2013-01-08 - 15:15
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, sekiz işçinin Türkiye Taş Kömürü Kurumu (TTK) Kozlu Müessese Müdürlüğü maden ocağında metan gazından etkilenerek hayatlarını kaybetmesiyle ilgili, ''Ölen sekiz işçinin sorumlusu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıdır ve onun başındaki bakan ve onun Hükümetidir. İşçilerin yakınlarına söylüyorum, akrabalarına söylüyorum; hakkınızı arayınız'' dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, sekiz işçinin Türkiye Taş Kömürü Kurumu (TTK) Kozlu Müessese Müdürlüğü maden ocağında metan gazından etkilenerek hayatlarını kaybetmesiyle ilgili, ''Ölen sekiz işçinin sorumlusu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıdır ve onun başındaki bakan ve onun Hükümetidir. İşçilerin yakınlarına söylüyorum, akrabalarına söylüyorum; hakkınızı arayınız'' dedi.
Konuşmasının başında, 2013 yılının barışın ve huzurun egemen olduğu bir yıl olması dileğinde bulunan Kılıçdaroğlu, ''Biz barışa ve umuda her zaman, her yerde, her koşulda destek vermeye hazırız. Yeter ki bu ülkede huzur olsun, barış olsun, herkesin aşı, herkesin işi olsun. Yeter ki her evde huzur olsun. İstediğimiz bu'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, konuşmasında sekiz işçinin Türkiye Taş Kömürü Kurumu (TTK) Kozlu Müessese Müdürlüğü maden ocağında metan gazından etkilenerek hayatlarını kaybetmesine değinerek, Türkiye'nin iş kazalarında Avrupa'da birinci, dünyada ise üçüncü sırada yer aldığını söyledi.
Yerin altında fedakarlıkla alın teri döken insanların hayatının bu kadar ucuz olmaması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, bu insanların güvenliğini sağlamanın Hükümetin yetkisinde olduğunu vurguladı.
''Türkiye'yi neredeyse bir işçi mezarlığına döndürdük. Terörden çok daha fazla insan kaybımız iş kazalarında oluyor. 10 bini aşıyor bir yılda'' diyen Kılıçdaroğlu, söz konusu iş yerinde birkaç yıl öncede kaza olduğunu hatırlatarak neden önlem alınmadığını sordu.
Daha önce yaşanan kazadan sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''ölümleri maden işçilerinin kaderi olarak'' gösteren bir açıklama yaptığını ifade eden Kılıçdaroğlu, CHP olarak bunu asla kabul etmediklerini belirtti. İlgili bakanın da benzer açıklama yaptığını belirten Kılıçdaroğlu, 'Siyaset sorumluluk ister. Sorumlulukla yola çıkacaksınız'' dedi.
Kılıçdaroğlu, Hükümetin Sayıştay raporları konusunda karnesinin kırık olduğunu söyledi. 2013 yılı bütçesinin TBMM'de onaylandığını, ancak ilgili Sayıştay raporlarının gelmediğini kaydeden Kılıçdaroğlu, ''Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez 2013 yılında gayri meşru bir bütçe ile karşı karşıyayız'' dedi.
Sayıştay'ın TTK'yı denetleyerek, rapor hazırladığını aktaran Kılıçdaroğlu, bu rapordan dün kazanın yaşandığı Zonguldak'taki iş yerine ilişkin bölümleri okudu.
Raporda, üç farklı kurum tarafından yapılan denetim sonucunda ''firmanın iş güvenliğine yönelik alınması gereken önlemler konusunda hassasiyet göstermediği, bu arada vahim bir olayla karşılaşılmamasının tamamen tesadüf olduğu'' ifadelerinin yer aldığını aktaran Kılıçdaroğlu, ''Sekiz işçimizin hesabını kim verecek- 'Eğer vahim bir olay olmuyorsa tamamen tesadüften ibarettir' diyor. O vahim olay dün oldu'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, raporda söz konusu madende uyarılara rağmen ''istenilen sertifikalara sahip madenci baş lambalarının kullanılmadığı, enerji kablolarına patlamaya yol açabilecek şekilde eklemeler yapıldığı ve uçlarının açık bırakıldığı'' gibi çok sayıda eksik ve yanlış olduğunun da yer aldığını belirtti.
Bu iş yeriyle ilgili 8 ayrı rapor ve onlarca tutanak olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Ne yapılıyor bu iş yerinde- Tutanağı tespit ediyorsunuz, yazılı uyarıyorsunuz, sözlü uyarıyorsunuz o bildiğini okuyor. Çalışanlar taşeron işçiler, asgari ücrete mahkum işçiler, söz sahibi olmayan işçiler, sendikaları olmayan işçiler'' ifadelerini kullandı. Kılıçdaroğlu, bütün bu raporlar ortadayken Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın herhangi bir işlem yapmamasını eleştirdi.
