanadından yapılan açıklamalar, öyle bir doğruyu ifade ediyor. Ama sadece siyasi iradeyle bunun çözülmesi mümkün değil. Karşı tarafın buna 'evet' dememesi halinde... Öyle denildiği zaman zaten hiçbir sorun kalmıyor. Zaten şimdiye kadar da bu çoktan çözülmüştü. Yanlış hatırlamıyorsam Sayın Hüseyin Çelik'in önerisi vardı; 'Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine bağlı olarak burayı açabiliriz' diye. Ama karşı tarafta böyle bir karşı irade ortaya konulmadığı için çözümsüzlük bugüne kadar geldi. Ya Anayasanın 24. maddesini değiştirmek lazım, bağımsız bir ruhban okulu açılabilmesi için, veyahut da bir devlet üniversitesine bağlı meslek yüksekokulu olarak...''
Toptan, ''Sizin şahsi görüşünüz nedir, Sizce açılmalı mı?'' sorusuna, ''Bence hiçbir sakıncası yok'' derken, ''Hem de onların istediği gibi çok da ilahiyata bağlamadan ayrı bir üniversite olarak..'' sözlerine, ''Onun için Anayasayı değiştirmek lazım'' karşılığını verdi.
''Belki Anayasa değişikliği çalışmalarına bunu da koyarsınız'' denmesine Toptan, ''Ama o zaman Türkiye'de bir sürü din eğitimi veren okullar açılacak. Onu da tartışmak lazım'' karşılığını verdi. Toptan, ''Münhasıran buna yönelik bir şey olmaz diyorsunuz'' sözlerine karşılık ise, ''Gayet tabii... Herkes için yol açılır. Burada bir makulde uzlaşmak mümkündür. Yeni ne olur Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine bağlı bir enstitü ya da meslek yüksek okulu olsa...Gidip orada Marmara Üniversitesi Rektörü her hafta Ruhban Okulu'nu denetlemez. Niye denetlensin ki? İnattan vazgeçmek lazım'' diye konuştu.
-''UMUTLU OLDUĞUMU SÖYLEYEMEM''-
Toptan, ''Kıbrıs'tan yeni geldiniz. Oradaki hava nedir, görüşmelerden bir çözüm umudu var mı?'' sorusuna, Türkiye'nin samimi olarak çözüm istediğini ve bunu da her fırsatta ifade ettiğini belirterek, KKTC'nin de çözüm istediğini ve Annan Planı'na verdiği destekle çözüm iradesini açıkça ortaya koyduğunu kaydetti. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Derviş Eroğlu'nun çözüm için üzerine düşeni yaptığını ve büyük gayret içinde olduklarını anlatan Toptan, Türkiye'nin liderler zirvesini desteklediğini ve oradan sonuç çıkmasını beklediğini ifade etti.
Türkiye'nin ve KKTC'nin görüşmeler yapılırken ortaya koyduğu ''olmazsa olmazları'' olduğuna işaret eden Toptan, ''İki ayrı devletin varlığı, iki ayrı halkın olduğu, iki ayrı egemenlik hakkının ve iki ayrı hukukun bulunduğu... Bunlar kabul edildiği takdirde kurulacak Kıbrıs devleti konusunda herkes müttefik. Ama tabi burada AB, Güney Kıbrıs Rum yönetimini AB üyesi yapmakla çözüm yolunu ciddi şekilde tıkamıştır. AB bana göre fevkalade yanlış bir kararla ve uluslararası sözleşmelere, anlaşmalara aykırı davranmak pahasına kendi içine ciddi bir ihtilaf aldı. Şimdi kararlar aldık, KKTC'ye yardım yapılması konusunda ama Rum Yönetimi bunları engelliyor. Buna karşılık AB hiçbir şey yapamıyor, eli kolu bağlı şekilde. Sadece Türkiye'ye 'ambargoları kaldırın' diyor. Türkiye'nin de olmazsa olmazları var. Ne olur sonuç? Umulur ki bir anlaşmaya varılır. Ama doğrusunu isterseniz çok da umutlu olduğumu söyleyemem.''
