2013-03-19 - 15:00
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''Egenekon'' davasına ilişkin değerlendirmesinde, ''Tutukluluğu sürdüren yargıçlar el üstünde tutuldu. 'Siz hiç meraklanmayın. Siyasi iktidar olarak arkanızdayız' diye bir mesajla yollarına devam ettiler'' dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''Egenekon'' davasına ilişkin değerlendirmesinde, ''Tutukluluğu sürdüren yargıçlar el üstünde tutuldu. 'Siz hiç meraklanmayın. Siyasi iktidar olarak arkanızdayız' diye bir mesajla yollarına devam ettiler'' dedi.
Kılıçdaroğlu, devletin hukuk içinde kalmak, sorunları hukuk içinde çözmek zorunda olduğunu belirterek, ''Sorun, hukuk içinde kalarak çözülür. Hukukun dışına çıktığınız andan itibaren devleti gayrimeşru alan içine sokmuş oluyorsunuz. Buna CHP olarak asla ve asla izin vermeyeceğiz'' dedi.
Onurlarıyla ve vicdanlarıyla görev yapan savcı ve yargıçları, ''bu hukuksuz davaların savcı ve yargıçlarından'' ayrı tuttuğunu belirten Kılıçdaroğlu, ''Buradan bütün milletime bir söz veriyorum; ne kadar süre geçerse geçsin, bu davaları sürdüren, adaleti katleden bu savcı ve yargıçlardan eninde sonunda hesabını soracağım'' diye konuştu.
Ülkede herkesin adalet talep ettiğini, CHP'nin de bu taleplerin önünde yürüyen parti olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu,milletvekillerince hazırlanan cezaevindeki vatandaşların durumuna ilişkin raporun bunun göstergesi olduğunu kaydetti. Kılıçdaroğlu, partisinin milletvekillerinin hiçbir ayrım yapmadan tutuklu ve hükümlülerle görüşerek onların taleplerini rapor haline getirdiğini anlatarak, bunun insana verdikleri değerden kaynaklandığına işaret etti.
Hapishanedeki vatandaşların sosyal devletin koruması altında olduğuna dikkati çeken Kılıçdaroğlu, ''Siz yargıyı, adaleti katlettiniz, kendinize yargıç ve savcı dediniz. Siz savcı da değilsiniz, yargıç da değilsiniz. Siyasal iktidarın taşeronluğunu yapıyorsunuz'' diye konuştu. Bu mahkemelerin eski sıkıyönetim mahkemelerinden farkı bulunmadığını, verdikleri kararların toplum vicdanında meşruiyeti olmadığını savunan Kılıçdaroğlu, 12 Eylül öncesinde yaşanan olayların toplumda büyük ölçüde unutulduğunu, ancak dönemin sıkıyönetim mahkemelerinin verdiği bazı kararların hala unutulmadığını söyledi. Kılıçdaroğlu, devletin adaletsizlik yapması halinde bunun asla unutulmayacağını, devletin görevinin, adaletin dağıtılmasının önündeki engelleri kaldırmak olduğunu vurguladı.
Mustafa Kemal Atatürk'ün işgal güçlerine yönelik ''Geldikleri gibi gidecekler'' sözlerini hatırlatan Kılıçdaroğlu, ''Adaleti katledenler de inanın, geldikleri gibi gidecekler'' dedi.
Kılıçdaroğlu, hafta sonu yaptıkları Parti Meclisi toplantısı sonrasında son gelişmeler üzerine bir bildiri yayınladıklarını hatırlatarak, bildiri ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a açık çağrıda bulunduklarını belirtti.
Bildirinin dört önemli maddesi bulunduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, bunlardan birinin, ''samimiyet ve dürüstlüğün asgari gereklerinin yerine getirilmesi'', diğerinin ''Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuk kuralları dışına çıkarılmaması'', üçüncü maddesinin ''kişisel ihtirasların belirlediği kişisel, gizli bir ajandanın var olduğuna ve millete izah edilemeyecek angajmanlara girildiğine dair toplumda yaygın olan kaygının giderilmesi'', dördüncü maddenin ise ''millete karşı ödemesi beklenen şeref borcunun gereği olarak açık ve şeffaf olunması ve doğruların bir an önce açıklanması için konuşmaya başlanması'' olduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Bir görüşme yapılıyor. 'Efendim, İmralı, şu, bu vesaire'. Bırakın bunları. Masanın bir ucunda Abdullah Öcalan var, masanın diğer ucunda da Recep Tayyip Erdoğan var. Bir kere herkes bunu bilecek. Kalkıyorsun, BDP milletvekilleri PKK'lılarla dağ başında kucaklaştılar diye kıyamet kopardın, şimdi sen kucaklaşıyorsun.
Devlet, hukuk üstünde yücelir. Devleti hukuk dışına çıkardığınız andan itibaren devletin saygınlığına gölge düşer. Eğer biz devleti hukuk dışına çıkarırsak olmaz, devlet hukuk içinde kalmak zorundadır. Sorun, hukuk içinde kalarak çözülür. Hukukun dışına çıktığınız andan itibaren devleti gayrimeşru alan içine sokmuş oluyorsunuz. Buna CHP olarak asla ve asla izin vermeyeceğiz.''