Sayıştay raporunda bu iş yerine ilişkin birçok olumsuzluğun daha yer aldığını aktaran Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bütün eksiklikleri saptamışlar. Ölen sekiz işçinin sorumlusu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıdır ve onun başındaki bakan ve onun Hükümetidir. İşçilerin yakınlarına söylüyorum, akrabalarına söylüyorum; hakkınızı arayınız. Şu anda Zonguldak'ta CHP'li milletvekilleri var. O milletvekillerimize gidiniz, avukat dahil bütün hukuk yollarında CHP olarak yanınızda olacağız. Sizin hakkınızı sonuna kadar arayacağız.''
Türkiye'nin üç temel sorununun terör, işsizlik ve yoksulluk olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, 10 yıldır bu sorunların çözülemediğini savundu. Hükümetin pembe tablolar çizdiğini, ancak sorunlara çözüm üretemediğini ileri süren Kılıçdaroğlu, 'Zam milletin belini bükmeye başladı. Zamlarla eğer bir halk uyanıyorsa o zaman bir sorunumuz var demektir. Zam öncesinde uyanmak lazım. Zammı sırtına alıp uzun süre yola devam etmek mümkün değil'' dedi.
Zamların toplumda huzursuzluğa yol açtığı ve barışı engellediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, 2012 yılında bazı temel tüketim malı ve hizmetlere gelen zamlardan örnekler verdi.
Bulaşık deterjanına 2012 yılında yüzde 95.7 oranında zam geldiğini aktaran Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
''Kamuoyu yoklamaları yapılıyor ya 'ev kadınlar daha çok iktidar partisine oy veriyorlar' diye; her bulaşık yıkarken düşünün kocanızın aylığını, sorun kaç lira zam yapıldı, bir de bulaşık yıkarken deterjanı sorun, yüzde 95 zam geldi. Eşinize akşam sorun, 'sizin aylığınıza da yüzde 95 zam geldi mi gelmedi mi-' diye. Bunu sorarsanız bilinçli bir yurttaş olursunuz. Bunu sorarsanız gerçeği bulursunuz. Bunu sorarsanız Türkiye'de demokrasiye en büyük katkıyı siz yapmış olursunuz.''
2013 yılı Hükümet programına göre, 2012 yılında net memur maaşına yüzde 13.7, ortalama kamu işçisine yüzde 7.3, ortalama net asgari ücrete de yüzde 11.8 zam yapıldığını ve zamların iki taksitte verildiğini aktaran Kılıçdaroğlu, ''vatandaşın Adalet ve Kalkınma Partisi'nin adaletini görmesini'' istedi. Kılıçdaroğlu, ''Kuru soğana, fasulyeye gelen zamma bak, bir de senin ücretine yapılan zamma bak'' dedi.
Yeni asgari ücretin de 733 lira olarak belirlendiğini aktaran Kılıçdaroğlu, bunun yeterli bir rakam olmadığına işaret etti. Yapılan zammın günde bir simit parası olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Bütün asgari ücretlilere sesleniyorum; size ayda 33 lira zammı öngören, size bu bağlamda değer biçen AKP iktidarının arkasından hala gidecek misiniz, gitmeyecek misiniz- Merak ediyorum.''
Hükümetin her fırsatta ekonominin iyi, paranın bol, Merkez Bankası'nın dolu olduğunu söylediğini, 'biz neredeyse dünyaya borç verecek hale geldik' dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, durum böyle ise asgari ücretlilerin neden perişan durumda olduğunun hesabının verilmesini istedi.
Sendikaları da eleştiren Kılıçdaroğlu, düşük asgari ücret karşısında sessiz kaldıklarını ileri sürdü. Kılıçdaroğlu, ''Onların yöneticilerinin altında Mercedes var. Büyük paralar var. Keyifleri yerinde. Asgari ücretlinin maaşı düşük olmuş, yüksek olmuş umurlarında değil. Bütün asgari ücretlilere sesleniyorum; size sahip çıkan Türkiye Cumhuriyeti'nde sadece ve sadece CHP'dir'' diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a daha önce demokrasi adına açtıkları kredinin koşulsuz olduğunu belirterek, ''Şimdi sana güvenmiyoruz o nedenle koşullarımız var; ya adam gibi davranır sorunu çözersin ya da gelen her şehit cenazesinin sorumlusu sen olursun'' dedi.
Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin büyük sorunlarından birinin, adına ne denilirse denilsin ''Kürt sorunu'' olduğunu söyledi.
30 yıldır çözülemeyen bir sorun olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, geleceğin aydınlık Türkiye'sini kurmak, barış, huzur içinde bu topraklarda yaşamak istediklerini kaydetti.