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani'nin ''Orada iki ayrı egemenlik hakkı varmış gibi düşünenler yanlış düşünüyor'' dediğinin anımsatılması üzerine Toptan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Olay şu; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı geçenlerde Katar'da bir açıklama yaptı; 'bir yumuşak federasyon olduğu takdirde biz 10 yıl içine Kuzey kesimde yaşayan Türkler'i asimile ederiz' dedi. Bunu açık açık söylüyorlar. Niyetleri o. Türk tarafın neden egemenlik fikrinde ısrarlı? Çünkü yeni bir kabus yaşamak istemiyor, KKTC'de yaşayan soydaşlarımız. İyi niyette bir beraberlik, birliktelik olsun, bir ortak devlet yapımına katkı yapımına katkıda bulunsun istiyor ama nihayet Rum Yönetimi eski huylarını ortaya çıkarır, Türklerin üzerinde baskı kurmaya çalışır, Türkler'i yok etmeye yeniden niyetlenirse, o zaman Türklerin başvuracağı bir çare olmalı ellerinde. İşte o egemenlik hakkının kendi elinde tutulması keyfiyetidir. O bakımdan yaşamsal bir önem taşıyor.''
-''OBAMA'YA ÇOK BÜYÜK UMUTLARLA BAKIYORUM''-
Toptan, ''İran'da yaşananlar nereye gider, ülke bu sorunu atlatabilir mi?'' sorusuna, ''Komşumuz, dostumuz bir ülke...Süratle normalleşmesini isterim'' dedi.
''Obama'nın İslam dünyasına yaptığı açıklamalar tartışma yarattı. Bugüne kadar ABD başkanlarından bu netlikte açıklamalar görmemiştik. Ne dersiniz, İslam dünyası ile ABD'nin arası düzelecek mi?'' sorusuna Toptan, ABD Başkanı Barack Obama'nın sadece İslam dünyası, ABD için değil, tüm dünya için yeni bir ümit ve heyecan olduğunu ifade ederek, bunu herkesin iyi anlaması gerektiğini vurguladı.
Toptan, ''Obama'nın gelişiyle ortaya çıkan şansın, dünya ve insanlar tarafından iyi değerlendirilmesi lazım geldiğini düşünüyorum. Ben Obama'ya çok büyük umutlarla bakıyorum. umarım da ABD'de aynı şekilde bakar'' dedi.
''BELGE (AK PARTİ VE FETHULLAH GÜLEN'İ BİTİRME PLANI) SAHTE
VEYA DOĞRUYSA, GÖREVLİ KURUMLAR, İLGİLİLER, SAVCILAR GEREĞİNİ
YAPACAKLARDIR''
TBMM Başkanı Köksal Toptan, Genelkurmayda hazırlandığı iddia edilen belge (AK Parti ve Fethullah Gülen'i bitirme planı) sahte veya doğru da olsa görevli kurumların, savcıların gereğini yapacağını ifade ederek, ''Bir gerginlik yaratılmak istendiği kesin. Ama Türk Silahlı Kuvvetleri, Genelkurmayımız, Hükümetimiz böyle bir senaryonun kesinlikle parçası olmayacak bir duruş sergilediler'' dedi.
Toptan, TRT Türk'te canlı yayınlanan programda soruları yanıtladı.
Genelkurmayda hazırlandığı iddia edilen belgenin ardından, Avrupa basınının bunu, ''Hükümet ile asker arasında yeni bir gerginlik nedeni'' olarak lanse ettiğinin hatırlatılması üzerine Toptan, gerginliğin bulunmadığını ancak gerginlik yaratılmak istendiğinin kesin olduğunu söyledi.
Toptan, belge doğru ya da sahte de olsa, bir gerginlik yaratılmak istendiğinin kesin olduğunu ifade ederek, ''Ama Türk Silahlı Kuvvetleri, Genelkurmayımız, Hükümetimiz böyle bir senaryonun kesinlikle bir parçası olmayacak duruş sergilediler'' diye konuştu.
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in, ''Orta yerde bir kağıt var, henüz belge yok. Gerçekse belge, değilse kağıttır. Kağıtsa, bu konuşulanların hiçbir önemi kalmaz'' sözlerinin anımsatılması üzerine Toptan, ''Şöyle önemi var; kağıtsa, belge değilse, yine provokasyon niyeti var, yine kurumlar arası çatışmayı tahrik edecek bir niyet var. O bakımdan vahim diyorum. Gerçekse yine vahim. Kurumlar, bunun karşısında çok net bir duruş sergilediler, ondan gurur duymak lazım'' dedi.