Kılıçdaroğlu, grup toplantısından ayrılırken, gazetecilerin CHP'den istifa edip AK Parti'ye katılan Adıyaman Milletvekili Salih Fırat'la ilgili soruları üzerine ''Öyle anlaşılıyor ki yeni milletvekili pazarı oluşacak'' diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ''Egenekon'' davasına ilişkin değerlendirmesinde, ''Tutukluluğu sürdüren yargıçlar el üstünde tutuldu. 'Siz hiç meraklanmayın. Siyasi iktidar olarak arkanızdayız' diye bir mesajla yollarına devam ettiler'' dedi.
Kılıçdaroğlu, toplantıya katılan gazileri işaret ederek, Çanakkale savaşlarının ne anlama geldiğini en iyi onların bileceğini söyledi. Mustafa Kemal Atatürk'ün ilk önemli adımlarından birinin Çanakkale Zaferi olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ''Özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini veren bir ulusun ilk kararlı duruşudur. Çanakkale'de on binlerimiz, kucak kucağa yatıyor. Onları her zaman saygıyla anıyoruz. Büyük Önder, devrimci Mustafa Kemal Atatürk, Çanakkale'de yatan yabancı askerler için, 'Onlar bizim evlatlarımızdır, bizim topraklarımızda yatıyorlar' mesajını vermiştir'' dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Çanakkale ziyaretini anımsatan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Önemli bir şey söylemiş. Kendisini kutlamak lazım. Cümle şöyle: 'Çanakkale ruhunu anlayamayan, milleti de anlayamaz, milliyeti de anlayamaz, milliyetçiliği de anlayamaz.' Hani bu demiyor muydu 'Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarımızın altına aldık' diye. Kesin kafasına bir taş düşmüştür.
Çanakkale'de mücadele verildi. Gerçekten de yedi düvele karşı mücadele verildi. Hiçbir yabancı asker oradan, o boğazlardan geçmedi. Ama kendimize sormamız gereken bir soru var. Binlerce şehit verdik, yabancı bir savaş gemisini İstanbul'a getirtmedik ama sonra ne oldu- O gemiler İstanbul'a nasıl geldi- Sarayburnu'nda, Dolmabahçe'nin önünde o gemileri gören büyük devrimci asker Mustafa Kemal Atatürk ne söyledi; 'Geldikleri gibi gidecekler.' Çanakkale'nin ruhunu anlamak istiyorsan, 'Geldikleri gibi gidecekler' diyen adamı önce sen çok iyi anlayacaksın. Çanakkale'nin ruhunu anlamak istiyorsan, 'Acaba neden o yabancı savaş gemileri Dolmabahçe'nin önüne gelip demirlediler- Kim izin verdi onlara-' Bunları anlamayan Çanakkale'nin ruhunu anlayamaz. Çanakkale farklı bir şeydir. Bütün mazlum milletlerin destanıdır Çanakkale.''
''Ergenekon'' davasında savcı mütalaasına değinen Kılıçdaroğlu, davanın başlangıcını anımsattı. Sürecin, 12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye'de bir gecekondunun çatısında bulunan el bombalarıyla başladığını belirten Kılıçdaroğlu, ''Bir yerde el bombası bulunuyorsa onun yargı konusu olması kadar doğal bir şey olamaz. Biz 'neden soruşturuyorsunuz, neden yargılıyorsunuz' diye bir şey söylemiyoruz. Adil bir yargılama istiyoruz'' dedi.
Kılıçdaroğlu, 25 madde altında, söz konusu dava ile ilgili süreci şöyle anlattı:
''Demokratik bir ülkede sıkıyönetim mahkemeleri, devlet güvenlik mahkemeleri, özel yetkili mahkemeler olmaz. Bu nedenle biz CHP olarak, 'İktidar olduğumuzda devlet güvenlik mahkemelerini kaldıracağız ve doğal yargı sistemini getireceğiz' dedik. Sıkıyönetim, sıkıyönetim mahkemeleri kalktı, ama yerlerine devlet güvenlik mahkemeleri geldi. Sonra adını değiştirip özel yetkili mahkeme haline getirdiler. Bu tür mahkemeler olağanüstü dönemlerin mahkemeleridir. Olağanüstü dönemlerin mahkemeleri adalet dağıtmaz, onlar sadece güç odaklarına itaat ederler. İktidarın sopasıdır onlar, toplumu şekillendirmek isterler. Bu nedenle Silivri mahkemeleri bu bağlamda mahkemeleridir. Bunların adalet dağıtmasını beklemek mümkün değildir.
Özel yetkili mahkemeler var ama bu mahkemelere özenle seçilmiş savcı ve yargıçlar atandı. Siyasi iradenin beklentileri doğrultusunda savcı ve yargıçlar atandı. Benim isteklerimi yerine getireceksiniz. Aman ha... Bırakın adaleti. Siyasi otorite ne istiyorsa o talepleri yerine getireceksiniz...' Bunu kabul eden yargıçlar var. Bu bağlamdaki bir mahkeme adalet dağıtamaz.
