Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Mehmet Emin Ekmen, bütçenin hukuk devletinin bütçesi, şeffaflık bütçesi, kamu adına kamu kaynaklarının ve harcamalarının denetimini garanti altına alan bir bütçe olmadığını savundu.
2026 yılı bütçesinin milletin değil, "imtiyazlıların, bir avuç mutlu azınlığın bütçesi" olduğunu öne süren Ekmen, "2 trilyon 742 milyar lira faiz gideri, 101 milyar lira garanti ödemeler için müteahhitlere ayrılan pay, bir türlü vazgeçilemeyen davetiyeli ihale sistemi ile 'üç liraya yaptırılan bir liralık işler', vazgeçilmeyen israf ve gösteriş harcamaları ile bu bütçe, tefecinin, rantiyecinin, müteahhidin, itibarı gösterişte arayan siyasetçi ve bürokratın bütçesidir." görüşünü savundu.
Ekmen, bütçenin temel amacının kaynakları en verimli şekilde kullanmak, ülkeyi ve insanı zenginleştirmek, her bir vatandaşa hak ettiği müreffeh ve özgür bir yaşam sunmak olduğunu belirtti.
"Terörsüz Türkiye" sürecine de değinen Ekmen, sürecin istenen seviye gelmediğini ileri sürdü. Ekmen "Sürecin en büyük problemi, sürece girişilirken öncelikle belirlenmesi gereken fesih ve tasfiye sürecine dair yasal adımların bugün itibarıyla henüz atılmamış olmasıdır. İnşallah Komisyonun raporu bir an önce çıkar ve yasa teklifleri Meclis'e gelir." diye konuştu.
Ekmen, 3 ay boyunca ülkedeki diğer gündemlerin değil, Milli Kardeşlik, Dayanışma ve Demokrasi Komisyonu'nun gündemindeki sürecin başarıyla tamamlanması, daha sonra hukuk, adalet, özgürlük ve demokrasi alanlarında ülkeye çağ atlatacak, her bir vatandaşı özgür ve müreffeh kılacak adımların atılması gerektiğini dile getirdi.
- Özdağ: "Fakirlerden alınıp zenginlere verilen bir servet transferi vardır"
Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, muhalefetin bütçe üzerine konuşması sırasında bazı AK Parti'li milletvekillerinin Genel Kurul Salonu'nda bulunmadığını belirterek, bu durumu eleştirdi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın "enflasyonun aşağı çekileceği" şeklindeki açıklamasını hatırlatan Özdağ, "Vallahi çekemezsiniz, billahi çekemezsiniz. Tasarruf tedbirlerinden bahsediyorsunuz, kamu uymuyor ki buna." sözlerini sarf etti.
TÜİK verilerine göre enflasyonun düştüğü yönünde açıklamalar yapıldığına işaret eden Özdağ, "O enflasyon eğer benim mutfaktaki peynirimin, ekmeğimin fiyatlarını aşağı indirmiyorsa, akaryakıt fiyatlarımı, çocuklarımın okul fiyatlarını aşağı indirmiyorsa, o masaldır, masal." ifadelerini kullandı.
İnsanların geçim sıkıntısı yaşadığını dile getiren Özdağ, Türkiye'de bir ekonomik kriz olmadığını söyledi. Özdağ, "Türkiye'de bir 'para transferi', 'servet transferi' vardır. Fakirlerden alınıp zenginlere verilen bir servet transferi vardır." iddiasında bulundu.
"Bütçenin bir zarf bütçesi olduğu"nu öne süren Özdağ, "Bu bütçe, bir suret bütçesidir, kesinlikle şekil bütçesidir. Sizin söylediğiniz kağıttan ibarettir. Bunun içerisinde suret yoktur, mazruf yoktur, ruh yoktur. Niye yoktur? Çünkü bunların hiçbiri denetlenemiyor. Sizin bütçelerinizi denetleyemeyeceğiz." diye konuştu.
- Arıkan: "Buna sessiz kalmamız mümkün değildir"
Genel Kurulda, Yeni Yol Partisi Grubu adına söz alan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, 2026 yılı bütçesine ilişkin eleştirilerde bulundu, bütçede dolaylı vergilerin oranının yüzde 65'lere dayandığını belirtti.
"Bütçenin yükünü çeken çiftçi, emekli, asgari ücretli, esnaf ve sanayicinin bütçede olmadığını" savunan Arıkan, bütçeden aileye, gençlere, kadınlara, engellilere ve bağımlılıkla mücadeleye ayrılan toplam payın, faize ayrılan payın 10'da biri etmediğini söyledi.
Arıkan, "bütçeden en büyük payın faize aktarıldığını, bu nedenle millete ve memlekete hayır gelmeyeceğini" ileri sürdü.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in yurt dışı ziyaretlerini anımsatan Arıkan, Şimşek'i asgari ücretlilerin, esnaf ve sanatkar ile emeklilerin derdini dinlerken de görmek istediklerini ifade etti. Arıkan, "Biz de buradan Sayın Şimşek'e 'one minute' diyoruz." sözlerini sarf etti.
Bütçede "vergiler" ve "algılar" bulunduğunu ileri süren Arıkan, "Türkiye büyümüyor. Türkiye obez büyüyor. Kuvvetlenmek başka, obez büyümek farklı şeylerdir. Rakamlar büyüyor, şişiyor ama ülkemizin kasları kuvvetlenmiyor." değerlendirmesinde bulundu.
Saadet Partisi Genel Başkanı Arıkan, "Milletin sırtına yüklenen bu ağır faturayı onaylamamız, buna sessiz kalmamız mümkün değildir." şeklinde konuştu.
Dervişoğlu, TBMM Genel Kurulunda, 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin tümü üzerinde İYİ Parti Grubu adına konuştu.
Konuşmasına İstanbul Çekmeköy'de eve düzenlenen narkotik operasyonunda açılan ateş sonucu şehit olan polis memuru Emre Albayrak'a ve tüm şehitlere rahmet dileyerek başlayan Dervişoğlu, bütçenin aynı zamanda bir yılın "siyasi muhasebesi" olduğunu dile getirdi.
Türkiye'nin büyüme oranlarına değinen Dervişoğlu, açıklanan rakamlardan bu büyümenin fazlasıyla göründüğünü ancak büyüyenin vatandaşın "rızkı ve umudu" olmadığını savundu.
Hükümetin bütçe teklifinde 19 trilyon liralık "devasa bir harcama yetkisi" istediğini söyleyen Dervişoğlu, "serveti harcayanla serveti harcanan arasında hiçbir ilişki bulunmadığını" öne sürdü.
"Bütçenin en büyük kara deliğinin" faiz giderleri olduğunu dile getiren Dervişoğlu, şöyle konuştu:
"Faiz giderinin bütçeye oranı 10 yılda neredeyse ikiye katlanmıştır. Yani daha en başından 2026 bütçesinin 7'de 1'i yatırım ve üretim yerine faiz lobilerine aktarılacaktır. Netice ise yüksek bütçe açığı, yüksek maliyetli borçlanma, yüksek enflasyon ve alım gücünün çöküşüdür. Emekliye gelince, 'kaynak yok', öğretmene gelince 'bütçe yükü', asgari ücretliye gelince 'enflasyon artar' denilmektedir. Sıra sarayın harcamalarına gelince tasarruf söz konusu olmadığı gibi kaynak sorunu da yaşanmamaktadır."
Dervişoğlu, Tarım ve Orman Bakanlığının bütçedeki payını değerlendirerek, "Tarım Kanunu'nun 21'inci maddesinde 'tarımsal desteklemeler, milli gelirin yüzde 1'inden az olamaz' ibaresi bulunmasına rağmen 2026 için öngörülen oran, sadece binde 2'dir." diye konuştu.
Son 20 yılda çiftçinin gelirinin 1 lira, borcunun ise 7 lira arttığını dile getiren Dervişoğlu, "Buğday ekim alanlarımızın yüzde 27'sini kaybettik. Nüfusumuz 2000 yılından bu güne yüzde 26 artarken kişi başına düşen buğday üretimi yüzde 22 azalmıştır. Vatandaş et yiyemiyor. Üretici, maliyetler yüzünden anaç hayvanlarını kesime gönderiyor. Gıda enflasyonunda dünya şampiyonluğuna oynuyoruz. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkelerinin ortalaması yüzde 5 iken, Türkiye'de yüzde 27." değerlendirmesinde bulundu.
Dervişoğlu, Türkiye'de vatandaşın başını sokacak yuva bulamadığını öne sürerek, 2002'de hane halkının ev sahiplik oranı yüzde 73 iken bugün bu oranın yüzde 55'e düştüğünü iddia etti. Dervişoğlu, "Elinizdeki rakamlar konut sayısının arttığını yazıyor ama kurduğunuz rant düzeni millete yuva kurmayı değil, emlak baronlarına stok sağlamayı hedefliyor. Konut, Türkiye'de zenginlerin hobisine dönüşmüştür. Ev sahibi olanlar evsizler değil, ikinci, üçüncü, beşinci evini alanlardır." dedi.
Yüzyılın Konut Projesi'ne 5 milyon 314 bin başvuru olduğunu belirten Dervişoğlu, bunun bir başarı tablosu değil, "iflas belgesi" olduğunu savundu.