-''KEŞKE BUNLAR AÇIKLANSA''-
TBMM Başkanı Toptan, soruşturmayı sivil mi askeri yargının mı yürütmesi gerektiğine yönelik soruya karşılık, toplum olarak, zaman zaman aceleci davranma meraklarının depreştiğini söyledi. ''Burada da öyle bir şey mi var?'' diye soran Toptan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ben de yek nazarda, sivil savcılar niye geç kaldı, Genelkurmay, derhal saatinde harekete geçti, askeri savcıları bu işte görevlendirdi, sivil savcılar neden biraz geç davrandı? Çünkü varlığı iddia edilen belgenin önce onların önünde olduğunu biliyoruz, gazeteler öyle yazıyor. Ona rağmen niye sivil savcılarda bir gecikme oldu? Ama zaman geçtikçe anlıyoruz ki, -en azından ben öyle anladım- askeri savcılar ile sivil savcılar arasında ciddi bir koordinasyon var. O zaman demek ki sivil savcıların bir geç kalmışlığı yok diye düşünmek mümkün. Ama keşke bütün bunlar açıklansa, 'kimsenin endişe etmesine gerek yok, sivil ve askeri savcılar bir koordinasyon içerisinde bunu yürütüyorlar' denilse. O zaman toplum rahatlardı, bu tür eleştiriler de gelmezdi. Böyle olduğunu umut ediyorum.''
Toptan, ''Belgenin gerçek olduğunu savunanlar, gereği yapılmaz diyor; sahte olduğunu düşünenlerin, kimin hazırladığının ortaya çıkmayacağına yönelik kaygıları var. Daha önce böyle belgeler çıktığında, açılan soruşturmalardan sonuç gelmemişti ondan mı yoksa karşılıklı güvensizlikten mi kaynaklanıyor?'' sorusuna, ''Karşılıklı güvensizlik var tabii, kurumlar arasında var ama burada olmadığı anlaşıldı'' diye karşılık verdi.
-''KİMSE MEDET UMMAZ HALE GELMELİ''-
Bazı gazetelerin belgenin yüzde 90 gerçek, bazılarının ise bunun tam tersini söylediğine işaret eden Toptan, hala bilgi karmaşası ve bilgi kirliliğinin bulunduğunu vurguladı. Toptan, bu nedenle, süratle açığa çıkarılması, aydınlatılması gerektiğini vurgulayarak, ''Ondan sonra bu belge doğruysa, ilgililerin idari ve cezai sorumluğu vardır. Görevli kurumlar, kuşku yok ki gereğini yerine getireceklerdir'' diye konuştu.
Toptan, iddia edilen belgenin varlığı ihtimali karşısında, ortaya konulan duruşun, demokrasinin ulaştığı yer bakımından gurur verici olduğunu dile getirdi. Toptan, belgenin altında imzası bulunan kişilerle ilgili ne yapılacağını, gelecek süreçte çok iyi izlemek gerektiğini vurguladı. Toptan, idari ve cezai bakımından mutlaka gereğinin yapılacağını belirtti.
TBMM Başkanı Köksal Toptan, ''Belge sahteyse, bunun üzerine bu kadar iddialar bina ediliyorsa, orada da provokatif bir niyet olduğu anlaşılıyor. Kuşku yok ki o zaman da ilgililer, savcılar gereğini yapacaklardır. Bunlar olmamalı. Demokratik bir ülkede, Türkiye'nin geldiği noktayı da değerlendirdiğimizde, bu tür şeylerden kimse medet ummaz hale gelmeli. Bu olay karşısında sergilenen tavır, artık bunlarla sonuca hiç kimsenin varamayacağının anlaşılması bakımından önem taşıyor'' görüşünü dile getirdi.
-''İYİ NİYETLİ YAKLAŞILIRSA, OLAY ÇÖZÜLÜR''-
''Bu yasama dönemine bakınca, görevinizde zorlandığınız konu olarak DTP milletvekilleri konusunu görüyorum. Zorlandınız mı?'' sorusunu Toptan, ''Bizim işimiz olmayan bir işi üstlendik'' diye yanıtladı.
Anayasanın 83. maddesinin, milletvekilliği dokunulmazlığını tarif ettiğini, bunun çok sert bir dokunulmazlık olduğunu vurgulayan Toptan, maddenin, milletvekili seçilmeden önce Anayasanın 14. maddesindeki suçları işlediği iddia edilen ve soruşturma başlatılan kişilerle ilgili dokunulmazlığın işlemeyeceğini öngördüğünü anımsattı.
Toptan, 6 DTP'li milletvekiliyle ilgili hukuki süreçle ilgili bilgi verdi. Toptan, ''Biz dokunulmazlıktan yararlandırılmıyoruz'' denildiğini belirterek, DTP'li milletvekilleriyle ilgili, iddia edilen suçlara paralel, hatta daha ağır iddiaları içeren 150'iyi aşkın dosyanın bulunduğunu söyledi. Toptan, karma komisyonun, bu dosyaları devre sonuna kadar beklettiğini ve milletvekillerinin 83. maddedeki dokunulmazlıktan yararlandığını bildirdi.