Bu mahkemeler ve burada görevli yargıçlar, adaletsizlik dağıttıkları sürece yerlerinde kaldılar. Adalete yasalara uygun karar vermeye kalkışan yargıçlar, bu mahkemelerde devre dışı bırakıldılar. Daha alt görevlere atandılar. Tutukluluğu sürdüren yargıçlar el üstünde tutuldu. 'Siz hiç meraklanmayın. Siyasi iktidar olarak arkanızdayız' diye bir mesajla yollarına devam ettiler.
Bu yargıçlar adalet dağıtmayacakları için Anayasaya da uymadılar. Anayasa 90. madde, 'İç hukukla uluslararası hukuk çatışırsa, uluslararası hukuk sözleşmeleri esas alınır' der. Ama bu yargıçlar, bu maddeyi de görmezden geldiler. 'Biz bildiğimizi okuruz, arkamızda kapı gibi iktidar var' dediler.''
Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan'ın, 'Ben bu davaların savcısıyım' ifadesini kullandığını öne sürerek, ''böylece bu davaların, siyasi otoritenin emrinde yönlendirildiğinin net bir şekilde orta çıktığını'' savundu.
İlk kez bu davalarda gizli tanık dinlendiğini belirten Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''Tecavüz suçlarında mahkum olanlar, yalancı ve iftiracıların tamamı gizli tanık olarak dinlendi. Yıllarını devletin güvenliğine vermiş olan bir Genelkurmay Başkanı'nın gizli tanığı terör örgütü suçlusu. Hangi akıl hangi mantık bunu kabul eder- Süreç iktidarın denetiminde, gözetiminde devam eden bir süreçtir. O kadar ki tutuklu 'Ben şu gizli sanığa soru sormak istiyorum' diyor. 'Hayır sen soramazsın' diyorlar. Kendisi suçlanıyor ama soru sorma hakkı yok.
İlk kez bu davalarda bir Genelkurmay Başkanı, terör örgütü üyesi diye tutuklandı. Bu dava öyle bir dava ki hayatı boyunca yan yana gelmemiş, telefonla da konuşmamış bir grup insan, örgüt diye bir araya getirildi. Dünya görüşleri farklı bunların. Ama bunların tamamına dendi ki 'Siz terör örgütü mensubusunuz'.
Savcıların getirdiği bütün tanıklar dinleniyor ama tutukluların getirdikleri tanıklar, yargıcın izin vermemesi nedeniyle dinlenmiyor. Oysa yasalara göre, bunların dinlenmesi lazım. Yani açıkça yasalar çiğneniyor.
Kendisini savunan insanlar, ana dava konusu sonuçlanmadan 30 yıla yakın ya da aşkın süreyle mahkum edildiler. Düşünebiliyor musunuz ben kendimi savunacağım, 'Sen niye kendini savunuyorsun' diye mahkum ediliyorum.
Tutuklular delileri bilirkişiye gönderin diyorlar, 'Hayır, ben onları esas aldım mahkum edeceğiz seni...' Böyle adalet olur mu- Mahkemeye sunulan pek çok belgenin sahte olduğu defalarca ispat edildi.
Savcı konuşuyor, yargıç dinliyor. Sıra geliyor avukata, konuşacak; 'Hayır sen konuşamazsın. Sana 3 dakika süre verdim' diyorlar. Dünyanın hangi demokrasisinde avukatlara bu tür kısıtlamalar getiriliyor-
Bu kısıtlamalar üzerine İstanbul Barosu olaya el koyuyor. İstanbul Barosu'nun düştüğüne dair dava açıyorlar. Yöneticiler baro yönetiminde bulunamazlar diye. Hangi akıl, mantık- İstanbul Barosu olağanüstü toplantı yaptı. O yargıç ve savcıların o toplantıdan ders çıkarması gerekiyor. O genel kurulun tokadı bir şamar gibi adaletsizliğe yansıyacaktır.''
Çok sayıda hasta tutuklunun ölüme terk edildiğini savunan Kılıçdaroğlu, savaşta bile yaralanan düşman askerinin alınıp tedavi edildiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, Kuddusi Okkır'ın, 'Ergenekon terör örgütünün kasası' diye içeri alındığını ancak öldüğünde, ailesinin cenazeyi İstanbul'a getirecek parayı bulamadığını ifade etti.
Parlamentodan, 'Klişe tutuklama kararı vermeyin' diye bir yasa çıktığını belirten Kılıçdaroğlu, ''Eski tas eski hamam. Ne demektir bu; 'Yasama organı, ben seni de takmıyorum. Arkamda nasıl olsa kapı gibi hükümet var.' Önce AKP milletvekillerinin bunu düşünmesi lazım. Kendilerinin çıkardığı yasalara yargıç uymuyorsa, kendi vicdanlarını sorgulamaları gerekiyor'' diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ''Ergenekon'' davasıyla ilgili belge sayısının 120 milyon world belgesi olduğunu belirterek, ''120 milyon belgeyi görmek, bakmak, okumak için 228 yıla ihtiyaç var. Buna yargılama denir mi-'' dedi.