Dervişoğlu, proje kapsamında 15 bin kiralık konut yapılacağını anımsatarak, "Milyonlarca kiracının ağladığı bir ülkede 15 bin kiralık konut müjdesi vermek yangına bir bardak suyla gitmeye eşdeğerdir. Bu çılgın projelerle uğraştıkça emin olun ki o yangın sönmeyecektir." diye konuştu.
Türkiye'nin 2025'in 9 ayında 67 milyar dolar dış ticaret açığı verdiğini, yıl sonu beklentisinin ise 93 milyar dolar olduğunu söyleyen Dervişoğlu, "Bu açık, milletin geleceğinden, evlatlarımızın rızkından gitmektedir. Türkiye, küresel markaların fason üretim atölyesine dönüştürüldüğü için bu açık verilmektedir. Yükte ağır, pahada hafif ne varsa Türkiye olarak biz satıyoruz." ifadesini kullandı.
İktidarın kürsülerde "sanayi hamlesi masalları" anlattığını ama rakamların acı gerçeği ortaya koyduğunu iddia eden Dervişoğlu, şunları söyledi:
"Sanayinin milli gelirdeki payı düşüyor. Üretimden kaçıp, betona, ranta ve hizmet sektörüne sığınılıyor. Sanayisiz Türkiye, orta gelir tuzağı değil düpedüz fakirlik tuzağıdır. Sürekli, bir savunma sanayi vitrini. Gelsin İHA'lar, gitsin SİHA'lar. Elbette gurur duyarız. Ama saksıdaki çiçekle bahar gelmez. Genel tabloya baktığımızda manzara korkunçtur. İhracatımızdaki yüksek teknolojili ürün payı sadece yüzde 3,8'dir. OECD ülkelerinin ortalamasına göre küme düşme hattındayız. Düşük ve orta-düşük teknolojili ürünleri yani yükte ağır, pahada hafif malları satıyoruz.
Ama iş yüksek teknolojiye gelince el açıp dışarıdan alıyoruz. Yüksek teknolojili ürünlerde 30 milyar dolar ithalat yaparken, sadece 8 milyar dolar ihracat yapabiliyoruz. Aradaki 22 milyar dolar, teknolojik bağımlılığımızın belgesidir. Türkiye bir teknoloji üssü değil montaj sanayisi ülkesi olmuştur. Hükümet, vidasını sıktığımız malın havasını atarken, parayı başkası kazanıyor. Hamallığı biz yaparken katma değeri elin oğlu yiyor."
-"Müfredat, yap-boz tahtasına döndü"
Dervişoğlu, bütçede, AR-GE harcamalarında artış gözükmesine rağmen kaynaklar verimsiz kullanıldığı için yüksek teknoloji ihracatının artmadığını ileri sürdü.
Eğitime ayrılan bütçeyi eleştiren Dervişoğlu, hükümetin bütçeden en büyük payı eğitime ayırdığını söylediğini ancak okullarda sabun bile bulunmadığını iddia etti. Eğitim yatırımlarına ayrılan payın yüzde 2 bile olmadığını savunan Dervişoğlu, şunları kaydetti:
"Geleceğe, okula, teknolojiye, laboratuvara kaynak yok. Bu bütçe eğitimi şahlandırma bütçesi değildir. Okulların kapısına 'kilit vurulmasın' diye hazırlanan bir idareimaslahat bütçesidir. Eğitime bu kadar para harcanmasına rağmen aileler, çocuklarını gönül rahatlığıyla devlet okuluna gönderemiyor. Dişlerinden, tırnaklarından artırıp özel okula gönderiyorlar. Müfredat, yap-boz tahtasına döndü. Bilimsellikten eser kalmadı. Çocuklarımız, yabancı dili okulda, sınıfta değil YouTube'tan, dizilerden, oyunlardan öğrenmeye çalışıyorlar. Devletin okulu, bir yabancı dili bile öğretemiyorsa vay o bütçenin haline."
Her 4 çocuktan birinin okula aç gittiğini, kantinlerde bir tostun 60 lirayı bulduğunu, öğretmenlere verilen "Mülakatı kaldıracağız "sözünün tutulmadığını iddia eden Dervişoğlu, KPSS'de derece yapan gençlerin listeleri hazırlanmış göstermelik üç dakikalık mülakatlarda elendiğini savundu.
Hükümetin sağlık politikalarını eleştiren Dervişoğlu, hastanelerdeki kuyrukların bitirilmediğini, sadece kuyruğun şeklinin değiştirildiğini öne sürdü.
Milyonlarca gencin evde oturduğunu söyleyen Dervişoğlu, sabah uyanıp gidecek bir okulu, çalışacak bir işi olmayan, anasından, babasından harçlık istemeye utanan, odasına kapanmış, hayata küsmüş bir nesil yetiştirildiğini savundu.
Üniversiteli gençlerin, yurt sorununun hala çözülemediğini iddia eden Dervişoğlu, "Üç kişilik odaların 6 kişiye, 4 kişilik odaların 8 kişiye çıkarılması kapasite artışı değil, yaşam alanı gaspıdır. Gençler artık KYK borcunu nasıl ödeyeceğini değil, ülkeden nasıl kaçacağını düşünüyor. Üniversite diplomasını, meslek belgesi olarak değil, yurt dışı bileti olarak görüyor." ifadelerini kullandı.
Uyuşturucu kullanımının ortaokul çağlarına indiğini ileri süren Dervişoğlu, "Gençler umutsuzluktan, boşluktan, zehir tacirlerinin ağına düşmektedir. Yaptığınız statların arka sokaklarında, gençler zehirlenmektedir. Gençlik merkezleri yetersizdir. Somut bir rehabilitasyon politikanız yoktur." dedi.
Dervişoğlu, icra dairelerinde dosya sayısının 32 milyon 700 bine ulaştığını, ülkenin neredeyse yarısının icralık olduğunu, bir davanın ortalama görülme süresinin 918 güne çıktığını iddia etti.
- Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun toplantıları
Dervişoğlu konuşması sırasında TBMM'de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun toplantılarından yarıya yakınının gizli yaptığını ileri sürdü.
Dervişoğlu'nun konuşmasını tamamlamasının ardından bir bilgiyi düzeltmek istediğini belirten TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun 19 toplantı yaptığını, bunlardan sadece 3'ünün Komisyon üyesi milletvekillerinin tamamının oylarıyla kapalı gerçekleştirildiğini vurguladı.
Kapalı yapılan üç toplantında güvenlikle ilgili konuların ele alındığına dikkati çeken Kurtulmuş, "Dolayısıyla bu Komisyon sonuna kadar bütün toplantılarını açık bir şekilde gerçekleştirmiştir. Bu bilgiyi düzeltmek isterim." dedi.
Ardından söz alan Dervişoğlu ise "Türkiye'de olup bitenler hepimizin gözünün önünde cereyan ediyor. Bu konuyla ilgili karşı duruşlarımızı da uygun gündemlerde dile getirmeye çaba sarf ediyoruz. 'Yarısı kapalı kaldı' diye ifade ettiysem, en önemli bölümü orasıydı. Onun için öyle 'yarısı' demiş olabilirim." ifadesini kullandı.
MHP Grup Başkanvekilleri Erkan Akçay ve Filiz Kılıç, TBMM Genel Kurulu'nda 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi'nin tümü üzerinde MHP Grubu adına söz aldı.
Akçay, ekonomideki hedefin net olduğunu, ekonomide istikrarı sağlamanın öncelikleri olduklarını söyledi.
Enflasyonu kalıcı biçimde tek haneye indirmek, üretken yatırımlarla istihdamı büyütmek ve refahı adil paylaşmak istediklerini belirten Akçay, bu amaçla 2026 yılı bütçesinin "harcamada disiplin, fiyat istikrarını esas alan enflasyonla mücadele ve sürdürülebilir büyüme" üzerine inşa edildiğini ifade etti.
Dünya ekonomisinin belirsizliklerle dolu olduğunu kaydeden Akçay, savaşların, tedarik zincirlerinde yaşanan krizlerin, enflasyonist baskıların devam ettiğini hatırlattı. Pek çok ülkenin bu fırtınada sarsıldığını dile getiren Akçay, Türkiye'nin ise farklı bir hikaye yazdığına, son 5 yıldır kesintisiz büyüdüğüne işaret etti.
Fiyat istikrarının yalnız ekonominin meselesi değil, toplumsal huzurun ve refahın da şartı olduğunu vurgulayan Akçay, enflasyonla mücadelenin, öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, "Yıllık enflasyon 2024'te yüzde 44,4 olarak gerçekleşmiş, 2025'te ise yüzde 30 civarına inmesi hedeflenmektedir. Enflasyonu kalıcı bir şekilde tek haneye indirme hedefine daha kararlılıkla sarılmalıyız. Fiyat istikrarı sağlanmadan, refahın kalıcı olması mümkün değildir." diye konuştu.
Türkiye ekonomisinde 2026'nın bir reform yılı olacağını ifade eden Akçay, sanayiden teknolojiye, tarımdan enerjiye kadar tüm alanlarda büyük bir dönüşümün başlatılacağını, bu dönüşümün, sadece rakamlarla ölçülmeyeceğini, her bir vatandaşın yaşam kalitesini yükselteceğini belirtti.
