2011-02-15 - 15:20
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ülkenin
birinci sorununun işsizlik olduğunu belirterek, halkın işsizlik sorunundan
bunaldığını söyledi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ülkenin
birinci sorununun işsizlik olduğunu belirterek, halkın işsizlik sorunundan
bunaldığını söyledi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,
Türkiye'nin dünyada gündemi en sık değişen ülke olduğunu, ''insanların her saat
nerede, kimler basılacak, nerede tutuklamalar olacak, nerede neler yayınlanacak
diye beklediğini'' kaydetti.
Böyle bir gündem içerisinde yurttaşın sağlıklı değerlendirme yapmasının
önüne geçildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, bir olay hazmedilmeden, tartışılmadan
başka bir olayın gündeme geldiğini vurguladı. Kılıçdaroğlu, ''Halka ne
söyleyeceğinizi bilemiyorsunuz. Böyle bir ortamda halkın gerçek gündemini
yakalamakta zorlanıyorsunuz'' dedi.
Adana'da ''İşsizlik kader değildir'' başlıklı miting düzenlediklerini
anımsatan Kılıçdaroğlu, ülkenin birinci sorununun işsizlik olduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu, Adana'yı işsizliğin en yoğun olduğu kent olduğu için tercih
ettiklerini, onlarca fabrikanın kapandığını anlattı. Kılıçdaroğlu, ''Türkiye'nin,
vatandaşın gündemi bu. Bu gündeme ilişkin olarak iktidar üç maymunları oynuyor.
Görmüyorum, duymuyorum, konuşmuyorum... Peki hangi aklı evvel çıkıp da AKP ülkeyi
iyi yönetiyor, ekonomiyi çok iyi götürüyor, diyor? Ekonomi insan için var.
İnsanın mutlu olmadığı bir ekonomi olur mu? İşsizliğin sel gibi büyüdüğü bir
ekonomi olur mu? Beyefendiler ekonomiyi çok iyi götürüyorlarmış. Alış veriş yapan
yok. Orta sınıfı çökerttiniz'' diye konuştu.
Asgari ücretin altında çalışmaya hazır milyonların olduğunu ifade eden
Kılıçdaroğlu, ''Böyle bir yapı, böyle bir ekonomi olabilir mi?'' diye sordu.
İşsizliğin kader olmadığını, Çukurova'da ''Bereketli Topraklar Üzerinde''
adlı romanlar yazıldığını anlatan Kılıçdaroğlu, bölgenin bereketiyle bilindiğini
anımsattı.
Kemal Kılıçdaroğlu, ''Ben AKP bereketsiz bir parti diyorum. Kendilerinin
bereketsiz olup olmadığını görmek istiyorlarsa gidip Adana'ya baksınlar. Kapanan
fabrikaları görsünler ve dönüp aynaya baksınlar, bereketsiz olan kim,
göreceklerdir. Beyefendi tesis açıyormuş. Git bir de Adana'da tesis aç bakalım.
Kaç fabrika kapattın say bakalım'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, halkın işsizlik sorunundan bunalmış durumda olduğunu,
bundan sonra işsizliği daha fazla dile getireceklerini belirtti.
Adana'nın tarlalarının da ekilmediğini, narenciye üreticisinin perişan
durumda olduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, Başbakan'ın derdinin narenciye üreticisi
olmadığını öne sürdü. Kılıçdaroğlu, ''Onun derdi, ben devleti nasıl ele
geçiririm, kendi imparatorluğumu nasıl kurarım'' dedi.
CHP Genel Başkanı, ''ekonominin e'sini bilmeyen bir başbakanın ülkenin
yönetimine talip olduğunu ve ülkeyi yönettiğini, 12 milyon 715 bin yoksul
yarattığını'' söyledi.
Kılıçdaroğlu, ''10 yılda 15 milyon genç yarattık her yaştan, diyorduk.
Şimdi onlar, 8 yılda 12 milyon 715 bin işsiz yarattık diye övünsünler. İnsan
dönüp kendisine bakar. Bu ülkenin insanları ile alıp veremediğiniz ne? Niye bu
insanları perişan ettiniz?'' şeklinde konuştu.
Adana'ya bir devlet üniversitesinin yetmediğini, 2, 3, 4. üniversitenin
açılması gerektiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, ''Halkın iktidarında 2'inci, 3'üncü
üniversiteyi biz getireceğiz'' diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, geçen hafta AB'nin genişlemeden sorumlu
üyesi Stefan Füle ile İstanbul'da görüştüğünü anımsattı.
AB'nin anayasa değişikliklerine destek verdiğini, Danıştay ve Yargıtay
tasarılarının da yasalaştığını, artık ''yürütmenin emrinde bir yargının''
olduğunu Füle'ye ilettiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''Füle, 'Anayasa değişikliğinden sonra geniş bir uzlaşmayla uyum
yasalarını çıkaracağız, diye bize söz verdiler' dedi. Güldüm tabii. Zamanında
bize de sözleri vardı. Uzlaşarak cumhurbaşkanını seçeceğiz, diye. Geldiler mi?