Siyasetin görevinin, ortak aklı egemen kılmak, zor sorunları çözmek olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, ''Sorunlara teslim olmak değil çözmektir, siyasetin görevi budur. Elbette ki sorunları birinci evrede iktidar partisi çözecektir. Anamuhalefetin sorumluluğu yok mu; elbette var. Anamuhalefet olarak sorunlardan beslenen bir siyasal parti değiliz; 'şehitler gelsin, terör tırmansın, belki bize de pay düşer' bunu düşünmek akıl, insanlık dışıdır'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, ''başka Türkiyelerinin olmadığını'' dile getirerek, hangi inançtan, mezhepten, kimlikten olursa olsun bütün yurttaşları kucaklayacaklarını; ülkede barış ve huzuru egemen kılacaklarını söyledi.
Fırat'ın sularıyla Sakarya'nın suları arasında fark olmadığını dile getiren Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Diyarbakır'daki Reşo'nun alın teriyle, Edirne'deki Hurşit'in alın teri arasında fark yok. İkisi de çalışıyor, üretiyor, alın teri döküyor, memleket sevdalısı. Ben ikisine de sahip çıkmak zorundayım, ülkemize sahip çıkmak zorundayız. Kimseyi ötekileştirmeyeceğiz, birisini ötekileştirdiniz mi siz CHP kimliğini bir tarafa bırakmış olursunuz. Madem biz ulusal savaşı beraber verdik, bu ülkeyi beraber kurduk, Dumlupınar, Çanakkale'de Trabzonlu İdris'in babası, dedesiyle, Diyarbakır'lı Reşo'nun babası, dedesi beraber yatıyorsa biz beraber olacağız bu topraklarda.
Bizim acımız bir, sevincimiz de bir. Anayasa'nın en sevdiğimiz sözcüğü; 'tasada ve kıvançta beraber olmak.' Ülke, yurt, yurttaş olmanın temel argümanı budur; tasada ve kıvançta beraber olmak. Kimseyi ötekileştirmeden, herkesi kucaklayarak. Biz başka partilere benzemeyiz, başka partiler ülkeyi, vatandaşı inanç, kimlik bağlamında ayırırlar ama biz ayırmayız, herkesi başımızın üstünde kabul ederiz.''
Kılıçdaroğlu, gittiği her yerde şehit anneleri, babalarının yanına gelip, ''Bu sorunu çözün'' dediklerini ifade ederek, Balıkesir'deki şehit annesinin ''Bu sorunu çözeceksin, bana söz ver'', Ankara'da şehit binbaşının babasının da ''Niçin bu sorunu çözmüyorsunuz-'' diye sorduğunu belirtti. Kılıçdaroğlu, bu sorunu, el birliği, güç birliğiyle, akıl, mantıkla, siyasal birikimleriyle çözeceklerini kaydetti.
30 yıldır çözülemeyen sorunda, yol haritasını en sağlıklı, akılcı CHP'nin belirlediğini savunan Kılıçdaroğlu, bu sorunun çözüm yerinin TBMM olduğunu, toplumsal uzlaşma sağlanamadan bu sorunun çözülemeyeceğini söylediklerini anımsattı. Yol haritasıyla Başbakan'ın kapısını çaldıklarını belirten Kılıçdaroğlu, ''Ertesi gün BDP, MHP'ye de söylemediğini bırakmadı. Sanki, 'sakın ola ki çözüme destek vermeyin.' Bu anlayış Türkiye'yi çıkmaz sokaklara götürür'' dedi.
Kılıçdaroğlu, ''AKP ile CHP bir araya gelsin, bu sorunu çözsünler. Oy oranları yüzde 75'' diyenlerin de bulunduğunu kaydederek, toplumsal mutabakatın, rakamla ölçülemeyeceğini söyledi. Kılıçdaroğlu, ''Yüzde 25'in görüşü ne olacak, onlar insan değil mi, bu ülkede yaşamıyorlar mı, onların görüşleri yok mu-'' diye sordu.
Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun TBMM İçtüzüğü'nde yer almadığını ancak anayasayı toplumsal uzlaşmayla değiştirdiklerini dile getiren Kılıçdaroğlu, ''Anayasa yaparken görüş aldık, bunun için neden görüş almıyoruz, ortak aklı egemen kılmıyoruz- Sorun çözmek sadece emek işi değil, aynı zamanda akıl, siyasal birikim işidir, kişisel çıkarlardan arınma, yurttaşı düşünme işidir. 'Toplumsal uzlaşma yapalım ama zor' deniliyor. Bu işin kolay olduğunu size kim söyledi- Kolay olsaydı zaten çoktan çözülürdü. Siyasetin görevi, zor işi çözmektir. Eğer tek başına rakam, çoğunluk hesabı yapılsaydı, niye bize AKP ile beraber çözün diyorsunuz, AKP'nin oyları var zaten, otursun çözsün. Neden toplumsal uzlaşma istiyoruz; işte bunun için istiyoruz. Sorunu beraber çözeceğiz diyoruz'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, sorunun, oy çokluğu, milletvekili çokluğu değil, yaşanan sorunları sağlıklı çözememe, yönlendirememe sorunu olduğunu belirtti.