"Bunun için emeklilerimizin, çalışanlarımızın, esnafımızın ve çiftçilerimizin alım gücünü artıracak köklü reformlar bir an önce hayata geçirilmelidir." diyen Akçay, dar ve sabit gelirlilerin refahını artıracak düzenlemeler, emeklilerin ve kamu çalışanlarının aylıklarında yapılacak iyileştirmeler, esnaf ve çiftçilerin Bağ-Kur prim gün sayısının düşürülmesi, 1. dereceye gelen memurlara 3600 ek gösterge verilmesi ve ev hanımlarına prim desteğiyle emeklilik hakkı tanınması gibi adımların önem taşıdığını söyledi.
- "Sınırımızda ikinci bir İsrail kurulmasına asla tahammülümüz yoktur"
Akçay, Terörsüz Türkiye hedefine yönelik değerlendirmelerde bulunarak, bunun siyasi bir manevra değil, devlet aklı ve millet vicdanıyla çizilmiş tarihi, milli ve stratejik bir yöneliş olduğunu, bu yolun pusulasını hukuk, demokrasi, adalet, güvenlik ve onurun oluşturduğunu belirtti.
"Terörsüz Türkiye yalnız iç barışımız için değil, aynı zamanda Orta Doğu'da, Mavi Vatan'da, Kıbrıs'ta, Balkanlar'da, Kafkasya'da, Orta Asya'da, Afrika'da daha güçlü jeopolitik sağlam duruşun ve istikrarın da şartıdır." diyen Akçay, Türkiye ve Türk milletinin onlarca yıl yaratılan suni korkular ve kasti yaşatılan yoksunluklar üzerinden büyük yara aldığını söyledi.
Akçay, Terörsüz Türkiye ile tüm korku ve yoksunluk oyunlarına son verdiklerini belirterek, "Onlarca yıldır enerjimizi ve en kıymetli varlığımız olan evlatlarımızı yutan bu sarmaldan çıkmak, önümüzdeki en büyük ödevdir." dedi.
MHP Grup Başkanvekili Akçay, artık dünün yöntemleriyle bugünün yönetilemeyeceğinin, beklentilerinin silahların sadece susması değil, tamamen bırakılması ve illegal örgütsel faaliyetlerin sona ermesi olduğunun altını çizdi.
"Terörsüz Türkiye devlet aklıyla, inisiyatifi asla dış aktörlere bırakmayan, demokrasi ve hukuk devletiyle tahkim edilmiş bir milli birlik aşamasıdır." diyen Akçay, Terörsüz Türkiye'nin bölgesel barışa da katkısının olduğunun altını çizdi.
Akçay, şöyle konuştu:
"İçeride başarıya ulaştıkça Suriye ve Irak kapsamında ve bu ülkelerin bütünlüğü ve bölünmezliği güçlenecektir. Suriye ve Irak'ta yüreği, aklı, fikri bizden kopmayan, yönünü ve umudunu Türkiye'den asla çevirmeyen bütün soydaşlarımız da huzur bulacaktır. 27 Şubat tarihinde yapılan 'Barış ve Demokratik Toplum' çağrısının ardından yaşanan gelişmeler, umutlarımızı artırmıştır. PKK terör örgütünün lağvedilmesi, 11 Temmuz'da sembolik de olsa silahların yakılması, 26 Eylül'de örgüt elemanlarının ülkemizden ayrılması ve Irak'ın bazı bölgelerinden çekilmesi gibi gelişmeler, doğru yolda olduğumuzu göstermektedir. Ancak sürecin tamamlanması için daha yapılacak işler vardır. Bu süreci kalıcı hale getirmenin birinci şartı terör örgütünün tüm unsur ve uzantılarıyla 27 Şubat çağrısına harfiyen uymasıdır. Suriye'deki SDG/YPG yapılanmasının da aynı kararlılığı göstermesi, 10 Mart Mutabakatı'na uygun hareket etmesi gerekmektedir. Hatırlatmak isteriz ki sınırımızda ikinci bir İsrail kurulmasına asla tahammülümüz yoktur."
Terörsüz Türkiye'ye karşı çıkıp, kara propaganda yapanların bulunduğunu belirten Akçay, "Prangalarını kıran, dünya gücü olma yolunda ilerleyen Türkiyemize duyduğumuz sevdayı yüreği, dili, zihni paslı ve prangalı olanlar ve o prangadan sızan kiri ve çirkinliği yaymaya çalışanlar bizi ve milletimizi anlayamazlar." ifadesini kullandı.
"Terörsüz Türkiye'yi" ve "Terörsüz Bölge'yi" inşa edeceklerini kaydeden Akçay, tüm engellemelere ve karşı duruşlara rağmen bu hedefi gerçekleştirmeye kararlı ve yeminli olduklarını vurguladı. Akçay, "Türkiye'yi büyüteceğiz, iç cephemizi kuvvetlendireceğiz, kardeşliğimizi pekiştireceğiz, hukukumuzu, demokrasimizi daha da geliştireceğiz." dedi.
- "Türkiye-Rusya-Çin bir eksen kayması değil eksen tahkimidir"
Türkiye'nin doğu ile batının, kuzey ile güneyin, mazlum ile zalimin, hak ile batılın kavşak noktasında bulunduğunu belirten Akçay, bugün Türk dış politikasının "Ankara merkezli, şahsiyetli, milli ve tam bağımsız bir karakter" arz ettiğini söyledi.
Mavi Vatan'a ilişkin değerlendirmede bulunan Akçay, "Ege'de oldu bittiye, Akdeniz'de gasp siyasetine asla geçit vermeyeceğiz." dedi.
Kıbrıs'ın kendileri için diplomatik bir sorun değil milli bir dava olduğunun altını çizen Akçay, "Unutulmasın ki Kıbrıs Türkü yalnız değildir; Türkiye varsa umut da vardır, güç de vardır. Kıbrıs'ta çözümün adı bellidir: Egemen eşitliğe dayalı, iki bağımsız devlet. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tanınması, Türk dünyasının ve İslam aleminin boynunun borcudur." diye konuştu.
Türk dış politikasında yeni ve güçlü bir paradigmaya ihtiyaç duyulduğunu kaydeden Akçay, bu paradigmanın üç sütun üzerine inşa edilmesini, bunların Kudüs paktı, Türkiye-Rusya-Çin (TRÇ), ABD ve Batı ile dengeli ilişkiler olduğunu vurguladı.
Akçay, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Birinci sütunumuz Kudüs paktıdır. Kudüs eksenli bölgesel barış ve güvenlik mimarisi, sadece Filistin-İsrail hattında kalıcı ateşkesi değil bölgenin bir huzur kuşağına dönüşmesini hedeflemektedir. İkinci sütunumuz TRÇ yani Türkiye-Rusya-Çin ittifakı ve işbirliğidir. TRÇ bir askeri blok olmayıp enerji, lojistik, sanayi teknoloji eksenlerinde somut çıktılar üretmeyi hedefleyen katmanlı bir ortaklıktır. TRÇ bir eksen kayması değil eksen tahkimidir. Üçüncü sütunumuz ABD ve Batı'yla dengeli ilişkiler. Çift başlı Selçuklu kartalından ilham alan bir kavrayışla hem Doğu'ya hem Batı'ya elimizi uzatır, her iki yöne başımızı ve bakışımızı çeviriyoruz."
- "Hedefimiz, arzumuz, enflasyonun tek haneye inmesidir"
MHP Grup Başkanvekili ve Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç, zehir tacirlerine yönelik operasyon sırasında uğradığı hain saldırı sonucu şehit düşen özel harekat polisi Emre Albayrak'a Allah'tan rahmet, kederli ailesine ve Türk milletine başsağlığı diledi.
Kılıç, ekonomiye bakışlarının rakamlardan ibaret olmadığını, ekonominin Bilge Kağan'ın "aç milleti doyurdum, çıplak milleti giydirdim" sözündeki sosyal adalet olduğunu belirterek, ahilik geleneğinden bugüne gelen helal lokmayı ve alın terini baş tacı eden, halkça bölüşümü esas alan milli üretim ekonomisini hedeflediklerini ifade etti.
Faiz lobilerinin değil nasırlı ellerin kazandığı, refahın bir kısma değil milletin her ferdine adilce paylaştırıldığı bir düzeni, hilalin gölgesinde tesis etmeye yemin ettiklerini aktaran Kılıç, görüştükleri bütçenin laf değil icraat üretenlerin, Türkiye'yi istikrar ve refah limanına taşıyanların bütçesi olduğunu belirtti.
Kılıç, 2026 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi'ni tümüyle olumlu değerlendirdiklerini ve desteklediklerini ifade etti.
Enflasyonun ekonominin en can yakıcı meselesi olduğunu belirten Kılıç, şunları kaydetti:
"Bunu görmezden gelmiyoruz. Halının altına süpürmüyoruz. Vatandaşımızın çarşıda, pazarda, markette hissettiği her şeyin farkındayız. Ancak 2024'ün 2. yarısından itibaren kararlı bir dezenflasyon sürecinin başlaması umut vericidir. Hedefimiz, arzumuz, enflasyonun tek haneye inmesidir. Fiyat istikrarı sağlanmalı, vatandaşımızın alım gücü korunmalı, enflasyon denen o canavarın başı ezilmelidir. Lider ülke Türkiye vizyonu, ihracatta kırdığımız rekorlarla somutlaşmaktadır. En büyük pazarımız Avrupa duraklamış, resesyona girmiş ama Türk ihracatçısı durmamış kapı kapı dolaşmış, 2024'te 261,8 milyar dolar ihracat yapmışız, 2025 kasım ayı itibarıyla yıllık ihracatımız 270,6 milyar doları bularak tarihin zirvesine çıkmış, 2026 hedefimiz ise 282 milyar dolara ulaşmaktır."