Gelmediler. Size söz verildiyse, sorun bakalım sözlerinde niye durmuyorlar?
Avrupa'nın etik değerleri önemlidir. Yalan söyleyeni affetmezler. Siz Türkiye'yi
açıktan reddetmek istemiyorsunuz ama Türkiye'nin öyle şeyler yapmasını
istiyorsunuz ki bir gün dönüp bakacaksınız ve 'şu Türkiye AB'ye giremez'
diyeceksiniz. Böylece vicdanınızı rahatlatacaksınız. Bu doğru değil. Eğer bu
olaylar oluyorsa, insanlar sokağa çıkamaz haldeyse, telefonla konuşamıyorlarsa
bunun sorumlularından biri de AB ve onun yetkilileridir.
Kendilerine, 'Anayasa'da yapılan değişiklikler iyidir' diyordunuz,
mademki bu kadar güzel, herhangi bir AB ülkesinde çıkıp bu değişikleri kendi
parlamentonuza getirin, ben çıkıp meydanlarda Anayasa değişikliğine 'evet'
diyeceğim dedim. Çünkü, bu değişikliği tasarı olarak hiçbir AB ülkesi kendi
parlamentosuna sunamaz. Derler ki siz aklınızı peynir ekmekle mi yediniz? Siz
nasıl yargıyı yürütmenin emrine verirsiniz, derler. Yapmadılar, yapamazlar, ama
bize öğütlüyorlar.''
Füle'ye Danıştay ve Yargıtay ile sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin
alınmadığını, Adalet komisyonunda CHP'li milletvekillerinin konuşmalarının
kısıtlandığını anlattığını kaydeden Kılıçdaroğlu, ''Zulüm değil mi bu? Siz buna
demokrasi mi diyorsunuz? Böyle bir anlayış olabilir mi? Türkiye'nin bugün geldiği
konumdan sorumlu olan organlardan birisi de AB'dir. Yapılan her düzenleme ile
Türkiye AB'den uzaklaşıyor. Sorumluları da AB yetkilileridir'' diye konuştu.
AB yetkililerine gömlek değiştiren canlıları hatırlatarak, ''belli
kişilerin gömlek değiştirdiklerinin farkında olup olmadıklarını'' sorduğunu dile
getiren Kılıçdaroğlu, ''Çıkıp 'gömlek değiştirdik' diyorlar. Onlar her zemine,
her ortama, her söyleme göre gömlek değiştirirler ama hiçbir zaman kafalarının
ardındaki düşünceden vazgeçmezler. O hedefe ulaşmak için gömlek değiştirmeyi de
marifet olarak gayet güzel yaparlar'' dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,
demokrasiyi, demokrasi yapanın seçim değil, kurumları olduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Yargıtay
ve Danıştaya yeni daireler kurulmasını öngören yasaya ilişkin sürecin sonunda,
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ''kimseyi dinlemeden imzaladığını'' öne sürdü.
Kemal Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
''Noter bile önüne gelen metne bir bakar, 'hata var mıdır, yok mudur'
diye. İnsaf denen bir şey var. Bir bakalım şu metne... Efendim, danışmanları iyi
rapor vermiş... Ve Sayın Cumhurbaşkanı, bu ülkede birliğin temsilcisi olacak,
bütünlüğünü temsilcisi olacak; uzlaşma kültürünün yerleşmesine katkıda bulunacak.
Sayın Cumhurbaşkanı, yürütmeyi, yasamayı, yargıyı temsil eden; devletin en
tepesinde kişi olarak tarafları dinleyecek. Çağırıp Başbakanı 'niçin bu acele,
nereden geliyor, nereden kaynaklanıyor bu acele; şu Danıştayı, şu Yargıtayı da
dinleseydiniz ne olurdu? Gene bildiğinizi yapacaksınız. Birilerini dinlememek
siyasette sana bir unvan kazandırmaz' demesi gerekmez miydi? İmzaladı... Gerçi,
ben Sayın Cumhurbaşkanı'na çağrı yaparken imzalayacağını biliyordum, herkes
biliyordu zaten. Diyet borcunu ödeyenlerin zaten yapabilecekleri bir şey
yoktur.
Demokrasiyi demokrasi yapan seçim değildir; demokrasiyi demokrasi yapan
kurumlarıdır. Size örnek vereceğim. Eğer seçim demokrasiyi demokrasi yapsaydı
herhalde en ileri demokrasilerden birisi Mısır olurdu. Yüzde 87 oyla geldi çünkü.
