2006-10-31 - 15:10
Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu dış politika konusunda başbakan ve Dışişleri Bakanı'nın farklı farklı konuştuklarını savunarak "Birinizden biriniz susun, yada ağız birliği içinde konuşun" dedi.
Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu dış politika konusunda
Başbakan ve Dışişleri Bakanı'nın farklı farklı konuştuklarını savunarak "Birinizden
biriniz susun, yada ağız birliği içinde konuşun. Çünkü idare ettiğiniz şey, babanızdan
kalan dükkan değil. İdare ettiğiniz şey, memleket, idare ettiğiniz şey millet, üstünde
konuştuğunuz milletin hak ve hukuku, milletin istikbali. Kimseyi kandırmaya çalışmayın'' dedi.
Mumcu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Ramazan ve Cumhuriyet
bayramı kutlamalarının aynı günlere denk geldiğini belirterek, ''Kutlamalar, milleti millet
yapan değerlerle, devleti devlet yapan değerlerin kaynaşmışlığının göstergesidir.
Cumhuriyetin, millet tarafından su içilmiş gibi hazmedilmiş olduğunun göstergesidir'' dedi.
Cumhuriyetin zaman zaman sömürülmek istendiğini savunan Mumcu, buna milletin
müsaade etmeyeceğini vurguladı.
''Milletin, egemenliğin kayıtsız şartsız sahibi olduğu üstünlüğüne
Cumhuriyetle ulaştığı için, Cumhuriyete sadakatinin bilincinde olduğunu'' ifade
eden Mumcu, ''Kimse bunda ayrımcılık görmeye kalkmasın. Biri olmazsa diğeri
olmaz. Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın Türkiye Cumhuriyeti, yaşasın kültürel
değerlerimiz'' diye konuştu.
Demokrasinin ilerlemesinin önemine dikkati çeken Mumcu, bir ülkenin gücü,
demokrasisi ve ulusal itibari bakımından muhalefetin çok önemli olduğuna dikkati
çekti.
BLAIR'İN, ERDOĞAN'A GÖNDERDİĞİ MEKTUP
Erkan Mumcu, Danıştayda yargı süreci devam eden bir konu hakkında İngiltere
Başbakanı Tony Blair'in Başbakan Erdoğan'a ''Sevgili Tayyip'' sözüyle başlayan
bir mektup gönderdiğini belirterek, Danıştayda görülen itiraz davasının, alkollü
içki ihraç edenlerin usulsüzlük ve vergi kaçakçılığı iddialarıyla ilgili olduğunu
kaydetti. Mumcu, ''Blair, eğer Türkiye'nin gerçekten hukuk ve demokratik bir
devlet olduğu kanaati taşısaydı, bu mektubu göndermeye cüret edemezdi'' dedi.
Tony Blair'in mektubuna tepki gösterilmesi gerektiğine değinen Mumcu,
''Erdoğan, 'Sevgili Tony, Türkiye sizin ülkeniz gibi bir hukuk devletidir.
Başbakan da olsa hukukun işine karışamaz' demedikçe, Türkiye'ye bu muamele
yapılmaya devam eder'' diye konuştu.
''TÜRKİYE, İTİLİP KAKILMAYI HAK ETMİYOR''
ANAVATAN lideri Mumcu, Siyasi Partiler Kanununun, demokrasi kültüründen
uzak, siyasetin halk tarafından denetlenmesini ortadan kaldırdığını da savunarak,
bu kanun oldukça milletin ve milletvekillerinin, partilerini denetleyemeyeceklerini
ifade etti.
Erkan Mumcu, şöyle devam etti:
''Vekiller, siyasi hegemonya kimdeyse onun sözünün dışına çıkamazlar. Çünkü,
'ilimde yolsuzluk var' diyen vekili ihraç eden parti tüzüğü ve Siyasi Parti
Kanunu var. Bu siyasi partilerin veya liderlerin vebali değil. 12 Eylül'den bu
güne kadar, kanunu çıkaran ve şimdiye kadar himaye edenlerin suçudur. Bunda bizim
de payımız ve günahımız var, bizden önce gelenlerin de var... Ama bugün, halkın
karşısına çıkıp namusluca özür dilemenin zamanıdır.