- "Bu açık, israftan değil, vefadan kaynaklanmaktadır"
Kılıç, 2026 yılı bütçe açığının 2 trilyon 712,7 milyar lira olarak öngörüldüğünü söyleyerek, "Muhalefet sıralarından bu açık üzerinden eleştiriler gelebilir. Bu açık, israftan değil, vefadan kaynaklanmaktadır. Bu açık, asrın felaketinin yaralarını sarmak için göze alınmıştır. Bütçe açığının milli gelire oranı yüzde 3,5'tir. Deprem harcamalarını hariç tuttuğumuzda mali disiplinden asla taviz verilmediği görülecektir." dedi.
Toplumda oluşan "cezasızlık algısını" yıkmak zorunda olduklarını belirten Kılıç, "Suç işleyenin yanına kar kalmadığı, mağdurun hakkının korunduğu bir sistem, toplumsal huzurun şartıdır." ifadesini kullandı.
Kılıç, Türkiye'nin savunma sanayisindeki gücün Terörsüz Türkiye hedefinin teminatı olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
"Türkiye, yaklaşık 40 yıldır başına musallat edilen bu beladan kurtulma aşamasındadır. Terörsüz Türkiye demek, huzur, güven demektir, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya yatırım demektir. Terörsüz Türkiye'ye ulaşmada yapılacak daha çok şey, daha uzun bir yolumuz vardır. Bu konuda kararlıyız ve sonuna kadar da kararlı kalacağız. Biz, birlikte güçlüyüz, buna yürekten inanıyoruz, 'Gelin, bir olalım, işi kolay kılalım' diyoruz."
DEM Parti Grubu adına ilk sözü alan Hatimoğulları, dünyanın belirsizlik çağını yaşadığını, 20. yüzyıl düzeninin çöktüğünü ama yenisinin kurulamadığını söyledi. Hatimoğulları, "belirsizlik çağında" eşitsizlik, iklim krizi, yoksulluk, yolsuzluk, cinsiyetçilik, kutuplaştırma ve şiddetin her yere yayıldığını savundu.
NATO'da silahlanmaya ayrılan bütçenin artırıldığını ancak dünyaya barış ve güvenliğin gelmediğini, tam tersine savaşların arttığını ifade eden Hatimoğulları, barış ve güvenliğin silahla değil, özgürlük ve demokratik bir düzenle sağlanabileceğini söyledi.
Hatimoğulları, emperyalist güçlerin bir savaş filmi yazdığını, bu filmin Orta Doğu ve Afrika'da oynandığını, bölge insanları birbiriyle savaşırken bu güçlerin senaryolarını büyük bir keyifle izlediğini anlattı.
Gazze'nin İsrail tarafından işgal altında olduğuna dikkati çeken Hatimoğulları, "Gazze'de ateşkes olmasına rağmen, ateşkesin fiilen hayata geçmediğine hepimiz tanıklık ediyoruz. Filistin halkı yalnız değildir, Filistin'in mazlum halkıyla dayanışmaya devam edeceğiz." diye konuştu.
Suriye'deki rejim değişikliğinin üzerinden bir yıl geçtiğini anımsatan Hatimoğulları, bölgede bir türlü suların durulmadığını iddia etti.
Hatimoğulları, "Suriye'nin çoğulcu yapısı göz önünde bulundurulduğunda oranın tek çaresi ademimerkeziyetçiliktir. 10 Mart mutabakatında ifadesini bulduğu gibi Suriye'deki bütün farklı halk ve inançların eşit haklar temelinde yazılacak olan bir Suriye anayasası, Suriye'nin çözümü ve reçetesidir. Bu noktada Türkiye'ye de çok büyük görev ve sorumluluk düşüyor." ifadelerini kullandı.
- "Kürt meselesi bir hukuk meselesidir"
Tuncer Bakırhan, Çekmeköy'deki narkotik operasyonunda şehit olan Özel Harekat Polisi Emre Albayrak'a Allah'tan rahmet diledi.
Bütçenin sıradan bir belge olmadığını, bir ülkenin gerçek aynası olduğunu ifade eden Bakırhan, savunma ve güvenlik için ayrılan bütçe tutarını eleştirdi.
"Türkiye'yi bir asırdır yönetenlerin en temel hatalarının Kürt meselesini yanlış teşhis etmek olduğu" görüşünü paylaşan Bakırhan, şunları kaydetti:
"Yıllar boyunca bu mesele terör parantezine sıkıştırıldı, 'geri kalmışlık', 'kandırılmış, aldatılmış bir avuç insan' denildi. Oysa Kürt meselesi az gelişmişlik sorunu değildir. Kürt meselesi, kandırılmış ya da aldatılmış bir toplumun problemi de değildir. Kürt meselesi, terör sorunu hiç değildir. Eşit yurttaşlık meselesidir, demokratik haklar meselesidir, bir varlık meselesidir ama en önemlisi Kürt meselesi bir hukuk meselesidir."
Tarihe hangi ufuktan bakılırsa yol haritasının da ona göre şekilleneceğini kaydeden Bakırhan, "Mustafa Kemal meselesinde hakkaniyetin terazisini kurmak gerekiyor. 1920, 1921, 1922'deki Mustafa Kemal, tarihin tozlu raflarına gönderilirken, 1923 sonrasının Atatürk'ü resmi alıntının baş köşesinde tutuluyor. 1921 Anayasası'nı kaleme alırken yerel demokrasiyi kabul eden Mustafa Kemal'i tarihten silmemek gerek, tarihin tozlu raflarından indirmek gerek. Bu hakikati silen resmi anlatıyı artık bir tarafa bırakmalıyız, gerçeğe odaklanmalıyız." ifadelerini kullandı.
Erzurum Kongresi'nin sonuç bildirgesinde yer alan Türk-Kürt ortaklığına atfedilen ifadelere işaret eden Bakırhan, "kuruluş aşamasında ortak vatan fikriyle hukuk fikrinin yan yana durduğunu, sonrasında hukuk kısmının unutulduğunu" ileri sürdü.
Bakırhan, "Nasıl ki o gün Osmanlı İmparatorluğu'nun derin bunalımı kongreler ve meclis eliyle, yani halkın iradesinin çoğulcu temsil biçimiyle aşılabildiyse, bugün Türkiye'nin karşı karşıya olduğu bölgesel tehditlere ve içerideki çoklu krizlere çözüm de ancak demokrasiyle mümkün olacaktır." diye konuştu.
Bölgesel gelişmeler bağlamında Türkiye'de iç bütünlüğü sağlamanın önemini vurgulayan Bakırhan, böyle tarihi bir dönüşümün tüm siyasi aktörlerin katkısını ve cesaretini gerektirdiğini dile getirdi.
Çatışmasızlığın herkesin kazandığı bir atmosfer olarak olduğuna işaret eden Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kürt meselesinde çözümden yana olmayan, çözümü başka bahara erteleyen bir muhalefet Türkiye'ye alternatif olamaz. Bu sorunun çözümü sadece devlete ve iktidara bırakılamaz. Merkez sağ, kararsız ve milliyetçi kardeşlerime de sesleniyorum: Bu ülkede hiçbir halkı ötekileştirmeden, onlara da hakkını teslim ederek birliği sağlamak mümkündür. Zora dayalı birliktelik değil, rızaya dayalı birlikteliği kurmaktan sizler de sorumlusunuz. 'Önce diyalog, önce halk' diyebilmelisiniz. Türkiye'nin tüm renklerine sesleniyorum: Gelin ön yargıları kaldıralım, eşitlik temelinde kardeşlik hukukunu canlandırarak ülkeyi güçlendirelim, demokratikleştirelim. Türkiye hepimizin ülkesidir. Devletin geçmişte yapılan hatalarla yüzleşmesi ve daha kapsayıcı ve kuşatıcı bir siyaset uygulaması için DEM Parti olarak elimizden geleni yapacağız."
Özel, TBMM Genel Kurulunda, 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi'nin tümü üzerinde partisi adına konuştu.
Bütçelerin devletin aynası olduğunu ifade eden Özel, "Bugün konuştuğumuz şey sadece teknik bir metin, kalem kalem rakamlar, gelir gider tabloları değildir. Bütçe kanunu kimlerin servetinin büyüyeceğine, kimlerin ekmeğinin küçüleceğine, kimlerin aslan payını alacağına, kimlerin kemer sıkacağına karar verilen siyasi tercihlerin yansıdığı metinlerdir. Bütçeyi hazırlayarak milletin işi ve aşı üzerinde siyasi tercihlerde bulunan iktidar sahiplerinin bu bütçeyi sahiplenmeleri gerekir." diye konuştu.
Türkiye'nin, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile yönetildiğini hatırlatan Özel, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Meclis'teki bütçe görüşmelerine katılması gerektiğini söyledi.
Yüksek enflasyonda Türkiye'nin bugün Avrupa birincisi olduğunu, sadece ekim ayı enflasyonunun 70 ülkenin yıllık enflasyonundan fazla olduğunu öne süren Özel, Türkiye'nin yoksullukta, işsizlikte ve yüksek faizde de Avrupa ülkeleri arasında ilk sırada yer aldığını iddia etti.