Bir yargıcın tarafsızlığının kuşku götürmesi halinde, o mahkemeden çekilmesi gerektiğini anlatan Kılıçdaroğlu, ''Yargıçları düşünün. Taraflı olduklarına dair Yargıtay kararı çıkmış. Tazminata mahkum olmuşlar. Şerefli bir yargıç, tarafsızlığı konusunda kuşku ortaya çıktığı zaman o mahkemeden ayrılır. Kural budur'' dedi.
Kemal Kılıçdaroğlu, yargıcın, yargıladığı milletvekiline, ''Hani sen milletvekili olmayı düşünmüyordun-' diye sorduğunu belirterek, ''Adama sormazlar mı 'Sana ne' diye. Onun tarafsız olmadığı bu sözlerden belli. Bu sözleri söyleyen kişi, o mahkemede sağlıklı yargılama yapamaz'' diye konuştu.
Yargıçların, tazminata mahkum olduklarını belirten Kılıçdaroğlu, hükümetin ise Parlamentoya, 'Yargıç tazminata mahkum olursa o tazminat devletin bütçesinden ödenir' yönünde teklif getirdiğini söyledi.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Ben, vergimle o yargıcın cezasını neden ödeyeyim- Bu katmerli adaletsizlik demek değil midir- Ödemesi lazım. Ama hükümet, davanın savcısı Başbakan, 'Sen hiç meraklanma sana ceza da gelse ben bunları bütçeden ödeteceğim. Sen yoluna devam et. Ben ne istiyorsam sen de aynen onları yap' diyor. Bu mahkemeler, adalet dağıtan mahkemeler değil.
Deniz Feneri Davası... Soygun düzeneğini bütün belgeleriyle kamuoyunun önüne serdik. Yargılama Almanya'da başlamasaydı kesinlikle onları da öğrenemeyecektik. Hac, kurban, zekat parasını hortumlayan vicdansızlar, ahlaksızlar Başbakan'ın koruması altına girdi. Sorgulayan savcıları sanık sandalyesine oturttular.
Mehmet Haberal... Demokrasi aşığı bir kişi. On binlerce öğrenci yetiştirmiş. Bütün mal varlığını, kurduğu vakfa bağışlamış. Kendisini ve mal varlığını topluma adamış bir kişi. Rahmetli Ecevit, Cumhurbaşkanlığı seçiminde, 'Sen bizim Cumhurbaşkanı adayımız ol' dedi. Haberal, 'Ben parlamentoya saygılıyım. Eğer Cumhurbaşkanı seçilecekse Parlamentodan seçilsin. Ben kabul etmiyorum' dedi. Şimdi biz bunu darbeci diye ömür boyu hapse mahkum ettik. İnsanda biraz vicdan olur. Demokrasiyi bu kadar savunan... 'Ben milletvekili olmadığım için Cumhurbaşkanı olmam doğru değildir' diyen bir insan nasıl darbeci olabilir- Hangi akıl ve mantıkla siz bu iddiayı gündeme getirirsiniz-
Konu vicdanları o kadar çok yaraladı ki kamuoyu bu rahatsızlığı dile getirmeye başladı. Ve Recep Tayyip Erdoğan, çıktı bir televizyon programında, 'İlker Başbuğ'un tutuksuz yargılanması, şahsımın ve partimin arzusudur' dedi. Timsah gözyaşları bunlar. Böyle istediği falan yok onun. Sadece ve sadece kamuoyunda oluşan tepkileri biraz yumuşatmak için... Bunu söylüyor ama hiçbir şey yapmıyor. MİT Müsteşarı için apar topar yıldırım hızıyla yasa tasarısını Parlamentodan geçirmişti. Ucu kendisine dokunacak diye.
Bu davalar, Tuncay Güney denen bir kişinin ifadeleriyle başlamıştı. Geçenlerde açıklama yaptı. 'Bu dava düzmece, planlı bir operasyondu. Amacına ulaştı' diyor.''
Kılıçdaroğlu, bir terör örgütünün varlığını en iyi devletin istihbarat örgütünün bileceğini ancak Genelkurmay Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Komutanlığı'nın, kendilerinde, ''Ergenekon terör örgütü'' diye bir örgütle ilgili herhangi bir belge olmadığını söylediklerini belirtti.