İşte böyle olduğu için bir Başbakan, Türkiye'de yargıdaki bir meseleyle
ilgili olan konuda Başbakandan müdahil olmasını isteyebilmekte, bu konuda bizi AB
sopasıyla tehdide cüret edebilmektedir. Türkiye'ye böyle bir muameleyi reva gören
kim varsa ağzının payı verilmedikçe, ona hak ettiği cevap verilmedikçe bu
olacaktır. Fransa'yı mazur göstermek için bizim siyasilerimiz seferber oldular.
Hükümetimiz, Başbakan seferber oldu. Yazıklar olsun. Soykırım yasası çıkarken
tepki gösterilmediği için inkarı suç sayan yasa çıkıyor. Buna tepki
gösterilmediği için yarın başka ülkeler daha ilerisi için cüret bulacaklar.
Türkiye bu kadar itilip katılmayı hak etmiyor.''
''YALANCI REFAH İÇİNDE NEMALANANLAR VAR''
Narenciye üreticilerinin sorunlarını da dile getiren ANAVATAN Genel Başkanı
Mumcu, ''işler iyiye gidiyor'' demekten medet umanlar olduğunu söyledi.
''Yalancı refah içinde nemalananlar var'' diyen Mumcu, Türkiye'deki bir
kesimin işlerinin yolunda gittiğini ifade etti.
Merkez Bankası Başkanı'nın ''önümüzdeki bir yıl içinde faiz indirimi
olmayacak'' şeklinde açıklama yaptığını anımsatan Mumcu, ''Bunu söylemeye hakkı
var mı? Hani Merkez Bankası Başkanı bağımsız olacaktı?'' sorusunu yöneltti.
Erkan Mumcu, ''Türkiye'de bir ahlak, hukuk cinayeti yaşanıyor. Ey millet,
sofrasından ekmeği çalınanlar iyi duyun. Dünyanın en fazla reel faizi ödeyen
ülkesinde faiz indirimi yokmuş. 2007 yılının enflasyon hedefi yüzde 4.5.
Türkiye'nin borcuna ödediği faiz yüzde 23. Bu reel yüzde 18 faiz demektir. Bu,
Avrupa'da 10 yılda ödenen faizi 1 yılda ödemek demektir. Kim ödüyor bunu. Bunu
üzümü, buğdayı para etmeyen gariban çiftçi, esnaf ödüyor. Bunu yüzde 3 aylığı
artırılan işçi, memur ödüyor'' diye konuştu.
''ÜLKENİN SOYULMASINA AYARLANMIŞ EKONOMİK POLİTİKA''
''Dertlerin hepsi aynı; ülkenin soyulmasına ayarlanmış bir ekonomik
politika'' diyen Mumcu, bunu ''bozuk düzenin bekçiliğine soyunan iktidarın
yaptığını'' savundu.
Erkan Mumcu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Hala birileri, ülkenin geleceği ipotek altına alınırken, başarı tablosu
göstermeye çalışıyor. Milyonlarca insanın inançları üzerinden sömürülmüş olması,
soyulmuş olması haysiyetsizliktir. İnançları üzerinden insanların milyarlarca
markını çalmış olanlar, bakanlarla, Başbakanla saf tutup namaz kılıyorlar; Allah
kabul etsin. Eğer Allah, benim iman ettiğim Allah'sa ki o'dur, o ibadet dediğiniz
o saf tutuşunuz sizi kurtarmayacaktır. O sadece bu ülkede samimi inananların
zihinlerini bir müddet meşgul edecektir. O yetimin, fakirin, fukaranın hakkının
çalınması üzerinden kurulan saltanatsa hepinizin ateşi olacaktır. Amma neye
yarar. Önemli olan bu ülkenin istikbalini kurtarmak...''
Mumcu, Avrupa Parlamentosu'nun Güneydoğu Anadolu'daki yerel yönetimlerle
ilgili değerlendirmelerini eleştirdi.