"Enflasyonun, işsizliğin, yoksulluğun girdabında sürüklenen Türkiye, dünyada en çok suç işlenen ülkelerden biri haline gelmiştir." diyen Özel, şunları söyledi:
"Yargıya güven yüzde 20'lere düşmüştür. Bu veriler ne kadar doğruysa iktidarın yürüttüğü propaganda da maalesef o kadar gerçek dışıdır. 2025'te memleketin hali budur. 2026'nın da böyle geçmemesi için bu bütçenin bir çare üretmesi beklenir. Bütçe görüşmeleri devletin de milletin de yeni yılı konuştuğu, daha iyisinin umulduğu, vatandaşın da kulak kesildiği görüşmelerdir. Millet, Meclise bugünlerde bakar. Baktığında ne gördü biliyor musunuz? 16,3 trilyon geliri, 19 trilyon gideri olan, yani daha ilk sayfasında 2,7 trilyon bütçe açığı verilen bir bütçeyi gördü. Bu, öyle böyle bir açık değil."
Özel, 2026 yılı bütçesinin yüzde 97,5'inin vergi gelirlerinden oluştuğunu belirterek, her 100 liralık verginin 63 lirasının dolaylı vergi, her 100 liranın 25 lirasının da çalışanlardan kesilen gelir vergisi olduğunu dile getirdi. Şirketlerin ödeyeceği kurumlar vergisinin ise yüzde 11 olduğunu aktaran Özel, "Avrupa'da dolaylı vergilerin bu kadar yüksek, gelir vergisinin bu kadar fazla, şirketlerden alınan verginin bu kadar düşük olduğu bir başka ülke yok. Türkiye vergi adaletsizliğinde de Avrupa birincisi. Yeni yılda hep birlikte saniyede 495 bin lira vergi ödeyeceğiz." ifadelerini kullandı.
- "Eğitimde fırsat eşitliğini sağlayacağız"
CHP'nin 39. Olağan Kurultayı'nda "Parti Programı"nı yenilediklerini anımsatan Özel, uzun süren çalışmalar ve istişareler sonucu hazırladıkları programın, ülkenin ve vatandaşların sorunlarına çare olacağını savundu.
İktidara gelmeleri halinde vergiyi tabana değil, tavana yayan bir anlayışta olacaklarını, dolaylı vergileri yüzde 30'lara düşüreceklerini, gelir vergisinin ilk dilimini yoksulluk sınırı hesabına göre yükselteceklerini anlatan Özel, "Şirket giderlerinin vergiden düşüldüğü ama vatandaşın zorunlu harcamalarının vergiden düşülmediği bu düzene itirazımızı, vatandaşın eğitim, kira, sağlık harcamalarını doğrudan vergiden düşeceği, mutfak tüpünden, tırnak makasından, elektrikli süpürgeden değil, pırlantadan, elmastan, lüks araçlardan ÖTV'nin alınacağı bir vergi düzeni önerdiğimizi ifade ettik." diye konuştu.
AK Parti hükümetleri döneminde bütçeden eğitime ayrılan payın yüzde 15'lere gerilediğini ileri süren Özel, 100 bin öğretmen ataması yapılması gerektiğini söyledi.
Partisinin iktidara gelmesi durumunda eğitim alanında yapacaklarını aktaran Özel, "CHP olarak eğitimde fırsat eşitliğini sağlayacağız. İktidarımızda devlet okullarında okuyarak liseyi bitiren her genç en az bir yabancı dili çok iyi seviyede konuşacak ve dünyayla rekabet edecek teknolojik becerilere sahip olacak. Kaliteli eğitim sadece zenginlerin ulaştığı bir imkan olmayacak." dedi.
CHP Genel Başkanı Özel, sağlık hizmetlerinin sınıfsal bir noktaya geldiğini, sağlık sisteminin 3'te birinin artık özel sektörün elinde olduğunu savundu.
Türkiye'de "barınma krizi" yaşandığını ileri süren Özel, büyükşehirlerde ortalama kiraların 30-35 bin lira olduğunu, asgari ücretliler ve emeklilerin kiralarını ödeyemeyecek duruma geldiğini belirtti.
CHP'nin iktidara gelmesi halinde tam teşekküllü, planlı ve kurallı bir sosyal konut seferberliği başlatacaklarını anlatan Özel, "TOKİ asli işi olan sosyal konut üretimine odaklanacak. Yeni kurulan alanlarda, kentsel dönüşüm bölgelerinde sosyal konut kotaları uygulayarak sosyal konut stokunu arttıracağız. CHP iktidarında dar gelirliler, emekliler, emekçiler, orta gelir grupları için ayrı ayrı kiralık ve satılık sosyal konutlar üreteceğiz, gelire göre kira uygulamasına geçeceğiz." ifadelerini kullandı.
Tarım politikalarına yönelik eleştirilerde bulunan Özel, "geçmişte Türkiye'nin tarımda kendi kendine yeten bir ülke olduğunu ancak şu anda samandan mercimeğe kadar ithalat bağımlısı bir ülke haline geldiğini" de iddia etti.
TBMM Genel Kurulunda, 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi'nin tümü üzerinde CHP Grubu adına konuşan Özel, iktidar olmaları durumunda "Esnaf ve Ticaret Bakanlığı" kuracaklarını, esnafın vergi, prim, kira yüklerini hafifleteceklerini, kredi faizlerini sileceklerini belirtti.
Özel, 2,5 yılda tekstil, giyim ve deri sektöründe 360 bin kişinin işsiz kaldığını, 10 bine yakın imalathane ve fabrikanın kapandığını ileri sürerek, bütçe teklifinin yeni istihdam alanı oluşturma hedefinden uzak olduğunu, "işsizlere işsizlik vadettiğini" öne sürdü.
Yoksulluğu yönetmeye değil, yok etmeye geleceklerini söyleyen Özel, "Bunun için uzun süredir çalıştığımız, dillendirdiğimiz temel vatandaşlık gelirini hayata geçireceğiz. Herkese belli bir gelir desteği sağlayan sosyal devleti kuracağız. Yardımlar sürekli kılınacak, amaç yoksulluktan tam bir çıkış olacak. CHP iktidarında Atatürk'ten emanet bu Cumhuriyet yine kimsesizlerin kimsesi olacak." diye konuştu.
Gençlere yönelik eğitim ve istihdam konularında dünyada büyük sorunların yaşandığını, Türkiye'nin bu konuda Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkeleri içinde ilk sırada yer aldığını iddia eden Özel, Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu yurtlarının öğrencilerin yüzde 24'üne yettiğini savundu. Özel, "CHP iktidarında ilk bir yıl içinde tüm öğrencilere yetecek kadar 'Cumhuriyet yurtları'nın inşası TOKİ'ye verilecek ilk talimattır." ifadesini kullandı.
Üniversite mezunu işsizlik oranının genel işsizlik oranını geçtiği tek ülkenin Türkiye olduğunu, okuyanların okumayanlardan daha işsiz olduğunu ileri süren Özel, gençlerin yüzde 70'inin "İmkanım olsa yurt dışına giderim." dediğini savundu.
Gençlerin başka ülkelere gitme hayali kurmasını ülkeler için beka sorunu olarak nitelendiren Özel, gençlere "Sakın bir yere gitmeyin." diye seslenerek şunları söyledi:
"CHP iktidarı gelecek, bu ülkeyi de ayağa kaldıracağız, sizin umutlarınızı da yeniden dirilteceğiz. Bunu yapmak için gençleri her alanda destekleyen bir model öneriyoruz. Belediyelerimizde şu ana kadar tertemiz 77 yurt yaptık. Bir yılda 'Cumhuriyet yurtları'nı tamamlayacağız. İstihdam ofisleriyle genç işsizliğe çare üreteceğiz. Hangi marka ve model olursa olsun, gençlerin aldığı ilk bilgisayar ve ilk cep telefonundan tüm vergileri kaldıracağız. 100 yıl önce partimiz ülkeyi demir ağlarla örmüştü, 100 sene sonra ülkeyi fiber ağlarla örmeye, Avrupa'nın en hızlı ve en ucuz internetini gençlerimize kullandırmaya söz veriyoruz."
- "Bayram ikramiyelerini asgari ücrete yükselteceğiz"
Türkiye'de en düşük emekli aylığının 16 bin 800 lira olduğunu, 16 milyon emeklinin ortalama aylığının ise 21 bin lira olduğunu belirten Özel, bu ücretleri "vefasızlık" olarak değerlendirdi.
En düşük emekli aylığıyla 2002'de 8, bugün ise 1,5 çeyrek altın alınabildiğini belirten Özel, "Biz en düşük emekli maaşını önce hemen bir asgari ücrete, sonra da 1,5 asgari ücrete çıkaracağız. Maaş zamlarını enflasyona ezdirmeyip emeklilere 'kalkınma ve refah payı' da vereceğiz. Bayram ikramiyelerini asgari ücrete yükselteceğiz." dedi.
Türkiye'de neredeyse 2 işçiden birinin asgari ücret aldığını, asgari ücretin artık genel ücret olduğunu savunan Özel, "Gelin asgari ücreti 39 bin lira yapalım. Bu artışın yükünü elbette işverenin sırtına yükleyemeyiz. Çalışan sayısına ve sektörüne göre 5 bin 100 lirayla 10 bin 540 lira arasında 4 farklı sosyal güvenlik primi desteklemesi öneriyoruz. Bunu yapmak, işçiyi ve işvereni birlikte korumak mümkündür. Bu yapıcı önerimizi sunuyor, söz veriyoruz, iktidarımızda asgari ücret yılda en az 2 kez, enflasyonun çift haneli olduğu yıllarda tek haneye düşene kadar yılda 4 kez güncellenecek." açıklamalarında bulundu.