Eğer seçim demokrasiyi demokrasi yapsaydı Hitler'in Almanyası olurdu. O da çok
ağırlıklı bir oyla geldi... Ama bir ülkede kurumlar varsa, kurumlar sağlıklı
çalışıyorsa, güçler dengesi ilkesi tam oturmuşsa ülkede demokrasi var demektir.
Yasama, yargı, yürütme ve medya görevini yapıyor demektir.
Şimdi bizde görevini yapan bir kurum var, yürütme... Yasama yürütmenin
emrinde, gündemi yürütme belirliyor. Başkan usulen başkan, kimsenin taktığı da
yok. Çünkü kürsüde Başbakan konuşurken Meclis Başkanına diyor ki, 'sen mi
susturacaksın, yoksa ben mi susturayım.' Ne demek bu? 'İşini yap, yoksa seni
oradan alırım' demektir. Açıkça tehdittir. Bu tehdide bir şey söylediler mi
Meclis Başkanları? Hayır, yuttular. Çünkü biliyorlar ki konuşurlarsa oradan
olacaklar.''
Kılıçdaroğlu, yargıyı ''bağımsız ve tarafsız bildiklerini'' ifade ederek,
''Artık yargı bağımlı ve taraflı olacak. Hakim karar mı verecek? Benim
istemediğim karar. Ben sana gösteririm. Emrinde zaten HSYK var. 'Değiştirin bunu,
urun kellesini.' Vuracaklar. Yerine yeni bir yargıç veya benim istediğim karar
çıkacak. Bu mudur demokrasi'' dedi.
'Ve medya... Konuşamayan, yazamayan medya... Hangi demokrasiden söz
ediyoruz biz'' diye soran Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Baskılara direnemeyen bir medya, korkmadan ayağa kalkamayan bir
medya... 'Korkmayın' diyoruz, 'güçlü olun. Neden korkuyorsunuz siz? Ödün
verilerek bir yere gidilmez.' Alman rahibin dediği gibi; 'önce sırayla
götürdüler, sesimi çıkarmadım. Sıra bana geldiğinde sesini çıkaracak adam
bulamadım' diyor. Aynen öyle... Türkiye'yi o kulvara sokuyorlar.
Hepimizin bilmesi gerekiyor, her yurttaşın bilmesi gerekiyor. Her
yurttaşın dikkatli olması gerekiyor. Korkmayacağız, güçlü olacağız; beraber
olacağız, birlik olacağız. Geçmişte hangi siyasal partiye oy verirse versin,
bugün bütün vatanseverleri, ülkesini sevenleri görev başına çağırıyorum. CHP'nin
çatısı altına çağırıyorum.
Bütün bunları yapıyorlar. Bir de buna ileri demokrasi diyorlar. Kanıma
dokunan da bu... Neresi ileri demokrasiymiş bunun? Telefonla konuşuyorsun,
korkuyorsun, kim dinleyecek beni diye. İleri demokrasiye bakın siz. Medyayı
baskılamışsın, haber yazanı işinden atın diye telefon ediyorsun, işinden
atıyorlar. Adı ileri demokrasi...''
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, ''daha benzer pek çok olay olduğunu''
ifade ederek, şunları söyledi:
''Bizim bilmemiz yetmiyor, bilmeyenlere de anlatmamız lazım. Bizim
bilmemiz yetmiyor, bilmeyenlere gitmemiz lazım. Onlara aynı düşünceden olmasak
bile her bireyin özgürlük hakkı olduğunu söylememiz lazım. Özgürlük taleplerimizi
daha sesli söylememiz lazım. Özgürlük taleplerimizi daha sesli söylememiz
lazım.
Bakınız, 12 Eylül sonrası doğan çocuklara anne ve babaları büyük ölçüde
'özgür' adını verdiler. Baskının sembolleştiği isimdir özgür. Özgürlük,
önümüzdeki dönemlerde, önümüzdeki aylarda en çok telaffuz edeceğimiz sözcük
olacaktır. Nefes alacak hal bırakmamak üzere çaba harcayacaklardır. Toplumun
nefes almasını engelleyeceklerdir. Her türlü baskıyı kurarak. Baskıyı yargı
aracılığıyla uygulayacaklardır.''
Kılıçdaroğlu, hukukun herkes için olduğuna, hukukun rütbesi, makamının
bulunmayacağına işaret ederek, ''Ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kafasında
böyle bir algının değil, çok farklı bir hukuk kavramının olduğunu'' öne sürdü.
Kılıçdaroğlu, ''Erdoğan'a göre, Başbakan'ın tartışılamayacağı, dava
açılamayacağını, eleştirilemeyeceğini, sadece övüleceğini'' ileri sürerek, ''Öyle
alışmış. Etrafındakiler de öyle alıştırmış, 'Sayın Başbakan, şurada hatan var'
deme yürekleri dahil yok'' dedi.