''Olaylara teslim olan, olayların arkasından sürüklenen bir siyasal iktidar'' bulunduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, bu iktidarın sorun çözemediğini, stratejisinin, öngörüsünün, ufkunun olmadığını savundu. Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
''(Bizden 3, sizden 3 arkadaş gelsinler, konuşsunlar.) Siz hala toplumsal uzlaşmayı anlayamayan kişiye demokrasiyi nasıl anlatacaksınız, demokrasinin yüzde 51 olmadığını nasıl anlatacaksınız, demokrasinin toplumsal uzlaşma olduğunu nasıl anlatacaksınız.
Einstein, 'Delilik aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp, farklı sonuçları beklemektir' diyor. 30 yıldır aynı şeyleri yapıyorlar, farklı sonuçlar bulur muyuz diye, bulamazsınız. Size başka çözüm, yol öneriyoruz, onu zorlayın, parlamentoya gelin, parlamentoda konuşalım, çözelim, toplumsal uzlaşmayı sağlayalım. Başarının, çözümün yolu budur. Siyasetçiler, 'analar ağlamasın' sözünü çok seviyor. Siyasetçinin görevi slogan üretmek değil, anaları ağlatmamaktır. Onu beceriyorsan sen görevini yaparsın.
Her konuda tutarlı bir politika izliyoruz, hiç kimse CHP'ye, 'bu temel sorunun çözümü konusunda CHP'nin fikri, yol haritası yok' diyemez. Hayır var. Biz onlara soruyoruz sizin çözümünüz, yol haritanız nedir- Biz milletin önüne çıkıp tek tek açıklıyoruz, siz de söyleyin, neden korkuyorsunuz- Çünkü biz saydam politika izlemek istiyoruz, çünkü biz halkına yalan söylemeyen bir siyasal gelenekten geliyoruz.''
Kılıçdaroğlu, AK Parti'nin ''terörde tarihi rekorlar yaşattığını, basiretsiz ve öngörüsüzlüğüyle çözüm umutlarını tükenme noktasına getirdiğini'' iddia etti.
Seçim öncesinde ''müzakere'' deyip, seçim sonrasında ellerinde silahla gezmediklerini, sabah iple gezip öğleden sonra masaya oturmadıklarını belirten Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
''Olay, ciddi bir olaydır, sorun köklü, kroniktir, Tayyip Erdoğan'ın ciddiyetini aşacak bir sorundur. Buradan kendisine yine bütün iyi niyetimle bazı tavsiyelerde bulunacağım. Artık diline hakim ol Recep Tayyip Erdoğan, hırsının esiri olmaktan vazgeç, kibirden vazgeç. Kibir insanı köreltir, aklın düşmanıdır. Hoşgörülü ol, Mevlana törenlerine katılıyorsun, Mevlana'nın ne dediğini hala öğrenemedin mi; toprak gibi ol diyor. Madem ki Başbakan gibi konuşmayı beceremiyorsun, o zaman hiç konuşma. Böylece daha iyi sonuç elde edilir.
Parti Meclisi'nde konuştum. Her zaman, her ortamda toplumsal barışa destek veriyoruz, çünkü insanımızı seviyor, saygı duyuyoruz. Herkesin barış, huzur içinde yaşamasını istiyoruz. Sayın Başbakan'a, 'bu sorunun çözümü için yeni bir kredi açacağız ama bunun için 4 önemli koşulum var. Samimi ve dürüst olacaksın, gizli bir kişisel ajandan olmayacak, millete izah edemeyeceğin angajmanlara girmeyeceksin, ana muhalefet partisi veya millete bilgi vereceksin, saydam olacaksın. Kabul edersen sana destek veririz' dedim. O destek Recep Tayyip Erdoğan'ın sahsına verilmiş bir destek değil; o destek şehit anaları, şehit babalarına verilmiş bir destektir.
Sayın Erdoğan'a geçmişte de demokrasi için kredi vermiştik. Seçimler yapıldı 2002'de, anayasal ve yasal engeller nedeniyle milletvekili seçilemedi. Demokrasiyi bu ülkeye getiren parti olarak, milyonlarca yurttaşın oy verdiği bir partinin genel başkanının milletvekili seçilmemesini içimize sindiremedik. 'Demokrasi için sana kredi açıyoruz' dedik. Anayasa, yasaları değiştirdik, gel milletvekili ol dedik. Milletvekili, başbakan oldu. 10. yıl sonunda kibirden, tek adamlıktan yola çıktı, egosu o kadar şişti ki yeri geldi, 2012'de demokrasiden şikayet eder noktaya geldi. 'Hani o kuvvetler ayrılığı ilkesi var ya insanın ayağına ayak bağı oluyor' dedi. Demokrasi adına sana açtığımız kredi koşulsuz krediydi. Şimdi sana güvenmiyoruz o nedenle koşullarımız var, ya adam gibi davranır sorunu çözersin ya da gelen her şehit cenazesinin sorumlusu sen olursun.''