Milletvekillerinin savunmaya gitmediğini anımsatan Toptan, mahkemenin, daha sonra, polis aracılığıyla getirilmeleri konusunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazdığını söyledi. Bunun yerine getirilmediğini ifade eden Toptan, mahkemenin çaresiz kalarak, milletvekillerinin, mahkemede hazır bulunmalarına ilişkin yazıyı duyurması için kendilerine bir yazı gönderdiğini anlattı.
Toptan, ''Tebligat bizim işimiz değil, siz kendi yollarınızla yapın'' diyebileceklerini, ancak sorumlu kişi olarak, Türkiye'nin 1994'te yaşadığı fotoğrafı hatırlamak istemediğini ve bu konunun yeniden yaşanması endişesi taşıdığı için ''olayı daha sakin şekilde çözmeye çalışalım'' dediğini söyledi.
İlgililerle, ceza hukukçuları, ceza usul hukukçularıyla konuşarak, hukuki boyut bakımından başka bir çıkış yolu bulunabilir mi diye bir çalışma yaptıklarını anlatan Toptan, şunları kaydetti:
''Kimsenin de bize yardımcı olduğu söylenemez. Yardımcı olacağı, düşüncemize destek olacakları yerde, onlar, 'gitmeyeceğiz, yapmayacağız' diye çok fazla üstüne üstüne gittiler. Herkes, sorunun çözümü konusunda üzerine düşeni yaparsa, bu milletvekili arkadaşlarımız kimsenin haberi olmadan mahkemeye gidip savunma yaparsa ya da mahkemede 'yapmayacağız' derse, bu sorun kendiliğinden ortadan kalkar. Ortada iddia var, arkadaşlarımız suçlu değil, mahkum olmuş değil, belki bu davalardan beraat de edeceklerdir, kimse bilemez. Herkes olaya iyi niyetli ve suhuletle yaklaşırsa sorun çözülür.''
Not: Devamı ilgili dökümanlarda bulunmaktadır.
Toptan, TRT Türk'te canlı yayınlanan programda, soruları yanıtladı.
Türkiye'de belge tartışması yaşandığı anımsatılarak, bu belgenin neyi ifade edeceğinin sorulması üzerine Toptan, belgenin, bu haliyle bir şey ifade etmediğini söyledi.
Belgenin varlığı ya da yokluğunun, inceleme sonucunda ortaya çıkacağına işaret eden Toptan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Fakat Türkiyem adına üzülüyorum, Türkiyem bu tartışmaları hak etmiyor. Demokratik olgunluğa erişmesi bakımından, demokrasi kültürünün yerleşmesi bakımından, reformları gerçekleştirmiş olan yönü bakımından, AB'ye ciddi şekilde hazırlanan bir ülke, bölgesinin en güçlü bir ülkesi olarak Türkiye bunu, bu tartışmaları hak etmiyor.
Burada bizi mutlu eden işin bir başka yönü var. Şayet bu belge gerçekse, buna karşı toplumun bütün kesimleri bir cephe halinde durdu. Bundan gurur duymak lazım. Demokrasimizin gelmiş olduğu noktayı teyit etmesi bakımından altını çizmek lazım. Asker, Hükümet, bütün siyasi partiler, toplumun diğer kesimleri karşı çıkıyor. Böylece çok net bir duruş, demokrasiyi Türkiye'ye getirme bakımından, çok önemli bir noktayı aştığımızı düşünüyorum; belge tartışmaları nedeniyle.''
-''BELGENİN GERÇEKLİĞİ YA DA SAHTELİĞİ NETLEŞMELİ''-
TBMM Başkanı Toptan, bunun mutlaka açıklığa kavuşturulması, belgenin gerçek veya sahte olduğunun netleşmesi gerektiğini vurguladı.
Böyle bir niyeti ''vahim'' karşıladığını dile getiren Toptan, belge gerçekse, bunun vahim olduğunu kaydetti. Toptan, böyle bir şeyi, bugünün Türkiye'sinde düşünülmesini bile fevkalade yanlış ve tehlikeli bulduğunu belirtti.
Toptan, belge doğru değil, tanzim edilmişse, bunu da vahim bulduğunu vurgulayarak, ''Hala Türkiye'de kurumlar arası çekişmeyi ve çatışmayı tetiklemek için bir takım gayretlerinin olmasını hoş karşılamak, hoş bulmak mümkün değil. Bizi memnun eden şey; toplumun bütün kesimlerinin böyle bir gelişme karşısında sergilediği duruştur. Onu çok önemsiyorum'' diye konuştu.