Davayla ilgili belge sayısının 120 milyon world belgesi olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ''120 milyon belgeyi hangi savcı ve yargıç adam gibi okudu ve kararını verdi. İnsaf... Arkadaşlarım hesap yaptılar. 120 milyon belgeyi görmek, bakmak, okumak için 228 yıla ihtiyaç var. Buna yargılama denir mi- Biz suçluları savunmuyoruz. Bizim istediğimiz, kimin suçlu olup olmadığına karar verecek yargının adalet dağıtması gerekir. Adil olmayan mahkeme, devletin dibine konulmuş dinamit gibidir. Bu davalara bakanlara 'savcı ve yargıç' dediğim için gerçekten düzgün, onurlu, güvenilir, vicdan sahibi yargıç ve savcılardan özür diliyorum'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, devletin hukuk içinde kalmak, sorunları hukuk içinde çözmek zorunda olduğunu belirterek, ''Sorun, hukuk içinde kalarak çözülür. Hukukun dışına çıktığınız andan itibaren devleti gayrimeşru alan içine sokmuş oluyorsunuz. Buna CHP olarak asla ve asla izin vermeyeceğiz'' dedi.
Onurlarıyla ve vicdanlarıyla görev yapan savcı ve yargıçları, ''bu hukuksuz davaların savcı ve yargıçlarından'' ayrı tuttuğunu belirten Kılıçdaroğlu, ''Buradan bütün milletime bir söz veriyorum; ne kadar süre geçerse geçsin, bu davaları sürdüren, adaleti katleden bu savcı ve yargıçlardan eninde sonunda hesabını soracağım'' diye konuştu.
Ülkede herkesin adalet talep ettiğini, CHP'nin de bu taleplerin önünde yürüyen parti olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu,milletvekillerince hazırlanan cezaevindeki vatandaşların durumuna ilişkin raporun bunun göstergesi olduğunu kaydetti. Kılıçdaroğlu, partisinin milletvekillerinin hiçbir ayrım yapmadan tutuklu ve hükümlülerle görüşerek onların taleplerini rapor haline getirdiğini anlatarak, bunun insana verdikleri değerden kaynaklandığına işaret etti.
Hapishanedeki vatandaşların sosyal devletin koruması altında olduğuna dikkati çeken Kılıçdaroğlu, ''Siz yargıyı, adaleti katlettiniz, kendinize yargıç ve savcı dediniz. Siz savcı da değilsiniz, yargıç da değilsiniz. Siyasal iktidarın taşeronluğunu yapıyorsunuz'' diye konuştu. Bu mahkemelerin eski sıkıyönetim mahkemelerinden farkı bulunmadığını, verdikleri kararların toplum vicdanında meşruiyeti olmadığını savunan Kılıçdaroğlu, 12 Eylül öncesinde yaşanan olayların toplumda büyük ölçüde unutulduğunu, ancak dönemin sıkıyönetim mahkemelerinin verdiği bazı kararların hala unutulmadığını söyledi. Kılıçdaroğlu, devletin adaletsizlik yapması halinde bunun asla unutulmayacağını, devletin görevinin, adaletin dağıtılmasının önündeki engelleri kaldırmak olduğunu vurguladı.
Mustafa Kemal Atatürk'ün işgal güçlerine yönelik ''Geldikleri gibi gidecekler'' sözlerini hatırlatan Kılıçdaroğlu, ''Adaleti katledenler de inanın, geldikleri gibi gidecekler'' dedi.
Kılıçdaroğlu, hafta sonu yaptıkları Parti Meclisi toplantısı sonrasında son gelişmeler üzerine bir bildiri yayınladıklarını hatırlatarak, bildiri ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a açık çağrıda bulunduklarını belirtti.
Bildirinin dört önemli maddesi bulunduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, bunlardan birinin, ''samimiyet ve dürüstlüğün asgari gereklerinin yerine getirilmesi'', diğerinin ''Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuk kuralları dışına çıkarılmaması'', üçüncü maddesinin ''kişisel ihtirasların belirlediği kişisel, gizli bir ajandanın var olduğuna ve millete izah edilemeyecek angajmanlara girildiğine dair toplumda yaygın olan kaygının giderilmesi'', dördüncü maddenin ise ''millete karşı ödemesi beklenen şeref borcunun gereği olarak açık ve şeffaf olunması ve doğruların bir an önce açıklanması için konuşmaya başlanması'' olduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Bir görüşme yapılıyor. 'Efendim, İmralı, şu, bu vesaire'. Bırakın bunları. Masanın bir ucunda Abdullah Öcalan var, masanın diğer ucunda da Recep Tayyip Erdoğan var. Bir kere herkes bunu bilecek. Kalkıyorsun, BDP milletvekilleri PKK'lılarla dağ başında kucaklaştılar diye kıyamet kopardın, şimdi sen kucaklaşıyorsun.
Devlet, hukuk üstünde yücelir. Devleti hukuk dışına çıkardığınız andan itibaren devletin saygınlığına gölge düşer. Eğer biz devleti hukuk dışına çıkarırsak olmaz, devlet hukuk içinde kalmak zorundadır. Sorun, hukuk içinde kalarak çözülür. Hukukun dışına çıktığınız andan itibaren devleti gayrimeşru alan içine sokmuş oluyorsunuz. Buna CHP olarak asla ve asla izin vermeyeceğiz.''