Özel, "İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü"ne yönelik iddianameye değinerek, konuyla alakalı yargılamaların TRT'den canlı yayımlanması için kanun teklifi verdiklerini ancak bunun reddedildiğini ifade etti.
Tutuklanmasının ardından İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu'na yönelik ifadeleri nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek'i eleştiren Özel, "İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı yaptığı bütün açıklamalarda 'İmamoğlu çıkar amaçlı terör örgütü başkanı, kurucusu, suçlusu...' Nasıl olur da bir kişinin cezası kesinleşmeden ona 'suç örgütü lideri' diyebilir bir başsavcı?" açıklamalarında bulundu. Milletin kalbinde siyaset yaptıklarını ve yapmaya devam edeceklerini dile getiren Özel, şunları kaydetti:
"Terörsüz ve demokratik Türkiye için kararlılıkla çalışacağız. Komisyona katkı sunmaya devam edeceğiz. Bu ülkenin barış umutlarının birilerinin çıkar hesaplarına kurban edilmemesi için samimi ve ciddi bir sürecin içinde olacağız. CHP olarak kayyumlara itiraz ediyoruz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, Anayasa Mahkemesi kararları uygulansın diyoruz. 29 maddelik demokratikleşme paketi önerdik, gelin hep birlikte bunu geliştirelim, hayata geçirelim, bu ülke hep birlikte kazansın diyoruz. Türkiye'de Kürtlerle Türklerin kardeşliğini, barışını savunuyoruz. Bundan sonra bu paraları silahlara, savaşa, terörle mücadeleye harcamak yerine Kürt'ün de Türk'ün de ortak geleceği için harcayalım diyoruz."
Güler, 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi'nin TBMM Genel Kurulundaki görüşmelerinde AK Parti Grubu adına söz aldı.
Türkiye'nin, bütçe disiplinini bozmadan büyüyen az sayıdaki ülkeden biri olmayı başardığını ifade eden Güler, AK Parti'nin, iktidarları süresince "günü kurtarma değil, geleceği kurma" vizyonuna göre hareket ettiğini vurguladı.
Güler, 2026 yılı bütçesinin, istikrar ve güven içinde büyüyen, Türkiye Yüzyılı hedefine doğru emin adımlarla yürüyen Türkiye'nin kararlılığının göstergesi olduğuna işaret etti.
Bütçe teklifinde, toplumun hiçbir kesiminin dışlanmadığını, her bir vatandaşın büyümenin sağlayacağı imkanlardan adil biçimde yararlanmasının esas alındığını dile getiren Abdullah Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kalkınma Planı ve Orta Vadeli Program'ımız ışığında fiziki altyapının güçlendirilmesi, beşeri sermayenin geliştirilmesi ve üretken kapasitenin artırılması bu yılki bütçe teklifimizin ana eksenini oluşturmaktadır. 2026 yılı bütçesi, emeğin değerini koruyan, sosyal adaleti gözeten ve çalışma hayatının tüm paydaşlarını destekleyen bir yaklaşım temelinde hazırlanmıştır. Kadınların ve gençlerin ekonomik yaşama tam katılımını destekleyen politikalar, kapsayıcı büyüme vizyonumuzun ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır."
Güler, afet risklerinin azaltılması, depremlerin yol açtığı hasarların süratle giderilmesi ve deprem bölgesinde yaşayan vatandaşların ihtiyaçları, depreme dayanıklı şehirlerin inşası için 653 milyar lira kaynak ayrıldığını bildirdi.
Türkiye'nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu vizyon ve Cumhur İttifakı'nın güçlü dayanışması sayesinde hedeflerini birer birer aştığını belirten Güler, 2003'ten önceki 30 yılda 15 milyar dolar yatırım alan Türkiye'nin, AK Parti döneminde yaklaşık 282 milyar dolar doğrudan yatırım çektiğini aktardı. Abdullah Güler, 87 binden fazla çok uluslu şirkete ev sahipliği yapıldığını dile getirdi.
- "Bir gurur duyun"
AK Parti Grup Başkanı Güler, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in, bütçe görüşmelerindeki konuşması sırasında "Cumhurbaşkanı nerede?" dediğini anımsatarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, İçtüzük kapsamında bu konuda Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve ilgili bakanları görevlendirdiğini belirtti. Güler, Erdoğan'ın, Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ı kabul ettiğini hatırlattı.
Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun 2021 yılı bütçe görüşmelerinde sarf ettiği "Sakarya Tank Palet Fabrikası bedavaya verildi, peşkeş çekildi." sözlerini aktaran Güler, "Bir gurur duyun. Özgür Özel Bey, TUSAŞ'a gittiniz, KAAN'ı gördünüz." ifadelerini kullandı.
Toplu Konut İdaresi (TOKİ) Başkanlığının 1983 yılından 2003'e kadar 41 bin konut ürettiğine işaret eden Güler, bu rakamın 2003-2025 arasında toplam 1 milyon 747 bin 769'a ulaştığını belirtti.
Güler, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023'teki depremlerden etkilenen illerde TOKİ'nin konut teslimleri yaptığını anlatarak, "Allah'ın izniyle biz Hatay'ı da Adıyaman'ı da Malatya'yı da toplam Bulgaristan büyüklüğündeki tüm deprem bölgesini de ayağa kaldırdık ve kaldıracağız." dedi.
CHP Genel Başkanı Özel'in, partisinin bir grup toplantısında "Fatih Belediyesindeki büyük yolsuzluğu, büyük turpu açıklıyorum." dediğini aktaran Güler, bir taşınmazla ilgili söylenenlerin spor kulübüne tahsisle ilgili olduğunu dile getirdi. Güler, AK Parti'li, MHP'li, CHP'lilerin imzasıyla bu yerin verildiğini bildirdi.
Özel'in, Ordu'da partisinin mitinginde, "Çatalpınar'da akla hayale gelmez yolsuzluk yapmışlar." dediğini aktaran Güler, Çatalpınar Belediyesi ile görüşme yaptığını söyledi. Güler, verilen bir hibenin asfalt yapımı için değiştirildiğini belirtti.
"İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü" iddianamesini 7,5 günde okuduğunu ifade eden Güler, şunları kaydetti:
"Özgür Bey, bizim Fatih Belediyemizle ilgili 'turp' dedi. İddianamede diyor ki Ali Nuhoğlu, Güllüce Tarım'a ait Emirgan'daki her biri 50 milyon dolar olan 3 villayı İmamoğlu İnşaat'a sadece 15 milyona devretti. Önündeki İBB'ye ait arazi de bu devirden sonra 156 milyon liraya kamulaştırıldı. Bir yolun 4 milyonluk taşına 'organize yolsuzluk' diyen Özgür Özel, her biri 50 milyon dolar değerinde olan bu villalara, önündeki arsanın 156 milyon liraya kamulaştırılmasına ne diyecek? Bakın beni hiç dinlemiyor."
AK Parti Grup Başkanı Güler, iddianamedeki şüphelilerden harita mühendisi Yakup Öner'in mal varlığıyla ilgili bilgilere de dikkati çekti.
İzmir'le ilgili de açıklamalarda bulunan Güler, "İzmir'de mağdur kişiler var. Bayraklı'da, Çiğli'de, Uzundere'de kilit vurdunuz konutlara. Mağdur ettiniz insanları. TOKİ'yi izleyeceğinize, burayı izleyin, belediyelerinizi izleyin. 'İnsanlara söz vermişler toplu konut yapacağız.' diye. Kapılarında kilit var." diye konuştu.
Aksakal, TBMM Genel Kurulu'nda, 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi üzerindeki konuşmasında, bütçede faiz giderlerinin birçok bakanlığın toplam bütçesini geride bıraktığını savundu.
Parti olarak istenmesi durumunda yöntem ve işlerlik açısından yapılacak yasal çalışmalara teorik destek sağlayabileceklerini belirten Aksakal, bütçede para cezası gelirleri hedeflerinde yüksek rakamların dikkati çekici olduğunu söyledi.
DSP programının kalkınma için ortaya koyduğu ana temanın "üretim" olduğuna işaret eden Aksakal, "Kalkınma köyden ve köylüden başlar. Türkiye ne zaman köyden ve tarımsal üretimden uzaklaştırıldıysa işte o tarihten bu yana aynı sıkıntıları ve neticelerini konuşarak bugünlere geldik." diye konuştu.
Vatandaşın bugün en temel sorununun enflasyon olduğunu ifade eden Aksakal, "Pazarda, markette, mutfakta yaşanan yangın artık kontrol edilemez bir hal almıştır. Çalışanların gelirleri satın alma gücünü kaybetmiştir. Gençler geleceğe güvenle bakamamaktadır. Oysa burada yüce Meclis'te görüşülecek bütçeler, enflasyona karşı toplumun en kırılgan kesimlerini korumayı amaçlayan güçlü mekanizmalar içermelidir." değerlendirmesinde bulundu.
Aksakal, bütçenin en temel unsurlarından birinin sosyal devlet ilkesinin hayata geçirilmesi olduğunu belirterek, sosyal yardımlardaki artışların yeterli olmadığını ileri sürdü.