Erdoğan'ın, 8 Ocak 2008'de, AK Parti Grubu'nda, ''Ben Türkiye Cumhuriyeti
Başbakanıyım. Şahsımla alakalı, düşünebiliyor musunuz dava açıldı'' ifadesini
kullandığını anlatan Kılıçdaroğlu, ''Bu hukuk anlayışına sahip bir kafada, çağdaş
hukuk normlarının gelişmediği'' görüşünü dile getirdi.
Erdoğan'ın, açılan bir davada ''3 kuruşluk manevi tazminata mahkum
olduğunu'' söyleyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Sen misin mahkumiyet kararı veren... Hakime cezalar. Bu anlayışta olan
şimdi kalkmış, ileri demokrasiden bahsediyor. Demokrasi nerede sen neredesin,
hukuk nerede sen neredesin, insan hakları nerede sen neredesin? Sen insan
haklarına saygılı olsaydın, insan hakları kavramı kafanda mercimek tanesi kadar
olsaydı, yasadışı telefon dinlemelerinden medet umup, bunları milletin önünde
tekrarlamazdın. Başkaları senin konuşmalarını yayınlayınca, onları doğru
Silivri'ye gönderiyorsun. Adalete, ileri demokrasiye bakın.
Bunu yapa yapa, bir darbe edebiyatı gidiyorlar. Sabah darbe, akşam
darbe... 3 yıldır darbeyle gidiyoruz ama darbe olmadı. 500-600 kişi
toplanıyormuş, darbe planları yapıyorlarmış. Bir adam darbe yapıyorsa adam gibi
bulur çıkarırsın, yargılanır, mesele biter. Kimse suçluyu korumuyor, soruşturma
açma demiyor. Ama sen aynı olay nedeniyle, hayatta yan yana gelmemiş kişileri,
aynı potanın içine koyup, biz bunları nasıl bu potada eritir, baskı uygularız
anlayışı olmaz.''
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, ''Balyoz Planı'' davası kapsamındaki
tutuklamalara da değindi.
''Dolmabahçe'de, son tutuklamalarla ilgili Sayın Genelkurmay Başkanı ile
mahkemenin savcısı görüştüler. -Mahkemenin savcısı Sayın Erdoğan-'' diyen
Kılıçdaroğlu, ''Siz bu görüşmeye, yargı bağımsızdır, tarafsızdır diyebilir
misiniz'' sorusunu yöneltti.
Başbakan Erdoğan'ın, bugün ''Yargının işine müdahale etmeyelim''
telkininde bulunduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle dedi:
''Eyvallah, doğru bir laf, yargının işine müdahale edilmez. Peki senin
milletvekilin yargıya, 'Bu dosyayı inceledim, yolsuzluk yoktur, davayı açma' diye
yazı yazıyor. O milletvekiline bir şey yaptın mı? Senin bakanın, Erzurum,
Erzincan'a telefon edip, 'Tutukladıklarınızı serbest bırakın' dediğinde aklına,
yargıya niye müdahale ediyorsunuz diye sormak gelmedi mi?
Onlar her türlü müdahaleyi yapar, hakları var, öyle görüyorlar, hukuk
anlayışı o... Ama biz eleştirdik mi, 'Yargıya müdahale edilir mi' diyorlar. Sen
hukuksuz pek çok iş yapacaksın, altına imza atacaksın, biz bir şey yapmayacağız.
Bu da ileri demokrasi olacak. Sevsinler senin ileri demokrasini. Biz bunun
arkasını bırakmayacağız.
Sayın savcı ile görüşmeler oldu. Ne zaman çağırsalar herkes mahkemeye
gidiyor, kaçan yok. Eğer delilleri karartacaklarsa, yok edeceklerse hay hay.
Bunlar yokken, siz insanları hangi gerekçeyle tutukluyorsunuz? Birden bire yüz
küsur kişiye tutuklama kararı verdiniz, tutuklunun avukatına söz verilmiyor.
Tarafsız ve bağımsız yargıcımız 'kapıları derhal kapatın' diyor, Afrika'daki esir
kampındalar çünkü. Böyle bir anlayış, hukuk düzeni olabilir mi? Yarın bunlar
beraat etti diyelim, olur ya, çünkü belgelerin büyük kısmının sahte olduğunu
hepimiz biliyoruz. Hani o, bilgi yüklenen teğmen kardeşimiz vardı ya... 'Sehven
yaptık biz bu işi' diyorlar. Onu sehven yaptılar, peki asıl kimin için
yapacaklardı? Demek ki başka birine niyetlendiniz. Bu olayın üzerine, halen
cesaretle gitmediniz. Zamana yayıyorlar. Ama unutmayın ne kadar zamana yayarlarsa
yaysınlar, bu olayların takipçisi olacağız.''