Kılıçdaroğlu, grup toplantısından ayrılırken, gazetecilerin CHP'den istifa edip AK Parti'ye katılan Adıyaman Milletvekili Salih Fırat'la ilgili soruları üzerine ''Öyle anlaşılıyor ki yeni milletvekili pazarı oluşacak'' diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ''Egenekon'' davasına ilişkin değerlendirmesinde, ''Tutukluluğu sürdüren yargıçlar el üstünde tutuldu. 'Siz hiç meraklanmayın. Siyasi iktidar olarak arkanızdayız' diye bir mesajla yollarına devam ettiler'' dedi.
Kılıçdaroğlu, toplantıya katılan gazileri işaret ederek, Çanakkale savaşlarının ne anlama geldiğini en iyi onların bileceğini söyledi. Mustafa Kemal Atatürk'ün ilk önemli adımlarından birinin Çanakkale Zaferi olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ''Özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini veren bir ulusun ilk kararlı duruşudur. Çanakkale'de on binlerimiz, kucak kucağa yatıyor. Onları her zaman saygıyla anıyoruz. Büyük Önder, devrimci Mustafa Kemal Atatürk, Çanakkale'de yatan yabancı askerler için, 'Onlar bizim evlatlarımızdır, bizim topraklarımızda yatıyorlar' mesajını vermiştir'' dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Çanakkale ziyaretini anımsatan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Önemli bir şey söylemiş. Kendisini kutlamak lazım. Cümle şöyle: 'Çanakkale ruhunu anlayamayan, milleti de anlayamaz, milliyeti de anlayamaz, milliyetçiliği de anlayamaz.' Hani bu demiyor muydu 'Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarımızın altına aldık' diye. Kesin kafasına bir taş düşmüştür.
Çanakkale'de mücadele verildi. Gerçekten de yedi düvele karşı mücadele verildi. Hiçbir yabancı asker oradan, o boğazlardan geçmedi. Ama kendimize sormamız gereken bir soru var. Binlerce şehit verdik, yabancı bir savaş gemisini İstanbul'a getirtmedik ama sonra ne oldu- O gemiler İstanbul'a nasıl geldi- Sarayburnu'nda, Dolmabahçe'nin önünde o gemileri gören büyük devrimci asker Mustafa Kemal Atatürk ne söyledi; 'Geldikleri gibi gidecekler.' Çanakkale'nin ruhunu anlamak istiyorsan, 'Geldikleri gibi gidecekler' diyen adamı önce sen çok iyi anlayacaksın. Çanakkale'nin ruhunu anlamak istiyorsan, 'Acaba neden o yabancı savaş gemileri Dolmabahçe'nin önüne gelip demirlediler- Kim izin verdi onlara-' Bunları anlamayan Çanakkale'nin ruhunu anlayamaz. Çanakkale farklı bir şeydir. Bütün mazlum milletlerin destanıdır Çanakkale.''
''Ergenekon'' davasında savcı mütalaasına değinen Kılıçdaroğlu, davanın başlangıcını anımsattı. Sürecin, 12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye'de bir gecekondunun çatısında bulunan el bombalarıyla başladığını belirten Kılıçdaroğlu, ''Bir yerde el bombası bulunuyorsa onun yargı konusu olması kadar doğal bir şey olamaz. Biz 'neden soruşturuyorsunuz, neden yargılıyorsunuz' diye bir şey söylemiyoruz. Adil bir yargılama istiyoruz'' dedi.
Kılıçdaroğlu, 25 madde altında, söz konusu dava ile ilgili süreci şöyle anlattı:
''Demokratik bir ülkede sıkıyönetim mahkemeleri, devlet güvenlik mahkemeleri, özel yetkili mahkemeler olmaz. Bu nedenle biz CHP olarak, 'İktidar olduğumuzda devlet güvenlik mahkemelerini kaldıracağız ve doğal yargı sistemini getireceğiz' dedik. Sıkıyönetim, sıkıyönetim mahkemeleri kalktı, ama yerlerine devlet güvenlik mahkemeleri geldi. Sonra adını değiştirip özel yetkili mahkeme haline getirdiler. Bu tür mahkemeler olağanüstü dönemlerin mahkemeleridir. Olağanüstü dönemlerin mahkemeleri adalet dağıtmaz, onlar sadece güç odaklarına itaat ederler. İktidarın sopasıdır onlar, toplumu şekillendirmek isterler. Bu nedenle Silivri mahkemeleri bu bağlamda mahkemeleridir. Bunların adalet dağıtmasını beklemek mümkün değildir.
Özel yetkili mahkemeler var ama bu mahkemelere özenle seçilmiş savcı ve yargıçlar atandı. Siyasi iradenin beklentileri doğrultusunda savcı ve yargıçlar atandı. Benim isteklerimi yerine getireceksiniz. Aman ha... Bırakın adaleti. Siyasi otorite ne istiyorsa o talepleri yerine getireceksiniz...' Bunu kabul eden yargıçlar var. Bu bağlamdaki bir mahkeme adalet dağıtamaz.