"HERKES HADDİNİ BİLECEK"
Türkiye'deki yerel yönetimlerin aynı hak ve sorumluluk içinde olduğunu dile
getiren Mumcu, şunları söyledi:
''Ne demek Türkiye'nin Güneydoğu'daki yerel yönetimlerle bir muhataplık
ilişkisi içinde olması? Avrupa Parlamentosunda konuşanlar, 'Buradaki suların,
petrolün gelirleri verilsin' diyor. O alışverişten karlı çıkmayacakları kesin,
ama mesele ekonomik değil, mesele hukuki ve siyasal. 'Dağda silah atacağına
gelsin, düz ovada siyaset yapsın' sözü, ne kadar iyi niyetle söylenmiş olsa da,
gördünüz mü düz ovaya gelince ne söylüyorlar? Bu adamlar, 'Bütün millet kardeşiz,
yaşasın Türkiye' diyor mu? Diyen varsa, ellerinden, ağızlarından öperim. Asıl
tehlike şu; burası demokratik ve hukuk devleti. Türkü de, Kürdü de eşit
vatandaşlık haklarından yararlanır. Hiç kimse, PKK ve onun kölesi haline gelmiş,
belediye başkanına, Kürtlerin sözcüsü olma hakkını ve imtiyazını vermedi. Herkes
haddini bilecek.''
Hükümetin, Kürt kökenli vatandaşların kendisine gösterdiği güvenin farkına
varması gerektiğini ifade eden Mumcu, bölge halkının her anlamda adalet ve fırsat
eşitliği istediğini bildirdi.
ANAVATAN lideri Mumcu, bunun zor bir şey olmadığını vurgulayarak, bunun için
sistemin adil işleyen bir sistem haline getirilmesi gerektiğini kaydetti.
Türkiye'de vatandaşları ''Şunlar, bunlar'' diye ayıranlara verilecek cevabın
belli olduğunu dile getiren Mumcu, ''Bu millet, bin yıl içindeki kardeşlik
kültürünü, günü birlik siyasi ihtirasla, kardeşlikten uzaklaştırmaya çalışanlara
fırsat vermeyecektir'' dedi.
''PKK'NIN SİLAH BIRAKMASI''
PKK'nın silah bırakmasının, Türkiye'nin olduğu kadar Kuzey Irak ve ABD'nin
de çıkarına olduğunu vurgulayan Erkan Mumcu, şöyle devam etti:
''Ama bunu kimse bize, mesela Musul ve Kerkük'teki itirazlarımızı geri
çekmek için bir lütufmuş gibi sunmaya kalkmasın. Hükümet, uyuyor olabilir.
Hükümet kendi günü birlik emelleri için müstemlilerin emellerine boyun eğecek
olabilir, ama Türkiye'de Türk milletinin çıkarlarını koruyacak siyasetçi ve
siyaset var. Kimse bizi yok yerine koymaya çalışmasanız. Su kaynakları önemli bir
stratejik güçtür, farkına varınız, gözünüzü açınız. Ülkeyi yönetmek, camdan metin
okumak değil. Gözünüzü açın. Sadece sınır kapılarının yerlerinin
değiştirilmesinin, siyasi bir araç olarak ne işe yarayacağının farkına varınız.
Bu kadar teslimiyetçi olmayınız.''
Mumcu, Kerkük'te bir referanduma doğru gidildiğini, bu referandumun
inanılacak sonuçlar çıkarmayacağına dikkati çekerek, ''Türkiye, bu süreçteki
iradesini açık bir şekilde ortaya koymalıdır. Türkiye hiç olmazsa bir defa asla
geri adım atmayacağı kırmızı çizgileri ilan etmelidir. Aksi halde Türkiye, ne
yazık ki kimsesiz, bir şamar oğlanı muamelesine maruz kalacaktır'' diye konuştu.
DIŞ POLİTİKA
ANAVATAN Genel Başkanı Mumcu, hükümetin dış politika konusunda da artık bir
karar vermesi gerektiğini ifade ederek, ''Ya Başbakan sussun, ya Dışişleri
Bakanı...'' dedi.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Brüksel'den 301. maddenin değişeceğini
söylediğini, Türkiye'de ise Başbakan'ın bununla ilgili ''hayır'' dediğini anlatan
Mumcu, aynı şeyin Kıbrıs konusunda da yaşandığını anlattı. Dışişleri Bakanı'nın Kıbrıs konusunda Finlandiya'nın çözüm önerisine olumlu yaklaştığını savunan Mumcu, ''Birinizden biriniz susun, ya da en azından ağız birliği içinde konuşun. Çünkü idare ettiğiniz şey, babanızdan kalan dükkan değil. İdare ettiğiniz şey, memleket, idare ettiğiniz şey millet, üstünde konuştuğunuz milletin hak ve hukuku, milletin istikbali. Kimseyi kandırmaya çalışmayın'' şeklinde konuştu.