Bütçede şeffaflığın önemli olduğunu bildiren Aksakal, "Kamu harcamalarının etkinliği, hesap verilebilirlik mekanizmalarının güçlendirilmesi ve israfın önlenmesi konusunda hala ciddi eksiklikler bulunmaktadır. Vatandaş vergisini verirken fedakarlık yapıyor ancak bu vergilerin nereye, nasıl harcandığını sorguladığında net bir cevap alamıyor." dedi.
Aksakal, doğru planlama, adaletli paylaşım ve bilimsel politikalarla Türkiye'nin çok kısa sürede ekonomik ve sosyal açıdan büyük atılımlar gerçekleştirebileceğini belirterek, bunun yolunun toplumun tüm kesimlerini gözeten, üretimi merkeze alan, sosyal devleti güçlendiren bir bütçeden geçtiğini kaydetti.
Bütçenin milletin refahına, birliğine ve demokrasinin güçlenmesine katkı sunmasını temenni eden Aksakal, "Demokratik Sol Parti olarak 2026 Yılı Merkezi İdare Bütçe Kanunu Teklifi'ne kabul oyu vereceğimizi belirtiyoruz." diye konuştu.
Ala, TBMM Genel Kurulunda, 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi'nin tümü üzerinde yaptığı konuşmada, bütçenin memlekete ve millete hayırlı, uğurlu olmasını diledi.
AK Parti hükümetlerinin, 24'üncü bütçesini Mecliste görüşme imkanı veren millete şükranlarını sunduklarını belirten Ala, İstanbul Çekmeköy'de bir adrese düzenlenen uyuşturucu operasyonu sırasında açılan ateş sonucu şehit olan özel harekat polisi Emre Albayrak'a Allah'tan rahmet, ailesine ve millete başsağlığı diledi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bütçe görüşmeleri sırasında Genel Kurulda bulunmamasına yönelik sözlerini hatırlatan Ala, "Sayın Özel burada konuşurken, Sayın Cumhurbaşkanımız, Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ın Türkiye'ye resmi ziyareti vesilesiyle, Türkiye için anlaşmalar imzalıyordu. Burada Cumhurbaşkanı Yardımcımız da gayet hakkıyla kendisini temsil ediyor ve bütçe sunumunu gerçekleştirdi." ifadesini kullandı.
- "Gazze'de uluslararası kuruluşlar iflas etti"
Ala, dünyanın çeşitli bölgelerinde sıcak çatışmaların ve bölgesel savaşların devam ettiğinin altını çizerek, "Önümüzdeki dönemde bu risklerin artarak devam edeceği öngörülmektedir. Avrupa'da, aşırı akımların yükselişi ve artan yabancı düşmanlığı, siyasal istikrarsızlıkları giderek daha görünür hale getirmektedir. Böyle bir çağda, belirsizliğin artık bir kural haline geldiği, uluslararası hukukun, masum insanların acılarının enkazı altında kaldığı bir dönemde, bir devlet için en büyük hazine, devlet aklıdır, öngörüdür, dirayettir ve en önemlisi de kararlı bir siyasi liderliktir. Türkiye, bugün bu niteliklere sahip, bölgesel güç ve küresel aktör olarak, etrafındaki ateş çemberine rağmen, bir güven ve istikrar adası olarak yoluna devam etmektedir." diye konuştu.
İktidara geldikleri, 3 Kasım 2002'den beri, AK Parti olarak pozitif, insani ve erdemli bir dış politika izlediklerini söyleyen Ala, şu ifadeleri kullandı:
"Biliyoruz ki, gücü kadar adaleti, zenginliği kadar merhameti, cömertliği, imkanı kadar vicdanı olmayan dünya, haksızlık ve zulüm üretir. Bunun en vahim örneğini Gazze'de yaşadık, yaşıyoruz. Gazze'de zulüm ve soykırım, canlı yayınlandı, Gazze'de uluslararası kuruluşlar iflas etti, insanlığın vicdanı öldü, on binlerce masum insan şehit edildi, yüz binlercesi yaralandı ve milyonlarcası yerlerinden edildi. Hastaneler, okullar ve ibadethaneler bombalandı. Bu zulme en yüksek sesle karşı çıkan, bütün uluslararası kuruluşlarda, hakkı dile getiren, zulme karşı duran, Türkiye oldu. Ateşkes sürecinde ve Mısır'daki görüşmelerde en etkili inisiyatifi alan ülke, yine biz olduk. Mısır'da Gazze için imza atan 4 ülkeden biri Türkiye'ydi ve Recep Tayyip Erdoğan'dı. Vicdanımız nerede kanıyorsa orada oluyor. Vicdanımız hangi sesi yükseltiyorsa onu bütün platformlarda yükseltiyor. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı'nın böyle bir anlayışa sahip olmasından hepimizin memnuniyet duyması lazım. Bizi temsil ediyor. İşte bu nedenle, bütün mazlum coğrafyalar için Sayın Cumhurbaşkanı'mız küresel vicdanın sesidir ve bu nedenle dünyanın dört bir yanından milyonlar Cumhurbaşkanı'mızı bağrına basmaktadır."
- "Bundan sonra gereken adımlar kararlılıkla atılacaktır"
AK Parti'li Ala, Türkiye'nin çok boyutlu diplomasi ve beşeri nüfuz gücü sayesinde denge belirleyen merkez aktörler arasında yükseldiğini vurgulayarak, "Türkiye, uluslararası ilişkilerde lider diplomasisini en etkin şekilde kullanan ülkedir. Aynı gün içinde hem Amerika ile stratejik meseleleri konuşabilen hem Moskova ile en kritik güvenlik konularını aynı yetkinlikle müzakere edebilen tek ülkedir. Lideri de Sayın Cumhurbaşkanı'mızdır." dedi.
AK Parti'nin meydanlardan geldiğini anlatan Ala, CHP Genel Başkanı Özel'e seslenerek, şöyle konuştu:
"Her sözü aldığınızda Cumhurbaşkanı'mıza saldırmayın. Büyük bir dönemi yönetiyor. Her başınız dara düştüğünde AK Parti'yi suçlamayın. Kendinize dönün ve partinizi şaibelerden temizleyin. Sayın Cumhurbaşkanı'mız dünyada diplomasinin, Türkiye'de siyasetin liderliğini yapıyor. Türkiye Cumhuriyeti devletini temsil ediyor. Ukrayna-Rusya arasında savaş oluyor Cumhurbaşkanı'mız devrede. Tahıl krizi yaşanıyor, dünya açlık çekecek, çözen Sayın Cumhurbaşkanı'mız. Gazze'deki vahşete karşı en etkili ses Sayın Cumhurbaşkanı'mız. Libya, Suriye meseleleri gündeme geliyor, en etkili lider Sayın Cumhurbaşkanı'mız. Saymakla bitiremeyiz. Bu liderlik Türkiye'ye aittir, bunu örselemeyin. Kendi iç sorunlarınızı Sayın Cumhurbaşkanı'mıza saldırarak, onu konu edinerek perdelemeye çalışmayın. Biz Türkiye'nin, dünyanın ve bölgenin sorunlarını çözmeye çalışıyoruz. Siz de hiç olmazsa Türkiye'nin ikinci büyük partisi olarak kendi sorunlarınızı çözün, onu da bizden beklemeyin."
Muhalefetin, "meşruiyet" tartışması açtığını kaydeden Ala, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın halkın doğrudan seçtiği ilk cumhurbaşkanı olduğunu hatırlattı. Ala, "Meşruiyetten söz etmek lafı güzaftır. Size tavsiyemiz, bu meseleleri güzelce değerlendirip ondan sonra laf etmek lazım. Yoksa döner, 'siz önce kendi koltuğunuzun meşruiyetini düşünün' derler." ifadesini kullandı.
Türkiye olarak, bölgede ve coğrafyada kalıcı huzur ve istikrarı temel öncelikleri olarak gördüklerini vurgulayan Ala, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Dünyada ve Türkiye'nin çevresindeki gelişmeler dikkate alındığında 'Terörsüz Türkiye' hedefinin ne kadar önemli olduğu gerçeği izahtan varestedir. Enerjisini iç sorunlarıyla tüketmek yerine, fırsatlarına odaklanarak imkan ve kabiliyetlerini tamamıyla 'Türkiye Yüzyılı' hedeflerine yönlendirecek bir Türkiye'nin kazananı 86 milyon vatandaşımız, gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimiz ve bütün bölgemiz olacaktır. Kaybedeni ise ülkemizi ve bölgemizi istikrarsızlaştırmak isteyenler, terörden, kandan ve kaostan beslenenler olacaktır. 'Terörsüz Türkiye' hedefimiz, terörün bütün imkan, kabiliyet ve anlayışıyla topyekun ortadan kaldırılması iradesinin adıdır. Cumhur İttifakı olarak bu hedefi ortaya koyduğumuzdan beri geniş bir toplumsal ve siyasal destek söz konusu olmuştur. Milletimiz bu sorunun kökten çözülmesi konusunda güçlü bir destek vermektedir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli güçlü, kararlı ve açık bir irade ortaya koymuşlardır. Bu çerçevede terör örgütü kendini feshetmiş, silahlarını bırakmaya başlamış, TBMM'de komisyon da görevini sürdürmektedir, tamamlamak üzeredir. Süreç öngörüldüğü biçimde hassasiyetle yürütülmektedir, provokasyonlara ve sabotajlara asla fırsat verilmeyecektir. Terörün, bölgenin ve Türkiye'nin gündeminden tamamen çıkması için bundan sonra gereken adımlar da kararlılıkla atılacaktır. Türkiye prangalarından kurtulup, 86 milyonun huzur ve güvenliği için emin adımlarla ilerleyecek ve bölgemizdeki tehditlerin de ortadan kaldırılması sağlanacaktır."