Bu mahkemeler ve burada görevli yargıçlar, adaletsizlik dağıttıkları sürece yerlerinde kaldılar. Adalete yasalara uygun karar vermeye kalkışan yargıçlar, bu mahkemelerde devre dışı bırakıldılar. Daha alt görevlere atandılar. Tutukluluğu sürdüren yargıçlar el üstünde tutuldu. 'Siz hiç meraklanmayın. Siyasi iktidar olarak arkanızdayız' diye bir mesajla yollarına devam ettiler.
Bu yargıçlar adalet dağıtmayacakları için Anayasaya da uymadılar. Anayasa 90. madde, 'İç hukukla uluslararası hukuk çatışırsa, uluslararası hukuk sözleşmeleri esas alınır' der. Ama bu yargıçlar, bu maddeyi de görmezden geldiler. 'Biz bildiğimizi okuruz, arkamızda kapı gibi iktidar var' dediler.''
Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan'ın, 'Ben bu davaların savcısıyım' ifadesini kullandığını öne sürerek, ''böylece bu davaların, siyasi otoritenin emrinde yönlendirildiğinin net bir şekilde orta çıktığını'' savundu.
İlk kez bu davalarda gizli tanık dinlendiğini belirten Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''Tecavüz suçlarında mahkum olanlar, yalancı ve iftiracıların tamamı gizli tanık olarak dinlendi. Yıllarını devletin güvenliğine vermiş olan bir Genelkurmay Başkanı'nın gizli tanığı terör örgütü suçlusu. Hangi akıl hangi mantık bunu kabul eder- Süreç iktidarın denetiminde, gözetiminde devam eden bir süreçtir. O kadar ki tutuklu 'Ben şu gizli sanığa soru sormak istiyorum' diyor. 'Hayır sen soramazsın' diyorlar. Kendisi suçlanıyor ama soru sorma hakkı yok.
İlk kez bu davalarda bir Genelkurmay Başkanı, terör örgütü üyesi diye tutuklandı. Bu dava öyle bir dava ki hayatı boyunca yan yana gelmemiş, telefonla da konuşmamış bir grup insan, örgüt diye bir araya getirildi. Dünya görüşleri farklı bunların. Ama bunların tamamına dendi ki 'Siz terör örgütü mensubusunuz'.
Savcıların getirdiği bütün tanıklar dinleniyor ama tutukluların getirdikleri tanıklar, yargıcın izin vermemesi nedeniyle dinlenmiyor. Oysa yasalara göre, bunların dinlenmesi lazım. Yani açıkça yasalar çiğneniyor.
Kendisini savunan insanlar, ana dava konusu sonuçlanmadan 30 yıla yakın ya da aşkın süreyle mahkum edildiler. Düşünebiliyor musunuz ben kendimi savunacağım, 'Sen niye kendini savunuyorsun' diye mahkum ediliyorum.
Tutuklular delileri bilirkişiye gönderin diyorlar, 'Hayır, ben onları esas aldım mahkum edeceğiz seni...' Böyle adalet olur mu- Mahkemeye sunulan pek çok belgenin sahte olduğu defalarca ispat edildi.
Savcı konuşuyor, yargıç dinliyor. Sıra geliyor avukata, konuşacak; 'Hayır sen konuşamazsın. Sana 3 dakika süre verdim' diyorlar. Dünyanın hangi demokrasisinde avukatlara bu tür kısıtlamalar getiriliyor-
Bu kısıtlamalar üzerine İstanbul Barosu olaya el koyuyor. İstanbul Barosu'nun düştüğüne dair dava açıyorlar. Yöneticiler baro yönetiminde bulunamazlar diye. Hangi akıl, mantık- İstanbul Barosu olağanüstü toplantı yaptı. O yargıç ve savcıların o toplantıdan ders çıkarması gerekiyor. O genel kurulun tokadı bir şamar gibi adaletsizliğe yansıyacaktır.''
Çok sayıda hasta tutuklunun ölüme terk edildiğini savunan Kılıçdaroğlu, savaşta bile yaralanan düşman askerinin alınıp tedavi edildiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, Kuddusi Okkır'ın, 'Ergenekon terör örgütünün kasası' diye içeri alındığını ancak öldüğünde, ailesinin cenazeyi İstanbul'a getirecek parayı bulamadığını ifade etti.
Parlamentodan, 'Klişe tutuklama kararı vermeyin' diye bir yasa çıktığını belirten Kılıçdaroğlu, ''Eski tas eski hamam. Ne demektir bu; 'Yasama organı, ben seni de takmıyorum. Arkamda nasıl olsa kapı gibi hükümet var.' Önce AKP milletvekillerinin bunu düşünmesi lazım. Kendilerinin çıkardığı yasalara yargıç uymuyorsa, kendi vicdanlarını sorgulamaları gerekiyor'' diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ''Ergenekon'' davasıyla ilgili belge sayısının 120 milyon world belgesi olduğunu belirterek, ''120 milyon belgeyi görmek, bakmak, okumak için 228 yıla ihtiyaç var. Buna yargılama denir mi-'' dedi.