**** HABERİN DEVAMINA 'İLGİLİ DÖKÜMANLAR' BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ ****
(15.20)
birinci sorununun işsizlik olduğunu belirterek, halkın işsizlik sorunundan
bunaldığını söyledi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,
Türkiye'nin dünyada gündemi en sık değişen ülke olduğunu, ''insanların her saat
nerede, kimler basılacak, nerede tutuklamalar olacak, nerede neler yayınlanacak
diye beklediğini'' kaydetti.
Böyle bir gündem içerisinde yurttaşın sağlıklı değerlendirme yapmasının
önüne geçildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, bir olay hazmedilmeden, tartışılmadan
başka bir olayın gündeme geldiğini vurguladı. Kılıçdaroğlu, ''Halka ne
söyleyeceğinizi bilemiyorsunuz. Böyle bir ortamda halkın gerçek gündemini
yakalamakta zorlanıyorsunuz'' dedi.
Adana'da ''İşsizlik kader değildir'' başlıklı miting düzenlediklerini
anımsatan Kılıçdaroğlu, ülkenin birinci sorununun işsizlik olduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu, Adana'yı işsizliğin en yoğun olduğu kent olduğu için tercih
ettiklerini, onlarca fabrikanın kapandığını anlattı. Kılıçdaroğlu, ''Türkiye'nin,
vatandaşın gündemi bu. Bu gündeme ilişkin olarak iktidar üç maymunları oynuyor.
Görmüyorum, duymuyorum, konuşmuyorum... Peki hangi aklı evvel çıkıp da AKP ülkeyi
iyi yönetiyor, ekonomiyi çok iyi götürüyor, diyor? Ekonomi insan için var.
İnsanın mutlu olmadığı bir ekonomi olur mu? İşsizliğin sel gibi büyüdüğü bir
ekonomi olur mu? Beyefendiler ekonomiyi çok iyi götürüyorlarmış. Alış veriş yapan
yok. Orta sınıfı çökerttiniz'' diye konuştu.
Asgari ücretin altında çalışmaya hazır milyonların olduğunu ifade eden
Kılıçdaroğlu, ''Böyle bir yapı, böyle bir ekonomi olabilir mi?'' diye sordu.
İşsizliğin kader olmadığını, Çukurova'da ''Bereketli Topraklar Üzerinde''
adlı romanlar yazıldığını anlatan Kılıçdaroğlu, bölgenin bereketiyle bilindiğini
anımsattı.
Kemal Kılıçdaroğlu, ''Ben AKP bereketsiz bir parti diyorum. Kendilerinin
bereketsiz olup olmadığını görmek istiyorlarsa gidip Adana'ya baksınlar. Kapanan
fabrikaları görsünler ve dönüp aynaya baksınlar, bereketsiz olan kim,
göreceklerdir. Beyefendi tesis açıyormuş. Git bir de Adana'da tesis aç bakalım.
Kaç fabrika kapattın say bakalım'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, halkın işsizlik sorunundan bunalmış durumda olduğunu,
bundan sonra işsizliği daha fazla dile getireceklerini belirtti.
Adana'nın tarlalarının da ekilmediğini, narenciye üreticisinin perişan
durumda olduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, Başbakan'ın derdinin narenciye üreticisi
olmadığını öne sürdü. Kılıçdaroğlu, ''Onun derdi, ben devleti nasıl ele
geçiririm, kendi imparatorluğumu nasıl kurarım'' dedi.
CHP Genel Başkanı, ''ekonominin e'sini bilmeyen bir başbakanın ülkenin
yönetimine talip olduğunu ve ülkeyi yönettiğini, 12 milyon 715 bin yoksul
yarattığını'' söyledi.
Kılıçdaroğlu, ''10 yılda 15 milyon genç yarattık her yaştan, diyorduk.
Şimdi onlar, 8 yılda 12 milyon 715 bin işsiz yarattık diye övünsünler. İnsan
dönüp kendisine bakar. Bu ülkenin insanları ile alıp veremediğiniz ne? Niye bu
insanları perişan ettiniz?'' şeklinde konuştu.
Adana'ya bir devlet üniversitesinin yetmediğini, 2, 3, 4. üniversitenin
açılması gerektiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, ''Halkın iktidarında 2'inci, 3'üncü
üniversiteyi biz getireceğiz'' diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, geçen hafta AB'nin genişlemeden sorumlu
üyesi Stefan Füle ile İstanbul'da görüştüğünü anımsattı.
AB'nin anayasa değişikliklerine destek verdiğini, Danıştay ve Yargıtay
tasarılarının da yasalaştığını, artık ''yürütmenin emrinde bir yargının''
olduğunu Füle'ye ilettiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''Füle, 'Anayasa değişikliğinden sonra geniş bir uzlaşmayla uyum
yasalarını çıkaracağız, diye bize söz verdiler' dedi. Güldüm tabii. Zamanında
bize de sözleri vardı. Uzlaşarak cumhurbaşkanını seçeceğiz, diye. Geldiler mi?
