2010-04-24 - 10:00
''RİSK ALTINDA VE KORUNMASI GEREKEN ÇOCUKLAR'' SEMPOZYUMU...
TBMM Kayıp Çocuklar Araştırma Komisyonu Başkanı Halide İncekara, ''Risk Altında ve Korunması Gereken Çocuklar Uluslararası Sempozyumu''nda yaptığı konuşmada, her ailedeki çocuğun farklı da olsa risk altında olduğunu belirtti.
TBMM Kayıp Çocuklar Araştırma Komisyonu Başkanı Halide İncekara,
her ailedeki çocuğun farklı da olsa risk altında olduğunu belirtti.

İncekara, ''Risk Altında ve Korunması Gereken Çocuklar Uluslararası
Sempozyumu''nda yaptığı konuşmada, çocukların korumasız ve masum olduklarını
vurguladı. ''Tatile giderken evdeki çiçekleri için komşusuna vitamin bırakan
ailelerin aynı hassasiyeti çocuklar için gösterip göstermediği'' sorusunu
yönelten İncekara, çağımızda büyükler için bile zor olan güvenliğin çocuklar için
daha da zor olduğuna işaret etti. Halide İncekara, ''Çorabını bile çekemeyenlere
çocuğu teslim edip, ehliyet vermeden araba kullandırdığınız insanlara sen bu 9
çocuğu nasıl yaptın diye soran olmazsa, buna nasıl bakacaksın diye soran olmazsa
çocuklarımızın hem bedenen hem de ruhen kaybolmasına seyirci kalırız'' diye
konuştu.

Çocuk dostu şehirler, valiler, kaymakamlar olmaması durumunda çocuk dostu
okullar olamayacağını vurgulayan İncekara, Emniyetin çocuk dünyasında çok rol
alması taraftarı olmadığını ifade etti. İncekara, ''Milli Eğitimin, SHÇEK'in
rolünü üstlenmiş durumdalar. Bu arkadaşlar eğitimci olarak yetiştirilmedi ki. Ama
biz onlara öyle bir rol verdik ki her canımızın sıkıldığı yerde onları görmek
istiyoruz'' dedi.

''Uşak'ta kuyuda bulunan Umut ile ilgili kusur kimindi?'' diye soran
İncekara, birilerinin kusurlu oldukları için bir şehirden başka şehre atandığını
ifade etti. İncekara, ''Yani sen ihmal ettin, beceremedin kardeşim, git de bir de
öbür tarafı beter yap. Olmaz bu...'' diye konuştu.

Çocuk dostu şehirler istediğini belirten İncekara, ''Mesala öğle yemeğini
yatılı ilköğretim okulunda yiyen valiler, bazı akşam yemeklerini SHÇEK'te yiyen
kaymakamlar, hafta sonlarını çocuk parklarında geçiren valiler ve kaymakamlar
istiyorum. Eğer onlar güvenli şehirler oluşturmazsa güvenli okullarınız
oluşamaz'' dedi.

İncekara, çocukların çok korumasız olduklarını vurgulayarak, ''Sadece
sokaktaki simitçilerin sattığı uyuşturucuya karşı değil, sadece dayağa, tokada
karşı değil, sevgisizliğe karşı da çok korumasız çocuklarımız. Ben, tarlada,
sanayide çocuklar istemiyorum, doğru ama 20 kilo çanta taşıyan çocuklar da
istemiyorum. Akşam ödevlerle boğuşan, annesi ve babası ile sohbet edemeyen
çocuklar da istemiyorum. 38 tane dersin altında boğulmuş çocuklar istemiyorum,
parklarda cıvıl cıvıl oynayan çocuklar istiyorum'' diye konuştu.

Öğretmenlerin eş durumu nedeniyle tayin olduğu ilde ihtiyaç nedeniyle
başka branşta derse girmesini eleştiren İncekara, aile birliği kurumuna
saygısının mutlak olduğunu ancak çocukların menfaatinin öncelikli olması
gerektiğini söyledi.

İncekara, ''21. Asrın korkunç problemlerini önümüzde bulduk, ancak
kafalarımız hala 18, 19. yüzyılın yöntemleri ile dolu. Ben de dahil çocuğumuza
değişen dünyada nasıl davranacağımızı bilmiyoruz. Bizler de çaresiziz aslında.
Onun için, YÖK'e buradan sesleniyorum: Çok hızlı bir şekilde rehber uzmanları
yetiştirsin, bunun için üniversiteler kursun'' dedi.

Her ailedeki çocuğun risk altında olduğunu belirten İncekara, buna
varlıklı ailelerin de dahil olduğuna işaret etti. İncekara, ''Sanmayın ki
babaları zengin diye, evleri lüks diye o çocuklar diğerlerinden daha az risk
altında. Herkesin risk faktörü farklı'' dedi.

Öğretmenlerin yüzde 98'nin pırıl pırıl olduğunu, canhıraş çalıştığını
belirten İncekara, şu görüşleri dile getirdi:

''Ama çok da az olsa sapıkları, psikopatları, şizofrenleri var. Sistem
bunları taramıyor. Hala öğretmen sınavını bilgiye dayalı yapıyoruz. Kesinlikle
reddediyorum. Karakter tahlili, davranış biçimleri ölçülmeyen kişilerin çocukla
muhatap olması engellenmelidir. Kaç matematik sorusu çözdüğü beni hiç
ilgilendirmiyor. Çocuk sevmeyen birinin birkaç soruyu yaptığı için öğretmen
olarak atanmasını içime sindiremiyorum. Hadi öğretmen olarak atadınız. Mutlaka
yıl içinde taramasını yayıp davranış bozukluklarını tespit etmek lazım. Her
okulda bir mikrop olsa bütün okulun düzenini bozuyor, bütün çocukların ruh halini
bozuyor. Yaşanan olayları görüyorsunuz. Bu öğretmelerin geçmişlerinde de şiddetle
bağlantıları var, çocuk tacizi ile bağlantıları var. Sistem mikrobunu dışarı
atmıyor. Niye atmıyor? Çünkü, idari yargıda kendini savunuyor. Onun yargısı var
ama benim çocuğumun yargısı yok. Onun için meslek taassubundan bir an önce
kurtulmamız lazım, içimizdeki mikropları temizlemenin bir yolunu bulmamız
lazım.'' (13.03)