Türkiye'nin Kürt, Ortadoğu, İran ve Karadeniz Politikasının bulunmadığını
dile getiren Mumcu, daha önce var olan bu politikaların 8. Cumhurbaşkanı Turgut
Özal'ın ölümü ile bilerek yok edildiğini savundu.
GÖZLERİ DOLDU
Ateşli AB savunucularının, Kıbrıs'ı Türkiye'nin üzerine yük olarak gördüğünü
öne süren Mumcu, birtakım tavizler verilse de Türkiye'nin AB'ye alınmayacağını
savundu. Mumcu, Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) üyelerini de bu
konuda ham hayalcilikle suçladı.
Mumcu, şunları kaydetti:
''Boşuna hayal kuruyorsunuz. Eğer bu ülkenin siyaseti milli politikasına
uymayacaksa, sizin için de bir gelecek yoktur. Kendiniz için tasarlayacağınız
yegane şey, işinize yarayacak fiyatlardan elinizde bulundurduklarınızı yabancıya
satmaktan öteye geçemez. Unutmayın ki, bu ülkede yıllarca her mahallede bir
milyoner politikası uygulandı. Unutmayın ki istihkaklı dövizler, yüksek gümrük
duvarlarıyla biz bu sermayeyi biriktirdik. Kendi günü birlik emel ve
hedefleriyle, ülkenin milli hedeflerinden sapsın, vazgeçsin diye değil.''
Bu sözlerinin ardından gözleri dolan ve kısa bir süre konuşmasına ara veren
ANAVATAN Genel Başkanı Mumcu, sözlerini şöyle tamamladı:
''Unutmayınız ki, tam bağımsızlık dışında milli hedefler gözeten
politikaların hiçbiri ne sizi ne de bu ülkeyi bir yere götüremez. Onun için
herkes aklını başına toplamalıdır. Mandacılığın hiç kimseyi götüreceği bir yer
yoktur.''
Edinilen bilgiye göre, ANAVATAN'ın bugünkü TBMM Grup toplantısında, 3. grup
başkanvekili için seçim yapıldı.
Yeni grup başkanvekili olarak Kurtulmuşoğlu seçildi.
Kurtulmuşoğlu, Anavatan Partisi Grup başkanvekilleri Ömer Abuşoğlu ve
Süleyman Sarıbaş'tan sonra 3. grup başkanvekili oldu.
Başbakan ve Dışişleri Bakanı'nın farklı farklı konuştuklarını savunarak "Birinizden
biriniz susun, yada ağız birliği içinde konuşun. Çünkü idare ettiğiniz şey, babanızdan
kalan dükkan değil. İdare ettiğiniz şey, memleket, idare ettiğiniz şey millet, üstünde
konuştuğunuz milletin hak ve hukuku, milletin istikbali. Kimseyi kandırmaya çalışmayın'' dedi.
Mumcu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Ramazan ve Cumhuriyet
bayramı kutlamalarının aynı günlere denk geldiğini belirterek, ''Kutlamalar, milleti millet
yapan değerlerle, devleti devlet yapan değerlerin kaynaşmışlığının göstergesidir.
Cumhuriyetin, millet tarafından su içilmiş gibi hazmedilmiş olduğunun göstergesidir'' dedi.
Cumhuriyetin zaman zaman sömürülmek istendiğini savunan Mumcu, buna milletin
müsaade etmeyeceğini vurguladı.
''Milletin, egemenliğin kayıtsız şartsız sahibi olduğu üstünlüğüne
Cumhuriyetle ulaştığı için, Cumhuriyete sadakatinin bilincinde olduğunu'' ifade
eden Mumcu, ''Kimse bunda ayrımcılık görmeye kalkmasın. Biri olmazsa diğeri
olmaz. Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın Türkiye Cumhuriyeti, yaşasın kültürel
değerlerimiz'' diye konuştu.
Demokrasinin ilerlemesinin önemine dikkati çeken Mumcu, bir ülkenin gücü,
demokrasisi ve ulusal itibari bakımından muhalefetin çok önemli olduğuna dikkati
çekti.