Konuşmasının başında, 2013 yılının barışın ve huzurun egemen olduğu bir yıl olması dileğinde bulunan Kılıçdaroğlu, ''Biz barışa ve umuda her zaman, her yerde, her koşulda destek vermeye hazırız. Yeter ki bu ülkede huzur olsun, barış olsun, herkesin aşı, herkesin işi olsun. Yeter ki her evde huzur olsun. İstediğimiz bu'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, konuşmasında sekiz işçinin Türkiye Taş Kömürü Kurumu (TTK) Kozlu Müessese Müdürlüğü maden ocağında metan gazından etkilenerek hayatlarını kaybetmesine değinerek, Türkiye'nin iş kazalarında Avrupa'da birinci, dünyada ise üçüncü sırada yer aldığını söyledi.
Yerin altında fedakarlıkla alın teri döken insanların hayatının bu kadar ucuz olmaması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, bu insanların güvenliğini sağlamanın Hükümetin yetkisinde olduğunu vurguladı.
''Türkiye'yi neredeyse bir işçi mezarlığına döndürdük. Terörden çok daha fazla insan kaybımız iş kazalarında oluyor. 10 bini aşıyor bir yılda'' diyen Kılıçdaroğlu, söz konusu iş yerinde birkaç yıl öncede kaza olduğunu hatırlatarak neden önlem alınmadığını sordu.
Daha önce yaşanan kazadan sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''ölümleri maden işçilerinin kaderi olarak'' gösteren bir açıklama yaptığını ifade eden Kılıçdaroğlu, CHP olarak bunu asla kabul etmediklerini belirtti. İlgili bakanın da benzer açıklama yaptığını belirten Kılıçdaroğlu, 'Siyaset sorumluluk ister. Sorumlulukla yola çıkacaksınız'' dedi.
Kılıçdaroğlu, Hükümetin Sayıştay raporları konusunda karnesinin kırık olduğunu söyledi. 2013 yılı bütçesinin TBMM'de onaylandığını, ancak ilgili Sayıştay raporlarının gelmediğini kaydeden Kılıçdaroğlu, ''Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez 2013 yılında gayri meşru bir bütçe ile karşı karşıyayız'' dedi.
Sayıştay'ın TTK'yı denetleyerek, rapor hazırladığını aktaran Kılıçdaroğlu, bu rapordan dün kazanın yaşandığı Zonguldak'taki iş yerine ilişkin bölümleri okudu.
Raporda, üç farklı kurum tarafından yapılan denetim sonucunda ''firmanın iş güvenliğine yönelik alınması gereken önlemler konusunda hassasiyet göstermediği, bu arada vahim bir olayla karşılaşılmamasının tamamen tesadüf olduğu'' ifadelerinin yer aldığını aktaran Kılıçdaroğlu, ''Sekiz işçimizin hesabını kim verecek- 'Eğer vahim bir olay olmuyorsa tamamen tesadüften ibarettir' diyor. O vahim olay dün oldu'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, raporda söz konusu madende uyarılara rağmen ''istenilen sertifikalara sahip madenci baş lambalarının kullanılmadığı, enerji kablolarına patlamaya yol açabilecek şekilde eklemeler yapıldığı ve uçlarının açık bırakıldığı'' gibi çok sayıda eksik ve yanlış olduğunun da yer aldığını belirtti.
Bu iş yeriyle ilgili 8 ayrı rapor ve onlarca tutanak olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Ne yapılıyor bu iş yerinde- Tutanağı tespit ediyorsunuz, yazılı uyarıyorsunuz, sözlü uyarıyorsunuz o bildiğini okuyor. Çalışanlar taşeron işçiler, asgari ücrete mahkum işçiler, söz sahibi olmayan işçiler, sendikaları olmayan işçiler'' ifadelerini kullandı. Kılıçdaroğlu, bütün bu raporlar ortadayken Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın herhangi bir işlem yapmamasını eleştirdi.
Sayıştay raporunda bu iş yerine ilişkin birçok olumsuzluğun daha yer aldığını aktaran Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bütün eksiklikleri saptamışlar. Ölen sekiz işçinin sorumlusu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıdır ve onun başındaki bakan ve onun Hükümetidir. İşçilerin yakınlarına söylüyorum, akrabalarına söylüyorum; hakkınızı arayınız. Şu anda Zonguldak'ta CHP'li milletvekilleri var. O milletvekillerimize gidiniz, avukat dahil bütün hukuk yollarında CHP olarak yanınızda olacağız. Sizin hakkınızı sonuna kadar arayacağız.''