RUHBAN OKULU...
TBMM Başkanı Köksal Toptan, Ruhban Okulu'nun açılmasında hiçbir sakınca görmediğini belirterek, ''Ruhban Okulu eski statüsünde açılacak ise Anayasa'nın 24. maddesi, şu haliyle engel. Şayet, Ruhban Okulu ilgilileri, Ruhban Okulu'nun bir devlet üniversitesine doğrudan ya da bir devlet üniversitesinin ilahiyat fakültesine bağlı olmasına razı olsalar, hiçbir sorun yok. Ama benim bildiğim kadarıyla ona yanaşmıyorlar'' dedi.
Toptan, TRT TÜRK'te canlı yayınlanan programda soruları yanıtladı. ''Ruhban Okulu'nun çözümü konusunda son dönemde Hükümet için de 'Bu iş için Anayasa ya da yasa değişikliği yapmaya gerek yok, bu iş için siyasi irade yeterlidir. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde sorun çözülebilir' deniyor. Sizce bu yeterli mi, bir siyasi iradeyle çözülebilir mi yoksa bir yasal düzenleme yapmak gerekiyor mu?'' sorusuna karşı, olayın iki boyutu olduğunu ifade eden Toptan, şunları kaydetti:
''Olayın bir siyasi irade, bir de hukuki boyutu var. Türkiye'de bu sorununun çözümü konusunda bir siyasi iradenin öteden beri mevcut olduğunu biliyoruz. Sorun, hukuki sorun...Ruhban Okulu, eski statüsünde açılacak ise Anayasanın 24. maddesi, şu haliyle engel. Çünkü bu madde, din eğitimi ve öğretiminin devletin denetim ve gözetimi altında yapılması gerekliliğini öngörüyor. Bu çerçevede baktığınız zaman, bir özel imam hatip okulu ya da bir özel ilahiyat fakültesi olmaz Türkiye'de. Niye? Bu devletin denetim ve gözetimi altındadır. İşte devlete bağlı imam hatip okulu var, devlet üniversitelerine bağlı ilahiyat fakülteleri var. Sorun burada çıkıyor. Şayet, Ruhban Okulu ilgilileri, başta Sayın Patrik olmak üzere, Ruhban Okulu'nun bir devlet üniversitesine doğrudan ya da bir devlet üniversitesinin ilahiyat fakültesine bağlı olmasına razı olsalar, hiçbir sorun yok. Ama benim bildiğim kadarıyla ona yanaşmıyorlar. O açıdan, Hükümet kanadından yapılan açıklamalar, öyle bir doğruyu ifade ediyor. Ama sadece siyasi iradeyle bunun çözülmesi mümkün değil. Karşı tarafın buna 'evet' dememesi halinde... Öyle denildiği zaman zaten hiçbir sorun kalmıyor. Zaten şimdiye kadar da bu çoktan çözülmüştü. Yanlış hatırlamıyorsam Sayın Hüseyin Çelik'in önerisi vardı; 'Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine bağlı olarak burayı açabiliriz' diye. Ama karşı tarafta böyle bir karşı irade ortaya konulmadığı için çözümsüzlük bugüne kadar geldi. Ya Anayasanın 24. maddesini değiştirmek lazım, bağımsız bir ruhban okulu açılabilmesi için, veyahut da bir devlet üniversitesine bağlı meslek yüksekokulu olarak...''
Toptan, ''Sizin şahsi görüşünüz nedir, Sizce açılmalı mı?'' sorusuna, ''Bence hiçbir sakıncası yok'' derken, ''Hem de onların istediği gibi çok da ilahiyata bağlamadan ayrı bir üniversite olarak..'' sözlerine, ''Onun için Anayasayı değiştirmek lazım'' karşılığını verdi.
''Belki Anayasa değişikliği çalışmalarına bunu da koyarsınız'' denmesine Toptan, ''Ama o zaman Türkiye'de bir sürü din eğitimi veren okullar açılacak. Onu da tartışmak lazım'' karşılığını verdi. Toptan, ''Münhasıran buna yönelik bir şey olmaz diyorsunuz'' sözlerine karşılık ise, ''Gayet tabii... Herkes için yol açılır. Burada bir makulde uzlaşmak mümkündür. Yeni ne olur Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine bağlı bir enstitü ya da meslek yüksek okulu olsa...Gidip orada Marmara Üniversitesi Rektörü her hafta Ruhban Okulu'nu denetlemez. Niye denetlensin ki? İnattan vazgeçmek lazım'' diye konuştu.