BLAIR'İN, ERDOĞAN'A GÖNDERDİĞİ MEKTUP
Erkan Mumcu, Danıştayda yargı süreci devam eden bir konu hakkında İngiltere
Başbakanı Tony Blair'in Başbakan Erdoğan'a ''Sevgili Tayyip'' sözüyle başlayan
bir mektup gönderdiğini belirterek, Danıştayda görülen itiraz davasının, alkollü
içki ihraç edenlerin usulsüzlük ve vergi kaçakçılığı iddialarıyla ilgili olduğunu
kaydetti. Mumcu, ''Blair, eğer Türkiye'nin gerçekten hukuk ve demokratik bir
devlet olduğu kanaati taşısaydı, bu mektubu göndermeye cüret edemezdi'' dedi.
Tony Blair'in mektubuna tepki gösterilmesi gerektiğine değinen Mumcu,
''Erdoğan, 'Sevgili Tony, Türkiye sizin ülkeniz gibi bir hukuk devletidir.
Başbakan da olsa hukukun işine karışamaz' demedikçe, Türkiye'ye bu muamele
yapılmaya devam eder'' diye konuştu.
''TÜRKİYE, İTİLİP KAKILMAYI HAK ETMİYOR''
ANAVATAN lideri Mumcu, Siyasi Partiler Kanununun, demokrasi kültüründen
uzak, siyasetin halk tarafından denetlenmesini ortadan kaldırdığını da savunarak,
bu kanun oldukça milletin ve milletvekillerinin, partilerini denetleyemeyeceklerini
ifade etti.
Erkan Mumcu, şöyle devam etti:
''Vekiller, siyasi hegemonya kimdeyse onun sözünün dışına çıkamazlar. Çünkü,
'ilimde yolsuzluk var' diyen vekili ihraç eden parti tüzüğü ve Siyasi Parti
Kanunu var. Bu siyasi partilerin veya liderlerin vebali değil. 12 Eylül'den bu
güne kadar, kanunu çıkaran ve şimdiye kadar himaye edenlerin suçudur. Bunda bizim
de payımız ve günahımız var, bizden önce gelenlerin de var... Ama bugün, halkın
karşısına çıkıp namusluca özür dilemenin zamanıdır.
İşte böyle olduğu için bir Başbakan, Türkiye'de yargıdaki bir meseleyle
ilgili olan konuda Başbakandan müdahil olmasını isteyebilmekte, bu konuda bizi AB
sopasıyla tehdide cüret edebilmektedir. Türkiye'ye böyle bir muameleyi reva gören
kim varsa ağzının payı verilmedikçe, ona hak ettiği cevap verilmedikçe bu
olacaktır. Fransa'yı mazur göstermek için bizim siyasilerimiz seferber oldular.
Hükümetimiz, Başbakan seferber oldu. Yazıklar olsun. Soykırım yasası çıkarken
tepki gösterilmediği için inkarı suç sayan yasa çıkıyor. Buna tepki
gösterilmediği için yarın başka ülkeler daha ilerisi için cüret bulacaklar.
Türkiye bu kadar itilip katılmayı hak etmiyor.''
''YALANCI REFAH İÇİNDE NEMALANANLAR VAR''
Narenciye üreticilerinin sorunlarını da dile getiren ANAVATAN Genel Başkanı
Mumcu, ''işler iyiye gidiyor'' demekten medet umanlar olduğunu söyledi.
''Yalancı refah içinde nemalananlar var'' diyen Mumcu, Türkiye'deki bir
kesimin işlerinin yolunda gittiğini ifade etti.
Merkez Bankası Başkanı'nın ''önümüzdeki bir yıl içinde faiz indirimi
olmayacak'' şeklinde açıklama yaptığını anımsatan Mumcu, ''Bunu söylemeye hakkı
var mı? Hani Merkez Bankası Başkanı bağımsız olacaktı?'' sorusunu yöneltti.
Erkan Mumcu, ''Türkiye'de bir ahlak, hukuk cinayeti yaşanıyor. Ey millet,
sofrasından ekmeği çalınanlar iyi duyun. Dünyanın en fazla reel faizi ödeyen
ülkesinde faiz indirimi yokmuş. 2007 yılının enflasyon hedefi yüzde 4.5.
Türkiye'nin borcuna ödediği faiz yüzde 23. Bu reel yüzde 18 faiz demektir. Bu,
Avrupa'da 10 yılda ödenen faizi 1 yılda ödemek demektir. Kim ödüyor bunu. Bunu
üzümü, buğdayı para etmeyen gariban çiftçi, esnaf ödüyor. Bunu yüzde 3 aylığı
artırılan işçi, memur ödüyor'' diye konuştu.