Türkiye'nin üç temel sorununun terör, işsizlik ve yoksulluk olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, 10 yıldır bu sorunların çözülemediğini savundu. Hükümetin pembe tablolar çizdiğini, ancak sorunlara çözüm üretemediğini ileri süren Kılıçdaroğlu, 'Zam milletin belini bükmeye başladı. Zamlarla eğer bir halk uyanıyorsa o zaman bir sorunumuz var demektir. Zam öncesinde uyanmak lazım. Zammı sırtına alıp uzun süre yola devam etmek mümkün değil'' dedi.
Zamların toplumda huzursuzluğa yol açtığı ve barışı engellediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, 2012 yılında bazı temel tüketim malı ve hizmetlere gelen zamlardan örnekler verdi.
Bulaşık deterjanına 2012 yılında yüzde 95.7 oranında zam geldiğini aktaran Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
''Kamuoyu yoklamaları yapılıyor ya 'ev kadınlar daha çok iktidar partisine oy veriyorlar' diye; her bulaşık yıkarken düşünün kocanızın aylığını, sorun kaç lira zam yapıldı, bir de bulaşık yıkarken deterjanı sorun, yüzde 95 zam geldi. Eşinize akşam sorun, 'sizin aylığınıza da yüzde 95 zam geldi mi gelmedi mi-' diye. Bunu sorarsanız bilinçli bir yurttaş olursunuz. Bunu sorarsanız gerçeği bulursunuz. Bunu sorarsanız Türkiye'de demokrasiye en büyük katkıyı siz yapmış olursunuz.''
2013 yılı Hükümet programına göre, 2012 yılında net memur maaşına yüzde 13.7, ortalama kamu işçisine yüzde 7.3, ortalama net asgari ücrete de yüzde 11.8 zam yapıldığını ve zamların iki taksitte verildiğini aktaran Kılıçdaroğlu, ''vatandaşın Adalet ve Kalkınma Partisi'nin adaletini görmesini'' istedi. Kılıçdaroğlu, ''Kuru soğana, fasulyeye gelen zamma bak, bir de senin ücretine yapılan zamma bak'' dedi.
Yeni asgari ücretin de 733 lira olarak belirlendiğini aktaran Kılıçdaroğlu, bunun yeterli bir rakam olmadığına işaret etti. Yapılan zammın günde bir simit parası olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Bütün asgari ücretlilere sesleniyorum; size ayda 33 lira zammı öngören, size bu bağlamda değer biçen AKP iktidarının arkasından hala gidecek misiniz, gitmeyecek misiniz- Merak ediyorum.''
Hükümetin her fırsatta ekonominin iyi, paranın bol, Merkez Bankası'nın dolu olduğunu söylediğini, 'biz neredeyse dünyaya borç verecek hale geldik' dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, durum böyle ise asgari ücretlilerin neden perişan durumda olduğunun hesabının verilmesini istedi.
Sendikaları da eleştiren Kılıçdaroğlu, düşük asgari ücret karşısında sessiz kaldıklarını ileri sürdü. Kılıçdaroğlu, ''Onların yöneticilerinin altında Mercedes var. Büyük paralar var. Keyifleri yerinde. Asgari ücretlinin maaşı düşük olmuş, yüksek olmuş umurlarında değil. Bütün asgari ücretlilere sesleniyorum; size sahip çıkan Türkiye Cumhuriyeti'nde sadece ve sadece CHP'dir'' diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a daha önce demokrasi adına açtıkları kredinin koşulsuz olduğunu belirterek, ''Şimdi sana güvenmiyoruz o nedenle koşullarımız var; ya adam gibi davranır sorunu çözersin ya da gelen her şehit cenazesinin sorumlusu sen olursun'' dedi.
Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin büyük sorunlarından birinin, adına ne denilirse denilsin ''Kürt sorunu'' olduğunu söyledi.
30 yıldır çözülemeyen bir sorun olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, geleceğin aydınlık Türkiye'sini kurmak, barış, huzur içinde bu topraklarda yaşamak istediklerini kaydetti.
Siyasetin görevinin, ortak aklı egemen kılmak, zor sorunları çözmek olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, ''Sorunlara teslim olmak değil çözmektir, siyasetin görevi budur. Elbette ki sorunları birinci evrede iktidar partisi çözecektir. Anamuhalefetin sorumluluğu yok mu; elbette var. Anamuhalefet olarak sorunlardan beslenen bir siyasal parti değiliz; 'şehitler gelsin, terör tırmansın, belki bize de pay düşer' bunu düşünmek akıl, insanlık dışıdır'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, ''başka Türkiyelerinin olmadığını'' dile getirerek, hangi inançtan, mezhepten, kimlikten olursa olsun bütün yurttaşları kucaklayacaklarını; ülkede barış ve huzuru egemen kılacaklarını söyledi.