Gelmediler. Size söz verildiyse, sorun bakalım sözlerinde niye durmuyorlar?
Avrupa'nın etik değerleri önemlidir. Yalan söyleyeni affetmezler. Siz Türkiye'yi
açıktan reddetmek istemiyorsunuz ama Türkiye'nin öyle şeyler yapmasını
istiyorsunuz ki bir gün dönüp bakacaksınız ve 'şu Türkiye AB'ye giremez'
diyeceksiniz. Böylece vicdanınızı rahatlatacaksınız. Bu doğru değil. Eğer bu
olaylar oluyorsa, insanlar sokağa çıkamaz haldeyse, telefonla konuşamıyorlarsa
bunun sorumlularından biri de AB ve onun yetkilileridir.
Kendilerine, 'Anayasa'da yapılan değişiklikler iyidir' diyordunuz,
mademki bu kadar güzel, herhangi bir AB ülkesinde çıkıp bu değişikleri kendi
parlamentonuza getirin, ben çıkıp meydanlarda Anayasa değişikliğine 'evet'
diyeceğim dedim. Çünkü, bu değişikliği tasarı olarak hiçbir AB ülkesi kendi
parlamentosuna sunamaz. Derler ki siz aklınızı peynir ekmekle mi yediniz? Siz
nasıl yargıyı yürütmenin emrine verirsiniz, derler. Yapmadılar, yapamazlar, ama
bize öğütlüyorlar.''
Füle'ye Danıştay ve Yargıtay ile sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin
alınmadığını, Adalet komisyonunda CHP'li milletvekillerinin konuşmalarının
kısıtlandığını anlattığını kaydeden Kılıçdaroğlu, ''Zulüm değil mi bu? Siz buna
demokrasi mi diyorsunuz? Böyle bir anlayış olabilir mi? Türkiye'nin bugün geldiği
konumdan sorumlu olan organlardan birisi de AB'dir. Yapılan her düzenleme ile
Türkiye AB'den uzaklaşıyor. Sorumluları da AB yetkilileridir'' diye konuştu.
AB yetkililerine gömlek değiştiren canlıları hatırlatarak, ''belli
kişilerin gömlek değiştirdiklerinin farkında olup olmadıklarını'' sorduğunu dile
getiren Kılıçdaroğlu, ''Çıkıp 'gömlek değiştirdik' diyorlar. Onlar her zemine,
her ortama, her söyleme göre gömlek değiştirirler ama hiçbir zaman kafalarının
ardındaki düşünceden vazgeçmezler. O hedefe ulaşmak için gömlek değiştirmeyi de
marifet olarak gayet güzel yaparlar'' dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,
demokrasiyi, demokrasi yapanın seçim değil, kurumları olduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Yargıtay
ve Danıştaya yeni daireler kurulmasını öngören yasaya ilişkin sürecin sonunda,
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ''kimseyi dinlemeden imzaladığını'' öne sürdü.
Kemal Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
''Noter bile önüne gelen metne bir bakar, 'hata var mıdır, yok mudur'
diye. İnsaf denen bir şey var. Bir bakalım şu metne... Efendim, danışmanları iyi
rapor vermiş... Ve Sayın Cumhurbaşkanı, bu ülkede birliğin temsilcisi olacak,
bütünlüğünü temsilcisi olacak; uzlaşma kültürünün yerleşmesine katkıda bulunacak.
Sayın Cumhurbaşkanı, yürütmeyi, yasamayı, yargıyı temsil eden; devletin en
tepesinde kişi olarak tarafları dinleyecek. Çağırıp Başbakanı 'niçin bu acele,
nereden geliyor, nereden kaynaklanıyor bu acele; şu Danıştayı, şu Yargıtayı da
dinleseydiniz ne olurdu? Gene bildiğinizi yapacaksınız. Birilerini dinlememek
siyasette sana bir unvan kazandırmaz' demesi gerekmez miydi? İmzaladı... Gerçi,
ben Sayın Cumhurbaşkanı'na çağrı yaparken imzalayacağını biliyordum, herkes
biliyordu zaten. Diyet borcunu ödeyenlerin zaten yapabilecekleri bir şey
yoktur.
Demokrasiyi demokrasi yapan seçim değildir; demokrasiyi demokrasi yapan
kurumlarıdır. Size örnek vereceğim. Eğer seçim demokrasiyi demokrasi yapsaydı
herhalde en ileri demokrasilerden birisi Mısır olurdu. Yüzde 87 oyla geldi çünkü.