- "Ülkenin en büyük yolsuzluk olayından mağduriyet üretmeye çalışarak milleti kandıramazsınız"
AK Parti Genel Başkanvekili Ala, Türkiye'nin kendi sorunlarını kendi kapasitesi, kurumları ve iradesi ile çözmesinden daha kıymetli bir başarısının olamayacağını anlatarak, başkalarının devreye girdiğinde neler yaptığının tarihi tecrübelerle sabit olduğunu vurguladı.
Cumhur İttifakı olarak "Terörsüz Türkiye" hedefi doğrultusunda kararlılıkla ilerlemeyi Türkiye'nin başarı projesi olarak gördüklerini söyleyen Ala, "İnanıyoruz ki, terörün gölgesi kalktığında, refah, huzur ve toplumsal dayanışma, omuz omuza yükselttiğimiz bu yeni dönemin en somut ve kalıcı kazanımları olacaktır. Ülkemizin ve bölgemizin istikrarını tahkim edecek bu sürecin sonuca ulaşması için herkesin katkısı önemli. Ülkemizin birlik ve bütünlük içerisinde bugünlere ulaşmasında en büyük paya sahip şehitlerimizi rahmetle, minnetle yad ediyorum. Gazilerimizi saygı ve şükranla selamlıyorum." diye konuştu.
AK Parti hükümetleri döneminde, ekonomide çok önemli başarılara imza attıklarını söyleyen Ala, "238 milyar dolarlık milli gelirimizi, 1,6 trilyon dolara çıkararak trilyon dolarlık ülkeler kategorisine girdik. 23 yılda dünya ekonomisi 3 kat büyürken, bu dönemde Türkiye ekonomisi tam 5,4 katına ulaştı." diye konuştu.
Ala, 6 Şubat 2023'teki Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından bütün imkanlarıyla milletin yaralarını sarmaya ve şehirleri ayağa kaldırmaya çalıştıklarını söyleyerek, şöyle devam etti:
"İstanbul Büyükşehir Belediyesinde yaşananları görüyorsunuz. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma sonucunda hazırlanan ve ağır ceza mahkemesinde kabul edilen iddianameden anlaşılıyor ki, bu iddialar vahim. 14 bakanlığın bütçesinden daha büyük bir bütçeye sahip İstanbul Büyükşehir Belediyesinde, projeler hazırlayıp, kentsel dönüşüm yaparak İstanbul'u depreme hazırlamak yerine, geniş ve derin bir yolsuzluk eko-sistemi kurulmuştur, iddia bu. Milletin kaynakları kendi hırsları ve emelleri için bu yolsuzluk sistemine aktarılmıştır. Milletin varlığı talan edilmiştir. İddialar bunun üzerine. Bu durum retoriklerle, mugalatalarla örtbas edilemez. Biz iddianameden söylüyoruz. Bunu siyasi alana çekerek, üzerini örtemezsiniz. Ülkenin en büyük yolsuzluk olayından mağduriyet üretmeye çalışarak milleti kandıramazsınız. Yolsuzluk düzeninin siyasi manipülasyonlarla örtülmeye çalışılması, milletin aklıyla alay etmektir. Bu sistemi, kuran, şikayet eden, şikayet edilen, delilleri yargıya sunan, kamuoyuyla paylaşan sizin partilileriniz, delegeleriniz, il ve ilçe başkanlarınız, milletvekilleriniz, eski genel başkanınızdır. Partinin arınmasını söyleyen sizin eski genel başkanınız. Biz genel başkanı ciddiye almayalım mı? Yani, Cumhuriyet Halk Partisinin, ana muhalefet partisinin bir önceki genel başkanını (Kemal Kılıçdaroğlu) ciddiye almazsak sizi de kimse ciddiye almaz. Sizin bir önceki dönem Genel Başkanınız bunları söylüyor, 'partim, Cumhuriyet Halk Partisi arınmalıdır.' Bu yolsuzluk düzeninden elde edilen kaynaklarla CHP'nin dizayn edildiğini söyleyen sizin eski belediye başkanınız, delegeleriniz, milletvekilleriniz. Partinizi mahkemelik yapan sizsiniz, biz değil, partinizi mahkemeye götüren sizsiniz. Doğrusu, Türkiye'nin ikinci partisinin içine düştüğü bu yolsuzluk sarmalı, bizleri de üzmektedir. CHP hep yerinde saya dursun, dünya baş döndürücü bir dönüşüm sürecinin tam ortasındadır. Dijital çağ, insanlık tarihinin en hızlı ve kapsamlı dönüşümünün yaşandığı dönemdir. İnsanlık 250 yılda sağladığı ilerlemeyi son 25 yılda kat etmiş, yani değişimin hızı ve etkisi benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaşmıştır. Biz bugün, kararlılıkla hedeflerimize ulaşmaya çalışırken, aynı zamanda geleceği de inşa etmek zorundayız."
- "Gerektiği zaman, gereken adımları atan bir partiyiz"
Ala, yerin üstündeki insanını değerlendiremeyen ülkelerin, yerin altından altın çıkması halinde dahi bu altını değerlendiremeyeceğini anlatarak, "Biz bunu başörtülü kızların okul kapılarında nasıl engellendiğini yaşayanlar olarak çok iyi biliyoruz. İnsanımız hangi düşünceden olursa olsun, gençler, hangi düşünceyi benimserseniz benimseyin, sizler bu ülkeyi ileriye götürecek en kıymetli varlıklarsınız." diye konuştu.
Sorunları görmezden gelme ve ötelemenin politikaları olmadığını anlatan Ala, "Milletimiz müsterih olsun. Enflasyonu da tek haneye düşüreceğiz. Milletimizin alım gücünü yükselteceğiz. Emeklimizin, çiftçimizin, işçimizin, esnafımızın, memurumuzun refahını arttıracağız. siyaset yapma nedenlerimizin en başında bunlar gelir. Gençlerimizin fırsat ve imkanlarını çoğaltacağız. Hep birlikte, büyük ve güçlü Türkiye'yi inşa etmeye devam edeceğiz. Biz AK Parti olarak gerektiği zaman, gereken adımları atan bir partiyiz." şeklinde konuştu.
AK Parti Genel Başkanvekili Ala, Türkiye'yi yüksek gelirli ülkeler grubunda ilerletmek ve demokrasisiyle, ekonomisiyle refahıyla, dünyanın en gelişmiş 10 ülkesi arasına taşımak için gereken reformları hazırlayıp hayata geçirdiklerini vurguladı.
Ala, şöyle konuştu:
"2026 yılını ülkemiz için bir 'reform yılı' olarak geçirmekte kararlıyız. Eş zamanlı, çok alanlı 'Türkiye Yüzyılı Reform Programı'nı hazırladık. Milletimizle buluşturacağız, buluşturuyoruz. Bu reformlar, ekonomik dönüşümden, yeşil ve dijital dönüşüme, sosyal politikalardan, yargı ve temel haklara, sanayiden teknolojiye, tarımdan enerjiye, her alanda büyük bir dönüşümü sağlayacaktır. Şimdiye kadar yaptıklarımızla, orta gelir grubundan şimdi üst gelir grubuna çıktık. Orada ilerlemek için bunları yapacağız. Ekonomi alanında, sermaye piyasalarının derinleştirilmesinden, sanayi ve teknoloji stratejisine, kuantum teknolojilerinden, gıda arz ve lojistiğine, yeni yatırım teşvik sisteminden, tarımda planlı üretime, kamu yönetimi mali kural seti oluşturulmasından, kamu harcamalarında verimlilik ve disipline, KİT yönetişim reformundan, vergide adalet ve etkinliğe kadar, çok geniş bir yelpazede reformları hayata geçiriyoruz."
Yerel yönetimlerdeki mali disiplini güçlendirecek adımları devreye alarak, kaynaklarını çoğaltarak şeffaflığı, hesap verebilirliği ve verimliliği daha da pekiştireceklerini kaydeden Ala, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu reformları, bu değişimleri, bu gelişmeleri tahkim edelim. Yeni, sivil bir anayasa ile milletin önünü açalım. Demokrasimizi kurumsallaştıralım. Artık korkular üzerine inşa edilmiş, milletin iradesini sınırlandırmayı, kontrol etmeyi, baskı altına almayı temel hedef edinmiş vesayetçi bir anayasa yerine, hürriyetlerin önünü açan, iyi işleyen bir devleti ve bireyin hak ve özgürlüklerini güvence altına alan yeni ve sivil bir anayasa yapma zamanı gelmiştir. Gelin hep birlikte, TBMM olarak yeni ve sivil bir anayasa yapalım ve milletimizin onayına sunalım. Katılımcılığı ve şeffaflığı sağlayan, kutuplaştırıcı değil, birleştirici, ayrıştırıcı değil, kapsayıcı, geçmişin tartışmaları üzerine değil, gelecek vizyonuyla inşa edilen bir anayasayı hepimizin ortak eseri olarak, milletimize arz edelim."