''ÜLKENİN SOYULMASINA AYARLANMIŞ EKONOMİK POLİTİKA''
''Dertlerin hepsi aynı; ülkenin soyulmasına ayarlanmış bir ekonomik
politika'' diyen Mumcu, bunu ''bozuk düzenin bekçiliğine soyunan iktidarın
yaptığını'' savundu.
Erkan Mumcu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Hala birileri, ülkenin geleceği ipotek altına alınırken, başarı tablosu
göstermeye çalışıyor. Milyonlarca insanın inançları üzerinden sömürülmüş olması,
soyulmuş olması haysiyetsizliktir. İnançları üzerinden insanların milyarlarca
markını çalmış olanlar, bakanlarla, Başbakanla saf tutup namaz kılıyorlar; Allah
kabul etsin. Eğer Allah, benim iman ettiğim Allah'sa ki o'dur, o ibadet dediğiniz
o saf tutuşunuz sizi kurtarmayacaktır. O sadece bu ülkede samimi inananların
zihinlerini bir müddet meşgul edecektir. O yetimin, fakirin, fukaranın hakkının
çalınması üzerinden kurulan saltanatsa hepinizin ateşi olacaktır. Amma neye
yarar. Önemli olan bu ülkenin istikbalini kurtarmak...''
Mumcu, Avrupa Parlamentosu'nun Güneydoğu Anadolu'daki yerel yönetimlerle
ilgili değerlendirmelerini eleştirdi.
"HERKES HADDİNİ BİLECEK"
Türkiye'deki yerel yönetimlerin aynı hak ve sorumluluk içinde olduğunu dile
getiren Mumcu, şunları söyledi:
''Ne demek Türkiye'nin Güneydoğu'daki yerel yönetimlerle bir muhataplık
ilişkisi içinde olması? Avrupa Parlamentosunda konuşanlar, 'Buradaki suların,
petrolün gelirleri verilsin' diyor. O alışverişten karlı çıkmayacakları kesin,
ama mesele ekonomik değil, mesele hukuki ve siyasal. 'Dağda silah atacağına
gelsin, düz ovada siyaset yapsın' sözü, ne kadar iyi niyetle söylenmiş olsa da,
gördünüz mü düz ovaya gelince ne söylüyorlar? Bu adamlar, 'Bütün millet kardeşiz,
yaşasın Türkiye' diyor mu? Diyen varsa, ellerinden, ağızlarından öperim. Asıl
tehlike şu; burası demokratik ve hukuk devleti. Türkü de, Kürdü de eşit
vatandaşlık haklarından yararlanır. Hiç kimse, PKK ve onun kölesi haline gelmiş,
belediye başkanına, Kürtlerin sözcüsü olma hakkını ve imtiyazını vermedi. Herkes
haddini bilecek.''
Hükümetin, Kürt kökenli vatandaşların kendisine gösterdiği güvenin farkına
varması gerektiğini ifade eden Mumcu, bölge halkının her anlamda adalet ve fırsat
eşitliği istediğini bildirdi.
ANAVATAN lideri Mumcu, bunun zor bir şey olmadığını vurgulayarak, bunun için
sistemin adil işleyen bir sistem haline getirilmesi gerektiğini kaydetti.
Türkiye'de vatandaşları ''Şunlar, bunlar'' diye ayıranlara verilecek cevabın
belli olduğunu dile getiren Mumcu, ''Bu millet, bin yıl içindeki kardeşlik
kültürünü, günü birlik siyasi ihtirasla, kardeşlikten uzaklaştırmaya çalışanlara
fırsat vermeyecektir'' dedi.
''PKK'NIN SİLAH BIRAKMASI''
PKK'nın silah bırakmasının, Türkiye'nin olduğu kadar Kuzey Irak ve ABD'nin
de çıkarına olduğunu vurgulayan Erkan Mumcu, şöyle devam etti:
''Ama bunu kimse bize, mesela Musul ve Kerkük'teki itirazlarımızı geri
çekmek için bir lütufmuş gibi sunmaya kalkmasın. Hükümet, uyuyor olabilir.