-''UMUTLU OLDUĞUMU SÖYLEYEMEM''-
Toptan, ''Kıbrıs'tan yeni geldiniz. Oradaki hava nedir, görüşmelerden bir çözüm umudu var mı?'' sorusuna, Türkiye'nin samimi olarak çözüm istediğini ve bunu da her fırsatta ifade ettiğini belirterek, KKTC'nin de çözüm istediğini ve Annan Planı'na verdiği destekle çözüm iradesini açıkça ortaya koyduğunu kaydetti. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Derviş Eroğlu'nun çözüm için üzerine düşeni yaptığını ve büyük gayret içinde olduklarını anlatan Toptan, Türkiye'nin liderler zirvesini desteklediğini ve oradan sonuç çıkmasını beklediğini ifade etti.
Türkiye'nin ve KKTC'nin görüşmeler yapılırken ortaya koyduğu ''olmazsa olmazları'' olduğuna işaret eden Toptan, ''İki ayrı devletin varlığı, iki ayrı halkın olduğu, iki ayrı egemenlik hakkının ve iki ayrı hukukun bulunduğu... Bunlar kabul edildiği takdirde kurulacak Kıbrıs devleti konusunda herkes müttefik. Ama tabi burada AB, Güney Kıbrıs Rum yönetimini AB üyesi yapmakla çözüm yolunu ciddi şekilde tıkamıştır. AB bana göre fevkalade yanlış bir kararla ve uluslararası sözleşmelere, anlaşmalara aykırı davranmak pahasına kendi içine ciddi bir ihtilaf aldı. Şimdi kararlar aldık, KKTC'ye yardım yapılması konusunda ama Rum Yönetimi bunları engelliyor. Buna karşılık AB hiçbir şey yapamıyor, eli kolu bağlı şekilde. Sadece Türkiye'ye 'ambargoları kaldırın' diyor. Türkiye'nin de olmazsa olmazları var. Ne olur sonuç? Umulur ki bir anlaşmaya varılır. Ama doğrusunu isterseniz çok da umutlu olduğumu söyleyemem.''
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani'nin ''Orada iki ayrı egemenlik hakkı varmış gibi düşünenler yanlış düşünüyor'' dediğinin anımsatılması üzerine Toptan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Olay şu; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı geçenlerde Katar'da bir açıklama yaptı; 'bir yumuşak federasyon olduğu takdirde biz 10 yıl içine Kuzey kesimde yaşayan Türkler'i asimile ederiz' dedi. Bunu açık açık söylüyorlar. Niyetleri o. Türk tarafın neden egemenlik fikrinde ısrarlı? Çünkü yeni bir kabus yaşamak istemiyor, KKTC'de yaşayan soydaşlarımız. İyi niyette bir beraberlik, birliktelik olsun, bir ortak devlet yapımına katkı yapımına katkıda bulunsun istiyor ama nihayet Rum Yönetimi eski huylarını ortaya çıkarır, Türklerin üzerinde baskı kurmaya çalışır, Türkler'i yok etmeye yeniden niyetlenirse, o zaman Türklerin başvuracağı bir çare olmalı ellerinde. İşte o egemenlik hakkının kendi elinde tutulması keyfiyetidir. O bakımdan yaşamsal bir önem taşıyor.''
-''OBAMA'YA ÇOK BÜYÜK UMUTLARLA BAKIYORUM''-
Toptan, ''İran'da yaşananlar nereye gider, ülke bu sorunu atlatabilir mi?'' sorusuna, ''Komşumuz, dostumuz bir ülke...Süratle normalleşmesini isterim'' dedi.
''Obama'nın İslam dünyasına yaptığı açıklamalar tartışma yarattı. Bugüne kadar ABD başkanlarından bu netlikte açıklamalar görmemiştik. Ne dersiniz, İslam dünyası ile ABD'nin arası düzelecek mi?'' sorusuna Toptan, ABD Başkanı Barack Obama'nın sadece İslam dünyası, ABD için değil, tüm dünya için yeni bir ümit ve heyecan olduğunu ifade ederek, bunu herkesin iyi anlaması gerektiğini vurguladı.
Toptan, ''Obama'nın gelişiyle ortaya çıkan şansın, dünya ve insanlar tarafından iyi değerlendirilmesi lazım geldiğini düşünüyorum. Ben Obama'ya çok büyük umutlarla bakıyorum. umarım da ABD'de aynı şekilde bakar'' dedi.