Fırat'ın sularıyla Sakarya'nın suları arasında fark olmadığını dile getiren Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Diyarbakır'daki Reşo'nun alın teriyle, Edirne'deki Hurşit'in alın teri arasında fark yok. İkisi de çalışıyor, üretiyor, alın teri döküyor, memleket sevdalısı. Ben ikisine de sahip çıkmak zorundayım, ülkemize sahip çıkmak zorundayız. Kimseyi ötekileştirmeyeceğiz, birisini ötekileştirdiniz mi siz CHP kimliğini bir tarafa bırakmış olursunuz. Madem biz ulusal savaşı beraber verdik, bu ülkeyi beraber kurduk, Dumlupınar, Çanakkale'de Trabzonlu İdris'in babası, dedesiyle, Diyarbakır'lı Reşo'nun babası, dedesi beraber yatıyorsa biz beraber olacağız bu topraklarda.
Bizim acımız bir, sevincimiz de bir. Anayasa'nın en sevdiğimiz sözcüğü; 'tasada ve kıvançta beraber olmak.' Ülke, yurt, yurttaş olmanın temel argümanı budur; tasada ve kıvançta beraber olmak. Kimseyi ötekileştirmeden, herkesi kucaklayarak. Biz başka partilere benzemeyiz, başka partiler ülkeyi, vatandaşı inanç, kimlik bağlamında ayırırlar ama biz ayırmayız, herkesi başımızın üstünde kabul ederiz.''
Kılıçdaroğlu, gittiği her yerde şehit anneleri, babalarının yanına gelip, ''Bu sorunu çözün'' dediklerini ifade ederek, Balıkesir'deki şehit annesinin ''Bu sorunu çözeceksin, bana söz ver'', Ankara'da şehit binbaşının babasının da ''Niçin bu sorunu çözmüyorsunuz-'' diye sorduğunu belirtti. Kılıçdaroğlu, bu sorunu, el birliği, güç birliğiyle, akıl, mantıkla, siyasal birikimleriyle çözeceklerini kaydetti.
30 yıldır çözülemeyen sorunda, yol haritasını en sağlıklı, akılcı CHP'nin belirlediğini savunan Kılıçdaroğlu, bu sorunun çözüm yerinin TBMM olduğunu, toplumsal uzlaşma sağlanamadan bu sorunun çözülemeyeceğini söylediklerini anımsattı. Yol haritasıyla Başbakan'ın kapısını çaldıklarını belirten Kılıçdaroğlu, ''Ertesi gün BDP, MHP'ye de söylemediğini bırakmadı. Sanki, 'sakın ola ki çözüme destek vermeyin.' Bu anlayış Türkiye'yi çıkmaz sokaklara götürür'' dedi.
Kılıçdaroğlu, ''AKP ile CHP bir araya gelsin, bu sorunu çözsünler. Oy oranları yüzde 75'' diyenlerin de bulunduğunu kaydederek, toplumsal mutabakatın, rakamla ölçülemeyeceğini söyledi. Kılıçdaroğlu, ''Yüzde 25'in görüşü ne olacak, onlar insan değil mi, bu ülkede yaşamıyorlar mı, onların görüşleri yok mu-'' diye sordu.
Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun TBMM İçtüzüğü'nde yer almadığını ancak anayasayı toplumsal uzlaşmayla değiştirdiklerini dile getiren Kılıçdaroğlu, ''Anayasa yaparken görüş aldık, bunun için neden görüş almıyoruz, ortak aklı egemen kılmıyoruz- Sorun çözmek sadece emek işi değil, aynı zamanda akıl, siyasal birikim işidir, kişisel çıkarlardan arınma, yurttaşı düşünme işidir. 'Toplumsal uzlaşma yapalım ama zor' deniliyor. Bu işin kolay olduğunu size kim söyledi- Kolay olsaydı zaten çoktan çözülürdü. Siyasetin görevi, zor işi çözmektir. Eğer tek başına rakam, çoğunluk hesabı yapılsaydı, niye bize AKP ile beraber çözün diyorsunuz, AKP'nin oyları var zaten, otursun çözsün. Neden toplumsal uzlaşma istiyoruz; işte bunun için istiyoruz. Sorunu beraber çözeceğiz diyoruz'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, sorunun, oy çokluğu, milletvekili çokluğu değil, yaşanan sorunları sağlıklı çözememe, yönlendirememe sorunu olduğunu belirtti.