Hükümet kendi günü birlik emelleri için müstemlilerin emellerine boyun eğecek
olabilir, ama Türkiye'de Türk milletinin çıkarlarını koruyacak siyasetçi ve
siyaset var. Kimse bizi yok yerine koymaya çalışmasanız. Su kaynakları önemli bir
stratejik güçtür, farkına varınız, gözünüzü açınız. Ülkeyi yönetmek, camdan metin
okumak değil. Gözünüzü açın. Sadece sınır kapılarının yerlerinin
değiştirilmesinin, siyasi bir araç olarak ne işe yarayacağının farkına varınız.
Bu kadar teslimiyetçi olmayınız.''
Mumcu, Kerkük'te bir referanduma doğru gidildiğini, bu referandumun
inanılacak sonuçlar çıkarmayacağına dikkati çekerek, ''Türkiye, bu süreçteki
iradesini açık bir şekilde ortaya koymalıdır. Türkiye hiç olmazsa bir defa asla
geri adım atmayacağı kırmızı çizgileri ilan etmelidir. Aksi halde Türkiye, ne
yazık ki kimsesiz, bir şamar oğlanı muamelesine maruz kalacaktır'' diye konuştu.
DIŞ POLİTİKA
ANAVATAN Genel Başkanı Mumcu, hükümetin dış politika konusunda da artık bir
karar vermesi gerektiğini ifade ederek, ''Ya Başbakan sussun, ya Dışişleri
Bakanı...'' dedi.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Brüksel'den 301. maddenin değişeceğini
söylediğini, Türkiye'de ise Başbakan'ın bununla ilgili ''hayır'' dediğini anlatan
Mumcu, aynı şeyin Kıbrıs konusunda da yaşandığını anlattı. Dışişleri Bakanı'nın Kıbrıs konusunda Finlandiya'nın çözüm önerisine olumlu yaklaştığını savunan Mumcu, ''Birinizden biriniz susun, ya da en azından ağız birliği içinde konuşun. Çünkü idare ettiğiniz şey, babanızdan kalan dükkan değil. İdare ettiğiniz şey, memleket, idare ettiğiniz şey millet, üstünde konuştuğunuz milletin hak ve hukuku, milletin istikbali. Kimseyi kandırmaya çalışmayın'' şeklinde konuştu.
Türkiye'nin Kürt, Ortadoğu, İran ve Karadeniz Politikasının bulunmadığını
dile getiren Mumcu, daha önce var olan bu politikaların 8. Cumhurbaşkanı Turgut
Özal'ın ölümü ile bilerek yok edildiğini savundu.
GÖZLERİ DOLDU
Ateşli AB savunucularının, Kıbrıs'ı Türkiye'nin üzerine yük olarak gördüğünü
öne süren Mumcu, birtakım tavizler verilse de Türkiye'nin AB'ye alınmayacağını
savundu. Mumcu, Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) üyelerini de bu
konuda ham hayalcilikle suçladı.
Mumcu, şunları kaydetti:
''Boşuna hayal kuruyorsunuz. Eğer bu ülkenin siyaseti milli politikasına
uymayacaksa, sizin için de bir gelecek yoktur. Kendiniz için tasarlayacağınız
yegane şey, işinize yarayacak fiyatlardan elinizde bulundurduklarınızı yabancıya
satmaktan öteye geçemez. Unutmayın ki, bu ülkede yıllarca her mahallede bir
milyoner politikası uygulandı. Unutmayın ki istihkaklı dövizler, yüksek gümrük
duvarlarıyla biz bu sermayeyi biriktirdik. Kendi günü birlik emel ve
hedefleriyle, ülkenin milli hedeflerinden sapsın, vazgeçsin diye değil.''
Bu sözlerinin ardından gözleri dolan ve kısa bir süre konuşmasına ara veren
ANAVATAN Genel Başkanı Mumcu, sözlerini şöyle tamamladı:
''Unutmayınız ki, tam bağımsızlık dışında milli hedefler gözeten
politikaların hiçbiri ne sizi ne de bu ülkeyi bir yere götüremez. Onun için
herkes aklını başına toplamalıdır. Mandacılığın hiç kimseyi götüreceği bir yer
yoktur.''
Edinilen bilgiye göre, ANAVATAN'ın bugünkü TBMM Grup toplantısında, 3. grup
başkanvekili için seçim yapıldı.
Yeni grup başkanvekili olarak Kurtulmuşoğlu seçildi.
Kurtulmuşoğlu, Anavatan Partisi Grup başkanvekilleri Ömer Abuşoğlu ve
Süleyman Sarıbaş'tan sonra 3. grup başkanvekili oldu.