''BELGE (AK PARTİ VE FETHULLAH GÜLEN'İ BİTİRME PLANI) SAHTE
VEYA DOĞRUYSA, GÖREVLİ KURUMLAR, İLGİLİLER, SAVCILAR GEREĞİNİ
YAPACAKLARDIR''
TBMM Başkanı Köksal Toptan, Genelkurmayda hazırlandığı iddia edilen belge (AK Parti ve Fethullah Gülen'i bitirme planı) sahte veya doğru da olsa görevli kurumların, savcıların gereğini yapacağını ifade ederek, ''Bir gerginlik yaratılmak istendiği kesin. Ama Türk Silahlı Kuvvetleri, Genelkurmayımız, Hükümetimiz böyle bir senaryonun kesinlikle parçası olmayacak bir duruş sergilediler'' dedi.
Toptan, TRT Türk'te canlı yayınlanan programda soruları yanıtladı.
Genelkurmayda hazırlandığı iddia edilen belgenin ardından, Avrupa basınının bunu, ''Hükümet ile asker arasında yeni bir gerginlik nedeni'' olarak lanse ettiğinin hatırlatılması üzerine Toptan, gerginliğin bulunmadığını ancak gerginlik yaratılmak istendiğinin kesin olduğunu söyledi.
Toptan, belge doğru ya da sahte de olsa, bir gerginlik yaratılmak istendiğinin kesin olduğunu ifade ederek, ''Ama Türk Silahlı Kuvvetleri, Genelkurmayımız, Hükümetimiz böyle bir senaryonun kesinlikle bir parçası olmayacak duruş sergilediler'' diye konuştu.
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in, ''Orta yerde bir kağıt var, henüz belge yok. Gerçekse belge, değilse kağıttır. Kağıtsa, bu konuşulanların hiçbir önemi kalmaz'' sözlerinin anımsatılması üzerine Toptan, ''Şöyle önemi var; kağıtsa, belge değilse, yine provokasyon niyeti var, yine kurumlar arası çatışmayı tahrik edecek bir niyet var. O bakımdan vahim diyorum. Gerçekse yine vahim. Kurumlar, bunun karşısında çok net bir duruş sergilediler, ondan gurur duymak lazım'' dedi.
-''KEŞKE BUNLAR AÇIKLANSA''-
TBMM Başkanı Toptan, soruşturmayı sivil mi askeri yargının mı yürütmesi gerektiğine yönelik soruya karşılık, toplum olarak, zaman zaman aceleci davranma meraklarının depreştiğini söyledi. ''Burada da öyle bir şey mi var?'' diye soran Toptan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ben de yek nazarda, sivil savcılar niye geç kaldı, Genelkurmay, derhal saatinde harekete geçti, askeri savcıları bu işte görevlendirdi, sivil savcılar neden biraz geç davrandı? Çünkü varlığı iddia edilen belgenin önce onların önünde olduğunu biliyoruz, gazeteler öyle yazıyor. Ona rağmen niye sivil savcılarda bir gecikme oldu? Ama zaman geçtikçe anlıyoruz ki, -en azından ben öyle anladım- askeri savcılar ile sivil savcılar arasında ciddi bir koordinasyon var. O zaman demek ki sivil savcıların bir geç kalmışlığı yok diye düşünmek mümkün. Ama keşke bütün bunlar açıklansa, 'kimsenin endişe etmesine gerek yok, sivil ve askeri savcılar bir koordinasyon içerisinde bunu yürütüyorlar' denilse. O zaman toplum rahatlardı, bu tür eleştiriler de gelmezdi. Böyle olduğunu umut ediyorum.''
Toptan, ''Belgenin gerçek olduğunu savunanlar, gereği yapılmaz diyor; sahte olduğunu düşünenlerin, kimin hazırladığının ortaya çıkmayacağına yönelik kaygıları var. Daha önce böyle belgeler çıktığında, açılan soruşturmalardan sonuç gelmemişti ondan mı yoksa karşılıklı güvensizlikten mi kaynaklanıyor?'' sorusuna, ''Karşılıklı güvensizlik var tabii, kurumlar arasında var ama burada olmadığı anlaşıldı'' diye karşılık verdi.
-''KİMSE MEDET UMMAZ HALE GELMELİ''-
Bazı gazetelerin belgenin yüzde 90 gerçek, bazılarının ise bunun tam tersini söylediğine işaret eden Toptan, hala bilgi karmaşası ve bilgi kirliliğinin bulunduğunu vurguladı. Toptan, bu nedenle, süratle açığa çıkarılması, aydınlatılması gerektiğini vurgulayarak, ''Ondan sonra bu belge doğruysa, ilgililerin idari ve cezai sorumluğu vardır. Görevli kurumlar, kuşku yok ki gereğini yerine getireceklerdir'' diye konuştu.