Eğer seçim demokrasiyi demokrasi yapsaydı Hitler'in Almanyası olurdu. O da çok
ağırlıklı bir oyla geldi... Ama bir ülkede kurumlar varsa, kurumlar sağlıklı
çalışıyorsa, güçler dengesi ilkesi tam oturmuşsa ülkede demokrasi var demektir.
Yasama, yargı, yürütme ve medya görevini yapıyor demektir.
Şimdi bizde görevini yapan bir kurum var, yürütme... Yasama yürütmenin
emrinde, gündemi yürütme belirliyor. Başkan usulen başkan, kimsenin taktığı da
yok. Çünkü kürsüde Başbakan konuşurken Meclis Başkanına diyor ki, 'sen mi
susturacaksın, yoksa ben mi susturayım.' Ne demek bu? 'İşini yap, yoksa seni
oradan alırım' demektir. Açıkça tehdittir. Bu tehdide bir şey söylediler mi
Meclis Başkanları? Hayır, yuttular. Çünkü biliyorlar ki konuşurlarsa oradan
olacaklar.''
Kılıçdaroğlu, yargıyı ''bağımsız ve tarafsız bildiklerini'' ifade ederek,
''Artık yargı bağımlı ve taraflı olacak. Hakim karar mı verecek? Benim
istemediğim karar. Ben sana gösteririm. Emrinde zaten HSYK var. 'Değiştirin bunu,
urun kellesini.' Vuracaklar. Yerine yeni bir yargıç veya benim istediğim karar
çıkacak. Bu mudur demokrasi'' dedi.
'Ve medya... Konuşamayan, yazamayan medya... Hangi demokrasiden söz
ediyoruz biz'' diye soran Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Baskılara direnemeyen bir medya, korkmadan ayağa kalkamayan bir
medya... 'Korkmayın' diyoruz, 'güçlü olun. Neden korkuyorsunuz siz? Ödün
verilerek bir yere gidilmez.' Alman rahibin dediği gibi; 'önce sırayla
götürdüler, sesimi çıkarmadım. Sıra bana geldiğinde sesini çıkaracak adam
bulamadım' diyor. Aynen öyle... Türkiye'yi o kulvara sokuyorlar.
Hepimizin bilmesi gerekiyor, her yurttaşın bilmesi gerekiyor. Her
yurttaşın dikkatli olması gerekiyor. Korkmayacağız, güçlü olacağız; beraber
olacağız, birlik olacağız. Geçmişte hangi siyasal partiye oy verirse versin,
bugün bütün vatanseverleri, ülkesini sevenleri görev başına çağırıyorum. CHP'nin
çatısı altına çağırıyorum.
Bütün bunları yapıyorlar. Bir de buna ileri demokrasi diyorlar. Kanıma
dokunan da bu... Neresi ileri demokrasiymiş bunun? Telefonla konuşuyorsun,
korkuyorsun, kim dinleyecek beni diye. İleri demokrasiye bakın siz. Medyayı
baskılamışsın, haber yazanı işinden atın diye telefon ediyorsun, işinden
atıyorlar. Adı ileri demokrasi...''
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, ''daha benzer pek çok olay olduğunu''
ifade ederek, şunları söyledi:
''Bizim bilmemiz yetmiyor, bilmeyenlere de anlatmamız lazım. Bizim
bilmemiz yetmiyor, bilmeyenlere gitmemiz lazım. Onlara aynı düşünceden olmasak
bile her bireyin özgürlük hakkı olduğunu söylememiz lazım. Özgürlük taleplerimizi
daha sesli söylememiz lazım. Özgürlük taleplerimizi daha sesli söylememiz
lazım.
Bakınız, 12 Eylül sonrası doğan çocuklara anne ve babaları büyük ölçüde
'özgür' adını verdiler. Baskının sembolleştiği isimdir özgür. Özgürlük,
önümüzdeki dönemlerde, önümüzdeki aylarda en çok telaffuz edeceğimiz sözcük
olacaktır. Nefes alacak hal bırakmamak üzere çaba harcayacaklardır. Toplumun
nefes almasını engelleyeceklerdir. Her türlü baskıyı kurarak. Baskıyı yargı
aracılığıyla uygulayacaklardır.''
Kılıçdaroğlu, hukukun herkes için olduğuna, hukukun rütbesi, makamının
bulunmayacağına işaret ederek, ''Ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kafasında
böyle bir algının değil, çok farklı bir hukuk kavramının olduğunu'' öne sürdü.
Kılıçdaroğlu, ''Erdoğan'a göre, Başbakan'ın tartışılamayacağı, dava
açılamayacağını, eleştirilemeyeceğini, sadece övüleceğini'' ileri sürerek, ''Öyle
alışmış. Etrafındakiler de öyle alıştırmış, 'Sayın Başbakan, şurada hatan var'
deme yürekleri dahil yok'' dedi.