''Olaylara teslim olan, olayların arkasından sürüklenen bir siyasal iktidar'' bulunduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, bu iktidarın sorun çözemediğini, stratejisinin, öngörüsünün, ufkunun olmadığını savundu. Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
''(Bizden 3, sizden 3 arkadaş gelsinler, konuşsunlar.) Siz hala toplumsal uzlaşmayı anlayamayan kişiye demokrasiyi nasıl anlatacaksınız, demokrasinin yüzde 51 olmadığını nasıl anlatacaksınız, demokrasinin toplumsal uzlaşma olduğunu nasıl anlatacaksınız.
Einstein, 'Delilik aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp, farklı sonuçları beklemektir' diyor. 30 yıldır aynı şeyleri yapıyorlar, farklı sonuçlar bulur muyuz diye, bulamazsınız. Size başka çözüm, yol öneriyoruz, onu zorlayın, parlamentoya gelin, parlamentoda konuşalım, çözelim, toplumsal uzlaşmayı sağlayalım. Başarının, çözümün yolu budur. Siyasetçiler, 'analar ağlamasın' sözünü çok seviyor. Siyasetçinin görevi slogan üretmek değil, anaları ağlatmamaktır. Onu beceriyorsan sen görevini yaparsın.
Her konuda tutarlı bir politika izliyoruz, hiç kimse CHP'ye, 'bu temel sorunun çözümü konusunda CHP'nin fikri, yol haritası yok' diyemez. Hayır var. Biz onlara soruyoruz sizin çözümünüz, yol haritanız nedir- Biz milletin önüne çıkıp tek tek açıklıyoruz, siz de söyleyin, neden korkuyorsunuz- Çünkü biz saydam politika izlemek istiyoruz, çünkü biz halkına yalan söylemeyen bir siyasal gelenekten geliyoruz.''
Kılıçdaroğlu, AK Parti'nin ''terörde tarihi rekorlar yaşattığını, basiretsiz ve öngörüsüzlüğüyle çözüm umutlarını tükenme noktasına getirdiğini'' iddia etti.
Seçim öncesinde ''müzakere'' deyip, seçim sonrasında ellerinde silahla gezmediklerini, sabah iple gezip öğleden sonra masaya oturmadıklarını belirten Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
''Olay, ciddi bir olaydır, sorun köklü, kroniktir, Tayyip Erdoğan'ın ciddiyetini aşacak bir sorundur. Buradan kendisine yine bütün iyi niyetimle bazı tavsiyelerde bulunacağım. Artık diline hakim ol Recep Tayyip Erdoğan, hırsının esiri olmaktan vazgeç, kibirden vazgeç. Kibir insanı köreltir, aklın düşmanıdır. Hoşgörülü ol, Mevlana törenlerine katılıyorsun, Mevlana'nın ne dediğini hala öğrenemedin mi; toprak gibi ol diyor. Madem ki Başbakan gibi konuşmayı beceremiyorsun, o zaman hiç konuşma. Böylece daha iyi sonuç elde edilir.
Parti Meclisi'nde konuştum. Her zaman, her ortamda toplumsal barışa destek veriyoruz, çünkü insanımızı seviyor, saygı duyuyoruz. Herkesin barış, huzur içinde yaşamasını istiyoruz. Sayın Başbakan'a, 'bu sorunun çözümü için yeni bir kredi açacağız ama bunun için 4 önemli koşulum var. Samimi ve dürüst olacaksın, gizli bir kişisel ajandan olmayacak, millete izah edemeyeceğin angajmanlara girmeyeceksin, ana muhalefet partisi veya millete bilgi vereceksin, saydam olacaksın. Kabul edersen sana destek veririz' dedim. O destek Recep Tayyip Erdoğan'ın sahsına verilmiş bir destek değil; o destek şehit anaları, şehit babalarına verilmiş bir destektir.
Sayın Erdoğan'a geçmişte de demokrasi için kredi vermiştik. Seçimler yapıldı 2002'de, anayasal ve yasal engeller nedeniyle milletvekili seçilemedi. Demokrasiyi bu ülkeye getiren parti olarak, milyonlarca yurttaşın oy verdiği bir partinin genel başkanının milletvekili seçilmemesini içimize sindiremedik. 'Demokrasi için sana kredi açıyoruz' dedik. Anayasa, yasaları değiştirdik, gel milletvekili ol dedik. Milletvekili, başbakan oldu. 10. yıl sonunda kibirden, tek adamlıktan yola çıktı, egosu o kadar şişti ki yeri geldi, 2012'de demokrasiden şikayet eder noktaya geldi. 'Hani o kuvvetler ayrılığı ilkesi var ya insanın ayağına ayak bağı oluyor' dedi. Demokrasi adına sana açtığımız kredi koşulsuz krediydi. Şimdi sana güvenmiyoruz o nedenle koşullarımız var, ya adam gibi davranır sorunu çözersin ya da gelen her şehit cenazesinin sorumlusu sen olursun.''