Bir yargıcın tarafsızlığının kuşku götürmesi halinde, o mahkemeden çekilmesi gerektiğini anlatan Kılıçdaroğlu, ''Yargıçları düşünün. Taraflı olduklarına dair Yargıtay kararı çıkmış. Tazminata mahkum olmuşlar. Şerefli bir yargıç, tarafsızlığı konusunda kuşku ortaya çıktığı zaman o mahkemeden ayrılır. Kural budur'' dedi.
Kemal Kılıçdaroğlu, yargıcın, yargıladığı milletvekiline, ''Hani sen milletvekili olmayı düşünmüyordun-' diye sorduğunu belirterek, ''Adama sormazlar mı 'Sana ne' diye. Onun tarafsız olmadığı bu sözlerden belli. Bu sözleri söyleyen kişi, o mahkemede sağlıklı yargılama yapamaz'' diye konuştu.
Yargıçların, tazminata mahkum olduklarını belirten Kılıçdaroğlu, hükümetin ise Parlamentoya, 'Yargıç tazminata mahkum olursa o tazminat devletin bütçesinden ödenir' yönünde teklif getirdiğini söyledi.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Ben, vergimle o yargıcın cezasını neden ödeyeyim- Bu katmerli adaletsizlik demek değil midir- Ödemesi lazım. Ama hükümet, davanın savcısı Başbakan, 'Sen hiç meraklanma sana ceza da gelse ben bunları bütçeden ödeteceğim. Sen yoluna devam et. Ben ne istiyorsam sen de aynen onları yap' diyor. Bu mahkemeler, adalet dağıtan mahkemeler değil.
Deniz Feneri Davası... Soygun düzeneğini bütün belgeleriyle kamuoyunun önüne serdik. Yargılama Almanya'da başlamasaydı kesinlikle onları da öğrenemeyecektik. Hac, kurban, zekat parasını hortumlayan vicdansızlar, ahlaksızlar Başbakan'ın koruması altına girdi. Sorgulayan savcıları sanık sandalyesine oturttular.
Mehmet Haberal... Demokrasi aşığı bir kişi. On binlerce öğrenci yetiştirmiş. Bütün mal varlığını, kurduğu vakfa bağışlamış. Kendisini ve mal varlığını topluma adamış bir kişi. Rahmetli Ecevit, Cumhurbaşkanlığı seçiminde, 'Sen bizim Cumhurbaşkanı adayımız ol' dedi. Haberal, 'Ben parlamentoya saygılıyım. Eğer Cumhurbaşkanı seçilecekse Parlamentodan seçilsin. Ben kabul etmiyorum' dedi. Şimdi biz bunu darbeci diye ömür boyu hapse mahkum ettik. İnsanda biraz vicdan olur. Demokrasiyi bu kadar savunan... 'Ben milletvekili olmadığım için Cumhurbaşkanı olmam doğru değildir' diyen bir insan nasıl darbeci olabilir- Hangi akıl ve mantıkla siz bu iddiayı gündeme getirirsiniz-
Konu vicdanları o kadar çok yaraladı ki kamuoyu bu rahatsızlığı dile getirmeye başladı. Ve Recep Tayyip Erdoğan, çıktı bir televizyon programında, 'İlker Başbuğ'un tutuksuz yargılanması, şahsımın ve partimin arzusudur' dedi. Timsah gözyaşları bunlar. Böyle istediği falan yok onun. Sadece ve sadece kamuoyunda oluşan tepkileri biraz yumuşatmak için... Bunu söylüyor ama hiçbir şey yapmıyor. MİT Müsteşarı için apar topar yıldırım hızıyla yasa tasarısını Parlamentodan geçirmişti. Ucu kendisine dokunacak diye.
Bu davalar, Tuncay Güney denen bir kişinin ifadeleriyle başlamıştı. Geçenlerde açıklama yaptı. 'Bu dava düzmece, planlı bir operasyondu. Amacına ulaştı' diyor.''
Kılıçdaroğlu, bir terör örgütünün varlığını en iyi devletin istihbarat örgütünün bileceğini ancak Genelkurmay Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Komutanlığı'nın, kendilerinde, ''Ergenekon terör örgütü'' diye bir örgütle ilgili herhangi bir belge olmadığını söylediklerini belirtti.
Davayla ilgili belge sayısının 120 milyon world belgesi olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ''120 milyon belgeyi hangi savcı ve yargıç adam gibi okudu ve kararını verdi. İnsaf... Arkadaşlarım hesap yaptılar. 120 milyon belgeyi görmek, bakmak, okumak için 228 yıla ihtiyaç var. Buna yargılama denir mi- Biz suçluları savunmuyoruz. Bizim istediğimiz, kimin suçlu olup olmadığına karar verecek yargının adalet dağıtması gerekir. Adil olmayan mahkeme, devletin dibine konulmuş dinamit gibidir. Bu davalara bakanlara 'savcı ve yargıç' dediğim için gerçekten düzgün, onurlu, güvenilir, vicdan sahibi yargıç ve savcılardan özür diliyorum'' diye konuştu.