Erdoğan'ın, 8 Ocak 2008'de, AK Parti Grubu'nda, ''Ben Türkiye Cumhuriyeti
Başbakanıyım. Şahsımla alakalı, düşünebiliyor musunuz dava açıldı'' ifadesini
kullandığını anlatan Kılıçdaroğlu, ''Bu hukuk anlayışına sahip bir kafada, çağdaş
hukuk normlarının gelişmediği'' görüşünü dile getirdi.
Erdoğan'ın, açılan bir davada ''3 kuruşluk manevi tazminata mahkum
olduğunu'' söyleyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Sen misin mahkumiyet kararı veren... Hakime cezalar. Bu anlayışta olan
şimdi kalkmış, ileri demokrasiden bahsediyor. Demokrasi nerede sen neredesin,
hukuk nerede sen neredesin, insan hakları nerede sen neredesin? Sen insan
haklarına saygılı olsaydın, insan hakları kavramı kafanda mercimek tanesi kadar
olsaydı, yasadışı telefon dinlemelerinden medet umup, bunları milletin önünde
tekrarlamazdın. Başkaları senin konuşmalarını yayınlayınca, onları doğru
Silivri'ye gönderiyorsun. Adalete, ileri demokrasiye bakın.
Bunu yapa yapa, bir darbe edebiyatı gidiyorlar. Sabah darbe, akşam
darbe... 3 yıldır darbeyle gidiyoruz ama darbe olmadı. 500-600 kişi
toplanıyormuş, darbe planları yapıyorlarmış. Bir adam darbe yapıyorsa adam gibi
bulur çıkarırsın, yargılanır, mesele biter. Kimse suçluyu korumuyor, soruşturma
açma demiyor. Ama sen aynı olay nedeniyle, hayatta yan yana gelmemiş kişileri,
aynı potanın içine koyup, biz bunları nasıl bu potada eritir, baskı uygularız
anlayışı olmaz.''
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, ''Balyoz Planı'' davası kapsamındaki
tutuklamalara da değindi.
''Dolmabahçe'de, son tutuklamalarla ilgili Sayın Genelkurmay Başkanı ile
mahkemenin savcısı görüştüler. -Mahkemenin savcısı Sayın Erdoğan-'' diyen
Kılıçdaroğlu, ''Siz bu görüşmeye, yargı bağımsızdır, tarafsızdır diyebilir
misiniz'' sorusunu yöneltti.
Başbakan Erdoğan'ın, bugün ''Yargının işine müdahale etmeyelim''
telkininde bulunduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle dedi:
''Eyvallah, doğru bir laf, yargının işine müdahale edilmez. Peki senin
milletvekilin yargıya, 'Bu dosyayı inceledim, yolsuzluk yoktur, davayı açma' diye
yazı yazıyor. O milletvekiline bir şey yaptın mı? Senin bakanın, Erzurum,
Erzincan'a telefon edip, 'Tutukladıklarınızı serbest bırakın' dediğinde aklına,
yargıya niye müdahale ediyorsunuz diye sormak gelmedi mi?
Onlar her türlü müdahaleyi yapar, hakları var, öyle görüyorlar, hukuk
anlayışı o... Ama biz eleştirdik mi, 'Yargıya müdahale edilir mi' diyorlar. Sen
hukuksuz pek çok iş yapacaksın, altına imza atacaksın, biz bir şey yapmayacağız.
Bu da ileri demokrasi olacak. Sevsinler senin ileri demokrasini. Biz bunun
arkasını bırakmayacağız.
Sayın savcı ile görüşmeler oldu. Ne zaman çağırsalar herkes mahkemeye
gidiyor, kaçan yok. Eğer delilleri karartacaklarsa, yok edeceklerse hay hay.
Bunlar yokken, siz insanları hangi gerekçeyle tutukluyorsunuz? Birden bire yüz
küsur kişiye tutuklama kararı verdiniz, tutuklunun avukatına söz verilmiyor.
Tarafsız ve bağımsız yargıcımız 'kapıları derhal kapatın' diyor, Afrika'daki esir
kampındalar çünkü. Böyle bir anlayış, hukuk düzeni olabilir mi? Yarın bunlar
beraat etti diyelim, olur ya, çünkü belgelerin büyük kısmının sahte olduğunu
hepimiz biliyoruz. Hani o, bilgi yüklenen teğmen kardeşimiz vardı ya... 'Sehven
yaptık biz bu işi' diyorlar. Onu sehven yaptılar, peki asıl kimin için
yapacaklardı? Demek ki başka birine niyetlendiniz. Bu olayın üzerine, halen
cesaretle gitmediniz. Zamana yayıyorlar. Ama unutmayın ne kadar zamana yayarlarsa
yaysınlar, bu olayların takipçisi olacağız.''
**** HABERİN DEVAMINA 'İLGİLİ DÖKÜMANLAR' BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ ****
(15.20)