Toptan, iddia edilen belgenin varlığı ihtimali karşısında, ortaya konulan duruşun, demokrasinin ulaştığı yer bakımından gurur verici olduğunu dile getirdi. Toptan, belgenin altında imzası bulunan kişilerle ilgili ne yapılacağını, gelecek süreçte çok iyi izlemek gerektiğini vurguladı. Toptan, idari ve cezai bakımından mutlaka gereğinin yapılacağını belirtti.
TBMM Başkanı Köksal Toptan, ''Belge sahteyse, bunun üzerine bu kadar iddialar bina ediliyorsa, orada da provokatif bir niyet olduğu anlaşılıyor. Kuşku yok ki o zaman da ilgililer, savcılar gereğini yapacaklardır. Bunlar olmamalı. Demokratik bir ülkede, Türkiye'nin geldiği noktayı da değerlendirdiğimizde, bu tür şeylerden kimse medet ummaz hale gelmeli. Bu olay karşısında sergilenen tavır, artık bunlarla sonuca hiç kimsenin varamayacağının anlaşılması bakımından önem taşıyor'' görüşünü dile getirdi.
-''İYİ NİYETLİ YAKLAŞILIRSA, OLAY ÇÖZÜLÜR''-
''Bu yasama dönemine bakınca, görevinizde zorlandığınız konu olarak DTP milletvekilleri konusunu görüyorum. Zorlandınız mı?'' sorusunu Toptan, ''Bizim işimiz olmayan bir işi üstlendik'' diye yanıtladı.
Anayasanın 83. maddesinin, milletvekilliği dokunulmazlığını tarif ettiğini, bunun çok sert bir dokunulmazlık olduğunu vurgulayan Toptan, maddenin, milletvekili seçilmeden önce Anayasanın 14. maddesindeki suçları işlediği iddia edilen ve soruşturma başlatılan kişilerle ilgili dokunulmazlığın işlemeyeceğini öngördüğünü anımsattı.
Toptan, 6 DTP'li milletvekiliyle ilgili hukuki süreçle ilgili bilgi verdi. Toptan, ''Biz dokunulmazlıktan yararlandırılmıyoruz'' denildiğini belirterek, DTP'li milletvekilleriyle ilgili, iddia edilen suçlara paralel, hatta daha ağır iddiaları içeren 150'iyi aşkın dosyanın bulunduğunu söyledi. Toptan, karma komisyonun, bu dosyaları devre sonuna kadar beklettiğini ve milletvekillerinin 83. maddedeki dokunulmazlıktan yararlandığını bildirdi.
Milletvekillerinin savunmaya gitmediğini anımsatan Toptan, mahkemenin, daha sonra, polis aracılığıyla getirilmeleri konusunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazdığını söyledi. Bunun yerine getirilmediğini ifade eden Toptan, mahkemenin çaresiz kalarak, milletvekillerinin, mahkemede hazır bulunmalarına ilişkin yazıyı duyurması için kendilerine bir yazı gönderdiğini anlattı.
Toptan, ''Tebligat bizim işimiz değil, siz kendi yollarınızla yapın'' diyebileceklerini, ancak sorumlu kişi olarak, Türkiye'nin 1994'te yaşadığı fotoğrafı hatırlamak istemediğini ve bu konunun yeniden yaşanması endişesi taşıdığı için ''olayı daha sakin şekilde çözmeye çalışalım'' dediğini söyledi.
İlgililerle, ceza hukukçuları, ceza usul hukukçularıyla konuşarak, hukuki boyut bakımından başka bir çıkış yolu bulunabilir mi diye bir çalışma yaptıklarını anlatan Toptan, şunları kaydetti:
''Kimsenin de bize yardımcı olduğu söylenemez. Yardımcı olacağı, düşüncemize destek olacakları yerde, onlar, 'gitmeyeceğiz, yapmayacağız' diye çok fazla üstüne üstüne gittiler. Herkes, sorunun çözümü konusunda üzerine düşeni yaparsa, bu milletvekili arkadaşlarımız kimsenin haberi olmadan mahkemeye gidip savunma yaparsa ya da mahkemede 'yapmayacağız' derse, bu sorun kendiliğinden ortadan kalkar. Ortada iddia var, arkadaşlarımız suçlu değil, mahkum olmuş değil, belki bu davalardan beraat de edeceklerdir, kimse bilemez. Herkes olaya iyi niyetli ve suhuletle yaklaşırsa sorun çözülür.''
Not: Devamı ilgili dökümanlarda bulunmaktadır.
